<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özlem Ece arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozlem-ece/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozlem-ece/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Feb 2021 07:57:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Özlem Ece arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozlem-ece/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekolojik Dönüşüme Kültür Sanat ile Yaklaşmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/26/ekolojik-donusume-kultur-sanat-ile-yaklasmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevde Tunç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 07:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İKSV]]></category>
		<category><![CDATA[Hande Paker]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Ece]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66185</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), kültür politikaları çalışmaları kapsamındaki dokuzuncu raporunu, ‘‘Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat’’ başlığıyla yayınladı. İKSV kültür politikaları çalışmaları kapsamında Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlanan rapor, insanlığın en acil meselelerinden ekolojik krize dikkat çekerek kültür-sanat dünyasını konu üzerine birlikte düşünmeye ve çözüm sürecinin bir parçası olmaya davet ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/26/ekolojik-donusume-kultur-sanat-ile-yaklasmak/">Ekolojik Dönüşüme Kültür Sanat ile Yaklaşmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kültür-sanat alanının iletişim gücünü arkasına alarak kamuoyunda bir tartışma başlatmayı hedefleyen rapor, ekolojik krizi sosyal, politik, ekonomik ve kültürel yönleriyle tartışıp sürdürülebilirliğin nasıl tesis edilebileceğini mercek altına almayı amaçlıyor. Ayrıca kültür-sanat aktörlerine ekolojik sorunları tüm boyutlarıyla değerlendirebilecekleri kapsamlı bir analiz sunuyor. Raporun aynı derecede önemli diğer bir amacı ise, kültür-sanat aktörlerinin ekolojik dönüşüm için eyleme geçmekte oynayabileceği etkin rolü vurgulamak.</span></p>
<h5><b>Ekolojik Kriz Karşısında Yan Yana Gelinmeli</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66186 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/OzlemEce-640x464.jpg" alt="Özlem Ece" width="352" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/OzlemEce-640x464.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/OzlemEce.jpg 1000w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" />Olağanüstü zamanlardan geçerken hazırlanan bu raporun, ekolojik kriz karşısında yan yana gelmek için yaratıcı ifadeden beslenen bir zemin oluşturmasını amaçladıklarını belirten İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece raporla ilgili olarak, “2021 yılında, iklim müzakerelerinin yirmi altıncısı yaklaşırken, ekolojiyi gözeten bir dönüşümün gerçekleşmesi için yol hâlâ uzun. Yine de yapılması gerekenler artık daha iyi biliniyor. Dünya&#8217;da ve Türkiye’de çevre hareketi ve yükselen genç sesler bunları tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Yaşadığımız gezegenin bugününü ve geleceğini tehdit eden ekolojik krize karşı değişim yolunda güçlü bir sözü olan kültür-sanat dünyası, aynı zamanda kendi pratiklerini dönüştürme sorumluluğunu duyuyor. Bu nedenle, yaratıcı seslerin daha gür duyulacağı koşulları sağlamak ve dönüşüme yardımcı olacak araçları sunmak, kültür politikalarının en acil meselelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor” dedi. </span></p>
<h5><b>İklim Krizi Toplumsal ve Ekonomik Eşitsizlikleri Arttırıyor</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-66187 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/HandePaker-640x426.jpg" alt="hande paker" width="346" height="230" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/HandePaker-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/HandePaker.jpg 700w" sizes="(max-width: 346px) 100vw, 346px" />Raporu kaleme alan Doç. Dr. Hande Paker ise, “İçinde bulunduğumuz ekolojik kriz hem yerel hem küresel olarak tecrübe ettiğimiz en yaşamsal sorun. İklim krizi bir yandan gezegenimizi tahrip ederken diğer yandan toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri artırıyor. Krizi atlatabilmek için gereken dönüşüm iklim adaletiyle şekillenmiş siyasal ve kültürel bir eksen değişimi. Bu değişim için kültür sanat aktörlerinin devreye soktuğu çeşitli yeşil araçlar bir başlangıç yaratıyor. Dönüşüm hem kültür-sanat alanında hem de çevre hareketleri tarafından benimsenen yerele odaklanma, katılımcılık, ağ kurma gibi yeni pratiklerle güç kazanıyor ” şeklinde konuştu. </span></p>
<h5><b>İklim Krizi Virüsten Daha Büyük Bir Krizdir</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="wp-image-66188 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/KPC__ekolojik_do_nu_s_u_m_rapor_kapak-640x960.jpg" alt="ekolojik-donusum-icin-kultur-sanat" width="253" height="380" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/KPC__ekolojik_do_nu_s_u_m_rapor_kapak-640x960.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/KPC__ekolojik_do_nu_s_u_m_rapor_kapak.jpg 700w" sizes="(max-width: 253px) 100vw, 253px" />Rapor, Türkiye’de kamuoyunun iklim krizi hakkında ne düşündüğüne dair yapılan araştırmaya ve istatistiğe şu şekilde yer veriyor: İklim Haber ve KONDA Araştırma’nın yayımladığı son rapora göre, Türkiye’de yaşayanların %69,3’ü iklimi değişikliği konusunda endişeli ya da çok endişeli olduğunu belirtiyor. Katılımcıların %71,4’ü ise iklim değişikliğinin insan faaliyetleri sonucu olduğunu söylüyor. Üstelik hayatı alt üst eden koronavirüs pandemi krizinin tam ortasında bile, araştırmaya katılanların %51,5’i “Evet, iklim krizi virüsten daha büyük bir krizdir” diyor. Ekolojik bir dönüşüm talebinin işaretleri ise pandemi sonrası yapılması gerekenler sorusuna verilen cevaplarda bulunabilir. Yatırım yapılması gereken sektörler arasında yenilenebilir enerji ve tarıma işaret edilirken, inşaat ve kömür, gaz gibi yakıtlara yatırım yapılmasının iyi bir fikir olduğunu düşünenlerin oranı çok düşük (%8,7 ve %13). İklim değişikliğine karşı Türkiye’nin yapması gerekenler arasında ise yeşil alanları korumak, termik santralleri kapatmak, binalarda enerji verimliliğini artırmak, ulaşımdan kaynaklı karbondioksiti azaltmak ve uluslararası anlaşmalara uymak sayılmış.</span></p>
