<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>referandum arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/referandum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/referandum/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Dec 2018 16:21:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>referandum arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/referandum/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Romanya&#8217;da Evlilik Eşitliğine Karşı Referandumda Yeterli Katılım Olmadı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/08/romanyada-evlilik-esitligine-karsi-referandumda-yeterli-katilim-olmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2018 13:19:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[ILGA]]></category>
		<category><![CDATA[Katrin Hugendubel]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Romanya]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası LGBTI Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Romanya'da Anayasa'nın "eşler arasında" şeklindeki evlilik maddesinin "kadın ve erkek arasında" şeklinde değişmesine yönelik referandumda geçerlilik için gereken yüzde 30 katılım sağlanmadı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/08/romanyada-evlilik-esitligine-karsi-referandumda-yeterli-katilim-olmadi/">Romanya&#8217;da Evlilik Eşitliğine Karşı Referandumda Yeterli Katılım Olmadı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Romanya’da evlilik eşitliğini tartışmaya açan referandumda katılım yeterli çoğunluğa ulaşmadı.</p>
<p>6-7 Ekim’de gerçekleştirilen referandumda katılım yüzde 20,4’te kaldı. Referandumun geçerli olması için kayıtlı seçmenin en az yüzde 30&#8217;unun sandığa gitmesi gerekiyordu.</p>
<p>Romanya yasalarında evlilik “eşler arasında” olarak tanımlanıyor ve cinsiyet belirtilmiyor.  Geçtiğimiz aylarda 3 milyon Romanyalının imzaladığı ve “evliliğin bir erkek ve bir kadın arasında olması” gerektiğini savunan bir kampanyanın ardından, Romanya’da evlilik eşitliği konusunda bir referandum yapılmasına karar verilmişti.</p>
<p>Seçmenler Anayasa’da evliliğin “kadın ve erkek arasında” şeklinde değiştirilip değiştirilmemesini oyladı.</p>
<p>Referandumda çoğunluğun sağlanması eşcinsel evliliklerin önünü kapayacaktı.</p>
<h3>LGBTİ aktivislter karşıydı</h3>
<p>Aktivistler, referandumu insan haklarını hedef almasının yanısıra, 43 milyon Avroluk bütçenin ülkedeki eğitim ve sağlık sistemi sorunları için kullanılabileceğini söyleyerek eleştirmişti.</p>
<p>Romanya’da evlilik eşitliği tanınmıyor. Ancak Temmuz 2018’de Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla, Avrupa Birliği (AB) vatandaşı eşcinsel çiftlere oturma izni verilmesinin önü açılmıştı.</p>
<p>Uluslararası LGBTI Derneği ILGA’dan Katrin Hugendubel “Bu referandum, insanların ayrımcılığı onaylamasını amaçlıyor. Gökkuşağı aileler, çeşitli aile grupları Romanya’da yaşıyor ve hepsi bu öneri nedeniyle tehdit altında” demişti.</p>
<p>Romanya&#8217;da anayasal değişiklik için cumhurbaşkanı, hükümet ve parlamentodaki milletvekillerinin en az yüzde 25&#8217;i teklif verebiliyor ya da 500 bin imza toplanması yeterli oluyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/lgbti/201483-romanya-da-evlilik-esitligine-karsi-referandumda-yeterli-katilim-olmadi" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/08/romanyada-evlilik-esitligine-karsi-referandumda-yeterli-katilim-olmadi/">Romanya&#8217;da Evlilik Eşitliğine Karşı Referandumda Yeterli Katılım Olmadı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İrlanda&#8217;da Referandum Sonucu: Kürtaj Yasağı Yumuşatılıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/28/irlandada-referandum-sonucu-kurtaj-yasagi-yumusatiliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 May 2018 09:13:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtaj]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27186</guid>

					<description><![CDATA[<p>İrlanda'da yapılan kürtaj referandumunda, halkın yüzde 66.4'ü yasağın yumuşatılmasına "Evet" dedi. İrlanda Başbakanı Leo Varadkar, sonucu geçmiş 10 ile 20 yıl içinde İrlanda'daki "sessiz bir devrim" olarak niteledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/28/irlandada-referandum-sonucu-kurtaj-yasagi-yumusatiliyor/">İrlanda&#8217;da Referandum Sonucu: Kürtaj Yasağı Yumuşatılıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasındaki en katı kürtaj yasasına sahip ülkelerden İrlanda&#8217;da yapılan kürtaj referandumunu, kürtaj yasağının yumuşatılması için &#8220;Evet&#8221; oyu verenler kazandı.</p>
<p>Dün akşam saatlerinde açıklanan ilk resmi sonuçlara göre İrlanda halkının yüzde 66,4&#8217;ü kürtaj yasağının yumuşatılması için gerekli anayasa değişikliğinin yapılmasından yana oy kullandı. &#8220;Hayır&#8221; oyu kullananların oranının yüzde 33,6&#8217;da kaldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Gebeliğin 12. haftasına kadar yapılabilecek</strong></p>
<p>Referandumun ardından parlamentonun kürtaj için yeni düzenlemeler yapabilmesinin önü açıldı. Yeni düzenlemeye göre kürtajın gebeliğin 12&#8217;inci haftasına kadar yapılabilmesi planlanıyor. 12 ile 14 hafta arasında ise sağlık problemi olup olmadığına bakılacak.</p>
<h3><strong>Varadkar: İrlanda halkı modern bir anayasa istiyor</strong></h3>
<p>Kürtaj yasağının yumuşatılmasına &#8220;Evet&#8221; yönünde görüş bildiren İrlanda Başbakanı Leo Varadkar, sonuçların ardından yaptığı ilk açıklamada oylama için &#8220;sessiz bir devrim&#8221; tanımlaması yaptı.</p>
<p>Varadkar aynı zamanda İrlanda halkının &#8220;modern bir ülke için modern bir anayasa istediklerini&#8221; net bir şekilde ifade ettiklerini söyledi.</p>
<p><strong>Savita Halappanavar&#8217;ın ölümü</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-27188" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/475-321.jpg" alt="" width="475" height="321" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/475-321.jpg 475w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/475-321-320x216.jpg 320w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" /></p>
<p>Referanduma yol açan kürtaj tartışması aslında 6 yıl önce başlamıştı. 17 haftalık hamile Savita Halappanavar&#8217;ın ağrıları ve düşük yapacağı endişesiyle yaptığı kürtaj başvurusu reddildi ve kadın kısa süre sonra hayatını kaybetti.</p>
<p>Savita Halappanavar fotoğrafları &#8220;Bir daha asla&#8221; notuyla duvar afişlerinde yer aldı.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: left;"><strong>Anayasaya 1983&#8217;te eklenmişti</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: left;"><strong>İrlanda anayasasına 1983 tarihinde eklenen pir maddeye göre doğmamış çocuğun da annesi gibi yaşam hakkına sahip olduğu savunularak anayasada kürtaj yasağı getirilmişti.</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: left;"><strong>Kürtaj konusunda ağır cezai yaptırımlar getiren ihlal eden kadınlar 14 yıla kadar hapis cezası alabiliyor. Tecavüz kurbanı kadınların da kürtaj yapmaları engellenebiliyor.</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: left;"><strong>Kürtaj yasası nedeniyle her yıl binlerce İrlandalı kadın, başta İngiltere olmak üzere farklı ülkelere giderek kürtaj yaptırmak zorunda kaldı.</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: left;">Kaynak: <a href="https://bianet.org/bianet/kadin/197559-irlanda-da-referandum-sonucu-kurtaj-yasagi-yumusatiliyor" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/28/irlandada-referandum-sonucu-kurtaj-yasagi-yumusatiliyor/">İrlanda&#8217;da Referandum Sonucu: Kürtaj Yasağı Yumuşatılıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irak’taki referandum krizinin sivil toplum örgütlerine etkileri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/10/iraktaki-referandum-krizinin-sivil-toplum-orgutlerine-etkileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2017 08:16:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesud Barzani]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sınır tanımayan doktorlar]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum örgütleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yük taşımacılığına getirilen yasaklar, kontrol noktalarında artan gerilim… Sivil toplum örgütleri, Musul&#8217;un düşüşünden bu yana -zaten insani anlamda gergin olan bir bağlamda, Irak Kürdistan’ındaki bağımsızlık referandumu sonrası ortaya çıkan krizin ilk etkilerine maruz kalmaya başladı. Havaalanlarının kapatılması ilaç, teçhizat ve lojistik ekipman tedariki konusunda sıkıntılar yaratıyor Geçen cuma öğleden sonrası itibariyle yurtdışına sefer yapan uçaklar Kürdistan’ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/10/iraktaki-referandum-krizinin-sivil-toplum-orgutlerine-etkileri/">Irak’taki referandum krizinin sivil toplum örgütlerine etkileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yük taşımacılığına getirilen yasaklar, kontrol noktalarında artan gerilim… Sivil toplum örgütleri, Musul&#8217;un düşüşünden bu yana -zaten insani anlamda gergin olan bir bağlamda, Irak Kürdistan’ındaki bağımsızlık referandumu sonrası ortaya çıkan krizin ilk etkilerine maruz kalmaya başladı.</p>
<h4><strong>Havaalanlarının kapatılması ilaç, teçhizat ve lojistik ekipman tedariki konusunda sıkıntılar yaratıyor</strong></h4>
<p>Geçen cuma öğleden sonrası itibariyle yurtdışına sefer yapan uçaklar Kürdistan’ın başkenti Erbil ve Süleymaniye’yi terk etti. Bağdat, halkın ezici bir çoğunluğunun ‘evet’ dediği referandumu geçersiz kılmak için hava sahasını kapatmaya yönelik yaptırımlarda bulundu. Erbil havaalanı yönetimine göre yasaklar, insani, askeri ve diplomatik uçuşlara uygulanmasa dahi, bölgeye gelmek için ticari uçuşları kullanan STK çalışanlarını ciddi bir şekilde etkiledi.</p>
<p>Fransız Haber Ajansı’na (AFP) konuşan Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Kuzey Irak Sorumlusu Malika Saïm, “Çalışanların (bölgeden) ne gelebildiklerine ne de çıkabildiklerine” dikkat çekiyor. Saïm, ayrıca “Bağdat-Erbil arasında insani yardım uçuklarını kullanmanın da zorlaştığını” sözlerine ekliyor. Saïm hava sahasının kapatılmasıyla geçen cuma, Bağdat üzerinden Erbil’e gelen kargoların iptal edildiğini üzüntüyle söylerken bunun ilaç, teçhizat ve lojistik ekipman tedariki konusunda sıkıntılar yarattığını vurguluyor.</p>
<h4><strong>&#8220;Irak Ordusu askerleri ve bazı milisler kontrol noktalarında hem sivil Kürtlere hem de insani yardım çalışanlarına hakaretlerde bulunuyor&#8221;</strong></h4>
<p>Action Contre la Faim’in (ACF) Ortadoğu Müdür Yardımcısı Eric de Guerpe ise, Irak Ordusu askerleri ve bazı milislerin kontrol noktalarında hem sivil Kürtlere hem de insani yardım çalışanlarına hakaretlerde bulunduğunu aktarıyor. Birçok insani yardım örgütü gibi ACF de, Kürdistanı, Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin lojistik merkezi olarak kullanıyordu. De Guerpe, referandumdan önce Kürdistan üzerinden Musul’daki programa erişimin zorluğuna dikkat çekerek, bundan sonra işlerin nasıl yürüyeceği konusunda endişeli olduklarını dile getiriyor.</p>
<p>Yeryüzü Doktorları (Médecins du Monde- MDM) acil operasyonlar sorumlusu Marius Musca da, iki-üç günden bu yana Kürdistan ile Musul bölgesi arasındaki çalışanların etkinliklerini iptal etme kararı aldıklarını açıklıyor.</p>
<p><strong>‘Akut’ ihtiyaçlar</strong></p>
<p>MDM acil operasyonlar sorumlusu Musca “Kontrol noktalarında sorunları bekliyorduk ve yer değiştirmedik” derken, kliniklerin maksimum düzeyde olmasa da, yüzde 60-70 civarında açık kaldığını belirtiyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre insani ihtiyaçlar akut durumda. OCHA’nın rakamlarına göre sekiz ay süren mücadeleden sonra temmuz ayında kurtarılan Musul’da 700.000 kişi yerlerinden edildi. Ağustos ayında Musul’un istikrarı (BM henüz altyapının yeniden yapılandırılması, konut, eğitim sistemi, polis  vs. üstesinden gelmiş değil ) için en büyük meydan okuma nitelendirmesinde bulunan BM insani yardım koordinatörü Lisa Grande ise IŞİD’e karşı gerçekleşen operasyonlarda hâlâ on binlerce kişinin etkilediğine işaret ediyor</p>
<h4>&#8220;Kritik eşiğe yaklaşılıyor&#8221;</h4>
<p>OCHA güncel olarak ise &#8220;tüm tarafları sorumluluklarını üstlenmeye ve ihtiyaç sahiplerini engellenmeden insani yardım sağlamaya&#8221; çağırıyor.</p>
<p>MSF’den Malika Saïm sorunlarla şimdilik başedilebildiklerini fakat kısıtlı zaman sorunu olduklarını, kendi yapısal sorunlarının iki hafta içerisinde halledilememesi halinde kritik eşiğe yaklaşılacağının altını çiziyor. Sınır Tanımayan Doktorlar ise sorunsuz bir şekilde hizmetlerini üç ay süresince sürdürebilecekleri miktarda stoklara sahip olduklarını belirtirken, Marius Musca bu sürecin ötesine geçildiği takdirde, söz konusu örgütün faaliyetleri ve nihai olarak nüfus üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<h4>&#8220;Bağdat blöf yapıyor&#8221;</h4>
<p>Handicap International’in Irak program sorumlusu Thomas Hugonnier ise şimdilik bir kestirimde bulunmaktan uzakta. Hugonnier “Kuşkusuz bir risk var ama an itibariyle bu doğrulanmadı” derken yardım örgütünün sahada çalışmaya devam ettiğine işaret ediyor.</p>
<p>İsmini vermek istemeyen bir başka insani yardım görevlisi ise söz konusu ablukanın Bağdat yönetiminin bir blöfü olduğunu söylerken “İdari kısıtlamalar, faaliyet gösterilen tüm ülkelerde bulunabilir. Ve biz çok fazla sorun olmadan Musul krizini yaşadık halbuki durum Güney Sudan&#8217;da, Orta Afrika Cumhuriyeti&#8217;nde veya Yemen&#8217;de çok daha karışık” diyerek, yaşanan krizin aşılabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Söz konusu yazı Fransız <a href="http://www.lepoint.fr/monde/crise-au-kurdistan-irakien-premiers-impacts-pour-les-ong-30-09-2017-2160992_24.php#" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Le Point Dergisi</a>’nin internet edisyonundan çevrilmiştir.</p>
