<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Paris İklim Zirvesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/paris-iklim-zirvesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/paris-iklim-zirvesi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Dec 2019 06:42:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Paris İklim Zirvesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/paris-iklim-zirvesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sağlıklı Gıda Sağlıklı Toprakla Mümkün</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/saglikli-gida-saglikli-toprakla-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Dec 2019 06:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[David Montgomery]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstriyel gıda]]></category>
		<category><![CDATA[FAO]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı gıda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Endüstriyel gıdanın yetişme boyutunda kimyasallar; sosyal boyutunda ise tarım işçilerinin ağır çalışma koşulları, sosyal hakları, sendikasız mevsimlik tarım işçileri, çocuk işçiler, onların yaşam koşulları gibi adaletsiz üretim ilişkiler ağı gibi konular var. ‘Ne Yersen Osun’ konusuna sadece gıdaların içindeki zehirler değil; adaletsiz üretim ağları içinden yükselen ‘ahhh’ lar da dahil…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/saglikli-gida-saglikli-toprakla-mumkun/">Sağlıklı Gıda Sağlıklı Toprakla Mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkelere göre değişse de farklı tarımın sera emisyonlarına katkısı  genel olarak %14 civarındadır. Bu orana toprağın nasıl kullanıldığı ve tarımsal atıkların nasıl proses edildiği dahildir. Dolayısıyla küresel iklim değişimine karşı alınacak önlemlerin başında toprak iyileştirmesi gelmelidir. Çünkü bu durum, aynı zamanda gıdalarımızı doğayla uyumlu yöntemlerle yetiştirmeye teşvik edecektir. Bu nedenle Fransız Hükümeti, 2015 yılında yapılan Paris iklim zirvesinden sonra çiftçinin toprakta organik madde artışını her yıl %3 artırmasını teşvik etmeye başladı.</p>
<p>Hipokrat, “Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekleriniz olsun” demiş. Sağlıklı gıda şifa özelliğini bünyesinde taşır. Başka bir deyişle gıdalardan şifa beklemek en temel hakkımız. Ancak gıdanın şifalı olup olmaması; hangi tür toprakta nasıl yetiştirildiği, işlendiğiyle çok ilgili… Yediklerimiz sadece vücudumuzu etkilemiyor; evrim süreciyle gelecek kuşaklara dahi etki edecek bir durumdan söz ediyoruz. Bu yüzden gıda zincirinde en önemli basamak olan toprağı konuşmadan sağlıklı gıdadan söz etmemiz imkansız.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Ne Yersen Osun”</strong></p>
<p>Endüstriyel kapitalist sistemde, gıdanın tohumdan sofraya olan yolculuğu; toprağa ekilme, büyütülme, hasat edilme,  saklama, paketleme ve servis edilme aşamasında birçok zehirli kimyasalla temas etme demek… <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/guvenli-gida-icin-yerel-gida-topluluklari-desteklenmeli/">Bir önceki yazımızda</a> bu kimyasallların etkisini dile getirmiştik. Yolculuğun yetişme boyutunda kimyasallar var; sosyal boyutunda ise tarım işçilerinin çalışma koşulları sosyal hakları, sendikasız mevsimlik tarım işçileri, çocuk işçiler, onların yaşam koşulları gibi adaletsiz üretim ilişkileri ağı gibi konular var. Kısacası  ‘hangi topraktan ne yersen o’sun konusuna sadece bünyemize aldığımız gıdalardaki zehirler değil; adaletsiz üretim ağlarından yükselen  ‘ahhh’lar da dahildir.</p>