<h5><b>Kültür-Sanat Aktörleri Uzun Süredir Ekolojik Sürdürülebilirlikle İlgili Çalışıyor</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda kültür-sanat aktörlerinin ekolojik dönüşümde oynadığı roller, saha çalışmasının sonuçları ışığında tartışılıyor ve şunlar belirtiliyor: Yakıcı çevre sorunları ve özellikle iklim değişikliğinin bir krize dönüşmesi sonucunda ekolojik dönüşüm; kültür-sanat kurumları, sanatçılar ve tasarımcıların son dönemde en yoğun ilgilendiği meselelerin başında geliyor. Kültür-sanat aktörleri; bilim insanları, politika yapıcılar, değişime yön verenler ve yurttaşlar arasında farklı bağlantılar kurarak etkileşimleri artırmada kolaylaştırıcı bir rol oynuyor. Ayrıca saha çalışması çevre ve iklim meselesinin toplumsal ve siyasal bağlam içerisinde irdelendiğini ve anlamlandırıldığını gösteriyor. Doğayla uyumlu bir hayat kurmak için gereken dönüşümün aynı zamanda demokratik katılım eksikliği, ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi meseleleri de içerdiği vurgulanıyor. Kültür ve sanatın sürdürülebilirlikle ilişkilendirilmesi iki ana boyut üzerinden düşünülebilir: alanın ekolojik ayak izini küçültmek ve yaratıcı ifadenin gücünü kullanarak ekolojik dönüşüm için geniş kitleleri harekete geçirecek yeni anlatılar oluşturmak.</span></p>
<h5><b>İklim Krizini Durdurabilmek İçin Ekolojik Dönüşüm Şart</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak rapor sunulan analitik çerçeve ve vaka analizine dayanarak kültür-sanat aktörleri için somut önerilere şu şekilde yer veriyor: Rapor, çevre problemlerinin en kapsamlı tezahürü olan iklim krizini durdurabilmek için ekolojik dönüşümün kaçınılmaz olduğunu, bu dönüşüm olmadan sürdürülebilirliğin tesis edilemeyeceğini, sürdürülebilir bir gezegen için ise gezegenin sınırlarını dikkate almanın önemini ve dönüşümün toplumsal, siyasal ve kültürel olması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu dönüşümde kültür-sanat aktörlerine önemli işler düşüyor. Öncelikle, kültür-sanat kurumları ekolojik ayak izlerini, özellikle de karbon ayak izlerini tespit ederek azaltmak için neler yapılabileceğine odaklanabilir. Nerelerde etkili azaltım yapılabileceğini görmek için ölçüm ve tespit önemlidir. Tartışılan iyi örneklerde olduğu gibi bazı durumlarda maliyetli altyapı değişikliklerine gitmeden, alışkanlıkları değiştirerek bir miktar azaltım mümkün olabilir. Bunun yanı sıra binaların, mekânların ve etkinliklerin karbon ayak izini azaltmak gerekir. Enerjiyi sürdürülebilir kaynaklardan kullanmak, döngüselliği tesis etmek (atıkları mümkün olduğunca yeniden kullanmak), seyahatleri azaltmak ve yerel üreticilerle çalışmak ekolojik ayak izini azaltan ve sürdürülebilirlik için gerekli önlemlerdir. Yeni bir hikâye kurgulamak için ise farklı yaratıcı kapasiteler halihazırda harekete geçiriliyor. Bunu kolaylaştırıcı bazı pratikler ve yaklaşımlar, yerele ve yurttaş katılımına ağırlık vermek, ekolojik dönüşüm, sosyal sürdürülebilirlik, toplumsal eşitsizliklerle mücadele, birlikte dönüşüm ve iklim adaleti üzerine çeşitli çalıştaylar, programlar, konferanslar aracılığıyla fikir ve bilgi alışverişi yapmak, ağlar kurmak, çevre hareketleriyle teması artırmak, yerel ölçekte politika yapıcılarla bağlantı kurmak ve işbirliğine gitmek olarak özetlenebilir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/26/ekolojik-donusume-kultur-sanat-ile-yaklasmak/">Ekolojik Dönüşüme Kültür Sanat ile Yaklaşmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemi Günlerinde Kültür Sanat: Dönüşüm Üzerine Düşünme Zamanı </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/15/pandemi-gunlerinde-kultur-sanat-donusum-uzerine-dusunme-zamani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2020 08:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[İKSV]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Meriç Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Ece]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[SALT]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültür sanat kurumları, Koronavirüs salgını sebebiyle alınan tedbirlerden etkilenen sektörler arasında yer aldı. Tiyatro, konser, sinema, müze, sergi gibi topluluk halinde katılımların olduğu kültür sanat etkinliklerinde ertelemelere, mekanlarda ise geçici olarak kapatmalara gidildi. Yıl içinde çok sayıda önemli festivale ve etkinliğe sahne olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve sergi, araştırma, konferans, yayın gibi alanlarda faaliyet gösteren kültür kurumu SALT, pandemi günlerine yönelik aldıkları önlemleri ve pandemi sonrası kültür sanat dünyasına dair öngörülerini bizlerle paylaştı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/15/pandemi-gunlerinde-kultur-sanat-donusum-uzerine-dusunme-zamani/">Pandemi Günlerinde Kültür Sanat: Dönüşüm Üzerine Düşünme Zamanı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece, İKSV&#8217;nin salgının ilk anından itibaren harekete geçtiğini ve ivedilikle önlemlerini aldıklarını söylüyor. Ece; &#8220;Kültür ve sanat dünyasında özellikle “sürdürülebilirlik” konusunda yeni yaklaşımlar, politikalar ve dönüştürücü pratikler üzerinde düşünmenin de tam zamanı&#8221; diyor.</span></p>
<p><b>İKSV salgın sürecini kurum bünyesinde nasıl yönetti, hangi önlemleri aldı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52574 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ozlem-ece-640x480.jpg" alt="Özlem Ece" width="330" height="248" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ozlem-ece-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ozlem-ece-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ozlem-ece.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" />Koronavirüs salgınını başından beri yakından izledik, Dünya Sağlık Örgütü ve TC Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarını takip ettik. İKSV olarak toplum sağlığını tehlikeye atacak durumların önüne geçmek, salgının ilerleme riskine karşı tüm önlemleri hızlıca almak amacıyla öncelikle binamıza yurtdışından konuk kabul etmeme kararı aldık. Ardından 39. İstanbul Film Festivali’ni ileri bir tarihe erteledik. Daha sonra Salon İKSV ve İKSV Alt Kat’taki faaliyetleri 15 Nisan tarihine kadar durdurduk ve bilet satış ile Lale Kart üyelik operasyonlarımızı ay sonuna kadar yalnızca Biletix internet sitesi üzerinden yürütme kararı aldık. Çalışanlarımız için hızla uzaktan çalışma düzenine geçtik. Hâlâ gereken önlemleri almak üzere hem Türkiye’deki hem de dünyadaki gelişmeleri takip ediyoruz ve önümüzdeki dönem için planlanan faaliyetlerimizi bu doğrultuda değerlendirmeye devam ediyoruz. Biz gelişmelerin bu boyuta varacağını öngörerek tedbirlerimizi almış olduk, bu kararları almasaydık sanatçı ve izleyicilerin de mutlaka talebi olacaktı, şu anki durum doğru karar verdiğimizi gösteriyor. Sosyal medyada da erteleme kararlarımıza olumlu ve destekleyici yorumlar aldık.</span></p>
