<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kürt meselesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt-meselesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt-meselesi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 Feb 2022 08:20:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Kürt meselesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt-meselesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>DİSA Genç Araştırmacılar Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/16/disa-genc-arastirmacilar-ariyor-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Feb 2022 08:20:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diyarbakır Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA)]]></category>
		<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[barış inşası]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=78744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), Adalet ve Barış İnşası Araştırma Programı kapsamında 2020 yılında başlattığı 'Çatışma Çözümü ve Barış İnşası: Dünya Deneyimleri Serisi' projesi için çalışmak üzere genç araştırmacılar arıyor. Son başvuru tarihi 11 Mart 2022. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/16/disa-genc-arastirmacilar-ariyor-2/">DİSA Genç Araştırmacılar Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Projenin Amacı ve Kapsamı </strong></h5>
<p>Proje, çatışma çözümü ve barış inşası konusunda dünya deneyimlerine ilişkin bilgi üreterek Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik yollarla çözümüne katkı sunmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bu çerçevede projemizin üç ana spesifik hedefi bulunuyor:</p>
<ul>
<li>Çatışma çözümü ve barış inşası konusunda dünyadaki farklı örnekleri kapsayan akademik bir havuz oluşturmak;</li>
<li>Sivil toplum aktörleri başta olmak üzere, çatışma çözümü ve barış inşası konusunda çalışan kişi ya da kurumların dünyadaki farklı yer ve tarihlerde meydana gelen vakalarla ilgili temel bilgilere erişimini sağlamak;</li>
<li>Çatışma çözümü ve barış inşası konusunda çalışan genç araştırmacıları desteklemek, bu çalışma alanına dair farkındalıklarını geliştirmek ve bu alanda akademik çalışma yapmalarını teşvik etmek.</li>
</ul>
<p>Proje kapsamına alınacak başvurular içerisinden 3 vaka seçilecek. Dolayısıyla, ilgili adayların bir vaka önerisiyle başvuru yapması beklenmektedir. Başvurular değerlendirilirken, Türkiye’de daha önce çalışılmamış vakalara öncelik verilecek. Bunun yanında, bu proje kapsamında raporlaştırılmış altı vakanın yanı sıra Türkiye’de çokça çalışılmış İrlanda/İRA, Bask/ETA deneyimleri dışında öneriler tavsiye edilir.</p>
<h5><strong>İşin Kapsamı</strong></h5>
<p>Projenin 2022 yılı programı kapsamında, dünyadan farklı çatışma çözümü vakalarına ilişkin 3 analiz raporu hazırlanacak. Her araştırmacıdan 15 Mart 2022 – 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında bir rapor hazırlaması bekleniyor. Her bir rapor için belirlenen NET ücret 18.000 TL’dir. Çalışma kapsamında;</p>
<ul>
<li>Analiz raporları proje kapsamında oluşturulan rapor şablonu (<a href="https://disa.org.tr/cdn/2022/02/Rapor-Sablonu-1.pdf" target="_blank" rel="noopener" data-type="URL" data-id="https://disa.org.tr/cdn/2022/02/Rapor-Sablonu-1.pdf">şablona buradan ulaşabilirsiniz</a>) baz alınarak kaleme alınacak.</li>