<p>Çeviren:<a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/erdal/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Erdal Aktaş</a></p>
<p>Ana görsel: © SAFIN HAMED AFP</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/10/iraktaki-referandum-krizinin-sivil-toplum-orgutlerine-etkileri/">Irak’taki referandum krizinin sivil toplum örgütlerine etkileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlık Referandumuna Bildirili Destek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/bagimsizlik-referandumuna-bildirili-destek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2017 09:11:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[Barzani]]></category>
		<category><![CDATA[KBY]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Rawest İnsani ve Siyasi Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Vahap Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Kürtlerinin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapmayı kararlaştırdığı Bağımsızlık Referandumu&#8217;na &#8216;nasıl baktığının&#8217; tartışıldığı bugünlerde, cevap bölgeden sivil toplum, iş dünyası, akademi ve edebiyat insanlarının yer aldığı farklı inanç, görüş ve mesleklerden  100 imzacının çağrıcı olduğu bildiri ile geldi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), geçen haziran ayında aldığı kararla 25 Eylül’de Bağımsızlık Referandumu yapacağını duyurmuştu. Bugüne [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/bagimsizlik-referandumuna-bildirili-destek/">Bağımsızlık Referandumuna Bildirili Destek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Kürtlerinin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapmayı kararlaştırdığı Bağımsızlık Referandumu&#8217;na &#8216;nasıl baktığının&#8217; tartışıldığı bugünlerde, cevap bölgeden sivil toplum, iş dünyası, akademi ve edebiyat insanlarının yer aldığı farklı inanç, görüş ve mesleklerden  100 imzacının çağrıcı olduğu bildiri ile geldi.</strong><span id="more-19055"></span></p>
<p>Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), geçen haziran ayında aldığı kararla 25 Eylül’de Bağımsızlık Referandumu yapacağını duyurmuştu. Bugüne kadar birçok ülkeden gelen referandumu erteleme taleplerini geri çeviren Mesud Barzani, ‘ikna edici bir alternatif’ olmadığı sürece sandığa gidileceğini açıkladı. KBY partilerinin tamamı bağımsızlığa onay verirken Goran ve Komel partileri de zamanlamayı önemli bir gerekçe göstererek referandumun ertelenmesini istiyor. Bu yıl Diyarbakır’da kurulan Rawest İnsani ve Siyasi Araştırmalar Merkezi, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül 2017’de yapacağı “Bağımsızlık Referandumu” için Erbil, Duhok, Süleymaniye ve Kerkük’te toplam 1.285 kişiyle yüz yüze görüşerek yaptığı kamuoyu yoklamasının sonuçlarını geçen hafta bir raporla açıkladı. Katılımcıların yüzde 45.8’i zamanlamanın doğru olmadığını düşünse de, referanduma katılacağını söyleyenlerin oranı yüzde 83.9. Türkmen ve Arapların tamamına yakını boykot edeceği için Kerkük’te &#8216;evet&#8217; oylarının yüksek çıkacağının vurgulandığı raporda, 5 Ağustos itibariyle bölgede yüzde 65.5 oranında olan bağımsızlığa desteğin, Gorran ve Komel gibi partilerin ‘hayır’ oyuna yakın olan tutumlarını esnetmeleri durumunda %77’ye çıkabileceği öngörülüyor.</p>
<p>Referandum kararının alındığı haziran ayından bu yana Türkiye ve İran gibi bölge ülkeleri de ABD ve İngiltere gibi batı ülkeleri de yüksek sesli reaksiyon göstermediler. Ancak referandumun yapılacağı tarih yaklaştıkça konu uluslararası gündemi daha çok meşgul etmeye başladı. Bugün artık sertleşen tepkilerle birlikte Türkiye siyasetinin de önemli bir gündemi haline gelen bağımsızlık referandumu, son günlerde siyaset ve medya camiasında “Türkiye Kürtleri bağımsızlık referandumuna nasıl bakıyor?” sorusu etrafında düşünülüp konuşuluyor. Bu soruya cevap olacak bir açıklama, bölgeden 100 imzacılı bir bildiri ile geldi.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-18963 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin.jpg" alt="" width="280" height="158" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin-610x344.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/el-zewat-saya-bexda-kurd-w-serxwebn-by-referandm-ragihnin-320x181.jpg 320w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" />Aralarında sivil toplum, iş dünyası, akademi ve edebiyat insanlarının yer aldığı farklı inanç, görüş ve mesleklerden 100 kişinin yayınladığı bağımsızlık referandumuna destek bildirisi şu şekilde:</p>
<p><em>“Birleşmiş Milletlerin 1966 tarihli İkiz Sözleşmelerinin müşterek 1. maddesine göre; “Bütün halklar, kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak uyarınca kendi siyasal statülerini serbestçe oluştururlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini serbestçe sağlarlar.” </em></p>
<p><em>Kürdistan Bölgesel Yönetimi, bu hak doğrultusunda 25 Eylül 2017 tarihinde bir bağımsızlık referandumu yapma kararı almıştır. </em></p>
<p><em>Bizler aşağıda imzası bulunanlar<strong>*</strong>; </em></p>
<p><em>Kürdistan’ın bağımsızlık referandumunu, bir halkın demokratik ve meşru bir hakkını kullanması olarak görüyor ve destekliyoruz.</em></p>
<p><em>Uluslararası kuruluşları ve bağımsız heyetleri, referandum sürecini izlemeye davet ediyoruz.</em></p>
<p><em>Referandum  neticesinde ortaya çıkacak demokratik iradeye herkesin saygı duymasını istiyoruz.</em></p>
<p><em>Bağımsız bir Kürdistan’ın Ortadoğu’da barışa, güvenliğe ve istikrara katkı sağlayacağına inanıyoruz.</em></p>
<p><em>Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”</em></p>
<p>Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumuna destek bildirisi imzacılarına Sivil Sayfalar olarak bölgeden referanduma yaklaşımları sorduk.</p>
<figure id="attachment_18543" aria-describedby="caption-attachment-18543" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-18543 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/fft64_mf1191661-300x202.jpeg" alt="" width="300" height="202" /><figcaption id="caption-attachment-18543" class="wp-caption-text">Mehmet Emin Aktar</figcaption></figure>
<p><strong>Mehmet Emin Aktar (Avukat): </strong>Yaşadığımız coğrafya özellikle son iki yılda geleceğe ilişkin umudunu, heyecanını ve beklentisini yitirmiş durumdaydı. Toplumsal olay ve siyasal gelişmelere karşı sessizleşen toplum, haziran ayında alınan Bağımsızlık Referandumu kararına ilgi duymuştu. Ancak bu ilgi gerek siyaset kurumu ve gerekse sivil toplum tarafından yeterince gündemleştirilememişti. Bunun birçok nedeni olabilir. Ancak referandum tarihi yaklaştıkça birçok ülkeden referandumun ertelenmesi yönünde çağrılar yapılmaya başlanmış, ana akım Kürt siyasetini temsil iddiasında bulunan bir siyasal partinin “anlaşılmaz bir dilde” referandum karşıtlığını dile getirmesi üzerine toplumun gerçek bakışını ortaya çıkarma ihtiyacı kendini daha fazla göstermişti. Bu inançla farklı görüşte ve ayrı mesleklerde insanların ortak bir metin ile yapacakları bir açıklama ile toplumun bağımsızlık referandumuna genel bakışını ortaya çıkarma düşüncesi ortaya çıktı. Amaç Peşewa Qazi Mihemed’in vasiyetinde söylediği gibi &#8220;Biz gerçekleştiremiyorsak gerçekleştirene destek olmak, o da olmuyorsa engel olmamak.&#8221;</p>
<p><strong>Vahap Coşkun (Akademisyen): </strong>Referandumu tarihi bir dönüm noktası; Kürtlerin asgari yüzyıllık &#8220;bağımsız devlet&#8221; rüyasının gerçekleşmesi yolunda atılmış en ciddi adım. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, bu hamlesini geri çevirmek veya bilinmeyen bir tarihe ertelemek için yapılan bütün telkinlere ve baskılara göğüs gerdi, referandumu yapma iradesinden taviz vermedi. Eğer beklenmedik bir facia ya da siyasi gelişme olmazsa, 25 Eylül’de Kürdistan’da sandık kurulacak.</p>
<figure id="attachment_16965" aria-describedby="caption-attachment-16965" style="width: 317px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16965" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg" alt="" width="317" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg 460w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1-320x199.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 317px) 100vw, 317px" /><figcaption id="caption-attachment-16965" class="wp-caption-text">Dcle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Vahap.Coşkun</figcaption></figure>
<p>Buradan bakınca, Türkiye’deki Kürtlerin kahir ekseriyetinin referandum kararının arkasında durduğunu görüyorum. Bilindiği üzere Türkiye’deki altı Kürt siyasi partisi bir araya gelerek “Bağımsızlık Referandumunu Destekleme İnisiyatifi” kurdular. Bu inisiyatif, kamuoyunda referanduma yönelik müspet bir algının oluşması için yaptığı çalışmalarının yanında, siyasi parti ve diplomatik temsilciliklerle de görüşmeler yapıyor. İnisiyatif oluşturan partilerin PKK’nin tavrına burada ayrıca değinmek gerekiyor. Bilindiği gibi PKK, referanduma karşı olduğunu açıkladı. Ancak bana göre, PKK tabanı PKK yönetiminden farklı bir noktada duruyor ve tabanın çok ağırlıklı bir kısmı 25 Eylül’ü destekliyor. Nitekim HDP’nin referandumun yanında aldığı pozisyon da, tabandaki bu desteğin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde Goran ve Komel referandum aleyhtarı bir çizgideler. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu partiler de bağımsızlık fikrine ve bağımsız Kürdistan devletine karşı değiller. Onlar zamanlamanın ve şartların uygun olmadığını belirtiyorlar, bunun için referanduma &#8216;hayır&#8217; diyorlar. Tabi &#8216;hayır&#8217; tercihinin arkasında siyasi çekişmelerin de yattığı unutulmamalı.</p>
<p>Zannımca Kürdistan’daki seçmenler de referanduma kısır politik çatışmaların ötesinde bir anlam atfediyorlar. Mesela KDP’yi ya da Barzani’yi tasvip etmemeleri, bağımsızlık referanduma karşı oldukları anlamına gelmiyor. Bağımsızlığın oylandığı bir vasatta bir Kürdün elinin &#8216;hayır’a gitmesi çok zor. Bu sebeple, Goran ve Komel’de de tavan ile taban arasında, bağımsızlık oylaması noktasında bir ayrışmanın yaşanması beklenebilir. Parti yönetimleri &#8216;hayır&#8217; için çabalasa da, bu iki partinin seçmenlerinin önemli bir bölümünün &#8216;evet&#8217; yönünde bir irade ortaya koyacaklarını tahmin ediyorum.</p>
<figure id="attachment_18542" aria-describedby="caption-attachment-18542" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18542 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/29306-e1505884119325-300x253.jpg" alt="" width="300" height="253" /><figcaption id="caption-attachment-18542" class="wp-caption-text">Rauf Çiçek</figcaption></figure>
<p><strong>Rauf Çiçek (Avukat): </strong>Kürdistan bölgesi için, Rawest’in açıkladığı bağımsızlık referandumu anketinde çıkan oranlar yapılmış olduğu tarih olan 5 Ağustos itibariyle ele alındığında &#8216;evet&#8217; oranlarının yüksek olduğunu düşünüyorum. Zira referandum tarihinin yaklaşmasıyla şu andaki atmosferle birlikte değerlendirdiğimizde bu oranın  yüzde 80&#8217;lerin üstüne çıkacağına inanıyorum. Diyarbakır&#8217;da referandumun nasıl göründüğüne gelince Kürdistan bölgesinde yapılan bağımsızlık referandumun aslında Kürtlerin zihninde ve de aklının bir köşesinde her zaman olan bir düşünceye eylemsel olarak tekabül ettiğinden hissen ve aklen taraftardırlar.</p>
<p>Diyarbakır ve Türkiye içindeki Kürtler açısından her ne kadar bağımsızlık referandumu şartlar ve zemin açısından müsait değilse de Kürtlerin zihin dünyasında böyle bir referandumu gönülden  desteklediklerine inanıyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<h4>* Bağımsızlık Referandumuna Destek Bildirisi İmzacıları:</h4>
<p>Abdulbaki Erdoğmuş, Abdullah Keskin, Abdurrahman Aslan, Adnan Güllüoğlu, Ahmet Faruk Ünsal, Ahmet Özmen, Ahmet Sayar, Ahmet Sevim, Alaattin Epözdemir, Ali Fuat Bucak, Arzu Yılmaz, Ayetullah Aşitî, Barış Yavuz, Bedrettin Karaboğa, Berivan Bingöl, Beşir Yılmaz, Bilal Medeni, Brusk Solduk, Burç Baysal, Emine Uçak, Erkan Azizoğlu, Eta Pektaş, Fahriye Adsay, Faruk Balıkçı, Fehim Işık, Ferda Cemiloğlu, Feridun Taş, Fikrî Amedî, Fuat Elçi, Fuat Önen, Gafur Türkay, Gülçin Avşar, Günay Aslan, Hamit Çakan, Hüseyin Kalkan, Hüseyin Sarıgül, Hüseyin Siyabend Aytemur, İbrahim Halil Küçük, İlyas Buzğan, İrfan Aktan, İrfan Burulday, Kadri Salaz, M. Xalid Sadînî, Mehmet Alkış, Mehmet Baykara, Mehmet Emin Aktar, Mehmet Kaya, Mehmet Rauf Çiçek, Mehmet Sanrı, Mehmet Vural, Mesut Yeğen, Muharrem Erbey, Murat Timur, Mustafa Özer, Mücahit Bilici, Müzeyyen Nergiz, Naif Bezwan, Nakşi Sayar, Necat Özdemir, Necdet İpekyüz, Nevin İl, Nurcan Baysal, Nurettin Elhüseyni, Nuşirevan Elçi, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Raci Bilici, Reha Ruhavioğlu, Reyhan Aktar, Reyhan Yalçındağ, Rojbin Tugan, Roşan Lezgin, Sabahattin Korkmaz, Sabih Ataç, Sabri Vesek, Sait Sever, Sedat Yurtdaş, Seher Akçınar Bayar, Seid Veroj, Selahattin Çoban, Selçuk Mızraklı, Selim Ölçer, Selim Temo, Sıtkı Zilan, Suat Bükün, Şahismail Bedirhanoğlu, Şehmus Ülek, Şemsettin Koç, Şerafettin Kaya, Şerif Derince, Talat İnanç, Tarık Ziya Ekinci,  Umamettin Yetiz, Ümit Fırat, Vahap Coşkun, Veli Encu, Yakup Aslan, Yaşar Abdulselamoğlu, Yüksel Avşar, Zahit Çiftkuran, Zozan Özgökçe.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/bagimsizlik-referandumuna-bildirili-destek/">Bağımsızlık Referandumuna Bildirili Destek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2017 15:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe Teşebbüsü]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KCK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14094</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de  dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/">Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de  dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş çok geniş bir kitleden bahsediyoruz. İnsanlar kendi çocuklarının dönemediği, cezaevinden çıkamadığı, yurt dışından dönemediği bir siyasal çözüm içerisinde bence bir barışa, huzura kavuşamayacak.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>16 Nisan referandumu hakkında itiraz ve şaibe iddiaları sürerken YSK’nın açıkladığı resmi sonuçlar resmi gazetede yayımlandı. Bu referandumla birlikte Kürt bölgeleri, tartışmaların merkezine taşındı. AK Parti’nin referandum sürecinde MHP ile sıkı bir ittifak yapmasına rağmen Kürt bölgelerinde oylarını artırması, anayasal değişikliğin toplumun yarısına yakını tarafından benimsenmemesi, daha da merkezileşmesi beklenen karar alma mekanizması karşısında sivil toplumun nasıl bir imtihan vereceği gibi konular, bölgede de birçok siyasi tartışmanın gündemini oluşturuyor. Bu konuların yanında 15 Temmuz&#8217;dan bu yana yaşanan yapısal değişikliklerin sebebi ve muhtemel sonuçları ile Kürt meselesinde bozulan çözüm sürecinin nedenlerini ve yeni bir süreç ihtimalini Cuma Çiçek ile konuştuk.</p>
