<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NASA arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/nasa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nasa/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2020 12:15:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>NASA arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nasa/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Avustralya&#8217;da Orman Yangını Krizi&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/06/avustralyada-orman-yangini-krizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2020 08:39:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Aborjinler]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew Crisp]]></category>
		<category><![CDATA[avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[Avusturalya yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrollü yangın]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Linda Reynolds]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avustralya'da Eylül 2019’dan bu yana süren orman yangınları doğal hayatla birlikte yerleşim yerleri için de ağır tahribatlara sebep oluyor. Ülke genelinde tüm çalışmalara rağmen henüz kontrol altına alınamayan yangınlarda 4 Ocak 2020 itibariyle 1500’den fazla ev tahrip oldu. Yaklaşık 5 milyon hektarlık alana yayılan yangınlar 23 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/06/avustralyada-orman-yangini-krizi/">Avustralya&#8217;da Orman Yangını Krizi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Avustralya&#039;da Orman Yangını Krizi by Sivil Sayfalar" width="500" height="400" scrolling="no" frameborder="no" src="https://w.soundcloud.com/player/?visual=true&#038;url=https%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F739609750&#038;show_artwork=true&#038;maxheight=750&#038;maxwidth=500"></iframe></p>
<p>Yetkililer, Avustralya’nın tarihinin en kötü yangınları ile yüz yüze gelme ihtimalinden endişe etmekteler. Öyle ki Avustralya’da kontrol altına alınamayan yangınlarla mücadele için ordu da sahada. Savunma Bakanı Linda Reynolds yaklaşık 3000 asker, Chinhook helikopterleri ve askeri uçaklarının giderek büyüyen yangına karşı mücadele edeceğini duyurdu. Avusturya donanmasının en büyük amfibi gemisi <em>HMAS Adelaide</em> de Sydney&#8217;den tahliye çalışmaları için harekete geçecek. Gemi, sağlık personeli ile birlikte 400 mürettebat ve yaklaşık 300 ton insani yardım malzemesi ile çalışmalarda görev alacak. Avustralya ülke tarihinde ilk kez askeri birliklerini ülke içi bir mesele için göreve çağırıyor.</p>
<p>Acil durum komiseri Andrew Crisp’e göre en az 110 eve ulaşılamıyor ve haber alınamayan bir çok yerleşim yeri daha var. Bu durum yangının sonuçları ile ilgili bir değerlendirme yapabilmeyi engellemekte. Yetkililerden Danel Andrews’e göre ise en büyük endişe yangının ülkenin kuzey doğusuna doğru sıçraması.</p>
<h2><strong>Club Terrace Yoğun Bir Köz Fırtınası Altında</strong></h2>
<figure id="attachment_46524" aria-describedby="caption-attachment-46524" style="width: 371px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-46524" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/club-terrace-yogun-duman-altinda.jpg" alt="" width="371" height="243" /><figcaption id="caption-attachment-46524" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Cann Nehri, yangınlar kasabaya doğru ilerledikçe turuncu bir parıltı içinde akmaya başladı., Alison Rainey</figcaption></figure>
