<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>neoliberalizm arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/neoliberalizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/neoliberalizm/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Dec 2019 09:20:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>neoliberalizm arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/neoliberalizm/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kolektif Aşındırma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/kolektif-asindirma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Alpman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Dec 2019 09:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist devlet]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kapitalizm ve kapitalist devlet, kişilere ‘birey’ olarak seslenip ve onları tek başına bir özne olarak çağırıp hazzı ve mutluluğu kişisel bir edim, özgürlüğü ve refahı bireyin kendisiyle sınırlı bir değer olarak gösterdiğinde, egemen üretim biçiminin neden olduğu acıların yükünü ve ıstırabını sıradan kişilerin omuzlarına yüklemiş oluyor. Bu kişiselleştirme oyununun kaybedenleri, geniş kalabalıklar ve gittikçe yığınlaşan kişiler ise kimlik zindanından kurtulsa bile egemen ideolojinin zihinsel bariyerleriyle karşılaşmaktan kurtulamıyorlar. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/kolektif-asindirma/">Kolektif Aşındırma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Modern toplumun kurucu dinamiklerinin başında egemen üretim biçimi gelir. Kapitalizm, çeşitli biçimler altında tanımlansa da nihayetinde modern toplumun düşünme, anlama, yorumlama kalıplarının gündelik yaşam içerisinde somutlaştığı, çeşitli formlar halinde cisimleştiği ve sosyal ilişkileri belirlediği bir ilişki olarak gerçekleşmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizm bir ilişkidir. Her ilişki gibi somut sosyal koşullar altında gerçekleşir ve kendini gerçekleştirebileceği ilişkileri somutlaştırır. Bu ilişkinin katı hali olarak ortaya çıkan modern devlet, örgütlü ve dönüştürücü bir güce sahip ve tarihsel yolculuğuna devam ediyor. Bu güç karşısında toplumu ve onun ortak çıkarlarını korumak ve devlet ile kişiler arasındaki dengeyi, kişiler lehine, sağlamak için ortaya çıkan sivil toplum ise görece zayıf ve yetersiz görünüyor. Küresel ölçekte gözlemlenen bu durum, devletin gittikçe egemen sınıf çıkarları için örgütlenen ve egemen sınıf karşısında göreli özerkliğini yitiren bir aygıt haline dönüşmesine neden oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum, bazı açılardan egemen ideolojiyi aşındırma girişiminin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Egemen ideolojinin ısrarla üstünü örttüğü, gizlediği, çarpıttığı gerçekleri kazıyarak çıkarmak, sorunları ve çözümleri göstermek, sorumluları işaret etmek ve bunu istikrarlı bir edime dönüştürmek, birçok şeyin tersyüz edildiği yerde görece kinizmden kurtulmanın da bir yoludur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üretim biçiminin üretim ilişkilerini, üretim ilişkilerinin ise geri kalan sosyal ilişkileri belirlediği varsayımını kabul edenler, kapitalist ilişkilerin herhangi bir amacı olmayan ilişkileri baştan yadsıyacağını kabul edebilir. Örneğin egemen sınıf üyelerinin bütün sosyal ilişkileri (aile/evlilik, eğitim, seyahat vb.) egemenlik ilişkilerinin bir bütünleyeni olarak inşa edilir. Bu ilişki biçiminin bağımlı sınıflara transferini ve ilişki biçimini yadsıyan ve reddeden, en