<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>obezite arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/obezite/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/obezite/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Nov 2020 13:43:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>obezite arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/obezite/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Dünyanın Bir Kısmı Açlıkla Bir Kısmı İse Aşırı Beslenmeyle Sağlık Sorunu Yaşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/20/dunyanin-bir-kisim-aclikla-bir-kismi-ise-asiri-beslenmeyle-saglik-sorunu-yasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2020 09:15:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam ve beslenme alışkanlıklarıyla gelen hastalıkları konuştuğumuz Ankara Şehir Hastanesi'nden Diyetisyen Mustafa Kart, "Dünyamızın bir kısmı açlıkla, bir kısmı da aşırı yemekten dolayı sağlık problemleriyle boğuşmaktadır" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/20/dunyanin-bir-kisim-aclikla-bir-kismi-ise-asiri-beslenmeyle-saglik-sorunu-yasiyor/">&#8220;Dünyanın Bir Kısmı Açlıkla Bir Kısmı İse Aşırı Beslenmeyle Sağlık Sorunu Yaşıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sağlıklı beslenme nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-61146 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/mustafa-kart-640x480.jpg" alt="Mustafa Kart" width="300" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/mustafa-kart-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/mustafa-kart-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/mustafa-kart-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/mustafa-kart.jpg 1600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Sağlığın devamlılığı için günlük enerji gereksinimini karşılayan, vitamin ve mineral içeriği yüksek, uygun oranda protein, yağ ve karbonhidrat içeren zengin ve renkli beslenme biçimine yeterli ve dengeli beslenme denir.</span></p>
<p><b>Sağlıklı beslenmenin her daim gündemde olmasının ve tartışılmasının asıl nedeni nedir sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beslenme, bireyin yaşamını devam ettirebilmesi için nefes almaktan sonra en gerekli ve sürekli olan ihtiyacıdır. Bundan dolayıdır ki sağlıklı beslenme önem kazanmaktadır. Halk arasında ‘can boğazdan gelir’ sözüne, artık ‘can boğazdan gidebilir’ sözü de eklenebilir. Dünyamızın bir kısmı açlıkla, bir kısmı da aşırı yemekten dolayı sağlık problemleriyle boğuşmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenmemek bireyde, sağlığın yitirilmesiyle birlikte, psikolojik ve ekonomik sorunları da beraberinde getirmekte, bireylerin yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürmektedir. Bunun toplumdaki yansıması sağlık, maliyet, zaman, refah ve mutluluk kaybıyla kendisini göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğru olan nedir dersek, bununla ilgili bilimsel, özellikle tıbbi bilgiler, araştırmalar göz önünde bulundurulmalıdır. Çocukluk çağından başlayarak tüm toplumun sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirilmesi ve gerekli eğitimlerin verilmesi, bu eğitimlerin de akademik çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir. Buna yasal yaptırımlar da eklenebilir. Bunun örneği olarak İsveç’te patates cipsinin yasaklanması, Japonya da restoranlarda tuzlukların kaldırılması, ülkemizde de verilebilir. Okul kantinlerinde gazlı içecekler ve patates kızartmasının satışına getirilen yasak buna bir örnek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeterli ve dengeli beslenmenin bedenen ve ruhen kişide sağladığı faydalar topluma da olumlu olarak yansımaktadır. Tersi durumda bireylerde obezite, diyabet, kalp damar hastalıları psikolojik rahatsızlıklar ve bazı kanser türlerinin fazlalığı görülmektedir.</span></p>
<p><b>Geçtiğimiz günlerde gençlerle yapılan bir araştırma erken ergenlik döneminde asitli içecekler ve meyve suyu gibi şekerli içeceklerin artan tüketiminin sonraki yıllarda daha agresif davranışlarda bulunmayla ilişkili olduğunu ortaya koymuş. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı çalışmalarda içeceklerin tüketiminin sonuçlarıyla ilgili bazı saptamalar var. İçeceklerin mutluluk, gruba ait olma, rahatlama ve başarılı olma durumlarına etkileri vardır. İçecekler; susuzluğu gideren, yemeğe eşlik eden, enerji veren ve motive eden etkileri görülmektedir. Genç tüketiciler için ergenlikle birlikte gençlik dönemine girildiğinde fizyolojik, ruhsal değişimlerin yanı sıra beslenme şekilleri de dikkat çekmektedir. Örneğin, tencere yemeğinin yerine fastfood yiyecekleri, taze meyve ve sebze tüketilmesinin azaldığını, gazlı içeceklerin daha çok tüketildiği görülmektedir. Buna paralel olarak süt tüketiminin azaldığı görülmektedir. Bu durum en çok da üniversite çağındaki gençlerde görülmektedir. Bunun nedeni evlerinden ve ev ortamından uzaklaşmaları, popüler kültürün reklam ve tanıtımı, ulaşılabilirliğin kolay olması etkendir. Bunun yanında ekonomik anlamda alım gücünün düşük olması da bir faktördür. Yapılan bir çalışmada gelişmekte olan ülkelerde yıllık kişi başına düşen süt tüketimi 25 lt iken, AB ülkelerinde 139 lt&#8217;dir. Bu da su, çay ve gazlı içeceklerin arkasında süt tüketimini dördüncü sırada göstermektedir. Gazlı içeceklerin sağlıklı beslenme, özellikle kahvaltı ve tencere yemeği tüketiminde negatif bir ilişki görülmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beslenme ile psikoloji arasındaki ilişkilerde, duygusal bağ (haz alma, dürtüsel anlamda reklam ve tanıtımın etkisi) Birlik ve grup psikolojisi (yeni davranış edinirken ilk beş kuralı, çoğunluğun etkisinde kalma) kaygı yönetimiyle ilgili beslenme hataları (özellikle obezite ve diyabet hastalığı buna örnektir) Stres obezitenin yanında bazen de yersiz beslenmeyle de kendini gösterebilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Buradaki olumsuzluklar beslenmeyle ilişkilendirdiğimizde bireyi hatalı davranışlara itebilir. Buna agresif davranma da dahildir. Çünkü olumsuzluktan doğru sonuç çıkmaz.</span> <span style="font-weight: 400;">Beslenme ile kültürel yaklaşımların ilişkisine bakıldığında; kutlamalar, ritüelleri grup eğlenceleri de beslenme şeklimize yön verdiğinde agresif tutumlar gözlenebilir. Zaten canlıların besin tüketimi de bunu göstermektedir. Avcı canlıların (et tüketenlerin), toplayıcı canlılara göre (ot yiyen) daha saldırgan olmaları doğası gereğidir. Bu sonucu insanların yaşamıyla da ilişkilendiren bazı görüşler de mevcuttur.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Gençlerin hatalı beslenme alışkanlıkları olarak fast food gıdaların sık tüketilmesi, yanlış diyet uygulamaları, öğün atlamaları, organik ürünlerden ziyade rafine ürünlere yönelmeleri görülmektedir. Bununla ilgili çözüme gelince gençlerin yaşadığı ortamlarda beslenme altyapısı gerçekleştirilirken doğru, bilimsel ve kişilere özel sağlıklı beslenme programlarıyla gerçekleştirilir. </span></p></blockquote>
<p><b>Öğrencilerin tükettikleri besinlerin tespit edilmesi gelecekte ortaya çıkabilecek beslenme bozuklukları ve diğer sorunlara karşı önlem alınması açısından nasıl çözümler üretilebilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beslenme davranışları hem geçmiş deneyimlerin, hem de o anki durumun sonuçlarıdır. Erken yaşlarda kazandırılacak beslenme alışkanlıkları ve  davranışları ilerleyen zamanlarda besin seçiminde, yaşam kalitesinin yükseltilmesinde ve sağlığın korunmasında önemli bir belirleyici olmaktadır. Gençlerin hatalı beslenme alışkanlıkları olarak fast food gıdaların sık tüketilmesi, yanlış diyet uygulamaları, öğün atlamaları, organik ürünlerden ziyade rafine ürünlere yönelmeleri görülmektedir. Bununla ilgili çözüme gelince gençlerin yaşadığı ortamlarda beslenme altyapısı gerçekleştirilirken doğru, bilimsel ve kişilere özel sağlıklı beslenme programlarıyla gerçekleştirilir. Buraları okul, iş yeri, sosyal kurumlar v.b. Her şeyde olduğu gibi bir işin doğru yapılabilmesi için uygun malzeme, uygun mekan ve planlama ile kontrolde ehli (uzman) kişiler tarafından gerçekleşmesi gerekir. Bu konuda biz diyetisyenlerin yeterli donanıma sahip olduğumuzu söylüyor, toplu beslenme yapılan yerlerde istihdamın buna paralel olması gerekmektedir.</span></p>
<p><b>Günümüz yaşam tarzına hakim olan hareketsiz yaşam, sürekli cep telefonu, tablet ve televizyon başına zaman geçirmenin  ve sağlıksız beslenme  sonrası gelişebilecek rahatsızlıklar ile ilgili bilgi verir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çağımızdaki teknolojik gelişmeler özellikle bilgisayar ve iletişim (telefon) çok hızlı olmaktadır. Öğrenciyken bir hocamızın ilk bilgisayarın dört işlem yapabilmesi için bir dairelik alana kadar monte edildiğini bugün ise çok fazla bilginin ufacık bir çipe sığdırıldığı, bu hızlı gelişme uçak sanayisinde gerçekleşseydi dünyanın etrafını birkaç saatte dolaşabilir olurduk demişti. Teknolojideki bu gelişmelerin olumlu yanlarını bir tarafa alırsak, kişilerin sosyalleşmesi hareket etmesi anlamında olumsuzluklar göstermektedir. İnsanlar artık sinemaya, bankaya hatta bazen işe (homeofis), gidemiyor, hepsini internet ortamında yapabiliyor. Hatta buluşmalar bile sanal ortamda oluyor. Hepimizin ailesinde gördüğümüz gibi evdeki ayrı iki odadan kardeşlerin telefonla mesajlaşarak ilişkilerini devam ettiği görülmektedir. Daha öncede değindiğimiz gibi kişilerin yalnızlaşması sonucu psikolojik problemler çıkabileceği, yanlış yönlendirilebileceği varsayımdır. Beslenmede de sanal ortamdaki sunumlar kişileri odalarından çıkarmadan sipariş yöntemiyle hareket etmeksizin yiyeceğe ulaşmasına neden oluyor. Bu da obezitenin artması daha kolay tüketilebilecek yüksek kalorili ve besin değeri düşük yiyeceklerin tüketilmesinin artmasına neden oluyor. Sonuç olarak birey ve toplum sağlığının olumsuz etkilendiği görülmektedir.</span></p>