<p><b>Kültür saat ortamının içine düşmesi muhtemel maddi sorunları aşmanın yolları neler olacak? İKSV&#8217;nin bu konulara dair halihazırda çalışmaları başladı mı örneğin? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlık tarihinin içinden geçtiği bu zor dönemde yaratıcı sektörlerin ve tüm bileşenlerinin hayatta kalabilmesi için dünyanın farklı coğrafyalarında açıklanan tedbirler, yaratıcılığa ve sanatın iyileştirici gücüne duyulan ihtiyacın giderek daha da artacağının sinyallerini veriyor. Ülkelerin kültür yönetimi modelleri uyarınca geliştirilen politikalar ve ekonomik imkanlar doğrultusundaki destek paketleri, bir yandan kültür-sanat sektörünün güç kaybetmeden devam etmesine yardımcı olurken diğer yandan evlere kapanılan bu dönemde insanlara şifa olacak yaratıcı programların farklı şekillerde devam etmesine aracılık ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İKSV’nin kültür politikaları çalışmaları kapsamında hem dünyadaki farklı destek ve dayanışma modellerini incelediğimiz hem de bu örneklerden yola çıkarak Türkiye’ye yönelik önerileri dile getirdiğimiz bir politika metni üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde yayımlayacağımız bu araştırmayı yürütürken, çeşitli paydaşlarca ortaya konan destek mekanizmalarının birkaç ana başlıkta toplandığını gördük. Bunları kültür-sanat sektörü ve yaratıcı endüstrilere yönelik olarak oluşturulan krediler ve fonlar; bağımsız sanatçı, tasarımcı ve kültür çalışanlarına sağlanan kolaylıklar ve maddi destekler; sosyal mesafelenme döneminde yapılacak sanatsal üretimlere yönelik teşvikler ve kültür-sanat sektörü özelinde yürütülen bilgilendirme ve savunuculuk faaliyetleri olarak özetlemek mümkün.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de de oldukça kırılgan bir yapıya sahip olan sanat dünyasının geri dönülemez bir yara almadan faaliyetlerine devam edebilmesi için kamu, sivil toplum ve özel sektörün el ele vererek geliştireceği, kapsamlı ve uzun vadeli bir destek modelinin hızla hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Alana özgü ihtiyaçları gözeten, odaklı ve tüm disiplinleri kapsayıcı bir destek mekanizması oluşturulmasının, kültür-sanatın sağaltıcı, kapsayıcı ve dönüştürücü gücünü görünür kılmada ve geniş kitlelere ulaştırmada büyük bir etkisi olacaktır.</span></p>
<p><b>Tüm dünyayı evlere kapatan bu çaptaki bir salgın kültür sanat dünyasının geleceğini nasıl etkileyecektir sizce? Uluslararası işbirliklerinde azalmalar olur mu, dijital programlara bir yönelim gözlemlenir mi ileride? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">An itibarıyla gidişata dair gerçekçi bir tahmin yürütmek zor olmakla birlikte, bu süreçte dile getirilen çeşitli senaryolar arasından iyimser olanlarına odaklanarak plan yapmanın, gezegenimizin geleceği açısından elzem olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda, kültür ve sanat dünyasında özellikle “sürdürülebilirlik” konusunda yeni yaklaşımlar, politikalar ve dönüştürücü pratikler üzerinde düşünmenin de tam zamanı. Bu yıl Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlanan kültür politikaları raporumuz da kültür ve sanatın, sürdürülebilirlik ile farklı şekillerde nasıl ilişkilendiğini tartışmaya açacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, hepimizin insanlığın bir parçası olarak birbirimizle bağlı olduğumuz gerçeğini daha çok hissettiğimiz sosyal mesafeli bu günlerde, uluslararası işbirliklerine de dijital ağlar ve platformlar aracılığıyla kurulacak yeni bağlara da her zamankinden daha çok ihtiyacımız olacağını düşünüyorum. En temel özelliklerinden biri insanları bir araya getirmek olan kültür-sanat alanı bu koşullar altında çok zor bir dönemden geçse de, yeni ve yaratıcı çözümlerle kendi geleceğini de şekillendirecektir çünkü sanat sağaltıcı bir etkiye sahiptir ve duygusal bir ihtiyacı karşılar; bu nedenle de vazgeçilmezdir. Karantinadaki İtalya’da insanların balkonlara çıkıp birlikte şarkılar söylemeleri de geçtiğimiz günlerde İKSV&#8217;nin Youtube kanalında yayımladığımız Leyla Gencer belgeselini yaklaşık 40 bin kişinin izlemesi de bu ihtiyacın bir sonucu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İKSV olarak programımızı, çalışmalarımızı ve stratejimizi gelişmelere göre şekillendiriyoruz ancak tabii ki dileğimiz bir an önce kamusal alanlara geri dönebilmek ve sağlıklı, neşeli, hareketli bir yaz ve sonbahar dönemi geçirmek.</span></p>
<p><b>&#8220;Niyet, Olağan Sayılana Geri Dönmek Olmamalı&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Meriç Öner, SALT bünyesinde alınan önlemleri anlatırken genel olarak bir değişim gerektiğini vurguluyor: &#8220;Olağan dışı koşullar söz konusu, bu bir gerçek. Niyetin olağan sayılana geri dönmek olmamasını diliyorum. Bu anlamda öncelikler konusunda çok katı bir değişim gerekiyor. &#8220;</span></p>
<p><b>Koronavirüs salgını önlemlerinin en çok etkilediği alanlardan biri de kültür sanat oldu. SALT yaşadığımız olağanüstü günlerde neler yapıyor? </b></p>
<figure id="attachment_52572" aria-describedby="caption-attachment-52572" style="width: 430px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52572" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Meriç_Öner-640x427.jpg" alt="Meriç Öner" width="430" height="287" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Meriç_Öner-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Meriç_Öner-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Meriç_Öner.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 430px) 100vw, 430px" /><figcaption id="caption-attachment-52572" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Mustafa Hazneci</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">SALT’ın çalışmalarını sürdürdüğü iki yapı 14 Mart itibariyle geçici olarak kamunun erişimine kapandı. Mekân dâhilinde yapılma zorunluluğu olmayan bütün işler kısa sürede ekibimizin evlerine taşındı. Yapılarımız kütüphane gibi kamuya açık birimleriyle yoğun ve sürekli kullanımda olan yerler. Gündelik içeriklerimiz çok kişiyle bir araya gelmeyi sağlıyor, hatta özünde böyle bir karşılıklı ilişkiye dayanıyor. Koşullar keskin bir biçimde olumlu yönde değişene kadar alışkanlıklarımızı kenara bırakmak, işleyişimizde halk sağlığına sakınca arz eden ortamları oluşturmamak sorumluluğumuz.   </span></p>