azından bunu dönüştürmeyi hedefleyen her girişimin bir aşındırma eylemi olduğu söylenebilir. Politik ya da ekonomik alanda sonuç almak ve egemen ideolojiyi aşındırmak için değil, bir arada yaşamaktan, daha iyi bir yaşamın koşullarını aramaktan kaynaklanan medeni bir tutum, jest, hâl olarak oyunun dışına çıkmanın yollarını aramaktan söz ediyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neoliberalizm ile birlikte artan ‘özgür birey’ mitinin kişileri içinde yer aldıkları koşullara daha da bağımlı hale getiren ve eşzamanlı olarak onları güvencesizliğe, geleceksizliğe sürükleyen ilişkiler sistemini yeniden üretmek yerine, yeni ilişkiler inşa etmenin zor ama mümkün yollarından biri olarak sivil toplum üzerine düşünmek, verimlilik yerine birliktelik, ölçülebilirlik yerine dayanışma üzerine düşünmek anlamına gelir. Oysa modern üretim ilişkilerinin kurucu ilkesi olan rekabetçilik, kişinin kendisine yaptığı yatırımların ödüllendireceğini söylerken, onu yavanlaşmış bir yoksunluğa sürükler. Bu, sermayenin ‘özgür birey’ isimli kişiyi zenginlik vaadi ile kandırırken ondan çaldıklarını biriktirmesinden başka bir şey değildir: “Özgür rekabette, özgürlüğüne kavuşan bireyler değil, sermayedir. Sermayeye dayalı üretim, toplumsal üretimin gelişimine tekabül eden, dolayısıyla zorunlu biçim olduğu sürece, bireylerin sermayenin saf koşulları çerçevesinde devinmesi, özgürlük olarak görünür; ve bundan da öte, sürekli olarak serbest rekabetin parçalamış olduğu ayak bağları yad edilerek, dogmatik bir şekilde bunun başlı başına bireysel özürlüğün ta kendisi olduğu ilan edilir” (Marx, 1979: 625).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birliktelik ve dayanışma, ortak çıkarlar etrafında bir araya gelmeyi amaç olarak değil, yaşamın olağan hali olarak deneyimlemeyi içerir. Aynı zamanda kapitalizmin gündelik ilişkilerin içine sızan rekabetçiliği yerine kolektif hareket edebilmenin mümkün olduğunu gösterir. Değişen piyasa koşullarına kendini uyarlarken, sürekli yeni beceriler elde etmeye çalışırken, sertifika programları, eğitim paketleri ve sayısız kurs peşinde koşarken neyi aradığını unutan kişilerin içselleştirdikleri ilişki biçimlerinin dışına çıkmak, aynı zamanda kendiliğinden eylemdir. Kendiliğinden eylem, bir ideolojik endoktrinasyon içermez, içinde yaşadığı koşulların kötücüllüğünün nedenini kendi eksikliğinde ya da yetersizliğinde aramak yerine gerçek sorumlulara bakan siyasallığın inşa edildiği yerdir. Bazen sokak ortasında dans ederken ya da işini iyi yapmayı bir ödeve dönüştürürken bile açığa çıkan itirazın hikmeti, biraz da bu siyasallığın içerisinde gizli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Marx, K. (1979) </span><i><span style="font-weight: 400;">Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma</span></i><span style="font-weight: 400;">, çev. S. Nişanyan, İstanbul: Birikim. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/kolektif-asindirma/">Kolektif Aşındırma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum İçin Yeni Prelüd</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/sivil-toplum-icin-yeni-prelud/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Alpman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2019 09:48:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal devlet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum, karmaşıklaşan sorunlara çözüm getiren bir deus ex machina (tanrı makinası) olmadığına göre yaşanan sorunlar karşısında yerine getirebileceği işlevlerin