<li>Raporların en fazla (dipnotlar, kaynakça ve kronoloji hariç) <strong>10 bin kelime</strong> olması bekleniyor.</li>
<li>Raporlama süresi boyunca üç araştırmacıya çatışma çözüm ve barış inşası alanında deneyimli proje danışmanı destek sunacak.</li>
</ul>
<h5><strong>Adaylarda Aranan Özellikler</strong></h5>
<ul>
<li>Çatışma çözümü ve barış inşası çalışmaları hakkında bilgi birikimi ve farkındalık;</li>
<li>Sosyal bilimler alanında rapor/makale yazma deneyimini göstermesi için yayınlanmış en az 1 esere sahip olma;</li>
<li>Sosyal bilimler alanında lisans ya da yüksek lisans derecesi (başvuru lisans mezunlarına da açıktır, bununla birlikte yüksek lisans ve doktora öğrencilerine öncelik verilecektir);</li>
<li>Literatür taraması yapabilecek düzeyde İngilizce dil bilgisi ya da raporlaştırmayı önerdiği ülkedeki dile hakimiyet.</li>
</ul>
<h5><strong>Projenin Kritik Tarihleri</strong></h5>
<ul>
<li>Son Başvuru Tarihi: 11 Mart 2022</li>
<li>Başvuruların Değerlendirilmesi ve Sonuçların Bildirilmesi: 14 Mart 2022</li>
<li>Proje Başlama Tarihi: 15 Mart 2022</li>
<li>Raporların İlk Teslim Tarihi: 13 Haziran 2022</li>
<li>Raporların İncelenmesi ve Geri Dönüş: 20 Haziran 2022</li>
<li>Raporların Revizyonu ve Son Teslim: 18 Temmuz 2022</li>
</ul>
<h5><strong>Başvuru için Gereken Belgeler</strong></h5>
<p>Adayların aşağıdaki üç belgeyi içeren proje başvuru dosyalarını en geç <strong>11 Mart 2021</strong> tarihine kadar<strong> </strong><a href="mailto:disa@disa.org.tr"><strong>disa@disa.org.tr</strong></a> adresine göndermeleri gerekmektedir.</p>
<ol>
<li>Özgeçmiş (CV),</li>
<li>Yayınlanmış makale/rapor örneği, varsa savunulmuş tez(ler),</li>
<li>Araştırma teklifi (maksimum 2 sayfa olması önerilen teklif şu öğeleri içermelidir: Dünyada herhangi bir bölge ya da ülkede gerçekleşmiş/gerçekleşmekte olan müzakere, silah bırakma/silahsızlanma gibi çatışma çözümü örneklerine dair önerilen vaka, bu vakanın önemi, Türkiye’de çatışma çözümü ve barış inşası çalışmalarına olası katkıları).</li>
</ol>
<p>Eksik başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır. Tüm başvuru sahiplerine başvuru sonuçları hakkında bilgi verilecektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/16/disa-genc-arastirmacilar-ariyor-2/">DİSA Genç Araştırmacılar Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEMOS, &#8220;Yerelden Barışın Olanakları&#8221; Blog Yazılarını Bekliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/20/demos-yerelden-barisin-olanaklari-blog-yazilarini-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2020 06:52:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği (DEMOS)]]></category>
		<category><![CDATA[blog yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokrasi, Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği (DEMOS), Barışı Radikalleştirmek: Yerelden Barışın Olanakları temasına odaklanan blog yazılarını bekliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/20/demos-yerelden-barisin-olanaklari-blog-yazilarini-bekliyor/">DEMOS, &#8220;Yerelden Barışın Olanakları&#8221; Blog Yazılarını Bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerelden Barış projesinin ilk aşamasında, Türkiye’de üzerine pek düşünülmemiş bir konu olan yerelden barış inşa etmenin olanaklarını tartışmak istediklerini belirten DEMOS açıklamasında<strong>, &#8220;</strong>Hakim konumunu sürdüren tepeden inmeci ve devlet merkezli barış inşası anlayışına karşı, yerelden barışı<strong> </strong>çalışmak isteyen kişileri bir araya getirmeyi hedefliyoruz&#8221; diyor.</p>