<p>Club Terrace, Avusturalya’daki belirli bölgeler gibi yolların ağaçlarla eşleştiği bir başka coğrafya. Bölge sakinlerinden Graham, gök yüzünün Club Terrace’da giderek kızıla döndüğünü ve bölgedekilerin yoğun köz fırtınasına rağmen yangınla mücadele edeceklerini ifade ifade ediyor. Graham’ın ifadelerine göre yoğun köz nedeniyle gökyüzünde görebildikleri sadece birkaç işaret fişeğinden başkası değil.</p>
<p>Avustralya Meteoroloji Bürosu’na göre,  38 derecenin üstünde seyreden hava durumu yangınların giderek tırmanmasına neden oluyor. Avustralya’da yetkililer, yüksek sıcaklıkların ve rüzgarların tahmin edilenin ötesine geçme ihtimalinden endişe ederek bazı bölgelerde zorunlu tahliyeleri yürürlüğe koydu.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-46526 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/avustralya-orman-yangilari-nasa-takibi.jpg" alt="" width="520" height="197" />Avustralya’daki yangınları NASA da yakından izlemekte. Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) yeni yılın bu ilk günlerinde Avustralya sahil şeridinin dumanla kaplı olan uydu görüntülerini yayımladı. Avusturya hava sahasının 1 Ocak 2020’de çekilen uydu görüntüsü ile havanın açık olduğu 24 Temmuz 2019’da çekilen görüntüleri karşılaştıran NASA tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.</p>
<h2><strong>Yaban Hayatı Tehlikede!</strong></h2>
<p>Avustralya yaban hayatının yaklaşık %87’si dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan sadece Avustralya’ya özgü doğal zenginliklere sahip. Bölgenin yüz yüze geldiği yangın krizi nedeniyle Avusturalya’ya özgü olan canlı türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Sydney Üniversitesi Ekoloji bölümü uzmanlarının tahminlerine göre bu yılki yangın kuşlar, memeliler ve sürüngenler de dahil olmak üzere yaklaşık 480 milyon hayvanın ölmesine  veya ağır yaralanmasına neden oldu. Söz konusu rakamlara ise böcekler, kurbağalar ve yarasalar dahil değil.</p>
<p>Avusturyalı çevrebilimcilere göre yangınlar sadece kuzey bölgesindeki New South Wales’de bulunan koalaların dörtte birinin hayatını kaybetmesine neden olmadı maalesef aynı zamanda ender bulunan bir tür olan uzun ayaklı tavşan kangurularını ve kahverengi bandikut farelerini de vurdu.</p>
<p>Melbourne&#8217;daki La Trobe Üniversitesi&#8217;nde bir araştırma görevlisi olan Jim Radford ıslak arazilerin ve kuru okaliptus ormanlarının tüketilmesi nedeniyle hayvanların sığınabileceği çok az yerin kaldığını ifade ediyor. Radford’a göre bu ölçüde bir yangın henüz görülmedi.</p>
<h2><strong>Aborjinler’in “Kontrollü Yangın” Tekniği Gündeme Geldi</strong></h2>
<p>Kontrollü yangın uygulaması Avustralya’nın yerlileri olan Aborjinler ve Kuzey Amerika yerlileri tarafından işgal öncesinde her yıl düzenli olarak uygulanmaktaydı. Kabileler geleneksel olarak baharın gelişiyle henüz ormanın zemini ve ağaç gövdelerinin yaş olduğu dönemde çalılık alanları bilinçli olarak ateşe vermekteydi. Kontrollü yangın metodunun en büyük nedeni ise yıllarca yangın yüzü görmemiş orman zemininde yanmaya müsait olan kuru yaprak ve ağaç kabuğu gibi materyallerin henüz birikmeden imha edilmesiydi.</p>