sınırlı olduğunu baştan kabul etmek gerekir. Bu sınırlılık ile sivil toplumun giderek ortadan kalkması ve günümüzde gözlemlendiği gibi sermaye sınıfının çıkarlarını gözeterek örgütlenmesi siyasal bir sorundur. Bugün bazı ülkelerde ortaya çıkan sosyal hareketler, demokrasinin geri çekilişinin ve sosyal devletlerin ortadan kalkmasına yönelik bir tepki olduğu kadar sivil toplumun gerilemesinin de bir sonucu olarak yorumlanabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/sivil-toplum-icin-yeni-prelud/">Sivil Toplum İçin Yeni Prelüd</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bir süredir sosyal hareketlerin yeni bir evresine girildiği ve neo-liberalizmin neden olduğu sosyal yıkımla hesaplaşmak isteyen kitlelerin ayaklanmasından bahsediliyor. Burada birkaç mesele üzerinde durmak gerekiyor. Bunlardan ilki devletlerin niteliksel dönüşümü ve işlevlerinin değişimiyle birlikte ortaya çıkan yeni durumun özelliklerinin tespit edilmesidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyalist bloğun çözülmesiyle birlikte kapitalist üretim biçiminin egemenliğini ilan etmesi ve önce tek kutuplu dünya söylemlerinin daha sonra da medeniyet savaşları adı altındaki siyasal değerlendirmelerin dolaşıma girmesi, neo-liberal ekonomi politikalarının gerçekleşmesi için gerekli olan sosyo-politik iklimin bir parçasıydı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devletler kamusal iktisadi yatırımları özel sermaye gruplarına devrederek toplumla arasındaki bağı gevşetirken sosyal örgütlenme ağları biçim değiştirdi ve başta emek örgütlenmeleri olmak üzere her türden kolektif ilişki ağı çözüldü. Böylece kişilerle sermaye sınıfı arasında herhangi bir geçiş bölgesi, ara katman ya da katalizör kalmadı ve kişiler sermaye sınıfının çoklu tahakkümüne maruz kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreç özgürlük gibi meta anlatılarla gelişen ve söylem malzemesi olarak bireysel becerileri, beşeri sermayeyi, kişisel özellikleri ön plana çıkardı. Sürekli kendine yatırım yapan, kendini bir ürüne dönüştüren, becerilerini geliştirmek zorunda kalan kişiler, aynı zamanda emek sürecinin esnekleşmesiyle her an ve her yerde ulaşılabilir, çalıştırılabilir, güvencesiz emekçi yığınlara dönüştürüldü. Bütün bu gelişmelerin özgürlükçülük olarak satılması ve kolaylıkla alıcılarını bulmasını kolaylaştıran şeylerin başında devletler geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 40 yıldır yaşanan neo-liberal deneyimin gösterdiği şey, örgütsüzlüğün ve kendi çıkarlarını örgütleyemeyen kalabalıkların yığınlaşmasından başka bir şey değildir. Özellikle devlet gibi total bir aygıt karşısında kendini taleplerini dile getiremeyen, kendi çıkarlarını koruyamayan ve gittikçe yalnızlaşan, dahası örgütlenmeyi kendi çıkarları için tehdit olarak kabul eden toplumların sivilleşmesi, sivil inisiyatif kullanabilmesi, itiraz etmesi ve kendi çıkarları egemen sınıfın çıkarlarından ayrıştırması kolay değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum kavrayışını özel yaşam, mülkiyet hakkı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, yasa önünde eşitlik ilkesi, sosyal haklardan faydalanma hakkı gibi ilkeler düzeyine indirgeyen her açıklama girişiminin klasik liberalizme ait dogmalar üzerinden sivil toplumu tasarladığı öne sürülebilir. Bu liberalizmin ortadan kalktığı, yıkıcı ve ezici bir süreç olarak neo-liberalizmin gittikçe yapısallaştığı bir dönemde sivil topluma ilişkin kavrayışın nasıl olacağı, hangi ilkeler üzerinden tartışılacağı