<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nelson Mandela arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/nelson-mandela/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nelson-mandela/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 09:47:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Nelson Mandela arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nelson-mandela/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Vicdan Hareketi Çağrısı: &#8220;Suriyeli Kadın ve Çocuk Tutsaklar Serbest Bırakılsın&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/21/vicdan-hareketi-cagrisi-suriyeli-kadin-ve-cocuk-tutsaklar-serbest-birakilsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Feb 2019 05:52:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Belen Marin Aguirre]]></category>
		<category><![CDATA[Chief Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Lula Alağa]]></category>
		<category><![CDATA[Majed Sharbajy]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Anneleri]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35496</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suriye’de hapishanelerde bulunan kadın ve çocukların acilen özgürlüklerine kavuşmaları için eyleme geçen Vicdan Hareketi, Haliç Kongre Merkezi’nde 45 ülkeden aktivistlerin katılımıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. 110 ülkenin destek verdiği açıklamada “Suriyeli kadın ve çocuk tutsakları, pazarlıksız ve koşulsuz derhal serbest serbest bırakın!” çağrısı yapıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/21/vicdan-hareketi-cagrisi-suriyeli-kadin-ve-cocuk-tutsaklar-serbest-birakilsin/">Vicdan Hareketi Çağrısı: &#8220;Suriyeli Kadın ve Çocuk Tutsaklar Serbest Bırakılsın&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="m_2967697939651640899gmail-p1"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Geçtiğimiz yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Suriye’de devam eden savaşta kadınların yaşadığı drama dikkat çekmek amacıyla, İstanbul’dan Hatay’a ulaşan Vicdan Konvoyu, bu yıl da özgürlüğün önündeki engelleri kaldırmak amacıyla ‘Vicdan Hareketi’ ismiyle faaliyetlerine devam ediyor. 8 Mart 2019’a kadar tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, çalışmaların ilk startını İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde yaptığı uluslararası basın açıklamasıyla verdi.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-35498 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Suriyeli-kadınları-serbest-bırakın1-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Suriyeli-kadınları-serbest-bırakın1-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Suriyeli-kadınları-serbest-bırakın1-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Suriyeli-kadınları-serbest-bırakın1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p1"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">‘Çünkü İnsanız’ sloganıyla çalışmalarını yürüten Vicdan Hareketi, 7 binden fazla kadın ve çocuk tutuklunun olduğu Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek faaliyetlerini sürdürecek. Vicdan Hareketi, dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun insanların işkence görmeden, zulme uğramadan onurlu ve insanca yaşaması gerektiğine inanıyor. Hareket, kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle büyüyen dramlarına dikkat çekmeyi amaçlıyor. </span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p1"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Dünyanın farklı bölgelerinden siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve insan hakları savunucularının destek verdiği özgürlük çağrısı buluşmasına katılan bazı isimler şöyle; Azerbaycanlı Sanatçı Azerin, Mandela’nın Torunu ve Milletvekili Chief Mandela, Srebrenitsa Anneleri, İngiltere Parlamentosu’nun İlk Müslüman Milletvekili Hon Baroness Pola Manzila Uddin, Ekvador Milletvekili Ana Belen Marin Aguirre ve Ukraynalı Milletvekili Dr. Olga Bogomolets gibi çok sayıda dünyaca tanınmış aktivist isim&#8230;</span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p4"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1"><b>110 ülkeden 2 bin STK destek verdi</b></span></p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-35499 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Yavuz-Dede-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Yavuz-Dede-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Yavuz-Dede-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Yavuz-Dede.jpg 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p6"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Basın toplantısında, ilk konuşmayı Vicdan Hareketi Genel Koordinatörü Yavuz Dede yaptı. Vicdan Hareketi’nin 110 ülkeden destekle kurulduğunu ifade eden Yavuz Dede, kendilerine Türkiye’den ve dünyadan 2 binin üzerinde STK’nın destek verdiğini açıkladı. Konuşmasının devamında “Suriye’de yaşananları anlatabilmek mümkün değil” diyen Dede, eylemlerin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne kadar devam edeceğini söyledi. Dede, “Bu süre zarfında sosyal medya üzerinden çeşitli etkinliklerin gerçekleştireceğiz. 45 ülkeden aramızda bulunan katılımcılarımız da kendi ülkelerinde farklı etkinlikler düzenleyecekler” dedi. </span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p4"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1"><b>“Rakam olarak gözaltına alındık. Ben 291 numaraydım”</b></span></p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-35500 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Majed-Sharbajy-640x449.jpg" alt="" width="640" height="449" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Majed-Sharbajy-640x449.