<p><b>Ülkemizde de dünyaya paralel olarak kronik hastalıklar ölüm nedenleri ve hastalık yükü bakımından ilk sırada. Yapılan araştırmalar dünyada olduğu gibi ülkemizde de fazla kilolu olma ve obezite sıklığının giderek arttığını ve obezitenin özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi etkisi altına almaya başladığını göstermektedir. Nedenleri nedir sizce nasıl değerlendirirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hatalı beslenme bilgi ve alışkanlıkları bireyi obeziteye götüren ve yaşam kalitesini bozan en önemli nedenlerden biridir. Toplam enerji alımının uzun süreli olarak harcanandan fazla olması sonucunda obezite gelişmektedir. Genetik yatkınlık, öğün atlama, çevresel koşullar, öğün aralarında yüksek yağlı ve karbonhidratı besinlerin tüketimi, hızlı yemek, hareketsiz yaşam, yetersiz su ve posa tüketimi gibi hatalı beslenme davranışları obezite oluşumunda etkin olmaktadır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/20/dunyanin-bir-kisim-aclikla-bir-kismi-ise-asiri-beslenmeyle-saglik-sorunu-yasiyor/">&#8220;Dünyanın Bir Kısmı Açlıkla Bir Kısmı İse Aşırı Beslenmeyle Sağlık Sorunu Yaşıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Her Üç Erişkin Biri Obezite ile Mücadele Ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/22/turkiyede-her-uc-eriskin-biri-obezite-ile-mucadele-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Karatabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2020 12:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[22 Mayıs Dünya Obezite Günü]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Demirhan Yumuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54200</guid>

					<description><![CDATA[<p>22 Mayıs Dünya Obezite Günü, Türkiye'de her üç erişkinden biri ve her dört çocuktan biri obez ya da fazla kilolu olarak yaşamını sürdürüyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Prof. Dr. Volkan Demirhan Yumuk, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü’nde obezite nedenlerini, yaygınlığını ve tedavisini Sivil Sayfalar’a anlattı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/22/turkiyede-her-uc-eriskin-biri-obezite-ile-mucadele-ediyor/">Türkiye’de Her Üç Erişkin Biri Obezite ile Mücadele Ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanan obezite, riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul ediliyor. Günümüzde önlenebilir ölümlerin, sigaradan sonra gelen ikinci nedeni olan obezitenin ortaya çıkmasında fiziksel aktivitenin azalması, beslenme alışkanlıkları, yaş, cinsiyet ve genetik gibi faktörler etkili oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayat kalitesini olumsuz etkileyen obezite; kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, kanser, solunum sistemi hastalıkları, kas iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok sağlık sorununa da zemin hazırlıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de kadınların yüzde 20.9’u erkeklerin ise 13.7’si olmak üzere nüfusun ortalama yüzde 17’si obezite ile mücadele ediyor. </span></p>
<p><b>“Obezite ve Yol Açtığı Hastalıklar Önlenebilir”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Obezitenin dünyada ve Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade eden Yumuk, “Obezite; Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp krizi, inme, karaciğer yağlanması, eklem hastalıkları, uyku bozukluğu, depresyon ve bazı kanserlerin görülme riskini arttırır. Obezite önlenebilir bir hastalıktır. Obeziteyi önlediğinizde yukarıda sıraladığım hastalıkları da önlüyorsunuz. Sağlık çalışanlarını ve halkı obeziteyi önletebilecek bilgi ve becerilerle donatmak esastır” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-54201 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/Volkan_Demirhan_Yumuk.jpg" alt="Volkan Demirhan Yamuk" width="204" height="306" />Kişiyi, obez olarak tanımlamak için en sık başvurulan yöntemin beden kütle endeksi hesaplaması olduğunu belirten Yumuk, </span><span style="font-weight: 400;">“Beden kütle endeksi, kilogram cinsinden ağırlığın metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle elde edilir. Beden kütle endeksi 30 ve üstünde olan bireylerin obezitesi var kabul edilir. Beden kütle endeksi 25-29.9 arası ise fazla kilolu olarak tanımlanır” diyor. </span></p>