<p>Nitekim yapılan araştırmalara göre Aborjinlerin uyguladığı kontrollü yangın metodu bitki örtüsünün tazelenmesine yardımcı olmakta ve yoğun yaprak örtüsünün ortadan kalkmasıyla toprak altındaki bazı tohumların yeşerip gelişmesine imkan sağlamaktaydı. Bunun yanında binlerce yıldır kıtada yaşayan Aborjinler araziyi neredeyse bir bahçe gibi yönetmiş, florayı kontrol altında tutmak için ustalıkla kontrol edilen yangınları etkili bir şekilde kullanmışlardı.</p>
<p>Aborjinler tarafından çıkartılan “Kontrollü yangınlar” sonrasında ortaya çıkan otlaklar sadece onların avlayabileceği hayvanları çekmekle kalmamış aynı zamanda Avustralya&#8217;nın giderek daha fazla yıpratan yıkıcı yangınları önleyen devasa “karşı ateş” alanları da sağladı. Nitekim Karşıateş, modern itfaiyecilikte de alevlerin sıçramasını önlemek amacıyla ormanın kimi bölümlerini yangın doğrultusunda önceden yakmaya dayanan taktikti.</p>
<p>Fakat 1970’li yıllarda Avustralya hükümeti bu uygulamayı yasaklamış ve yangın meydana geldikten sonra uygulanan konvansiyonel İngiliz tipi yangın söndürme sistemine geçmişti. 2019’un Eylül ayında başlayan ve yaklaşık dört aydır devam eden yangınlarda ise Aborjinler’in önalıcı müdahale niteliğindeki “kontrollü yangın” metodu yeniden tartışılmaya başlandı. Avustralyalı yerliler gelecek yıllarda yangınların tahribatını sınırlamak için mevcut arazi yönetimi uygulamalarında hükümete değişiklik çağrısında bulundular.</p>
<h2><strong>İklim Değişimi Yangınları Körüklüyor mu?</strong></h2>
<p>MIT Technology Review’a göre Avusturalya’da yaz mevsiminde gerçekleşen yangınlar yaygın fakat iklim değişimi bu yangınları üstesinden gelinmez hale getiriyor. 2018 yılında Avustralya Meteoroloji Bürosu tarafından yayımlanan rapora göre sıcaklıklar yükselirken son yıllarda bahar yağışları giderek azaldı. Bu denklem “yüksek seviyede yangın tehlikeleri”ni de beraberinde getirdi ve yangın mevsiminin ilkbahara kadar uzatılmasına neden oldu. Matt Simon’a göre iklim değişikliği nedeniyle mevsimlerin genişlemesi yangınla mücadeleyi taktiklerini de giderek zorlaştırıyor.</p>
<figure id="attachment_46525" aria-describedby="caption-attachment-46525" style="width: 342px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46525" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/avustralya-orman-yangilari-tehlike-indeksi.jpg" alt="" width="342" height="235" /><figcaption id="caption-attachment-46525" class="wp-caption-text">Kaynak: Avustralya Meteoroloji Bürosu</figcaption></figure>
<p>Geçen yıl Avustralya&#8217;nın en sıcak ve en kurak yılıydı, Aralık ayında gerçekleşen ülke çapındaki yeni sıcaklık rekorları yangın koşullarının da zemini hazırladı. Bu noktada birçok Avustralyalının iklim değişikliğinin tehlikelerini küçümseyen Başbakan Scott Morrison’u öfkeyle eleştirdiğini ifade etmek mümkün. Bölge sakinlerine göre Başbakan Morrison, orman yangınları ile mücadelede ülkenin askeri savunmasından destek alma konusunda sürekli uyarı almasına rağmen oldukça geç kaldı. Nitekim Morrison’un muhafazakar koalisyon hükümeti kömür politikalarını destekleyen bir yasayı parlamentodan geçirmiş ve “kanunsuz” bir şekilde eylem yapan iklim eylemcileri ile mücadele edeceğini ifade etmişti.</p>
<p>Avustralya özellikle son haftalarda, yangınlar ve iklim değişikliği arasındaki bağlantıyı yoğun bir şekilde tartışmakta.</p>
<p>Kaynaklar</p>
<p>* ABC Australia</p>
<p>** NY Times</p>
<p>*** MIT Technology Review</p>
<p>**** Wired</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/06/avustralyada-orman-yangini-krizi/">Avustralya&#8217;da Orman Yangını Krizi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antarktika Alarm Veriyor: 25 Senede 3 Trilyon Ton Buzul Kaybedildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 09:33:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Antarktika]]></category>