<p><b>Pek çok sanat kurumu ve sanatçı online ve ücretsiz imkanlarla izleyicilerle buluşma yollarına yöneldi. Bu işin güzel yanı. Öte yandan tablonun çok sorunlu bir ekonomik yüzü var; sanat üreticileri ve mekanları için maddi krizin kapıda olduğunu görüyoruz. Bu süreçte SALT&#8217;ın yaşadığı sorunlar ve ürettiği çözümler neler oldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SALT’ın tüm içeriği her zaman ücretsiz olarak erişime açık. Sanat, tasarım, kent, toplum ve ekonomi alanlarındaki birikim, tipik olarak bir müzenin sakladığı ve kolladığı nesnelerden kurulu koleksiyonlara değil dijital kaynaklara dönüştürülerek paylaşılıyor. Bugünlerde dolaşıma giren içeriğin bir kısmı dokuz yıldır belli programlar kapsamındaki üretim kayıtlarından, diğer kısmı ise asli bir mesele olarak Türkiye’nin 19. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl sonlarına uzanan geçmişine dair arşivleri derlediğimiz SALT Araştırma’dan seçiliyor. Anlayacağınız, SALT’ın sanatçı ve mimarların yanı sıra çeşitli kişi ve kurumlardan bir araya getirdiği arşivler, zaten yerden bağımsız araştırma yapabilme imkânı üzerine kuruluydu. Bugünlerde kullanımda gözlediğimiz coğrafi yayılım ise sıradışı sayılacak ölçüde geniş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan mevcut koşullar, çevrimiçi ortamları kültür kurumlarının asıl mecrasına dönüştürdü. SALT’ta bir yanda birikmişleri incelemeye sunarken arka planda uzun vadeli çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yeni içerik geliştirilmesi konusunda bir takım hassasiyetlere dayanarak yol alıyoruz. Öncelikle altını çizmemiz gereken kültür kurumlarının gündelik akışında, çok çeşitli bilgi alanından gelen kişilerin, kurumların ve inisiyatiflerin katkısına gereksinim duyulduğu. Günümüz kısıtlarında çalışırken bu ekosistemi nasıl sürdüreceğiz? Yaptıklarımızı değerli kılan ve dönüştürenler ise kullanıcılarımız. Herkesin daha fazla zamanı olduğu varsayımı meşru ve makul değil. Ne kadar ilgiye talip olacağız, olmalıyız? Bu soruların başlangıcı teşkil ettiği tartışmaları hem SALT, hem de üyesi olduğumuz Avrupa müzeler konfederasyonu L’Internationale bünyesinde sürdürüyoruz. Olan bitene karşı reflekslerimiz test edildi. Önümüzde daha çok adım var. Hem sağduyulu kalmaya, hem tetikte olmaya ve birbirimizin gereksinimlerini gözeterek ilerlemeye meyilliyiz. Kuşkusuz hepimiz yöntemlerimizi yenileyeceğiz, ancak odağımız hangi yeni mecrada kendimizi sunacağımızdan çok üretenler ve kullananlarla nasıl yeniden ve anlamlı şekilde bir araya geleceğimize yönelik olursa yaptıklarımız faydalı bir hâl alacak. Ne tek, büyük ve eksiksiz bir çözüme; ne de anlamı olmayacak parçalı bir çoğaltmaya ihtiyacımız var. Ardışık ama bütüncül önerilerle bugünkü zafiyetlerin sebebi olan yöntemleri sökmek, parçaları değiştirmek, başka biçimlerde takmak; yeri geldiğinde yeniden bozmaktan yanayım. Böyle bir denemenin anlatımından önce uygulaması geliyor. Gerçekçi çözümlerden konuşmak için biraz vakte ihtiyaç var. Şu anda SALT’ta pratikte yapılanlar dikkatli ve titiz sunumlardır; hâlihazırdaki içerik ve düşünce kapasitemizi yansıtır. </span></p>
<p><b>Peki, genel olarak bakıldığında kültür sanat ortamının salgın sonrası yaşayacağı maddi sorunlar sizce nasıl aşılacak? Bu konuda devlet ve ilgili sivil toplum kuruluşları tarafından hangi adımlar atılmalı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorular birbirine içkin birkaç kritik meseleyi hatırlamayı gerektiriyor. Öncelikle, bugünlerin neticesinde içine düşülecek maddi sorunlar yalnızca kültür ortamına özgü olmayacak. Ancak kültürün büyük bir lüks gibi algılandığı durumda çok yakıcı bir etki bırakacağı açık. Hiçbir parantez açmadan bu algıyı besleyenin kültürü sektörleştiren ve önceleri bir halkla ilişkiler, şimdilerde bir deneyim aracına dönüştüren eğilim ve buna kurumların dolaysız katkısı olduğunu söylemek şart. Temelde kurumların ne işe ve kimin işine yaradığının sorgulanması gerekiyor. Aynı şekilde hangi biçimlerde çalıştıkları ve buna göre maddi kaynaklarını hangi alışkanlıklarla bölüştürdükleri de incelenmeli. Kurumlara vurgudaki sebep, çok kişiyle ortaklaşan üretim ve paylaşım ortamındaki sorumluluklarımızda kendimize işaret etmek. Olağan dışı koşullar söz konusu, bu bir gerçek. Niyetin olağan sayılana geri dönmek olmamasını diliyorum. Bu anlamda öncelikler konusunda çok katı bir değişim gerekiyor. Geçici ile kalıcı olanı kurmak, tek seferde tüketim ile çoklu kullanıma aracılık etmek gibi seçenekler arasında durduğumuzun idrakine varmak lazım. Maddi sorunları aşmaktan ziyade, her türlü maddi kaynağı asıl üretimi yapanlar ve kullananlar arasındaki aracılığımızda yerli yerinde değerlendirmekten söz etmek ilk adım olabilir. Devlet ve sivil toplum kuruluşlarının da imkânlarını uzun vadeli bir görevin içinde oldukları bilinci ve sorumluluğuyla paylaşmalarını somut bir eylem olarak tavsiye edebilirim. Kültür dâhilindeki üretim çok çeşitli. İlkesel bir yaklaşımdan ilerisini konuşmak bu bakımdan zor. </span></p>