<p><b>“İlkokul Öğrencileri Arasında Obezite Oranı Yüzde 10”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada 1975-2016 yılları arasında erişkinlerde görülen obezite sıklığının 3 kat arttığını belirten Yumuk, “Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün 2016 yılı verilerine göre, dünyada 650 milyon obezitesi hastası var. 12 yıl arayla yapılmış olan sıklık araştırmasının sonuçları kıyaslandığında, Türkiye&#8217;de erişkin nüfusta yüzde 40 bir artış gözlendi. Ülkemizde erişkinlerde her üç kişiden birinin obezite hastası olduğu söylenebilir. Obezitedeki hızlı artıştan çocuklar da olumsuz olarak etkileniyor. Çalışmalar, ülkemizdeki her 4 çocuktan birinin fazla kilolu veya obezitesinin olduğunu gösteriyor. Türkiye Çocukluk Çağı Şişmanlık Araştırması’na göre, ilkokul öğrencileri arasında obezite oranı yüzde 10” diyerek Türkiye’deki obezite sıklığını aktarıyor.</span></p>
<p><b>Obezitede Multidisipliner Tedavi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Obezitenin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğunu kaydeden Yumuk, </span><b>“</b><span style="font-weight: 400;">Obezite tanı ve tedavisi multidisipliner bir hastalıktır. Obezite alanında uzmanlaşmış hekim, diyetisyen, egzersiz uzmanı, psikolog, hemşire ve bariyatrik cerrahtan oluşan bir ekiple tam donanımlı obezite merkezlerinde yapılmalıdır” diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Obezitenin ömür boyu süren bir hastalık olduğunu ve bu sebeple sürekli izlenim gerektirdiğini ifade eden Yumuk, “Yaşam tarzı değişikliği, obezite ilacı ya da obezite cerrahisiyle kilo verilsin, kaybedilen ağırlığın geri alınma riski her zaman vardır. Tedavi sonrası izlem, geri kilo almayı büyük oranda önleyebilir” diye konuşuyor. </span></p>
<p><b>“Karantina Obeziteyi Yaygınlaştırabilir”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan Koronavirüs’ün yol açtığı salgından korunmak amacıyla evlerinde kalan milyonlarca insanın hareketsiz kalmasının, gıda alımını arttırıcı ve fiziksel aktiviteyi azaltıcı davranışların ön plana çıkmasına yol açtığını söyleyen Yumuk, “Karantina ve sosyal izolasyon sürecinde obezite yaygınlaşabilir. Aynı zamanda obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların tedavisinde de aksamalar olacaktır” diyor. </span></p>
<p><b>Komisyon Kuruldu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada ve Türkiye’de hızla yayılan ve kronik bir hastalık olan obezite ile mücadele için mecliste, TBMM Obezite İle Mücadele Yöntemleri ve Cerrahi Uygulamalardaki Malpraktis İddialarının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu kuruldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ocak ayında toplanan komisyonda konuşan Türkiye Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Dairesi Başkanı Nazan Yardım, 2017 Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre 19 yaş üzeri yetişkinlerde, kadınlarda yüzde 42’ye, erkeklerde yüzde 26’ya toplamda ise yüzde 34’e ulaşıldığını kaydetti. </span></p>
<p><b>Tuz Tüketimi Azaldı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de tuz tüketiminin azaldığını belirten Yardım, 2008&#8217;de yapılan bir çalışmaya göre kişi başı 18 gram olan tuz tüketiminin, 2012 yılında 15 grama düştüğünü ifade ederek, 2017&#8217;de yapılan başka bir araştırmada da tuz tüketiminin kişi başı 10,2 grama kadar düştüğünün kaydedildiğini aktardı.</span></p>
<p><b>Obezite Türkiye’nin Batısında Daha Yaygın</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin batı bölgesinde obezitenin daha yaygın olduğu ifade eden Yardım, “Türkiye genelinde yüzde 9.9 olan obezite, batıya gittiğinizde yüzde 16&#8217;ya çıkıyor, Trakya&#8217;da yüzde 13&#8217;lerde, İstanbul yüzde 13.5&#8217;larda, Batı Karadeniz&#8217;de yüzde 12.6 civarında. Ama Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;ya gittiğinizde obeziteyi görmüyoruz. Fazla kiloluluğu da işin içine kattığınızda batı bölgeleri yüzde 30&#8217;lara yaklaşıyor ama doğu bölgelerinde Türkiye ortalamasının altında bir durum söz konusu” diye konuşuyor.  </span></p>
<p><b>“Obezite Ulusal Problemimiz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komisyonda görüşlerini dile getiren Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Ender Saraç, çocuklarda obezitenin yaygın olmasını nedenleri ise şöyle sıralıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çocuklarda ilk 2 yaşta ödül diye verilen şekerlemeler, gazlı içecekler yağ hücrelerini artırıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle çocukların, yüksek glisemik indeksli beslenmesiyle yağ hücreleri artıyor ve bu da obezite eğilimine yol açıyor. Obezite şu an en önemli ulusal problemimiz, kimse farkında değil. Çocuk hayatı boyunca daha yüksek glisemik indeksli bir yapıya dönüşüyor, pankreas zorlanıyor, insülin direnci gelişiyor. İlk 2 yaş, kanun derecesinde çok önemli olmalı. Çocuklara şeker, tatlı, hamur işi, kola gibi şeyler verilmemesi için kamu spotları yapılmalı.