		<category><![CDATA[ESA]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan son bir araştırmaya göre Antarktika’da erimenin alarm seviyesinde hızlanırken, 1992-2017 yılları arasında 3 trilyon ton buzul kaybedildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/">Antarktika Alarm Veriyor: 25 Senede 3 Trilyon Ton Buzul Kaybedildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan yeni bir uluslararası araştırma, Antarktika’nın 1992-2011 yılları arasında yılda neredeyse 84 milyar ton buzul kaybettiğini, eriyen buzul miktarının, 2012-2017 arasında yılda 241 milyar tonu aştığını gösterdi. Toplamda ise 25 yılda 3 trilyon ton buzul kaybedildi.</p>
<p>Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile çalışan 88 bilim adamının yaptığı araştırmada, çeyrek yüzyılda kıtanın eriyen buz tabakasının, Teksas kadar bir alanı 4 metre derinlikte suyla kaplayacak miktarda olduğu hesap edildi. Bilim insanları eriyen buzulların dünya okyanuslarında 7,6 milimetre yükselmesine neden olduğuna da dikkati çekti.</p>
<p>Araştırma ekibinde yer alan California Irvine Üniversitesinden Isabella Velicogna, “Endişelenmemiz gerektiği kanısındayım. Bu, çaresiz olduğumuz anlamına gelmiyor ancak işler beklediğimizden hızla ilerliyor” değerlendirmesinde bulundu. Washington Üniversitesinden Ian Joughin de en fazla erimenin meydana geldiği Batı Antarktika’nın “yıkık durumda” olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Tek ölçümlü araştırmalardan farklı olan bu çalışmada, buzul kaybına 10 ile 15 uydu kullanılarak 24 değişik yöntem, hava ve yer ölçümlerinin yanı sıra bilgisayar simülasyonları kullanıldığına da işaret edildi.</p>
<p>Leeds Üniversitesinden Andrew Shepherd da tek başına Antarktika’nın yüzyılın sonuna kadar deniz seviyesinin yükselmesine 16 santimetrelik katkıda bulunabileceğini vurguladı.</p>
<p>2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması uyarınca küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması hedefleniyor.</p>
<p>Ancak bilim insanlarına göre hâlihazırda 1 derece ısınmış dünyadaki küresel ısınmayı toplam 3 derecede tutmak bile oldukça zor görünüyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.iklimhaber.org/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/" target="_blank" rel="noopener">İklim haber</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/">Antarktika Alarm Veriyor: 25 Senede 3 Trilyon Ton Buzul Kaybedildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bilinmeyene güvensizlik duyulması dar bir dünyanın işaretidir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/15/bilinmeyene-guvensizlik-duyulmasi-dar-bir-dunyanin-isaretidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jan 2018 12:41:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Geert Hofstede]]></category>
