<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Recep Tayyip Erdoğan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/recep-tayyip-erdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/recep-tayyip-erdogan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jan 2020 19:14:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Recep Tayyip Erdoğan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/recep-tayyip-erdogan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof Saydam&#8217;dan &#8216;Kanal İstanbul Derhal İptal Edilsin&#8217; Kampanyası&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/prof-saydamdan-kanal-istanbul-derhal-iptal-edilsin-kampanyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 09:39:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Saydam]]></category>
		<category><![CDATA[Çılgın Proje]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kanal istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46242</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam, Kanal İstanbul projesinin durdurulması için bir kampanya başlattı. change.org’da 'Doğal Dengeyi Bozacak Kanal İstanbul Derhal İptal Edilsin" başlığıyla açılan kampanyada imzalar hızla artıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/prof-saydamdan-kanal-istanbul-derhal-iptal-edilsin-kampanyasi/">Prof Saydam&#8217;dan &#8216;Kanal İstanbul Derhal İptal Edilsin&#8217; Kampanyası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Cemal Saydam, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı,  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na hitaben açtığı kampanyada, kanalın hiç yapılmamasının asıl çözüm olduğunu belirterek, “Kendi içinde bir denge ile tek bir musluk ile birbirini doldurup boşaltan bu denizlere ikinci musluğu takmak, hepimiz için geri dönülemez felaketin başı olur. Çünkü, Karadeniz iki musluktan iki kat hızla boşalacak fakat Karadeniz’i dolduran ve besleyen nehirlerin, Tuna’nın, Dinyeper’in debisi ve kapasitesi artmayacak! Durduk yerde Karadeniz havuzuna giren tatlı suyun debisini arttırmadan havuzu tek muslukla boşaltmak yerine bir musluk daha takılırsa sistem alt üst olur. Karadeniz git gide kuruyup yok olurken, diğer tarafta Marmara ve Akdeniz’in sıcaklık, tuz oranı bozulacak “Çılgın Proje”nin sonu Çılgın Felaket olacak! Projenin sahibi Türkiye olsa da etkileyeceği ülkeler ve doğacak sonuçlara bakılırsa bu felaketin sonuçları Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkeleri etkileyecek. Ortak doğamız olan bu denize yapacağımız her şeyde diğer ülkelerin de söz hakkı var ve er ya da geç o ülkeler de bu projenin hayata geçemeyeceğini söyleyecekler.” Diyor.</p>
<p>Kampanyanın tamamını okumak ve katılmak için<a href="https://www.change.org/p/do%C4%9Fal-dengeleri-bozacak-kanalistanbul-derhal-iptal-edilsin-yakanalyaistanbul-murat-kurum-csbgovtr-uabakanligi?recruiter=false&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=psf_combo_share_initial&amp;utm_term=psf_combo_share_initial&amp;recruited_by_id=ed991900-2797-11ea-97f6-33067034cf48&amp;share_bandit_exp=initial-975766-tr-TR&amp;share_bandit_var=v1" target="_blank" rel="noopener"> tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/prof-saydamdan-kanal-istanbul-derhal-iptal-edilsin-kampanyasi/">Prof Saydam&#8217;dan &#8216;Kanal İstanbul Derhal İptal Edilsin&#8217; Kampanyası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Mültecilik Forumu’nda Türkiye’den Kızılay, İHH ve COJEP Yer Aldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/kuresel-multecilik-forumunda-turkiyeden-kizilay-ihh-ve-cojep-yer-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 07:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[COJEP]]></category>
		<category><![CDATA[Filippo Grandi]]></category>
		<category><![CDATA[ihh insani yardım vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Mülteci Forumu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Selman Salim Kesgin]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kızılay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45855</guid>

					<description><![CDATA[<p>BM verilerine göre yaklaşık 70 milyon kişi zulüm, çatışma, şiddet ve insan hakları ihlalleri sonucunda zorla yerinden edilmiş durumda ve bu rakam önceki 20 yılın iki katı seviyesinde. Uluslararası göç akışının ciddiyetinin farkında olan karar alıcılar 17-18 Aralık’ta düzenlenen Küresel Mülteci Forumu’nda toplandı. Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde temsil edildiği foruma; sivil toplumdan Kızılay, İHH İnsani Yardım Vakfı ve Adalet, Eşitlik ve Barış Konseyi (COJEP)  katıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/kuresel-multecilik-forumunda-turkiyeden-kizilay-ihh-ve-cojep-yer-aldi/">Küresel Mültecilik Forumu’nda Türkiye’den Kızılay, İHH ve COJEP Yer Aldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanan siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar sonucu göç etmek zorunda kalan sığınmacıların 4/5’i komşu ülkelere gitmek zorunda kalıyor. Örneğin 2012 yılında Arap isyanlarının getirdiği çalkantılar nedeniyle Suriye’de meydana gelen iç savaşta yaklaşık 13 milyon Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. Sığınmacıların büyük bir kısmı ilk aşamada komşu ülkeler olan Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’a iltica etti. Nitekim Latin Amerika’da da şiddet, tehdit, insan hakları ihlali ile birlikte gıda, ilaç ve temel hizmetler eksikliği son dönemde bölge tarihindeki en büyük göç hareketine yol açtı. 2015&#8217;ten bu yana 4 milyondan fazla Venezuella vatandaşı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.</p>
<p>Göç olgusu günümüzde uluslararası sistemde en önemli meselelerin başında geliyor. Zorunlu göçün bir insan hakkı olduğunu sürekli vurgulayan sivil toplum kuruluşları göçmenlerle ilgili problemlere çözüm üretmeye çalışan kurumların önünde geliyor.  Örneğin dünyanın en çok sığınmacıya sahip olan ülkesi Türkiye’de sığınmacılara yardım sağlamak üzere 52 farklı uluslararası yardım kurumu görev yapıyor. Türkiye’de 42 farklı yardım kampı bulunuyor. Türkiye insani yardım konusunda önde gelen ülkelerden biri. Nitekim  Küresel İnsani Yardım 2018 Raporu&#8217;na göre, Türkiye 2017 yılının en çok insani yardım yapan ülkesi konumunda.</p>
<p>Türkiye’nin göç ile ilgili çalışmalarının farkında olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, 17-18 Aralık’ta düzenlenen Küresel Mültecilik Forumu’na Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eş başkan olarak davet etti. Küresel Mülteci Forumu, Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat’ın hayata geçirilmesi yolunda, bakanlıklar seviyesinde gerçekleşecek ilk toplantı olma özelliğini taşıyor.</p>
<p><strong>Küresel Mültecilik Forumu Ne Vaad Ediyor?</strong></p>
<p>Forum, dünyadaki mültecilerin ve ev sahibi toplulukların yaşam kalitesini iyileştirmek için tüm paydaşların daha somut ve uzun soluklu siyasi ve pratik değişimleri beraberinde getirecek anlamlı vaat ve taahhütlerde bulunmalarını sağlamayı hedefliyor. Mültecilere yönelik tarihte ilk kez düzenlenen foruma farklı ülkelerden mülteciler, hükümet ve devlet başkanları, uluslararası kurumlar, kalkınma örgütleri, iş dünyasından liderler, sivil toplum kuruluşu ve insani yardım kuruluşu temsilcilerinden oluşan 2 binden fazla delege katılıyor.</p>
<p>Türkiye’den Türk Kızılay, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) ve COJEP sivil toplum temsilcilerinin katıldığı forumun temaları yük ve sorumluluk paylaşımı, eğitim, geçim kaynağı geliştirme, enerji ve altyapı, çözümler ve koruma olarak belirlendi.</p>
<p>Bu noktada küresel göç hareketinin karar alıcılar tarafından bakanlar ve devlet başkanları düzeyinde ele alınması kayda değer bir gelişme. Fakat iletişim olanaklarının giderek küreselleştiği dünyada sınırlardaki duvarların da giderek yükseldiğini ifade etmek gerekiyor.  Nitekim Göç Uzmanı Dr. Selman Salim Kesgin günümüzde mültecilik olgusunun siyasal, kültürel ve ekonomik boyutları itibariyle sahip olduğu karmaşık yapısı gereği, forumdan büyük beklentilere girilmemesi hususu da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Başka Bir “İnsani Diplomasi” Mümkün Mü?</strong></p>
<p>Küresel Mülteci Forumu, hem ülke diplomatlarının hem de sivil toplum temsilcilerinin bir arada olabildiği dikkate değer bir platform. Türkiye’nin sosyal duyarlılığının yüksek oluşu göç ve insani yardım alanında literatürde “Türk Tipi İnsani Yardım” başlığı ile sık sık karşılaşılmasını da beraberinde getiriyor. Türk yetkililerin yardım alan devletleri yardım veren devletlere bağımlı kılan geleneksel insani yardım metotlarından öte, insani yardımda “insan”ı önceleyen perspektifi ve öngörülebilir bir sistem ile sürdürülebilir bir mekanizma oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen insani yardım kuruluşlarından İHH İnsani Yardım Vakfı’nın insani diplomasi yaklaşımı ise bu noktada dikkate değer nitelikte: İHH’ya göre insani diplomasi, “kriz, savaş ve doğal afet yaşanan bölgelerde sivillerin korunması, kayıpların bulunması, esirlerin kurtarılması, krizlerin sonlandırılması için gerekli adımların atılmasına imkan sağlayan ve devletlerarası geleneksel diplomasinin uluslararası sorunların çözümünde yeterli olmadığı durumlarda aktif olarak kullanılan diplomasi şekli.” İHH İnsani Diplomasi biriminden Talha Keskin de bu yaklaşımı temsil etmek üzere Küresel Mültecilik forumunda yer alıyor.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-45858 aligncenter" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/1-4.jpg" alt="" width="690" height="397" />Göçün Geleceği</strong></p>