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Majed-Sharbajy-1024x718.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Majed-Sharbajy.jpg 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p6"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">7 ay boyunca Suriye hapishanelerinde işkence gören ve zindanda eşini kaybeden Suriyeli kadın Majed Sharbajy, hapishanede kendini tecavüzle tehdit ettiklerini söyledi. “Çok defa eşimin gözleri önünde başörtümü çıkarttılar” diyen Sharbajy, yaşadıklarını şöyle anlattı:</span><span class="m_2967697939651640899gmail-s2"><span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p6"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">“Yaşadıklarımızı ifade etmek gerçekten mümkün değil. Eşimle birlikte barış ve özgürlük hareketlerine katıldık diye gözaltına alındık. Benimle birlikte 20 kadın gözaltına alındı. Hepimiz aynı anda uyumak istesek sığmıyorduk bu yüzden nöbetleşe uyuyorduk. 3 ay boyunca hiç banyo yapmadık. Yani hiç ıslanmadık. Yavaş yavaş bitlenmeye başladık. Kolera’dan ölenler oldu. İşkenceden, hastalıktan her gün ölenler oluyordu. Sonra da onları da toplu mezarla gömüyordu. Bunu yapmalarının sebebi ise tüm dünyadan bu zulmü saklamaktı. Bizimle birlikte birçok hamile kadın vardı hapishanede. Hiçbirine ilaç verilmiyordu ve hepsi bu talebi yinelemek için çığlık atarak seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Bizler rakam olarak gözaltına alındık. Ben 291 numaraydım. İsimlerimiz yoktu, bilinmiyordu. 291 benim numaramdı. Yok edilmemiz isteniyordu ve bunu çoktan göze almışlardı.”</span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1"><b>Nelson Mandela’nın torunu Chief Mandela: &#8220;Biz Sessizlerin Sesiyiz&#8221;</b></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-35501 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Chief-Mandela-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Chief-Mandela-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Chief-Mandela-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Chief-Mandela.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Güney Afrika’nın Apartheid rejimiyle mücadele eden efsanevi lideri Nelson Mandela’nın torunu Chief Mandela, da ülkesini temsilen Vicdani Hareket çağrısına katıldı. 2009’dan beri Güney Afrika Ulusal Meclisi’nde milletvekili olarak görev yapan<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Chief Mandela, eşini ve çocuklarını 8 Mart 2018’de Suriye sınırında gerçekleşen Vicdani Konvoy Hareketi’ne göndermiş ve ilk desteklerini iletmişti. 10 binden fazla kadın aktivist Suriye sınırında buluşmuş, kadınlara ve çocuklara yapılan işkenceye ve hukuksuzluğa karşı eylemde bulunmuşlardı.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Güney Afrika’nın acımasız, baskıcı ve ırkçılık ayrımı güden bir geçmişi olduğuna vurgu yapan Mandela, “Biz dünyanın neresinde olursa olsun kim savaşırsa savaşsın bu savaşa karşıyız. Güney Afrikalılar olarak baskının ve ırkçılığın ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. İnsan hakları öncüsü ve savunucusu dedem Nelson Mandela bize dünyanın herhangi bir yerinde özgürlüğü kısıtlanan bir insan kalana kadar mücadelemize devam etmemiz gerektiği yönünde öğüt verirdi. Bu nedenle dünyada tek bir kişi zulmü görmeyene dek mücadelemize devam edeceğiz. Dünya Güney Afrika’nın sesini duysaydı ve ‘Release Mandela&#8217; kampanyamız için çağrı yapsaydı biz de özgürlüğümüzü elde edebilirdik. Bu yüzden biz sessizlerin sesiyiz ve onların sesini duyurmalıyız.” dedi. <span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Mandela ayrıca dünya liderlerinin müzakere masasında bir araya gelmesi ve Vicdani Hareket’i desteklemesi gerektiğini belirterek, 45 ülkeden bu kadar insanın Suriye’de hapishanelerde olan kadın ve çocukların özgürlüğüne kavuşması, ayrıca başka bölgelere göç etmek zorunda kalan kişilerin kendi topraklarına dönme hakkı için bir araya geldiklerini söyledi. Suriye rejimine yaptıklarının insan haklarına aykırı olduğunu ve bunun derhal sona ermesi gerektiğini söylemek için bir manifesto okuduklarını vurgulayan Mandela, “Şartsız bir biçimde siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşmasını ve istismarın sona ermesini istiyoruz.” şeklinde konuştu.</span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1"><b>Suriyeli Lula: &#8220;1 yaşındaki bebeğimi zorla kucağımdan alıp yere fırlattılar&#8221;</b></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-35502 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/lula-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/lula-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/lula-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/lula.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Vicdan Hareketi’ne destek vermeye gelenler arasında Suriye’de Esad rejimi tarafından 3 yıl boyunca her türlü işkenceye maruz kalan 4 çocuk annesi 35 yaşıdaki Lula Alağa da vardı. Lula’nın hikayesi ve çektiği acılar kelimelere kolay aktarılacak cinsten değil. Lula’nın yaşadığı dehşet dolu zamanlar Mart 2011’de Suriye’de savaşın başlamasıyla ve bir gece vakti Esat rejimi askerlerinin Halep’teki evlerinin kapısını kırarak içeri girmesiyle başlıyor. Erkekleri korkutmak ve baskı altına almak için kadınların silah olarak kullanıldığını belirten ve askerler tarafından evine zorla girdiklerinde kucağında 1 yaşındaki bebeğiyle olan Lula dehşet dolu anları şöyle anlatıyor; “Esad’ın askerleri eşim ve çocuklarımla evimizde uyurken çok korkunç bir şekilde kapımı kırdılar ve içeri girdiler. Eşimle konuşmama hiç izin vermediler. 