<p>Açıklamada, temaya uygun blog yazıları için 200 kelimelik özetlerin, yazar(lar)ın kısa özgeçmişleriyle birlikte <strong>15 Eylül 2020</strong> tarihine dek  (<a href="mailto:yasin.sunca@demos.org.tr">yasin.sunca@demos.org.tr</a>) ve  (<a href="mailto:mehtap.tosun@demos.org.tr">mehtap.tosun@demos.org.tr</a>)  e-posta adreslerine iletilmesi gerektiği ve toplumsal cinsiyet araştırma perspektifli yazıların tercih önceliği olacağı kaydediliyor.</p>
<p>DEMOS&#8217;un blog yazıları çağrısıyla ilgili tüm bilgiler için <a href="https://demos.org.tr/blog-yazilari-icin-cagri-barisi-radikallestirmek-yerelden-barisin-olanaklari/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız. </a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/20/demos-yerelden-barisin-olanaklari-blog-yazilarini-bekliyor/">DEMOS, &#8220;Yerelden Barışın Olanakları&#8221; Blog Yazılarını Bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dün, Bugün, Yarın: Diyarbakır İslami STK’ları Kürt Meselesi İçin Ne Düşünüyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/02/dun-bugun-yarin-diyarbakir-islami-stklari-kurt-meselesi-icin-ne-dusunuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 11:42:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün toplumun büyük çoğunluğuna inanılmaz gelse de Türkiye’de 2013-15 yılları arasında bir “Çözüm Süreci” yaşandı. Bu sürecin aktörleri, kurumları, temel kavşakları vardı. Peki, bugün artık Kürt Meselesi’ne siyasal çözüm talebi bile kriminal bir hale gelmişken ne yapmalı? </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/02/dun-bugun-yarin-diyarbakir-islami-stklari-kurt-meselesi-icin-ne-dusunuyor/">Dün, Bugün, Yarın: Diyarbakır İslami STK’ları Kürt Meselesi İçin Ne Düşünüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bu süreç yaşanmamış gibi gözümüzü kapatmamız mümkün mü? Bir daha asla yaşanmayacakmış gibi mi davranalım, bu mümkün mü? Peki ne yapmalıyız ya da ne yapıyoruz? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki Kürt Meselesi’nde esas barışın bir siyasal çözüm ile mümkün olabileceğini savunanlar, şiddeti savunanlar ya da şiddetin rüzgarıyla savrulanlar kadar göz önünde olamasa da hep bir şeyler yapma çabasında oldular, bugün de öyleler… Bunun için altının çizilmesi gereken ilk ve en önemli şeylerden biri Türkiye’de bir siyasal çözüm sürecinin yaşandığını unutmamak, unutturmamak. Unutmamamız gereken bu nokta, hatalardan dersler alınarak, belki bazen yöntem değiştirerek dönüp dönüp merkeze koyacağımız noktadır ve bir toplumsal barış inşa edilecekse bu noktanın merkeze alınmasıyla edilebilecektir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzatmadan esas mevzuya geçecek olursam, girişten de anlaşılacağı üzere bu bir objektif haber metni değildir. Yazıya konu kişi, kurum ve aktörlerin rızasını almadığım için isim zikretmeden izlenimlerimi, sübjektif olarak aktarmaya çalışacağım… Mevzumuz, islami sivil toplum camiasının bozulan çözüm süreci ve genel olarak Kürt Meselesi hakkında ne düşündüğü, söylediğidir…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm sürecinin bozulmasının birinci yılında Barış Vakfı, daha önce sürecin nasıl bozulduğuna dair hazırladığı geniş raporun yanına STK’ların çözüm sürecinde nasıl bir performans gösterdiğini irdeleyen, bunu STK temsilcileri