&#8221;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/22/turkiyede-her-uc-eriskin-biri-obezite-ile-mucadele-ediyor/">Türkiye’de Her Üç Erişkin Biri Obezite ile Mücadele Ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeker Yemek mi Şeker Fabrikalarını Özelleştirmek mi Daha Zararlı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/seker-yemek-mi-seker-fabrikalarini-ozellestirmek-mi-daha-zararli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2018 10:14:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda ve Tarım Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şeker fabrikaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sorunların ve çözümlerin bireysel kılınması ile kamusal duyarlılıklar üzerinde şekillenmiş kurumların tasfiye edilmesi birbirine yapışık işleyen bir süreç. Belki de obezite sorununun en önemli nedenini de burada aramak gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/seker-yemek-mi-seker-fabrikalarini-ozellestirmek-mi-daha-zararli/">Şeker Yemek mi Şeker Fabrikalarını Özelleştirmek mi Daha Zararlı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şeker yemenin sağlığa ne kadar zarar verdiği üzerine öyle çok şey yazıldı ve söylendi ki şekerin gıda güvencesi açısından önemini, şeker üretiminin gerekliliğini savunmak hakikaten çok zor.</p>
<p>Ülkemizde gıda ve beslenme ile ilgili meselelerin medyada ele alınış ya da sunuluş biçimi politik bir bağlam taşımadığı için şeker yemenin sağlığa olan zararları hakkında söylenenler konunun küçük bir kısmını oluşturuyor. Oysa dile getirilmeyen pek çok konu var.</p>
<p>Söylemek istediklerime çok güncel bir örnek üzerinden açıklık getirmeye çalışacağım. Yanıtını arayacağım basit soru şu: Şeker yemek mi şeker fabrikalarını özelleştirmek mi daha zararlı?</p>
<p>Şeker içeriği yüksek gıdaları çok tüketmek obezite ve diyabet sorununa yol açıyor. Özellikle çocukluk çağı obezitesi ve diyabeti çok ciddi bir sorun ülkemizde. Piyasada satılan ve çocukların severek yediği pek çok yiyecek ve içecek maddesi ilave şeker içeriyor. Gıdanın doğal bileşiminde yer almayan sonradan ilave edilen bu şeker gereksiz bir kalori alımına yol açıyor ve bu da zaman içinde obezite ve diyabet hastalığına zemin hazırlıyor.</p>
<p>Gerek sağlık kurumları ve gerekse konu ile ilgili uzmanların en çok söylediği şey bu tip ürünlerin az tüketilmesi gerektiği. Gıdaları satın alırken bireysel tercihlerimizi rasyonel kararlara göre oluşturmalı ve böyle ürünleri çok yememeliyiz; ya da hareketsiz bir hayat sürmemeli, ara sıra spor yaparak kilomuzu kontrol etmeliyiz. Obezite konusunda genel olarak söylenenler bunlar.</p>
<p>Obezite ya da diyabet gibi bir sağlık sorununa bireysel tercihlerimizin yol açtığını söylemek ülkede mevcut siyasal atmosferin ve hükümet politikalarının bu sorunların oluşumundaki payını görmezlikten gelmek sorunları çözmekten ziyade pekiştiren bir işlev görüyor.</p>
<p>Önümüzdeki Nisan ayında ülkemizde elde kalan son kamu kurumlarından biri olan Türkiye Şeker Fabrikaları kurumuna ait 15 şeker fabrikası özelleştirilecek. Çocukluk çağı obezitesi sorunu ile şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik hükümet politikaları arasında bir bağlantı kurulabilir mi? Her konuda olduğu gibi gıdalar ve beslenme ile ilgili konularda da çeşitli bakış açılarından yola çıkarak konuya bakmak ele aldığımız konu üzerine düşünme kapasitemizi genişletecektir.</p>
<p>Önce özelleştirmenin gerekçelerine bakalım.</p>
<p><strong>Şeker fabrikaları neden özelleştiriliyor?</strong></p>
<p>AKP iktidarının temsilcileri “şeker fabrikaları zarar ediyor ve milletin sırtına yük oluyor” gerekçesini öne sürüyor. Daha açık bir dille, pancardan şeker üretmenin şeker kamışından ya da nişastadan şeker üretmeye kıyasla daha pahalıya mal olduğu, fabrikaları işletmenin kamu zararına yol açtığı ve açığa çıkan zararın da milletin sırtına vergi olarak yüklendiği söyleniyor.</p>
<p>Bu kamu zararının hükümet yetkililerince nasıl ölçüldüğünü bilmiyoruz. Bir kamu zararı gerçekten var mı onu da bilmiyoruz. Kanaatimce yok. Hatta tam aksine özelleştirme uygulamalarının bizatihi kendisinin çok büyük kamu zararlarına neden olduğunu söylemek olanaklı. Bazı tespitler yaparak bunu gösterebilmeyi ve böylece şeker fabrikalarının neden özelleştirilmemesi gerektiğini de anlatabilmeyi umuyorum.</p>
<p><strong>Gerçek kamu zararları nerede aranmalı?</strong></p>