ve demokrasi ilkesinin neo-liberal dönemde karşılık geldiği anlamın ne olduğu soruları, gittikçe yükselen itiraz hareketlerinin motivasyonlarını anlamak için de gereklidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel bir ara dönemde değiliz. Sağ-popülist dalganın geçici bir uğrağında da yer almıyoruz. Sınıf mücadelesinin tam ortasındayız. İklim krizi, derinleşen ve genişleyen yoksulluk, yoğunlaşan gelir eşitsizliği, güvencesizlik, eğitim, sağlık, güvenlik, adalet gibi kamusal hizmetlerden mahrumiyet ve benzeri koşullar altında yaşamaya razı olmayanların devletlere yönelen öfkesinin siyasal bir karşılığı olsa da buna süreklilik kazandıracak ve bunun gelişmesini sağlayacak olan sivil toplum ortaya çıkmadığı sürece kimin kazanacağı belli değil mi?</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/sivil-toplum-icin-yeni-prelud/">Sivil Toplum İçin Yeni Prelüd</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Boğazına&#8221; Kadar Neoliberalizm</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/01/bogazina-kadar-neoliberalizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 11:42:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı eylemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Michel Foucault]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Yelekliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Neoliberal politikanın uygulanış biçimleri açık griden siyaha doğru grinin tonları gibi betimlenirse renk koyulaştıkça yaptırımların, bunun akabinde otoriterleşmenin artacağı öngörülebilir zira ağır neoliberal uygulama ve yaptırımların demokrasilerde işletilmesi mümkün değildir. Otoriterleşme eğilimi artarken siyasetin dışına itilen toplum tepki göstermedikçe ezilmeye mahkumdur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/01/bogazina-kadar-neoliberalizm/">&#8220;Boğazına&#8221; Kadar Neoliberalizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelinde son kırk yıla damgasını vuran toplumsal manada huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olduğu tescilli neoliberal politikalar en son Şili&#8217;de tansiyonu yükseltti. Ortaya çıkış sırasıyla sondan geriye doğru, bu sene  Hong Kong&#8217;daki protestolar; geçen sene bu zamanlarda başlayan Fransa&#8217;da Sarı Yeleklilerin direnişi; 2013 yılında Türkiye&#8217;deki Gezi Parkı eylemleri ve 2010 yılının Aralık ayında yaşanan Arap Baharı ortaya koydukları irade bakımından benzerlik gösteren kitlesel eylemler. Şili&#8217;deki protestoların da eklenmesiyle huzursuzlukların dışa vurum sıklığındaki artış dikkat çekerken hangi ülkede olursa olsun kültürel ve toplumsal alt yapı farklılıklarına rağmen fakirliğin dayatıldığı hayattan kurtulma ve sağlıklı yaşama talebinde ortaklaşıldığı anlaşılıyor. Nitekim Şili&#8217;de gördüklerimiz arasında adrese teslim mesajlar da yok değil: &#8220;Neoliberalizm başladığı yerde bitirildi&#8221; yazan pankartlar dünyanın geri kalanı için de nefes açıcı etki yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilimsel olarak bazı canlı türleri için aksi mümkünse de genel manada hiç bir insan türü oksijensiz ortamda yaşayamaz&#8230; &#8217;80 sonrası uygulamaya konan ekonomi programlarının hiç bir bünyeye uymadığı, ülkelerin kendi kültürel ve toplumsal dinamiklerine göre bir reaksiyona yol açtığı ortada. Zira mal ve hizmetlerin kullanım değerinden ziyade değişim değerini önceleyerek her şeyi meta olarak gören kapitalist sistem anlayışının ekolojik toplumsal, siyasi etki ve sonuçlarını görmezden gelerek