<p>Göçün temel nedeni insanların daha iyi koşullarda yaşayabilme arayışı ve göç hareketlerinin temel zemininde “istikrarsız coğrafyalar” yer alıyor. İç savaşlar, kıtlıklar, siyasi çalkantılar ve ekonomik sıkıntılar sonucu istikrarını yitiren coğrafyalar, refah ülkelerine doğru göç akışı veriyor. Göçün yönü ise daha çok Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinden Avrupa’ya doğru.</p>
<p>Avrupa’ya 2015 yılından bu yana yaklaşık 2 milyonun üstünde sığınmacı akın etti. Avrupa Birliği üye ülkelerin katı tutumu nedeniyle sorunun çözümünde neredeyse eylemsiz kalmışken, göçün büyük yükünü “hedef ülke” olan Almanya karşıladı ve yaklaşık 1 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaptı.  Göç hareketleri uluslararası sistemdeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar nedeniyle önümüzdeki 10 yılın gündem maddesi olmaya devam edecek gibi görünüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/kuresel-multecilik-forumunda-turkiyeden-kizilay-ihh-ve-cojep-yer-aldi/">Küresel Mültecilik Forumu’nda Türkiye’den Kızılay, İHH ve COJEP Yer Aldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAZLUMDER&#8217;den Cumhurbaşkanına Mektup</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/22/mazlumderden-cumhurbaskanina-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 10:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İstişare ve Değerlendirme Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Beyhan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35568</guid>

					<description><![CDATA[<p>MAZLUMDER Başkanı Ramazan Beyhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektupta: güçlünün değil haklının üstün olduğu bir Türkiye için "Lütfen, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için, değerlerimize büyük zararlar veren söz konusu uygulamalara engel olunuz." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/22/mazlumderden-cumhurbaskanina-mektup/">MAZLUMDER&#8217;den Cumhurbaşkanına Mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>MAZLUMDER Başkanı Ramazan Beyhan mektubuna, Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın&#8217;ın AK Parti Kızılcahamam 19. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı&#8217;ndaki şu sözleri hatırlatarak başlıyor: &#8220;AK Parti bu ülkede her bir vatandaşımızın içinde kendi hayallerini, hedeflerini bulduğu, kendine yer bulabildiği, kendini evinde hissettiği dev bir çatıdır. Bu çatının altında asla istismarı bulamazsınız, yalanı, kandırmacayı bulamazsınız, ayrımcılığı ötekileştirmeyi, haksızlığı göremezsiniz.</p>
<p>(…) Emniyet müdürlüklerini artık korkulan yerler olmaktan çıkardık. Doğrusu eskiden karakola gittiğimizde biraz ürperirdik, korkardık, çünkü malum oturtulan yerlerden tut da oradaki işlemlere varıncaya kadar hepsi insani olmayan bir yapıdaydı. Ama şimdi bizler geldiğimizden bu yana ısrarla şunu söyledik, &#8216;İşkenceye sıfır tolerans&#8217; dedik.</p>
<p>Biz kimseyi kökeninden, dininden, inancından, kültüründen veya herhangi bir farklılığından dolayı ötekileştirmiyoruz, ayrıştırmıyoruz.”</p>
<p>Bugün gelinen durumun içler açısı olduğu, Diyarbakır’da bir kadının site içindeki evine, gece yarısı 03.00’te, kapısı koçbaşı ile kırılarak girildiği. inanca ve mahremiyete saygı gösterilmediği., nezarethanelerde kadınların başörtülerinin çekip alındığı, STK’lar üzerinde baskı kurulduğu, basın açıklamalarının engellendiği, kapalı dernek toplantılarında bile polislerin kapılara dayandığının belirtildiği mektupta, &#8220;İçişleri Bakanı, suçu önleme adına güvenlik görevlilerine şiddet tavsiye edip, “yakalayın, ayaklarını kırın” diyebiliyor. Bir kadın, erkek güvenlik görevlileri tarafından, &#8216;karga tulumba&#8217; gözaltına alınırken, cinsel taciz tartışmalarına neden olacak görüntüler basına yansıyor. Sorumlu Bakan, &#8216;suçlu bile olsa bir kadına böyle davranılmaz&#8217; diye polisini uyaracağına; &#8216;Yasadışı eylem yapıp direnirseniz, uyarılardan sonra ‘kargatulumba’ gözaltına alınırsınız. Eğer bir taciz varsa üzerine ilk biz gideriz. Hayatı kendi gibi düşünmeyenleri tacizle geçenlerin ‘Babası FETÖ’den ihraç, kardeşi DHKP-C’li, proje kadın’üzerinden polisi ezmesine müsaade etmeyiz&#8217; diye bir tweet atabiliyor.&#8221; ifadelerine yer verildi.</p>
<p>FETÖ ya da diğer örgütler bahane edilerek hukuk ve adâlet görmezlikten gelinmemesinin vurgulandığı mektupta, &#8220;Güçlünün değil haklının üstün olduğu bir Türkiye! Lütfen, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için, değerlerimize büyük zararlar veren söz konusu uygulamalara engel olunuz.&#8221; çağrısında bulunuluyor.</p>
<p>Mektubun tamamını okumak için <a href="http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/duyurular/19/cumhurbaskanina-acik-mektup/13476" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/22/mazlumderden-cumhurbaskanina-mektup/">MAZLUMDER&#8217;den Cumhurbaşkanına Mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Gençlik Profili Araştırması&#8217;dan Çarpıcı Sonuçlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/08/turkiye-genclik-profili-arastirmasidan-carpici-sonuclar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Nov 2018 12:51:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik profili araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı Gençlik Zirvesi'nde, "araştırmanın çıktılarının, bu alanlarda gönüllü faaliyet yürüten resmi kurumlarımız başta olmak üzere üniversitelerimiz ve ailelerimiz için yol gösterici olmasını diliyorum" dediği Türkiye Gençlik Profili Araştırması'ndan çarpıcı sonuçlar çıktı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/08/turkiye-genclik-profili-arastirmasidan-carpici-sonuclar/">Türkiye Gençlik Profili Araştırması&#8217;dan Çarpıcı Sonuçlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırma kapsamında Türkiye genelinde 15 &#8211; 30 yaş grubunda toplam 8.000 genç ile görüşülerek Türkiye&#8217;nin gençlik profili tanımlandı. Hazırlanan raporun amacı ise Türkiye genelinde bir gençlik profili çıkartmak. Araştırma kapsamında elde edilen veriler aynı zamanda gençlerin eğitim-iş hayatı, sosyal yaşamları ve gençlerin yaşadıkları sorunlar ile ilgili veriler sunuyor.</p>
<p>Gençlerin eğitim-iş hayatı, sosyal yaşamları ve yaşadıkları sorunlar ile ilgili veriler sunan araştırmaya göre, gençlerin kendi ekonomik durumları ile ilgili mutluluk düzeyi 5 puan üzerinden 2.90 olarak çıktı. 18-21 yaş arasındaki gençlerin memnuniyet düzeylerinin diğer yaş gruplarının altında olduğunu gösteren araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 15&#8217;i bir dine inandığını beyan etti.</p>
<p>Araştırmaya göre, gençlerin yüzde 31&#8217;i kendini milliyetçi, yüzde 29&#8217;u Atatürkçü, yüzde 16&#8217;sı muhafazakâr, yüzde 12&#8217;si dindar, yüzde 11&#8217;i ise demokrat olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong>Haberin ve araştırma verilerinin tamamı için <a href="https://www.birgun.net/haber-detay/turkiye-genclik-profili-arastirmasi-dan-carpici-sonuclar-236054.html" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız. </a></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/08/turkiye-genclik-profili-arastirmasidan-carpici-sonuclar/">Türkiye Gençlik Profili Araştırması&#8217;dan Çarpıcı Sonuçlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>55 akademisyen ve yazardan Kavala için Erdoğan’a mektup</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/55-akademisyen-yazardan-kavala-icin-erdogana-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 08:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Henry C. Theriault]]></category>
		<category><![CDATA[imza kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[Marianne Hirsch]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20302</guid>

					<description><![CDATA[<p>19 Ekim havaalanında gözaltına alınan ve 1 Kasım’da tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala için 55 akademisyen ve yazar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben bir mektup yayımladı; Kavala’nın bir an önce serbest bırakılmasını talep etti. Aralarında Uluslararası Soykırım Çalışmaları Akademisyenleri Birliği Başkanı Henry C. Theriault, yayıncı Ragıp Zarakolu, Colgate Üniversitesi’nden Peter Balakian, Clark Üniversitesi’nden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/55-akademisyen-yazardan-kavala-icin-erdogana-mektup/">55 akademisyen ve yazardan Kavala için Erdoğan’a mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>19 Ekim havaalanında gözaltına alınan ve 1 Kasım’da tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala için 55 akademisyen ve yazar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben bir mektup yayımladı; Kavala’nın bir an önce serbest bırakılmasını talep etti.</strong></p>
<p>Aralarında Uluslararası Soykırım Çalışmaları Akademisyenleri Birliği Başkanı Henry C. Theriault, yayıncı Ragıp Zarakolu, Colgate Üniversitesi’nden Peter Balakian, Clark Üniversitesi’nden Taner Akçam, yazar James Caroll, Clark Üniversitesi Holokost tarihi çalışmalarından Deborah Dwork, Columbia Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünden Marianne Hirsch gibi isimlerin imza attığı metinde, dünyanın pek çok yerinden gözlemcilerin, Kavala’ya yönelik suçlamaların temelsiz olduğunu belirttikleri, Kavala’nın bir medya kampanyasının kurbanı olduğu ifade ediliyor.</p>
<p>Açıklamada, en saygı duyulan iş insanlarından ve kültür figürlerinden biri olan Kavala’nın Türkiye’deki etnik gruplar arasında barış köprüleri kurduğu hatırlatılıyor. Kavala’nın sivil alanlar açtığı ve demokratik değerlere katkı sağladığı belirtilirken, Türkiye-Polonya İş Konseyi, Türkiye-Yunanistan İş Konseyi, Güneydoğu Avrupa Demokrasi Merkezi gibi Türkiye ve Avrupa arasında diyalog kuran sivil toplum örgütlerinin üyesi olduğu hatırlatılıyor.</p>
