<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Okul arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/okul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/okul/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Sep 2022 08:01:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Okul arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/okul/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuğun İyi Olma Hâlini Amaçlayan Bir Okul Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/09/13/cocugun-iyi-olma-halini-amaclayan-bir-okul-nasil-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2022 08:01:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun iyi olma hâli]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[kaatılım]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81761</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Okullar, çocuğun yaşam kalitesini, memnuniyetini ön plana alan ve yapabilirliklerini artırmayı hedefleyen eğitim alanları olmalı.' Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Politika Analistleri Ekin Gamze Gencer ve Sinem Sefa Akay, çocuğun iyi olma hâlini amaçlayan okulun nasıl olması gerektiğini yazdı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/09/13/cocugun-iyi-olma-halini-amaclayan-bir-okul-nasil-olmali/">Çocuğun İyi Olma Hâlini Amaçlayan Bir Okul Nasıl Olmalı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2022-23 eğitim-öğretim yılı bugün başladı. Çocuğun yaşam kalitesini, öznel iyi olma hâlini ve memnuniyetini ön plana alan ve yapabilirliklerini artırmayı hedefleyen çocuğun iyi olma hâli¹ yaklaşımının şartlarını yerine getirebilmek için okulların bütünsel, çoğulcu ve güncel ihtiyaçlara yanıt verebilecek eğitim hizmetleri sunmaları ve demokratik eğitim alanları olmaları eşsiz önemde.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı <i>2019-2023 Stratejik Planı’nda</i> “Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi” vizyonu vurgulanıyor.² Bu vizyonun hayata geçebilmesi için erken çocukluk eğitimiyle başlayıp liseden mezuniyete kadarki süreç boyunca tüm okulların öğrenci, öğretmen, okul çalışanları, veliler ve okulun çevresindeki topluluklar için güvenli, erişilebilir, adil, kapsayıcı, özgür, şiddet ve ayrımcılığa sıfır tolerans gösteren yerler olması gerekiyor. Eğitim Reformu Girişimi olarak yeni eğitim-öğretim yılına “Çocuğun iyi olma hâlini amaçlayan bir okul nasıl olmalı?” sorusuyla başlamanın ve eğitimle ilgili alınacak her kararda bu soruyu ön planda tutmanın önemli olduğuna inanıyoruz.</p>
<blockquote><p>Okul, “tüm öğrencilere katılımcı ve eşitlikçi bir öğrenme deneyimi ile gereksinimlerine ve tercihlerine en iyi şekilde yanıt veren”³ ortamı sağlamalı.</p></blockquote>
<p>Okul, çocukların içine doğdukları şartlardan bağımsız olarak eğitim yaşamlarına akranlarıyla eşit düzeyde başlamalarını mümkün kılmalı; tüm çocuklara hayal ve hedeflerini gerçekleştirmeleri için alan açmalı. Çocukların “farklılığına ve hakları kullanma noktasındaki çeşitliliğine saygı duyan ama aynı zamanda çocuğun iyi olma hâli için gerekli imkânları sağlayan ve koruyan”⁴ bir mekan olarak konumlanmalı.</p>
<p>Öğretim programları, öğretim ve destek materyalleri, malzemeler, dijital araçlar, ders planları ve saatleri, çağın koşullarına ve krizlere göre değişen ihtiyaçları karşılamalı, bireysel öğrenme ve beceri farklılıklarına uygun olmalı ve öğrenciyle öğretmeni özne olarak merkeze almalı. Bunun gerçekleşebilmesi için tüm okulların zamanında ve yeterli kaynağa erişmesi gerekli.</p>
<blockquote><p>Okul, çocuğun iyi olma hâlini bütünsel olarak ele almalı, çocuğun fiziksel, psikolojik, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimini akademik başarının gölgesinde kalmayacak şekilde önceliklendirmeli.</p></blockquote>
<p>Okulun, çocuğun ihtiyaçlarını psikososyal desteklere erişim, sağlıklı gıdaya erişim, sağlık takibi gibi boyutlarıyla da ele alması gerekiyor. Okullarda “gelişimsel ve kapsamlı psikolojik destek ve rehberlik hizmetleri anlayışı”nın⁵ yaygınlaştırılması, öğretmenlerin çocukların bütünsel iyi olma hâlini nasıl destekleyebilecekleri konusunda güçlenmeleri ve eğitime ayrılan kaynakların “tam aşılanma, fiziksel aktivite, yeterli besin alımı, fiziksel sağlık ve hijyen…”⁶ gibi başlıkları kapsayacak şekilde genişletilmesi, bu yönde hayati adımlar olacaktır. Ayrıca görsel sanatlar, müzik, spor, rehberlik ve psikolojik danışmanlık gibi alanlar öğrenme süreçlerinde daha iyi kapsanmalı; öğrenci kulüplerine, okul içi ve dışı sosyal ve kültürel etkinliklere ayrılan zaman ve kaynaklar artırılmalı. Daha sağlıklı, mutlu ve iyi öğrenen bireylerin gelişimine katkıda bulunan aktif okullar⁷ çocuğun iyi olma hâline de katkı sağlıyor.</p>
<h5><b>Okul, Tüm Çocuklar İçin Güvenli ve Koruyucu Mekanlara Dönüşmeli. </b></h5>
<p>Okul, ihmal ve istismarın önlendiği, bunların gerçekleştiği durumlarda bildirimin yapıldığı ve krizlere müdahale edildiği ortamlar olacak şekilde kurgulanmalı, okulun çocuk koruma mekanizmasındaki yeri güçlendirilmeli. “Çocuk koruma sisteminin parçası olan tüm kişi ve kurumlara okullar aracılığıyla ulaşılabilir. Önemli olan çocuğun henüz risk altındayken yani ihmal veya istismara maruz kalmadan fark edilmesidir.”⁸ Çocukların ihtiyaç duyduklarında yardım alabildikleri, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten, kırılgan gruplara güçlenmeleri için destek sunulan ve iklim krizi gibi krizlere, olağandışı ve acil durumlara çocukları hazırlayan güvenli ve özgür bir alan olmalıdır.⁹ Okul idarecilerinin ve öğretmenlerin krizlere dayanıklı¹⁰ ve hazırlıklı kılan kaynaklara ve sistemlere erişimi ve bunları etkin kullanımı bu açıdan kritik bir öncelik.</p>
<blockquote><p>Okul, çocuklara oyun, sosyalleşme, hareket, akranlarıyla bağ kurma ve bir arada yaşamayı deneyimleme imkânı sağlar. Bu imkân tüm okullarda, tüm çocuklar için sağlanmalı.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, “çocuğun dinlenme, boş zaman değerlendirme, oynama ve yaşına uygun eğlence (etkinliklerinde) bulunma ve kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma” hakkını tanımlıyor.¹¹ Çocuklara okulda oyunla “iletişim ve işbirliği geliştirme, ‘öteki’yi anlama ve farklı bir perspektiften bakma”¹² imkânı tanınması gerekiyor. Okullar çocukların keyifli zaman geçirdiği, yaratıcılıklarını, özgüvenlerini ve eleştirel düşünme becerilerini güçlendirdiği mekanlara dönüşmeli. Okul ikliminin özünde insan haklarına ve kişisel sınırlara saygı, empati, barışçıl diyalog ve bir arada yaşam kültürü olması önemli. Çeşitliliğe ve farklılıklara saygı temel ilke olarak okuldaki herkes tarafından benimsenip hayata geçiriliyorsa, bir arada yaşamın mümkün ve değerli olduğunu deneyimleyen çocuklar, bu tutum ve davranışları diğer yaşam ortamlarına ve ilişkilerine de yansıtabilir.</p>
<blockquote><p>Okul, öğretmenlerin diyalog ve meslektaş dayanışması içerisinde bilgi ve deneyim paylaşımında bulunduğu, uzmanlıklarını sunduğu ve kişisel ve profesyonel gelişim fırsatını edindikleri yer olmalı.</p></blockquote>
<p>Öğretmenler yalnızca “çocukların iyi olmasının bir aracı olarak”¹³ görülmemeli. Öğretmenler okulda sürdürülebilir psikososyal destek hizmetlerine erişebilmeli, karar alma süreçlerine katılabilmeli, meslektaşlarıyla işbirliği ve duygudaşlık kurma fırsatları bulabilmeli, kişisel ve profesyonel olarak gelişebilmeliler.</p>
<p>Okul ve sınıf ortamının fiziki koşullarının yeterliliği, ihtiyaca yönelik sayı ve nitelikte destek personelinin istihdamı, öğretim ve destek materyalleri, dijital araçların mevcudiyeti ve bunların etkin kullanımına ilişkin yönlendirme ve eğitimler öğretmenlerin adil ve elverişli koşullarda çalışmalarını doğrudan etkiliyor. Öğretmenler, öğretmen ve öğrenciler, ayrıca öğretmen ve veliler arasındaki işbirliği, öğretmenlerin psikolojik ve mesleki iyi olma hâllerini de destekleyici.</p>
<blockquote><p>Okul, çocukların hak özneleri olarak katılım haklarını öğrenmelerine ve bu haklarını anlamlı ve aktif olarak kullanmalarına imkân tanımalı.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’de belirtildiği üzere “çocuğun kendini ilgilendiren konularda görüşlerini ifade etme hakkı vardır. Çocuğun katılım hakkı kendini ve düşüncelerini ifade etme özgürlüğünü ve temel sivil hakları içerir.”¹⁴ Çocuğun iyi olma hâlini destekleyen bir okulun karar alma, tasarım ve değerlendirme süreçlerinde çocuklar, anlamlı ve aktif olarak yer alırlar. “Gerçek anlamda katılım, çocukların görüşlerini ifade etmek için güvenli ve rahat bir ortam olduğunda, çevresindeki yetişkinlerin onları dinlediğini, dikkate aldığını bildiğinde ve çocukları ilgilendiren konularda çocuklar söz sahibi olabildiğinde olur.”¹⁵</p>
<h6><b>Kaynakça</b></h6>
<h6>¹ ERG (t.y.). ERG sözlük. Eylül 2022, <a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/erg-sozluk/#1589140682640-1accfadd-efc2">https://www.egitimreformugirisimi.org/erg-sozluk/#1589140682640-1accfadd-efc2</a><br />
² MEB SGB (2019). T.C. Millî Eğitim Bakanlığı 2019-2023 stratejik planı. Eylül 2022, <a href="http://sgb.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2019_12/31105532_Milli_EYitim_BakanlYYY_2019-2023_Stratejik_PlanY__31.12.pdf">http://sgb.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2019_12/31105532_Milli_EYitim_BakanlYYY_2019-2023_Stratejik_PlanY__31.12.pdf</a><br />
³ UNESCO (2020). Global education monitoring report 2020: Inclusion and education, all means all. Eylül 2022, <a href="https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000373718">https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000373718</a><br />
⁴ Uyan Semerci, P., Müderrisoğlu, S., Karatay, A., Akkan, B. E., Kılıç, Z., Oy, B. ve Uran, Ş. (2012). E<i>şitsiz bir toplumda çocukluk</i>. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.<br />
⁵ Köse, A. (2020). Eğitim izleme raporu 2020: Eğitim ortamları. <i>Eğitim Reformu Girişimi. </i>Eylül 2022, <a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/egitim-izleme-raporu-2020-egitim-ortamlari/">https://www.egitimreformugirisimi.org/egitim-izleme-raporu-2020-egitim-ortamlari/</a><br />
⁶ Uyan Semerci, P., Müderrisoğlu, S., Karatay, A., Akkan, B. E., Kılıç, Z., Oy, B. ve Uran, Ş. (2012). E<i>şitsiz bir toplumda çocukluk</i>. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.<br />
⁷ ERG ve Bomovu (2021). Aktif okul öğretmen kılavuzu. Eylül 2022, <a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2010/01/Hareket-Okulda_Aktif-Okul-K%C4%B1lavuzu.pdf">https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2010/01/Hareket-Okulda_Aktif-Okul-Kılavuzu.pdf</a><br />