<p>Ocak ayında yayınlanan 679 sayılı OHAL KHK’sı ile Mardin Artuklu Üniversitesi’nden ihraç edilen Cuma Çiçek çeşitli dergiler için Kürt meselesi, Kürt islamcılığı, dil politikaları, yönetim modelleri gibi konularda makaleler kaleme almış ve 2015 yılında &#8220;Ulus, Din, Sınıf: Türkiye’de Kürt Mutabakatının İnşası&#8221; adlı kitabı yayınlanmış bir akademisyen olarak çalışmalarına Barış Vakfı ile Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) gibi sivil toplum kuruluşları bünyesinde devam etmektedir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Referandumla ilgili değerlendirmelere girmeden önce biraz geriden bir soru ile başlamak istiyorum. Görebildiğim kadarıyla meclis karar alma mekanizmasıydı daha çok ve mecliste MHP, HDP’nin daha gerisinde bir role sahipti. 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte MHP karar alma mekanizmasını merkezileştirirse ve kendine benzetirse o mekanizmaya daha çok etki edebileceğini gördü ve böyle bir sürece girişti sanki. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>MHP rakamsal olarak meclisteki dördüncü parti ama son dönemde olan bitene baktığımızda siyaset alanını dizayn etme anlamında en etkin parti MHP. Çünkü Türkiye’deki ana siyasi aktörü kendisine benzetti; yani onun siyasal söylemini, önerdiği paketin içeriğini belirleyen aktör oldu, siyaset sahnesini nerdeyse dizayn eden temel aktöre dönüştü. Burada dert, karar mekanizmasını merkezileştirmek miydi? Böyle bir olgu var, bu çok açık, ama bunu düşünerek mi yaptı çok emin değilim. MHP açısından şöyle bir plan var bence: Bir, zaten ciddi bir kriz yaşıyordu. Bu krizi aştı ve mevcut tercihiyle AK Parti’ye kendi rengini verdiği bir paket olanağı sunarak kendi krizini aştı. İki, AK Parti gibi bir hükümetin kendisine vereceği destek üzerinden onun bütün söylemini, siyasetini belirledi. MHP’nin tek başına hükümet olamayacağının farkında. Şunu düşündü: Yasama açısından, başkanlık rejimi olması durumunda zaten parlamentodaki vekil sayısını üç aşağı beş yukarı koruyacak. Yürütme açısından, eskiden partiler ve meclis üzerinden bir koalisyon yapılıyordu. Sanırım daha çok devlet üzerinden, seçim dışı mekanizmalarla AK Parti ile pazarlık yapıp bir koalisyon hesabı yaptı. “Görünür siyasi aktörler gibi değil ama kapı arkasında yine bir koalisyon ortağı olurum, bu anlamda gücümü korurum” dedi. Yasama organında yine gücümü korurum yüzde 10-11 oyumu alırım ama öte yanda da Türkiye’nin bütün siyasal sürecin ana belirleyici aktörü olurum diye düşündü.</p>
<p><strong>Darbe girişimiyle bugüne kadar şöyle genel bir kanı vardı; devlet darbe girişimiyle birlikte zayıfladı fakat bu zayıflığı örtmek için sertleşti ve güçlü görünmeye çalıştı. Buna katılır mısınız?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 340px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg" alt="" width="340" height="191" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Burada temel soru şudur: Devletin güç kaynağı nedir? Antonio Gramsci örneğin ‘hegemonya + zor’ der. Hegemonya devletin sivil toplum alanında rıza üretme kapasitesi; “zor” ise bildiğimiz kaba kuvvet (asker, polis, cezaevleri gibi) araçlarıdır. Fransız düşünür Pierre Bourdieu devletin kullandığı zorda da bir rıza olduğunu, bu rıza olmadan devletin zoru kullanmayacağını ileri sürer. Devletler rıza üretme kapasitesiyle şiddet üretme kapasitesinin dengesinden oluşur. Rıza daha merkezdeyse daha güçlüyse daha demokratik, katılımcı bir devlet ortaya çıkar. Zor ve şiddet daha merkezdeyse otoriter, totaliter rejimler ortaya çıkar. Sorunuza gelecek olursam devletin şiddet kapasitesinin bu kadar merkezi olmasını tersinden okursak rıza üretme becerisinin zayıflaması olarak okuyabiliriz. Şöyle bir analizim var olan bitenlere dair; 2010 anayasa referandumundan bu yana bir devlet kriziyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum; yani Ankara’da bir kriz var. Bu krizin bence üç ana ekseni var. <strong>Birincisi;</strong> 2010 anayasa referandumundan sonra AK Parti ya da temsil etmiş olduğu siyasal islam, geleneksel Kemalist devlet elitini büyük anlamda marjinalize etti, bu konuda kritik eşiği aştı. 2010’dan bu yana CHP tarafından temsil edilen Kemalist elitlerle siyasal islamcı gelenekten gelen elitler ve temsil ettikleri toplumsal gruplar arasındaki çatışma derinleşti. Bence birinci kırılma buydu ve bu ciddi bir kriz yarattı ve bu kriz hala devam ediyor. <strong>İkincisi;</strong> 2011-2012’de dershane krizi ile ortaya çıkan şey, siyasal islamın iki kanadı arasındaki bir krizdi. O da şu: Aslına baktığınızda AK Parti’nin başarısını mümkün kılan şey, 2002 öncesinde bir araya gelememiş iki İslamcı hareketin ittifakıydı. Biri Gülen hareketiydi; sosyal alanda, akademide, ekonomide, medyada örgütlenmiş, hatta darbeden sonra gördüğümüz gibi askeri ve sivil bürokrasi içinde de ciddi olarak örgütlenmiş bir Gülen Hareketi vardı. Bir de Milli Görüş hareketinin 1970’lerden bu yana daha çok siyasi partiler üzerinden örgütlendiği bir hareket vardı. Bunlar AK Parti’ye kadar birbirine soğuk iki hareketti ama 2002’den sonra ittifak kurdular ve bu ittifak sayesinde AK Parti, Kemalist elitleri marjinalize edip iktidar olabildi. Ancak 2010’da kritik eşiğin aşılmasından sonra derin bir çatışma başladı. Tam da bu krizler devam ederken Suriye’de bir <strong>üçüncü</strong> çatışma alanı doğdu. Suriye’de, PKK’nin kardeş örgütü PYD liderliğinde bir ‘de facto’ yönetimin oluşmasıyla birlikte Türkiye, birdenbire İran’dan Hatay’a kadar, bir ihtimal Akdeniz’e kadar siyasal olarak bütünleşik olmasa da coğrafik olarak bütünleşik bir Kürdistan ihtimali ile karşı karşıya kaldı. Özellikle 2015 Haziranı’nda Tel-Ebyad’ın YPG’nin kontrolüne geçmesiyle birlikte Cizir ve Kobanî kantonları birleşti ve bunların Efrîn ile birleşme ihtimali ortaya çıktı. Bu ihtimal, devletin aslında çok da hazırlıklı olmadığı ve ciddi bir kriz içindeyken karşı karşıya kaldığı büyük bir çatışma alanıydı. Ben şahsen 15 Temmuz’u da 16 Nisan’ı da bu üç eksende derinleşen devlet krizinin parçaları ya da durakları olarak okuyorum.</p>
<p><strong>16 Nisan’dan sonra bu kriz aşıldı mı peki?</strong></p>
<p>Üç sebepten dolayı aşılmadı. Birincisi; Kürt/Kürdistan meselesinde Ankara’nın ne yapacağı çok belirgin değil. İkincisi; sert bir kutuplaşma üzerinden kampanyalar yürütüldü ve bu seçim sonucuna yansıdı. Yüzde 49’a yüzde 51 şeklinde bir tablo var. Bu tablo çok bariz bir şekilde ayrılmış iki toplumsal kesimin olduğunu ortaya koyuyor. Toplumdaki bu yarılmayı devletteki yarılmanın bir yansıması olarak okunması gerekir. Üçüncü olarak da siyasal islamın krizi de devam ediyor. Türkiye’de üç ana blok olduğu söylenebilir; biri CHP’nin temsil ettiği seküler-muhafazakâr milliyetçi blok, biri HDP’nin temsil ettiği sol popülist Kürt bloğu ve üçüncüsü de Ak Parti ile MHP’nin temsil ettiği islamcı-muhafazakâr milliyetçi blok. İslamcı muhafazakâr bloğun iki kanadının biri diğeri tarafından çok sert bir şekilde bertaraf edildi. Kısa vadede AK Parti’nin güçlenmesi ve cemaatin ortadan kaldırılması olarak okunabilir ama daha geniş bir tablodan baktığımızda ana akım islamcı-muhafazakâr blok, bir kanadının elli yıllık birikimini yerle bir etti. Bu elli yıllık birikimin yerini doldurmak, insani kaynak olarak da kurumsal birikim olarak da kolay değil. Bu üç sebepten dolayı bu devlet krizinin hala devam ettiğini düşünüyorum. Kısa vadede bunun aşılacağının emaresi yok. Belki 2019 seçimlerine kadar bu devam edecek.</p>
<h4><strong>“2019 seçimlerinde bile artık AK Parti ve Erdoğan’ın kazanacağı kesin değil”</strong></h4>
<p><strong>Ülkede demokratik yollarla bir şeylerin değişeceğine dair umudu giderek azalan bir kitle var ve özellikle batı yakasında son aylarda hareketliliğin, protestoların arttığını görüyoruz. Bahsettiğiniz krizin devam etmesi halinde bu durumda nasıl bir gelecek öngörebiliriz?</strong></p>
<p>Devlet krizinin bir boyutu da kurumsal yapıların çöküşüdür. Türkiye’de şu anda ciddi bir kurumsal çöküşle karşı karşıyayız. Bunun en görünür yüzü son bir yıldır ortadan kaldırılmış olan hukuk sahasıdır. Demokrasinin asgari şartı seçimlerdir. Yani yönetimin seçimle değişebildiği ülkeler demokratik ülkelerdir. Ama bugün adil seçimi mümkün kılabilecek kurumsal yapılar şu an ciddi bir şaibe altında, YSK vakası örneğin (YSK’nın mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayması). Demokratik sisteme olan güven azaldıkça ‘bu iş seçimle olmuyor, hileler yapılıyor, OHAL gibi bütün hakların sınırlandığı bir ortam içerisinde seçimlere götürülüyor, şu an demokratik olarak rekabet etme ortamımız yok’ düşüncesinin güçlendiği bir zeminle karşı karşıyayız. Türkiye’de seçimler üzerinden yönetime gelme ihtimalinin olduğunu gösterilemezse bu risk muhtemelen artacaktır.</p>
<p>AK Parti’nin referandumdan ana derdi, 1950’den bu yana seçmen profilinin yüzde 65-70 oranında olan islamcı-muhafazakâr kesiminin desteğiyle yürütmeyi birkaç dönem garanti altına almaktı. Bütün muhalif medya kapatıldı, akademisyenler işinden oldu, susmaya zorlandı, medya susturuldu. Bütün devlet kanallarının “evet” için kanalize olduğu bir ortamda ancak yüzde 51’lik bir oy ortaya çıktı. Bunun karşısında HDP’nin kurumsal olarak ortadan kalktığı, liderlerin tutuklandığı ortamda yüzde 49’a yakın bir oy çıktı. Bu şu anlama geliyor bence, 2019 seçimlerinde bile artık AK Parti ve Erdoğan’ın kazanacağı kesin değil. Hatta bir de bunun profiline baktığımızda özellikle kıyı şehirlerde, 30 büyük şehrin 17’sinde seçimi kaybetmiş. İstanbul, Ankara, İzmir gibi üç büyük şehirde kaybetmiş, Kürt bölgelerinde HDP oy kaybetmiş ama yine de yüzde 60’larda oy aldı. 10-12 ilde gücü olan partiyle karşı karşıyayız. Ben işin doğrusu beklenenin aksine referandum sonuçlarının 2019’da hayır cephesinin kazanma ihtimalini ortaya çıkardığını düşünüyorum. Türkiye’de ilk defa sosyal demokratların kazanabileceği ihtimali görüldü. Yüzde 49 oluyorsa yüzde 51 de olabilir. OHAL’in olmadığı ya da belli bir normalleşme olduğu ortamı düşünün iyi bir siyasal örgütlenme olduğu takdirde “hayır” cephesinin 2019’da yüzde 50’yi aştığını görebiliriz.</p>
<h4><strong>&#8217;17 Nisan&#8217;da muhalefet için ciddi bir siyaset alanı doğdu’</strong></h4>
<p><strong>Başlarken &#8220;siyasal karar alma süreçleri giderek merkezileşiyor, mecliste daha geniş tartışılan işler meclise pek uğramadan vs. yürütülüyor, referandum sonucu bu merkezi karar alma mekanizmasını sürekli kılabilecek bir mahiyet de içeriyor&#8221; demiştik. Bu süreçte sivil toplum hem daha fazla homojen oldu hem de  da daha az görünür oldu. Bizi bu anlamda nasıl bir gelecek bekliyor, sivil toplum bu karar alma mekanizmalarına dahil olmak için nasıl yöntemler bulmalı? Bu anlamda sivil toplumun önündeki imtihanı da biraz değerlendirmenizi isterim.</strong></p>
<p>Siyaset tek başına bildik devlet kurumları üzerinden yürüyen bir süreç değil. Kısa vadede muhalif hareketlerin güç sahası devlet sahasından öteye toplumsal sahaya yönelecek. Burada başka bir rızanın inşasına yönelecek ve böyle olursa Türkiye’de bir alternatif ortaya çıkabilir. Devlet iktidarına yönelmiş bir siyaset devam ederse işi biraz daha zor olur. Ama toplumsal alanı temel hedef olarak önüne koyan, burada bir dönüşümü, başka bir rızayı, başka bir Türkiye tahayyülünü ortaya koyan bir hareket olursa bence şu anda bunun önü açık.</p>
<p>Bir de bu rıza ve zor aygıtlarından ‘zor’un öne çıkmasının negatif tarafları da var. Baskı aygıtları kalıcılaşırsa sokak mobilizasyonu çok daha fazla artabilir. Bunu yanında, OHAL’de referanduma giden, çatışmacı, kutuplaştırıcı bir dille konuşan AK Parti’ye, AK Parti ile MHP’nin toplam tabanının beşte birinin onay vermediği görülüyor. Yüzde 62-63 oy alması gereken bir blok 12 puanlık bir kayıp yaşadı. Bu kesim büyük oranda eğitim düzeyi yüksek, daha kentleşmiş, sosyal sermayesi yüksek olan bir kesim. Böylesi bir siyaset üzerinden devam etmesi ‘evet’ cephesini de bir arada tutamayabilir. AK Parti tablosu böyle devam ettiği takdirde İslamcı muhafazakâr kesimde zaten var olan arayışın derinleşeceğini düşünüyorum. Bu anlamda 17 Nisan’da ciddi bir siyaset alanının oluştuğu bir güne uyandık aslında.</p>