<p>Açıklamada “Türkiye toplumunun dostları ve Türkiye demokrasisi ve sivil toplumunun destekçileri olarak, Kavala’nın serbest bırakılmasını talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.agos.com.tr/tr/yazi/19745/55-akademisyen-ve-yazardan-kavala-icin-erdogana-mektup" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Agos</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/55-akademisyen-yazardan-kavala-icin-erdogana-mektup/">55 akademisyen ve yazardan Kavala için Erdoğan’a mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yedi soruda insan hakları aktivistlerinin Büyükada toplantısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/yedi-soruda-insan-haklari-aktivistlerinin-buyukada-toplantisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 08:11:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Gharavi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[HIVOS]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları aktivistleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Gündemi Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[MGK]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası af örgütü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16655</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları savunucuları, Büyükada’daki baskında gözaltına alınan ve casuslukla suçlanan Ali Gharavi’nin 2004’te Başbakanlık tarafından finanse edilen bir toplantıda da görev aldığını açıkladı. Toplantıyı finanse eden HIVOS’un hazırladığı raporlar ise MGK’nin sitesinde bile var. İstanbul Büyükada&#8217;da insan hakları savunucularının toplantı halinde basılarak gözaltına alınmalarına ilişkin tartışmalar sürerken insan hakları örgütleri toplantının nasıl düzenlendiğini, katılımcıların nasıl belirlendiğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/yedi-soruda-insan-haklari-aktivistlerinin-buyukada-toplantisi/">Yedi soruda insan hakları aktivistlerinin Büyükada toplantısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan hakları savunucuları, Büyükada’daki baskında gözaltına alınan ve casuslukla suçlanan Ali Gharavi’nin 2004’te Başbakanlık tarafından finanse edilen bir toplantıda da görev aldığını açıkladı. Toplantıyı finanse eden HIVOS’un hazırladığı raporlar ise MGK’nin sitesinde bile var</strong>.</p>
<p>İstanbul Büyükada&#8217;da insan hakları savunucularının toplantı halinde basılarak gözaltına alınmalarına ilişkin tartışmalar sürerken insan hakları örgütleri toplantının nasıl düzenlendiğini, katılımcıların nasıl belirlendiğini ve finansmanını açıkladı. Açıklanan bilgilere göre kimi basın organlarında &#8216;casus&#8217; olarak lanse edilen Ali Gharavi’nin 2004 yılında Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından finanse edilen bir toplantıda görev aldığı ortaya çıktı. Toplantıyı finanse eden uluslararası insan hakları kuruluşu HİVOS’un hazırladığı raporlar ise MGK’nin sitesinde dahi yer alıyor. Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a G20 toplantısında da birçok ülke liderinin insan hakları savunucularının gözaltına alınmasından duydukları kaygıyı ilettikleri öğrenildi. Hak savunucularının avukatları ise soruşturmanın polis inisiyatifinde yürütüldüğünü ve soruşturma belgelerinin savcıya günler sonra iletildiğini iddia etti. Temsilcileri gözaltında olan insan hakları örgütleri dün İHD Genel Merkezi’nde hak savunucularının gözaltına alınması süreci ile ilgili bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Büyükada’daki toplantının nasıl düzenlendiğini ve neler konuşulduğunu, finansmanını anlattı. O bilgilendirmenin ışığında Büyükada toplantısı ile ilgili bilinmeyenler şöyle:</p>
<p><strong><span class="x-large">1.</span> Kim organize etti?</strong></p>
<p>İnsan Hakları Ortak Platformu’nun (İHOP) 7-9 Nisan 2017’de düzenlediği yıllık toplantısında, dünyada ve Türkiye’de sık sık yapılan bir çalışmanın tekrarlanmasına, insan hakları savunucularının güçlendirilmesi için bir dizi eğitim seminerinin yapılmasına karar verildi.</p>
<p><strong><span class="x-large">2.</span> İki yabancının toplantıda işi ne?</strong></p>
<p>Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin 2000-2004 arasında yürüttüğü bir projeye de katılan ve dijital güvenlik konusunda uzman olan Ali Gharavi ile ‘zor zamanlarda stresle baş etme konusunda’ tecrübeye sahip Peter Steudtner ile çalışılmasına karar verildi. Ali Gharavi, 2004 yılında Center for Victims of Torture (İşkence Kurbanları Merkezi) ve HYD işbirliğinde Ankara’da gerçekleştirilen ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Tanıtım Fonu’nun da 300 bin dolar tutarında eş-finansman desteği sağladığı İnsan Hakları Mücadelesinde Yeni Taktikler Uluslararası Sempozyumu’nda bilişim teknolojileri (IT) uzmanlığı yapmıştı.</p>
<p><strong><span class="x-large">3.</span> Toplantıya katılanlar nasıl belirlendi?</strong></p>
<p>Yazışmalar sonunda İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Veli Acu ve Günal Kurşun, Uluslararası Af Örgütü Türkiye kurucusu Özlem Dalkıran, Yurttaşlık Derneği’nden avukat Nalan Erkem, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği koordinatörü Nejat Taştan, Uluslararası Af Örgütü Türkiye direktörü İdil Eser, eski Mazlum-Der ve Hak İnsiyatifi üyesi stajyer avukat Şeyhmus Özbekli ile Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün katılımcı oldu.</p>
<p><strong><span class="x-large">4.</span> Neden 15 Temmuz öncesi? Neden Büyükada?</strong></p>
<p>Toplantının haziranda yapılması planlanıyordu. Katılımcılar mailler üzerinden uygunluk durumlarını bildirdi ve yazışmalar sonunda Ramazan ayının da etkisiyle toplantı tarihi temmuz başı olarak belirlendi. Toplantı, 2 Temmuz 2017 Pazar günü başladı. Yandaş basında “adalet yürüyüşünün sona ermesiyle birlikte Gezi benzeri kaos planlarının yapıldığı” iddialarının aksine, toplantının planlandığı tarihlerde adalet yürüyüşü söz konusu değildi. Toplantının yapılacağı yerle ilgili Bolu, İstanbul merkezi ve Şile gibi alternatifler yine mailler yoluyla tartışıldı. Sonunda stresten ve trafikten uzak olması nedeniyle Büyükada tercih edildi.</p>
<p><strong><span class="x-large">5. </span>Kim finanse etti?</strong></p>
<p>Toplantının finansmanı için uluslararası bir kalkınma kuruluşu olan HIVOS’a (İnsani İş Birliği Enstitüsü) yapılan başvuru kabul edildi ve HIVOS uygun harcama belgelerinin ibrazı ve incelenerek kabulü sonucunda masrafları sağlamayı kabul etti.</p>
<p><strong><span class="x-large">6.</span> Peki bu HIVOS nasıl bir kuruluş?</strong></p>
<p>Milli Güvenlik Kurulu’nun web sitesinde yayınlanan “Körfez Ülkelerinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile Ötesinde Artan Rolü” başlıklı raporu da yer alan HIVOS, Lahey merkezli bir uluslararası insan hakları ve çevre kuruluşu. Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki kuruluşlara finansal destek sağlayan HIVOS’un web sayfasında ise çalışma alanları “Sürdürülebilir beslenme, yenilenebilir enerji, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, düşünce özgürlüğü, cinsel haklar ve çeşitlilik, kadın haklarının güçlendirilmesi” olarak sıralanıyor.</p>
<p><strong><span class="x-large">7.</span> Toplantıda ne konuşuldu?</strong></p>
<p>Toplantının üçüncü gününde polis baskını yapıldı. İlk iki günkü toplantılarda sosyal psikolog Peter Steudtner son iki yılda Türkiye’deki şiddet ortamının insan hakları savunucuları üzerindeki etkileri ve nasıl baş edebileceğini anlattı. Ali Ghavari ise nefret temelli saldırılar karşısında web güvenliğinin nasıl sağlanacağı konusunu anlattı.</p>
<h3>Garip soruşturma</h3>
<p>İnsan hakları savunucularına yönelik baskın OHAL uygulamalarını aşan bir yöntemle yapıldı ve Türkiye’nin ulusalararası alanda büyük tepki çekmesine neden oldu. Hak savunucuları toplantı mekanına giren polisler tarafından duvara dayandı ve açık olan bilgisayar ve cep telefonlarına imajlarının tespiti yapılmadan el konuldu. Polis ne yakınlarına ne de avukatlara haber verilmesine izin verdi. Kısıtlılık kararı sebebiyle, avukatlar, suçlama hakkında bilgi alamadılar. Yandaş basında ağır suçlamalara hedef olan toplantının katılımcılarının evlerinde arama ise gözaltına alındıklarının 6. günü yapıldı.</p>
<p><strong>İHD Genel Başkanı Türkdoğan:  Kimler bu komployu yapmak istediyse daha fazla uzatmasınlar</strong></p>
<p>İHD’deki toplantıda Büyükada baskınına ilişkin şu eleştiriler dile getirildi:</p>
<p><strong>CHP Ankara Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili Şenal Sarıhan:</strong> Gözaltılarla insan hakları savucularına gözdağı verilmek isteniyor. İnsan hakları savunucuları terör örgütleri ile bir arada gösterilmek isteniyor. Dünyada insan hakları savunucuları özel koruma altındadır. Bu tür gözaltılar insan hakları savunucularını yıldıramayacaktır.”</p>
<p><strong>Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Metin Bakkalcı:</strong> “Bir suç var ortada, o da keyfi gözaltılar. Hukuk fakültelerinde keyfi gözaltılara örnek gösterilmek isteniyorsa bu gözaltılar gösterilebilir.”</p>
<p><strong>İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan:</strong> “İnsan hakları savunucusu olan 10 kişi hiçbir gerekçe ve somut delil olmaksızın tam bir kaçırma mantığıyla gözaltına alındı. Kimler bu komployu yapmak istediyse daha fazla uzatmasınlar.”</p>
<p><strong> Avukat Oya Aydın</strong>: Soruşturma dosyası klasik bir savcılık dosyası değil. Suçlamalar hakkında hiçbir somut delil yok. Arkadaşlarımızın gözaltına alınmasından 2-3 gün sonra savcıya dosya gitti.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/779175/7_soruda_Buyukada_baskini.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Cumhuriyet / Kemal Göktaş</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/12/yedi-soruda-insan-haklari-aktivistlerinin-buyukada-toplantisi/">Yedi soruda insan hakları aktivistlerinin Büyükada toplantısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hakkarililer Üzgün, Kırgın ve Kızgın&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/hakkarililer-uzgun-kirgin-ve-kizgin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:56:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Erip]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkari]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkari İl Kalsın Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[TESK]]></category>