⁸ Hümanist Büro (t.y.). Okul çocuğu korur. Eylül 2022, <a href="https://humanistburo.org/tr/okulcocugukorur/">https://humanistburo.org/tr/okulcocugukorur/</a><br />
⁹ Wagner, E. (2021). Building forward better: How the global community must act now to secure children’s learning in crises. <i>Save the Children International. </i>Eylül 2022, <a href="https://resourcecentre.savethechildren.net/pdf/Build-Forward-Better-6th-pp.pdf/">https://resourcecentre.savethechildren.net/pdf/Build-Forward-Better-6th-pp.pdf/</a><br />
¹⁰ Gökbayrak, P. (2021, 14 Eylül). Yeni krizlere dayanıklı okul ortamları nasıl kurulur? Eylül 2022, <a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/yeni-krizlere-dayanikli-okul-ortamlari-nasil-kurulur/">https://www.egitimreformugirisimi.org/yeni-krizlere-dayanikli-okul-ortamlari-nasil-kurulur/</a><br />
¹¹ Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme. Eylül 2022, <a href="https://www.unicef.org/turkiye/%C3%A7ocuk-haklar%C4%B1na-dair-s%C3%B6zle%C5%9Fme">https://www.unicef.org/turkiye/çocuk-haklarına-dair-sözleşme</a><br />
¹² ERG Blog (2021, 21 Ekim). Arka plan | Oyunun iyileştirici yanı. Eylül 2022, <a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/arka-plan-oyunun-iyilestirici-yani/">https://www.egitimreformugirisimi.org/arka-plan-oyunun-iyilestirici-yani/</a><br />
¹³ Öğretmen Ağı (2021, 18 Kasım). Arka plan | Öğretmenin iyi olma hâli. Eylül 2022, <a href="https://www.ogretmenagi.org/arka-plan-18-kasim-2021">https://www.ogretmenagi.org/arka-plan-18-kasim-2021</a><br />
¹⁴ Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme. Eylül 2022, <a href="https://www.unicef.org/turkiye/%C3%A7ocuk-haklar%C4%B1na-dair-s%C3%B6zle%C5%9Fme">https://www.unicef.org/turkiye/çocuk-haklarına-dair-sözleşme</a><br />
¹⁵ İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi ve ERG (2015). Türkiye’de okullarda çocuk katılımı: Çocuklar için güncel durum raporu. Eylül 2022, <a href="http://cocuk.bilgi.edu.tr/wp-content/uploads/2020/02/COCA_DOD_kitap_COCUK_BASKI.pdf">http://cocuk.bilgi.edu.tr/wp-content/uploads/2020/02/COCA_DOD_kitap_COCUK_BASKI.pdf</a></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/09/13/cocugun-iyi-olma-halini-amaclayan-bir-okul-nasil-olmali/">Çocuğun İyi Olma Hâlini Amaçlayan Bir Okul Nasıl Olmalı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TTB’den ‘Eylülde Okulları Açalım’ Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/21/ttbden-eylulde-okullari-acalim-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2021 06:35:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tabipler Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği, eğitimin de salgın kadar halk sağlığı sorunu olduğu vurgusuyla, okulların eylülde gerekli önlemler alınarak açılması için tüm paydaşlara, “Okulları güvenli olarak açalım. Okulları geleceğimiz için açalım. Okulları çocuklarımız için açalım” çağrısında bulundu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/21/ttbden-eylulde-okullari-acalim-cagrisi/">TTB’den ‘Eylülde Okulları Açalım’ Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TTB Okul Sağlığı Çalışma Grubu tarafından yapılan açıklamada, öğrencilerin okula dönebilmesi için hazırlık ve çalışma yapılmadığı, çocukların bilişsel, fiziksel ve duygusal kayıpların telafisi için bütçe ayrılmadığı ve müfredat oluşturulmadığını vurgulandı. Hükümet, siyasi partiler, sendikalar, uzmanlık dernekleri, sivil toplum kuruluşları ve veliler olmak üzere çocukların sağlığı, hakları, iyiliği ile ilgili çalışan tüm kurum ve kişilere yapıldığı belirtilen çağrıda, “Kayıpları tespit ve raporlamanın zamanı geçmiş, ses yükseltmenin ve harekete geçmenin zamanı gelmiştir. Pandemi, uzun ve sonu belli olmayan bir süre boyunca eğitimi aksatmanın, ailelerin yaşamını sekteye uğratmanın ve en önemlisi çocuklarımızın geleceği ile oynamanın bahanesi olamaz. Pandemi, eğitimin önüne zorluklar koyuyorsa, o zorluklar aşılabilir ve aşılmalıdır. Okulların kapalı kalmasını savunmak, çocuklarımızın sağlığına değer verdiğimizin değil, eğitimlerine değer vermediğimizin göstergesidir. Bu bir kaynak sorunu değildir. Bu bir imkân sorunu değildir. “ denildi.</p>
<h5>“Eğitim de Halk Sağlığı Sorunu”</h5>
<p>Salgın dönemi boyunca çocukların eğitim hakkının ihlal edildiğini belirten TTB, “Gün sorumluluk alma, elimizi taşın altına koyma günüdür. Türkiye dünyada okullarını en uzun süre kapalı tutan ülkelerden biri olmak gibi utanç verici bir payeye sahiptir. Bu çocuklarımıza değer vermediğimizin göstergesidir. Çocuklara değer vermek, onları hem korumanın, hem eğitmenin yollarını bulmayı gerektirir.” Dedi. Salgında yeni varyantlar ve yeni zirveler de göz önüne alınarak acilen bir eğitim eylem planı oluşturulmasını isteyen TBB, “Toplumun tüm kesimlerine sesleniyoruz. Salgın kadar, eğitim de bir halk sağlığı sorunudur. Bilimsel bulgular ışığında acilen gerçekçi ve güvenli eylem planı oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. Çocuklarımıza duyduğumuz sevgiyi ve saygıyı, onları korumak için elimizden geleni yapacağımızı göstermenin başka bir yolu yoktur. Eğitime olan ihmalkâr tavrımız, çocuklarımızın bugününe ve yarınına ne kadar ilgisiz olduğumuzu göstermekten başka işe yaramıyor. Okulları güvenli olarak açalım. Okulları geleceğimiz için açalım. Okulları çocuklarımız için açalım.” çağrısında bulundu.</p>
<p>Açıklamanın tamamı için <a href="https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=348898d8-e89c-11eb-88ee-9787ddc02a90" target="_blank" rel="noopener">tıklayın.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/21/ttbden-eylulde-okullari-acalim-cagrisi/">TTB’den ‘Eylülde Okulları Açalım’ Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Çocuk ve Gençlerin Sağlıklı Gelişimi İçin Yüz Yüze Eğitimin Önemi Büyük”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/cocuk-ve-genclerin-saglikli-gelisimi-icin-yuz-yuze-egitimin-onemi-buyuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 12:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim içi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Karip]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[online sosyalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal kısıtlamalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüz yüze eğitimden ve okul merkezli sosyalleşmeden mahrum kalmanın çocuk ve ergen psikolojisi üzerindeki etkilerini konuştuğumuz Eğitim Bilimci Prof. Dr. Emin Karip, sağlıklı gelişim için yüz yüze eğitimin öneminde dikkat çekerek, “Çocuklar ve gençler salgın sürecinde sağlıklı bir sosyal ve duygusal gelişim için hayati öneme sahip akran etkileşiminden ve aile dışındaki yetişkinlerle olan etkileşimlerden yoksun kaldılar” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/cocuk-ve-genclerin-saglikli-gelisimi-icin-yuz-yuze-egitimin-onemi-buyuk/">“Çocuk ve Gençlerin Sağlıklı Gelişimi İçin Yüz Yüze Eğitimin Önemi Büyük”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin OECD ülkeleri içinde okulların en uzun süre kapalı kaldığı ülkeler arasında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emin Karip, okul temelli sosyalleşmenin çocuk ve ergenlerin kişilik gelişimindeki önemine vurgu yaparak, “Salgınının doğrudan ve dolaylı psikolojik, sosyal etkileri çocukların ve ergenlerin zihinsel sağlığını şimdiden etkilemiş durumda, gelecekte de bu etkilerin onların sosyal ve ruhsal esenliğine zarar vermeye devam etme potansiyeli var” diyor.</span></p>
<p><b>Okul ortamı, çocuklar ve ergenlerin sosyalleşmesinde ve kişilik gelişiminde ne kadar yer tutuyordu? Pandemi nedeniyle uzaktan eğitime geçen bu yaş gruplarında okul ortamından ayrı kalmanın etkileri neler olacak? Okul temelli sosyalleşmenin eksikliği nasıl giderilebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-70738 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/emin-karip.jpg" alt="Emin Karip" width="288" height="300" />Okulu, çocukların ve gençlerin sosyalleşmesinde aileden sonra en temel kurumlardan biri olarak görürüz. Okulun işlevlerinden birinin de çocuğun sosyalleşmesini sağlamak olduğunu düşünürüz. Hatta öğrenmenin sosyal bir etkinlik olduğunu, akranlarla ve öğretmenlerle sosyal bir etkileşim içinde gerçekleştiğini söyleriz. Diğer yandan çoğu çocuğun okula gitmeyi pek de sevmediğini biliriz. Okula gitmeyi sevmemelerinin nedeni de büyük ölçüde okulda kendi tercihleri olmayan pek çok şeyi öğrenmek ve yapmak zorunda olmaları, diğerleriyle birlikte belirli kurallar ve kalıplar içinde yaşamak zorunda kalmaları ile ilişkili olabilir. Bu koşullarda bile çoğunlukla çocukların dönem arası tatillerde ve yaz tatilinde okula dönüşü iple çektiklerine, okula dönüşün heyecanını yaşadıklarına tanık oluruz. Bu heyecanın kaynağı büyük ölçüde okulda olmanın sosyal boyutu ile ilişkilidir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"> İster televizyon olsun ister bir bilgisayar, öğrenciler öğrenme için bütünüyle ekrana bağımlı hale geldiğinde, özellikle de çevrim içi etkileşim olanakları da sınırlı ise, okulu ve öğrenmeyi eğlenceli kılan, akranları ile takılmak, birlikte zaman geçirmek, öğretmenleri ile etkileşim gibi sosyal ve duygusal gelişimi destekleyen kısımları kaybediyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyalleşmeyi sağlayan unsurlar büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Geriye ise sosyal etkileşimden yoksun, çoğunlukla sıkıcı bulunan müfredat odaklı kısımlar kalıyor. Salgın sürecinde gördük ki, uzaktan eğitim nedeniyle çocuklar sosyal ve duygusal gelişim boyutunda eğlenceden daha fazlasını kaçırıyorlar. Çocuklar aslında salgın sürecinde sosyal kısıtlamalarla birlikte derslerden çok daha fazlasını kaçırdılar. Sağlıklı bir sosyal ve duygusal gelişim için hayati öneme sahip akran etkileşiminden ve öğrenme sürecinde aile dışındaki yetişkinlerle olan etkileşimlerden yoksun kaldılar.</span></p>