<p>Endüstriyel tarım sisteminde toprağın hava ve su  döngüsünün bir parçası olduğunu gözlemleyebilecek çok imkan var. Tarımda kullanılan zehirler, yağmurla nehir ve göllere oradan okyanuslara taşınıyor. Sadece oradaki ekosistemin zarar görmesi değil aynı zamanda toprağın tuzlanmasına da yol açıyor. Örneğin Avustralya’nın güneyinde bir dizi nehir, tarım ve madencilik nedeniyle can çekişme sınırında bulunuyor. Dünyanın sekizinci harikası olan Great Barrier Rief&#8217;deki mercanların rengi değişti, yok olmakla karşı karşıya. Okyanustaki tuzlanma, yeraltı sularıyla toprakta da tuzlanmaya yol açmış durumda. Hatta bu tuzlanma seviyesi konut ve iş yeri gibi fiziki yapıları dahi etkilemeye başladı. Tuzlanmanın üçüncü, dördüncü katlara kadar çıktığını ve binaların  oturulamaz hale geldiğini 10 yıl önce görmüştüm. Durum bugün muhtemelen daha vahim boyuttadır.</p>
<p>Toprağın iyileştirme yöntemlerinden ilki; biyolojik atıkların aerobik ya da anerobik (oksijenli ya da oksiyensiz) ortamlarda doğal gübreye dönüştürülmesi; diğeri ise, özellikle kumlu topraklara şifa olan biyolojik atıkların biyokömüre dönüştürülmesidir… Bu yöntemlere, iklim değişimine dost yöntemlerden biri olarak, tarım yaparken havaya karbon salmak yerine karbonu toprağa gömme bir başka deyişle karbon çiftçiliği diyoruz. Toprağa olabildiğince minimum müdahale etmek önemli. Permakültür ve agroekolojik yöntemler dahil tüm alternatif yöntemlerde nihai hedef, doğal tarıma geçmek olmalıdır. Çok yıllı bitkilerle, tek yıllıkları destekleyerek ve toprağı sürmeden yapılacak tarıma doğal tarım diyoruz. Kısacası iklim değişiminde tarımsal yöntemlerde sera gazı azaltmanın en önemli yolu doğal tarımdır. Tarım biyaloğu Manasobu Fukuoka’nun Japonya’nın güneyinde geliştirdiği tohum topları yoluyla yapılan doğal tarım yöntemleri Türkiye’de de kullanılmaya başlandı.</p>
<p><strong>Küçük Aile Çiftliklerinin Önemi…</strong></p>
<p>FAO verilerine göre dünyanın 2/3’ününü  küçük aile çiftlikleri besliyor.  Bu da 10 bin metre kareye karşılık geliyor. (2.5 acre) Washington Üniversitesi toprak bilim insanı David Montgomery Bir <a href="http://books.wwnorton.com/books/detail.aspx?ID=4294993513">Devrimi Büyütmek</a><a href="http://books.wwnorton.com/books/detail.aspx?ID=4294993513">:</a> Toprağımızı Yaşama Geri Döndürmek isimli kitabında;  küçük aile çiftliklerinde, endüstriyel büyük çiftliklere göre iki kat daha fazla ürün elde edildiğinden  söz ediyor. Mongromery; Afrika, Latin Amerika dahil dünyadaki küçük çiftliklerde edindiği gözlemlere dayanarak özellikle toprağı sürmeyen ve ürün rotasyonuna dikkat eden çiftçilerin, tarım ilacı kullanmadıkları için hem giderlerini düşürdüklerini hem de konvansiyonel tarım yapanlardan dört kat fazla ürün elde edebildiklerini belirtiyor. Elbette doğal tarım yöntemiyle toprağın iyileşmesi flora ve faunadaki biyoçeşitliliği de artırıyor.</p>