1 yaşındaki bebeğimi zorla kucağımdan alıp yere fırlattılar. Sonra benim gözlerimi bağladılar ve zorla arabaya bindirdiler. Kocam da bir şey yapamadı çünkü ellerinde silahları vardı ve çocuklarımın gözleri önünde bu olaylar yaşandı.” diyerek yaşadıklarını anlatmaya devam etti.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Erkekleri korkutmak ve mücadeleden vazgeçirmek için eşlerine gözlerinin önünde işkence yaparak tecavüz ettiklerini söyleyen Lula, “Gözlerim bağlı şekilde toplama alanına getirildikten sonra çırılçıplak soymak istediler, direndim ama zorla üzerimdeki tüm kıyafetleri çıkardılar. Sorgulamayı çırılçıplak yaptılar. Sorgu boyunca her türlü küfür hakaret ve şiddete maruz kaldım. İşkencelerin ilk sorguda olacağını düşünmüştüm ama büyük hapishaneye geçtikten sonra şiddetin boyutu daha da arttı. Her gün 4 saat boyunca kollarımızdan bir demire asılı olarak duruyorduk. Bu şekilde bize elektrik vererek işkence yapıyor, çıplak vücudumuza ellerine ne geçerse vuruyorlardı.” dedi.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1"><b>“Eşimin gözünün önünde bana tecavüz ettiler”</b></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Lula tutuklandıktan sonra 4 çocuğuna kocasının ailesi bakmış. Çünkü kendi tutuklandıktan bir gün sonra kocası da tutuklanmış ve karı kocayı karşılıklı oturtup sorgulamaya başlamışlar. Lula yaşadığı korkunç olayı şöyle anlatıyor; Eşimle bizi çırılçıplak soydular ve karşılıklı oturttular. Eşime benim gözümün önünde çok işkence ettiler. Eşimin gözünün önünde bana tecavüz ettiler. Eşim işkencelere ve bana yaptıklarına dayanamadı ve hasta oldu. Hasta olduğu halde işkencelere devam ettiler ve yine bir sorgu sırasında gözlerimin önünde şehit oldu. Bunları anlatmak çok zor ama yaşadıklarımı tüm dünya bilsin istiyorum. Belki bir insanın daha harekete geçirir.” şeklinde konuşmalarına devam etti.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space">  </span></span><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">3 yıl boyunca türlü işkencelere maruz kalan Lula, ailesinin biriktirdiği 5 bin Suriye Lirası karşılığında serbest bırakılmış. Serbest kaldıktan 6 ay sonra çocuklarını da alıp Türkiye’ye gelen Lula, Hatay’da bir mağazada çalışıyor ve geçimini kendi sağlıyor. Şimdi 16, 12, 11 ve 6 yaşlarında olan 4 çocuğu ile birlikte yaşadığı zor zamanları hatırlamamaya çalışıyor.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="m_2967697939651640899gmail-p9"><span class="m_2967697939651640899gmail-s1">Vicdan Hareketi’nin kendisini çok umutlandırdığını ifade eden Lula, hapishanelerde yaşadıkları aklına geldikçe Suriye’deki tutsak kadın ve çocukları düşündüğünü ve onların özgürlüğüne kavuşması için elinden geleni yapacağını söylüyor. Esat rejimi kaldığı sürece Suriye’nin geleceği olmadığını belirten Lula, “Dünyanın artık Suriye konusunda birlik olup güçlü bir tepki göstermesi gerekiyor. Çünkü her gün gün hapishanelerde onlarca insan ölüyor ve bu sayı her geçen gün artıyor.” dedi.<span class="m_2967697939651640899gmail-Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/21/vicdan-hareketi-cagrisi-suriyeli-kadin-ve-cocuk-tutsaklar-serbest-birakilsin/">Vicdan Hareketi Çağrısı: &#8220;Suriyeli Kadın ve Çocuk Tutsaklar Serbest Bırakılsın&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Nov 2017 20:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Berghoff Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20353</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. <span id="more-20353"></span>Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor&#8221;</strong></p>
<p>Kasımın ilk haftasında iş dünyasından bir grup temsilci, Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkez ve Berghoff Vakfı&#8217;nın davetlisi olarak Güney Afrika’ya bir çalışma ziyareti düzenledi. İş insanlarının çatışma çözümündeki etkisini yerinde gözlemlemeyi amaçlayan bu geziyi katılımcılardan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile konuştuk.</p>
<p><strong>Güney Afrika’ya dört günlük bir çalışma seyahatine katıldınız. Geriye bakınca, bu seyahatlerin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<figure id="attachment_20354" aria-describedby="caption-attachment-20354" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20354" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/20160127164201_mehmet-kaya-e1511640054444.jpg" alt="" width="268" height="260" /><figcaption id="caption-attachment-20354" class="wp-caption-text">DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya</figcaption></figure>