<h4>“Bölgede HDP’nin temsil ettiği Kürtlük dışında ikinci bir Kürtlük oluşmuş durumda”</h4>
<p><strong>Görünen o ki Kürdistan’da 400-500 bin oy ‘evet’in lehine artmış durumda. MHP ile ittifak edilmesine rağmen bölgede Kürt seçmenden destek alındı ve kırılgan bir durum oluştu. Paketi halka götürmek için MHP mecliste önemli bir aktördü ama görülüyor ki MHP tabanından pek destek yok. Bunu da göz önüne alarak, örneğin MHP denklemden çıkarılarak 2019 seçimlerinde Kürtlerle ciddi bir ittifak kurulup başkanlığa gidilebilir mi? MHP ittifakının kırılganlığı ve sonucun önümüze koyduğu resimle ilgili ne söylenebilir?</strong></p>
<p>Açıkçası bu AK Parti’nin yapacağı tercihe bağlı. AK Parti daha kalıcı olmak istiyorsa böyle bir eyleme girmek zorunda. Ama bu kısa vadede çok mümkün değil. Bu kadar sert bir kampanya yürütmüş, bu kadar milliyetçi söyleme yaslanmış bir AK Parti’nin, aylardır idam tartışması yürüten bir partinin, kısa vadede Kürt meselesine döneceğini zannetmiyorum. Rasyonel bir siyaset yürütmeleri durumunda buraya kaymaları gerekecek, ama bunun için de koşullarının oluşturulmasına ihtiyaç var. 2019’a kadar seçimleri beklersek böyle bir eğilime girebilir. Kaybettiği yüzde 20’lik oyu değerlendirip, tekrar toparlanıp ilk çıkış yıllarını hatırlayarak daha reformist eğilime girebilir. Bunun için bile olsa zamana ihtiyaç var.</p>
<p>Kürt bölgesi bağlamında bir de şöyle bir tablo var AK Parti karşısında: sınır ötesinde Kürt meselesinin geldiği koşullar var; Irak’ta federe olan ve bağımsızlık eğiliminde olan bir Kürt bölgesi var. Suriye’de fiili bir otonom yapısı olan Kürt bölgesi var.</p>
<p>Burada, son dönemlerde Kürt siyasetinin güç kaybettiği şeklinde bir argüman da vardı. Bir güç kaybı var ama bu yapısal değil sayısal bir kayıp. Örneğin Diyarbakır’da yüzde 72’den yüzde 67’ye düşmüş, bu ciddi bir kayıp ama Diyarbakır’da HDP hala hegemonik bir güç. 1990’dan bugüne kadar legal Kürt partilerinin almış olduğu oylara baktığımızda 2014’e kadar yüzde 4-7 bandında olan bir hareket vardı. Ama 2014’ten bu yana yüzde 11-13 bandına yükselen bir HDP oluştu. Referandumu 400-500 bin oy kaybı olarak okuyabilirsiniz. Ama ‘2014’ten bu yana devam eden yüzde 10-12 bandındaki HDP artık burada kalıcı bir parti’ olarak da okuyabilirsiniz. Bu kadar sert bir döneme rağmen yüzde 10’luk bir bantta oyunu korumuş durumda. 2014’ten bu yana HDP’nin yaşamış olduğu bu yükseliş geçici değil yapısal bir dönüşüm olduğunu gösterir. Dolayısıyla Türkiye ölçeğinde yüzde 10 bandında bir HDP var artık.</p>
<p>Kürt bölgesine baktığımızda 9-10 ilde hegomonik bir güç, 3-4 ilde bir denge gücü 4-5 ilde de dikkate değer bir muhalefet. Yani yaklaşık 20 ilde iddiası olan bir parti ve Türkiye’nin 10 büyük şehrinde yüzde 7-10 bandında oy alan bir parti. İşin bir boyutu bu. Diğer boyutunu AK Partili Kürtler üzerinden değerlendirerek okuyayım. Bu çatışma döneminde HDP’nin oy kaybedeceğini bekliyordum çünkü ciddi bir kesim HDP’den çatışmaları durduracak, çatışmalara karşı çıkan, çözüm sürecine sahip çıkan çok daha aktif bir pozisyon almasını bekliyordu. Çok da aktif rol almadı, barışa sahip çıkamadı. Arada ezildi. Bundan dolayı oy kaybı bekliyordum, şaşırmadım. Benim şaşırdığım AK Parti’nin oylarının artması. AK Parti’nin de oy kaybedeceğini, seçime katılmama eğiliminin daha fazla olacağını bekliyordum.</p>
<p>AK Parti bölgede gücünü korumuş ve artırmış durumda. Bunu şöyle okuyorum: Birincisi; bölgede HDP’nin temsil ettiği Kürtlük dışında ikinci bir Kürtlük oluşmuş durumda. İslamcı Kürtler, dindar Kürtler 2005-2006 yıllarına kadar Kürt meselesinde çok aktif rol almıyorlardı. Ama şu anda AK Parti’ye oy veren Kürtler, MHP ile kurulan ittifaka ya da milliyetçi söyleme oy vermiş olmuyorlar. Çünkü bunlar da üç aşağı beş yukarı Kürtlerin kendilerini yönetmesinden, anadilde eğitimden, yerelleşmeden bahsediyorlar. Ama bunu HDP gibi sol, toplumsal cinsiyet gibi motivasyonlarla değil çok daha İslami, muhafazakâr, geleneksel motiflerle yapıyorlar. Kürt kimliğine sahip çıkan, bunu İslami argümanlarla yapan ama MHP’nin siyasal çizgisine yakınlaşan AK Parti’den de ayrılmayan büyük bir Kürt kesimi var. Bunun iki anlamı var bence. Ankara’daki AK Parti ile buradaki Kürtler arasında nasıl bir ilişki var? AK Parti buradaki Kürtleri kendini büyütmek için araçsal olarak mı kullanıyor ya da tam tersi muhafazakâr Kürtler HDP karşısında daha güçlenmek için AK Parti’yi siyaset, ekonomi, bilgi kaynağı olarak mı görüyor? Bence bu kitle hem araçsal bir ilişki üzerinden güçleniyor, yani HDP’nin yanında başka bir Kürtlük inşa ediyor, hem de AK Parti ile kurduğu İslami özdeşlik ona biraz ideolojik, politik olarak bir normatif çerçeve de sunuyor.</p>
<p>Hem Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine hem de HDP’nin taleplerini paylaşan muhafazakâr Kürt tabanında baktığımızda rasyonel bir akıl olursa AK Parti’nin bu meseleyle yüzleşip hem yüzde 30’u canlı tutmak için hem sınır ötesi bu dinamikle ‘etkin baş edebilmek’ için Kürt meselesinde çözüme dönmek zorunda olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aslında çözüm sürecinde bir yerelleşme üzerinde taraflar mutabakata varmıştı. İdris Baluken’in AK Partili bir yetkiliye cevaben yaptığı bir hatırlatma vardı. “Bu polemikleri bir tarafa bırakın, biz birlikte yasalar hazırladık, siz bu yasaları ne yaptınız?” diye iki yasayı telaffuz etmişti. Biri sivil toplum yasasıydı. Diğeri de yerel yönetimleri güçlendirme yasası. Belli ki süreç bir yasa tasarısı haline kadar gelmiş. Benim öngörüm şu Türkiye&#8217;de yerelleşme, adem-i merkeziyet üzerinden Kürt meselesinin çözümü hala mümkün. Bu şu anki başkanlık paketini daha demokratik hale getirir. Merkezi dengeleyecek yerel ve bölgesel güçler oluşur. Şu an bu şans hala var ama AK Parti şu anki hatta ısrar ederse MHP ile ittifakında yeni bir Türk-İslam kimliği inşasına yönelirse AK Parti’nin şu anki yerelleşme seçeneğini de arayabileceğini düşünüyorum.</p>
<h4><strong>“Referandumda, iki parti açısından ‘çözüme dönün, bu işi çözün’ mesajı çıkmış durumda”</strong></h4>
<p><strong>Bir yıldan uzun süre şehir savaşları yaşadık ve silahlı çözümün bölgede artık daha çok eleştirildiği bir durumla karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan için ‘referandum sürecinde sertleşiyor, süreç bittiğinde yumuşayacak, yeni bir çözüm sürecine başlayacak’ söylentileri dolaşıyordu Kürt bölgelerinde. Hatta bölgede başkanlık referandumuyla ilgili oy toplanırken ‘başkanlık demek, eyalet sistemine daha kolay geçiş demek’ şeklinde de anlatılıyordu. Bunları birlikte düşündüğümüzde önümüzdeki dönem için yeni bir çözüm süreci sizce nasıl yürütülebilir,  bizi bekleyen süreç yine PKK ile devletin oturup bir şeyler konuşması mıdır, bunun dışında başka bir yol var mı?</strong></p>
<p>Referandum sonuçlarına bölge bazında bakıldığında son iki yılda yaşamış olduğumuz kent çatışmaları ile devletin sert güvenlik eksenli politikasının sokakta bir karşılık bulmadığı görülüyor. Tamam, HDP’den Ak Parti’ye bir oy kayması var ama bu yapısal bir değişimi ifade etmiyor. Bunca hatasına ve kent çatışmalarında kitlesiyle yaşamış olduğu güven krizine rağmen HDP büyük oranda gücünü korumuş durumda. AK Parti içerisindeki Kürtler kendi Kürtlüklerinden, taleplerinden vazgeçerek MHP ile kurulmuş bu Türkçü, milliyetçi siyasete onay vermiş değiller. Tam tersine AK Parti’ye onu hala muhatap olarak kabul ettiklerini, onu desteklediklerini, çözüm merkezi olarak AK Parti’yi gördüklerini ifade ediyorlar. Referandumda, iki parti açısından ‘çözüme dönün, bu işi çözün’ mesajı çıkmış durumda. Bu sonuç, aşağıdan gelen siyasal taleple de örtüşüyor.</p>
<p><strong>Peki bu çözüm nasıl olacak? </strong></p>
<p>Çözüm sürecinde başarısızlığın bir sürü nedeni var, bunlardan bir tanesi AK Parti’nin görünür, somut bir projesinin olmayışı. Yani meselenin yönteminden ziyade içeriğine dair ciddi bir boşluk var.</p>
<p>Sahadan, aktörlerden aldığım izlenime göre AK Parti ‘biz bu işi çok büyük ölçüde çözdük, bireysel haklar sağlandı, geriye bir tek silahlar kaldı’ noktasında görünüyor. Ama sokaktaki insanlara baktığımızda haklar bağlamında talepleri karşılanmış değil. Geçen ay bir çalışma için AK Parti ile HDP dışındaki (Hüda-Par, PSK, ÖSP, PDK gibi) siyasi partilerle ve iki tarafla da konuşma kapasitesi olan sivil toplum camiasıyla (baro, Mazlum-Der, DTSO vb.) görüştüm. Örneğin 18 görüşmenin 16 tanesinde anadilde eğitim talebi ortak. Yine bu 18 görüşmenin 14’ünde yerinden yönetim, yerelleşme, âdem-i merkeziyet vurgusu var. Ankara daha çok ‘TRT Şeş açıldı, üniversitede bölümler açıldı, artık bunun ötesi yok’ gibi bir eğilim içinde. Ama bunun sokakta karşılığı yok. Dolayısıyla, PKK ile diyalog kurulmaksızın bu hakları merkeze alan, bu hakları tanıyıp kabul eden bir eğilime girerse bunun en azından çözüm üretme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Böyle olursa PKK, HDP gibi yapılar üstünde toplumsal baskı artabilir, ‘hükümet reformlar yapıyor, siz niye bu kadar şiddette ısrar ediyorsunuz?’ diye daha güçlü bir ses çıkabilir.</p>
<p>Süreç bir yere kadar böyle ilerleyebilir ama bir yerden sonra, PKK’ye dahil olmuş, dağa ya da sürgüne gitmiş, cezaevine girmiş insanların dönüşünü mümkün kılacak bir içeriğe de kavuşması gerekecek.</p>
<p>Kişisel tespitim şu: Türkiye’de ana-akım Kürt hareketinin tabanını oluşturan kitleler tek başına bir Kürtlük ya da Kürt kimliğini garanti altına alma üzerinden mobilize olan Kürtler değildir. Devletteki yaklaşım ‘Kürtlük bu kitle için kültürel bir kimlik dolayısıyla biz bu kültürel kimliği güvence altına alan bir reform yaparsak bu iş çözülür’ varsayımına dayanıyor. Ama ben bu varsayımın doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü esasında bu bölgedeki Kürtlük tek başına kültürel kimlik değil, ondan öte bir politik kimlik. Bu politik kimliğin çekirdeğini de bedel oluşturuyor. Bu bedeli de ben dört metafor üzerinden tanımlıyorum: dağ, mezar, sürgün ve zindan. İnsanlar ana-akım Kürt hareketiyle, bu dört metafor üzerinden ilişki kuruyorlar. Sadece sayısal olarak baktığımızda dahi çatışma sürecine dahil olmuş, öznesi olmuş, nesnesi olmuş çok geniş bir kitleden bahsediyoruz. İnsanlar kendi çocuklarının dönemediği, cezaevinden çıkamadığı, yurt dışından dönemediği bir siyasal çözüm içerisinde bence bir barışa, huzura kavuşamayacak. Bir de silah meselesi var. Bence devlet bu tarz hakları merkeze alarak ilerlerse PKK/KCK’yi silahsızlanma konusunda zorlayabilir, çok daha yoğun bir baskı kurabilir. Ama son kertede silahın bırakılması için tekrar bir temasa ihtiyaç olacaktır.</p>
<p>Özellikle HDP ve AK Parti dışındaki aktörlerden aldığım izlenim şu: bir yanda ana dilde eğitim gibi, yerelleşme gibi, siyasal haklar gibi haklar bağlamında, içinde diğer Kürt partilerin de olduğu ya da sivil toplum, kanaat önderlerinin de olduğu daha geniş bir grupla temas edilir. Öte yandan da PKK/KCK ile silahsızlanma diyaloğu yürütülür ama bu ikisi paralel olur. Zaten PKK ile yürütülen sürecin çözüme kavuşabilmesi için diğer sahada yol alması lazım. Ama nasıl Kürt sahasında görüşmecileri çeşitlendirip artırmak gerekiyorsa Ankara’da da CHP gibi, sivil toplum gibi çeşitli kurumların dahil olduğu, çatışmaların yumuşatıldığı bir sürecin olması lazım. Siyasi reformlar bağlamında daha katılımcı daha geniş bir süreç olabilir. Bu elbette daha zor olacak. Çünkü farklı düşünen aktörleri bir arada tutmak demek daha çok çatışma ve daha çok çatışma yönetimi demek ama ben böylesi bir sürecin daha kalıcı bir çözüm üreteceği kanaatindeyim.</p>
<p><strong>Silah dışındaki kültürel ve siyasal hakların tanınması müzakerelerinde HDP gibi legal aktörlerin daha aktif olduğu bir süreçte, ana akım Kürt hareketi içinde sizin tabirinizle merkez-çevre arasında bir rol değişimi mümkün mü ya da böyle bir rol değişimi gerekli mi?</strong></p>
<p>Doğrusu bu rol değişimi olmadan mesele çözüme kavuşamaz, bu mümkün değil. Kürt hareketi içerisinde iktidar ilişkilerinin yeniden dizayn edilmesi lazım. Ana akım Kürt hareketi içinde illegal alan dediğimiz PKK/KCK, Öcalan merkezde konumlanıyorlar. HDP, DBP, yerel yönetimler, basın, gibi legal siyasetler de daha çok çeperde konumlanıyorlar. Merkez, büyük oranda ana siyaseti kuran, ana politikaları belirleyen bir aktörken çeper ise bu siyaseti taşıyan ve temsil eden aktör. Kürt meselesi bir siyasal çözüme kavuşacaksa bir rol değişiminin olmasına ihtiyaç var. Ana akım Kürt hareketinin 1999’dan bu yana siyasi çözümde kafa karışıklığı yoksa, bir iç çözüm konusunda net bir hat varsa aslında kademeli olarak legal Kürt siyasetinin çeperden merkeze taşınması, merkezin de çepere gelip en sonunda da lağvedilip legal siyasete dahil olması gerekiyordu.</p>
<p>Benim görebildiğim kadarıyla Kürt hareketinin merkezindeki aktörler çok merkezden vazgeçmek istemediler. Çeperdeki aktörlerin de merkeze geçebilecek kadar ne güçleri var ne kapasiteleri var ve işin doğrusu ne de cesaretleri var. Çünkü bu yer değişimi kavgasız olmayacak.</p>
<p>Öte yandan devlet de bu dönüşüme onay vermedi. 90’lardan bu yana açılıp kapatılan Kürt partilerine baktığımızda ortalama ömürleri üç-dört yıl. Devlet Kürt partilerini kapatarak merkezdeki 50-60 siyasi figürünü siyasi yasak koyarak, cezaevine atarak bir şekilde bunu tekrara yöneltti. Bu da birikim sağlamayı, kurumsallaşmayı engelleyen bir mesele.</p>