<p><b>Salgın sonrası kültür sanat ortamında nasıl bir manzara bekliyorsunuz? Sanat galerileri yoluna nasıl devam edecek? Dünya karantina günlerinden yeni sanatçı ve sanat izleyicisi eğilimleriyle çıkabilir mi? Ülkeler kendi içlerine kapanabilir ve uluslararası işbirliklerinde azalma gözlemlenir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgın sonrası için senaryolar, ihtimaller ve hatta hayaller çok çeşitli. Benim bir kehanet ekleme arzum yok. Bir yanda her öngörümüzün sürece göre yeniden değişebileceğini, diğer yanda doğallıkla neticenin çoklu olacağını düşünüyorum. Son sorunuza odaklanırsak, böyle eş zamanlı yaşanan sarsıcı ortak deneyimin ardından kültür düzleminde gerçek anlamda ulusal bir içe kapanma yaşanması bana mümkün gelmiyor. Ancak hareketliliğin zorunlu sınırlanması ile kurulu mekânsal alışkanlıklardaki değişikliklere kısıtlı fonların devletler veya kuruluşlar düzeyinde yerel ihtiyaçlara ayrılması olasılığı eklenince, eski temas biçimlerinin aynı şekilde sürdürülemeyeceği açık. Sanıyorum gösteriş, büyüme, rekabet ve benzeri “küresel” varsayılanlara hizmet etmeye takılı olmasaydık çoktan ve kendiliğinden böyle arayışlara yoğunlaşacaktık. Kendi adıma eskinin yerine bir benzerinde &#8211; adı dijital olsun &#8211; aynı işi yapma çabasındansa kültür etrafındakilerin nasıl yeni ilişkiler, geçmişten farklılaşan yapılar kuracak diye araştıranları takip edeceğim.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/15/pandemi-gunlerinde-kultur-sanat-donusum-uzerine-dusunme-zamani/">Pandemi Günlerinde Kültür Sanat: Dönüşüm Üzerine Düşünme Zamanı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Kültürel Kimliği İçin Bütüncül Bir Strateji Gerekiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/24/istanbulun-kulturel-kimligi-icin-butuncul-bir-strateji-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 09:19:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İKSV]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kültür stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Ece]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37832</guid>

					<description><![CDATA[<p>İKSV 50 yıla yaklaşan bir zamanda şehrin kültürel hafızasına kazandırdıklarının yanında geleceğe dair oluşturduğu kültür sanat stratejileriyle de katılımı, iyileştirici ve kapsayıcı sanat ortamının oluşmasına katkı sunuyor.  Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece ile vakfın kültür sanat haritasının ve İstanbul için geliştirdikleri kültür stratejilerini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/24/istanbulun-kulturel-kimligi-icin-butuncul-bir-strateji-gerekiyor/">İstanbul&#8217;un Kültürel Kimliği İçin Bütüncül Bir Strateji Gerekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="İKSV - Özlem Ece : İstanbul&#039;un Kültürel Kimliği İçin Bütüncül Bir Strateji Gerekiyor" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/9oFMYA2zTi0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><em>Video röportaj ve görseller: Sevde Tunç</em></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) sade</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">e bienal, festival ya da konser düzenleyen bir kurum değil, aynı zamanda kamu yararı güden bir vakıf vasfıyla İstanbul’un kültür şehri olması ve hiçbir ayrım gözetmeden şehrin tüm sakinlerinin kültür sanata ulaşımında engel kalmaması için çalışıyor. Her yıl yayınladıkları raporlarla Kültür Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere yerel yönetimler, STK’lar ve diğer tüm ilgili kurumlar için, sorunlara yönelik bilimsel veriler içeren çözümler sunan İKSV üzerine Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem E</span><span style="font-weight: 400;">ce ile konuştuk.  İstanbul&#8217;a </span><span style="font-weight: 400;">yakışan bütüncül bir kültür stratejisinin izlenmesi için tüm uzmanlıklarını açmaya hazır olduklarını belirten Ece, &#8220;Yeter ki sivil toplum kuruluşları, sanatçılar, yaratıcılar karar süreçlerinin içinde yer alsın. Yerelleşme kültür politikalarının olmazsa olmazlarından biri” diyor.</span></p>
<p><b>İKSV 1973 yılından beri şehrin kültürel hafızasını oluşturmada önemli roller üstleniyor. İstanbul gibi değişimin çok hızlı olduğu bir metropolün kültür sanat vakfı olmanın zorlukları ve güzellikleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1973’ten bu yana, çok uzun bir yol kat etmiş İKSV. Burası kamu yararı güden bir kurum. Bu, içinde bulunduğu şehrin dokusuna katkıda bulunmayı amaç edinmek demek. İKSV bir yandan festivaller, bienaller ve diğer tüm etkinlikleriyle kültürel hayatı </span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">anlandırıyor, diğer yandan izleyi</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">isinin birikimine katkıda bulunuyor. Türkiye’de kültür sanat alanında üretim yapan birçok insan İKSV’nin organizasyonlarından beslenmiştir. Son zamanlarda “İKSV Seve Seve” diye bir sloganımız var. Herkes kişisel hikayesi üzerinden İKSV’yi anlatıyor. Değişim çok hızlı yaşanıyor ama kalı</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">ı olan şeyler de var. Kültür ve sanatın bu şehir için kalı</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">ı, ön</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">elikli konulardan biri olması için uğraş veriyoruz. Kültür sanat Türkiye’nin gündeminde ilk sırada yer almıyor ne yazık ki ama bir yandan da hayatımızın çok temel bir parçası. Dolayısıyla hak ettiği yeri bulabilmesi için, etkinlikler yoluyla İstanbul’daki izleyi</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">i ve potansiyel izleyi</span><span style="font-weight: 400;">c</span><span style="font-weight: 400;">ilerin kültürel birikimine hizmet ediyor, kente dinamizm kazandırmaya çalışıyoruz. Bu amaç festival kavramının doğasında olan şenlik, </span><span style="font-weight: 400;">coşku tarafını besliyor. Ama günümüzün festivalleri artık sadece eğlence ve coşku anlamına gelmiyor, daha farklı sorumluluklar da taşıyor. Kapsayıcılık, iyileştiricilik, kentte daha fazla insana ulaşmak ya da kitleyi çeşitlendirmek gibi sorumluluklar bunlar. Burası adı üstünde bir vakıf, kamu yararı gütmesi de bundan kaynaklanıyor. Bu zorlu bir süreç. Güzel tarafları olduğu kadar zorlu yanları da var. 1973 yılında Nejat Eczacıbaşı ilk İstanbul festivalini düzenlemek için yola çıktığında, uluslararası bir etkinliği gerçekleştirmeye uygun tek bir konser salonu bile yokmuş şehirde. Buna rağmen ona inanan insanlarla birlikte bu yola çıkmayı göze almış, İstanbul’u bir festival kenti yapmak üzere ilk adımları atmışlar. Biz de bu sorumluluğu taşıyarak üretmeye, çalışmaya devam ediyoruz.</span></p>