<p>Barış süreçleriyle ilgileniyorsanız, bu seyahatler sizin için çok ön açıcı oluyor. Gittiğiniz yerde bazı ezberlerin, bazı açmazların aşıldığını görebiliyorsunuz. Onların nasıl aşıldığını görmek sizin de bu süreçte imkânsız gördüğünüz durumlar hakkında daha geniş düşünmenizi sağlıyor. İşler bu noktada iken nasıl bir araya gelinir, nasıl konuşulur, barış tekrardan nasıl sağlanır dediğiniz çok zor şeylerin kolay ve farklı yöntemlerle çözümün mümkün olduğunu görüyorsunuz. Evet, Güney Afrika barış sürecini, geçmişle yüzleşme uygulamalarını kitaplardan okuduk ama çok merak ediyorduk, yerinde görüp inceleyince kitaplardan okuduğunuz gibi olmadığını görüyorsunuz. Devletin iş dünyasına karşı kullanabileceği bir sürü güç varken iş dünyası hangi cesaretle barış çalışmalarını başlatmaya uğraşıyor, bunu görüyorsunuz. Böyle süreçlerde en güçlü olması gereken ama bizde belki de en pasif olan iş çevrenin orada yöntem değiştirerek sürece çok ciddi katkı sağladığını görüyorsunuz. Daha önce Myanmar’a da gitmiştim benzer bir çalışma kapsamında ve orada da işlerin okuduğumuzdan çok farklı olduğunu görmüştük. Her iki seyahatten de şunu öğrendim, bu işler kolay işler değil çok zor işler. Bu işlere zorluğunu bile bile gireceksiniz. Bir deneyim diğerine tamamen uymuyor, her ülkenin hem farklı hem benzer koşulları var, bunu bilmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Seyahate katılan grubun profili genelde iş insanları ve onların temsilcileriydi galiba, böyle bir heyetin seçilme maksadı ve oradaki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz ?</strong></p>
<p>Güney Afrika&#8217;da &#8216;Apartheid’in kaldırılması ve barış sürecinde iş camiasının güçlü olduğunu gördük. Her halde bu seyahat planlanırken de düzenleyiciler, hem bölgeden hem de Türkiye&#8217;nin farklı illerinden iş camiasını temsil eden sivil aktörleri davet ederek buradaki tecrübenin doğrudan muhatapları tarafından görülmesini, gözlemlenmesini planlamışlardı. Döndükten sonra bu iş dünyasını temsil eden insanların aktarımları, Türkiye&#8217;deki iş dünyasının bu süreçlerin ne kadar dışında olduğunu ama içinde olabileceğini keşfetmek anlamında bu doğru bir tercihti.</p>
<p>Orada iki büyük aktör var, biri o zamanki devlet. Nüfusun yüzde 8&#8217;ine ama ekonominin yüzde 90&#8217;ına sahip &#8216;beyazların&#8217; elindeki devlet. Diğer tarafta Mandela ile tanıdığımız  Afrika Ulusal Kongresi (ANC). Bu iki taraf ile, bu taraflar içerisinde barışı sağlamaya çalışan iş örgütleri ve sendika temsilcileriyle, görüşmelerimiz oldu. Mesela o dönem Güney Afrika hükümeti adına görüşmelere baş müzakereci sıfatıyla katılmış olan Roelf Meyer ile görüştük. O dönem müzakerenin &#8220;beyaz&#8221; tarafını temsil eden Meyer, şu anda dünyadaki çok yerde çatışma çözümlerinin gözlemcisi olarak da çalışıyor. Masanın &#8220;siyah&#8221; tarafının temsilcileri ile de görüştük. Mesela Ulusal İş Dünyası Girişimi ile Bankalar Birliği Başkanı Cassim Coovadia bunlardan biri. Güney Afrika Seçim Komisyonu Başkanı Terry Tselane, Sivil Toplum Lideri Ishmael Makhebula, akademisyenler ve çeşitli aktörler ile görüşmelerimiz oldu. Barış sürecini, seçim sistemini, ekonomik sistemi teferruatlı değerlendirme imkanımız oldu. Odaklandığımız nokta daha çok iş camiasının bu sürece ne şekilde katkı verdiği ve nerede durduğu idi, bunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Hükümetin bu müzakerelere başlamasında en önemli iki etken gördüm. Birincisi; ekonominin nüfusun yüzde 8&#8217;inin elinde olması bir sorun evet ama tehdit-fırsat denklemine bakıldığında aynı zamanda bir fırsat olmuş. Ekonominin globalleşmesi, uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkide olmak uluslararası kamuoyunun bu ekonomi çevreleri ve yönetim üzerinde etkili olmasını beraberinde getirmiş. Mesela Meyer&#8217;in ifadesiyle; ülkelerin, &#8216;Apartheid&#8217;i kaldırmama durumunda ambargo uygulayacaklarına dair açıklamaları, özellikle Afrika&#8217;da yatırımları bulunan uluslararası şirketlerin tüketicilerinin o şirkete karşı yaptırım uygulamaları Güney Afrika ekonomisinin çökmesi endişesini beraberinde getirmiş.  Mesela Paris&#8217;te, Fransız şirketlerinin Güney Afrika&#8217;daki yatırımları ile ilgili bir kampanyalar başlatılmış. Buradan her ne kadar orayı sadece Mandela ile tanısak da gördüğüm şey, bu iş öyle tek aktörle çözülebilecek bir iş değil. Orada da öyle değildi&#8230; Mandela, oluşan bu havanın çatışmasız, bir uzlaşma ile sonuçlandırabilecek önemli bir aktördü. Bu elbette çok değerli ama tek başına belirleyici olmadığını da söylemek lazım&#8230;</p>
<h4><strong>“İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar”</strong></h4>
<p><strong>Bu noktayı biraz açmak istiyorum. Böyle süreçlerde devleti temsil eden taraf, diğer tarafa göre daha çok hesap kitap içinde olur, çünkü diğer tarafın kaybedecek çok fazla şeyi yoktur. Söylediğiniz gibi, sadece Mandela değil onun karşısında yer alacak bir De Klerk de lazımdır. Biraz De Klerk üzerinden okumanızı rica edeceğim, toplumsal ve siyasal olarak nasıl beklentileri vardı, şahsen nasıl bir projeksiyona sahipti, umduğunu buldu mu, izlenimleriniz ışığında değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20355 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN8Wh4sXUAAwMh7.jpg" alt="" width="338" height="254" />Yaşanan süreçler işi bir yere kadar getirir ama ondan sonra liderlerin rol alması gerekir. Gördüğüm kadarıyla De Klerk ile Mandela gerçekten önemli bir rol üstlenmişler. Mesela De Klerk, Mandela&#8217;nın hiçbir şarta bağlı olmadan serbest bırakılması gerektiğini söyleyen ve bunu sağlayan lider, bu çok önemli. Mandela da hiçbir şart öne sürmeden barış görüşmelerine başlamış. Oradaki nüfus dağılımına bakarsanız, De Klerk devlet başkanlığının Mandela&#8217;ya geçeceğini bile bile bu süreci başlatıyor ve kendisine yardımcı oluyor bu süreçte. Seçimden sonra da Mandela&#8217;nın başkan yardımcılarından biri De Klerk oluyor. Yani barışın gerçekleşebilmesi için bile bile koltuğunu &#8220;siyah&#8221; birine bırakıyor ve dönüp ona yardımcı oluyor. İşte liderlik vasfı tam da burada kendisini gösteriyor. Evet, mesela Apartheid Müzesi&#8217;ni gezerken bakıyorsunuz, geçmişte çok kötü şeyler, büyük katliamlar yapılmış. Tam bir sömürgecilik işletilmiş. Ama buna rağmen iki lider riskleri alıp bu sorunu halletmek üzere müzakereye oturmuşlar.</p>