<p><b>Bahsettiğimiz yaş grubu arasında online sosyalleşme yaygın olsa da tek seçenek olarak kalması, nasıl sıkıntılar doğurabilir? Bu bağlamda eğitimin de sanal mecralarda yapılması neleri etkileyecek? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüz yüze eğitim, sosyalleşmenin gerçekleşmesinde, çocukların ve ergenlerin kişilik ve kimliklerinin gelişiminde, sosyal ve duygusal zekalarının ve yetkinliklerinin gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Çocuklar ve gençler uzunca bir süredir sosyalleşmeyi destekleyen yüz yüze öğrenme ve etkileşim ortamından uzak kaldılar. Peki sosyalleşme ve sosyal gelişimdeki kayıplar çocukların ve gençlerin yaşamını gelecekte nasıl etkileyecek? Salgının çocukların ve gençlerin sosyal gelişimi üzerinde uzun dönemli etkileri neler olacak? İşte bu soruların yanıtlarını tam olarak bilmiyoruz. Bilimsel bir yaklaşımı esas aldığımızda bu sorulara kesin yanıtlar vermekten de kaçınmalıyız. Bir yandan salgının başlangıcından bu yana geçen sürede bazı araştırmalar çocukların ve gençlerin sosyal ve duygusal gelişiminde ciddi boyutta sorunlar olduğuna işaret ediyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bilimsel veriler, kısıtlamaların çocukların eğitimi, refahı ve zihinsel sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu etkilerin uzun vadeli olduğu varsayılıyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan okulların yeniden açıldığı yerlerde çocukların okula yeniden başlamasında sosyal ve duygusal uyumun yetişkinlerin, eğitimcilerin, sosyologların ve psikologların beklenti ve öngörülerine göre çok daha kolay, daha hızlı ve daha olumlu olduğuna tanıklık ediyoruz. Ayrıca araştırma bulguları ve gözlemler küçük yaşlardaki çocukların ergenlik çağındakilere ve gençlere göre salgının sosyal ve duygusal gelişim üzerindeki olumsuz etkilerine karşı daha esnek ve dirençli olduklarına, daha kolay uyum sağladıklarına işaret ediyor. Uzun vadeli etkilerin neler olacağını ise tam olarak bilemiyoruz. Çünkü çocukların okula döndüklerinde eğitimcilerin öngörülerine kıyasla daha hızlı ve kolay bir sosyal uyum sağlayabilmesi de olası gözüküyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunun önemli bir boyutu kuşkusuz ki, salgının çocukların ve gençlerin sosyal gelişiminde uzun vadeli olumsuz etkilerini en aza indirmek için neler yapabiliriz sorusunun yanıtı ile ilgili. Yüz yüze eğitim ortamında akran etkileşimi sosyal ve akademik gelişimi destekler. Okul ve sınıf ortamında olmak, akranlarıyla etkileşim kurma fırsatı sağlar. Bu etkileşim benlik algısının gelişimi, özgüven gelişimi ve bir kimlik inşa etmede hayati önem taşır. Öğrenci bu etkileşim içinde dahil olma, diğerleriyle birlikte çalışma, belirli kurallar çerçevesinde diğerleri ile iş yapma, kendini ayarlama, özdenetim gibi yetkinlikleri geliştirir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar sanal öğrenme platformları da çocukların gelişimini destekleyecek sınıf temelli etkileşim ve iletişim, çevrimiçi kulüpler, dijital etkileşimli platformlar gibi bazı sosyalleşme fırsatları sağlasa da yüz yüze eğitimin yerini tutamaz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal düzeyde atılacak en önemli adım, aşılamanın da yaygınlaşması ile birlikte, salgının yayılmasını önlemek için gerekli düzenlemeleri yaparak okulları açmaktır. Okulların açılması daha fazla geciktirilemez, ertelenemez. Belirsizlikler çocuklar ve gençler üzerinde salgının olumsuz etkilerini artırıcı bir etkiye sahip. Bu nedenle anne babaların aile içinde iletişimi ve beklentileri açık tutması önemli. Anne babaların salgının yarattığı stresle ve kaygıyla baş etme konusunda çocuklarına model olmaları çocukların salgının etkileri ile baş etmelerini kolaylaştırabilir. Ayrıca çocukların ve gençlerin akranlarıyla güvenli bir şekilde etkileşimini sağlayacak yüz yüze ve çevrim içi oyunlar, etkinlikler, birlikte zaman geçirmenin koşullarının sağlanması ve desteklenmesi sosyal gelişimi olumlu yönde etkileyecektir. </span></p>
<p><b>Bu dönemin uzaktan eğitime devam eden çocuk/ergen psikolojisi üzerinde oluşturduğu kendine has kaygı/baskı faktörleri, yaygın ruh halleri neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel ölçekte bir salgınla baş etmeye çalışıyoruz. Öğrencilerin ailelerinin işleri bozuldu, pek çok ailede birileri işini kaybetti, gelirini kaybetti. Bazı ülkelerdeki araştırmalar salgın sürecinde anne babaların ruh sağlığının da belirgin bir olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Anne babaların stres ve kaygı düzeylerinin yükselmesi doğrudan veya dolaylı olarak aile içi ilişkileri ve çocukların iyi olma halini etkiliyor. Pek çok öğrencinin ailesinde veya yakın çevresinde birileri COVID 19 geçirdi, daha kötüsü entübe edildi, tanıdık birisi veya yakını hayatını kaybetti. Salgının kendisi pek çok çocuk ve genç için kendi başına yeterince rahatsız edici bir olgu. Salgının çocuklar ve ergenlerin ruh sağlığı ve esenliği üzerinde etkileri konusunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Bütün dünyadan bu yönde veriler, araştırma bulguları gelmeye devam ediyor. Türkiye OECD ülkeleri içinde okulların en uzun süre kapalı kaldığı ülkelerden birisi. Diğer yandan ailede işlerin kaybedilmesi veya işin bir şekilde bozulması bakımından da salgından en çok etkilenen ülkelerden birisi aynı zamanda. 2020 yılında gerçekleştirilen, OECD tarafından yayınlanmış bir uluslararası araştırmaya göre ülkemizde hanelerin yarıdan fazlasında bir şekilde işlerin bozulduğu ve her dört haneden birinde en az bir kişinin işini kaybettiği rapor edildi. Bu verileri şunun için paylaşıyorum; yalnızca okulların kapalı kalması değil, sağlık açısından bir olgu olarak salgının kendisi kadar aileler üzerinde ekonomik etkileri de özellikle ergenler için travmatik sonuçlar doğuracak nitelikte gözüküyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşkusuz ki salgının çocukların ve ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri kültürel olarak aile ortamında ilişkiler ve bağların niteliğine bağlı olarak değişmektedir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Küresel ölçekte elimizdeki veriler göstermektedir ki, salgın ergenlerde görece olarak daha yüksek oranda anksiyete, depresyon ve stres oluşmasına neden olmuştur. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna ilave olarak madde bağımlılığı, ekran bağımlılığı ve pek çok ruhsal sorun eğilimlerinin gideren artan oranda rapor edildiğine tanık oluyoruz. Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu gibi etkilerin de yaygın olarak rapor edildiğini görüyoruz. Kısacası salgın toplumun, özellikle de gençlerin ruh sağlığını tehdit ediyor. Ne yazık ki salgının negatif ruhsal etkileri sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ve hassas kesimleri daha çok etkiliyor. </span></p>
<p><b>Yaşıtları ve öğretmenleriyle aynı ortamı paylaşamayan çocuklar/ergenler; derslerine odaklanma, kendini çevresine ifade edebilme, sosyal bir kimlik edinme gibi gereksinimlerini nasıl karşılayabilir? Burada ebeveynlere ne gibi görevler düşüyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar ve gençler açısından ortaya çıkan durum çok karmaşık ve çok boyutlu. Bu dönemde dayanıklılık ve esneklik öne çıkan iki kavram. Daha önce hiçbirimizin deneyimlemediği boyutta ve derinlikte bir salgın ve bu salgının ortaya çıkardığı bir kriz ile baş etmeye çalışıyoruz. Bir tarafta salgınla ilgili kaygılar, korkular ve belirsizlikler, diğer yanda eğitim hayatı, öğrenme ve kendi geleceği ile ilgili belirsizlikler… Bu dönemde öğrenmenin sürdürülebilmesi birkaç temel koşula bağlı. Bunlardan birincisi öğrencinin motivasyon düzeyi, bağımsız çalışabilme, bir işi veya görevi kendi başına başlatma, sürdürme ve tamamlayabilme yeterliği ve bu konuda tutumların ne olduğu. Bu konuda hem aile içinde hem çevrim içi olarak öğretmenler ve rehber öğretmenler öğrencilere destek olabilir. Bu yönde ailelere yönelik destek eğitimleri veya materyalleri yanında rehberlik hizmetlerinin de sağlandığını biliyoruz. Ama bunların etkileri veya etkililiği konusunda bir veri yok elimizde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci olarak öğrencinin kendi kendine öğrenebilmesi, çevrim içi eğitimlerden verimli bir şekilde yararlanabilmesi bilişsel olarak, akademik olarak hazır bulunuşluk düzeyine bağlı. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki, şu ana kadar ulusal ölçekte veriler kamuoyu ile yeterince paylaşılmamış olsa da hem uluslararası hem de ulusal ölçekte, akademik başarı düzeyi düşük öğrenciler ile ilkokul çağındaki çocukların, özellikle de birinci ve ikinci sınıfların uzaktan öğrenmede oldukça geride kaldığını biliyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Özel eğitime ihtiyacı olan, öğrenme güçlüğü yaşayan veya dikkat bozukluğu gibi özellikleri olan öğrenciler açısından da durum oldukça olumsuz gözüküyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii ki, bütün bunların ötesinde ve üzerinde, uzaktan öğrenmeye erişim sorunu ve teknolojik yetersizlikleri ile birlikte aile içinde öğrenme için uygun bir ortamın olmaması ciddi boyutta öğrenmeyi engellemiştir. Ailenin eğitim düzeyi, aile içi iletişim ve etkileşimin niteliği, aile sorunları yanında ailenin ekonomik koşulları ve fiziki yetersizlikler zaten dezavantajlı olan öğrencilerin daha da geriye düşmesine neden olmuştur. Ne yazık ki, salgın döneminin dezavantajlı öğrenciler üzerindeki olumsuz etkileri uzun dönemli ve kalıcı olabilir, yaşamları boyunca refah ve esenliklerini olumsuz etkileyebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası kuruluşlar, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, okullaşmada, öğrenmede fırsat eşitsizliklerinin azaltılmasında, temel becerilerin kazandırılmasında ve eğitimde kalitenin geliştirilmesinde, daha önemlisi cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi alanlarda onlarca yıllık kazanımların kaybedilmesi konusunda ciddi boyutta kaygılarını ifade ediyorlar. Ne yazık ki zaten öğrenme düzeyi düşük olan öğrencilerin bir kısmı salgın sürecinde tamamen geride kalmış ve kopmuş durumda. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu için eğitim ve öğrenme bir daha hiçbir şekilde rayına girmeyebilir. Bence ülke olarak en temel sorunlarımızdan biri, öğrencilerimizin bir kısmının tamamıyla eğitim öğretimden koptuğunu, buna bağlı olarak orta ve uzun vadeli sosyal, duygusal ve ekonomik etkilerin neler olacağını konuşmamak. Felaket tellallığı yapmayalım, ama yapıcı çözümler üretmek de sorunları doğru tanımlamak ve sorunların varlığını açık yüreklilikle kabullenmekle başlar. Bunu geleceğimiz için yapmak zorundayız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ebeveynlerden öğretmenlik yapmalarını bekleyemeyiz. Sürecin sorumluluğunu onlara yıkarak bu işin içinden de çıkamayız. Onlar öğretmen değil. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstelik, ebeveynlik rolleri ile öğretmenlik rolleri bir ölçüde çelişebilir de. Onlardan daha çok çocukları ile sağlıklı bir iletişim sürdürmelerini, dinlemelerini, anlamaya çalışmalarını, kaygılarını ve streslerini anlayışla karşılamalarını ve moral-motivasyon desteği sağlamalarını beklemek daha makul bir beklenti olur. Çocukları için mümkün olduğunca, ev ortamında rutinler oluşturmaları ve programlı şekilde çalışmalarını sağlamaları önemli. Elbette akademik açıdan destek sağlama imkanı olan anne babalar öğrenme desteği de sağlayabilir. </span></p>