<p><b>Siz vakıf olarak kültür sanat alanında sadece etkinlik programı oluşturmakla kalmıyorsunuz, bir de ciddiyetle belirlenen bir kültür sanat politikasına sahipsiniz. Sizce İstanbul’un bir kültür politikası mevcut mu? Siz vakıf olarak bu politikayla ne kadar bir arada hareket edebiliyorsunuz? Eleştirdiğiniz ve/veya doğru bulduğunuz noktalar neler? İKSV kendi kültür politikasında neleri ön planda tutuyor ve hayata geçirmeyi önemsiyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İKSV’nin kuruluş amaçlarına bakarsak, şehre bir festival kazandırmak, İstanbullu izleyicileri dünyadaki seçkin sanatsal üretimle buluşturmak ve burayı dünyanın kültür sanat başkentlerinden biri yapmak ideallerini görürüz. Biz 2010 yılında vizyonumuzu ve misyonumuzu gözden geçirdik ve o zaman dile getirilen hedeflerin halen geçerli olduğunu, yapmamız gereken şeyin ise bu hedeflerin üzerine yenilerini eklemek olduğunu anladık. Evet, İstanbullu izleyiciyi dünyadan sanatçılarla buluşturuyoruz ama bir yandan da Türkiye’deki sanatsal üretime destek oluyoruz. Burada yaşayan sanatçıların üretebileceği ortamı festivaller ve bienallerle sağlıyoruz. Bu etkinliklerle sanatçıların dünyaya açılmasına da olumlu etki ediyoruz. Diğer yandan kültür politikaları çalışmalarıyla bilgi üretmeye ve Türkiye’de ya da İstanbul’da bir kültür politikası oluşturulacaksa somut önerilerle bu sürece katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Çünkü İstanbul’un tanımlanmış bir kültür stratejisi yok ne yazık ki. İstanbul nüfusu neredeyse 20 milyonu bulan bir metropol ama kültür sanat konusunda bir koordinasyon yok, belli bir politika dahilinde hareket ediliyor diyemeyiz. Özel sektör destekli kültür kurumlarının yaptığı çok önemli işler var, belediyeler eliyle gerçekleştirilen işler var, kültür bakanlığının il kültür müdürlükleri aracılığıyla yaptığı projeler var ama bunların hepsine birlikte bakan, bütün kente hitap eden bir strateji yok. Bu stratejinin oluşturulması için somut öneriler geliştiriyoruz, bu önerileri ihtiyaçlardan yola çıkarak tanımlamaya çalışıyoruz. Bunu nasıl yapıyorsunuz derseniz, İKSV’nin misyonu doğrultusunda bu yolda kendine koyduğu hedefler var, bunun yanında bir de üç yıllık bir stratejik planı var. Bu stratejik plana göre önceliklerimizi belirliyoruz, yani bütün etkinlikleri planlarken kendimize prensipleri görebileceğimiz bir yol haritası belirlemeye çalışıyoruz. Kültür politikaları bilgiyi üretiyor, stratejik plan yol haritasını çiziyor, festivaller, bienaller ve geri kalan etkinlik alanları da bu stratejileri gözeterek programlarını hazırlıyor. Nedir bunlar? Kapsayıcılık, çeşitlenme, katılım… Kültür politikaları raporlarında dile getirdiğimiz, teorisini geliştirdiğimiz her şeyi hayata geçirmeye çalışıyoruz. Çünkü İstanbul büyük bir metropol, bu şehirde milyonlarca insan yaşıyor. Herkese dokunabilecek programları üretmek, çeşitlenmek, şehre yayılmayı sağlamak uzun bir yol. Bunun için hedefler koymak, takip etmek, izlemek ve değerlendirmek gerekiyor. Bunu stratejik plan eliyle sağlamaya çalışıyoruz.</span></p>
<p><b>Sizin vakıf olarak bir de anayasa teklifiniz var. Bu çalışmanız, şehrin kültür stratejisini oluşturmasında elinizi ne denli taşın altına koyduğunuzu göstermesi açısından da değerli.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-37836 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_4125.jpg" alt="" width="371" height="509" />Kültür politikaları çalışmaya başladığımızda kendimize birkaç öncelik belirledik. Vatandaşların kültürel hayata eşit şekilde erişimi ve katılımı bu prensiplerin en başında geliyor. Kültürel hayata katılımın önünde maddi ve fiziksel engeller, ulaşım zorlukları gibi birçok engel var. Bunları aşmak için topyekün stratejiler geliştirmek gerekiyor; kamu politikalarına bu yüzden ihtiyaç var. Kültür kurumlarının başardığı şeyler çok önemli; izleyiciyle ilişki kurmak adına birçok kültür sanat kurumu stratejiler geliştiriyor, izleyici geliştirme programları, eğitim projeleri tasarlıyor. Ancak bu kadar büyük bir şehirde daha fazla ve çeşitli katılımcıya ulaşmak istiyorsanız, birlikte strateji geliştirmeye de ihtiyaç var demektir. Dolayısıyla, kültüre erişim ve katılım kültür politikalarının ilk maddesi. 2012 yılında Türkiye yeni anayasasını yapmaya ilk kez niyetlendiğinde, sivil toplum kuruluşlarına bir çağrı yapılmış ve yeni anayasa için önerileri istenmişti. Birçok sivil toplum kuruluşu kendi önceliklerini öne çıkaran öneriler hazırladı ve gönderdi. Biz de kültürel yaşama eşit erişim ve katılım konusunu odağa alan bir anayasa maddesi önerisi hazırladık. Bunun için İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Turgut Tarhanlı’nın kapısını çaldık. Onun bizi yönlendirmesiyle, Birleşmiş Milletler’in Türkiye’nin de imzacısı olduğu ekonomik ve sosyal haklar sözleşmesinden yola çıkan bir madde önerisi hazırladık ve dönemin uzlaşma komisyonuna gönderdik. Elbette önerimizin anayasa hemen girmeyeceğini biliyorduk ama bu konuyu savunmak için, kültür ve sanatın en büyük hukuki metinde kapsamlı şekilde yer bulması için bir adım attık. O günden bugüne de bu konuyu savunmaya devam ediyoruz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bildirgeler yayınlanmadan evvel bir öneri metni geliştirerek seçime katılan bütün siyasi partilerle paylaştık. Bu metinde öncelikle kültür mekanları ve altyapı konusunu ele aldık. İstanbul gibi bir dünya başkentinde kültüre yeterli altyapı ayrılmış durumda değil. İstanbul’daki kültür mekanlarının kapasitesi ve teknik donanımı uluslararası etkinlikleri ağırlamak için yeterli değil. Özellikle tarihi mekanların kullanımı konusunda eşitlikçi bir yaklaşım yok. Halbuki kültür sanat etkinlikleri sayesinde tarihi mekanlar yaşatılabilir, İstanbul’un kültürel kimliğine daha da büyük bir değer katılabilir. Dolayısıyla bu konuda bir strateji geliştirmeye ihtiyaç var. </span></p></blockquote>
<p><b>Yerel yönetimlerde kültür politikaları da vakfın ele aldığı diğer önemli başlık… Bu bağlamda yerel yönetimlerle ilişkilerinizi nasıl kuruyorsunuz? Yerel yönetimlerin kültürel planlamasında sunduğunuz eylem planları neleri içeriyor? Aynı şekilde sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmalar yürütüyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum kuruluşlarıyla farklı konular üzerinde işbirlikleri yapıyoruz. Özellikle kapsayıcılık söz konusu olduğunda, dezavantajlı kesimleri kültürel hayata dahil etmek gerektiğinde, uzmanlık alanlarına göre farklı STK’larla çalışıyoruz. Çocuklar, gençler, engelliler, göçle gelenler ve benzeri alanlarda çalışan bütün STK’lar bizim için  önemli paydaşlar. Organik bir iletişimimiz hep var, bu ağımızı giderek genişletmeye gayret gösteriyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016 yılında yerel yönetimlere yönelik bir kültürel planlama rehberi hazırladık. Çünkü giderek daha fazla belediyeyle bir araya gelmeye başlamıştık. Hepsi kültür programları konusunda ya da inşa ettikleri kültür merkezleriyle