ile yapılan mülakatlara dayandıran bir rapor eklemişti. Bu çalışmaların yanına başkaları ve başka toplantılar da eklendi. Hepsini zikredemeyeceğim, affetsinler. Hafıza Merkezi’nin hazırladığı son rapor vesilesiyle konuyu detaylandıracağım. “2013-2015: Türkiye Barış Süreci’nin Seyri, Kavramları ve Akamete Uğraması” başlığını taşıyan rapor adından da anlaşılacağı üzere neler yaşadığımızı, bunları hangi kavramlarla anlamlandırdığımızı ve nasıl akamete uğradığını hatırlatmaya çalışıyor. Zikrettiğim iki rapor vesilesiyle Diyarbakır ve Van’daki İslami Sivil Toplum çevresiyle görüşme ve toplantılarımız oldu. Dediğim gibi, çoğu hükümete yakın olan muhataplara sorup onaylarını almadığım için isimleri anmadan,  somut konuların altını çizmeye çalışacağım…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evvela; ne 2017’de ne de bugün Türkiye’nin batı yakasında olduğu gibi Kürt Meselesi esas gündem olmaktan çıkmış değil. Meselenin kriminalize edilmesi ve kamusal alanda tartışılırken bir kutuplaşma siyasetinin aracı olarak kullanılması, aktörleri özel alanlarına çekmiş olsa da bölgede siyaset siyasetle ilişkisi olan sivil toplum faaliyetlerinin merkezinde hala Türkiye’nin “Kürt Sorunu” dediği mesele var. Örneğin 2017 Mayıs’ında Van’da görüştüğüm bir İslami STK yetkilisi, ‘çözüm sürecinde bölgede psikolojik üstünlük PKK tarafında olduğu için hükümetin bazı adımları atmamasının kendileri için anlaşılır olduğunu ancak şehir çatışmaları sonrasında bu üstünlüğün hükümet tarafına geçtiğini ve bugün o adımların atılması gerektiğini’ söylemiş ve bu adımlara örnek olarak Kürtçe’nin resmi dil olması, anadilde eğitim hakkının tanınması gibi önemli talepleri sıralamıştı. Yine çözüm süreci devam ederken kendi kurumsal görüş ve önerilerini içeren bir rapor hazırlayıp hükümete sunduklarını ifade etmiş ve rapordan bir nüsha da bana vermişlerdi. O dönem görüştüğüm STK’lardan hükümete yakın olanlar dahil üzerinde en fazla ortaklaşılan talep Kürtçe’ye resmi bir statü verilmesi ve eğitim dili olarak yaygınlaştırılmasıydı. Bugün bu talep pek dillendirilmese de bu konularda bir geri adım olduğunu iddia etmek mümkün değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz hafta Hafıza Merkezi’nin taslak raporunu tartışmak üzere Diyarbakır’da 15 kadar islami STK temsilcisi ile bir toplantı gerçekleştirdik. Bu STK’ların büyük çoğunluğu hükümetle görüşebilen, AK Parti’ye desteğini kamusal alanda ifade eden kuruluşlar. Toplantıya katılan STK temsilcilerinin görüşlerinden altı çizilecek yerleri toparlayacak olursam; bugün hükümette baskın olan Kürt meselesinin “bittiğini” görüşüne katılmıyorlar. Bozulan çözüm sürecinin esas sorumlusu olarak gördükleri PKK’nin, Kürt meselesinin bir sonucu ve parçası olduğunu düşünüyor ancak PKK şiddetinin bugün çözümün önünde engel olduğu kanaatini taşıyorlar. Süreç boyunca PKK’nin bir tür hegemonya kurduğunu, İslami kesimin bu durumdan hem tedirgin hem de şikayetçi olduğunu vurguluyorlar. Çözüm Süreci’nin iki aktörlü ilerlemesinin yanlış olduğu görüşünü savunuyorlar ve “Kürt Meselesi herkesin meselesi olduğuna göre bölgeden çok aktörlü bir masa kurulmalıydı (ve kurulmalı)” diyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm Süreci’nin bozulmaya başlamasının miladı olarak 6-8 Ekim olaylarını görenlerin yanında Dolmabahçe Mutabakatı sonrasında netleşmeyen “silah bırakma kongresi” adımının esas bitirici etken olduğunu görenler hayli fazla. Süreci bozan aktörlerin başında devlet içindeki Fethullah Gülen Yapılanması’nı (Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) vurgusu yaparak) görüyorlar. 