<p><strong>Mülksüzleştirme:</strong> Geçmişte yapılan özelleştirme uygulamaları özelleştirilen kurumların çoğunun zaman içinde kapandığını, yok olduğunu gösteriyor. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi demek bu fabrikaların kapanmasına giden yolun da açılmış olması anlamına gelir. Özelleştirme ile şeker fabrikalarının Cargill, Amylum gibi nişasta bazlı şeker (NBŞ) üreten dev gıda şirketlerine satılmaması için hiçbir neden yok. Bu uluslararası şirketler sadece nişasta bazlı şekerin üretim miktarını artırmak için bile bu fabrikaları satın alabilir. Nişasta bazlı şekerin pancar şekerine kıyasla yüzde12 oranında daha ucuz olması şu an bile ciddi bir avantaj doğuruyor bu firmalar lehine.</p>
<p><strong>İstihdam ve Gelir Kaybı: </strong>Pancar şekeri üretimi pancar tarımında, şeker sanayisinde ve gıda sektöründe yarattığı istihdam açısından milyonlarca insanın geçimine katkı sağlıyor. Şeker üretiminin ülke ekonomisine her yıl 500 milyon dolar tutarında bir katma değer sağladığı <a href="http://www.turkseker.gov.tr/hakkimizda.aspx" target="_blank" rel="noopener">belirtiliyor.</a> Bu kurumların tasfiyesi ile istihdam daralacak ve bu katma değer de azalacak ya da bütünüyle yok olacak.</p>
<p><strong>Dış Ticaret Açığı:</strong> Şeker kamışından şeker elde etmek için şeker kamışı ithalatı yapmak; nişasta bazlı şeker için ise ucuz olduğu için GDO’lu mısır ithalatı yapmak gerekecek. Bu ithalat kalemleri de döviz açığına yol açarak kamu zararı oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Obezite Oranlarında Artış: </strong>Pancar şekeri üretiminin yerine nişasta bazlı şekerin geçmesiyle zaman içinde obezite görülme oranlarında ciddi bir artış olacaktır. Tek başına bu sorunun doğuracağı kamu zararı bile çok büyüktür. Yakından bakalım.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü günlük alınması önerilen şeker miktarını, bir kişinin günlük kalori ihtiyacının yüzde5’i ile sınırlıyor. Bu öneriye göre örneğin, günlük 2000 kalori alması gereken bir insanın yiyecek ve içeceklerle alacağı ilave şeker miktarının 100 kaloriyi aşmaması gerekiyor. 100 kalori 25 gram şekere ve 25 gram şeker de yaklaşık olarak 10 adet kesme şekere denk gelir. Piyasada satılan bir bardak limonatalı içecekte 18 adet, bir bardak kolada ise 14 adet kesme şekere denk şeker var ve piyasa şeker içeriği yüksek bu tip yüzlerce ürünle dolu. Özetle söylemek gerekirse şeker içeriği yüksek yiyecek ve içecekleri günde sadece bir kez tüketmekle bile dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği şeker alım limitini aşmak çok mümkün.</p>
<p>Besin içeriği zayıf bu tip ürünlerin üretiminde NBŞ ucuz olması ve gıda üretim prosesinde uygulanan teknolojik işlemleri kolaylaştırdığı için çok kullanılıyor.</p>
<p>İster pancar şekeri isterse nişasta bazlı şeker olsun fark etmez; şeker alım limiti aşıldığı sürece kilo alımı kaçınılmazdır. Ancak obezite konusunda nişasta bazlı şekere daha dikkatle bakmak gerekiyor.</p>
<p>Nişasta bazlı şekerin içeriğinde pancar şekerine kıyasla daha yüksek oranda fruktoz var. Fruktoz içeriği yüksek şekerlerin karaciğerde yağlanmaya ve insülin hormonu salınımında düzensizliklere yol açtığı ve bu durumun da kilo alımını kolaylaştırdığı çeşitli yayınlarda belirtiliyor. Nişasta bazlı şekerlerin çok kullanıldığı ürünlerin başında gelen alkolsüz içeceklerin özellikle çocukluk çağında gözlenen obezite ve diyabet sorununun en önemli etkeni olduğu dile getiriliyor. Bu ürünler çocuklar tarafından çok tüketiliyor çünkü.</p>
<p>Bu konuya devam etmeden ülkemizdeki obezite oranları hakkında da biraz bilgi vermek gerekiyor.</p>
<p>Ülkemizde genel nüfusta diyabet görülme sıklığı üzerine yapılan en kapsamlı çalışmalar TURDEP I ve TURDEP II çalışmaları. 1997-98 yılları arasında, 15 ilden 540 merkezde ve 20 yaş ve üzerinde 26.499 kişi ile “Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-I” (TURDEP-I Çalışması) yapılmıştı. Çalışma 12 yıl sonra, 2010 yılında aynı yöntem kullanılarak ve aynı yerlerde tekrarlanarak zaman içinde obezite ve diyabet açısından ne gibi değişim olduğu sorularına yanıt arandı.</p>
<p>TURDEP-II çalışmasının yapıldığı yıl olan 2010 yılında Türkiye’nin 20 yaş ve üzeri nüfusu 47 milyon 467 bin 350 olarak tespit edildi. Bu nüfus içinde diyabet hastalığına sahip kişi sayısının 6 milyon 503 bin 027 (nüfusun yüzde 13.7’si) olduğu ve <strong>1998 yılına kıyasla diyabetli kişi sayısının yüzde 90 oranında artış gösterdiği belirlendi</strong>.</p>
<p>Aynı çalışmada <strong>20 yaş ve üzeri nüfusta obezite görülme oranı yüzde 31.2</strong>(15 milyon 237 bin 19 kişi) olarak ve <strong>fazla kilolu nüfus ise yüzde 37.5 </strong>(17 milyon 88 bin 246 kişi) olarak belirlenmişti. Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu ise 2010 yılında 1998 yılına kıyasla <strong>obezite oranının yüzde44 oranında artış göstermesi.</strong></p>