<p><b>Küresel çapta bir salgını çocukluk veya ergenlik döneminde deneyimlemiş bir bireyde gelecekte hangi psikolojik sorunların görülme riski bulunuyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgın yaşamımızı köklü biçimlerde etkiledi. Öğrenme pratiklerimiz, rutinlerimiz, alışkanlıklarımız, iş yapma biçimimiz, yakınlarımızla ve toplumsal çevremizdeki insanlarla ilişki biçimimiz, alışveriş yapma biçimimiz dahil olmak üzere hayatımızda pek çok şey köklü bir şekilde değişti. Yaklaşık bir buçuk yıllık bir zaman diliminde her şey alt üst oldu. Bazılarımız kayıplara, bazılarımız ise fırsatlara daha çok ağırlık verdik söylemlerimizde. Ancak bir eğitim bilimci olarak şunu söyleyebilirim ki, salgınının doğrudan ve dolaylı psikolojik ve sosyal etkileri çocukların ve ergenlerin zihinsel sağlığını şimdiden etkilemiş durumda ve gelecekte de bu etkilerin onların sosyal ve ruhsal esenliğine zarar vermeye devam etme potansiyeli var. Halihazırda, salgınların çocuklar ve ergenler arasında stres, endişe, çaresizlik, sosyal ve riskli davranış sorunlarına neden olabildiğini biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki, mevcut bilimsel veriler, çocukların ve ergenlerin salgın sırasında ve sonrasında yüksek oranda anksiyete, depresyon, uyku ve iştahtaki bozuklukların yanı sıra sosyal etkileşimlerde bozulma, diğer insanlarla ilişkilerin restorasyonu ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi gibi sorunları yaygın olarak yaşadığını ve bu sorunların yaşamlarının ileriki dönemlerinde de devam edebileceğini göstermektedir. </span></p>
<p><b>Pandemi ve uzaktan eğitim, çocukların üzerindeki not/başarı baskısını, sınav stresini nasıl etkiledi? Özellikle sınav dönemindeki çocukların kaygı ve stres bozuklukları, normal eğitim düzenine kıyasla ne gibi farklılıklar barındırıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzaktan eğitim demeyelim isterseniz. Ben daha çok uzaktan öğrenme ifadesini kullanmayı tercih ediyorum salgın sürecinde yapılan öğrenme çalışmaları için. Üzgünüm ama çocukların ve gençlerin sınav stresinin artmasına biraz da kararsızlıklar ve tutarsızlıklarımız neden oldu. Salgın 2019 yılı sonlarına doğru başladı. Aşı geliştirme çalışmaları ve takvimi, salgının eğitim ve ekonomi üzerinde etkileri üzerinde 2020 yılının ilk ayarında ciddi çalışmalar, tahminler ve öngörüler yapılıyor. DSÖ, CDC, ECDC gibi sağlık otoriteleri yanında OECD, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslar ası eğitim otoriteleri ve pek çok ülkenin eğitim bakanlıkları salgının en azında 2021 yılının Eylül ayına kadar yüz yüze eğitimi büyük ölçüde etkileyeceğine dair senaryolar üzerinde çalışıyor. Böyle bir ortamda biz ülke olarak sınavları ve notları konuşuyoruz, sınavları erteliyoruz, sonra daha yakın bir tarihe çekiyoruz. Ne yazık ki, nasıl not vereceğimiz çocukların nasıl daha iyi öğrenmesini sağlayabileceğimizin önüne geçti. Notlar anlamını kaybetti, güvenilir olmaktan tamamen uzaklaştı. Aynı zamanda salgının olumsuz etkileriyle baş etmek zorunda kalmak, sınav stresini ve kaygıları daha artırdı.</span></p>
<p><b>Okul hayatına pandemiyle ve uzaktan eğitimle başlayan, hiç (ya da yeterince) okul ortamında bulunamamış çocukların psikolojisi için neler söylersiniz? Bu çocukların hayat normale döndüğünde okul ortamına adapte olmaları sürecinde neler yaşanabilir? Sorun yaşamamaları için neler yapılmalı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki salgından eğitim öğretim anlamında en çok zarar gören kesimlerden biri ilkokul birinci sınıf ve ikinci sınıf öğrencileridir. Henüz okuma yazmayı öğrenmeye çabalarken yüz yüze eğitimden uzak kaldılar. Ortaokula, liseye veya üniversite eğitimine salgın döneminde geçiş yapan öğrenciler henüz okullarıyla, öğretmenleriyle ve akranlarıyla bir arada olma fırsatını dahi bulamadılar. Üniversite eğitimine iki yıllık yüksekokullarda başlayan öğrenciler neredeyse hiç yüz yüze eğitim almadan diploma alacaklar. Uygulama imkânları olmadı. Pek çok öğrenci yetersizlik algısı ve duygusu içinde mezun olacak. İş yaşamına geçişte nasıl karşılanacakları ile ilgili ciddi kaygıları var. Bu durum öğrencilerde akademik güçlüklerle birlikte bir boşluk duygusu oluşturdu. Tabii ki yukarıda sözünü ettiğimiz sosyal ve duygusal sorunlarla birlikte… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim öğretime yaşamına devam eden öğrenciler için uzun dönemli olumsuz etkilerin bir ölçüde azaltılabileceğini düşünüyorum. Bunun için öncelikle yetişkinlerin çocuklar için kaygı ve endişe verici bir dil kullanmaktan uzak durmalarını öneririm. İkinci olarak da salgının uzun dönemli negatif etkilerinin sağaltılması için sanat temelli programlar, destek hizmetleri ve rehber öğretmenlerin liderliğinde bireysel ve grup etkinlikleri, psikososyal hizmetler gibi müdahaleler geliştirilmesinin ve hayata geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte uzaktan öğrenme dönemindeki eksikler, unutulanlar kadar yanlış öğrenmelerin de giderilmesi için etkili bir program ve planlamaya ihtiyacımız var.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/cocuk-ve-genclerin-saglikli-gelisimi-icin-yuz-yuze-egitimin-onemi-buyuk/">“Çocuk ve Gençlerin Sağlıklı Gelişimi İçin Yüz Yüze Eğitimin Önemi Büyük”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 13:52:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[okullaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen ay, Ürdün’e girerken havaalanındaki pasaport görevlisi Ürdün’den sonra başka bir ülkeye geçip/geçmeyeceğimi sordu. Ben de kendimden emin bir şekilde İsrail’e geçeceğimi söyledim. Görevli tekrar sordu: “Filistin mi dediniz?” Herhangi bir yanlış anlaşılmanın ülkeye giriş çıkışımı zorlaştırabileceği bir konumda olduğumdan “Hayır, önce İsrail’e gideceğim” diyerek düzelttim. Oysa, beni düzelten oydu: “Yani, Filistin’e gideceksiniz, değil mi?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/">Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen ay, Ürdün’e girerken havaalanındaki pasaport görevlisi Ürdün’den sonra başka bir ülkeye geçip/geçmeyeceğimi sordu. Ben de kendimden emin bir şekilde İsrail’e geçeceğimi söyledim. Görevli tekrar sordu: “Filistin mi dediniz?” Herhangi bir yanlış anlaşılmanın ülkeye giriş çıkışımı zorlaştırabileceği bir konumda olduğumdan “Hayır, önce İsrail’e gideceğim” diyerek düzelttim. Oysa, beni düzelten oydu: “Yani, Filistin’e gideceksiniz, değil mi?”<span id="more-20600"></span></p>
<p>Aslında İsrail dememin sebebi, gerçekten de önce İsrail adı verildiğini düşündüğüm topraklara girip, sonra Filistin adı verilen topraklara gideceğimi düşünmemdendi. İşin aslı, İsrail pasaportumuza damga basacak mı basmayacak mı, aldığımız vize Filistin’e geçmemize izin verecek mi, kontrol noktasında durdurulacak mıyız bilmiyordum. Endişelenmiyorduk; sadece merak ediyorduk. Yine de biz, Filistin topraklarındayken çıkabilecek herhangi bir olayın, tam da Mescid-i Aksa gerginliği yaşanan günlerde seyahatimizin zora girmesine sebep olabileceğini söyleyenleri göz ardı etmiyorduk. Her şeye rağmen, güneşin tepemizde parladığı bir günde Kudüs’ten Batı Şeria’ya, Bethlehem’e (Beytüllahim) giden otobüse bindik. Yaklaşık 20 dakika sonra kimse tarafından durdurulmamış, hiçbir soru sorulmamış halde Filistin topraklarında, Beit Jala’daydık.</p>
<p>Tesadüf müdür bilinmez, gördüğüm ilk şeylerden biri, bir okul oldu. Bir kilisenin hemen karşısında konumlanmış, kiliseyle neredeyse aynı mimariye sahip, beyaz taş duvarları, geniş bir avlusu, kapısında levhası olan ve kapısı alabildiğine açık bir okul. Önce okul olduğuna inanamadım, sonra da içeriye böyle elimi kolumu sallayarak girebileceğime&#8230; Çocuklara sunulan eğitim ortamları <a href="http://www.egitimreformugirisimi.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG)</a> ekip toplantılarımızın gündem konusudur çoğu zaman. Türkiye’deki okulların çoğunun bahçesi yüksek duvarlarla örülü, duvarları tel örgülerle kaplıdır. Ne dışarıdakilerin içeriyle, ne de içeridekilerin dışarıyla temas edebildiği okullarımız vardır bizim. Hayattan soyutlanmış eğitim ortamlarında, çocuklara, bir arada güven içerisinde yaşayabileceğimiz bir gelecek öğretmeyi umarız.</p>
<p>Betlehem’deki bu okul, güvenlik kaygılarının her bireyinde en yüksek seviyede olduğunu varsaydığım bu ülkede, bana “hoş geldin” dedi. Kapıdan girdiğimde gördüğüm ilk ve tek kişiyi gülümseyerek yanımdan geçerken yakaladım. Kendimi tanıttım; ne iş yaptığımı ve nereli olduğumu, onlarla tanışmak istediğimi söyledim. Duyduklarından memnun bir şekilde gülümsedi, beni okulun öğretmenleriyle tanıştırmak için eşlik etti. Herhangi bir sınıf görüp göremeyeceğimi sorduğumda okul müdürünün yanına götürdü, aldığımız onayla sınıfa çıkardı ve nihayetinde 12&#8217;nci sınıf coğrafya dersinin öğrencileriyle bu yazıya kapak olan fotoğrafın çekilmesine vesile oldu.</p>
<p>Döndüğümden beri, tasavvur gücümün ötesinde acılar yaşanan bu topraklardaki eğitim ve eğitim alanında çalışan kurumları daha çok merak etmeye başladım. Filistin’de pek çok okul ve eğitim alanında faaliyet gösteren yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları bulunuyor. Bu okullar ve kuruluşlar, USAID, Avrupa Birliği, çeşitli devletlerin hükümetleri, Hristiyan yardım kuruluşları vb. gibi pek çok farklı kaynak tarafından fonlanıyor. Elbette Gazze gibi şehirlerde, fonların sivil topluma ulaşması meselesi daha karmaşık. Ancak Filistin’deki eğitim, hala bölgenin en güçlülerinden biri olmaya devam ediyor. Araştırmalar<strong>*</strong>, geçtiğimiz yıllarda Filistin’deki okuryazarlık oranının, Batı Şeria ve Gazze’de toplam yüzde 91.2’ye ulaştığını söylüyor.</p>
<p>Öte yandan Filistin’de eğitim, bölgedeki politik ve güvenlik sorunlarından kaynaklı istikrarsızlığın arasında sıkışmış halde. Özellikle C Bölgesi<strong>**</strong>, Doğu Kudüs ve Hebron şehrindeki H2<strong>***</strong> olarak bilinen bölgelerdeki okullar neredeyse günlük olarak ihlale uğruyor. Bu ihlaller gaz bombası, şok bombası, ev ve okul arasında giden çocuklara düzenlenen saldırılar, kontrol noktalarında geciktirmeler, öğrenci gözaltıları ve okulların etrafında askerlerin bulunması olarak gerçekleşiyor. Sonuç olarak okul rutininin bölünmesine ve derslerin gerçekleşememesine sebep oluyor.</p>