		<category><![CDATA[TOBB]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksekova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakkari İl Kalsın Komisyonu Sözcüsü Cemal Erip, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hakkari’nin il statüsünden çıkarılmasını tekrar gündeme getirmesini kentte hayal kırıklığı ile karşılandığını belirterek, “Geçen sene olduğu gibi yaşamı olumsuz etkileyen bir hava var. Herkes bu konuyu konuşuyor. Kimse bir iş yapmak istemiyor. En basit yatırımlar bile durduruldu. Konunun gündeme gelmesi bile esnafımızın işlerini olumsuz etkiledi. Hakkarililer [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/hakkarililer-uzgun-kirgin-ve-kizgin/">&#8220;Hakkarililer Üzgün, Kırgın ve Kızgın&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hakkari İl Kalsın Komisyonu Sözcüsü Cemal Erip, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hakkari’nin il statüsünden çıkarılmasını tekrar gündeme getirmesini kentte hayal kırıklığı ile karşılandığını belirterek, “Geçen sene olduğu gibi yaşamı olumsuz etkileyen bir hava var. Herkes bu konuyu konuşuyor. Kimse bir iş yapmak istemiyor. En basit yatırımlar bile durduruldu. Konunun gündeme gelmesi bile esnafımızın işlerini olumsuz etkiledi. Hakkarililer üzgün kırgın ve kızgın bir ruh hali içindedirler” diyor.</strong></p>
<p><strong> </strong>Geçtiğimiz hafta kentin kanaat önderleri, iş insanları, Hakkari Barosu, STK temsilcileri, esnaf ve vatandaşların katılımıyla bir yürüyüş düzenleyen Hakkari İl Kalsın Komisyonu Sözcüsü Cemal Erip’le Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,  “Hakkari, Yüksekova’ya Şırnak’ta Cizre’ye dönüştürülecek” açıklamasıyla tekrar gündeme gelen meseleyi ve ildeki yansımalarını konuştuk.</p>
<p><span id="more-15761"></span></p>
<p><strong>Hakkari&#8217;nin il statüsünün kaldırılması geçen yıl da gündeme gelmişti ama sonra vazgeçildi şimdi tekrar gündeme gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<figure id="attachment_15764" aria-describedby="caption-attachment-15764" style="width: 131px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-15764" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/Cemal-erip.jpg" alt="" width="131" height="176" /><figcaption id="caption-attachment-15764" class="wp-caption-text">Hakkari İl Kalsın Komisyonu Sözcüsü Cemal Erip</figcaption></figure>
<p>Geçen sene Hakkarililerin mücadelesi ve sağduyu sahibi kişi ve kurumların desteğiyle yürütülen kampanya sonucu, meclisteki dört partinin ortak önergesi ile tasarı meclis genel kuruldan geri çekilmişti. Biz yasanın bu şekilde bir daha gündeme geleceğini beklemiyorduk. Ama yanılmışız. Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuyu en azından bizim anladığımız şekilde kapatmadığı ortaya çıktı. Konunun tekrar gündeme gelmesi yine üzüntü ve hayal kırıklığı yarattı. 16 Nisan Referandumu&#8217;ndan sonra Hakkarililer bu konunun gündeme geleceğini kesinlikle beklemiyordu. Çünkü referandum sonuçlarına göre Ak Parti oylarını 7 Haziran 2014 seçimlerine göre yaklaşık yüzde 200 artırmıştı. Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri defalarca bu artıştan dolayı memnuniyetlerini dile getirmişti. Hakkari’deki Ak Partili yetkililer, referandum öncesi il meselesinin gündeme gelmemesi için oy istemiş ve seçim sonrasında da memnuniyetlerini dile getirmişti. Ama ne yazık ki, il meselesinin tekrar gündeme gelmesinden sonra sesleri pek çıkmaz oldu. Hakkari’nin il statüsünden düşürülmesi meselesinin tekrar gündeme gelmesi; eğer bir gündem değiştirme hamlesi değilse haksız, onur kırıcı  yanlış ve savunulamaz bir karardır.</p>
<p><strong>Hakkari halkı ve sivil toplumu bu konuda ne düşünüyor?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hakkarililer konunun tekrar gündeme gelmesinden dolayı tabi ki üzüntülüler ve hayal kırıklığı yaşamaktadırlar. Geçen sene olduğu gibi yaşamı olumsuz etkileyen bir hava var. Herkes bu konuyu konuşuyor. Kimse bir iş yapmak istemiyor. En basit yatırımlar bile durduruldu. Konunun gündeme gelmesi bile esnafımızın işlerini olumsuz etkiledi. Hakkarililer üzgün kırgın ve kızgın bir ruh hali içindedirler.</p>
<p><strong>Sivil toplum bu konuda bir araya gelmişti daha önce şu an platform neler yapıyor?</strong></p>
<p>Geçen sene olduğu gibi bu senede kanaat önderleri STK temsilcileri, muhtarlar toplumun tüm kesimleri yine bir araya geldi. Hakkari İl Kalsın Komisyonu adına bazı arkadaşlarımız hükümet, Ak Parti yetkilileri ve muhalefet partisinin genel başkan ve yetkilileri ile bir takım görüşmeler yaptı. Özellikle muhalefet partileri bu konuda geçen sene olduğu gibi Hakkarililere destek vereceklerini beyan ettiler. Bu sevindirici bir durum. Ayrıca komisyonumuz geniş bir halk toplantısı ve yürüyüş düzenledi. Toplum geçen sene olduğu gibi bu sene de konuya duyarlı ve yapılması gereken ne varsa yapacağını belirtmektedir. Konu meclise gelirse halkın ve esnafımızın tepkisi daha da artacak ve değişik eylemlerle desteklenen bir kampanya yürütülecektir.</p>
<p><strong>Yürüyüşteki pankartlarda kentin kültür mirasına atıfta bulunan pankartlar vardı ama sanki katılım diğer yürüyüşlere göre düşüktü bunu neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Aslında geçen seneki ilk yürüyüşümüzde de  katılım daha da azdı. Ben; ilk olması, Ramazan ayında olmamız ve OHAL şartları nedeniyle katılımın olması gerektiğinden az olduğunu düşünüyorum. Ama konu meclise gelirse tüm Hakkarililer kanunun geçmemesi için büyük bir mücadele vereceklerdir. Çünkü bu mesele hem onur kırıcı hem de büyük çapta olumsuz sonuçlar yaratacak bir mesele. Hakkarililer bu meseleyi bir ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Eğer Hakkari il statüsünü kaybederse, kent büyük oranda göç verecek ve hayalet bir kente dönüşecektir.</p>
<p><strong>Platformun bundan sonraki çalışmaları neler olacak?</strong></p>
<p>Konunun canlı kalması ve tüm Türkiye toplumunda tartışılması için görüşmelerimiz ve eylemlerimiz devam edecek. Hükümet yetkilileri, muhalefet partileri  TOBB, TESK gibi etkili meslek kuruluşları ile görüşmeler yapmaktayız. Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmek istiyoruz. Ama geçen seneden beri randevu alamadık. Ulusal basının geçen sene olduğu gibi bize yer vermesini, bizi sahiplenmesini istiyoruz. Kampanyamızın basında yer alması ve konunun Türkiye gündeminde yer almasını çok önemsiyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/hakkarililer-uzgun-kirgin-ve-kizgin/">&#8220;Hakkarililer Üzgün, Kırgın ve Kızgın&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gergerlioğlu: DİTAM &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STÖ&#8217;lerin Rolü&#8221;nü sorguluyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/05/gergerlioglu-ditam-toplumsal-baris-sureclerinde-stolerin-rolunu-sorguluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 08:18:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhakim Daş]]></category>
		<category><![CDATA[Cilo Doğa Sporları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Bozarslan]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya Barış Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Van Mazlumder]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15499</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İstanbul&#8217;da sivil toplumun rolü üzerine devam eden çalıştayda daha birçok önemli fikir serdedildi. Yeni bir barışın nasıl olması gerektiği silahların bırakılmasıyla mı yoksa sürecin öncelenmesiyle mi olacağı çok tartışılan konulardandı&#8221; Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) çözüm süreci sırasında başlattığı &#8220;Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projesi&#8221;ni çeşitli raporlar ve çalıştaylarla devam ettiriyor. *Hafta sonu İstanbul&#8217;da benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/05/gergerlioglu-ditam-toplumsal-baris-sureclerinde-stolerin-rolunu-sorguluyor/">Gergerlioğlu: DİTAM &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STÖ&#8217;lerin Rolü&#8221;nü sorguluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;İstanbul&#8217;da sivil toplumun rolü üzerine devam eden çalıştayda daha birçok önemli fikir serdedildi. Yeni bir barışın nasıl olması gerektiği silahların bırakılmasıyla mı yoksa sürecin öncelenmesiyle mi olacağı çok tartışılan konulardandı&#8221;</strong></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) çözüm süreci sırasında başlattığı &#8220;<b>Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projesi&#8221;</b>ni çeşitli raporlar ve çalıştaylarla devam ettiriyor. <strong>*</strong>Hafta sonu İstanbul&#8217;da benim de katıldığım çalıştayda açıklanan rapor ve konuşmalar önemliydi.</p>
<p>Cumhuriyet tarihi boyunca da birçok Kürt raporu hazırlanmıştı. Bunların hepsine gerek yok, biri bile devletin kafa yapısının sorunu çözmekten ne derece uzak olduğunu gösterir. Dahiliye Vekili Cemil Uybadın raporu,<b>&#8216;Kürt köylerine Türkleri yerleştirmek&#8217;, &#8216;Hristiyan azınlıkları bölgeden çıkarmak&#8217;, &#8216;doğudaki nüfusun batıya göçünün özendirilmesi&#8217; ve &#8216;sıkıyönetim ilan edilmesi&#8217; gibi politikalar öneriyor(1925)&#8221;</b> örnek için yeterli sanırım. Artık sivil toplum devletin tesis edemediği barışı başlatabilmek için projeler, çalıştaylar, raporlarla kolları sıvamış durumdadır.</p>