ilgili sorular soruyordu. Biz de bunu bir rapor konusu yapalım ve herkese bilimsel veriler üzerinden, somut öneriler sunalım istedik. Bu raporda bir eylem planı sunduk. Kültürel planlamanın, planlamanın en temel unsurlarından biri olduğunu, kültür ve sanat konusunda bir uzmanının, planlama sürecinin  başından itibaren masada olması gerektiğini anlattık. Kültürel planlamanın eşitlikçi ve insan odaklı olması en temel prensip olmalı. Ayrıca kapsayıcı olmalı, bütüncül olmalı, bütün kent ölçeğine yayılmalı. Rapordan sonra da yerel yönetimlerle sık sık bir araya geldik. Seçim dönemlerinde yayınladıkları bildirgelerde kültür sanata nasıl yer verdiklerini inceledik. Gördük ki, kültüre ya yer verilmiyor ya da sayısal verilerin ötesine geçilmiyor. Biz de bu süreci tersine çevirmeye karar verdik. Bildirgeler yayınlanmadan evvel bir öneri metni geliştirerek seçime katılan bütün siyasi partilerle paylaştık. Bu metinde öncelikle kültür mekanları ve altyapı konusunu ele aldık. İstanbul gibi bir dünya başkentinde kültüre yeterli altyapı ayrılmış durumda değil. İstanbul’daki kültür mekanlarının kapasitesi ve teknik donanımı uluslararası etkinlikleri ağırlamak için yeterli değil. Özellikle tarihi mekanların kullanımı konusunda eşitlikçi bir yaklaşım yok. Halbuki kültür sanat etkinlikleri sayesinde tarihi mekanlar yaşatılabilir, İstanbul’un kültürel kimliğine daha da büyük bir değer katılabilir. Dolayısıyla bu konuda bir strateji geliştirmeye ihtiyaç var. Belediyelerin STK’lar ve kültür kurumlarıyla nasıl ilişkileneceğini düzenlemek üzere çeşitli adımlar atılmalı. Kamu kaynaklarının kentteki kültür kurumlarına ya da kültür sanat aktörlerine nasıl kullandırıldığı da önemli başlıklardan bir diğeri. Belediyenin en büyük sorunu ihale aslında, ihale mekanizmasının dışına çıkılmalı. Kültür sanat alanında ihaleyle iş yapılamaz, mutlaka işin uzmanlarına gidilmeli. Biz bütün önerileri derleyen bir paket hazırladık ve seçimler öncesinde tüm siyasi partilerle paylaştık. Kampanyalar sırasında açıklanan kültür projelerini de izledik. Sonuçları hep beraber göreceğiz. İstanbul’a yakışan bir kültür stratejisinin izlenmesi için tüm uzmanlığımızı açmaya hazırız. Yeter ki sivil toplum kuruluşları, sanatçılar, yaratıcılar karar süreçlerinin içinde yer alsın. Yerelleşme kültür politikalarının olmazsa olmazlarından biri. Bu konuyu çok önemsiyoruz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Kentlerin güncel sorunlarına kültür sanat aracılığıyla yaratıcı çözümler bulmak da daha kolay. Göçün ve savaşın özellikle çocuklar ve kadınlar üzerinde yarattığı travmaları bugünden yarına çözemezsiniz ama içinde yaşadıkları kentle ilişkilenmelerini sağlayarak, sanat aracılığıyla travmalarını atlatmalarına aracılık ederek, birlikte yaşadıkları insanlarla organik bir şekilde yan yana gelmelerini sağlayabilirsiniz. Bu hem yeni gelenler hem de ev sahipleri için bulunmaz bir fırsat.</span></p></blockquote>
<p><b>Temmuz 2018’de yayınladığınız Birlikte Yaşamak: </b><b>Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek raporu daha çok mültecilerin topluma kültür/sanat yoluyla entegre olmasına yoğunlaşıyor. İstanbul, aldığı mülteci sayısıyla da bu sorunun göbeğinde yer alan bir metropol. İKSV mültecilerin yaşama pratiklerini iyileştirmek, başka bir yerde ev sahibi gibi hissettirmek için nasıl programlar geliştiriyor ve işbirlikleri yürütüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz kültür politikaları çalışmalarımız kapsamında her sene farklı bir araştırma yapıyor ve bir rapor yayınlıyoruz. Bu raporlara İKSV’nin web sitesinden pdf olarak ulaşmak mümkün. Bu raporları aynı zamanda kamu otoritelerine gönderiyoruz, sivil toplum kuruluşları ve diğer kültür kurumlarıyla paylaşıyoruz. Bunlar üzerinden verimli bir tartışma açmaya çalışıyoruz. Bütün bunlar, yol haritamızı belirleyecek tartışma dökümanları. Kültür politikaları alanını bir akademik disiplin olarak ele alıp masaya bilimsel veriler koyuyoruz ve bu veriler üzerinden tartışmak ve öneri geliştirmek istiyoruz. 2018 yılında  kültürel çoğulculuk ve birlikte yaşamak konusuna odaklanan bir rapor yayımladık. “Birlikte Yaşamak: Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek” başlıklı bu çalışma </span><span style="font-weight: 400;">Kanada Trent Üniversitesi’nden Dr. Feyzi Baban ile Wilfrid Laurier Üniversitesi’nden Dr. Kim Rygiel</span><span style="font-weight: 400;"> tarafından hazırlandı. Malum, ikinci dünya savaşından bu yana yaşanan en büyük göç dalgasına tanıklık ettiğimiz dönemlerden geçiyoruz. Yaşanan savaşlar bütün dünyayı etkiledi. Kentler değişiyor, dönüşüyor. İstanbul gibi bir metropolün kendine has dinamikleri zaten var, bir de yaklaşık 500 bin mülteciyle bir arada yaşamaya başladık. Acaba şehrin kültür sanat dünyası, sanatçılar, yaratıcı sektörlerde çalışanlar bu durumu ne kadar kendine dert ediniyor? Benzeri sorulardan yola çıkarak bu raporu hazırladık ve bir kültür kurumu olarak bu sürece nasıl katkımız olabilir diye  düşündük. Göç etmek zorunda kalan insanların yeni geldikleri kente aidiyet duygusu geliştirebilmeleri için kültür sanat en önemli araçlardan biri çünkü daha hızlı iletişim kurulmasını sağlıyor. Aynı dili konuşmayan insanlar belki bir konserde ya da sergide yan yana gelerek iletişim engellerini çok daha hızlı aşabilirler. Üstelik kentlerin güncel sorunlarına kültür sanat aracılığıyla yaratıcı çözümler bulmak da daha kolay. Göçün ve savaşın özellikle çocuklar ve kadınlar üzerinde yarattığı travmaları bugünden yarına çözemezsiniz ama içinde yaşadıkları kentle ilişkilenmelerini sağlayarak, sanat aracılığıyla travmalarını atlatmalarına aracılık ederek, birlikte yaşadıkları insanlarla organik bir şekilde yan yana gelmelerini sağlayabilirsiniz. Bu hem yeni gelenler hem de ev sahipleri için bulunmaz bir fırsat. Biz tüm bunları önemseyerek bir araştırma yapılmasını istedik ve hocalarımız Kim Rygiel ve Feyzi Baban bize bu oldukça kapsamlı raporu hazırladılar. Bir yandan kültür politikaları raporunu hazırlarken diğer yandan da İKSV’deki etkinliklerimizi nasıl daha kapsayıcı hale getirebiliriz diye çalışmaya başladık. Rapor yayınlanmadan evvel İstanbul Bienali’nin İyi Bir Komşu teması altında rehberli turlar düzenledik. İstanbul’un çeperlerinde yaşayan çocukları Bienal öncesinde çeşitli müzelere götürdük. Pera Müzesi ve İstanbul Modern çocuklara rehberli turlar düzenlediler. Bu çocuklar belki ilk kez sokaklarından çıkıp boğazı gördüler, bir kültür kurumunu ziyaret ettiler. İstanbul Bienali’nde rehberli turlara ve çocuk atölyelerine katıldılar, bienali izlediler. Ve bu böyle devam etti. Amacımız tek atışlık etkinlikler yapmak değil, bunları zamana yaymak, bir strateji oluşturulmasına aracılık etmek ve farkına varılmasını sağlamak. Bu insanlar var, birlikte yaşıyoruz. Belki İstanbul Caz Festivali’nde yanınıza oturacaklar, belki de sahnede olacaklar, tıpkı Damon Albarn’ın Suriyeli Müzisyenler Orkestrası ile yaptığı projede olduğu gibi… Sahneden kültürel zenginliğe tanıklık edeceğiz, hep birlikte ağlayacağız ve eğleneceğiz. Bu kaynaşmalar için kültür sanata her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Büyük sorunları çözmek zaman alacak ama en azından gündelik hayatta nefes alma alanları yaratabiliriz, birlikte iyileşebiliriz. </span></p>