<p>Filistin’de, eğitimin kalitesini artırmaya odaklanmış pek çok sivil toplum kuruluşu Eğitim Bakanlığı’yla (<em>Ministry of Education and Higher Education</em>) devamlı iş birliği içinde. Bu iş birliği, okul çalışanları ve öğretmenlerin kapasitesini artırma, altyapıyı ve okula ulaşımı iyileştirme, okulların ve öğrencilerin korunması için savunu faaliyetleri, alıkonan öğrenciler için telafi eğitimi ve travma altındaki çocuklar için psikososyal destek faaliyetlerini içeriyor. Bazı STK’lar geçici okullar, okul gereçleri vs. sağlarken; diğerleri, yıkılan okullar, alıkonan öğrenciler için geri iade gibi konularda hukuksal temsiliyet ve uluslararası kamuoyunu bilgilendirme aktiviteleri gerçekleştiriyor. Tüm bu çabalara rağmen hem insani yardım hem kalkınma boyutlarında hala yapılması gereken çok şey var.</p>
<p>Peki tüm bunlar bir yana, Filistin’de doğmuş, büyümüş, okumuş bireyler ne düşünüyor ve hissediyor? Sivil toplumun, hükümetin ve uluslararası kuruluşların çalışmalarının ötesinde, Filistin’de öğrenci olmanın nasıl bir deneyim olduğunu Filistinli arkadaşlarıma sordum.</p>
<p>Aralarından birisi sorum üzerine, Filistin’de, özellikle ayaklanma zamanlarında öğrenci olmanın zorlayıcı bir deneyim olduğunu söyledi. Tekrar okula dönmek ve arkadaşlarıyla birkaç saatliğine bile olsa buluşabilmek için sokağa çıkma yasağının bitmesini nasıl sabırsızlıkla beklediklerini anlattı. Kontrol noktasına yakın yaşamanın, okul ve ev arasında gidip gelirken yaşadığı korkutucu yolculukları, gençler ve İsrail askerleri arasında yaşanan çatışmalardan birinde yanlışlıkla vurulan sınıf arkadaşı gibi, bir çocuk için unutması zor anılardan söz etti. Ama tüm bu karmaşık ortama rağmen, rahibeler tarafından katı disiplinle yönetilen bir Katolik okulunda, harika bir eğitim alacak kadar şanslı olduğunu da söyledi. Ve hayatı boyunca, kendisine sadakati, dirençli olmayı, yaratıcı düşünmeyi ve özgüveni öğreten bu okula ve öğretmenlerine minnettar kalacağını da ekledi hemen arkasından.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beitsahour’da bir Hristiyan okuluna gitmiş bir diğer arkadaşım, başka bir yerden yaklaştı soruma. Ortaokul ve liseyi Filistin’de okumasının hayatının en büyük şansı olduğunu söyledi. Öğrencileri değilse de okul çalışanlarının çok kültürlü olduğu bir okul ortamında, dünyayı ve farklı kültürleri tanıyarak büyüyecek kadar şanslı olduğunu belirtti. Onun okuduğu okulda, dans, tiyatro ve matematik kulübü gibi öğrencilerin sosyalleşmesine olanak veren okul dışı aktivitelere katılmak büyük bir şeymiş. Festival zamanında şehrin sokaklarında, sınıf arkadaşlarıyla müzik eşliğinde dans ederek geçirdiğini anımsıyor örneğin. Ayrıca okul, yabancı ülkelerin fonlarıyla kurulan ve yabancı okullarla “kardeş okul” anlaşmalarına sahip bir kurum olduğu için, öğrenciliği sırasında Avrupa ülkelerinde değişim öğrencisi olma, Birleşmiş Milletler’inkiler gibi uluslararası projelerde görev alma fırsatı bulmuş. Ona önemli deneyimler sağlayan bu imkanların yanında, eğitim sisteminin zorlayıcılığını, öğrenciyken bundan memnun olmadığını da anlattı. Ancak, eğitimini Filistin’de tamamlamış bir birey olarak, uluslararası platformlarda akranlarından daha iyi bir eğitimden geçtiğinin farkına vardığını da ekledi.</p>
<p>Birkaç örnek, araştırma bulgusu, proje çıktısı, Filistin’deki eğitimi anlayabilmeye yetmez elbette. Tıpkı Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, eğitimin ve eğitim sistemlerinin bireyler üzerinde bıraktığı öznel, özgün ve hayat boyu taşıdığımız deneyimleri anlatmaya yetmeyeceği gibi. Ancak ne olursa olsun, özellikle çatışma altında veya dezavantajlı bölgelerde eğitim gören çocuklar için okulların, öğrenen toplulukları bir araya getirme yüceliği gösteren, fikir paylaşımına temel sağlayan mabetler olduğunu söyleyebiliriz. Okullar, ne olursa olsun, öğrencilerin kendilerinin farkına varmalarını, geçmişi ve içine doğdukları dünyayı anlamlandırabilmelerini, hayal kurabilmelerini ve daha iyi bir geleceğe liderlik edebilmelerini sağlıyor. Okulların kendi duvarlarından taşan gücü, bilinmezliğin ve kaosun ortasında, en karanlık anlarda bile umut vermeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>*</strong>: The World Bank and Bisan Center for Research and Development (2006). The Role and Performance of Palestinian NGOs: In Health, Education and Agriculture.</p>
<p><strong>**</strong>: Bölgede, idare ve güvenliği İsrail&#8217;e bırakılan alan.</p>
<p><strong>***</strong>: Hebron Protokolü ile şehir H1 (tamamı Filistinlilerden oluşan bölge) ve H2 (Yahudi yerleşimcilerin de olduğu bölge) olarak ikiye ayrılırken, H2 bölgesinin yönetimi İsrail’e verildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/">Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır&#8217;da Çocuklardan Savaşı Öğrenmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 14:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ana dili]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllardır sivil toplum içerisinde yer almaya, Kürt meselesi de dahil olmak üzere birçok konuda etkinliklere katılmaya, sözümü söylemeye, var olan sorun ve yanlışlara dair sözümü yükseltmeye çalışıyorum. *Ancak benim için hiçbir tecrübe geçen yıl öğretmenliğe başladığımda yaşadıklarım kadar vurucu ve dönüştürücü olmadı. Öğretmenliğim vesilesiyle iletişime geçtiğim çocuklarla yaşadıklarımdan kısa bir derleme yapmak istedim: “Öğretmenim biz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/">Diyarbakır&#8217;da Çocuklardan Savaşı Öğrenmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır sivil toplum içerisinde yer almaya, Kürt meselesi de dahil olmak üzere birçok konuda etkinliklere katılmaya, sözümü söylemeye, var olan sorun ve yanlışlara dair sözümü yükseltmeye çalışıyorum. <strong>*</strong>Ancak benim için hiçbir tecrübe geçen yıl öğretmenliğe başladığımda yaşadıklarım kadar vurucu ve dönüştürücü olmadı. Öğretmenliğim vesilesiyle iletişime geçtiğim çocuklarla yaşadıklarımdan kısa bir derleme yapmak istedim:</p>
<p><strong>“Öğretmenim biz Türk değiliz, mutlu değiliz ?&#8221;</strong></p>
<p>İlk tecrübemi halihazırda öğretmenliğe ilk adımla yaşıyorum. Öğretmenliğimin ilk yılındayım ve öğrencilerim de henüz birinci sınıftalar. Hepimiz için yeni bir dünya. Çocuklar tek kelime Türkçe bilmiyor. Oysa ben onlara varlıkların birbirlerine göre durumlarını anlatmaya başlayacaktım. Öyle yapmıştım tüm planları. Başladım her şeyi okula taşımaya. Bu elma, bu toka, bu kitap, bu karpuz, bu boş bardak, ‘hayır!’ o dolu bardak. Kasım ayına gelmeden başladılar ‘çat pat’  Türkçe konuşmaya. Konuşmaya başlayan öğrencilerimden biri &#8221; Öğretmenim, biz Türk değiliz, mutlu değiliz?&#8221;  diye sordu bana.</p>
<p><span id="more-16836"></span></p>
<p>Soruda soru eki yok. Anlamaya çalışıp afalladım. İzahı olmayan bir soru sormuştu. Oradaki devlet bendim. Çocuğun devletle ilk karşılaşması bendim ve devlet olarak ilk fireyi vermiştim. Oysa Türk olmayan ben, o yaşlarda varlığımı Türk varlığına armağan ediyordum. Günler geçmeye başladıkça benim sancılarım artıyordu. Cevapsız sorular çoğalıyor, ben yani devlet küçülüyor, silikleşiyordu.</p>
<p><strong>&#8220;Öğretmenim ben bir şarkı söyleyeceğim ama siz kızacaksınız &#8220;</strong></p>
<p>Kendi ilkokul yıllarımdaki müzik derslerinden hatırladığım bir söz vardı: Halk yöresinde bildiği şarkılar söyler. Bu söz,  halk ve konuşulan dilin devamlılık içinde ayrılmaz yapısını da ifade ediyor.  Bir gün müzik dersinde öğrencim, “Öğretmenim, ben bir şarkı söyleyeceğim ama siz kızacaksınız” dedi. Çünkü şarkı Kürtçe&#8217;ydi. Şarkıyı söyledi ama ekleme yapmayı da ihmal etmedi: Öğretmenim devlet gelince söylemeyeceğim değil mi?</p>
<p>Çocukları dilinden, mahallesinden, dedesiyle anılarından, tekerlemelerinden, türkülerinden kopardık. Kendilerini tanımaya başladıkları ilk andan itibaren kısıtladık. Okulda başka, sokakta başka çocuklar oldular. İçlerinde hep bir söyleyememişlik, hep bir yarım kalmışlık…</p>
<p><strong>&#8220;Bunlar Kürtler uzaktan bakıyorlar&#8221;</strong></p>
<p>Bir tecrübemi de resim dersinden aktarayım<strong>. </strong>Sınıfta 23 Nisan etkinlikleri için resim yapıyorduk. Resim yaparken  öğrencilerime “yaptığınız resimleri anlatın” diyordum. Öğrencilerimden birinin yaptığı bir resim dikkatimi çekti: Resmin merkezin bir yerde oynayan bir sürü çocuk, kâğıdın öbür köşesinde ise onlardan ayrı üç beş çocuk. Öğrencime bu nedir diye sorduğumda: Öğretmenim bunlar Türklerdir. Kendilerine oynuyorlar (Kendilerine Kürtçe bir kelimedir)<strong>.</strong> Bunlar da Kürtlerdir. Türkler dövmüş onları kendilerine uzaktan bakıyorlar. <strong> </strong>Ben, yani devlet daha ilk bayramda oyun dışı bırakmıştım çocukları.</p>
<p>Yıllar geçti sonra Türkçe kitabında &#8220;Eskici ile Hasan&#8217;ı&#8221; okuduk çocuklarla. İstanbul&#8217;dan koparılan, Arabistan&#8217;a akrabasına gönderilen küçük Hasan&#8217;ın hikayesi. Hikayenin teması “Hasan Türkçeyi unutmasındı, dil önemliydi ve korunsundu”. Bunları söylerken artık ben yani devlet, karanlıktım. Söylediklerimin altında eziliyordum. Hiç bilmediği bir dilin muhafazası için onu mücadeleye zorlarken, kendi dilini büyük bir zevkle unutturuyor, konuşturmuyor, cezalandırıyordum. Ve anlıyorlardı. Oysa küçücük çocukların oyundan başka hiçbir şeyi bilmemesi gerekirdi…</p>
<p>Anlattıklarım şahitlik yaptığım  hikayelerden yalnızca bir kaçı&#8230; Elektrik yok, su  yok, öğretmenden başka devlet yok. Köydeki tek devlet öğretmen. O da, ondan olmadığı biri gibi davranmasını istiyor, zorluyor.</p>
<p>Tüm bu hikaye ve anekdotlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki: Bölgenin çocukları, ülkenin herhangi bir yerindeki çocuklardan çok erken büyüyor, politize oluyor, sorgulamaya çok erken yaşta başlıyor, sonucunda kimlik sıkıntıları çekiyor, doğuştan kazandığı annesinin ak sütü gibi helal olan &#8220;dil&#8221; i haram olarak görülüyor, aklımda bir ayet yankılanıyor: Renkleriniz ve dilleriniz Allah&#8217;ın ayetleridir.</p>
<p>Yaptığımız tüm işlerde, geleceğe yönelik, barışa yönelik tüm planlarımızda burada bahsi geçen çocukları da göz önüne almamız, onların savaşa sıkışan, örselenen hayal güçlerini de dikkate aldığımız bir barış çağrısında bulunmamız önemini her zaman koruyor.</p>
<p>*Yazarının talebi uyarınca kendisinin ismi belirtilmemiştir.</p>