		<category><![CDATA[IBM]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Boyutlar Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.242.17.13/?p=23561</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;Kendimize o kadar fena bir dünyada yaşamadığımızı hatırlatma görevimiz baki olmalı diye düşünüyorum. Çünkü tarih, pek çok zorlayıcı olay ile birlikte büyüme ve gelişme fırsatlarını da beraberinde getirdi. Soğuk savaş dönemini yaşamış hangi birey bunun biteceğini, ABD ile Rusya başkanlarının bir gün yan yana gelebileceğini söyleyebilirdi? Berlin Duvarı’nın bir gün yıkılacağını; İsrail ve Filistin arasında [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/15/bilinmeyene-guvensizlik-duyulmasi-dar-bir-dunyanin-isaretidir/">&#8220;Bilinmeyene güvensizlik duyulması dar bir dünyanın işaretidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8230;Kendimize o kadar fena bir dünyada yaşamadığımızı hatırlatma görevimiz baki olmalı diye düşünüyorum. Çünkü tarih, pek çok zorlayıcı olay ile birlikte büyüme ve gelişme fırsatlarını da beraberinde getirdi. Soğuk savaş dönemini yaşamış hangi birey bunun biteceğini, ABD ile Rusya başkanlarının bir gün yan yana gelebileceğini söyleyebilirdi? Berlin Duvarı’nın bir gün yıkılacağını; İsrail ve Filistin arasında bir dönem barış yaşanabileceğini, İzak Rabin ve Yasser Arafat’ın el sıkışacağını kim tahmin edebilirdi?&#8221;</strong></p>
<p>Yılın son günleri… Birkaç gün içinde takvimde yeni bir sayı belirecek, belki biraz kar yağacak ve kişisel tarihimizde iz etmiş büyüklü küçüklü bazı olaylar biten yılda kalacak. Dünyamız bu turun başındayken ettiğimiz temennileri, koyduğumuz hedefleri hatırlayacağız. Muhtemelen bir kısmını gerçekleştirememiş olacağız ancak bundan hüzün de duymayacağız. Zira, önümüzde uzun bir tur daha var ve yeni yıl, yenilikler getirir.</p>
<p>Yılın son günlerinden birinde havaalanındayım. Yeni yıla ailemle girmek için birazdan binecek olduğum uçakta birkaç saat oyalanmama yarayacak bir eğlence arayışı içindeyim. Havaalanındaki kitapçıya girip dergi reyonuna gittim. Sıradan bir günün yaklaşık yarısını harcatacak kadar çok konuda ve sayıda yayına göz gezdirmeye başladım. Görünen o ki, tüm yayın kuruluşları da el birliğiyle aynı konunun peşinde. Yeni bir yıl, yeni istekler ve yeni bir biz… Ancak bununla da sınırlı değil. Yeni bir dünya ve gelecek hayali de tartışma konusu. Gözlerimin kanıksadığı başlıklara daha dikkatli bakmaya başladım. 2018’e dair öngörüler, yeni yılda sürdürülebilirlik, modanın geleceği, siyasilerden beklentiler, rakamlar, savaşlar ve felaket tahminleri&#8230;Medeniyetin son birkaç yıldaki &#8216;ilerlemesine&#8217; bakarak tahmin edilmeye çalışılan bir minicik yıl var baktığım başlıklarda. Bir de bu kadar çok öngörünün olduğu yerde içimi kaplayan bir belirsizlik hissi.</p>
<p>Karşısında durduğum yayınların başlıklarında, geleceği düşlüyor olmanın yarattığı heyecanla karışık ürkekliği görüyorum. Heyecan duygusunun belirsizlik hissini beklendiği kadar yendiğini düşünmüyorum. Bir yanda bizi bekleyen önemli gelişmeler, dünyayı kasıp kavuran trendler, karşımıza çıkacak yeni yollar, dönemeçler ve yokuşlar var. Öte yanda, tüm bunların, teknolojideki ilerlemenin, siyasetteki değişimin yarattığı tedirginlik hissi. Güncel gelişmeleri ve tarihteki &#8216;ilerlememizi&#8217; konuşurken insanlığa ve geleceğimizin daha iyi olacağına duyduğumuz şüphenin temelinde ne yatıyor? Neden işimizi kaybetmekten korkmadan geleceğin mesleklerinden söz edemiyoruz? Evlerimizin, arabalarımızın neye benzeyeceğinden, yapay zekadan, yer değiştiren veya göç eden dünya nüfusundan konuşurken yaşadığımız çekincelerin altında ne yatıyor?</p>
<p><strong>Belirsizliği göz ardı etme endeksi</strong></p>