pazarı genişletme girişimleri de farklı yollar izleyebiliyor. Nitekim Michel Foucault 1979 yılındaki derslerinin toplandığı Biyopolitika&#8217;nın Doğuşu&#8217;nda neoliberalizmin farklı biçim ve aşamalarına işaret eder. Buna göre neoliberal politikaların devletler eliyle mi ya da bir enstitünün önderliğinde mi işletildiğinden tutun da yurttaşlar üzerinde yönetimsellik ve/veya hegemonya ilişkisinin kurulma şekillerine, baskı ortamının düzeyine kadar çeşitlilikten bahsedilebilir. Yine neoliberal politikaların küresel kapitalizmin genişlemesi için deterministik bir rol oynama potansiyeli ya da liberal ekonomi koşullarıyla özdeşlik kurularak işletilmesi de söz konusu olabilir. Neoliberal politikanın uygulanış biçimleri açık griden siyaha doğru grinin tonları gibi betimlenirse renk koyulaştıkça yaptırımların, bunun akabinde otoriterleşmenin artacağı öngörülebilir zira ağır neoliberal uygulama ve yaptırımların demokrasilerde işletilmesi mümkün değildir. Otoriterleşme eğilimi artarken siyasetin dışına itilen toplum tepki göstermedikçe ezilmeye mahkumdur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2018 yılında  Türkiye&#8217;de parlamenter demokrasinin yerini Cumhurbaşkanlığı sisteminin alması ve güçler ayrılığı ilkesinin güçler birliğine dönüşmesiyle arzu edilen her tür değişimin tek elden düzenlenmesine uygun zemin hazırlandı. Esasen bugünkü siyasi iktidarın özellikle son beş yıldır dile getirdiği &#8220;toplum mühendisliği&#8221; veya ülkeyi şirket gibi yönetmek ideali de bu hazırlıkların habercisiydi. Ancak buradaki temel sorun mecliste ana muhalefet konumunda olan bir siyasi partinin muhalefet etme görevini yerine getirmeyip popülist politika izlemeyi tercih etmesi diğer bir deyişle iktidar karşısında teslimiyetçi bir tavır sergilemesidir. Lakin şimdilerde ana muhalefet partisi ikinci defa yapılmaya zorlanan yerel seçimle elde ettiği Belediye Başkanlığı koltuğuna henüz oturabilmişken bir de yetki alanının daraltılmasıyla karşı karşıya. Zira yeni bir düzenlemeyle Cumhurbaşkanlığı eliyle kurulan  Boğaziçi Başkanlığı ile Boğaziçi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Düzenleme Kurulları boğazlardaki yapılaşma, imar düzenlemeleri, yıkım, kentsel dönüşüm ve denetim gibi her konuda yetki kullanıp uygulatacak. 200&#8217;e yakın personeli ile faaliyet göstermesi beklenen bu kurumların yöneticileri de doğal olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Kurullardaki bakanların, idare heyetindeki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı&#8217;nın ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yetkileri sıfırlanırken ana muhalefet partisi &#8220;kayyım &#8220;gerçeği ile tanışmış olacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef  bazı kişi ve grupların hataları yalnızca kendilerini etkilemez. Artık İstanbul  Boğazı&#8217;ndaki son yeşil alanlara da veda edebiliriz. Oysa yalnızca ilkeli davranmak hayat kurtarırdı&#8230; Eğer meclisteki ana muhalefet partisi konumundaki bu siyasi parti Mardin, Diyarbakır, Mardin, Hakkari,Yüksekova, Van, Nusaybin, Cizre, Kulp, Kayapınar, Bismil, Kocaköy, Karayazı, Erciş&#8217;te seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinden alınıp yerlerine kayyım atanmasına en azından halkın iradesinin gaspına izin vermemek adına karşı çıkabilseydi bugün kendi görev alanı da bu kadar daraltılamazdı. Anlaşılan o ki İstanbul &#8220;Boğazı&#8221;na kadar neoliberalizme batmış olacak ve biz ana muhalefet partisinin  teslimiyetçi tavrının resmini artık