<p>**Ana görsel <a href="http://www.haber7.com/guncel/haber/1080824-bir-zamanlar-doguda-ne-mutlu-turkum" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Haber 7 </a>sitesinden alınmıştır. 90&#8217;lı yıllara ait olduğu tahmin edilen fotoğrafta üniformalı askerler, çocuklara  (muhtemelen Kürt asıllı)  Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e ait &#8220;Ne mutlu Türküm&#8221; diyene ifadesini yazmayı &#8216;öğretiyor&#8217;.</p>
<p><em>Bu yazı Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi kapsamında yazılmış ve yayına alınmıştır.</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/">Diyarbakır&#8217;da Çocuklardan Savaşı Öğrenmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/diyarbakirda-cocuklardan-savasi-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteciler ve Hepimiz İçin Kapsayıcı Eğitim- 1</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/multeciler-hepimiz-icin-kapsayici-egitim-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 07:17:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimde Kapsayıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Geçici Eğitim Merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeliler]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr Çetin Çelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşık altı yıldan bu yana Türkiye’de bulunan milyonlarca Suriyeli; kamu politikalarının yeniden yapılandırılmasının gerekliliğini her geçen gün daha da görünür kılıyor. Bunlardan en önemli alanlardan biri de eğitim. Kuruluş yıllarından itibaren ideolojik ve siyasi tartışmaların göbeğinde olan ve sıklıkla değişimlere uğrasa da yapısal sorunlarını çözemeyen eğitim sistemi; şimdi Suriyeliler başta olmak üzere yüz binlerce mülteci [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/multeciler-hepimiz-icin-kapsayici-egitim-1/">Mülteciler ve Hepimiz İçin Kapsayıcı Eğitim- 1</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık altı yıldan bu yana Türkiye’de bulunan milyonlarca Suriyeli; kamu politikalarının yeniden yapılandırılmasının gerekliliğini her geçen gün daha da görünür kılıyor. Bunlardan en önemli alanlardan biri de eğitim. Kuruluş yıllarından itibaren ideolojik ve siyasi tartışmaların göbeğinde olan ve sıklıkla değişimlere uğrasa da yapısal sorunlarını çözemeyen eğitim sistemi; şimdi Suriyeliler başta olmak üzere yüz binlerce mülteci çocuk için ‘yeni ve kapsayıcı’ düzenlemelere ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Eğitim Reformu Girişimi’nin “Bir Arada Yaşamı ve Geleceği Kapsayıcı Eğitimle İnşa Etmek” isimli raporda belirttiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim gereksinimleri farklılık gösteren çok yüksek sayıda mülteci çocuğun ihtiyacını karşılayacak sistematik değişiklikler yapma sürecinde. Ve bu bir yandan eğitim alt yapısını zorlarken; bu sistemsel değişikliği farklı özelliklere sahip bütün öğrencileri içerecek şekilde yapmak kemikleşmiş eğitim sorunlarımızı çözmek için bir fırsat sunabilir.</p>
<p>Koç Üniversitesi’nden Çetin Çelik ile kapsayıcı eğitimin önündeki yapısal engelleri konuştuğumuz dosyanın ikinci bölümüne; Türkiye’deki Suriyeli Çocukların Eğitimi: Sorunlar ve Çözüm Önerileri Projesi’ni hazırlayan Prof. Dr. Ayşegül Komşuoğlu, Doç. Dr. Yeşer Yeşim Özer ve Doktora Öğrencisi Zeynep Özde Ateşok da değerlendirmeleriyle katkı sundu. Eğitim Reformu Girişimi’nin raporundan başlıkların yanı sıra “Öğretmen Destek Programı” çalışmasını yürüten Yurttaşlık Derneği’nden Soner Şimşek ile Hayat Sür Derneği’nden Yasser Dellal’ın konuyla ilgili görüşlerini de dosyanın ikinci bölümünde okuyabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr Çetin Çelik: </strong><strong>Müfredattan başlayarak çok kültürlülüğü tartışmamız gerekiyor</strong></p>
<p><strong>Kapsayıcı eğitim kavramı ne anlama geliyor? Ülkemizdeki eğitim sistemi için bu kavramı kullanmak mümkün mü?</strong></p>
<figure id="attachment_14646" aria-describedby="caption-attachment-14646" style="width: 277px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14646" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1.jpg" alt="Yrd. Doç. Dr Çetin Çelik" width="277" height="208" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1.jpg 3264w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-1-320x240.jpg 320w" sizes="(max-width: 277px) 100vw, 277px" /><figcaption id="caption-attachment-14646" class="wp-caption-text">Yrd. Doç. Dr Çetin Çelik</figcaption></figure>
<p>Kültürden kültüre, bağlamdan bağlama değişen bir şey eğitimde kapsayıcılık nosyonu. İçermecilik, kapsayıcılık, çeşitlilik gibi anlamları var. Örneğin Almanya&#8217;da bu tanım; göçmenleri, yoksulları, engellileri birçok geniş kesimi içine alabilecek şekilde kullanılıyor. Ama Türkiye&#8217;de genelde sadece engellileri içermek anlamında kullanılıyor. Türkiye’de bu kavram kullanılırken kültürel nosyon hissedilmiyor. Zaten içermeci eğitim çok zorlama bir çeviri. Türkiye’de eğitim milli eğitim başlığı altında yapılıyor. Kültürel, etnik grupları barındıracak şekilde kullanılmıyor. Bu kavram bağlamında Avrupa ülkeleri arasındaki en büyük fark bu.</p>
<p><strong>Eğitim bizde hep ‘makbul vatandaş’ yetiştirme sahası olarak görüldüğü için bunları pek tartışamadık sanki…</strong></p>
<p>Evet. Bir ulus devlet kuruluş sürecinden geçtik.  Bu anlamda toplumun bekası için makbul bir vatandaşın yaratılması gereken kurucu bir dönemden geçtik. Ve dolayısıyla milli müfredat, ulusal değerler normlar gibi kavramlar bu şekilde oluştu. Ve eğitim yoluyla nesilden nesile aktarıldı. Dönüp geriye baktığımızda bunu görebiliyoruz. Daha yakın dönemlerde örneğin Kürt meselesine ilişkin bunu konuşamadık, Ana dilde eğitim meselesiyle ilgili verimli bir tartışma yapamadık. Dolayısıyla içermecilik kavramını farklı etnik kültürel grupları içerecek şekilde nasıl eğitim dizayn edilebilir bunu bir türlü tartışamadık. Çünkü eğitim, klasik bir şey söyleyeceğim, gerçekten her gelen iktidar için en önemli alan olmuş. Tarihsel olarak karşılaştırmalı olarak bakıldığında da bir böyle göğüs göğüse savaş alanı olmuş. Yani farklı ideoloji ve yaklaşımlar arasında. Dolayısıyla her gelen bildiğimiz üzere alanı dizayn etmeye çalıştığı için ve bunu çoklukla tartışamadık.</p>
<p><strong>Peki bu ideolojik tutumların dışında eğitim sistemimizin kapsayıcı olabilmesi için önündeki diğer engeller sizce neler?</strong></p>
<p>Eğitim sisteminde şu anda çok önemli bir yapısal sorun var. O da erken yaşta çocukların ayrıştırılması. TEOG sınavından bahsediyorum. Böyle bir eğitim sistemi göçmen grupları hele de yoksul göçmen grupları içerici bir yapı değil. Biz neden öğrencileri çok küçük yaşta farklı gruplara ayırıyoruz? Model alınan Almanya’da bu sistem çok tartışılıyor zira.  Siz erken yaşta çocuğu ayırdığınızda ailenin sosyo ekonomik kültürel kaynakları çocuğun eğitimini belirliyor. Yani şöyle düşünelim. Diyelim ki ailemde Kürtçe konuşuluyor ya da Arapça konuşuluyor diyelim. Mahallemdeki okula gidiyorum. Okullar sosyo ekonomik olarak ayrışmış durumdalar. Gittiğim okulun yüzde 90’ı benim gibi Arap ya da Kürt. Almanya’dan bahsedersek Türk öğrenci olacak. Erken yaşlarda farklı programlara ayırmak, aile dışındaki kaynaklardan faydalanma imkanını azaltıyor. Siz bu sınavı 13 yaşındaki bir çocuğun önüne koyduğunuzda düşük performans göstereni, eğitim seviyesi düşük okullara yönlendirdiğinizde orada sosyo ekonomik ve etnik segmantasyonun ortaya çıktığını düşünüyorum. Ben inanmıyorum ki, Kürt öğrencilerin büyük bir kısmı avantajlı liselere gitsin. Çünkü sadece Türkçe’yi iyi konuşmaları yetmiyor bir de hızlı olmak zorundalar.</p>
<p><strong>Sadece etnik değil dediğiniz gibi ekonomik olarak da eşitsiz bir durum oluşturuyor bu sistem değil mi?</strong></p>
<p>Erken yaşta farklılaştırma,  sınıfsal konumların yeniden üretilmesini sağlıyor. Orta sınıf grubu bilinçli veya bilinçsiz bundan memnundur. Çünkü bir çocuk orta sınıfta doğduğu zaman belli kültürel kapital sermayenin içine doğuyor. Bu çocuk zaten düzgün okula gidiyor iyi kötü bir eğitim alıyor. TEOG’a geldiğinde kendini kurtaracak puanı alıyor. Yılını tam olarak hatırlamıyorum, Almanya’da Hamburg Mahkemesi çocukların erken yaşta farklı okul programlarına ayrışmasını vatandaşlık ilkesine aykırı bularak iptal etmişti.  Çok sayıda aile buna tepki gösterdi. Çünkü çocuklarının erken yaşta alt gruplardan yoksul Almanlardan ve göçmenlerden ayrılması onların işine geliyor. Türkiye’de de durum böyle. Kapsayıcı, içermeci eğitime dönersek; bu tam da buradan başlıyor. Siz makro yapıyı, eğitim sisteminin yükünü bu şekilde işletirseniz bu hep yoksulu, kaynak yoksunluğu olanları alta iter. Bugün Kürtler itilebilir yarın Suriyeliler itilebilir. Öbür gün başka bir grup. Sürekli altta olanı itme, ezme; erken yaşlarda programlara ayrıştırmanın en önemli sonucu bu. Bu durum varken içermeci eğitimden bahsetmek zor.</p>
<h4>&#8220;Kişiler yani öğrenciler okula geldiklerinde dillerini, dinlerini değerlerini normlarını sınıfsal, kültürel ve dini değerlerini hepsini kast ediyorum kabul edilmediğini hissettikleri zaman eğitimden çeşitli formlardan geriye doğru çekiliyorlar. Bu mental süreçler de olabilir; agresifleşme, saldırganlık, içe kapanma gibi.  Sadece sosyolojik bir süreç değil, sosyal psikolojik, psikolojik süreçleri var. Sosyolojik olarak da daha somut şeylerden bahsedebileceksek okulda sürekli dersi asmaya başlama, uyuyakalma okula gelmeme isteği. Bu çok normal bir şey, insan itildiği yere gitmek istemez.&#8221;</h4>
<p><strong>Böyle yapısal bir sorunun olduğu yerde müfredatı, öğretmen kalitesini, çok kültürlülüğü konuşmak da biraz atıl kalıyor. Ana mekanizmanın kendisi bu kadar dışlayıcı iken…</strong></p>
<p>Bizim eğitim sosyolojisinden bildiğimiz belli başlı sayıltılar var. Mesela çocuğun akademik başarısı için aile okul ilişkisinin sağlıklı olması lazım. Yine eğitimle ilgili sosyolojide çok tartışılan bir konu var: Eğitim fırsat veren bir kurum mu yoksa zengin ve yoksul arasındaki eşitsizliği diplomayla meşru kılan bir sistem mi? Daha olumlu tarafından bakarsak eğer biz eşitlikçi bir eğitim ortamından bahsedersek burada şunu dikkate almamız lazım. Anadilde eğitim almayınca, ya da kendi kültürünü değerli kabul etmeyen kurum içinde yılları geçirince çocukluktan itibaren öğrencilere ne oluyor? Ailelere ne oluyor? Okulla iletişimlerine ne oluyor. Çok net bir bilgi var bu konuda.  Kişiler yani öğrenciler okula geldiklerinde dillerini, dinlerini değerlerini normlarını sınıfsal, kültürel ve dini değerlerini hepsini kast ediyorum kabul edilmediğini hissettikleri zaman eğitimden çeşitli formlardan geriye doğru çekiliyorlar. Bu mental süreçler de olabilir; agresifleşme, saldırganlık, içe kapanma gibi.  Sadece sosyolojik bir süreç değil, sosyal psikolojik, psikolojik süreçleri var. Sosyolojik olarak da daha somut şeylerden bahsedebileceksek okulda sürekli dersi asmaya başlama, uyuyakalma okula gelmeme isteği. Bu çok normal bir şey insan itildiği yere gitmek istemez. Öğrenciler bunu ne zamandan beri hissederler. İnanın ilkokuldan itibaren hissediyorlar. Algılamıyor, görmüyor değil çok net hissediyor. Çünkü okul işleyişi ve yapısıyla ailenin içindeki norm değerlerden farklı ve çocuğu iki ayrı dünyaya mahkûm ediyorsunuz.</p>