<p>Son çözüm sürecine baktığımızda HDP’nin postacı olduğu yönünde eleştiriler vardı. Belki de HDP’nin çok daha merkezde olduğu bir güç dağılıma ihtiyaç vardı. Ama öte yandan bu rol dağılımını devlet de onayladı. Demirtaş tam da Kürt siyaseti içerisinde dönüşüm yaşayabilmek için ihtiyaç duyulan liderlerdendi. Böylesi güçlü bir lideri içeri atıyorsunuz. Çeperde kalma hali daha çok Kürt hareketi içerisindeki sorunlardan kaynaklı ama devlet de bir yönüyle buna onay veriyor.</p>
<p>Ama bu referandumun da teyit ettiği üzere HDP bu kadar pasifleştiği, bu kadar sahadan çekildiği, arada sıkıştırılıp ezildiği bir ortamda bile şu an arkasında duran ortalama yüzde 10’luk bir kitlesi var. Bu beş milyona yakın yetişkin nüfus demek. Şu an sokak HDP’ye biz senin arkandayız, arkanda durmaya devam edeceğiz mesajını veriyor. Dolayısıyla bu dönüşümü yapmak konusunda ana sorumluluk bence HDP’ye düşüyor. HDP’nin böylesi bir sorunun altına girip, riskler alıp biraz daha cesurca adım atması gerekiyor.</p>
<p><strong>Ana görsel</strong>: Cizre&#8217;deki çatışmalar sonrasında aileler yıkılan evlerinin önünde bekliyor.</p>
<p>YASİN AKGUL-AFP</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/">Cuma Çiçek: Kürt meselesinin adem-i merkeziyet üzerinden çözümü hâlâ mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/01/cuma-cicek-kurt-meselesinin-adem-i-merkeziyet-uzerinden-cozumu-hala-mumkun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 14:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Fehmi Özer]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkem]]></category>
		<category><![CDATA[nil mutluer]]></category>
		<category><![CDATA[Ohannes Kılıçdağı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Tbmm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor. Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararının oluşturduğu şaibe tartışması, protesto eylemleri ve onların yanı sıra ‘evet’- ‘hayır’ cephelerindeki neden-sonuç analizleri… İki tarafın da analizlerinin başlangıç noktasını referandum sonuçları oluştururken; 2019 seçimlerine yönelik öngörü ve değerlendirmeler de önemli bir yer tutuyor. ‘Evet’ cephesindeki tartışmalar; Ak Parti’nin geleceğiyle ilgili analizlerin yanı sıra; referandum sonuçlarının sorumluluğunu ötekine üzerine atan medya savaşlarıyla devam ediyor. Bu tartışmalar genel itibariyle referandum öncesinde ve referandum sırasında da devam etmişti. ‘Hayır’ cephesinde ise bir yandan elde edilen sonucun başarısı kendi hesabına yazılırken, öte yandan ‘evet’in geçilememiş olmasıyla ilgili kayıp da ötekinin, özellikle de Kürtlerin, üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Ama bunun yanında ‘hayırın’ çoğulculuğunu daha etkili ve uzun ömürlü kılmak için de tartışma ve karşılaşmalar sürdürülüyor.</p>
<p>Herkesin ortaklaştığı bir konu var ki, ‘hayır’ cephesi referandum sürecinde epey tepki alan ‘terörist’ yaftalamasıyla ‘Erdoğan veya Ak Parti karşıtlığı’ motivasyonuna indirgenen bir yapıdan oluşmuyor. Bu konuda ortaklaşan gruplar olduğu kadar, kendi içinde kırılganlıkları da olsa, sürdürülebilir bir iletişime aday platformlar da yer buluyor kendine. Dosya için görüşlerini aldığımız bireysel ‘hayırcılar’ kadar; kendi değerlendirmelerini kamuoyuna sunan platformlar bu zeminin sınırlarının genişleyebileceğini ortaya koyuyor. Sonuçlar, yeni seçimler ve iktidarı kazanmak gibi siyasi tartışmaların yanı sıra; yeni dönemde kutuplaşmanın azalması, çoğulcu bir demokratik ortamın inşası, barışın sağlanması ve kalıcı kılınması, emek adaleti, sürdürülebilirlik gibi konular da son bir haftadır farklı toplantı ve mecralarda dile getiriliyor. Mehmet Ali Çalışkan, referandumdan hemen önce kaleme aldığı <a href="https://www.sivilsayfalar.org/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">değerlendirmede</a>, karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanacağını vurgulayarak; “Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor” diyerek sivil toplumun yeni dönemde daha etkin bir çaba göstermesinin gerekliliğine işaret ediyordu. Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar da referandum öncesi açıklamasında çoğulculuk ve istişarenin önemini şöyle vurguluyordu<em>: Referandum sonrası meclisteki milletvekili sayısının kaçtan kaça çıktığı değil, o mecliste yumrukların mı yoksa barış dilinin mi konuşulacağı önemlidir. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı açıktır. Bu anayasa ancak olağanüstü halin ortadan kalktığı ve tüm seslerin duyulduğu bir ortamda yapılırsa tüm Türkiye’nin umudu olacaktır. Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın; herkesi, düşmanlık ve güç siyasetinin rağbet gördüğü yoz bir siyasi kültürden, çoğulculuğun ve adaletin hakim olduğu istişare kültürüne doğru bir yol açmaya ve bir arada yaşama imkanlarını inşa etmeye çağırıyoruz</em>.</p>
<p><strong>“Korku Değil Umut”</strong></p>
<p>Bu değerlendirme ve çağrıların ardından yapılan referandum değerlendirilmeleri; gerekli toplumsal çabaların gösterilmesi halinde eski dönemlerdeki karşıtlıkların giderilebileceğini ortaya koyacak bir duruma işaret ediyordu. Emek Adalet Platformu’ndan Mustafa Emin Büyükcoşkun, bu durumun ‘korku değil umut’ ekseninde değerlendirilmesinin gerekliliğini hatırlatarak şunları dile getiriyor: Sandıklardan taşan, iktidarı tedirgin eden ve daha da mühimi inanmışlığıyla ahlaki politik üstünlüğünü ilan eden “hayır” cephesindeki hayrı, başka bir olumsallığa taşımak için gene korku değil umut diyoruz. İradenin iyimserliğini, aklın kötümserliğine galebe çaldırarak, herkesi, bizleri buluşmaya, yan yana gelmeye, birbirimizi daha fazla dinlemeye, korkularımızı yenmeye, umuda yönelmeye davet ediyoruz. Bizleri ayrıştıran dikey kutupları yarmadıkça, “hayırla” “evet” arasındaki fark yaralarımız da kapanmayacak zira. Şimdi de tam da bunun için hayırda buluşmanın, hayırda yarışmanın vaktidir.</p>
<figure id="attachment_14016" aria-describedby="caption-attachment-14016" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14016" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg" alt="Ohannes Kılıçdağı- Akademisyen" width="270" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /><figcaption id="caption-attachment-14016" class="wp-caption-text">Ohannes Kılıçdağı Akademisyen</figcaption></figure>
<p><strong>Ohannes Kılıçdağı &#8211;</strong><strong>Akademisyen</strong></p>
<p><strong>“</strong>Başkanlık sistemine kategorik olarak karşı olmamakla birlikte, bu değişikliğin, demokrasinin temel şartlarından olan kuvvetler ayrılığını mevcut sistemden daha geri götürdüğü kanaatindeyim. Hızlı karar alma ve uygulama uğruna, birçok denetleme mekanizması devre dışı bırakılmış. Bunların yanı sıra, daha ilkesel boyutta konuşmak gerekirse, yeni düzenleme birçok noktayı cumhurbaşkanı olacak kişinin iyi niyetine bırakmış. Şöyle ki, düzenlemenin imkân tanıdığı birçok sakıncalı uygulamayı cumhurbaşkanının yapmayacağı varsayılmış. Ana güvence bu. Oysa ki, demokrasiler yönetenlerin, hele tek adamların iyi niyeti üzerine bina edilemez. Bilakis yapılması gereken, “İktidar yozlaştırır” şiarını daima hatırlayarak, yönetenlerin yetkilerini denetimsiz bırakmamaktır. Nitekim, anayasa kavramının ve uygulamalarının tarihsel çıkış sebebi tam da yönetenlerin keyfiliğini kısıtlamaktır. Dolayısıyla, mevcut değişikliğin ruhu bu anlayışa zıt olduğu için de “Hayır” dedim.</p>
<p>KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır da sonuçları değerlendirirken, yaşanılan durumun sadece Türkiye’ye özgü olmadığının altını ısrarla çizerek, “İnsanlık bir kriz yaşıyor. Ben bunu “dünyada ara buzul dönem” diye tarif ediyorum. Neden insanlık krizde? Çünkü bizim bildiğimiz politika, sınıf meselesi, sağ-sol ayırımları vs. sanayi toplumunun kalkınma ve modernleşme problemlerine cevap üreten modellerdi, şemalardı. Halbuki bugün aynı zamanda insanların önünde küreselleşme ve demokratikleşme diye başka bir mesele var. Batı, sanayileşmenin ürettiği sorunları çözdüğü, hukuku, kurumlarını vs. oturttuğu için biraz daha kolay göğüslüyor bu problemleri” şeklinde değerlendiriyor. Türkiye’nin batının aksine hem sanayi hem de bilgi toplumunun sorunlarını aynı anda yaşadığını belirten Ağırdır, gündelik hayatına uygun siyasetleri ve hukukunun üretememiş olmamızın sorunları daha da ağırlaştırdığını vurguluyor.</p>
<h4><strong> </strong><strong>“Oyunu Kimliklerin Dışında Tasarlamak”</strong></h4>
<figure id="attachment_14017" aria-describedby="caption-attachment-14017" style="width: 258px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14017" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/bekir.jpg" alt="" width="258" height="196" /><figcaption id="caption-attachment-14017" class="wp-caption-text">KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır</figcaption></figure>
<p>Ulus devlet ve merkezileşmenin bu sorunları çözmekte yetersiz kaldığını da vurgulayan Ağırdır, “Göç, çevre problemi, Kürt meselesi, adaletsizlikler, bunlara ulus devlet modeli içinden cevap üretilemiyor. Bugün Türkiye’de internete erişimin yüzde 80’lere geldiği, kırlarda bile yüzde 50 internet erişimi olduğu, sadece cep telefonunun bütün nüfusu aşan sayıda olduğu bir ülkede bildiğimiz eski usullerle iş yapma imkânı yoktur. Dolayısıyla olup bitenleri yalnızca bir liderin otoriter eğilimlerinden açıklayamayız. Önümüzde daha büyük bir mesele var. İçinde bulunduğumuz sert dönemin devam edeceğini göz önünde bulundurduğumuzda, ‘korkuların değil arzuların öne çıktığı’ daha demokratik bir ortak yaşamı nasıl sağlayabiliriz?” sorusu üzerinde düşünmenin önemine işaret ediyor. Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir ütopya oluşturmak’ olarak açıkladığı referandum sonrası dönem için vurguladığı yol haritası; kendi deyimiyle ‘oyunu kimliklerin dışında bir yerden tasarlamak’… Ağırdır, bunun için yüzde 51 ‘evet’ oyunun dahil olduğu bir yerden başlamak gerektiğini belirterek, “Başından beri referandum sürecinin bana umut veren kısmı şudur; birincisi, önce başarabiliriz umuduna yaslanmak. İki, gerçekten başarmak için öbür tarafın meramını da anlamaya çalışmak ve buradan yeni heyecanlar üretmek. Bu umudumu diri tutan şey, ilk kez “hayır” diye çabalayan insanların, kümelerin, grupların çoğu anonim, çoğu isimsiz birçok insanın ilk defa geleneksel particilik dışında, parti kimliklerinin dışından bir yerden düşünme, anlama, birbirini dinlemeye çalışma çabalarıydı. Hala da umutlu kılan şey o. Yani öbür tarafı anlayalım, öbür tarafa yanlış gelecek cümle kurmayalım! Bu çaba bile çok değerli&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Nalan Erkem/İnsan hakları savunucusu</strong></p>
<figure id="attachment_14018" aria-describedby="caption-attachment-14018" style="width: 132px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14018" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg" alt="" width="132" height="165" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg 767w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-640x801.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-610x763.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-320x401.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 132px) 100vw, 132px" /><figcaption id="caption-attachment-14018" class="wp-caption-text">Nalan Erkem-İnsan hakları savunucusu</figcaption></figure>
<p>Bir hukukçu olarak öncelikle Anayasa Mahkemesi üyeleri ile Hakimler ve Savcılar Kurulunun üyelerinin çoğunluğunu seçme yetkisinin partili cumhurbaşkanına yani bir parti ve onun başkanına vererek yargı bağımsızlığını tümüyle ortadan kaldıracağı için “hayır” diyorum. Bağımsız ve tarafsız yargının, hukuk güvencesinin olmadığı yerde hiç kimse güvende olmayacaktır ki zaten bugün yargının içinde bulunduğu durum önümüzdeki sürecin provası mahiyetindedir. Anayasa değişikliği, daha bir çok sakıncasının yanı sıra TBMM’nin yetkilerini elinden alarak işlevsizleştirdiği, neredeyse  partili cumhurbaşkanının beğenmediği hiçbir yasayı çıkaramaz hale getirildiği, cumhurbaşkanına  meclisi devre dışı bırakarak tek başına çıkaracağı  kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdiği ve bu geniş yetkilere sahip tek kişiyi denetleyecek hiçbir etkin  mekanizma ya da yargı yoluna  bu  yeni sistemde yer verilmediği için “hayır” diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_14019" aria-describedby="caption-attachment-14019" style="width: 183px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14019" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/buket.jpg" alt="" width="183" height="275" /><figcaption id="caption-attachment-14019" class="wp-caption-text">Buket Türkmen-Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi</figcaption></figure>
<p>Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir dil ve ütopya’ olarak formüle ettiği toplumsallıklar üzerinde düşünenler içinde, iki kadın akademisyenin değerlendirmeleri önemliydi. Buket Türkmen ve Nil Mutluer bir yandan “hayırın” içindeki ‘kadın’ vurgusuna dikkat çekerken bir yandan da yeni bir dönemin oluşma şartlarının Kürtlerin karşıtlığında buluşulmaması ve “hayırın” çoğulculuğunun kalıcı kılınmasının önemine işaret ediyorlardı. Referandum sonuçlarında İzmir-Diyarbakır fay hattının farklı saiklerle inşa edildiğini belirten Buket Türkmen, “Doğaldır ki aktörlerin farklı hafızaları bugün inşalarını da farklılaştırıyor. Yine de nereye kadar bu farklılıklar aşılmaz? Bu aşılamaz diye bakılan uçurumların yeniden pişirilmesinde nereye kadar iktidarın payı var? Bu bir tuzak gibi geliyor insana, sandıktan çıkan “hayır” oylarının coğrafi dağılımına bakınca. Bu farklı saikleri birbiriyle konuşturacak yeni bir “hayır”&#8221; hattının kotarılmasına, sertleş-tiril-miş söylemlerden uzak, minimum ortak paydaların altının çizildiği yeni bir muhalefet hattının inşasına ivedilikle ihtiyacımız var. Sandık ne mi söylüyor? Sandık en fazla bunu söylüyor, siyasal ve kamusal sahnedeki kutuplaşmacı söylemlere inat” yorumunda bulunuyordu.</p>