<p><strong>Burada iş insanlarının rolü nasıl olmuş, aktarabilir misiniz?</strong></p>
<p>Görüştüğümüz her iki kesim de şunları söylediler: Siyasiler arabulucu olunca hem mevzuat açısından sıkıntı yaşıyorlardı hem de insanlar onlara tam güvenemiyorlardı. Ama iş camiasından taraflarla görüşenlere baktığımızda, her iki tarafın da onlara güvendiğini görüyorsunuz. Çünkü kendi siyasi gelecekleri ile ilgili bir ajandaları yoktu ve ülkenin ortak çıkarını düşünüyorlardı. Böyle olunca onlarla yürümesi daha kolay oldu. Bir de iş camiasından müzakerelere katılanlara her iki taraftan da güvenceler verilmişti. Bir de bahsettiğimiz ekonomik dengesizlik, ayrımcılığın en önemli parçası. Burada iş insanlarının her iki topluma bu süreci anlatmaları, gelir ve sermaye paylaşımının zaman içinde dengeli bir noktaya ulaşacağını anlatmaları gerekiyor, bunu yapmışlar. İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar. Uluslararası kamuoyunun ambargo, boykot, ekonomik yaptırım gibi müdahale ihtimallerine karşı da çok yoğun çalışmışlar. Tabi aynı şekilde Mandela ile de görüşmelerde bulunmuşlar. Mandela&#8217;nın bu iş insanlarına yönelik, bazı endişeleri ortadan kaldıran güvenceler verdiği ile ilgili de duyumlarımız oldu. Mandela&#8217;nın da iş camiasını rahatlatarak, paylaşımın bir anda değil de zamana yayılarak gerçekleşmesi konusunda güvence verdiği mesela&#8230; Bunlara baktığımız zaman iş camiası bu işin tam göbeğinde aslında.</p>
<p><strong>Çatışma hali ekonomiye ciddi manada yansıyor ve bölgeler arası ekonomik uçurum oluyor neredeyse. Yaşadığımız bölge mesela, geride kalmış ve adil, eşitlikçi bir yaklaşım gerçekleşemiyor. Devlet sürekli teşvik paketleri açıklıyor ama hiçbirinden istihdamı artıracak, dengeyi sağlayacak bir şey çıkmıyor. Son açıklanan paket kapsamında 37 bin kişiye iş istihdamı oluşturacak yatırım başvurusu var ama buna aylardır cevap verilmemiş. Bir yandan ekonomiyi düzeltirse meselenin daha kolay hallolacağını düşünüyor, bunun için ekonomik teşvik paketi açıklıyor, diğer yandan yatırım başvurularını bekletiyor, cevap vermiyor&#8230;  </strong></p>
<p>Şimdi önceliği doğru belirlemek lazım, inanmak lazım. Eğer güvenliği öne koyup ekonomiyi söylem haline getirirseniz bunu çözemezsiniz. 2018 bütçesinde Savunma Bakanlığı ve Jandarmanın bütçesi yüzde 41-42 oranında artırılırken eğitim ve sağlık bütçesi yerinde saymış. Bu durum, bölgeye daha fazla yansıyor. Mesela Güney Afrika’da &#8216;siyahlar&#8217; şunu söylüyor: Biz geri bıraktırıldık. Bugün bu dezavantajlı durumumuzda aynı ortamda rekabet ederek, şirketler kurarak ekonomik anlamda gelişme şansımız yok,&#8221; bugüne kadar benim üzerimden kazandın, beni köle olarak çalıştırdın, sen yöneticiydin. Bugün onun yerine ‘gel yeniden başlayalım, ikimiz eşit olduk’ &#8221; demekle olmuyor. Geçmişten gelen dezavantajlı bir durum söz konusu. Bu, bir pozitif ayrımcılık gerektiriyor. Buraya bakınca, 20 yıl OHAL ile yönetilmişsiniz, ekonomik anlamda tamamen çökmüş durumdasınız. Şimdi teşvik diye çıkardığınız uygulamada bölge ile İstanbul arasındaki yatırım farklılığına bakıyorsunuz. Aradaki fark iki puanlık vergi indirimine denk geliyor, çoğu durumda teşvik farkı ortadan kalkmış oluyor. Onun için bölgeye özel bir ekonomik yönetim şekli oluşmadığı müddetçe bölgenin kalkınması engellenmiş oluyor.</p>
<p>Güney Afrika’da &#8216;siyahlarla-beyazlar&#8217; arasındaki fark kaldırıldı, eşit haklara sahipler. 11 tane resmi dil var, 3 tane başkent var, siyasi tüm hakları almış siyahlar, peki kullanabiliyor mu, hayata yansıyor mu? Siyahlarla konuşunca ‘hayır’ diyor, ekonomik gelişmişliğin beyazlara üstünlük sağladığına inanıyor. Sonuçta bir ekonomik yetersizlik tek başına bir sorun değil ama tek başına siyasal haklar da yeterli değil. Demokrasi ve ekonomi at başı beraber gitmediği müddetçe Kürt sorunun doğru bir çözüm olanağı yoktur. Evet anadilde eğitim verilebilir, yönetim şekli değiştirilebilir ama siz ekonomik paylaşımı doğru bir şekilde yapmazsanız sorun devam edecektir. Bunu Myanmar’da gördük mesela, Güney Kürdistan ile Irak arasındaki soruna bakınca federasyon olmak yetmiyor, işin içine ekonomik paylaşım giriyor. Güney Afrika’da da bunu görüyorsunuz, siyasal barış yapmak sorunu tek başına çözmüyor. Sürdürülebilir barış yapmak önemli. Benim gördüğüm, Güney Afrika’da sürdürülebilir barış yapılmadı. Evet, çatışma ortadan kalktı ama ekonomik model var mı, sürdürülebilir barış var mı derseniz, &#8216;hayır&#8217; yok.</p>
<h4><strong>“Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newrozu yazsanız hiçbir fark yok. devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek bir kaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.”</strong></h4>
<p><strong>Oradaki riskler neler peki?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20356 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN9N9nxWsAIBE3b.jpg" alt="" width="403" height="302" />Birini anlattım, ekonomik paylaşım büyük sorun. Diğeri de, geçmişle yüzleşme istenilen gibi yapılmamış. Mesela biz oradayken, emniyette sivil bir siyahı öldüren polisin yargılaması yapılıyordu. Şimdi beyazlar ‘biz barıştık, geçmişle yüzleşme de yapıldı’ diye bakıyor ama siyahlar o mahkemenin sonucunu bekliyordu. O mahkemede bu polise ceza verilecek mi, ne ceza verilecek? Bu tür davalarda siyahlar tarafından vicdani kabul görmeyen kararlar yeni bir çatışma riskidir. Geçmişle yüzleşme istenilen bir vicdani rahatlık sağlamamış, evet yapılmış ama sembolik örnekler üzerinden gitmiş. Siz bunu yapmaz, öfkeleri ortadan kaldırmazsanız, vicdanları rahatlatmazsanız, ekonomik dağılım istenilen noktada değilse, bu her zaman çatışma riski oluşturur.</p>