<p><strong>Bu konuyu ‘kurumsal habitus’ kavramıyla açıklıyorsunuz. Nedir bu kavram, eğitim sistemiyle nasıl ilişkilendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Habitus kavramını yani kurumlara uyarlayarak bir tartışma yapmak istiyorum. Eğitim sahasının tümünü bir alan olarak düşünüp kurumları da lokasyonlar olarak düşündüğümüzde her bir kurum bulunduğu lokasyonda tarihsel biyografisinde bir kimlik yatkınlıklar sistemi oluşturuyor. Okulların genelde bir yatkınlıklar sistemi var. Ne tür öğrenci yetiştiriyor ne tür öğretmen profiline sahip ne tür bir müfredatı var. İşte fen lisesine gidince farklı, düz liseye gidince farklı, imam hatiplere gidince farklı. Robert Koleji farklı. Bunları kurumsal bir habitus olarak düşündüğümüzde dönüp baktığımızda bir de bireylerin habitusu var. Aileden sosyalizasyondan. Siz bireyin kuruma uymasını bekleyemezsiniz. Bu haksızlık, böyle bir şey olamaz. Kurumun farklı kökenlerden gelen kişileri aynı derecede içerecek kadar esnemesi lazım. Bunu nasıl yapacak, öğretmenlerini çok kültürlülük nosyonunu bilmesiyle.  İsteyenlerin din dersinden muaf olmasıyla. Öğrenci profilinde sosyo ekonomik olarak elinden geldiğince bir eşitlilik yaratmak koşuluyla. Öğretmenlerin profilini Suriyeliler bağlamında düşünürsek bu kökenden gelen öğretmenlerin o okulda bulunmaları yoluyla karar süreçlerinin daha demokratikleşmesi yoluyla. Bunlar tabi ütopik gelebilir.</p>
<h4><strong>&#8220;Bu gruplar içe kapandığı zaman ileride çok daha büyük sorunlarla karşılaşılacaktır. İçe kapanma nasıl olur? Eğitimde dilini dışlamakla içe kapatırsınız. İş piyasasında fiili olarak ayrımcılık yaparsanız bunu yaratabilirsiniz. Medyada, televizyonda bir grubun kolektif olarak kültürünü aşağı görürseniz bu olur. Bunlar çok yapılıyor, Suriyeli katiller diye başlıklar atılıyor örneğin. Bu dil böyle giderse ve Suriyeliler kendi içine kapanırsa, kendi hizmetini üretecek hacime ulaşırsa, entegrasyonu konuşurken daha da çok zorlanırız&#8221;</strong></h4>
<p><strong> </strong><strong>Eğitim mülteci meselinde uyum için çok önemli ama aynı zamanda yukarıda belirttiğiniz gibi eşitsizlik ve ayrımcılık üretme yönüyle de bir yandan da sıkıntıların doğabileceği bir alan. Türkiye’deki binlerce mülteci çocuğu düşünürsek ütopik gelse de içermeci eğitimin önemi burada daha belirginleşiyor diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Eğitimin diğer grupları içerisine alacak şekilde esneyebilme habitusu olmalı. Bu nasıl olur üzerinde konuşalım. Ama önce şunu görmek gerekir, bu esneklik sağlanmazsa sorun çözülmez. Almanya gibi güçlü bir ülke bunu yıllarca yapmadı, şimdi özellikle 2005’ten sonra bu tip okul tipleri açılmaya başladı. Çünkü başka yolu yok. Şunu görmemiz gerekiyor. Göçmen gruplar asimile de edilebilir, entegre de edilebilir ya da çoğunluk grupla birlikte yan yana var olabilir. Fakat sayı üç milyon olunca kendi hizmetlerini yaratacak otonom bir konuma geliyorlar. Bu grupları entegre etmek çok daha zor. Bu gruplar içe kapandığı zaman ileride çok daha büyük sorunlarla karşılaşılacaktır. İçe kapanma nasıl olur? Eğitimde dilini dışlamakla içe kapatırsınız. İş piyasasında fili olarak ayrımcılık yaparsanız bunu yaratabilirsiniz. Medyada, televizyonda bir grubun kolektif olarak kültürünü aşağı görürseniz bu olur. Bunlar çok yapılıyor, Suriyeli katiller diye başlıklar atılıyor örneğin. Bu dil böyle giderse ve Suriyeliler kendi içine kapanırsa, kendi hizmetini üretecek hacime ulaşırsa, entegrasyonu konuşurken daha da çok zorlanırız. Dolayısıyla o zaman Türkiye toplumu başına iş alır. O zaman ön yargılar daha kemikleşmiş olur. O yüzden müfredattan başlayarak, öğretmenlerin eğitim sisteminden içerilmesinden başlayarak, bizim çok kültürlülüğü tartışmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Almanya’daki Türkler örneğini düşünürsek Suriyelilerin durumu daha ağır bir süreci barındırıyor değil mi?</strong></p>
<p>Almanya’da biliyorsunuz iş varken göçmenler gitti. Bu koşullara rağmen, üzerinden 50 yıl geçti sorun çözülebilmiş değil. Suriyelilerin meselesi daha uzun sürer çünkü travmatize olmuş bir göç var. Emek göçü değil. Gidecek ülkesi kalmamış. Bu çok önemli bir şey. Bu insanların kimlik oluşumunda çok travma yaratan bir şeydir. Almanya’daki Türkler, Türkiye’nin burada olduğunu yani isterlerse dönecek bir ülkeleri olduğunu bilerek gittiler. Bu bir referans noktasıdır kimliklerinde. Yani bunun bir rahatlatıcı fonksiyonu vardır. Suriye meselesinde böyle bir şey yok. Amerika’daki siyahların agresifliğini de buna bağlayan araştırmacılar var yani dönecek bir ülkelerinin olmayışının etkisi olarak. Dolayısıyla eğitim meselesi çok dikkat edilmesi gereken bir konu. Okulun farklı kökenlerden, farklı din, kültür, etnik kökenden gelen kişileri içerecek şekilde esnemesi lazım. Okulun; aileyle, ailenin habitusuyla ve bireyin habitusu ile arasındaki mesafeyi kısaltması lazım. Bu mesafenin kısaltılmasını çocuklardan bekleyemezsiniz.</p>
<h4>&#8220;Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık var sadece, sosyal hizmet uzmanı yok. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık çocuğun sorununu bireyselleştirerek psikolojizm yapıyor. Çocuğun TEOG sınavı gelmiş tik başlamış. Bu mesela bireysel bir sorun değil, sınıfsal bir ankisiyete  Bu çocuk korkuyor. Burada sosyal hizmet uzmanı kadrosu açılması gerekir. Suriyeliler için de buna çok ihtiyaç var.&#8221;</h4>
<p><strong>Bizde tam tersi tüm bu sorunların çözümü bireyin yani öğrencilerin sırtına bırakılıyor ya da öğretmenlerin…</strong></p>
<p>Eğitim eşitsizliği sosyolojik yönü çok önemli bir konu. Türkiye’de bunu çalışanlar genelde eğitim bilimciler. Ancak eğitimin içindeki eşitsizliği anlamak için onu toplumsal cinsiyet, iş piyasası, sosyalizasyon, medya, siyaset gibi alanlarla ilişkilendirerek çalışmak gerekiyor.  İşte bu yüzden bu alana daha çok sosyoloğun girmesi lazım. Eğitim, sınıfsal eşitsizliğin yeniden üretildiği en meşru mekanizma. Bu meşruiyet nasıl sağlanıyor? Sertifika sistemi neye göre yapılıyor? Sınıf orada hangi rolü oynuyor? Ya da mezhepler, etnik gruplar kaynaklardan ne kadar pay alıyor? Örneğin kaynaştırma eğitiminde hep öğrenci odaklı ya da aile odaklı olarak bakılıyor. İşin toplumsal boyutu tartışılmıyor. Yine okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık var sadece, sosyal hizmet uzmanı yok. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık çocuğun sorununu bireyselleştirerek psikolojizm yapıyor. Çocuğun TEOG sınavı gelmiş tik başlamış. Bu mesela bireysel bir sorun değil, sınıfsal bir ankisiyete. Bu çocuk korkuyor. Burada sosyal hizmet uzmanı kadrosu açılması gerekir. Suriyeliler için de buna çok ihtiyaç var. Aileyle okulun ilişkisini rehberlik ve psikolojik danışmanlık kuramaz. Tanımı gereği o bireyselleştiriyor. Burada psikolojik bir sorun yok burada sosyolojik bir durum var. Aile ziyareti yapılacak bunun sosyal hizmet uzmanının yapması lazım. Bu sosyal hizmet uzmanları Suriyeli öğrencilerin çok olduğu okullarda Suriyeli olmalı. Aileyle okul arasında bağ kurulması lazım. Aileyle okul arasındaki mesafeyi ancak böyle yakınlaştırabiliriz.</p>
<p><strong>Türkçe konuşamayan Kürt öğrencilerin ‘öğrenme zorluğu’ olduğu gerekçesiyle rehabilitasyon merkezlerine gönderilme mevzusu yaşandı daha önce bu Suriyeliler için de geçerli. Bu arada Suriyeli öğrencilerin yoğun olarak devam ettiği Geçici Eğitim Merkezleri’nin (GEM) üç yıl içinde kapanması söz konusu, bu da ana dilde eğitim meselesiyle ilgili problemlere sebep olacak. Bu konuda yapılması gerekenler nelerdir sizce?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-14648 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705.jpg" alt="" width="338" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705.jpg 5127w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/M13A2705-320x213.jpg 320w" sizes="(max-width: 338px) 100vw, 338px" />Şu anda da Suriyeli ailelerin önemli bir kısmı çocuklarını devlet okullarına göndermek istemiyor. Bunun makrodan mikroya birçok sebebi var. Ayrımcılık, negatif sterotipleştirme mevcut. Burada aile ile okul arasındaki mesafe çok açık. Aile okulda ne oluyor anlamıyor ki. Dili anlamıyor, kültürü anlamıyor, kurumu anlamıyor, çocuğunu nasıl göndersin? Geçici koruma statüsünün konuşulmadığı noktada eğitim tartışması eksik kalır. Ama önce bu konuda hakkı teslim etmek gerekiyor. Mülteci sayısı çok fazla dolayısıyla konu çok zor. Bu kadar çok sayıda mülteci başka bir ülkeye gitse hükümetler yıkılır, ortalık birbirine girer. Türkiye bu konuda çok iyi bir örnek gösteriyor hem kamu hem de toplum açısından. Ama tabi bu her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez. Önce misafirlikten söz edildi şimdi geçici koruma var. Her konuda böyle eğitimde de böyle. Öncelikle eğitim başta olmak üzere göçmenlere bakışın hizmetten hak temelli anlayışa evrilmesi lazım. Kalıcı olmayacağım konumunun belli olmadığı ülkeye niye yatırım yapayım niye dil öğreneyim diye düşünmekte haklılar. Diyelim ki kültürel mirasını önemsemiyor hatta diyelim asimile olmaya karar vermiş bir mülteci bu durumda bile onu yapamaz. Çünkü belli değil ne olacağı. Statü meselesinin açığa kavuşturulması gerekiyor. Bugün Suriyeliler “statüm kalıcı değilse, konumum belli değilse, o ülkeye niye yatırım yapayım, neden dil öğreneyim diye düşünmekte” haklılar. Çünkü belli değil ne olacağı. Statü meselesinin açığa kavuşturulması gerekiyor. Bu belirsizlik aileleri boşlukta bırakıyor ve kimse gelecek planını böyle bir bağlamda yapamaz. Bu insanların burada hakkı var mülteci olarak. Şu an böyle hissetmiyor çünkü Suriyeliler için ihtiyaç sahibi bir grup algısı yaratılmış. Eğitimde de sürekli böyle bir algı var.</p>