<p class="Default">2010 yılından günümüze uzanan süreçte bir iyileşme gerçekleşmediğini, tam aksine özellikle çocukluk çağı obezitesi ve diyabetinde sorunun giderek büyüdüğünü söyleyebiliriz. Sorunun büyümesinde en büyük pay işlenmiş gıda ürünlerine eklenen ilave şekerdir. Çocukların severek tükettiği işlenmiş gıda ürünlerinde en fazla kullanılan şeker ise nişasta bazlı şekerdir. NBŞ ülkemizde ilk kez 2001 yılında Cargill firması tarafından üretildi. O zamandan bu yana da kullanım miktarı sürekli artmaktadır.</p>
<p class="Default">Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ile beklenen gelir 3 milyar dolar civarında. Türkiye’de şu an 7 milyon civarındaki olduğu belirtilen diyabet hastasının tedavisi için her yıl Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın yüzde birine karşılık gelen 11,4 ile 12,9 milyar TL harcanmakta olduğu <a href="http://www.turkjem.org/uploads/pdf/18-2-0_39-43.pdf" target="_blank" rel="noopener">tahmin ediliyor</a>.</p>
<p class="Default">İnsanların tedavi hizmetlerinden yararlanmaları sosyal haklarıdır ve bu hakkın zayıflatılması kabul edilemez. Sağlık hizmetlerinden eşit yararlanma koşullarını sağlamak devletin kamusal sorumluluklarından biri. Ama çok daha önemli bir kamusal sorumluluk insanların hasta olmasının önüne geçmektir. Koruyucu ve önleyici tıp hizmetlerine öncelik vermek; gıda ve beslenme konularında oluşturulacak yasal mevzuatla kötü beslenmenin yol açacağı sağlık sorunlarına engel olabilmek bu konuda yapılacaklar bahsinde ilk anda aklıma gelenler.</p>
<p>Obezite sorununun kişisel tercihler, doğru gıda seçimleri yapamama, hangi gıdanın ne miktarda ya da ne sıklıkta tüketileceğini bilememe, aşırı tüketim ve hareketsizlik gibi faktörlerden kaynaklandığını söyleyen görüş epeyce yaygın.</p>
<p>Obezite meselesinin toplumsal değil bireysel bir sorun olduğunu dile getiren ve bizlere, “yanlış besleniyor, çok yiyor ve az hareket ettiğiniz için de obez oluyorsunuz” diye seslenen bir görüştür bu. Ülkemizdeki Sağlık Bakanlığı ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gibi konu ile ilgili kamu otoritelerinin görüşüyle; uzmanların medyada sıklıkla dile getirdiği görüş bu.</p>
<p>Oysa hareketsizlik ya da aşırı abur cubur tüketme obezite sorununun nedeni değil obeziteye yol açan etkenler olarak görülmeli. Kamu sağlığını koruyucu çalışmaların yetersizliği ya da yokluğu; gıda üretim ve tüketim süreçlerini düzenleyen yasal mevzuattaki boşluklar; gıda üretim ve tüketim süreçlerinin piyasa çerçevesine hapsolması; sağlıklı beslenmenin bir sosyal hak olarak görülmemesi obezite sorununun gerçek nedenlerinden bazıları olarak görülebilir. Ve dile getirdiğimiz bütün bu konuların odak noktasında kamu yararından ne anlaşıldığı ve kamu yararını sağlamak için ne yapıldığı sorusu yatmaktadır.</p>
<p>Vereceğimiz yanıt kanımca daha kapsayıcı bir çerçeve sunan bir bakış açısını gerekli kılıyor.</p>
<p>Özelleştirme meselesine üretim-tüketim süreçlerinin karmaşıklığının azaltılması ya da belki daha uygun bir tabirle doğa ile kurduğumuz ilişkilerin basitleştirilmesi girişimi olarak bakılabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Karmaşıklık derken pancar ekimi, dikimi, toplanması, taşınması gibi tarımsal üretim süreçlerini; şeker fabrikalarında yıkama, parçalama, haşlama, kristallendirme, kurutma gibi pek çok işlem basamağının yer aldığı teknolojik prosesleri; şeker üretimi esnasında açığa çıkan melasın ve pancar küspesinin işlenmek üzere alkol, maya ve yem fabrikalarına gönderilmesini ve orada uygulanan teknolojik prosesleri;  atıkların arıtımını; elde edilen şekerin piyasaya arzı gibi sadece bir kısmını dile getirebildiğim ve tamamını betimlemenin olanaksız olduğu ilişkiler bütününü ya da ağını kastediyorum.</p>
<p>Bir toplumun yaşadığı coğrafya, iklim, bitki örtüsü, tarımsal üretim kapasitesi gibi çeşitli unsurlara bağlı olarak gıdalarla kurduğu ilişki ve gıda üretim teknikleri de çeşitlilik gösteriyor. Şeker pancarından şeker üretimi yapma süreci pancar bitkisinin ülkemiz coğrafyasında yetişmeye uygun bir bitki olması ile başlar. Başlangıç noktası hemen her zaman ekolojidir ve başlangıç noktasını belirlemek kolaydır. Ama şeker üretimi ile oluşan karmaşık ilişkiler ağını tasvir etmek ve pancarla başlayan hikâyenin nerede son bulduğunu belirlemekse mümkün değildir.</p>
<p>En az birkaç milyon insanın doğrudan içinde yer aldığı bir hikâye bu.</p>
<p>Ülkemizdeki şeker fabrikalarının tamamını kapatarak, tek bir fabrika ile ithal mısır kullanarak ve sadece birkaç yüz kişiyi istihdam ederek ihtiyaç duyulan şekerin tamamını nişasta bazlı şekerden elde etmek mümkün. Muazzam bir basitleştirme girişimi olurdu bu ve aslında içinde yol aldığımız özelleştirme süreci tam da böyle bir yıkıcı sonuca yol açacak.</p>