<h4><strong>“Yeni ‘hayırlı’ Siyaset”</strong></h4>
<figure id="attachment_14020" aria-describedby="caption-attachment-14020" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14020" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nil.jpg" alt="" width="208" height="125" /><figcaption id="caption-attachment-14020" class="wp-caption-text">Nil Mutluer</figcaption></figure>
<p>Nil Mutluer ise, “hayır” bloğu bileşenlerinin milliyetçi-laik kanadının yaşanan oy kaybı için Kürtleri sorgulamaktan vazgeçmesi ve bunun yerine gerektiğini yıllardır hiç ulaşamadıkları Anadolu&#8217;ya ve ötekileştirilen kesimlere ulaşmak için atılacak adımları düşünmek olduğunu belirterek, “Kürtlerin hakikatinin üstünü örterek veya Müslümanları dışlayıcı siyaset yaparak bunun olmayacağı açık. Esasında atılacak adımların ne olabileceğini ve çoğulcu, özgür ve demokrat bir siyasetin nasıl örülebileceğinin cevabı da gene “hayır” bloğunun demokrat ve özgürlükçü bileşenlerinde mevcut. Yüzyıllardır süregelen kutuplaşmayı aşmak kolay değil, ancak eğer taraflar ötekileştirme yerine birbirini dinleme, anlama ve birlikte siyaset örme yoluna girerse &#8216;yeni hayırlı&#8217; bir siyasetin de adımını atmış olurlar. Yoksa, bu hareket de Türkiye siyasetinin benzer gerçekleşemeyen yenileşme heyecanlarından biri olarak tarihteki yerini alır” uyarısında bulunuyor.</p>
<h4><strong>Avukat Hasan Fehmi Özer: Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</strong></h4>
<p>2010 referandumunda 12 Eylül Anayasası özgürlükler lehine değiştirildiği için ‘evet’ oyu vermiştim. 16 Nisan’da özgürlükler lehine bir kazanım görmediğim için ‘hayır’ verdim. Referandumda, “hayır” oyu, 15 Temmuz darbe girişimini desteklemek üzerinden nitelendirildi. Buna da çok tepki gösterdim. 15 Temmuz&#8217;da daha çağrı gelmeden çok önce meydandaydım. 16 Nisan’da verilen “hayır” oylarıyla hükümeti yaptığı hukuksuzluklar ve OHAL rejimi uygulamaları sebebiyle ciddi şekilde uyardığımızı düşünüyorum. Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Referandum sürecinde önemli bir kazanım olarak ortaya çıkan Hak ve Adalet Platformu da sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada sonuçların herkese tarihi sorumluluklar yüklediği belirtilerek, “Sürecin en büyük katkısı olan sivil toplumun siyasete müdahil olma avantajı her kesimin kendi rengi ile çalışıp ortak bir noktada buluşmasını sağlayabilir. Hak ve Adalet Platformu olarak bizler de “Medine Sözleşmesi” ışığında bu birlik ve beraberliğe katkı sağlamayı, kendilerinden emin olunanlar olmayı esas alarak bu sonuca katkı sağlayacağız. Hak ve Adalet Platformu toplumun dini duygularının iktidarların çıkarları için kullanılmasına esastan karşı duracak, kimlik odaklı değil bireysel özgürlüğü önceleyen, değer odaklı paydaşlıklara önem verecektir” değerlendirilmesinde bulunuyor. Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için “hayır” cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 14:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MSP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yenikapı Mitingi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve karar mekanizmalarını oluşturan kurumlarda köklü değişiklikler olacak. Parlamento artık hükümetlerin kurulduğu, temel politikalara ilişkin kararların alındığı ve alınan karaların siyasi temsilciler tarafından izlenip denetlendiği siyasetin ana merkezi olma özelliğinden uzaklaşacak. Hükümet ise seçilmişlerin değil atanmışların oluşturduğu siyasi olmaktan ziyade teknokrat karakterli bir heyete dönüşecek. Dolayısıyla hükümet, hem siyaset hem de sivil toplum için etkilenmesi hedeflenecek bir adres olmaktan çıkacak. Görünen o ki, temel siyasi kararlar Beştepe etrafında oluşan küçük bir elitler halkası içinde alınacak. O vakit misyonunu, kararları etkilemek olarak gören sivil toplumdan siyasete, her özne için artık yeni bir adres var. Şimdilik belirsiz olansa bu adres ile ne tür iletişim ve müzakere kanalları kurulabileceği.</p>
<p>Bugün ilkine başladığımız röportajlar serisinde referandumun neyi değiştirmeyi hedeflediğini, neyi değiştirdiğini, bundan sonra nasıl bir siyasi hayatın oluşacağını ve sivil toplum-siyaset ilişkilerinin nasıl bir döneme girdiğini konuşacağız. Bu konuşmaları sivil toplum kuruluşları, yurttaş inisiyatifleri, düşünce dünyası temsilcileri ile yapacağız. İlk konuğumuz Cihangir İslam.*</p>
<p>Profesör Dr. Cihangir İslam, Saadet Partisi, Has Parti ve Mazlum-Der&#8217;in kurucularındandır. Kısa bir süre Saadet Partisi’nde bulunmuş, daha sonra HAS Parti’de yer almış; her iki partide de hem kurucular kurulu üyeliği hem de GİK üyeliği yapmıştır. Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarının AK Parti’ye katılmalarını şiddetle eleştiren, beş profesörün imzaladığı deklarasyona imza koyan isimlerden biriydi Cihangir İslam. Prof. Dr. İslam, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevine son verilen akademisyenlerdendir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AK Parti Türkiye’nin karar mekanizmalarında bir değişiklik yapmak üzere referanduma gitti ve bunu büyük bir destekle olmasa da başardı. Sizce neyi tam olarak değiştirmek istedi ve referandumla neyi değiştirmiş oldu?</strong></p>
<p>Bu hedeflerin iki boyutlu olduğunu görebiliriz. İlki dışa dönük olan diğer ise kendi içinde koyduğu hedefler. Başkanlık sisteminin bize nasıl tarif edildiğini hatırlayalım; öncelikle mevcut sistem Türkiye’nin önünü tıkayan, icraatı yavaşlatan bir sistem olarak tanımlandı. Ek olarak vesayete açık bir sistem olarak tanımlandı. Bunu aşmanın yolunun ise güçlü, yarı dokunulmaz bir başkanlık olabileceği söylendi. Bu bize anlattığı şekliydi. Peki kendi iç siyasi kadrolarına bunu nasıl anlattı? Bu ülkede halkın üçte ikisini muhafazakar, sağcı veya muhafazakar-milliyetçi diyerek tanımladı ve iktidarın parçalanmış siyaset içerisinde de bu kitlenin elinde kalması için böyle bir yol geliştirdi. Parçalanmış siyaset ne yapıyordu? Geçmişte Mesut Yılmaz-Tansu Çiller örneğinden yola çıkarsak, beş parçalı siyaset yaşadık o günlerde, hükümet kurmayı beceremiyordu merkez sağ partiler. En sonunda bir Refah-Yol denemesi oldu ve bunların da hepsi müdahaleye açıktı. Bu özette haklılık payları var fakat ortaya konan öncüllerle varılan sonucu karşılaştırdığımızda bir uyumsuzluk olduğunu görüyoruz. Artı, koalisyonlar zararlı olarak gösterildi ki, bence koalisyonları zararlı mekanizmalar olarak görmek gerçekçi olmaz. Mesela CHP-MSP koalisyonu gerçekten başarılı ve Türkiye’de birbirine küskün iki toplumu bir araya getirmiş bir koalisyondu. Devlet açısından bakarsanız, Kıbrıs meselesini gündeme getirebilmiş ve meseleye müdahil olabilmiştir. Olayın politik tartışmalarını bir kenara bırakıyorum. Yani hızlı adım atabilmiş ve çok önemli bir karar alıp bunu uygulamaya geçirebilmiştir. Yine çok başarılı ama çalıştırılmayan hükümetlerden bir tanesi bence Erbakan-Çiller hükümetidir, Refah-Yol hükümetidir. Bunları dikkate aldığımızda aslında koalisyonların problem olmadığını, dayatılan koalisyonların problem haline getirilebildiğini… Yani vesayet üzerinden dayatılan koalisyonların problem olduğunu görebiliriz. Evet vesayet aşılması gereken bir şeydir ama şu anda vesayeti zaten aşmış durumdayız. 15 Temmuz darbesi bize vesayetin ortadan kalktığını da gösterdi. Bütün TSK’yı arkasına alamayan bir darbe girişiminin son çırpınışlar ya da başka amaçlara yönelik, geçmişteki darbe girişimlerinden farklı gerekçelere  yönelik bir teşebbüs olduğunu gösterdi. Neticede şunu söylemek istiyorum; koalisyonları aşmanın yöntemi ve başta saydığımız diğer gerekçelerle birlikte sonuca ulaşması çok tutarlı ve kendi içinde uyumlu bir mantık silsilesini ortaya koymuyor. Yapılması gereken şuydu; icranın önünü açmak için 12 Eylül Anayasası&#8217;yla güçlendirilen sorumsuz cumhurbaşkanını sembolik konuma indirmek ve icrayı güçlendirmek. Yani başbakanı, hükümeti ve bu sırada yasama ve yargıyı da güçlendirmek. Cumhurbaşkanının elinden bu yetkiler alınıp cumhurbaşkanlığını sembolik ve dışa dönük, ülkeyi temsil eden yüzü olan bir mevki haline getirmek. Türkiye’nin yapısı için de bu daha gerçekçi bir çözüm olurdu. Fakat mevcut değişikliğin pratikte yaptığı şey 12 Eylül Anayasası’nı, mevcut anayasayı güçlendirmekten başka bir şey değil.</p>
<p><strong>Aslında Ak Parti bu anayasa değişikliğine gelmeden önce, çözüm sürecinin işlediği dönemde başka bir iş birliği içindeydi. Kürt siyasetinin temsilcileri ile müzakere ederken anayasayı değiştirmesi bekleniyordu. Fakat bugünkü anayasa değişikliğinde MHP ile ittifak kurdu ve o döneme göre tam tersi bir anayasa içeriği ortaya konmuş oldu. Kurduğu ittifaklar da bir faktör oldu mu öyleyse?</strong></p>
<p>Bu noktaya nasıl gelindiğini aslında Ak Parti&#8217;deki siyasetin kırılmasıyla izah edebiliriz. 2010&#8217;lara kadar, hatırlarsanız, Ak Parti bir kitle partisinin yapması gerekeni çok iyi bir şekilde ortaya koyuyordu ve hiç ummadığı kesimlerin desteğini de almıştı. Tabanın siyasi taleplerini tespit ediyordu ve bu talepleri bir kıdem sırasına koyarak parti politikası haline getiriyordu. Belki bütün görüşlerden oy alabildiği bir dönemdi bu dönem. Demokratikleşme, insan hakları lehine atılan bir çok adım vardı. Bu millet de karşılığını gerçekten vefalı bir şekilde ona vermiştir. Fakat özellikle bu devlet içindeki bazı yapılanmalarla, yani geçmişte müttefik olduğu yapılanmalarla ters düştükten sonra AK Parti siyasetinde biz bir kırılma görüyoruz. Halkın siyasi taleplerini bırakıp kendi partisinin tepesinden bir takım çıkarımları adeta siyasi talep haline getirme zor kullanması, yani yukarıdan aşağıya dediğimiz siyasetin geçerli olduğunu görüyoruz. İşte Ak Parti&#8217;deki büyük değişikliği buradaki kırılma ile izah edebiliriz.</p>
<p>15 Temmuz bu siyasi dönüşümün kristalleşmesidir. 15 Temmuz akşamı meclisteki dört parti ortak deklarasyon yayınladı. Hepsi darbeye karşı ortak tavrı benimsedi. Peki Yenikapı&#8217;da ne oldu? HDP arabadan indirildi ve üç partiyle yapıldı miting. Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun gitmesi yönünde eleştiriyorlar ki ben eleştirmiyorum. Daha sonra anayasa taslağının tartışıldığı masaya CHP oturdu ama CHP&#8217;yi o masadan kaldırmak için AK Parti ve MHP tarafından o kadar büyük manevralar yapıldı ki, CHP o masayı terk etmek zorunda kaldı bir anlamda. Böylece dört partiden ikiye indik. Şimdi görüyoruz ki AK Parti bu yolun devamını yalnız yürüyecektir. MHP zaten başka bir ekibin eline geçmiş durumdaydı. Referandum da bize bunu gösterdi. Yani 1 Kasım seçimini düşünürsek; yüzde 63&#8217;lere varan oy potansiyeli vardı. Hatta diğer küçük grupların, HÜDA-PAR, BBP gibi grupların desteğini de düşünürsek &#8216;evet&#8217; oyuna yüzde 65&#8217;le başladı ve yüzde 51.4&#8217;e düştü. Bu kaybın AK Parti&#8217;den kayıp mı, MHP&#8217;den kayıp mı yoksa ikisinden birden kayıp ve dışarıdan da beklenmedik birtakım destekler mi oldu ki mutlaka olmuştur, bunun analizini yapmak araştırmacıların işi.</p>
<h4>&#8220;D<strong>evleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Bu ittifakın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Ak Parti, MHP ile birlikte yürüyecek mi yoksa onu da arabadan indirip yola tek başına mı devam edecek ya da başka iş birliklerine açık hale mi gelecek?</strong></p>
<p>15 Temmuz&#8217;da bir şey daha gördük. Bütün siyasi yapılar ikiye ayrıldı. Buna direnen bir tek CHP var. CHP&#8217;de bir yarılma beklemiyoruz. Yani en kötü şartlarda yüzde 24, en iyi şartlarda yüzde 26 arasında gidip gelen bir kitle. Fakat diğerlerine baktığımızda 15 Temmuz&#8217;un bütün partilerde bir yarılmaya sebep olduğunu görebiliyoruz. Yani kitleler ayrıştı. Daha sonraki MHP ittifakının, bugünkü MHP tabanını ne kadar temsil ettiği bir muamma.</p>
<p><strong>Ak Parti 2010&#8217;lara kadarki süreç içerisinde aslında ülkenin farklı seslerine kendi siyasetinin içerisinde yer veriyor dediniz. Fakat bu seslere kendini kapatmaya başlamış durumda. MHP ise zaten bu seslere açık olmaktan uzak. Bu ittifak AK Parti&#8217;nin kendini daha çok kapatacağını mı işaret ediyor bize? </strong></p>
<p>AK Parti kendi içerisinde öz eleştiri mekanizmalarını harekete geçirdikten sonra fabrika ayarlarına dönmezse bu kapanma devam edecek. Bu kapanma nedensiz bir kapanma değil yani şu anda AK Parti devleti ele geçirmek istemiş gibi görünüyor. Bu ülkede her siyasi partinin rüyası haline gelen bir durum maalesef. Çünkü objektif tanımlarla işleyen bir sistemimiz yok. Bunun olmaması bize her dönemde büyük kadro değişiklikleri yaşatabiliyor. Kaldı ki bir sene içerisinde köklü değişiklikleri görüyoruz. Bu değişikliklerin prensiplere bağlı olmamasını itaat ve sadakat mekanizmasına bağlıyorum.</p>
<p>Şu anda devleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz. Çünkü ben şu anda AK Parti&#8217;nin kendi politikalarını özgürce uygulayamadığını görüyorum. Bugün öyle politikalar görüyoruz ki, AK Parti&#8217;yi kuruluşundan beri eleştiren bir insanım ama, bazı politikaları kendi rasyonaliteleri içerisine de yerleştiremiyorum. Yani &#8220;Bu AK Parti değil&#8221; diyorum. Neye dönüştü peki? Bir laf vardı hani &#8220;Fikirlerimiz iktidarda&#8221; diye; sayın Devlet Bahçeli daha kibar davranıyor ve bu kadar yüksek sesle söylemiyor ama şu an tam olarak MHP&#8217;nin fikirlerinin iktidarda olduğunu görüyoruz. Bu taban üzerinde çok büyük alerji yaratıyor. Fakat şu anda sayın Erdoğan bunu kendi karizmasıyla, gücüyle bertaraf etmeyi becerebiliyor.</p>