vapurdan da göreceğiz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/01/bogazina-kadar-neoliberalizm/">&#8220;Boğazına&#8221; Kadar Neoliberalizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum vs. Neoliberalizm: Doğaya Dahil Olmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/08/sivil-toplum-vs-neoliberalizm-dogaya-dahil-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Alpman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 08:40:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanadalı olduğu sıklıkla vurgulana bir şirketin Kaz Dağlarından altın çıkarmasına izin verilmesiyle ilgili verilen tepkiler, Türkiye’deki sivil toplum hareketinin sahip olduğu enerjiyi göstermesi bakımından önemlidir. Türkiye’de sivil toplum hareketinin hâlen var olabilmesinde bu enerjinin, toplumu savunma azminin, ısrarının ve inadının payı azımsanamaz. Bu, elbette politik tavır alışı da içeriyor, ancak bu örgütlenmelerin uğraşını bununla sınırlamak haksızlık olur. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/08/sivil-toplum-vs-neoliberalizm-dogaya-dahil-olmak/">Sivil Toplum vs. Neoliberalizm: Doğaya Dahil Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bir süredir sivil toplum hareketlerinin azımsanmayacak kısmı düşmanlaştırılıp parmakla gösterilmekte ve kişileri, toplumu, kamuyu/kamusal olanı değil, devleti ve iktidar bloğunu korumayı esas alan yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Halen devam etmekte olan trajik örneklerden biri Büyükada davasıdır, en tuhaf olanı ise Gezi Davası. Yargılama konusu haline gelen iddianamelerin içerikleri değil de bu yargılamaların sembolik anlamından söz etmek gerekir. Yargılanmakta olan şey örgütlenme hakkının ortadan kaldırılmak istenmesiyle sınırlı değil. Türkiye’deki sivil toplum hareketlerinin kamusal sorumluluklarını yerine getirme, kamuya ilişkin konularla ilgili itiraz etme, bunu dile getirme, kamunun dikkatini ilgili meseleye çekme ve böylece karar vericilerin geri adım atmaya zorlamasının polisiye tedbirlerle ve müdahalelerle engellenmesidir. Bu nedenle Türkiye’deki sivil toplum hareketlerinin devlet ve iktidar bloğu tarafından etrafının sarılmasından ve hareketinin kısıtlanmasından söz etmek gerekir. Şimdiki gündemlerden biri olan ve Kaz Dağları’ndaki kırıma itiraz edenlere yönelik oluşmakta olan üstenci muktedir dil de bu istikamette ilerliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum hareketlerinin iktidar bloğu ile aralarındaki ayrışmayı dile getirmelerini sağlayan meselelerden biri uzun süredir çevreyle ilgili. Bu itirazların nedenleri oluşturan meseleler dün Gezi idi, bugün Kaz Dağları. Bu nedenle sivil toplum denildiğinde iktidar bloğunun zihninde oluşan imajla, hükümetin çevre politikalarına karşı olanların zihninde oluşan imaj arasında kapatılması pek mümkün olmayan farklar var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki neo-liberal yıkıcılığın çevrecilikten anladığı şey sökülen-dikilen ağaç sayısı arasındaki sayı farkı. Bu çocuksu ve indirgemeci aklın dört işlem marifetiyle yaptığı işlemler, sivil toplum örgütlerinin itirazlarını dikkate almadığı söylenebilir. Onları ikna etmeyi hedeflemekten çok çevreyle ilgili özel bir duyarlılık geliştirmeyen seçmenleri hedefliyor. Bu nedenle iktidar bloğunun çevre politikalarına karşı olanları bu parmak hesabına davet ederek kendi politikalarını savunmaya çalışması, gerçekçi ya da samimi bir izah değil. Kaldı ki mesele, bu toplama-çıkarma işleminin ötesine geçeli çok oldu. Bu eleştiriyi geliştirmek gerekebilir, ancak iktidar bloğunun çevre politikalarının birbiriyle ilişkili ideolojik, ekonomik ve politik olarak üç düzeyde gerçekleşiyor olması, eleştirinin inşa edileceği zemini göstermesi bakımından tartışmaya değer.