<p>Kamu kurumlarının özelleştirilmesi bir toplumun sahip olduğu ilişkiler ağını, üretim kapasitesini ve çeşitliliğini zayıflatıyor. Sorunların ve çözümlerin bireysel kılınması ile kamusal duyarlılıklar üzerinde şekillenmiş kurumların tasfiye edilmesi birbirine yapışık işleyen bir süreç. Belki de obezite sorununun en önemli nedenini de burada aramak gerekiyor.</p>
<p>Bu bakış açılarını dikkate alarak özelleştirilecek şeker fabrikalarının zamanla kapanacak olması ve böylece nişasta bazlı şeker üretimini ve tüketimini artırmanın önünde bir engel kalmaması durumu üzerinde tekrar düşünelim. Bunca yıl şeker yemenin ne kadar zararlı olduğu dile getirildi ama şimdi şeker üretiminde kendine yeterliliğimiz yitirmemize yol açacak özelleştirme sürecinin neden olacağı kayıplar ve zararlar üzerinde düşünmenin zamanıdır.</p>
<p>Özelleştirme bir mülksüzleştirme rejimidir ve reddedilmelidir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/saglik/194880-seker-yemek-mi-seker-fabrikalarini-ozellestirmek-mi-daha-zararli">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/seker-yemek-mi-seker-fabrikalarini-ozellestirmek-mi-daha-zararli/">Şeker Yemek mi Şeker Fabrikalarını Özelleştirmek mi Daha Zararlı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite oranları artmaya devam ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/16/10961-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 08:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[The Lancet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağın hastalığı olarak tanımlanan obezite gün geçtikçe yaygınlaşmaya devam ediyor.  Obezite oranları 1975’ten bu yana dünyanın dört bir yanında artmaya devam eden ve küresel bir salgın hastalık olarak tanımlanan obezite, Yeşilist’in haberine göre Türkiye’de de 1975’ten beri 3 kat artış göstermiş durumda. 1823’den beridir bağımsız ve uluslararası bir tıbbi akademik yayın olan The Lancet üzerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/16/10961-2/">Obezite oranları artmaya devam ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Çağın hastalığı olarak tanımlanan obezite gün geçtikçe yaygınlaşmaya devam ediyor.  Obezite oranları 1975’ten bu yana dünyanın dört bir yanında artmaya devam eden ve küresel bir salgın hastalık olarak tanımlanan obezite, Yeşilist’in haberine göre Türkiye’de de 1975’ten beri 3 kat artış göstermiş durumda</strong>.</h3>
<p>1823’den beridir bağımsız ve uluslararası bir tıbbi akademik yayın olan The Lancet üzerinde yayınlanan ve uluslararası sağlık uzmanlarının yayınladığı bir rapor, 200 ülkeden 19 milyon kişi ile yapılan 1,698 çalışmayı inceliyor. Bu inceleme sonunda 2014 yılında yaşayan bir bireyin obez olma oranının 1975’e göre 3 kat arttığı ortaya çıktı.</p>
<p>Eğer bu eğilim devam ederse 2025 yılında dünyadaki tüm erkeklerin %18’inin, tüm kadınların ise %21’inin obez olabileceği, aşırı obez oranlarının ise erkeklerde %6’ya kadınlarda ise %9’a ulaşacağı öne sürülüyor. Genellikle yanlış beslenme yüzünden ortaya çıkan bu küresel sorun aynı zamanda bireylerin sağlıklı besinlere ulaşamamasından dolayı da ortaya çıkıyor.</p>
<p>Obezite aynı zamanda kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kanser, iskelet ve kas sistemi bozukluklarına da yol açıyor. Bu sorunlar bireyler ve hükümetler için finansal olarak da problemler yaratmakta.</p>
<p>Obezitenin en az arttığı ülkeler Kuzey Kore ve Japonya olurken, en çok artan ülkeler Pasifik ülkeleri oldu. Samoa, Tonga ve Tuvalu’da obezite %20 oranında artarak, 1975’deki oranların iki katına çıktı.</p>
<p>En büyük değişimi gösteren ülkelerden en çok dikkat çekeni ise Çin. 1975’de Çin’in sadece %0.5’i obez kategorisindeyken 2014 yılında bu rakam %8’e çıktı. Bu neredeyse 16 katlık bir artış demek. Türkiye ise küresel eğilime benzer bir şekilde artış gösterdi. 1975 yılında nüfusun %9,6’sı obez olarak gözükürken, 2014 yılında bu oran %29,6’ya çıktı.</p>
<div style="position: relative; width: 100%; height: 0; padding-bottom: 54.3%; overflow-y: hidden;"><iframe style="position: absolute; width: 100%; height: 100%; left: 0; top: 0; overflow-y: hidden;" src="http://metrocosm.com/world-obesity-frame.html" width="300" height="150" scrolling="no"></iframe></div>
<p>Yukarıdaki haritada ülkelerin üstüne gelerek 1975 ve 2014 yılları arasındaki değişimleri görebilirsiniz. Bu harita sorunun ne kadar büyük olduğunu kolay bir şekilde anlatırken aynı zamanda kendimiz ve bizden sonraki nesil için sağlıklı beslenme alışkanlıkların kazanılmasının aciliyetini de ortaya koymakta.</p>
<h6>Kaynak: <a href="http://www.yesilist.com/dunya-inanilmaz-bir-hizda-kilo-aliyor-turkiyede-obezite-oranlari-3-katina-cikti/" target="_blank">Yeşilist</a></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/16/10961-2/">Obezite oranları artmaya devam ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