6-8 Ekim olaylarına Emniyet’in ‘neredeyse hiç müdahale etmemesini’ bu yapılanmanın bir komplosu olarak değerlendiriyorlar. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin bastırılmasında Sivil Toplum’un önemli bir rol oynadığını düşünüyor ve karar alma süreçlerine dahil edilmek istiyorlar. Suriye/Rojava meselesinin sürecin bozulmasında en önemli etken olduğunu ve ‘şehirlere hendeklerin kazılmasının çözüm arayışlarının önünde engel olduğunu ve çatışmayı derinleştirdiğini’ ifade ediyorlar… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kürt Meselesi’nin tarihsel bir sorun olduğunu ve Cumhuriyetle yaşıt olduğunu paylaşıyor, çözmeye en yakın olduğumuz yerde kaçırdığımızı düşünüyorlar. Eğer Kürt meselesi çözülürse başkanlık sisteminin daha anlamlı olacağını, çözümsüz kalması durumunda bu sistemin sürdürülebilir olamayacağını ifade edenler oluyor. Türkiye’de Kürtlerin asli unsur ve islam ümmetinin parçası olarak görülmediklerini, Kürtlere yönelik bir ayrımcılığın devam ettiğini düşünüyorlar. Sivil toplumun tarafların gölgesinde hareket ettiğini, bunun da sesi ve sözü yaygınlaştırmanın önünde bir engel olduğunu ifade ediyorlar. Siyasetle görüntü vermeyecek, meseleyi siyaset mecrasından koruyacak, herkese ulaşabilmenin yollarını arayacak, risk alacak aktörlerin çıkması gerektiğine inanıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hasılı, Çözüm Süreci Çerçeve Yasası olarak bilinen kanunun lağvedildiği, Türkiye’nin arabulucu  ve Türkiyeli bir STK olan İHH’nın da gözlemci olduğu Filipinler’deki çözüm sürecinin nihai anlaşma metninin devlet başkanı tarafından imzalandığı gün yaptığımız toplantıda Diyarbakır’daki İslami STK’ların genel yaklaşımı; ortada bir sorun olduğu ve halen bir çözüm beklediği, bu sorunun çözümünün bölgede birden çok aktörü meseleye dahil ederek mümkün olabileceği, sorunun çözümünde bugün anayasal vatandaşlık ve anadilde eğitim hakkına odaklanmak gerektiği, bunun sorunu büyük ölçüde çözeceği şeklinde özetlenebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantı ve görüşmelerden edindiğim izlenim; islami STK’lar böyle bir konu etrafında bir araya gelmeyi olumlu ve faydalı bir etkinlik olarak değerlendirerek sürdürmeye niyetlendikleriydi. Ayrıca sadece birbirleri ile değil, birbirlerine pek benzemeyenlerle de bir ara gelişlerin diyaloğu açık tutması noktasında kıymetli olduğu konusunda hemfikirler. Belki önümüzdeki süreç böyle el yordamıyla bir ara gelişlerin var edip büyüttüğü bir “Sivil Kamusal Alan” inşa edebilir, bu kamusal alan sivil topluma bahşedilmiş değil de sivil toplumun kendi inşa ettiği bir alan olduğu için daha önceki tecrübelerin aksine muhafaza edilebilir. Bahşedilmiş değil de inşa edilmiş bir “Sivil” Kamusal Alan’ın sahipleri Kürt meselesi başta olmak üzere toplumsal uzlaşma meselesinde daha güçlü bir aktör olabilir, “inatçı bir melankolik” Diyarbekir bir kez daha lokomotif olabilir, kim bilir…  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/02/dun-bugun-yarin-diyarbakir-islami-stklari-kurt-meselesi-icin-ne-dusunuyor/">Dün, Bugün, Yarın: Diyarbakır İslami STK’ları Kürt Meselesi İçin Ne Düşünüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuşaklar Darbeleri