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidar bloğu açısından doğa, çevre, ekoloji kelimeleri somut karşılıkları olan, soyutlanabilir kavramlar değil. Karar alıcılar bu kelimeleri herhangi bir cümle içerisinde kullanıldıklarında bile spesifik bir bağlama ihtiyaç duymuyor. Bu nedenle doğa, pastoral resimlerdeki parmakla gösterilebilecek nesnelerin genel adı olarak kullanıyor. Sivil toplum örgütlerinin çevreyle ilgili politikalara itirazlarını anlamamak için gösterilen çabanın nedenlerinden biri bu. Bir diğeri ise doğa tahribatının ağaç dikerek giderilebileceği, doğanın kendi kendini hızla onarabileceği, doğanın insan türüne hizmet etmesi için var olduğu ve insan eliyle yok olmayacağı inancı var. Burası eldeki bulguların ve bilimsel bilgilerin işe yaramadığı yer. Bunun siyasal alandaki meşhur örneklerinden biri Trump. Hatırlanacak olursa, 2016 yılındaki seçim kampanyası sırasında küresel ısınma için “bir aldatmaca” demişti. Bu ideolojik konumlanma, doğaya yönelik bakış açısını belirlediği ve ona yönelik yıkımı meşrulaştırdığı için neredeyse bir dogma haline dönüşerek varlığını sürdürüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak doğa yönelik neo-liberal yıkıcılığın belirleyici motivasyonu sermayenin bu yüzyıldaki çevrimiyle ilgili. Sermayeye devredilmemesi gereken her şeyin metalaştığı küresel kapitalizm koşulları altında bir parkı ya da bir dağı ondan kurtarmak gerçekten meşakkatli bir iş. Sivil toplum örgütlerinin varlığı ve mücadelesi şimdi yaşanmakta olan kırımın ve daha kötüsünün önüne geçebilecek güç ve yetkide olmasa bile bunun imkanını göstermeleri bakımından önemlidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak daha kötüsünü yaşama ihtimalinden dolayı şimdiki hallerine şükredenler daha kötüsüyle karşılaşmaktan kurtulamayacakları için başını kuma gömmek işe yaramaz. Görmezden gelerek görülmeyeceğini sanmak kadar abes olan tutumların sermayenin şiddetinden kurtulması mümkün değil. Bugün kentlerin, sokakların, işliklerin, hanelerin, kurumların içini ve işlevini işgal eden sermaye, buna doğayı işgal ederek başladı ve sürdürüyor, bunun adına girişimcilik deniyor ve pek önemseniyor. Bu neo-liberal saldırıdan ve onun neden olduğu tahribattan korunmanın zor olduğu, adacıklar ya da nefes boşlukları yaratmakla bu saldırıdan kurtulmanın mümkün olmadığını söylemeye gerek yok. Bu tür çabalar küçümsenemez. Ancak bu adacıkların ya da nefes boşluklarının da her an bir saldırının nesnesine dönüşmeyeceği garanti edilemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün neo-liberal ekonominin eğitim, sağlık, güvenlik gibi kamusal hizmetleri ele geçirmesiyle havayı, suyu, ışığı, nefesi ele geçirmesi arasında bir fark yok. Bunların hepsi kârlılık esasına ve prensibine göre yapılan yatırımlar olarak hesaplanıyor. Kişilerin kamusallık gördüğü yerde girişimciler satılacak yeni mallar görüyor. Sivil toplumun doğaya bakıp geleceği gördüğü yerde girişimciler satılacak başka yeni mallar görüyor. Girişimcilerden toplumu ve doğayı korumakla yükümlü olması beklenen hükümet ve bürokrasi ise kendini girişimcilerin halkla ilişkiler departmanı olarak konumlandırdığında bütün yük yine sıradan kişilerin örgütlenmesine ve mücadele etmesine kalıyor. Bunun yıpratıcı ve sürdürülmesi zor bir