<p>Bu STK&#8217;lardan biri olan DİTAM, Projenin genel hedef olarak belirlediği &#8220;<b>Türkiye&#8217;de çoğulcu ve eşitlikçi demokrasi kültürünün geliştirilmesi&#8221; </b>için yola çıkmış. Amacının <b>&#8220;1- Politika geliştirme ve karar alma süreçlerini etkileme kapasitesine sahip, güçlü ve demokratik bir sivil toplum oluşumunu sağlayarak, eşitlikçi ve adil bir barışın sağlanmasına katkı sunmak,</b></p>
<p><b>2- Çoğulcu ve katılımcı yöntemlerle kültürel ve azınlık haklarının korunarak geliştirilmesi için sosyal, siyasal ve kültürel politikalar geliştirmek&#8221; amaçlandığını vurgulamak&#8221; </b>olduğunu vurguluyor.</p>
<p>DİTAM&#8217;ın açıkladığı rapor <b>&#8220;Türkiye&#8217;de demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri henüz çözülemeyen Kürt sorunudur. Kürt sorununun çözülmeyişi ülke kaynaklarını tüketmekte, ülkenin gelecekteki ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel gelişimini ipotek altına almaktadır. 1980 askeri darbesinden sonra 30 yılı aşan antidemokratik yönetim anlayışı ve çatışmalı süreçte sivil toplum örgütleri de toplumsal rolünü yeterince üstlenememiştir. Gelinen noktada sivil toplumun tekrar aktif görev ve sorumluluk üstlenmesini gerektirmektedir&#8221;</b> tespitiyle başlayıp daha birçok tespit ve önerilerle devam ediyordu.</p>
<p>Rapor çeşitli STK temsilcilerine sorular yöneltmiş. Barış denilince akla ne geldiği sorularına cevap verenler arasında Van Mazlumder eski şube başkanı <b>Yakub ASLAN&#8217;ın &#8220;Barış Kimsenin hakkının çiğnenmediği, insanların birbirlerine saygı, empatiyle baktığı ve özgürlüklerin kısıtlanmadığı bir yaşamın hayata hakim olduğu bir haldir&#8221; </b>deyişi dikkat çekiyor.</p>
<p>Barışın nasıl sağlanacağı sorusuna <b>Mahmut Bozarslan (Gazeteci-Aktivist) &#8220;Devlet aklının değişmesi lazım. Devletin bölünme paranoyasından kurtulması gerekir. Korkuların bir kenara bırakılıp, sorunları açık açık tartışılması lazım&#8221;</b> diyerek cevap vermiş.</p>
<p>Rapor çözüm sürecinin başarısızlığını incelerken <b>&#8220;devletin süreci kalıcı bir barıştan çok PKK&#8217;nin silahsızlandırılması süreci olarak yürütmesine karşılık, PKK&#8217;nin süreci alan hakimiyetini geliştirme yönünde kullanma çabasıdır&#8221;</b> tespitini yapıyor. Rapor için görüşüne başvurulan <strong>A</strong><b>bdulhakim Daş (Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu Başkanı)</b> ise <b>&#8220;PKK de, devlet de samimi değildi. Bir konuda samimi değillerdi. Sorunun tüm Kürtleri ilgilendirdiği ve sivil toplumlardan tutun Kürdistani tüm kurum ve kuruluşların bu sürece dahil olmaları istenilmedi&#8221;</b> diyor.</p>
<p><b>Hacı TANSU (Hakkari-Cilo Doğa Sporları Derneği)</b> ise<b> &#8220;HDP: Kürtlerin &#8220;Milli sorunu&#8221; konusunda asla istekli olmadı, çözüm üretmedi ve katkı sunmadı. Kürtlerin önündeki en büyük engellerden olan ve dünyada karşılığı olmayan sosyalist, komünist felsefe ile Kürt sorununa yaklaşması yanlıştır. DBP Bölgesel siyasi hareketini güçlendirme yerine HDP üzerinde tahakküm kurmaya çalıştı. Bir nevi HDP&#8217;yi sabote etti. DBP yerelde elde ettiği siyasi gücü halkına hizmet için kullanmadı. Halkın koşulsuz desteği, tabiri caiz ise zafer sarhoşu yaptı&#8221;</b> diyerek önemli eleştirilerde bulunmuş.</p>
<p>Özerklik ilanı konusunda verilen cevaplar bu ilanın yanlışlığı üzerinde birleşiyor.<b>&#8220;Toplumsal uzlaşı sağlanmadan ilan edilen tek taraflı özerlikler mağdur halkı daha da mağdur etti. Kendini diğer tarafa kabul ettirmeden yapılan tek taraflı özerklikler halka zarar verdi</b>&#8221; diyen <b>Ramazan Turgut (Mezopotamya Barış Akademisi/MARDİN) </b>farklı birçok katılımcı gibi özerklik ilanını eleştirmiş.</p>
<p>Hendek, barikat siyaseti de yoğun eleştiri alanlardan birisi. <strong>Z</strong><b>eki DARA (Gazeteci/Aktivist-HAKKARİ) :</b><b>&#8220;Hendek siyaseti yanlışlıklar üzerinde kurulmuş ve tam olarak neye hizmet ettiği anlaşılmayan ve nihayetinde fiyasko ile sonuçlanan bir yöntem olmuştur.</b>&#8221;</p>
<p>Yeni anayasa değişiklik teklifi ise Kürtler arasında genel bir kayıtsızlık havası oluşturmuş.<b>&#8220;Barışa dair tek bir kelime olmadığı için bizim açımızdan hiçbir anlam ifade etmiyor&#8221; </b>diyor<b> Ramazan Turgut (Mezopotamya Barış Akademisi)</b></p>
<p><b>Mehmet TURSUN (Baran Tursun Vakfı) </b>ise yeni bir süreç için<b> &#8220;toplumda karşılığı olan STÖ&#8217;ler, bilim insanları, kanaat önderleri, din alimleri gibi unsurlara rol vermek gerektiğine&#8221;</b> vurgu yapmış.</p>
<p><b>Abdulhakim Daş (Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu Başkanı)</b> ise birçok katılımcının ortak hassasiyetini dile getirmiş.<b> &#8220;R.Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;Kürdistan&#8221; kavramına tahammül ederse, medya ve devletin tüm kurumları ona bakarak, tahammül eder ve sorunun çözümü kolaylaşır.&#8221;</b></p>
<p><b>&#8220;Toplumun barışa hazır olması ihtimal yoksa STÖ, akil adamlar ve toplumda itibarlı şahsiyetler toplumu ikna için, yoğun bir çaba içerisinde olmalıdırlar. Bu, toplumsal bir baskı oluşturur. Barış bildirisine imza atanların başına neler geldiğini biliyoruz. Eğer toplumsal bir baskı olsaydı, barış bildirisine imza atanlara yapılan haksızlıkları yapmaya kimsenin cesareti olmazdı&#8221;</b> diyen <b>Yakub Aslan </b>ise güncelin acı gerçeğinin altını çiziyor.</p>
<p><b>&#8220;STK&#8217;lar olarak üçüncü göz olalım ama bizim nasıl bir yaptırım gücümüz var? Siyasal bir güç odağının olması lazım arkasında. Türkiye&#8217;deki ana muhalefet partisi sürece girmediği sürece sorunun çözülmesi çok zor&#8221;</b> diyen <b>Reha Ruhavioğlu</b> cevaplanması gereken önemli sorular sormuş.</p>
<p><b>&#8220;Çekirdekten başlayan bir barış hareketi başlatalım, aileden başlamak lazım. Bütün kardeşleri, komşuları ve aşiretleriyle barış içinde olan var mı? Bu kültürü içimizde içselleştirmezsek sonuç gelmez&#8221;</b>diyen Kalite derneğinden Ahmet Kaya ise isabetli bir özeleştiri yapmış.</p>
<p><b>&#8220;Barış süreci dediğimiz süreç Öcalan&#8217;ın silahlı unsurları dışarı çıkarın söylemiyle anlam kazanmaya başladı. Bu şekilde ağır aksak işleyen süreçte burada çok vahim durumlarda yaşandı. Devlet kontrolü bıraktı, yol kontrolleri gerillalara kaldı. Adli makamlar, vergi sistemleri oluşturulmaya başlandı. Buradakiler sahiplenmediler böyle bir barış sürecini. Yeni bir vesayet oluşturuldu. Toplumun sahipleneceği arayışları oluşturmak lazım&#8221;</b>diyen <b>Şiyar Bozhan (SMMMO Diyarbakır) </b>yeni bir süreçte ne olmaması gerektiğini söylemiş.</p>
<p><b>&#8220;Barışta çözümün anahtarı geçmişe dayalı yapıları meşrulaştırmak değil geleceğe yönelik yenilikçi umutlar oluşturma. Türkiye&#8217;nin bu alanda bir akademiye ihtiyacı var&#8221;</b> diyen <b>Mehmet Kaya (DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı) </b>ise olması gerekene odaklanmanın önemine işaret etmiş.</p>
<p>İstanbul&#8217;da sivil toplumun rolü üzerine devam eden çalıştayda daha birçok önemli fikir serdedildi. Yeni bir barışın nasıl olması gerektiği silahların bırakılmasıyla mı yoksa sürecin öncelenmesiyle mi olacağı çok tartışılan konulardandı. Batıdan bakan bakış açıları ve Kürtlerin dışarıdan bakış açılarına sitemleri önemliydi. Referandum sonuçları itibariyle Kürtlerin silahlı bir çözümü istemediğini ama haklarından vazgeçmek istemediğini vurgulayan Mesut Yeğen&#8217;in tespiti de dikkat çekiciydi. Barış şu an çok yakın bir ihtimal olmasa da barıştan uzaklaştıran ayrımcı politikalara karşı STK&#8217;ların yapacağı çok şey var, bu ara buna odaklanılabilir, batıdaki STK&#8217;larla topluma sorunun kaynağını anlatma konusunda ortak çalışmalar yapabilirler. Ayrıca dünya çatışma çözümü örneklerini incelemek, yeni bir sürece kadar donanımlı bilgi sahibi olmak açısından çok önemli, bu konuda nitelikli araştırma çalışmaları yapmak hepimiz için hiç zor değil. Yeni, ciddi, kalıcı bir süreç için şimdiden tüm STK&#8217;lar hazırlıklarını nitelikli yapmalıdır.</p>
<p><strong>*</strong><span class="h-title">ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU</span></p>
<p><b>@gergerliogluof</b><br />
<b>Kaynak: <a href="http://www.omerfarukgergerlioglu.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">omerfarukgergerlioglu</a></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/05/gergerlioglu-ditam-toplumsal-baris-sureclerinde-stolerin-rolunu-sorguluyor/">Gergerlioğlu: DİTAM &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STÖ&#8217;lerin Rolü&#8221;nü sorguluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 14:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MSP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yenikapı Mitingi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve karar mekanizmalarını oluşturan kurumlarda köklü değişiklikler olacak. Parlamento artık hükümetlerin kurulduğu, temel politikalara ilişkin kararların alındığı ve alınan karaların siyasi temsilciler tarafından izlenip denetlendiği siyasetin ana merkezi olma özelliğinden uzaklaşacak. Hükümet ise seçilmişlerin değil atanmışların oluşturduğu siyasi olmaktan ziyade teknokrat karakterli bir heyete dönüşecek. Dolayısıyla hükümet, hem siyaset hem de sivil toplum için etkilenmesi hedeflenecek bir adres olmaktan çıkacak. Görünen o ki, temel siyasi kararlar Beştepe etrafında oluşan küçük bir elitler halkası içinde alınacak. O vakit misyonunu, kararları etkilemek olarak gören sivil toplumdan siyasete, her özne için artık yeni bir adres var. Şimdilik belirsiz olansa bu adres ile ne tür iletişim ve müzakere kanalları kurulabileceği.</p>
<p>Bugün ilkine başladığımız röportajlar serisinde referandumun neyi değiştirmeyi hedeflediğini, neyi değiştirdiğini, bundan sonra nasıl bir siyasi hayatın oluşacağını ve sivil toplum-siyaset ilişkilerinin nasıl bir döneme girdiğini konuşacağız. Bu konuşmaları sivil toplum kuruluşları, yurttaş inisiyatifleri, düşünce dünyası temsilcileri ile yapacağız. İlk konuğumuz Cihangir İslam.*</p>