<p><a href="https://geert-hofstede.com/" target="_blank" rel="noopener">Geert Hofstede</a>, Hollandalı bir sosyal psikolog ve eski bir IBM çalışanı. IBM’deki görevi sırasında büyük bir anket çalışması yaparak çeşitli kültürleri barındıran organizasyonlar ve gruplar üzerine önemli bir çalışma yürütüyor. Uygulamaya ve çıktılara yöneltilen bazı eleştirilere rağmen, bu çalışmanın sonucunda bugün kültürlerarası iletişimi anlamamıza yardımcı olan Kültürel Boyutlar Teorisi (Hofstede’s Cultural Dimensions Theory) ortaya çıkıyor.</p>
<p>Hofstede’nin teorisi, kültürel değerlerin davranışları nasıl etkilediğini ve bir kültürdeki bireylerin neden belirli bir şekilde davrandığını açıklamaya yarayan bir çerçeve sunuyor. Bu çerçevede, bir kültürün altı farklı boyutu (endeks) bulunuyor: Güç mesafesi, bireyselliğe karşı kolektivizm, belirsizlikten kaçınma (ya da belirsizliği göz ardı etme), maskülenliğe karşı feminenlik, uzun vadeli oryantasyon ve özgürlüğe karşı sınırlama. Bu boyutların açıklanmasında iki uç nokta belirtilerek bir kültürün hangi uca daha yakın olduğu belirleniyor.</p>
<p>Bu boyutlar arasından belirsizlikten kaçınma (ya da belirsizliği göz ardı etme) endeksinin yaşadığımız ülkeyi ve yeniliklere bakışımızı anlamlandırmakta önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Bu endeks, bir sosyal organizasyonun ve/veya kültürün geleceğin öngörülemez olmasını, belirsizlik veya muğlaklığı nasıl karşıladığını gösteriyor. Geleceği kontrol altına almaya mı çalışmalıyız yoksa bekleyip görmeli miyiz? Belirsizliği kabul etme kapasitesi düşük toplumlarda herhangi bir belirsizliğe karşı kaygı yüksek olarak belirtiliyor ve bu kaygıdan kaynaklı olarak her durumu belirli hale getiren kurallar konulması veya çözümler üretilmesi bekleniyor. Bununla birlikte, yüksek orandaki belirsizlikleri kabul edebilen toplumların kültürel ilişkilerinin daha yüksek olduğu söylenebilir. Bu kültürler değişime daha açık, yeni kültür ve yeni fikirlere saygı gösterme seviyeleri daha yüksek olarak belirtiliyor.</p>
<p><a href="https://www.hofstede-insights.com/country-comparison/turkey/" target="_blank" rel="noopener">Türkiye bu boyutta 85 puan alarak</a>, belirsizliği kontrol altına almak için kurallara ve yasalara ciddi ihtiyaç duyan bir kültüre sahip olduğunu söylüyor. İşin ilginç yanı ise burada başlıyor. Çünkü içinde bulunduğumuz kültürde, belirsizliğin yarattığı kaygıyı dindirmek için kurallar ve yasalar yerine ritüelleri kullanıyoruz. Yani, dini referanslar ve “Allah” kavramı, dini kodların ötesinde geleneksel anlamlar da barındırarak belirli durumlarda belirsizlik kaygısını azaltmak için kullanılıyor.</p>
<p>Hofstede’in teorisi bireysel farklılıkları göz önünde bulundurmadığını vurguluyor. Elbette, bir kültürü anlamak ve yorumlamak için pek çok başka girdiye de ihtiyaç var. Ancak, en genel anlamda geleceği nasıl algıladığımızı görebilmek için Türkiye’nin Hofstede endekslerindeki puanları önemli bir başlangıç sağlayabilir. Yeni girişimlere şüpheyle yaklaşma eğilimimizi, tanımadığımız, yakın çevremizden duymadığımız tavsiyelere karşı temkinli olma ihtiyacımızı, dünya trendlerini takip ederken yaşadığımız gerilimi açıklayabilir. Ve hatta eğer tartışmayı bir adım öteye götürürsek, süreci belirsizlikler ve batık maliyetler ile dolu AR-GE’nin ülkemizde neden gelişmediğini, çizgileri kesin çizilmiş kariyer ve hayat yollarının peşine neden daha çok düştüğümüzü ve hatta çocuklarımızı neden belirli tipte bir eğitim hayatına yönelttiğimizi tartışmak için giriş kapısı açabilir.</p>
<p><strong>Bilinmeyene güven duyabilme cesareti</strong></p>