<p>Beyazların bu kırılgan durumdan ötürü ülkeyi tamamen terk edecekleri bir gelecek de yaşanabilir. Ülkede yaşayan beyazların yaklaşık yarısının İngiltere’de, Amerika’da, Avrupa’da bir evi ve bir işi var. Toplumsal barış oturmaz, işler kötüye giderse ülkeyi terk etmeyi düşünenler çok. Ama bu akıbet ortada iken ekonomik bölüşümü sağlayamamak da empati eksikliğidir, birbirini anlamamaktır.</p>
<p><strong>Bütün süreçlerin farklılıkları ve benzerlikleri olduğunu söylediniz. Güney Afrika ile Türkiye&#8217;yi karşılaştırınca neler söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Apartheid müzesinde o döneme ait her şeyi sergilemişler, orayı gezerken hücrelerini gördüm ve ölçtüm. Benim de daha önce iki gözaltı tecrübem olmuştu. Gözaltında yapacak bir şey olmayınca hücreyi ölçüyorduk, ne kadardır diye. Hücre ölçüleri aynı bir kere, onu söyleyebilirim. Polisin hak ihlalleri dönemindeki davranış kalıpları da öyle. Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newroz&#8217;u yazsanız hiçbir fark yok. Devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek birkaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.</p>
<p>Orada ANC dışında 13 grup var ve hepsi bir özgürlük mücadelesi veriyor. En büyük grup olan ANC içinde de büyük büyük gruplar var ve süreçte provokasyonlar olabileceğini biliyorlar. De Klerk, bunu  engelleyecek ve siyahları bir arada tutacak aktörün Mandela olacağını biliyor. Bu yüzden şartsız koşulsuz serbest bırakılmasını istiyor, &#8216;muhalafeti güçlendirirseniz barış yapabilirsiniz&#8217; diyor. Süreci Mandela üzerinden yürüterek, onu güçlendirerek götürüyor. Mandela da geldiğinde sembolik dokunuşlarla eşitsizlik ve ayrımcılığın kaldırıldığına dair adımlar atıyor. Örneğin; orada beyzbol siyahların oynamadığı, beyazlara has bir spor iken Mandela siyahların yoğun olduğu bölgelerde beyzbol sahaları yaptırıyor. Öbür taraftan, bir çözüm süreci yaşadık. Öcalan tarafından, hükümetle birlikte buna karar verildi ve başlandı. Öcalan&#8217;ın devletin hapishanesinde olması devlet için önemli bir avantaj idi. Ayrıca örgütü ve kitlesi üzerinde önemli bir birleştirici olması da avantajdı. Aktörlerin, liderlerin varlığı ve gücü anlamında önemli bir benzerlik var. Araçları aynı ama kullanma şekilleri orada daha farklı hale gelmiş, orada bu araçlar etkili olarak kullanılmış. Burada kullanılamadı.</p>
<p><b>Konuşurken, &#8216;süreçler bir yere getirir, sonra liderler devreye girer&#8217; dediniz. Sizin seyahatinizin katılımcı profilini göz önünde bulundurarak soracak olursam: Sürecin, liderlerin devreye girebileceği kıvama gelmesi için bölgedeki ve Türkiye&#8217;deki iş insanlarına ne düşüyor?</b></p>
<p>İş insanları daha realist bakarlar ve bir işin de yürüyebilmesi için liderin önemini bilirler. Süreçteki yapıları, ne tür sıkıntılar çıkabileceğini de iyi okurlar. Aslında orada görünen şu ki evet, siz ne kadar aracı olur ve görüşmeler yaparsanız yapın bu sürecin içine güçlü aktörleri ve liderleri bir an önce dahil etmek zorundasınız. Bu olmadığı süreçte tarafları kendi içinde birleştirmeniz ve süreci dinamik hale getirmeniz pek mümkün değil. Evet, iş insanları önemlidir ama adım atarken işin muhataplarını görmek isterler, o muhatapla görüşmek konuşmak isterler. O muhatap liderlerdir. Ben Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor. Evet iş camiası orada çok güçlüydü ama sonuçta Mandela olmazsa, De Klerk olmazsa, bunlar ikna olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini gayet iyi biliyorlardı.</p>
<h5>Tarihsel Süreç…</h5>
<p>Güney Afrika’da siyahlara uygulanan Apartheid rejiminin yüz yıllık bir geçmişi var. Nüfusun yüzde 8’ini oluşturan beyazların yönetici olduğu ve toplumsal yaşamın her alanında siyahların ayrımcılığa maruz kaldığı bu rejime karşı ilk mücadele de 1912’de başladı. Sonradan ANC (Afrika Ulusal Kongresi) ismini alan hareket, Mandela’nın hapisten çıkarak devlet başkanı olduğu döneme kadar silahlı mücadele dahil olmak üzere varlığını sürdürdü ve o günden bu yana bir siyasal parti olarak iktidarı elinde tutuyor.</p>
<p>1940’lı yıllardan sonra daha görünür olan Apartheid rejiminde ırklar arası evliliklerin yasaklanması, siyah öğrencilere beyazlardan daha aşağı olduklarını aşılayan eğitimin verilmesi, siyahların belirli bölgelerde yaşamaya zorlanması gibi ayrımcı yasalar hayata geçirildi. Bu politikalara karşı 1960 yılına kadar yürüyüş, boykot, sivil itaatsizlik eylemleri yapan siyah gruplar, 21 Mart 1960’ta 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville Katliamı’ndan sonra silahlı mücadele kararı aldılar.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in (BM) 1960 yılında Apartheid’i insanlığa karşı suç ilan etmesi, 1970 yılından itibaren başlayan ekonomik ambargo, boykot ve mali yaptırımlar 1990 yılına kadar sürdü. Çatışmaların sürdürülebilir olmayışı ve uluslararası baskılar sonucunda 1989’da başkan seçilen De Klerk demokratikleşme adımları atmaya karar verdi. Nelson Mandela 1990’da serbest bırakıldı ve müzakereler başladı. Apartheid yasalarının kaldırıldığı, yeni anayasanın yapıldığı sürecin sonunda 1994’te yapılan ilk demokratik seçimlerde Mandela devlet başkanı seçildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Güzel günler göreceğiz çocuklar”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/22/guzel-gunler-gorecegiz-cocuklar/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/22/guzel-gunler-gorecegiz-cocuklar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:50:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika Ulusal Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Evers]]></category>