<p>Profesör Dr. Cihangir İslam, Saadet Partisi, Has Parti ve Mazlum-Der&#8217;in kurucularındandır. Kısa bir süre Saadet Partisi’nde bulunmuş, daha sonra HAS Parti’de yer almış; her iki partide de hem kurucular kurulu üyeliği hem de GİK üyeliği yapmıştır. Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarının AK Parti’ye katılmalarını şiddetle eleştiren, beş profesörün imzaladığı deklarasyona imza koyan isimlerden biriydi Cihangir İslam. Prof. Dr. İslam, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevine son verilen akademisyenlerdendir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AK Parti Türkiye’nin karar mekanizmalarında bir değişiklik yapmak üzere referanduma gitti ve bunu büyük bir destekle olmasa da başardı. Sizce neyi tam olarak değiştirmek istedi ve referandumla neyi değiştirmiş oldu?</strong></p>
<p>Bu hedeflerin iki boyutlu olduğunu görebiliriz. İlki dışa dönük olan diğer ise kendi içinde koyduğu hedefler. Başkanlık sisteminin bize nasıl tarif edildiğini hatırlayalım; öncelikle mevcut sistem Türkiye’nin önünü tıkayan, icraatı yavaşlatan bir sistem olarak tanımlandı. Ek olarak vesayete açık bir sistem olarak tanımlandı. Bunu aşmanın yolunun ise güçlü, yarı dokunulmaz bir başkanlık olabileceği söylendi. Bu bize anlattığı şekliydi. Peki kendi iç siyasi kadrolarına bunu nasıl anlattı? Bu ülkede halkın üçte ikisini muhafazakar, sağcı veya muhafazakar-milliyetçi diyerek tanımladı ve iktidarın parçalanmış siyaset içerisinde de bu kitlenin elinde kalması için böyle bir yol geliştirdi. Parçalanmış siyaset ne yapıyordu? Geçmişte Mesut Yılmaz-Tansu Çiller örneğinden yola çıkarsak, beş parçalı siyaset yaşadık o günlerde, hükümet kurmayı beceremiyordu merkez sağ partiler. En sonunda bir Refah-Yol denemesi oldu ve bunların da hepsi müdahaleye açıktı. Bu özette haklılık payları var fakat ortaya konan öncüllerle varılan sonucu karşılaştırdığımızda bir uyumsuzluk olduğunu görüyoruz. Artı, koalisyonlar zararlı olarak gösterildi ki, bence koalisyonları zararlı mekanizmalar olarak görmek gerçekçi olmaz. Mesela CHP-MSP koalisyonu gerçekten başarılı ve Türkiye’de birbirine küskün iki toplumu bir araya getirmiş bir koalisyondu. Devlet açısından bakarsanız, Kıbrıs meselesini gündeme getirebilmiş ve meseleye müdahil olabilmiştir. Olayın politik tartışmalarını bir kenara bırakıyorum. Yani hızlı adım atabilmiş ve çok önemli bir karar alıp bunu uygulamaya geçirebilmiştir. Yine çok başarılı ama çalıştırılmayan hükümetlerden bir tanesi bence Erbakan-Çiller hükümetidir, Refah-Yol hükümetidir. Bunları dikkate aldığımızda aslında koalisyonların problem olmadığını, dayatılan koalisyonların problem haline getirilebildiğini… Yani vesayet üzerinden dayatılan koalisyonların problem olduğunu görebiliriz. Evet vesayet aşılması gereken bir şeydir ama şu anda vesayeti zaten aşmış durumdayız. 15 Temmuz darbesi bize vesayetin ortadan kalktığını da gösterdi. Bütün TSK’yı arkasına alamayan bir darbe girişiminin son çırpınışlar ya da başka amaçlara yönelik, geçmişteki darbe girişimlerinden farklı gerekçelere  yönelik bir teşebbüs olduğunu gösterdi. Neticede şunu söylemek istiyorum; koalisyonları aşmanın yöntemi ve başta saydığımız diğer gerekçelerle birlikte sonuca ulaşması çok tutarlı ve kendi içinde uyumlu bir mantık silsilesini ortaya koymuyor. Yapılması gereken şuydu; icranın önünü açmak için 12 Eylül Anayasası&#8217;yla güçlendirilen sorumsuz cumhurbaşkanını sembolik konuma indirmek ve icrayı güçlendirmek. Yani başbakanı, hükümeti ve bu sırada yasama ve yargıyı da güçlendirmek. Cumhurbaşkanının elinden bu yetkiler alınıp cumhurbaşkanlığını sembolik ve dışa dönük, ülkeyi temsil eden yüzü olan bir mevki haline getirmek. Türkiye’nin yapısı için de bu daha gerçekçi bir çözüm olurdu. Fakat mevcut değişikliğin pratikte yaptığı şey 12 Eylül Anayasası’nı, mevcut anayasayı güçlendirmekten başka bir şey değil.</p>
<p><strong>Aslında Ak Parti bu anayasa değişikliğine gelmeden önce, çözüm sürecinin işlediği dönemde başka bir iş birliği içindeydi. Kürt siyasetinin temsilcileri ile müzakere ederken anayasayı değiştirmesi bekleniyordu. Fakat bugünkü anayasa değişikliğinde MHP ile ittifak kurdu ve o döneme göre tam tersi bir anayasa içeriği ortaya konmuş oldu. Kurduğu ittifaklar da bir faktör oldu mu öyleyse?</strong></p>
<p>Bu noktaya nasıl gelindiğini aslında Ak Parti&#8217;deki siyasetin kırılmasıyla izah edebiliriz. 2010&#8217;lara kadar, hatırlarsanız, Ak Parti bir kitle partisinin yapması gerekeni çok iyi bir şekilde ortaya koyuyordu ve hiç ummadığı kesimlerin desteğini de almıştı. Tabanın siyasi taleplerini tespit ediyordu ve bu talepleri bir kıdem sırasına koyarak parti politikası haline getiriyordu. Belki bütün görüşlerden oy alabildiği bir dönemdi bu dönem. Demokratikleşme, insan hakları lehine atılan bir çok adım vardı. Bu millet de karşılığını gerçekten vefalı bir şekilde ona vermiştir. Fakat özellikle bu devlet içindeki bazı yapılanmalarla, yani geçmişte müttefik olduğu yapılanmalarla ters düştükten sonra AK Parti siyasetinde biz bir kırılma görüyoruz. Halkın siyasi taleplerini bırakıp kendi partisinin tepesinden bir takım çıkarımları adeta siyasi talep haline getirme zor kullanması, yani yukarıdan aşağıya dediğimiz siyasetin geçerli olduğunu görüyoruz. İşte Ak Parti&#8217;deki büyük değişikliği buradaki kırılma ile izah edebiliriz.</p>
<p>15 Temmuz bu siyasi dönüşümün kristalleşmesidir. 15 Temmuz akşamı meclisteki dört parti ortak deklarasyon yayınladı. Hepsi darbeye karşı ortak tavrı benimsedi. Peki Yenikapı&#8217;da ne oldu? HDP arabadan indirildi ve üç partiyle yapıldı miting. Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun gitmesi yönünde eleştiriyorlar ki ben eleştirmiyorum. Daha sonra anayasa taslağının tartışıldığı masaya CHP oturdu ama CHP&#8217;yi o masadan kaldırmak için AK Parti ve MHP tarafından o kadar büyük manevralar yapıldı ki, CHP o masayı terk etmek zorunda kaldı bir anlamda. Böylece dört partiden ikiye indik. Şimdi görüyoruz ki AK Parti bu yolun devamını yalnız yürüyecektir. MHP zaten başka bir ekibin eline geçmiş durumdaydı. Referandum da bize bunu gösterdi. Yani 1 Kasım seçimini düşünürsek; yüzde 63&#8217;lere varan oy potansiyeli vardı. Hatta diğer küçük grupların, HÜDA-PAR, BBP gibi grupların desteğini de düşünürsek &#8216;evet&#8217; oyuna yüzde 65&#8217;le başladı ve yüzde 51.4&#8217;e düştü. Bu kaybın AK Parti&#8217;den kayıp mı, MHP&#8217;den kayıp mı yoksa ikisinden birden kayıp ve dışarıdan da beklenmedik birtakım destekler mi oldu ki mutlaka olmuştur, bunun analizini yapmak araştırmacıların işi.</p>
<h4>&#8220;D<strong>evleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Bu ittifakın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Ak Parti, MHP ile birlikte yürüyecek mi yoksa onu da arabadan indirip yola tek başına mı devam edecek ya da başka iş birliklerine açık hale mi gelecek?</strong></p>
<p>15 Temmuz&#8217;da bir şey daha gördük. Bütün siyasi yapılar ikiye ayrıldı. Buna direnen bir tek CHP var. CHP&#8217;de bir yarılma beklemiyoruz. Yani en kötü şartlarda yüzde 24, en iyi şartlarda yüzde 26 arasında gidip gelen bir kitle. Fakat diğerlerine baktığımızda 15 Temmuz&#8217;un bütün partilerde bir yarılmaya sebep olduğunu görebiliyoruz. Yani kitleler ayrıştı. Daha sonraki MHP ittifakının, bugünkü MHP tabanını ne kadar temsil ettiği bir muamma.</p>
<p><strong>Ak Parti 2010&#8217;lara kadarki süreç içerisinde aslında ülkenin farklı seslerine kendi siyasetinin içerisinde yer veriyor dediniz. Fakat bu seslere kendini kapatmaya başlamış durumda. MHP ise zaten bu seslere açık olmaktan uzak. Bu ittifak AK Parti&#8217;nin kendini daha çok kapatacağını mı işaret ediyor bize? </strong></p>
<p>AK Parti kendi içerisinde öz eleştiri mekanizmalarını harekete geçirdikten sonra fabrika ayarlarına dönmezse bu kapanma devam edecek. Bu kapanma nedensiz bir kapanma değil yani şu anda AK Parti devleti ele geçirmek istemiş gibi görünüyor. Bu ülkede her siyasi partinin rüyası haline gelen bir durum maalesef. Çünkü objektif tanımlarla işleyen bir sistemimiz yok. Bunun olmaması bize her dönemde büyük kadro değişiklikleri yaşatabiliyor. Kaldı ki bir sene içerisinde köklü değişiklikleri görüyoruz. Bu değişikliklerin prensiplere bağlı olmamasını itaat ve sadakat mekanizmasına bağlıyorum.</p>
<p>Şu anda devleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz. Çünkü ben şu anda AK Parti&#8217;nin kendi politikalarını özgürce uygulayamadığını görüyorum. Bugün öyle politikalar görüyoruz ki, AK Parti&#8217;yi kuruluşundan beri eleştiren bir insanım ama, bazı politikaları kendi rasyonaliteleri içerisine de yerleştiremiyorum. Yani &#8220;Bu AK Parti değil&#8221; diyorum. Neye dönüştü peki? Bir laf vardı hani &#8220;Fikirlerimiz iktidarda&#8221; diye; sayın Devlet Bahçeli daha kibar davranıyor ve bu kadar yüksek sesle söylemiyor ama şu an tam olarak MHP&#8217;nin fikirlerinin iktidarda olduğunu görüyoruz. Bu taban üzerinde çok büyük alerji yaratıyor. Fakat şu anda sayın Erdoğan bunu kendi karizmasıyla, gücüyle bertaraf etmeyi becerebiliyor.</p>