<p>Bugün tüm dünyada endüstriyel tarımda çalışan mevsimlik göçmen işçilerin durumu içler acısı… Kaliforniya’daki Meksikalı mevsimlik işçi için de durum böyledir; Eskişehir’de pancar üretiminde çalışan Suriyeli göçmenler için de. Sahada yaptığımız gözlemler ve yapılan araştırmalar bu durumu tüm ağırlığıyla gözler önüne seriyor. O yüzden sağlıklı bir toprak için; tohumdan sofraya tüm gıda sisteminin demokratikleştirilmesi gerekiyor. Toprağı gözeten bir tarım ve gıda sistemi için geleneksel tarım yöntemleri ve kadim bilgilere dönmek yetmiyor aynı zamanda sosyal ilişkilere de kafa yormak elzem. Kapitalist küreselleşmeye karşı ayakta durmaya çalışanların kurdukları ağlara desteklerin yanı sıra kooperatif sistemi de önemli bir çözüm olabilir. Tüm canlıların yaşam hakkını gözeten bir sistem kurmak; toprağı iyileştirmek, ürünü paylaşmak ve pazarlamak için örgütlenme gerekli. Sadece ürün ve gıdaya erişim için değil; sağlıklı toprağın nasıl oluşturulacağı, büyütüleceği konusundaki bilgi ve becerilerin paylaşılması için de bu tip örgütlenmelere ihtiyaç var.</p>
<p>Yineleyecek olursak; sağlıklı ürünün ancak sağlıklı bir toprakta yetiştiğini hep göz önünde bulundurmalıyız. Ve tükettiğimiz gıdanın tohumdan sofraya olan yolculuğunda sorumluluk sahibi olduğumuzu unutmamalıyız. Bunun için toplum destekli tarım yapan gıda topluluklarının parçası olmak, kent bahçeleri yaratmak, belediyelerden bunun için kamusal alan talep etmek, balkon ve çatı bahçelerinde evladiyelik tohum yetiştirmek, (atalık tohum patriarkayı çağrıştırdığı için bu terimi kullanıyorum) yetiştirdiklerimizin bilgisini paylaşmak ve dayanışmak için kooperatifler kurmak yapabileceğimiz başlıca konular olarak önümüzde duruyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/saglikli-gida-saglikli-toprakla-mumkun/">Sağlıklı Gıda Sağlıklı Toprakla Mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Hareketinin Dünü ve Bugünü: Küresel Olarak Nasıl Bir Araya Gelinebilir?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/17/iklim-hareketinin-dunu-bugunu-kuresel-olarak-nasil-bir-araya-gelinebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2018 07:29:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[CAN]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[sabancı üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25952</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim Kafe Konuşmaları çerçevesinde, araştırmacılar Hande Paker ve Baran Alp Uncu “Türkiye ve Dünyada İklim Hareketleri” konulu konuşmalarını, İstanbul Politikalar Merkezi’nde gerçekleştirdi. Paker ve Uncu, konuşmalarında iklim değişikliğine karşı verilen mücadelenin dününü, bugününü ve bu mücadelelerin küresel olarak bir araya gelme olanaklarını masaya yatırdı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/17/iklim-hareketinin-dunu-bugunu-kuresel-olarak-nasil-bir-araya-gelinebilir/">İklim Hareketinin Dünü ve Bugünü: Küresel Olarak Nasıl Bir Araya Gelinebilir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM), iklim değişikliğini çeşitli boyutlarıyla masaya yatırdığı etkinlikler dizisi İklim Kafe’nin son buluşması, Karaköy’deki Minerva Han’da gerçekleştirildi. Buluşmada 2015/16 Mercator-İPM Araştırmacısı Hande Paker ve bağımsız araştırmacı Baran Alp Uncu, “Türkiye’de ve Dünyada İklim Hareketleri” başlıklı çalışmalarını, iki farklı kulvar üzerinden alan üzerine çalışmalar üreten akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle paylaştı.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yerelde Yaşayanlar Hangi Mekanizmalarla Harekete Geçiyor?</strong></p>