		<category><![CDATA[Eşit Haklar]]></category>
		<category><![CDATA[hak mücadeleleri]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Malcolm X]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Luther King J.R.]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[OY VE ÖTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal islam]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Süfrajet]]></category>
		<category><![CDATA[temel hak ve özgürlükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13740</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Eşit hak ve özgürlükler için verilen mücadele hep daha güçlüye ve gücü kaybetmemek için adaletten kolayca vazgeçenlere karşı verildi.&#8221; Britanya’da Kadınların Sosyal ve Politik Birliği (Women’s Social and Political Union) kadınlara oy hakkı talebiyle 1903 yılında kuruldu. Süfrajet olarak da adlandırılan oy hakkı için mücadele eden kadınların mücadelesi sonucunda kadınlar seçilme hakkını 1918’de, erkeklerle eşit [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/22/guzel-gunler-gorecegiz-cocuklar/">“Güzel günler göreceğiz çocuklar”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Eşit hak ve özgürlükler için verilen mücadele hep daha güçlüye ve gücü kaybetmemek için adaletten kolayca vazgeçenlere karşı verildi.&#8221;</strong></p>
<p>Britanya’da Kadınların Sosyal ve Politik Birliği (Women’s Social and Political Union) kadınlara oy hakkı talebiyle 1903 yılında kuruldu. Süfrajet olarak da adlandırılan oy hakkı için mücadele eden kadınların mücadelesi sonucunda kadınlar seçilme hakkını 1918’de, erkeklerle eşit olarak seçme hakkını ise 1928 yılında kazandılar. <a href="http://www.5harfliler.com/oy-hakki-mi-dediniz/?doing_wp_cron=1492614679.6549930572509765625000" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bu mücadele dünyanın farklı yerlerindeki kadın hareketlerini de etkiledi.</a></p>
<figure id="attachment_13741" aria-describedby="caption-attachment-13741" style="width: 201px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13741" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/250px-Frederik_de_Klerk_with_Nelson_Mandela_-_World_Economic_Forum_Annual_Meeting_Davos_1992.jpg" alt="De Klerk ve Mandela, Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında tokalaşırken. Ocak 1992." width="201" height="157" /><figcaption id="caption-attachment-13741" class="wp-caption-text">De Klerk ve Mandela, Dünya Ekonomik Forumu&#8217;nun yıllık toplantısında tokalaşırken. 1992.</figcaption></figure>
<p>Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki Afrika Ulusal Konseyi (African National Congress &#8211; ANC) ırkçı ayrımcılığı bitirmek ve herkese eşit koşullarda seçme ve seçilme hakkı kazandırmak amacıyla 1912 yılında kuruldu. Nelson Mandela ANC’ye 1943’te katıldı. Güney Afrika Cumhuriyeti ANC’yi 1960’da kapattı ve Mandela’yı 1962’te ömür boyu hapse mahkum etti. Artan ve yönetimi giderek zorlayan iç ve dış baskılar sonucunda Başkan De Klerk, Mandela’yı 1990 yılında serbest bıraktı. Kabul edilen yeni anayasa sonrasında yapılan seçimleri ANC kazandı ve Mandela 1994’te Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkanı oldu. ANC 1994’ten bu yana iktidarda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ABD’de iki Afro-amerikan kadın, Claudette Colvin ve Rosa Parks, 1955 yılında otobüste beyazlara ayrılan yerlere oturdukları ve kalkmayı reddettikleri için tutuklandılar ve Montgomery Otobüs Boykotu’nun başlamasına yol açtılar. 381 gün süren boykot sonrasında Federal Mahkeme otobüslerdeki ayrımcı uygulamayı sonlandırdı. Bu sürecin devamında Afro-amerikan Sivil Haklar Hareketi (African-American Civil Rights Movement) ABD’nin özellikle güney eyaletlerinde yaşanan ırkçılığa karşı farklı yolları kullanarak mücadele etmeye devam etti. Hareketin önde gelen isimlerinden Medgar Evers, Malcom X ve Martin Luther King J.R. sırasıyla 1963, 1965 ve 1968 yıllarında öldürüldüler. Sivil Haklar Hareketi, ABD’de farklı alanlarda ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı kritik yasaların geçmesini sağladı. ABD, 2008 yılında ilk Afro-amerikan başkanını seçti.</p>
<p>LGBTİ’lerin hak mücadelesi de 20&#8217;nci yüzyılın ortalarında başlayıp 1970’lerden sonra yayılarak devam etti ve 2000’lere geldiğimizde mücadelenin sonuçlarını almaya başladılar. 2001’de Hollanda eşcinsel evliliğe yasal izin veren ilk ülke oldu, 2016 itibariyle bu sayı yirmiyi buldu. ABD, 2015’te Yüksek Mahkeme’nin yurttaşların tüm eyaletlerde eşcinsel evlilik yapabileceğine dair verdiği karar sonrası bu ülkeler arasına katıldı. 2008’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen <a href="https://documents-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G11/148/76/PDF/G1114876.pdf?OpenElement" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Cinsel Kimlik ve Cinsiyet Yönelimi Bildirisi’ne</a> 96 ülke destek verdi.</p>