<p><strong>Siz AK Parti&#8217;nin içinde bir tartışma bekliyor musunuz? &#8220;Nasıl oldu da biz MHP&#8217;yle bu ittifakı yapabildik?&#8221;, &#8220;Nasıl oldu da değiştirmeye çalıştığımız devlet politikalarının bir parçası haline gelebildik?&#8221; diyen bir AK Parti grubunun ortaya çıkabileceğini ve bir tartışma başlatabileceklerini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu tartışma iki partide de başlayacak. Yani yüzde 63&#8217;ün yüzde %51&#8217;e düştüğü bir ortamda &#8220;Kedi buradaysa ciğer nerede?&#8221; hadisesi yaşanacak. Önemli olan şudur, yüzde 51.4&#8217;le anayasayı değiştirdiniz, peki amaç neydi? Amaç şuydu; muhafazakâr bir insanın, daima cumhurbaşkanı seçilebilmesini, aynı kitle içinden çıkmasını garanti altına almak. Bu baştan beri benim söylediğim, bu içerik olarak tuzak bir anayasadır ve o tuzağa siz de kapılabilirsiniz. Artı bunun ahlaki olarak da bir haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü bir anayasayı bu ülkede yaşayan hepimizin, yani bazılarının zenginlik dediği ama benim kurucu unsurlar demeyi tercih ettiğim&#8230; Çünkü zenginlikten kurtulabilirsiniz, zenginlik sizin malınız, mülkünüz, sahip olduğunuz şeydir, bir arazdır neticede ama bütün bu ülkede yaşayan, Türkiye&#8217;nin özüne ait insanlar olduğunu yani değişmeze ait insanlar olduğunu kabul ediyorum. Siyasete de bu noktadan başlamamız gerektiğini kabul ediyorum. Tabii ki bir takım tartışmaları taban önümüze getirecektir. Bu yüzde 12, yani &#8216;evet&#8217; blokunun içerisinden hareket eden yüzde 12 &#8216;hayır&#8217; oyu vererek Türkiye&#8217;de farklı gruplarla ilkesel bir beraberliğin içerisinde girmiştir. Ben bunu sokağın 15 Temmuzuyla açıklıyorum. Oraya dönelim tekrar. &#8216;Saray&#8217; 15 Temmuz’dan bir anlamda başkanlık kotarmaya çalıştı. Bence bu, bu topluma sadakati vurgulayan bir davranış olmaz. Ben olsam bütün toplumu masanın etrafına toplar, çağıracağımız yer neresiyse artık; saraysa saray, büyük bir yuvarlak masanın etrafına toplayarak &#8220;Bu iş böyle gitmeyecek, gelin bir anasaya yapalım&#8221; derdim. Fakat maalesef öyle olmadı. Türkiye&#8217;nin kutuplaşma üzerinden adeta yok sayılan bir kesimi bu tartışmanın dışına atıldı ama güzel olan şudur ki; sağ veya milliyetçi veya muhafazakâr veya inançlı kesimden önemli bir parça koptu ve &#8220;Anayasa öyle yapılmaz&#8221; dedi. Bu benim tutunduğum umuttur Türkiye&#8217;de. Buna karşılık veren, son derece heterojen olan; içinde CHP&#8217;nin, HDP&#8217;nin, Alevilerin olduğu kesim de buna ilkesel bir karşılık vermedi ama ilkesel karşılık verenleri de biliyorum. İşte bu iki taraftan da prensipler üzerine hareket eden insanların çok iyi bir noktaya geleceğini düşünüyorum. Sokağın 15 Temmuz&#8217;u dediğim insanlar da bu insanlar. Türkiye&#8217;de demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu ayakta tutmaya çalışanlardır. Bakın 15 Temmuz&#8217;a bir dönüş yapayım müsaadenizle, 15 Temmuz&#8217;da şu dendi; &#8220;Biz demokrasi istiyoruz&#8221; dendi. &#8220;Biz bu ülkede herkesin inandığı ve inanmadığı gibi yaşamasını, özgürce yaşamasını, hukuk devletinin yürürlükte olmasını istiyoruz&#8221;, &#8220;Din özgürlüğünün veya inanmama özgürlüğünün herkes için geçerli olduğu bir ülke&#8221; dendi.  Bu noktalarda bu halk zımni olarak bir mutabakat ortaya koydu. Fakat maalesef &#8216;saray&#8217; bunu başkanlık kotarma yönünde kullandı. Burada yüzde 49&#8217;un sahip çıktığı, gösterdiği şey sokağın 15 Temmuz&#8217;da istediği şeydir. O gece sokakta bir anayasa ortaya kondu. Bu başkanlık sistemi, bu tali değişiklikler bu esas taslağın önünü kesmeye yönelik bir girişimdir. Devlet eski reflekslerine döndü ve bu siyaset bugün AK Parti üzerinden yürütülüyor ama AK Parti tabanının da buna çok tahammül edeceğini zannetmiyorum. Şu nokta var, AK Parti hedefine yine ulaşamadı. Yüzde 51.5&#8217;le siz herhangi bir şeyi garanti edemezsiniz. Yani şunu söylemek istiyorum; milliyetçi, muhafazakar, mütedeyyin tabana da hitap eden ama diğer kesimlerin de onayını alabilecek bir aday sağ grubun oylarını alabilecektir. Burada bunun işareti verilmiştir. İşte referandum akşamı tanıdığımız sayılı siyasilerin galibiyete rağmen yüzlerinin asık olmasının nedenini de ben buna bağlıyorum. Çünkü bunun bir &#8216;Pirus Zaferi&#8217; olduğunu onlar da görüyor. Sürdürülebilir bulmuyorlar. Milletin ilginç denge politikaları vardır. AK Parti iktidarında onaylanan başkanlığı tutar CHP&#8217;li bir siyasiye verir. Yani enteresan şeyler görebiliriz ileride. Tabii CHP&#8217;den demeyeyim de daha bağımsız bir şahsiyete verebilir.</p>
<p><strong>Bu yeni bir krize sebep olabilir mi sizce?</strong></p>
<p>Kriz bence sistemden kaynaklanan bir şey değil. Bizim yönetim kültürümüzden, yönetim anlayışımızdan kaynaklanıyor. Yoksa en kötü sistem bile bir şekilde yönetilebilir.</p>
<h4> &#8220;Özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum .. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz.&#8221;</h4>
<p><strong>Hukuki olarak yeni bir sisteme geçtik sonuç olarak. Ancak bu geçişin siyasi şartları oluşmuş gibi görünmüyor. Siz sokağın 15 Temmuz’u diyerek bu değişimi kabullenmeyen bir toplumsal mutabakat olduğuna işaret ediyorsunuz ve diyorsunuz ki &#8220;sokağın 15 Temmuz&#8217;u&#8221; birbiriyle uzun süredir konuşmayan, temas etmeyen kesimleri aynı prensipte birleştiren bir çerçeve oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde farklılıkların birlikte yer alabileceği yeni bir zeminin oluştuğundan mı söz ediyorsunuz? Böyle bir imkân mı var?</strong></p>
<p>Taraflarda yer alan küçük gruplar bu zemini zaten oluşturmuş durumdaydı. Ben iki tarafa da rahat girip çıkabilen, iki tarafta da kendi kimliğimle var olabilen, bu şekilde tartışabilen bir insanım. Türkiye&#8217;de sağ siyaset -buna merkez sağı da katıyorum, Refah hareketi, milliyetçi geleneği katıyorum- nispeten bunlar siyasetin tabandan belirlenmesine yönelik hareketler. Merkez sağ bu konuda daha zayıf kalmıştır fakat Milli Görüş hareketi, Erbakan hareketi bunun son derece ciddi bir şekilde altını çizmiştir. Siyasetin kaynağı devlet değildir, millettir. &#8216;Millet için devlet&#8217; anlayışı ön plana çıkar. Bunu nerede test edersiniz? Bunu iktidar zamanında test edersiniz. Bunu bir konjonktüre dayalı olarak mı savunuyorsunuz yoksa bu sizin için kalıcı, sizi siz yapan prensiplerden biri mi? Bana kalırsa, yani ortalama bir müslüman gözüyle bakarsam bu prensiplerden bir tanesi de &#8220;Devlet insan içindir. İnsan devlet için bir malzeme değildir&#8221; olmalı. CHP&#8217;ye yani bunun karşısında yer alan geleneğe baktığımızdaysa cumhuriyet tarihi boyunca sırtını devlete yasladığını ve devletin serasında yetiştirildiğini görüyoruz. Fakat bu yapılar elbette ki kırıldı. Özellikle Milli Görüş kökenli fakat daha sonra gömleği çıkarsa da tabanı muhafaza eden AK Parti iktidarı devletleşti. Devleti yönetmek üzerine 15 yıllık vekaleti eline aldı ve devleti yönetiyor. Tabii ki de bu ilişkide bir takım değişiklikler ve dönüşümler oldu. Tabandan gelen siyaset dedik; bu işin bir tarafı. Aslında tarihsel olarak da, cumhuriyet tarihine baktığımızda da Türkiye&#8217;ye demokrasiyi, insan haklarını getiren bu sağ siyaset olmuştur. Demokrat Parti geleneği, onun devamı da Adalet Partisi geleneği olmuştur. AK Parti ile siyasetin kaynağı milletten devlete kaymıştır, bu geleneğin sivil karakteri zedelenmiştir.</p>
<p>AK Parti&#8217;nin siyasetinin kırılmasından sonra kutuplaştırıcı politika izlediğini gördük. Diğer gruplarla konuşan, hiç olmazsa anayasayı birlikte yapan prensipleri bir kenara bırakıp kutuplaştırıcı bir siyasete daldığını görüyoruz. İzlediği yeni siyasetin ayakta tutulması için bu kutuplaşmaya ihtiyacı var çünkü demokrasi, insan haklarının bir kenara bırakılması mütedeyyin hatta muhafazakar tabanın kolaylıkla kabul edeceği bir şey değildir. Türkiye&#8217;de darbelerden birçok kesim zarar görmüştür. Darbelerden veya olağanüstü yönetim şekillerinden mütedeyyin kesim de çok ciddi zararlar görmüştür. Yapılan birçok araştırma gösterdi ki, gerek kültürel anlamda gerek siyasi anlamda islami kesimin bir şeyler üretebilmesi, ortaya koyması ve rafineleştirmesi demokratik ortamlarda daha mümkün oluyor. Birçok grup için de söz konusudur bu, çünkü tabandan yükselen bir siyaseti gerektirir. Şu anki devlet ve AK Parti tarafından tabana dayatılan kutuplaştırmanın ve tabanın buna ne kadar tahammül edeceği de önümüzde bir soru işareti. Bu referandumda bu soruya ilk cevabı da görmüş olduk. &#8216;Evet&#8217; blokundan kopan yüzde 12&#8217;lik bir kesim bu dayatmayı reddetti. Aslında &#8216;evet&#8217; verenlerin içinde de &#8216;hayır&#8217;a uzak olmayan veya hayat pratiğinde diğer kesimlerle birlikte ve eşit şartlarda yaşamayı kabullenmiş çok büyük bir kesim olduğunu da görüyoruz. Fakat neticede herkes farklı kaygı ve hesaplarla oylarını kullanmış olabilir. Söylemek istediğim şudur; kutuplaştırıcı politika bu tabana yabancı bir politikadır. Tavandan tabana yani yukarıdan aşağıya politika da bu tabanı rahatsız edecektir. Şimdiden adeta özellikle mütedeyyin insanların geçmişte, erken cumhuriyet dönemine dair eleştirdikleri birçok şeyi kendilerinin politika olarak benimsediğini görüyoruz. Türkiye açısından da sakıncalı bir durum. Çok genel bakarsak, bir toplumun muhafazakar kesimleri o toplumun kimliğini korumakla birlikte değişimci kesimler de muhafazakar kesimlerin dünyaya adaptasyonlarını sağlar. Bu anlamda muhafazakar ve değişimci kesimler arasında bir denge vardır ve bu dengenin bozulması bir süredir AK Parti&#8217;nin yürüttüğü bir politika oldu. Bir şey daha ben hissettim, bu sadece bir his; sanki bu toplum karizmatik liderlerden sıkıldı gibi geliyor. Ben bundan sonra, özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum ama bunu kanıtla derseniz nasıl kanıtlayacağımı bilemem. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz. Bunun altını çizelim istiyorum.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de kararlar alınırken mecliste partiler tartışma yaşardı.  Farklı sesler duyulurdu ve büyük kararlar üzerinde bir etki oluşturma kapasitesi vardı. Şimdi öyle görünüyor ki Saray&#8217;ın etrafında bir meclis oluşacak ve orada küçük bir grup büyük kararları verme konusunda daha etkili olacak. Sizce Türkiye&#8217;de bundan sonra karar alma mekanizması farklı sesleri duyma yollarını kapatmış olacak mı? Ya da nasıl ve kime duyacak? Bir kararı etkilemek isteyenler kendilerini duyurabilmek için hangi kanalları kullanacak?</strong></p>