<p>“Küresel bir Müşterek Olarak İklim Adaleti: Kozmopolit Vatandaşlık İklim Meselesine Katkı Sunabilir mi?” başlıklı konuşmasında Paker, yerel ve ulusal sınırların ötesine geçen bir sorun olan iklim değişikliğine karşı, yerelde yaşayan insanların hangi mekanizmalarla harekete geçtiğini irdeledi.</p>
<p>“Kozmopolit vatandaşlık” kavramının, çatışmalı da olabilen farklı kimlik ve talepleri bir araya getiren bir çerçeve sunduğunu ifade eden Paker, içinden geçilen ekolojik krizin, sosyolog Ulrich Beck’in işaret ettiği kozmopolit mecburiyetleri ortaya çıkardığını belirtti. Paker, iklim değişikliği gibi küresel sorunlar karşısında da bu mecburiyetten doğan ortak bir siyasi zemin yaratma çabalarının gündeme geldiğini ve kozmopolit vatandaşlık anlayışının bu açıdan yeni bir siyasi potansiyel taşıdığını söyledi. Paker, bu anlayışın vurguladığı değerlerin, yerelin bağlayıcı değerlerine kıyasla ortak hareket üretemeyecek kadar gevşek ve elitist olmakla eleştirildiğini de sözlerine ekledi. Bu eleştirilere karşın Paker, kozmopolit çerçevenin, iklim değişikliğinin getirdiği küresel “ortak kader”e karşı birlikte durmak için, “öteki ile ortaklık” tahayyülünü benimsediğini de hatırlattı: “Hayatta kalma içgüdüsü, uzak ötekileri fark etme, tanıma ve onlarla yeni bir siyaset oluşturmak gereğini doğuyor”.</p>
<p><strong>COP21 Sonrasında Yeni İşbirlikleri<br />
</strong></p>
<p>Paker’in ardından söz alan Uncu, “Tabanını Arayan Hareket: İklim Adaleti Hareketi’nin Küresel ve Yerel Düzeylerde Genişleme Olasılıkları” başlıklı konuşmasında, iklim değişikliğine karşı mücadelenin ortaya çıkışını ve geçirdiği dönüşümleri anlattı.</p>
<p>Uncu, konuşmasında, iklim değişikliği mücadelesinin; 1980’lerde Greenpeace ve Friends of the Earth (FoE / Yeryüzünün Dostları) gibi örgütler ile ortaya çıkmaya başladığını, sonrasında 90’larda Climate Action Network (CAN / İklim Hareketi Ağı) ve 2000’lerde de Climate Justice Now! (CJN / İklim Adaleti Hemen Şimdi!) gibi yapı ve ağlarla genişlediğini ve şekil değiştirdiğini anlattı.</p>
<p>COP zirvelerinin toplumsal hareketler açısından dönüştürücü etkiler ürettiğini belirterek sözlerine başlayan Uncu, özellikle 2009’da Kopenhag’da düzenlenen COP15 ile 2015’te Paris’te düzenlenen COP21 arasındaki sürecin kritik olduğunu ifade etti.</p>
<p>Uncu, günümüzde iklim hareketi ağlarının halen en büyüğü olan CAN’in, sorunu çevre konusuna indirgemek ve piyasa temelli çözüm önerileri geliştirmekle eleştirildiğini belirtti. 2009’daki COP15 sonrasında ise CAN’in kendi içinde bir dönüşüme gittiğini ve bu eleştirilerin de azaldığını sözlerine ekledi.</p>
<p>Uncu ayrıca, CAN’e kıyasla radikal olan örgütlerin COP15 zirvesi öncesinde tartışmaya başladığı “iklim adaleti” çerçevesinin de zirve sırasında görünürlük kazandığını ve bütün hareketleri içine çekecek şekilde genişlemeye ve yayılmaya başladığının altını çizdi. Bu çerçevenin sistem karşıtı olduğunu ve kalkınma-kapitalizm eleştirisi yaptığını belirten Uncu, aynı zamanda sosyal ve siyasi adalet kavramlarına da değindiğini söyledi.</p>