<p><strong>Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) raporunda mülteci çocuklarının eğitimin bu anlamda yani kapsayıcı eğitim meselesinin gündeme gelmesi için bir fırsat olabileceği vurgulanıyor. Buna katılıyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet bu bir fırsat olabilir. Suriyelileri, yapısal meseleleri, kapsayıcılık ve çok kültürlülük tartışmaları için fırsat olarak görüyorum. Çünkü Kürt meselesinde olduğu kadar devletin sert bir bakışı yok.  Arapça konusunda genel olarak daha yumuşak bir bakış var, GEM’lerde şu an Arapça eğitim yapılması buna örnek. GEM’ler kapandığında ana dilde eğitim meselesi gündeme gelecek. Umarım o zaman tali bir tartışma yerine ana dilin hak olması ekseninde tartışılır.</p>
<p><strong>Peki son olarak eğitim başta olmak üzere sivil toplum veya akademi mültecilerle ilgili çalışmalarını nasıl farklılaştırabilir?</strong></p>
<p>Akademiden başlayayım en önemlisi bu konuştuğumuz hak olarak belirttiğimiz çok kültürlü eğitim, içermeci eğitim olmayınca neler oluyor bunu bir tartışmamız ve göstermemiz lazım. Akademinin böyle bir misyonu olabilir. Haklar tanınmayınca ne oluyor? Başka yerde ne olmuş, karşılaştırmalı durum çalışmaları yapılabilir. Çünkü her şeyi yeniden yazmaya gerek yok. Bunun çok örneği var.  Bizim sivil toplum kuruluşlarıyla çok daha iletişime geçmemiz lazım. Bu bir eksiklik. Sivil toplum kuruluşlarının hareket edebilmesi için bir alan lazım. O alan daralmış durumda. Tabandan tavana en yükseğe geri bildirimli bir sivil siyaset alanı şu an dar.  Dolayısıyla bu en çok STK’ların politika üretimine katkıda bulunma kabiliyetini olumsuz etkiliyor. Bu, içinde bulunduğumuz tarihsel momentumdan çıkıp geneli konuşmak gerekirse tabi ki burada STK’ların akademiyle ve kendi araştırma kuruluşlarıyla sürekli bir geri bildirim mekanizması kurması lazım. Bir de şunu görmek lazım; politika yapıcılarla muhakkak iletişimi elden geldiğince güçlendirmek ve onları gereken reformlara ikna etmek gerekiyor. Mikro alandaki müdahaleler ile de eğitimde değişim yaratılabilir, bunu hiçbir zaman inkâr etmiyorum. Ancak değişim isteniyorsa gücü elinde bulunduranların ikna edilmesi gerekli; örneğin bir okulu konuşuyorsak, öğretmenler yerine okul müdürünü hedeflememiz lazım güç onun elinde. Öğretmen olarak ne kadar kafanız açık olursa olsun, okul müdürü okula yönetme biçim ve anlayışıyla size sınırlarsa, değişim yaratmanız çok zor olur. Aynı şekilde, politika yapıcıları hedeflemek gerekiyor etkili değişimler için; bu anlamda haklar verilmediğinde eğitim alanında ne gibi eşitsizlikler doğuyor, bunu bakanlıklara, politika yapıcılara gösterecek çalışmalara ve bir dile ihtiyaç var. Ancak bu noktada politika yapıcıların ne kadar duymak istediği de önemli bir konu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/multeciler-hepimiz-icin-kapsayici-egitim-1/">Mülteciler ve Hepimiz İçin Kapsayıcı Eğitim- 1</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eleştirel yaratıcılık vasatlığa karşı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 08:39:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[2011 Genel Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[AR-GE çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim 360]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Laboratuvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimde İyi Örnekler Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel Eylem]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[Gülün Adı]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Vasatlıkla Yüzleşme Paneli]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Eco]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13090</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk romanı Gülün Adı ile adını edebiyat tarihine yazdıran İtalyan edebiyatçı ve felsefeci Umberto Eco 19 Şubat 2016’da 84 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlar arasında Eco’nun 2008 yılında The Paris Review için verdiği bir röportaj gözüme çarptı. Röportajda, Eco’ya ‘kendisinin dünyanın en ünlü entelektüellerinden biri olduğu ve entelektüelliği nasıl tanımladığı’ soruluyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/">Eleştirel yaratıcılık vasatlığa karşı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk romanı Gülün Adı ile adını edebiyat tarihine yazdıran İtalyan edebiyatçı ve felsefeci Umberto Eco 19 Şubat 2016’da 84 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlar arasında Eco’nun 2008 yılında <a href="https://www.theparisreview.org/interviews/5856/umberto-eco-the-art-of-fiction-no-197-umberto-eco" target="_blank">The Paris Review için verdiği bir röportaj</a> gözüme çarptı. Röportajda, Eco’ya ‘kendisinin dünyanın en ünlü entelektüellerinden biri olduğu ve entelektüelliği nasıl tanımladığı’ soruluyor. Eco, entelektüelin yaratıcı olarak bilgi üreten biri olduğunu söylüyor ve ekliyor: Eleştirel yaratıcılık- yaptığımızı eleştirmek veya daha iyi yapmanın yollarını keşfetmek &#8211; entelektüel eylemin tek işaretidir.</p>
<p>Bu okuma, eleştirel yaratıcılık terimiyle ilk ve sanki uzun zamandır beklediğim bir karşılaşmaydı. Son yıllarda Türkiye’de farklı sektörlere ve alanlara dair gözlemlediğim önemli bir sıkıntının çözümüne dair bir uyanma anı yaşadım. Ülkemizde yaygın bir vasatlıktan şikayetçiyim; kamu, özel sektör ve sivil toplumda yapılan işlerin niteliği ekseriyetle ortalama düzeyde ve ortalama performans yaygın olarak geçer akçe oldu. Etkili, yaratıcı ve yenilikçi işler yapılıyor ama azınlıkta kalıyor. Tasarım sürecinde bu tür üst düzey ürün, hizmet ya da uygulama geliştiren kurumlar bunu zaman içinde gözden geçirmekte, Eco’nun işaret ettiği gibi yaptıklarını eleştirmekte ve daha iyi yapmanın yollarını keşfetmekte isteksiz kalabiliyorlar. İstanbul Sanayi Odası (İSO) 2014’te düzenlediği “21. Yüzyıl ile Yüzleşme” temalı 12. Sanayi Kongresi’nde “<a href="http://www.iso.org.tr/haberler/etkinlikler/kongrenin-turkiyede-vasatlik-ile-yuzlesme-paneli-buyuk-ilgi-gordu/" target="_blank">Türkiye’de vasatlıkla yüzleşme</a>&#8221; başlığı altında farklı alanlarda bu konuyu işledi. İSO düzeyinde bir kurumun Türkiye’de yaygın bir vasatlık sorunu olduğunu cesaretle, açıklıkla ve veriyle ortaya koyması ülkemiz adına değerli bir eleştirel yaratıcılık örneği oldu.</p>
<p><strong>Değişim sürecinde eleştirel yaratıcılık</strong></p>
<p>Mesleğim, eğitim politikası uzmanlığı. Profesyonel olarak ve tutkuyla 2003’ten bu yana Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG) çalışıyorum. ERG’de başlangıcı 2012’ye kadar giden bir değişim süreci yaşıyoruz. Bu süreç, anlaşılacağı gibi zaman alıyor, öğretici ve bir o kadar da zor. ERG, kurulduğu 2003’ten sonra geçen on yıl boyunca Türkiye’de eğitime dair bağımsız ve güvenilir bilgi arayanların başvurduğu referans olmayı, eğitimin meseleleri üzerine kamuyla beraber çalışma deneyimi oluşturmayı ve özellikle “<a href="http://www.egitimdeiyiornekler.org">Eğitimde İyi Örnekler Konferansı</a>”yla öğretmenlerimize dokunmayı başarmıştı. Ancak, 2011 genel seçimleri sonrası hızla değişen eğitimin ekonomi-politiği, 2007 sonrasında sosyal medyanın iletişimde yarattığı önemli yenilikler ve bunun bilginin hem sunumuna hem kullanılmasına etkisi, bunlarla birlikte ERG’nin kurulduğunda oluşturulan yönetişim yapısının yenilenme ihtiyacı, değişim gerektiren önemli etmenlerdi.</p>
<p>Bunlara ek olarak, ilk on yılda aldığımız yol bize kendimizi rahat hissettiğimiz bir alan sağlamıştı. Bu alan içerisinde yapageldiğimiz bazı işleri eleştirel yaratıcılık süzgecinden geçirmediğimiz için değişen bir ortamda kendimizi tekrar ettiğimizi fark ettik. Örneğin, bilgiye ulaşmak için gerçekleştirdiğimiz araştırmalar giderek daha fazla kaynağımızı alıyor ancak o bilginin iletişimi ve savunusu için göreceli olarak yetersiz kaynak ayırıyorduk. Halbuki, ERG’nin varlık nedeni bilgiyi kullanarak etki yaratmak üzerine yapılandırılmıştı. Benzer şekilde, iletişim alanında gözlemlediğimiz değişiklikler bize o alana özel bir insan kaynağı ayırmamızın zamanının geldiğini hatırlatıyordu.</p>
<p>Son yıllardaki değişim sürecinde öğretmenlerle gerçekleştirdiğimiz AR-GE çalışmalarında da benzer bir öğrenim süreci yaşadık. Öğretmenlerin gelişimi için hazırladığımız okul temelli ve uzun dönemli eğitime okuldaki öğretmenlerin yarısı katılmadığında, oturup neyi eksik yaptığımızı düşündük. Sonrasında, yeni bir araştırma fırsatı çıktığında bu sefer insan odaklı tasarım yaklaşımıyla öğretmenler hakkında farklı içgörülere ulaşmaya gayret ettik. “<a href="http://atolye.io/en/home/" target="_blank">Atölye”</a> ile başladığımız ve zaman içerisinde öğretmenler dahil çok farklı alanlardan kişilerin katıldığı süreçten yepyeni bir girişim çıktı: Öğretmenlerin güçlenmesi için onlara inisiyatif ve destek veren “<a href="http://www.ogretmenagi.org" target="_blank">Öğretmen Ağı</a>&#8220;.</p>
<p>ERG’nin değişim sürecinde artık somut adımları görmeye başlıyoruz, önümüzdeki dönemde ERG “yaratıcı AR-GE” yaklaşımıyla çalışacak. Bunun için, “Eğitim Gözlemevi”nde eğitime dair gelişmeleri izlemeye ve bunlarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmeye devam ederken Eğitim Laboratuvarı kapsamında eğitime dair bildiklerinden ve öğreneceklerinden çözüm üretmeye gayret edecek.  Bugünlerde ERG, yeni <a href="http://www.egitimreformugirisimi.org" target="_blank">web sitesini</a> ve kapsamlı veri portalı “<a href="http://www.egitim360.org" target="_blank">Eğitim 360</a>”ı yayına sokuyor ve dijital yayımcılığa doğru küçük adımlar atıyor. Velileri daha iyi tanımak için plan yapıyor ve velilere giden yolda en yeni araştırma yaklaşımlarını kullanmak için iş birlikleri oluşturuyor.  Yaratıcılığını, çocukların akıllarını ve kalplerini bir bütün olarak gözeten bir eğitimin herkese ulaşması hayalinin arkasına koyuyor.</p>
<p><strong>Vasata razı olma lüksümüz yok</strong></p>
<p>Hem ülkemizde hem de yakın coğrafyamızda önemli zorluklarla karşı karşıyayız. Bunlarla başa çıkabilecek asgari kaynaklara (nitelikli insan gücü, para ve teknoloji) sahibiz ve vasata razı olmak gibi bir lüksümüz yok. Öncelikle özel sektör ve sivil alandaki kurumlar ve kişilerden başlayarak yaptıklarımızı daha sık eleştirmeli ve hem kendimizi hem de birbirimize eleştirel yaratıcılık penceresinden değerlendirmeliyiz. Rahat hissettiğimiz alanlarımızdan çıkmalıyız ve bunun zor bir yol olacağını bilerek cesur olmalıyız. Bu yolculukta birbirimizden güç almalı, samimi ve dürüst olmalıyız.</p>
<p>Eleştirel yaratıcılık penceresinden gördüklerimi ve ötesini iki haftada bir Sivil Sayfalar’da paylaşacağım. Bu yazıların birlikte düşünmemiz, birbirimizden beslenmemiz ve birbirimizi beslememiz için vesile olmasını umuyorum ve diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/">Eleştirel yaratıcılık vasatlığa karşı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