<p><strong>Siz AK Parti&#8217;nin içinde bir tartışma bekliyor musunuz? &#8220;Nasıl oldu da biz MHP&#8217;yle bu ittifakı yapabildik?&#8221;, &#8220;Nasıl oldu da değiştirmeye çalıştığımız devlet politikalarının bir parçası haline gelebildik?&#8221; diyen bir AK Parti grubunun ortaya çıkabileceğini ve bir tartışma başlatabileceklerini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu tartışma iki partide de başlayacak. Yani yüzde 63&#8217;ün yüzde %51&#8217;e düştüğü bir ortamda &#8220;Kedi buradaysa ciğer nerede?&#8221; hadisesi yaşanacak. Önemli olan şudur, yüzde 51.4&#8217;le anayasayı değiştirdiniz, peki amaç neydi? Amaç şuydu; muhafazakâr bir insanın, daima cumhurbaşkanı seçilebilmesini, aynı kitle içinden çıkmasını garanti altına almak. Bu baştan beri benim söylediğim, bu içerik olarak tuzak bir anayasadır ve o tuzağa siz de kapılabilirsiniz. Artı bunun ahlaki olarak da bir haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü bir anayasayı bu ülkede yaşayan hepimizin, yani bazılarının zenginlik dediği ama benim kurucu unsurlar demeyi tercih ettiğim&#8230; Çünkü zenginlikten kurtulabilirsiniz, zenginlik sizin malınız, mülkünüz, sahip olduğunuz şeydir, bir arazdır neticede ama bütün bu ülkede yaşayan, Türkiye&#8217;nin özüne ait insanlar olduğunu yani değişmeze ait insanlar olduğunu kabul ediyorum. Siyasete de bu noktadan başlamamız gerektiğini kabul ediyorum. Tabii ki bir takım tartışmaları taban önümüze getirecektir. Bu yüzde 12, yani &#8216;evet&#8217; blokunun içerisinden hareket eden yüzde 12 &#8216;hayır&#8217; oyu vererek Türkiye&#8217;de farklı gruplarla ilkesel bir beraberliğin içerisinde girmiştir. Ben bunu sokağın 15 Temmuzuyla açıklıyorum. Oraya dönelim tekrar. &#8216;Saray&#8217; 15 Temmuz’dan bir anlamda başkanlık kotarmaya çalıştı. Bence bu, bu topluma sadakati vurgulayan bir davranış olmaz. Ben olsam bütün toplumu masanın etrafına toplar, çağıracağımız yer neresiyse artık; saraysa saray, büyük bir yuvarlak masanın etrafına toplayarak &#8220;Bu iş böyle gitmeyecek, gelin bir anasaya yapalım&#8221; derdim. Fakat maalesef öyle olmadı. Türkiye&#8217;nin kutuplaşma üzerinden adeta yok sayılan bir kesimi bu tartışmanın dışına atıldı ama güzel olan şudur ki; sağ veya milliyetçi veya muhafazakâr veya inançlı kesimden önemli bir parça koptu ve &#8220;Anayasa öyle yapılmaz&#8221; dedi. Bu benim tutunduğum umuttur Türkiye&#8217;de. Buna karşılık veren, son derece heterojen olan; içinde CHP&#8217;nin, HDP&#8217;nin, Alevilerin olduğu kesim de buna ilkesel bir karşılık vermedi ama ilkesel karşılık verenleri de biliyorum. İşte bu iki taraftan da prensipler üzerine hareket eden insanların çok iyi bir noktaya geleceğini düşünüyorum. Sokağın 15 Temmuz&#8217;u dediğim insanlar da bu insanlar. Türkiye&#8217;de demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu ayakta tutmaya çalışanlardır. Bakın 15 Temmuz&#8217;a bir dönüş yapayım müsaadenizle, 15 Temmuz&#8217;da şu dendi; &#8220;Biz demokrasi istiyoruz&#8221; dendi. &#8220;Biz bu ülkede herkesin inandığı ve inanmadığı gibi yaşamasını, özgürce yaşamasını, hukuk devletinin yürürlükte olmasını istiyoruz&#8221;, &#8220;Din özgürlüğünün veya inanmama özgürlüğünün herkes için geçerli olduğu bir ülke&#8221; dendi.  Bu noktalarda bu halk zımni olarak bir mutabakat ortaya koydu. Fakat maalesef &#8216;saray&#8217; bunu başkanlık kotarma yönünde kullandı. Burada yüzde 49&#8217;un sahip çıktığı, gösterdiği şey sokağın 15 Temmuz&#8217;da istediği şeydir. O gece sokakta bir anayasa ortaya kondu. Bu başkanlık sistemi, bu tali değişiklikler bu esas taslağın önünü kesmeye yönelik bir girişimdir. Devlet eski reflekslerine döndü ve bu siyaset bugün AK Parti üzerinden yürütülüyor ama AK Parti tabanının da buna çok tahammül edeceğini zannetmiyorum. Şu nokta var, AK Parti hedefine yine ulaşamadı. Yüzde 51.5&#8217;le siz herhangi bir şeyi garanti edemezsiniz. Yani şunu söylemek istiyorum; milliyetçi, muhafazakar, mütedeyyin tabana da hitap eden ama diğer kesimlerin de onayını alabilecek bir aday sağ grubun oylarını alabilecektir. Burada bunun işareti verilmiştir. İşte referandum akşamı tanıdığımız sayılı siyasilerin galibiyete rağmen yüzlerinin asık olmasının nedenini de ben buna bağlıyorum. Çünkü bunun bir &#8216;Pirus Zaferi&#8217; olduğunu onlar da görüyor. Sürdürülebilir bulmuyorlar. Milletin ilginç denge politikaları vardır. AK Parti iktidarında onaylanan başkanlığı tutar CHP&#8217;li bir siyasiye verir. Yani enteresan şeyler görebiliriz ileride. Tabii CHP&#8217;den demeyeyim de daha bağımsız bir şahsiyete verebilir.</p>
<p><strong>Bu yeni bir krize sebep olabilir mi sizce?</strong></p>
<p>Kriz bence sistemden kaynaklanan bir şey değil. Bizim yönetim kültürümüzden, yönetim anlayışımızdan kaynaklanıyor. Yoksa en kötü sistem bile bir şekilde yönetilebilir.</p>
<h4> &#8220;Özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum .. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz.&#8221;</h4>
<p><strong>Hukuki olarak yeni bir sisteme geçtik sonuç olarak. Ancak bu geçişin siyasi şartları oluşmuş gibi görünmüyor. Siz sokağın 15 Temmuz’u diyerek bu değişimi kabullenmeyen bir toplumsal mutabakat olduğuna işaret ediyorsunuz ve diyorsunuz ki &#8220;sokağın 15 Temmuz&#8217;u&#8221; birbiriyle uzun süredir konuşmayan, temas etmeyen kesimleri aynı prensipte birleştiren bir çerçeve oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde farklılıkların birlikte yer alabileceği yeni bir zeminin oluştuğundan mı söz ediyorsunuz? Böyle bir imkân mı var?</strong></p>
<p>Taraflarda yer alan küçük gruplar bu zemini zaten oluşturmuş durumdaydı. Ben iki tarafa da rahat girip çıkabilen, iki tarafta da kendi kimliğimle var olabilen, bu şekilde tartışabilen bir insanım. Türkiye&#8217;de sağ siyaset -buna merkez sağı da katıyorum, Refah hareketi, milliyetçi geleneği katıyorum- nispeten bunlar siyasetin tabandan belirlenmesine yönelik hareketler. Merkez sağ bu konuda daha zayıf kalmıştır fakat Milli Görüş hareketi, Erbakan hareketi bunun son derece ciddi bir şekilde altını çizmiştir. Siyasetin kaynağı devlet değildir, millettir. &#8216;Millet için devlet&#8217; anlayışı ön plana çıkar. Bunu nerede test edersiniz? Bunu iktidar zamanında test edersiniz. Bunu bir konjonktüre dayalı olarak mı savunuyorsunuz yoksa bu sizin için kalıcı, sizi siz yapan prensiplerden biri mi? Bana kalırsa, yani ortalama bir müslüman gözüyle bakarsam bu prensiplerden bir tanesi de &#8220;Devlet insan içindir. İnsan devlet için bir malzeme değildir&#8221; olmalı. CHP&#8217;ye yani bunun karşısında yer alan geleneğe baktığımızdaysa cumhuriyet tarihi boyunca sırtını devlete yasladığını ve devletin serasında yetiştirildiğini görüyoruz. Fakat bu yapılar elbette ki kırıldı. Özellikle Milli Görüş kökenli fakat daha sonra gömleği çıkarsa da tabanı muhafaza eden AK Parti iktidarı devletleşti. Devleti yönetmek üzerine 15 yıllık vekaleti eline aldı ve devleti yönetiyor. Tabii ki de bu ilişkide bir takım değişiklikler ve dönüşümler oldu. Tabandan gelen siyaset dedik; bu işin bir tarafı. Aslında tarihsel olarak da, cumhuriyet tarihine baktığımızda da Türkiye&#8217;ye demokrasiyi, insan haklarını getiren bu sağ siyaset olmuştur. Demokrat Parti geleneği, onun devamı da Adalet Partisi geleneği olmuştur. AK Parti ile siyasetin kaynağı milletten devlete kaymıştır, bu geleneğin sivil karakteri zedelenmiştir.</p>
<p>AK Parti&#8217;nin siyasetinin kırılmasından sonra kutuplaştırıcı politika izlediğini gördük. Diğer gruplarla konuşan, hiç olmazsa anayasayı birlikte yapan prensipleri bir kenara bırakıp kutuplaştırıcı bir siyasete daldığını görüyoruz. İzlediği yeni siyasetin ayakta tutulması için bu kutuplaşmaya ihtiyacı var çünkü demokrasi, insan haklarının bir kenara bırakılması mütedeyyin hatta muhafazakar tabanın kolaylıkla kabul edeceği bir şey değildir. Türkiye&#8217;de darbelerden birçok kesim zarar görmüştür. Darbelerden veya olağanüstü yönetim şekillerinden mütedeyyin kesim de çok ciddi zararlar görmüştür. Yapılan birçok araştırma gösterdi ki, gerek kültürel anlamda gerek siyasi anlamda islami kesimin bir şeyler üretebilmesi, ortaya koyması ve rafineleştirmesi demokratik ortamlarda daha mümkün oluyor. Birçok grup için de söz konusudur bu, çünkü tabandan yükselen bir siyaseti gerektirir. Şu anki devlet ve AK Parti tarafından tabana dayatılan kutuplaştırmanın ve tabanın buna ne kadar tahammül edeceği de önümüzde bir soru işareti. Bu referandumda bu soruya ilk cevabı da görmüş olduk. &#8216;Evet&#8217; blokundan kopan yüzde 12&#8217;lik bir kesim bu dayatmayı reddetti. Aslında &#8216;evet&#8217; verenlerin içinde de &#8216;hayır&#8217;a uzak olmayan veya hayat pratiğinde diğer kesimlerle birlikte ve eşit şartlarda yaşamayı kabullenmiş çok büyük bir kesim olduğunu da görüyoruz. Fakat neticede herkes farklı kaygı ve hesaplarla oylarını kullanmış olabilir. Söylemek istediğim şudur; kutuplaştırıcı politika bu tabana yabancı bir politikadır. Tavandan tabana yani yukarıdan aşağıya politika da bu tabanı rahatsız edecektir. Şimdiden adeta özellikle mütedeyyin insanların geçmişte, erken cumhuriyet dönemine dair eleştirdikleri birçok şeyi kendilerinin politika olarak benimsediğini görüyoruz. Türkiye açısından da sakıncalı bir durum. Çok genel bakarsak, bir toplumun muhafazakar kesimleri o toplumun kimliğini korumakla birlikte değişimci kesimler de muhafazakar kesimlerin dünyaya adaptasyonlarını sağlar. Bu anlamda muhafazakar ve değişimci kesimler arasında bir denge vardır ve bu dengenin bozulması bir süredir AK Parti&#8217;nin yürüttüğü bir politika oldu. Bir şey daha ben hissettim, bu sadece bir his; sanki bu toplum karizmatik liderlerden sıkıldı gibi geliyor. Ben bundan sonra, özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum ama bunu kanıtla derseniz nasıl kanıtlayacağımı bilemem. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz. Bunun altını çizelim istiyorum.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de kararlar alınırken mecliste partiler tartışma yaşardı.  Farklı sesler duyulurdu ve büyük kararlar üzerinde bir etki oluşturma kapasitesi vardı. Şimdi öyle görünüyor ki Saray&#8217;ın etrafında bir meclis oluşacak ve orada küçük bir grup büyük kararları verme konusunda daha etkili olacak. Sizce Türkiye&#8217;de bundan sonra karar alma mekanizması farklı sesleri duyma yollarını kapatmış olacak mı? Ya da nasıl ve kime duyacak? Bir kararı etkilemek isteyenler kendilerini duyurabilmek için hangi kanalları kullanacak?</strong></p>
<p>Görünüşte öyle olsa da fiilen Erdoğan&#8217;ın dışında karar alacak bir merci görümüyorum AK Parti içerisinde. İlk dönemlerin dışında hiç de tersi olmadı. Zaten baktığımızda Erdoğan&#8217;ın çevresi de yüzde yüz değiştiğini görüyoruz<strong>. </strong>Beraber yola çıkılan ve kurucu kişiler olarak adlandırılan insanların da şu anda Erdoğan&#8217;ın etrafında olmadığını fakat bambaşka ortamlardan gelen, Milli Görüş&#8217;ün içerisinde de bir rahle-i tedrisat görmemiş insanların etkili konumlarda olduğunu görüyoruz ki bu AK Parti içerisinde de çok eleştiri alan bir durum.</p>
<p><strong>Peki kurucu kadroların değişmiş olması mı bugün devletleşme temayülünü ortaya koyuyor?</strong></p>
<p>İç yapılarını bilemem ama ben size AK Parti içerisinde de önemli bir tartışma konusundan bahsedeyim. Mesela şimdi isim vererek canlarını sıkmak istemem ama içeriden muhalefete tahammül gösterilememiştir. Belli bir gazete etrafında, içeriden bir muhalefetin oluştuğunu görüyorsunuz ama bu insanların &#8216;sarayın&#8217; yakın çevresi tarafından ekarte edildiğini söyleyebiliriz. Genelde gördüğüm şey; Erdoğan&#8217;ın üzerinde etkili olan ve tabanı da temsil etmeyen insanların kadroları doldurduğunu söyleyebilirim. Ben yine AK Parti&#8217;nin, bu yeni dönemde hükümetin de sayın Erdoğan&#8217;ın destekleri doğrultusunda bir takım icraatlara girişeceğini tahmin ediyorum.</p>
<p><strong>Aleviler, Kürtler, kadınlar, sivil toplum kendini nasıl ifade edebilecek artık? Eskiden siyasi karakterler olan bakanlıkların kapısını çalmak mümkündü bir nebze. Tüm bunların değişebileceği bir döneme giriyoruz. Kim derdini kime anlatacak şimdi?</strong></p>
<p>Bu sadece sivil toplum kuruluşları için değil, Ak Parti teşkilatları için de geçerli. Ben AK Parti teşkilatlarını çok hevessiz gördüm bu seçim kampanyaları sırasında. Çünkü bu sistem misal, Üsküdar AK Parti teşkilatının da havasını söndürür. Sonuçta her şey Beştepe&#8217;den halledilecekse, oradan gelen talimatlarla hareket edilecekse il başkanları, ilçe başkanları icra memurlarına dönüşebilir. Halbuki sağ siyasi partilerde tabanla ilişki çok önemlidir, çok kuvvetlidir. Bu insanlar aynı mekanları paylaşır, aynı yerlerde yaşarlar ve toplumsal talepler çok doğal olarak yukarıya, adeta bir bitki içindeki içindeki metabolizma gibi köklerden alır yukarıya taşır. Şimdi bir işinizi halletmek istiyorsanız Beştepe&#8217;nin yolunu tutacaksınız. &#8216;Saray&#8217;dan gelen talimatla il veya ilçe merkezlerinin kapısında gideceksiniz. Bu bir partinin de aslında kendi elini kolunu bağlaması, bir anlamda kendini atıl hale getirmesi anlamına gelir. Yani siyasi partilerin de gücünü zayıflatacak bir şey. Toplumla ilişkinin seyri değişecek. Meselelerin hepsi yukarıdan halledilecek.</p>
<p>Her zaman şunu söylüyorum; bu toplumda iki kültür var. Siz de, ben de hepimiz hem batı kültürünün hem de islam geleneğinin tarihsel sonucu olan bu kültürün etkisi altındayız. Bunun dışında yaşamamız mümkün değil ama böyle yukarıdan inme bir siyaset de bu iki literatürün temel esprisiyle çok ters. Bu çok önemli bir noktadır. Tarihin akışına da terstir. AK Parti muhtemelen kendi içerisinden yükselen tepkilerle bunu değişikliğe götürebilir yakın bir zamanda.</p>