<p>Uncu, günümüzde ise özellikle Paris İklim Zirvesi (COP21) sonrasında, örgütler için ana çerçevenin “iklim hareketi” olarak şekillendiğini, yeni örgüt, strateji ve işbirliklerinin ortaya çıktığını belirtti. Greenpeace’in de diğer örgütlerle işbirliğine gitmeye başladığını ifade etti.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.iklimhaber.org/iklim-hareketinin-dunu-ve-bugunu-kuresel-olarak-nasil-bir-araya-gelinebilir/" target="_blank" rel="noopener">İklim Haber</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/17/iklim-hareketinin-dunu-bugunu-kuresel-olarak-nasil-bir-araya-gelinebilir/">İklim Hareketinin Dünü ve Bugünü: Küresel Olarak Nasıl Bir Araya Gelinebilir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekoloji Kolektifi’nden &#8220;okuyun, çoğaltın, dağıtın&#8221; diye Paris Anlaşması çevirisi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/02/ekoloji-kolektifinden-okuyun-cogaltin-dagitin-diye-paris-anlasmasi-cevirisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2016 17:12:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Zirvesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2124</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Herkes için iklim adaleti” diyen Ekoloji Kolektifi Derneği, 21. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı sonucunda (COP21) 12 Aralık 2015 tarihinde kabul edilen Paris Anlaşması’nın çevirisini, kendilerinin hazırladığı bir önsöz metniyle birlikte yayımladı. Çalışma, hem anlaşmayı değerlendiriyor hem de Türkçe çevirisinin tam metnini içeriyor. Gaia Dergi’de yayınlanan konuyla ilgili yazı şöyle: Anlaşma çevirisini Yunus Bakihan Çamurdan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/02/ekoloji-kolektifinden-okuyun-cogaltin-dagitin-diye-paris-anlasmasi-cevirisi/">Ekoloji Kolektifi’nden &#8220;okuyun, çoğaltın, dağıtın&#8221; diye Paris Anlaşması çevirisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>“Herkes için iklim adaleti” diyen Ekoloji Kolektifi Derneği, 21. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı sonucunda (COP21) 12 Aralık 2015 tarihinde kabul edilen Paris Anlaşması’nın çevirisini, kendilerinin hazırladığı bir önsöz metniyle birlikte yayımladı. Çalışma, hem anlaşmayı değerlendiriyor hem de Türkçe çevirisinin tam metnini içeriyor.</h3>
<p><a href="https://gaiadergi.com/ekoloji-kolektifi-paris-anlasmasini-turkceye-cevirdi-okuyun-cogaltin-dagitin/">Gaia Dergi</a>’de yayınlanan konuyla ilgili yazı şöyle:</p>
<p>Anlaşma çevirisini Yunus Bakihan Çamurdan, yayının editörlüğünü de Ilgın Özkaya Özlüer, Ethemcan Turhan ve Fevzi Özlüer yaptı. Ilgın Özkaya Özlüer’in önsözünde Paris Anlaşması’nın öncesi ve sonrasının ne olacağı genel hatlarıyla ele alınıp etkileri tartışılıyor. Çevre sorunlarının küreselleşmesi devletleri ne ölçüde, hangi koşullarda bağlıyor ve hukuki bağlayıcılığı ne?</p>
<p>Bu doğrultuda, Ekoloji Kolektifi’nin çalışmasından beslenerek çevre için devletler düzeyinde yapılanları inceleyebiliriz.</p>
<p>İlk olarak, 1972 yılında 113 ülkenin katıldığı BM Stockholm Konferansı ile her insanın iyi bir çevreye ulaşma hakkının sağlanmasına yönelik devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri olduğu kararlaştırıldı. 20 yıl sonra Rio de Janerio’da da çevre ve kalkınma arasında bir denge oluşturma çabasıyla bazı sözleşmeler oluşturuldu. Bunlardan ilki, BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’ydi. Bu sözleşme ile biyolojik çeşitliliğin devletler tarafından korunacağı kabul edildi. Diğer sözleşme ise, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ydi. Bu sözleşme ile de insanlığın ortak mirası olan doğanın korunmasına yönelik azaltım ve uyum alanında özel olarak çalışma yapılacağı kararlaştırıldı. Son sözleşme olan BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi kapsamınada çölleşme, iklim değişikliği ve biyoçeşitliliğin kesişimindeki gıda sorunu da ele alındı. Kısacası, bu anlaşmalarla çevre sorunlarının küreselleştiği, devletler tarafından kabul edilmişti.</p>