<p><b>Türkiye’de Sanat Eğitimini Yeniden Düşünmek başlıklı raporunuzda altyapı yetersizliği, kapasite eksikliği ve sanata verilen değerin yeterli olmaması başlıkları öne çıkıyordu. Bu raporun ardından İKSV ne gibi adımlar atarak/programlar hazırlayarak sorunların çözümüne katkı sundu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-37847 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_4132.jpg" alt="" width="381" height="246" />Sanat eğitimi başından beri en çok önem verdiğimiz ve sürekli savunduğumuz konulardan biri. Raporun başlığı Türkiye’de Sanat Eğitimini (Yeniden) Düşünmek. </span><span style="font-weight: 400;">Ohio State Üniversitesi</span><span style="font-weight: 400;">’nden Doktor </span><span style="font-weight: 400;">Zülal Fazlıoğlu Akın</span><span style="font-weight: 400;"> ile birlikte yazdık. Bu rapor bizim gözbebeğimiz çünkü sanat eğitimi gündemden düşmeyen konulardan biri. 2014’te yayınladığımız raporda okul öncesinden başlayarak sanat eğitiminin ve sanat yoluyla eğitimin, eğitimin bütün kademelerine yayılması gerektiğini anlatmaya çalıştık ve bunun için bir politika geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu belirttik. Çünkü sanat eğitimi hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın hem de Kültür Bakanlığı’nın gündeminde olması gereken ama ikisinin de öncelikleri ve dertleri nedeniyle bir türlü gündeme gelemeyen bir konu. 2014’ten sonra da konu üzerinde çalışmaya devam ettik. Kültür sanatta katılımcılığı önemsediğimiz, “Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” başlığıyla bir rapor yayımladığımız dönemde İKSV olarak nasıl daha kapsayıcı olabiliriz, dezavantajlı kesimleri etkinliklerimize nasıl daha çok dahil edebiliriz diye düşünürken, İKSV’nin bünyesinde yeni bir mekan yaratma fikri ortaya çıktı; İKSV Alt Kat. Burası bir öğrenme ve etkileşim alanı. İKSV binasının alt katında yer alıyor ve yıl boyunca İKSV’nin tüm alanlarından beslenen programlar ve atölye çalışmaları hazırlıyor. İlk dönemde odağı çocuklar ve gençler olacak. Örneğin Bernard van Leer Vakfı ile birlikte erken çocukluk döneminde kültür sanatın önemine odaklanan bir proje yapıyoruz. İKSV Alt Kat’ta farklı yaşlara ve gruplara uygun eğitim modülleri tasarlandı. İstanbul Bienali, İstanbul Caz Festivali veya İstanbul Tiyatro Festivali gibi bütün ekiplerimiz İKSV Alt Kat’ta, İstanbul’un farklı semtlerinden gelecek çocuklara uygun programlar tasarladı. Bir yandan bu konuda uluslararası projeler geliştirmeye de devam ediyoruz. Türkiye-Almanya Gençlik Köprüsü ile kültürel eğitim konusunda üç yıldır devam bir işbirliğimiz var. Bu projeyle sanatçılarla eğitmenleri bir araya getirerek yeni programlar ve müfredatlar oluşmasına aracılık etmeye çalışıyoruz. İki ülke arasında sanat üzerinden bir iletişim ağı kurulmasına çalışıyoruz. Diğer yandan, mutlu olduğumuz bir gelişme daha var; Milli Eğitim Bakanlığı’yla son dönemlerde birkaç kez bir araya geldik. Bakanlığın hazırladığı eğitim vizyon belgesinde yer alan tasarım beceri atölyeleri programı için alanda çalışan STK ve uzmanların katılımıyla düzenlediğimiz yuvarlak masa toplantısı sonucunda önerilerimizi kendilerine ilettik. Yakın zamanda yine İKSV Alt Kat’ta çevredeki okullardan ilkokul öğretmenlerine yönelik bir eğitim programı tasarlayacağız. Bu alanda çalışan sanatçılar ve kültür profesyonellerinden ilkokul öğretmenlerine eğitim vermelerini, iki hafta boyunca onlarla birlikte olmalarını isteyeceğiz. Buna benzer programları çok önemli buluyoruz. Çünkü bunlar öğretmenler aracılığıyla doğrudan öğrencilere etki edebilecek ve müfredata girmesi halinde Türkiye geneline yayılabilecek programlar. Bugüne kadar sanat ve eğitim alanında Milli eğitim kanalıyla topyekün bir strateji geliştirilmemiş. Eğer bir adım atılacaksa somut önerilerle buna katkıda bulunmaktan ve sanat dünyasını tartışmalara yapıcı şekilde dahil etmekten mutluluk duyuyoruz. Dolayısıyla bu senenin gündemi bu. 2019’un Ekim-Kasım aylarında yayımlanacak kültür politikaları raporu çocukluk ve gençlik döneminde kültür sanatın önemine odaklanıyor. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Profesör Doktor Feyza Çorapçı bu yılki yazarımız olacak. İKSV’nin programlarında çocuklar ve gençlerle neler yapılabilir, İKSV Alt Kat’tan çıkan projeler festivalleri ve bienalleri nasıl dönüştürebilir, çocuklara kültür sanat etkinliklerinde nasıl daha fazla alan açılabilir ve sanat aracılığıyla eğitimde dönüşüm nasıl sağlanabilir? Tüm bu sorulara verilecek cevaplar 2019’daki önceliklerimizi oluşturuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamu politikasında dönüşüm elbette hemen olacak bir şey değil ama bir kültür kurumu olarak bu konuları görünür kıldığımızda, sonuçlarını programlarımıza yansıttığımızda, iletişim gücü ve toplumdaki farkındalık düzeyi çok daha yüksek oluyor. Dolayısıyla bu alanlarda çalışmaya devam edeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dert edindiğimiz daha birçok konu var. Bu seneki İstanbul Bienali “Yedinci Kıta” başlığını taşıyor. Bienal gündeminde çevre, sürdürülebilirlik, küresel iklim değişikliği gibi konular var. Sürdürülebilirlik meselesi kültür politikaları açısından nasıl ele alınabilir? Önümüzdeki dönemde de bu sorulara odaklanmaya niyetliyiz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/24/istanbulun-kulturel-kimligi-icin-butuncul-bir-strateji-gerekiyor/">İstanbul&#8217;un Kültürel Kimliği İçin Bütüncül Bir Strateji Gerekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