<p>Her yeni günle dünyada daha çok taş yerinden oynuyor. Dünyanın en büyük güçlerinden birini, ne yapacağı kestirilemeyen bir lider yönetiyor; Avrupa Birliği bir yandan ekonomik krizin yaralarını sararken diğer yandan bağımsızlık talepleri, seçimler ve ayrılıklarla baş ediyor; dünyanın tacizle, ayrımcılıkla, savaşla mücadelesi bitmiyor. Teknoloji ve internet devlerinin ürün ve reklamlarıyla tüketici algısını manipüle ettiği, araçlarının terörizmde ve seçim kampanyalarında kötü amaçla kullanıldığı tartışılıyor. Kuzey Kore’nin roketleri her denemede daha uzağa erişiyor; drone endüstrisi büyüyor, yapay zekâ ve robotlar yükseliyor.</p>
<p>Birbirimize olan güvenin giderek azaldığı –ve bazı toplumlar için belirsizliğin yüksek kaygılar yarattığı- bir dünyada, tüm bu gelişmeleri izlerken gelecek pek de ümit vadedecek gibi görünmüyor. Fakat bazen durup kendimize o kadar fena bir dünyada yaşamadığımızı hatırlatma görevimiz baki olmalı diye düşünüyorum. Çünkü tarih, pek çok zorlayıcı olay ile birlikte büyüme ve gelişme fırsatlarını da beraberinde getirdi. Soğuk savaş dönemini yaşamış hangi birey bunun biteceğini, ABD ile Rusya başkanlarının bir gün yan yana gelebileceğini söyleyebilirdi? Berlin Duvarı’nın bir gün yıkılacağını; İsrail ve Filistin arasında bir dönem barış yaşanabileceğini, İzak Rabin ve Yasser Arafat’ın el sıkışacağını kim tahmin edebilirdi?</p>
<p>Geçen aylarda, blockchain’den insansız hava araçlarına teknolojinin hayatımıza katabileceği ve yön verebileceği önemli çözümleri tanımamızı sağlayan bir IBM etkinliğine davet edildim. İnternet temelinde üretilmiş pek çok çözüm, önümüzdeki birkaç yılı geçirdiğimiz yüzyıllardan çok daha farklı kılmaya tek başına yetiyor ve artıyordu. Birlikte katıldığım meslektaşımla konuşurken konu, yine tüm bunların korkutucu olup olmadığına geldi. Hayatlarımızın teknolojiyle nasıl şekilleneceğini kestirmek ne kadar güç olursa olsun korkutucu yanının daha az olduğuna inanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir zamanlar, yalnızca aydınlanmaya hizmet etmesi için keşfedildiği düşünülen elektriğin bugüne kadar hayatlarımızı nasıl şekillendirdiği düşünüldüğünde, yaşanan süreçler benzer. Ciddi bir altyapı dönüşümü yaşıyor ve bunun nerelere varacağını henüz yalnızca hayal edebiliyoruz. Nihayetinde, Ay&#8217;a gönderilen ilk insanla başlayan sürecin uzay turizmine varabileceğini, NASA’nın dünyaya benzeyen yedi gezegen keşfedebileceğini nasıl bilebilirdik?</p>
<p>Geleceği öngörmeye ve hayal etmeye çalışırken kaygı duymak, hem kocaman evrende tek başımıza minik bir parça olduğumuzdan hem içinde yaşadığımız kültürün doğal özelliklerinden hem de tarihte insanoğlunun neden olduğu büyük facialardan ve işlediği/işlemeye devam ettiği kabahatlerden… Ancak, adını anımsayamadığım bir kitapta rastladığım cümlenin dediği gibi “Bilinmeyene güvensizlik duymak dar bir dünyanın işaretidir.” Ve aslında daha zor olan, tarihe dönüp bakınca dünyanın bizi iyi anlamda hayretler içerisinde bırakmadığı bir dönem bulabilmek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.instagram.com/baskabiryerdeyim/" target="_blank" rel="noopener">instagram: baskabiryerdeyim</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/15/bilinmeyene-guvensizlik-duyulmasi-dar-bir-dunyanin-isaretidir/">&#8220;Bilinmeyene güvensizlik duyulması dar bir dünyanın işaretidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