<p>Fakat sorun şu ki, 1990 yılından beri yürürlüğe giren birçok uluslararası anlaşma olmasına ve farkındalığın da artmış olmasına karşın çevre sorunlarının kökünden çözümüne yönelik adımlar atıldığını göremiyoruz. Aynı zamanda çevre sorunların küreselleşmesinde devletlerin farklı derecede katkılarının olması sebebiyle ortak fakat farklı sorumluluklar almaları gerektiği de tartışılan bir düşünce olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü’nün de etkisiz kalmasıyla 2015 yılı Aralık ayında düzenlenen COP21’de oluşturulan Paris Anlaşması, 2020 sonrası yeni iklim rejimini şekillendirecek. Ancak bu anlaşmanın bağlayıcılığı ve yaptırım gücü çok zayıf. Çünkü her devlet artık ortak alınan kararlarla değil, kendi istediği ölçüde ve gönüllü olarak sürece katkıda bulunacak.</p>
<p><strong>Peki, Ekoloji Kolektifi’nin küresel bağlamda çevreye yönelik tedbirlerde eksik buldukları ve önerileri neler?</strong></p>
<p>Devletlerin küresel iklim değişikliğini 2100 yılına kadar 2 derecenin altında ve mümkünse 1,5 derece tutmaya yönelik bir kararlık içinde olmaları, bu konuda etkin bir anlaşma yapıldığı sonucu çıkartmamaktadır. Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte ve az gelişmiş ülkeler karşı Sanayi Devrimi’nden bu yana ürettikleri atmosferik kirlilik nedeniyle bir tazminat (iklim borcu) ödeme yükümlülüğü vardır.</p>
<p>Yeşil İklim Fonu gibi kurulan finansman mekanizmaları da yetersizdir. Küresel çevre sorunlarının engellenmesi ve azaltılması için toplumların gıdaya, suya, havaya, toprağa, enerjiye adil ve eşit erişimi sağlanmalıdır. Bunun için de bölgesel ölçekte çalışmalar yapılmalıdır.</p>
<p>İklim değişikliğinin göç ve toplumsal çatışmalarla ilgisi yadsınamaz. Bu değişiklikten etkilenen sosyal kesimlerin temel hak ve özgürlüklerini de sağlayacak katılım mekanizmasıyla bölgesel ölçekte de ekolojik değerlerin planlanması ve akılcı olarak kullanılması sağlanmalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası korunmalıdır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin bu süreçte yapması gerekenler neler?</strong></p>
<p>Devlet, tüm kamu yatırım politikalarını iklim değişikliğine uygun yeniden tasarlamalı ve bunun için bölgesel ve ulusal kalkınma planları hazırlamalıdır.</p>
<p>Çevre düzeni planları ve her ölçekteki kent planları revize edilmelidir. Karbon vergisi gibi yeşil bir vergi reformu günde gelmelidir. Teknolojide yenilikçi adımlara yönelmelidir. Yaşanan iklim afetlerinin hukuki sorumluluklarının alt yapısı oluşturulmalıdır. Kömür gibi fosil yakıtlara dayalı enerji üretim sistemlerinden uzaklaşılmalıdır.</p>
<p>Ekoloji Kolektifi’nin çalışmasının tamamına <a href="http://iklimadaleti.org/i/upload/Paris_Anlasmasi-ISBN-978-605-83799-1-6.pdf">buradan</a> ulaşabilirsiniz</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/02/ekoloji-kolektifinden-okuyun-cogaltin-dagitin-diye-paris-anlasmasi-cevirisi/">Ekoloji Kolektifi’nden &#8220;okuyun, çoğaltın, dağıtın&#8221; diye Paris Anlaşması çevirisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