<h4><strong>&#8220;Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte Kürt meselesinde daha güçlü ve ciddi adımlar atılacaksa, bu sisteme katlanabilirim.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Ben yeniden referandum sonuçlarına dönmek istiyorum. Kürt meselesi çözüme çok yaklaşmıştı. O dönemde karşılaştığımız fotoğraf bugün oldukça değişti. Sizce referandumdan sonra bu yeni sistem oluşmaya başladıkça Kürt meselesinin seyrinde bizi yeni bir durum bekliyor mu? </strong></p>
<p>Kürt meselesi adına bugüne kadar ortaya konan herhangi bir siyaset hem MHP&#8217;yi hem de HDP&#8217;yi aynı pota içinde tutmaya yetmedi ama şöyle de bir gerçeğimiz var; bulacağımız çözüm hiç olmazsa bu ikisinden birinin itirazını içermemeli. Bu neticede bir mutabakatla çözülebilecek bir mesele. 7 Haziran HDP&#8217;si iki kesimi çok rahatsız etti; birinci olarak devlet reflekslerini uyandırdı, ikinci olarak benim  görebildiğim kadarıyla Kandil&#8217;i de çok rahatsız etti. Burada aslında bağımsız bir Kürt siyasetinin ne kadar istendiğini de derinlemesine araştırmak lazım. Kürt meselesinin çözümünde neticede elimizdeki en büyük şans, geçen 35 yıla rağmen tabanda yerleşmiş bir düşmanlığın hala tesis edilememiş olması. Devlet reflekslerine dönüş AK Parti&#8217;nin söylemini Kürt meselesinde de değiştirdi. Fakat bir umudum var ki, şu istemediğimiz sistem belki bize bir çözüm sunabilir. O zaman bu sisteme de katlanabilirim. Acaba şu sorunun çözümünde sayın Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte daha güçlü ve ciddi adımlar atmalarına vesile olur mu? Espri bir yana, bunu sağlarsa inanın bu sisteme katlanabilirim.</p>
<p>Kürt tabanının da çok büyük ölçüde bir kopuş yaşamak istemediğini düşünüyorum. Kürt illerinde yıllarca çalıştım. Son derece derin ve samimi ilişkilerim var bölgeyle. Bu deneyimle baktığımda, insanların gerçekten kopmak istemediklerini görüyorum. Tabanın bu kadar hazır olduğu bir durumda herhalde cesur bir siyaset bu işin üstesinden gelebilir. Burada sayın başkana iş düşüyor. Bunu yaparsa kendisini ve partisini ileriye taşıyabilir. Türkiye&#8217;de tabandan gelmeyen hiçbir çözüm kalıcılık taşımaz. Fakat tabanda yeri olan her çözüm her türlü musibete rağmen çok dirençli bir çözüm olacaktır.</p>
<p><strong>Saadet Partisi&#8217;nin &#8216;hayır&#8217; vermesi, referandum süresinde Hak ve Adalet Platformu&#8217;nun çalışmalarına başlaması ve yine &#8216;hayır&#8217; blokunda yer alması bize muhafazakar mahalle içerisinde bir yarılma olduğunu gösteriyor. Referandumdan sonra nasıl şekillenecek bu yarılma? İslami sivil toplum nasıl şekillenecek sizce?</strong></p>
<p>Yarılmayı özetleyelim öncelikle. AK Parti iktidara geldikten sonra 2009&#8217;dan 2010&#8217;a kadar özellikle muhafazakar kesimden ciddi bir muhalefet hatırlayabiliyor musunuz? Tamam, ben Saadet Partisi kurucusuydum ama fiilen hocadan (Erbakan) izin alıp mesleğime, doktorluğa döndüm. Ne zaman tekrar ortaya çıktı muhalefet? Has Parti&#8217;yle 2011&#8217;lerde bir takım sesler yükseldi. Bu da ne üzerinden gündeme geldi? Özellikle yolsuzluklar ve gelir dağılımdaki dengesizliğin derinleşmesi üzerinden gündeme geldi. Bunun anlamı şudur; AK Parti&#8217;nin bir özelliği de şuydu, olumlu bütün politikaları içselleştirip kendi siyaseti haline getirebiliyordu. Muhalefet, muhalefet edemez hale gelmişti. Ne zamanki yolsuzluk iddiaları gündeme geldi, kibir gösterildi, anormal şehirleşme arttı ve kaba bir modernleşme vücut buldu bu sebeple bir muhalefet birikimi oldu. Bu muhalefetin patlama yaşadığı dönem AK Parti&#8217;nin demokrasiden, insan haklarından ve çözüm sürecinden uzaklaştığı dönemdi. Çözüm sürecini hatırlayın, benim gibi insanlar çıkıp mahalle mahalle çalışma yapmıştı ve girdiği her platformda sürece dair umutlarını dillendirmişti.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi, devlet partisi statüsü taşıdıkça, devlet politikalarını benimsedikçe muhalefet daha da büyüyecektir. Kendi içlerinden de bir muhalefet çıkabileceğini en azından görebiliyorum. Çünkü söylediğim gibi bu, muhafazakar, mütedeyyin kanadın siyasi kodlarıyla uyuşabilecek bir durum değil. Temelde şunu da söyleyebiliirim, ortalama bir Müslüman kafası devletçi bir kafa değildir.</p>
<p><strong>Yani muhafazakar mahalle devletle imtihan edildi&#8230;</strong></p>
<p>AK Parti iktidar sınavını kaybetti, bunu daha önce de söylemiştim. Fakat iktidar başarısızlığından daha önemlisi bence devlet politikalarının uzantısı haline gelmesidir. Tabanda alerji yaratmasıdır. Şu anda bu kitleyi bir arada tutabilmesinin ciddi bir analizi yapılsa menfaat ilişkilerinin ya da ekmek kapısının ya da iktidarla iyi geçinme zorunluluğunun ön planda olduğunu görürsünüz.</p>
<p><strong>Demokrasi nöbetlerinde ortalama müslüman birinin dünyasında hala geçmişe dönme kaygısının hakim olduğunu görmüştük. AK Parti&#8217;nin olmadığı bir iktidarın onlara vaad ettiği şeyin eskiye dönüş olacağına dair bir kaygı olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Tabandaki güvenden bahsettik. Burada iki faktör söz konusu; birincisi AK Parti&#8217;de sayın Erdoğan&#8217;ın -özellikle kendi çevresinde- hiçbir muhalefete izin vermemesi kendi havzasında önemli bir şey. Yüzde 0.8&#8217;lik HAS Parti bile onları ciddi ölçüde rahatsız etti ve siyaseten kapatmaya kadar götürdü. Bir anlamda yılanın başı küçükken ezildi. Başka bir siyasi grubun ayakta tutulmaması hadisesi şehzade katline tekabül eder. Aslında saray kafasının çokluğa tahammülsüzlüğünde yatar bu. Saray fikrinin kendini değişmez görmesiyle izah edilebilir. Buradaki diğer faktör; diğer kesimlerle yani Atatürkçülerle, Alevilerle, seküler kitleyle bir güven ilişkisinin kurulabilmesi -bundan azade olarak buna mecbur olması- &#8220;aynı gemideyiz&#8221; fikrini oluşturma rolü iki tarafa düşüyor. Bunun yolu şudur; &#8216;selamünaleyküm&#8217; diyene &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermek değil, &#8216;aleykümselam&#8217; diye cevap vermektir. &#8216;Merhaba&#8217; diyene de &#8216;aleykümselam&#8217; olarak değil &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermektir. Biz burada iki kültürü yaşıyoruz. İki kültürel dile sahibiz. İkisini de öğrenmek zorundayız. Bu kötü bir şey değil. İkisi de tarihimize ciddi yön vermiş kültürler ve sentezleyebilmek mümkün. Bu ülkede hepimize yer var.</p>
<p>*Röportajı Mehmet Ali Çalışkan ve Bahar Kılınç gerçekleştirmiştir.</p>
<p>**Ana görsel, Yeni Asya Gazetesi&#8217;nden alınmıştır</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarla yeni bir barış gündemi mümkün mü?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/21/kadinlarla-yeni-bir-baris-gundemi-mumkun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 07:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Kadın Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Feminist Mekan]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13651</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış için Kadın Girişimi, tüm kadınları &#8220;barışı&#8221; tartışmaya davet ediyor. Barış için Kadın Girişimi&#8217;nin çağrısı şöyle: Savaşın boyutlarının her geçen gün arttığı, etkisinin her geçen gün çeşitlendiği bir dünyada barışı, şiddetsizliği ve adaleti konuşmak giderek zorlaşıyor. Barış sözünün ve eyleminin anlamsızlaşması savaşın hem bir sonucu, hem de bir yöntemi. Halbuki şiddet, yerinden edilmeler, yeni savaş teknolojileri, kimyasal [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/21/kadinlarla-yeni-bir-baris-gundemi-mumkun-mu/">Kadınlarla yeni bir barış gündemi mümkün mü?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="ltr">
<div class="gmail_quote">
<div dir="ltr">
<p>Barış için Kadın Girişimi, tüm kadınları &#8220;barışı&#8221; tartışmaya davet ediyor. Barış için Kadın Girişimi&#8217;nin çağrısı şöyle:</p>
<p>Savaşın boyutlarının her geçen gün arttığı, etkisinin her geçen gün çeşitlendiği bir dünyada barışı, şiddetsizliği ve adaleti konuşmak giderek zorlaşıyor. Barış sözünün ve eyleminin anlamsızlaşması savaşın hem bir sonucu, hem de bir yöntemi. Halbuki şiddet, yerinden edilmeler, yeni savaş teknolojileri, kimyasal saldırılar ve sınırlar, barış üzerine yeniden düşünmeyi ve eylemeyi gerektiriyor. Savaştan anladığımız ve savaş olarak yaşadığımız değiştikçe barış üzerine eylemeyi de yeniden anlamlandırma ihtiyacı artıyor. Ancak bunu yaparak barış konusundaki sessizliğin büyümesini engelleyebiliriz.</p>
<p>Barış için Kadın Girişimi olarak tüm kadınları iç siyaset, diplomasi ve sıcak savaşın ayrı ayrı çatışmalar ürettiği, kutuplaşmanın etkisinin sokağı daha çok sardığı, seçimlerin ve sandıkların toplumsal gerilimi farklı biçimlerde arttırdığı, yükselen ve susturulan sesleri belirlediği bir dönemde barışı konuşmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Kadınlar olarak savaşa ve barışa dair neler konuşmalıyız? Özlediğimiz barışın anlamı nasıl değişti? Konuştuğumuz alanları nasıl genişletebiliriz? Birbirimizle temasımızı koruyarak savaşın hayatlarımızın üzerindeki etkisini nasıl azaltabiliriz? Savaşın atmosferi kuşattığı bir dünyada bildiğimiz, kurduğumuz hayatları nasıl sürdürebilir ve çoğaltabiliriz?</p>
<p><strong>22 Nisan Cumartesi günü saat 13.00&#8217;te Feminist Mekan&#8217;da</strong>,  referandum sürecinin ertesinde savaşa karşı nasıl bir hat kurabileceğimizi birlikte tartışıyoruz.</p>
<p><b>Adres: </b>Katip Mustafa Çelebi Mah. Tel Sok. No: 20/3 Beyoğlu &#8211; İstanbul</p>
<p><strong>Barış için Kadın Girişimi</strong></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="yj6qo ajU"></div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/21/kadinlarla-yeni-bir-baris-gundemi-mumkun-mu/">Kadınlarla yeni bir barış gündemi mümkün mü?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetsiz Eylem Atölyesi katılımcılarını bekliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/19/siddetsiz-eylem-atolyesi-katilimcilarini-bekliyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/19/siddetsiz-eylem-atolyesi-katilimcilarini-bekliyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 13:03:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız Dijital Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Gene Sharp]]></category>
		<category><![CDATA[iddetsizlik Merkezi ve Düşünce Suçuna Karşı Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddetsiz Eylem Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[yurttaş haberciliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13522</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Şiddetsiz Eylem Atölyesi”, direniş ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde, kendi köşesinde “Ne yapabiliriz?” diye düşünen herkesi bir araya getirmeyi amaçlıyor. Şiddetsizlik Merkezi ve Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in birlikte düzenlediği atölyenin ana izleğini Gene Sharp’ın “Şiddetsiz Eylemin Politiği” kitabındaki tartışma oluşturuyor: Şiddet kullanmaksızın, etkin eylem nasıl gerçekleştirilebilir? Her ayın üçüncü pazar günü, sivil toplumun [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/19/siddetsiz-eylem-atolyesi-katilimcilarini-bekliyor/">Şiddetsiz Eylem Atölyesi katılımcılarını bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>&#8220;Şiddetsiz Eylem Atölyesi”, direniş ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde, kendi köşesinde “Ne yapabiliriz?” diye düşünen herkesi bir araya getirmeyi amaçlıyor. Şiddetsizlik Merkezi ve Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in birlikte düzenlediği atölyenin ana izleğini Gene Sharp’ın “Şiddetsiz Eylemin Politiği” kitabındaki tartışma oluşturuyor: Şiddet kullanmaksızın, etkin eylem nasıl gerçekleştirilebilir?</p>
<p>Her ayın üçüncü pazar günü, sivil toplumun farklı alanlarından gelen, farklı eylem yöntemlerini deneyimleyen aktivistler, akademisyenler ve hukukçuların tecrübelerini aktaracağı atölyelerde, hem beraber fikir üretmek, hem de haklarımızı, kendimizi savunma yöntemlerini öğrenmek için bir araya geliyoru<span class="m_-178266972390463361gmail-text_exposed_show">z.</p>
<p>Bu ayki buluşmamızda yurttaş haberciliği, bağımsız dijital medya, sosyal medyada haber paylaşımı ve dijital güvenlik konularını tartışacağız. Gezi direnişinden sonra önemini iyice idrak ettiğimiz sosyal medyanın haberleşme için kullanımını teşvik eden ve her yurttaşın bir haberci olabilmesini teşvik eden dijital medya ve güvenlik alanından konuşmacılar bizlerle olacak. Referandum sonrasında sosyal medya ve internetin seçim sürecini denetlemek, hak savunuculuğunu güçlendirmek için sunduğu imkanları gelin hep beraber tartışalım!</p>
<p><strong>Aklınızın karamsarlığını, iradenizin iyimserliğini de alıp gelin!</strong> </span></div>
<div><span class="m_-178266972390463361gmail-text_exposed_show"> </span></div>
<div><span class="m_-178266972390463361gmail-text_exposed_show"><strong>Yer:</strong> kargART</span></div>
<div><span class="m_-178266972390463361gmail-text_exposed_show"><strong>Tarih</strong>: 23 Nisan 2017, Pazar</span></div>
<div><span class="m_-178266972390463361gmail-text_exposed_show"><strong>Saat:</strong> 15:00</span></div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/19/siddetsiz-eylem-atolyesi-katilimcilarini-bekliyor/">Şiddetsiz Eylem Atölyesi katılımcılarını bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/19/siddetsiz-eylem-atolyesi-katilimcilarini-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