iş olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak bu yüzyılın ilk çeyreği Türkiye toplumuna sermaye karşısında kendisini koruyacak kurumların ve mekanizmaların çok yetersiz ve az olduğunu ya da hiç olmadığını öğretti. Bu nedenle sıradan kişilerin gidip müdahale etmesinin çok zor olduğu yerlere, örneğin Kaz Dağları’na, gidip orada bu kırımı durdurmak için uğraşan kişilere bu toplum çok şey borçlu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna ek olarak bahsedilmesi gereken bir diğer husus ise şirketin Kanadalı olduğunun sıklıkla vurgulanması. Bunu anlamak zor değil, bu vurguyla toplumda yaygın ve etkili olan milliyetçi ideolojinin uyarılmasını hedefliyor. Sanki Türkiyeli şirketlerin doğayı tahrip etmesi görece kabul edilebilirmiş gibi Kanadalı olduğu dile getirilen şirket, vatan hainliği imasıyla dile getiriliyor. Oysa küresel kapitalizm için şirketlerin menşei ülkelerinin bir önemi olmadığını biliyoruz. Yine de Türkiye’deki hegemonik iktidarın söylemlerinin tezatlığını göstermek için başvurulan bu milliyetçi söylem, tersinden sivil toplum hareketlerinin mücadelesine zarar veriyor. Mesele şirketlerin menşei değil, sermayenin ve devletlerin doğaya yönelik menfaatperest ve dar grup çıkarlarını esas alan ekonomi-politik uygulamaları.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan egemen siyasal aklın doğa tasavvuru, diğer yandan neo-liberal ekonominin doğa tutkusu güçlü ve etkili bir politikada bütünleşiyor. Dünyanın gözbebeği olarak kıymet verilmesi gereken Amazon Ormanları’na metal aletler ve araçlar, kimyasal ilaçlar ve patlayıcılarla giren sermayenin bu kırımı yapabilmesini sağlayan politik iradeyi görmek gerekir. Türkiye’de iktidar bloğunu işaret ederek, bunlar ağacı, kuşu, yeşili sevmiyorlar gibi klişelerden çok, bu politik iradeyi anlamak ve onun dinamiklerini açıklamak gerekir. Bugünkü politik iradenin denetim ve kontrol altında tuttuğu akademi, medya, hukuk, bürokrasi ve sermaye gibi alanların, bu irade karşısında iktidar aygıtı olarak konumlanması ve özerk alanlar haline gelememesi, politik iradeyi tek başına ve her şeyin fevkinde gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin medyanın, Kaz Dağları örneğinde de görüldüğü üzere, ortaya çıkan itirazları yalan haberler ya da malumatlar ile çarpıtılması bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir. Bu çarpıtmaların bir işe yaramayacağının bilinmesine rağmen bunu sürdürme gayretlerinin nedeni, bir sonraki adımda ortaya çıkacak baskıyı meşrulaştırmak olsa gerek. Ancak gerekçesi ne olursa olsun, politik iradenin sermayenin çıkarları etrafında örgütlenmesi ve kamunun çıkarlarını göz ardı etmesi sivil toplum hareketlerinin politik mücadele alanına çekilmesini zorlayan koşulları üretmektedir. Sağ-popülist ideolojinin söylem mühimmatı ile üstünü kapatmaya ve sivil toplum hareketlerini kriminalleştirmeye çalıştığı bu koşullar altında söylenecek her söz, dile getirilecek her itiraz ve her eylem kaçınılmaz olarak politiktir. Bu nedenle egemen politik iradenin karşısında tabanda örgütlenen ve aktüel siyaset-üstü bir motivasyonla hareket eden sivil itaatsizliğin korumaya çalıştığı şey sadece doğa kırımı değil, aynı zamanda hegemonik söylem tarafından baskı altına alınan siyasal alana yurttaş olarak müdahale etme haklarının korunmasıdır. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/08/sivil-toplum-vs-neoliberalizm-dogaya-dahil-olmak/">Sivil Toplum vs. Neoliberalizm: Doğaya Dahil Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