<p>Görünüşte öyle olsa da fiilen Erdoğan&#8217;ın dışında karar alacak bir merci görümüyorum AK Parti içerisinde. İlk dönemlerin dışında hiç de tersi olmadı. Zaten baktığımızda Erdoğan&#8217;ın çevresi de yüzde yüz değiştiğini görüyoruz<strong>. </strong>Beraber yola çıkılan ve kurucu kişiler olarak adlandırılan insanların da şu anda Erdoğan&#8217;ın etrafında olmadığını fakat bambaşka ortamlardan gelen, Milli Görüş&#8217;ün içerisinde de bir rahle-i tedrisat görmemiş insanların etkili konumlarda olduğunu görüyoruz ki bu AK Parti içerisinde de çok eleştiri alan bir durum.</p>
<p><strong>Peki kurucu kadroların değişmiş olması mı bugün devletleşme temayülünü ortaya koyuyor?</strong></p>
<p>İç yapılarını bilemem ama ben size AK Parti içerisinde de önemli bir tartışma konusundan bahsedeyim. Mesela şimdi isim vererek canlarını sıkmak istemem ama içeriden muhalefete tahammül gösterilememiştir. Belli bir gazete etrafında, içeriden bir muhalefetin oluştuğunu görüyorsunuz ama bu insanların &#8216;sarayın&#8217; yakın çevresi tarafından ekarte edildiğini söyleyebiliriz. Genelde gördüğüm şey; Erdoğan&#8217;ın üzerinde etkili olan ve tabanı da temsil etmeyen insanların kadroları doldurduğunu söyleyebilirim. Ben yine AK Parti&#8217;nin, bu yeni dönemde hükümetin de sayın Erdoğan&#8217;ın destekleri doğrultusunda bir takım icraatlara girişeceğini tahmin ediyorum.</p>
<p><strong>Aleviler, Kürtler, kadınlar, sivil toplum kendini nasıl ifade edebilecek artık? Eskiden siyasi karakterler olan bakanlıkların kapısını çalmak mümkündü bir nebze. Tüm bunların değişebileceği bir döneme giriyoruz. Kim derdini kime anlatacak şimdi?</strong></p>
<p>Bu sadece sivil toplum kuruluşları için değil, Ak Parti teşkilatları için de geçerli. Ben AK Parti teşkilatlarını çok hevessiz gördüm bu seçim kampanyaları sırasında. Çünkü bu sistem misal, Üsküdar AK Parti teşkilatının da havasını söndürür. Sonuçta her şey Beştepe&#8217;den halledilecekse, oradan gelen talimatlarla hareket edilecekse il başkanları, ilçe başkanları icra memurlarına dönüşebilir. Halbuki sağ siyasi partilerde tabanla ilişki çok önemlidir, çok kuvvetlidir. Bu insanlar aynı mekanları paylaşır, aynı yerlerde yaşarlar ve toplumsal talepler çok doğal olarak yukarıya, adeta bir bitki içindeki içindeki metabolizma gibi köklerden alır yukarıya taşır. Şimdi bir işinizi halletmek istiyorsanız Beştepe&#8217;nin yolunu tutacaksınız. &#8216;Saray&#8217;dan gelen talimatla il veya ilçe merkezlerinin kapısında gideceksiniz. Bu bir partinin de aslında kendi elini kolunu bağlaması, bir anlamda kendini atıl hale getirmesi anlamına gelir. Yani siyasi partilerin de gücünü zayıflatacak bir şey. Toplumla ilişkinin seyri değişecek. Meselelerin hepsi yukarıdan halledilecek.</p>
<p>Her zaman şunu söylüyorum; bu toplumda iki kültür var. Siz de, ben de hepimiz hem batı kültürünün hem de islam geleneğinin tarihsel sonucu olan bu kültürün etkisi altındayız. Bunun dışında yaşamamız mümkün değil ama böyle yukarıdan inme bir siyaset de bu iki literatürün temel esprisiyle çok ters. Bu çok önemli bir noktadır. Tarihin akışına da terstir. AK Parti muhtemelen kendi içerisinden yükselen tepkilerle bunu değişikliğe götürebilir yakın bir zamanda.</p>
<h4><strong>&#8220;Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte Kürt meselesinde daha güçlü ve ciddi adımlar atılacaksa, bu sisteme katlanabilirim.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Ben yeniden referandum sonuçlarına dönmek istiyorum. Kürt meselesi çözüme çok yaklaşmıştı. O dönemde karşılaştığımız fotoğraf bugün oldukça değişti. Sizce referandumdan sonra bu yeni sistem oluşmaya başladıkça Kürt meselesinin seyrinde bizi yeni bir durum bekliyor mu? </strong></p>
<p>Kürt meselesi adına bugüne kadar ortaya konan herhangi bir siyaset hem MHP&#8217;yi hem de HDP&#8217;yi aynı pota içinde tutmaya yetmedi ama şöyle de bir gerçeğimiz var; bulacağımız çözüm hiç olmazsa bu ikisinden birinin itirazını içermemeli. Bu neticede bir mutabakatla çözülebilecek bir mesele. 7 Haziran HDP&#8217;si iki kesimi çok rahatsız etti; birinci olarak devlet reflekslerini uyandırdı, ikinci olarak benim  görebildiğim kadarıyla Kandil&#8217;i de çok rahatsız etti. Burada aslında bağımsız bir Kürt siyasetinin ne kadar istendiğini de derinlemesine araştırmak lazım. Kürt meselesinin çözümünde neticede elimizdeki en büyük şans, geçen 35 yıla rağmen tabanda yerleşmiş bir düşmanlığın hala tesis edilememiş olması. Devlet reflekslerine dönüş AK Parti&#8217;nin söylemini Kürt meselesinde de değiştirdi. Fakat bir umudum var ki, şu istemediğimiz sistem belki bize bir çözüm sunabilir. O zaman bu sisteme de katlanabilirim. Acaba şu sorunun çözümünde sayın Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte daha güçlü ve ciddi adımlar atmalarına vesile olur mu? Espri bir yana, bunu sağlarsa inanın bu sisteme katlanabilirim.</p>
<p>Kürt tabanının da çok büyük ölçüde bir kopuş yaşamak istemediğini düşünüyorum. Kürt illerinde yıllarca çalıştım. Son derece derin ve samimi ilişkilerim var bölgeyle. Bu deneyimle baktığımda, insanların gerçekten kopmak istemediklerini görüyorum. Tabanın bu kadar hazır olduğu bir durumda herhalde cesur bir siyaset bu işin üstesinden gelebilir. Burada sayın başkana iş düşüyor. Bunu yaparsa kendisini ve partisini ileriye taşıyabilir. Türkiye&#8217;de tabandan gelmeyen hiçbir çözüm kalıcılık taşımaz. Fakat tabanda yeri olan her çözüm her türlü musibete rağmen çok dirençli bir çözüm olacaktır.</p>
<p><strong>Saadet Partisi&#8217;nin &#8216;hayır&#8217; vermesi, referandum süresinde Hak ve Adalet Platformu&#8217;nun çalışmalarına başlaması ve yine &#8216;hayır&#8217; blokunda yer alması bize muhafazakar mahalle içerisinde bir yarılma olduğunu gösteriyor. Referandumdan sonra nasıl şekillenecek bu yarılma? İslami sivil toplum nasıl şekillenecek sizce?</strong></p>
<p>Yarılmayı özetleyelim öncelikle. AK Parti iktidara geldikten sonra 2009&#8217;dan 2010&#8217;a kadar özellikle muhafazakar kesimden ciddi bir muhalefet hatırlayabiliyor musunuz? Tamam, ben Saadet Partisi kurucusuydum ama fiilen hocadan (Erbakan) izin alıp mesleğime, doktorluğa döndüm. Ne zaman tekrar ortaya çıktı muhalefet? Has Parti&#8217;yle 2011&#8217;lerde bir takım sesler yükseldi. Bu da ne üzerinden gündeme geldi? Özellikle yolsuzluklar ve gelir dağılımdaki dengesizliğin derinleşmesi üzerinden gündeme geldi. Bunun anlamı şudur; AK Parti&#8217;nin bir özelliği de şuydu, olumlu bütün politikaları içselleştirip kendi siyaseti haline getirebiliyordu. Muhalefet, muhalefet edemez hale gelmişti. Ne zamanki yolsuzluk iddiaları gündeme geldi, kibir gösterildi, anormal şehirleşme arttı ve kaba bir modernleşme vücut buldu bu sebeple bir muhalefet birikimi oldu. Bu muhalefetin patlama yaşadığı dönem AK Parti&#8217;nin demokrasiden, insan haklarından ve çözüm sürecinden uzaklaştığı dönemdi. Çözüm sürecini hatırlayın, benim gibi insanlar çıkıp mahalle mahalle çalışma yapmıştı ve girdiği her platformda sürece dair umutlarını dillendirmişti.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi, devlet partisi statüsü taşıdıkça, devlet politikalarını benimsedikçe muhalefet daha da büyüyecektir. Kendi içlerinden de bir muhalefet çıkabileceğini en azından görebiliyorum. Çünkü söylediğim gibi bu, muhafazakar, mütedeyyin kanadın siyasi kodlarıyla uyuşabilecek bir durum değil. Temelde şunu da söyleyebiliirim, ortalama bir Müslüman kafası devletçi bir kafa değildir.</p>
<p><strong>Yani muhafazakar mahalle devletle imtihan edildi&#8230;</strong></p>
<p>AK Parti iktidar sınavını kaybetti, bunu daha önce de söylemiştim. Fakat iktidar başarısızlığından daha önemlisi bence devlet politikalarının uzantısı haline gelmesidir. Tabanda alerji yaratmasıdır. Şu anda bu kitleyi bir arada tutabilmesinin ciddi bir analizi yapılsa menfaat ilişkilerinin ya da ekmek kapısının ya da iktidarla iyi geçinme zorunluluğunun ön planda olduğunu görürsünüz.</p>
<p><strong>Demokrasi nöbetlerinde ortalama müslüman birinin dünyasında hala geçmişe dönme kaygısının hakim olduğunu görmüştük. AK Parti&#8217;nin olmadığı bir iktidarın onlara vaad ettiği şeyin eskiye dönüş olacağına dair bir kaygı olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Tabandaki güvenden bahsettik. Burada iki faktör söz konusu; birincisi AK Parti&#8217;de sayın Erdoğan&#8217;ın -özellikle kendi çevresinde- hiçbir muhalefete izin vermemesi kendi havzasında önemli bir şey. Yüzde 0.8&#8217;lik HAS Parti bile onları ciddi ölçüde rahatsız etti ve siyaseten kapatmaya kadar götürdü. Bir anlamda yılanın başı küçükken ezildi. Başka bir siyasi grubun ayakta tutulmaması hadisesi şehzade katline tekabül eder. Aslında saray kafasının çokluğa tahammülsüzlüğünde yatar bu. Saray fikrinin kendini değişmez görmesiyle izah edilebilir. Buradaki diğer faktör; diğer kesimlerle yani Atatürkçülerle, Alevilerle, seküler kitleyle bir güven ilişkisinin kurulabilmesi -bundan azade olarak buna mecbur olması- &#8220;aynı gemideyiz&#8221; fikrini oluşturma rolü iki tarafa düşüyor. Bunun yolu şudur; &#8216;selamünaleyküm&#8217; diyene &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermek değil, &#8216;aleykümselam&#8217; diye cevap vermektir. &#8216;Merhaba&#8217; diyene de &#8216;aleykümselam&#8217; olarak değil &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermektir. Biz burada iki kültürü yaşıyoruz. İki kültürel dile sahibiz. İkisini de öğrenmek zorundayız. Bu kötü bir şey değil. İkisi de tarihimize ciddi yön vermiş kültürler ve sentezleyebilmek mümkün. Bu ülkede hepimize yer var.</p>
<p>*Röportajı Mehmet Ali Çalışkan ve Bahar Kılınç gerçekleştirmiştir.</p>
<p>**Ana görsel, Yeni Asya Gazetesi&#8217;nden alınmıştır</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