<p>Türkiye’nin çok partili düzene geçmesini takiben siyasal islam hareketi kendisine öncelikle Demokrat Parti ve Adalet Partisi altında yer buldu. Necmettin Erbakan’ın 1969’da bağımsız milletvekili olmasının ardından 1970’de Milli Nizam Partisi olarak partileşti. Hareketin 12 Eylül sonrası vücut bulduğu Refah Partisi 1995 seçimlerinden %21,4 ile birinci parti olarak çıktı ve Necmettin Erbakan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı oldu. 28 Şubat’tan sonra Refah Partisi önce iktidarı bırakmak zorunda kaldı, ardından kapatıldı. 1970-2001 arasında siyasal islam hareketinin dört partisi kapatıldı. Bu hareketin içinden doğan AK Parti 2002’den bu yana Türkiye’de iktidarı elinde tutuyor.</p>
<p>Kürt siyasal hareketinin ilk siyasi yapılanması olan Halkın Emek Partisi (HEP) 1991 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile ittifak yaparak meclise girdi. HEP’in sekiz milletvekili 1994 yılında meclis çatısı altında tutuklandılar, yargılandılar ve  10 yıl cezaevinde yattılar. Kürt siyasal hareketini de içeren Halkların Demokratik Partisi (HDP), 7 Haziran 2015 seçimlerinde %13,1 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde %10,8 oy alarak seçim barajını aştı ve mecliste demokratik siyaset yapma hakkını baraja rağmen kazandı. 1 Kasım 2015’ten sonraki süreçte HDP’nin eş genel başkanları dahil 13 milletvekili tutuklu yargılanmak üzere cezaevine sevk edildiler.</p>
<p><strong>Sosyal değişim: Güçlüye karşı uzun ve zorlu bir mücadele</strong></p>
<p>Bu örnekler, dünya üzerindeki ve ülkemizdeki çok sayıda hak ve özgürlük mücadelesinden sadece ve aklıma kolayca gelen birkaçı. İnsanlar geçmişte ve bugün benzer mücadeleler sürdürdüler, sürdürüyorlar. Örneğin, kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği talebinin önünde yeni engeller var. ABD’de Obama’dan sonra bile Afro-amerikanlar çok ciddi ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalıyor ve ülkemizdeki Kürtler hak ve özgürlük mücadelesinde kayba uğruyorlar.</p>
<p>Ülkemizde siyasal islam ve Kürt siyasal hareketleri geçmişi oldukça geriye giden ve zorlu geçen hak mücadelelerinden doğarak bir yerden sonra o mücadeleleri ileriye taşıdılar. Benzer şekilde haklarından tam olarak yararlanamayan Aleviler, Romanlar, engelliler ve LGBTİ’lerin mücadeleleri halen devam ediyor. Hatta Ermeniler, Museviler, Süryaniler gibi azınlıklar ve kadınlar sahip oldukları hakları ve özgürlükleri koruma kaygısında, toplumun seküler kesmi de endişeli. Tüm bu dinamiklerin altında toplumda süregelen bir sosyal ve siyasal değişim var.</p>
<p>Yukarıdaki az sayıda örnek bize sosyal ve siyasal değişimin zaman aldığını, mücadele edenlerin önemli bedeller ödediğini, sabırla ve inanmışlıkla çalışanların da hak ve özgürlük kazanımları elde ettiğini gösteriyor. Bu sürecin her zaman iyiye doğru gitmediğini, kimi zaman kazanılmış hak ve özgürlüklerin kaybedilebildiğini biliyoruz. Eşit hak ve özgürlükler için verilen mücadele hep daha güçlüye ve gücü kaybetmemek için adaletten kolayca vazgeçenlere karşı verildi. Böylesine zorlu bir yola çıkan insanların arafta kalmadığını görüyorum. Yani, inandıkları amaç doğrultusunda “mücadele etsem mi etmesem mi” diye sorgulamadan  ancak değişim için seçecekleri yol ya da araçları günün koşullarına göre değiştirebilecek esnekliğe sahip olarak devam ettiklerine inanıyorum. Türkiye’de de kadın, çocuk, genç, eğitim, çevre, sivil toplum vb. gibi farklı alanlarda sosyal değişim için çalışanların sosyal değişimin acılı, çok zor ama bir o kadar da manevi olarak ödüllendirici bir süreç olduğuna yakından tanıklık edeceğini biliyorum.</p>
<p>Bugün Türkiye sivil toplumunda hatırı sayılır sayıda kurum ve toplumun giderek büyüyen bir kesimi, herkesin hak ve özgürlüklerini eşit olarak yaşayabilmesi için çalışıyor. Bu yönüyle çok değerli bir amaç için mücadele ediyoruz ve kendimiz için istediğimiz bir hakkın bir başkasından,-inanca, ırka, sosyal sınıfa, eğitim düzeyine, cinsel yönelime göre- esirgenmemesi gerektiğini biliyoruz. İyi örnekler artıyor. Kendi alanlarında uzun yıllardır çalışan kurumlara ek olarak <a href="https://www.facebook.com/pg/ankarakadinplatformu/about/?ref=page_internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ankara Kadın Platformu</a>, <a href="http://www.cocugasiddetionluyoruz.net/hakkimizda" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı</a>, <a href="http://www.birarada.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Denge ve Denetleme Ağı</a> ve <a href="http://oyveotesi.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Oy ve Ötesi</a> gibi kolektif gayretler veya, referandum öncesinde hareketlenen ve hem iletişimin hem sahanın hakkını veren girişimler sosyal değişim için beraber mücadeleyi öğrendiğimizi gösteriyor. Bunun uzun ve zor bir yol olduğunu hatırlayarak daha iyi işler yapmaya, daha çok çalışmaya devam edelim.</p>
<p><strong>Kötümserlik lüksümüz yok</strong></p>
<p>Afro-amerikan Sivil Haklar Mücadelesi devam ederken edebiyatçı James Baldwin’e kötümser mi  yoksa iyimser mi olduğunu soruyorlar. Baldwin cevap veriyor: Kötümser değilim çünkü yaşıyorum. Kötümser olmak insan hayatının akademik bir mesele olduğuna inanmaktır, onun için ben iyimser olmak zorundayım. Hayatta kalmak için yaşamamız gereken neyse onu yaşayacağımıza inanmak zorundayım.</p>
<p>Ben de sosyal değişim mücadelesinde kötümserlik lüksümüzün olmadığına inanıyorum. Ancak iyimserliğin altını sadece değişime inanarak çalışmaya devam ettiğimiz zaman doldurabiliriz. Nazım Hikmet ne demişti: Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz… Hepimiz o güzel günleri görebilmek için beraber sabırla ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/22/guzel-gunler-gorecegiz-cocuklar/">“Güzel günler göreceğiz çocuklar”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/22/guzel-gunler-gorecegiz-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