ve Kendilerini Konuştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/18/kusaklar-darbeleri-kendilerini-konustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2017 11:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuşaklar Darbeleri Konuşuyor başlığı ile 78’liler Derneği’nin organize ettiği panelde &#8216;darbeler, kuşakların yaşadıkları, günümüze yansımaları ve 15 Temmuz Darbe Girişimi konuşuldu. Sivil toplum adına  panelde konuşanlar arasında 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can yer alırken, siyasi yelpazeden birçok konuşmacı da Türkiye&#8217;nin darbe geçmişini değerlendirdi. HDP Antep Milletvekili Celal Doğan : Sağ yok sol yok boykot var 68 sabahı üniversiteye gittiğimde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/18/kusaklar-darbeleri-kendilerini-konustu/">Kuşaklar Darbeleri ve Kendilerini Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuşaklar Darbeleri Konuşuyor başlığı ile 78’liler Derneği’nin organize ettiği panelde &#8216;darbeler, kuşakların yaşadıkları, günümüze yansımaları ve 15 Temmuz Darbe Girişimi konuşuldu. Sivil toplum adına  panelde konuşanlar arasında 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can yer alırken, siyasi yelpazeden birçok konuşmacı da Türkiye&#8217;nin darbe geçmişini değerlendirdi.</strong><span id="more-19041"></span></p>
<p><strong>HDP Antep Milletvekili Celal Doğan : Sağ yok sol yok boykot var</strong></p>
<figure id="attachment_18459" aria-describedby="caption-attachment-18459" style="width: 295px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-18459" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/8437638.jpeg" alt="" width="295" height="165" /><figcaption id="caption-attachment-18459" class="wp-caption-text">Celal Doğan</figcaption></figure>
<p>68 sabahı üniversiteye gittiğimde derse girilmediğini gördüm. Tahtada bir yazı vardı: ‘ Sağ yok sol yok boykot var’. Öğrencilerin somut sorunlarından kaynaklanan bir kitle eylemi vardı. İstanbul Üniversitesi’nde 8 bin öğrencisi vardı ve yüzde doksanı bu eylemin yanındaydı. O kitle eylemini biliyorsunuz daha önce Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da o dönemin gençliğinin demokratik ve özellikle özgürlüklerle ilgili ve daha da çokta anti- emperyalist anlayışların, dünyaya yansıyan bir çığlığı olarak Türkiye’ye de sıçrayan kıvılcımın parçaları İstanbul ve Ankara’da görülmeye başlamıştı.</p>
<p><strong>Sınıf Mücadelesi, Yasak Şehir Gerillası Kitabı Fıstık, Simit Gibi  Satıldı</strong></p>
<p>Bu eylem siyasi noktalara doğru evrilmeye başladı. Sonrasında Devrimci Öğrenci Birliği, Fikir Kulüpleri Federasyonu sonrasıyla Dev-Genç’e dönüştü. Türkiye’nin ana sorunlarının tümüne el atmaya başladı. Bafa’da ki direnişte biz vardık, Antep’teki fıstık mitinginde biz vardık, Ege’de ki tütün mitinginde biz vardık. Karadeniz’de Dev-Genç halkın yanında yer alma anlayışı sergilediği zaman, devletin kapılarındaki bir takım insanların kulağına kar suyu kaçtı. Gençliği nasıl bölerim projesi öne getirildi. O nedenle ilk iş şunu yaptılar; sol gençliğin önüne karşı bir güç oluşturacak bir takım organizasyonlar yaptılar. Komandolar dediğimiz, Türkeş tarafından o zaman organize edilen, özellikle fabrikatörlerin desteği var. O inşa yetmedi tek başına özellikle devletin, bu genç kesimin, önüne daha başka, topluma ters gelecek yönlere sevk etmenin yolları araştırılmaya başlandı. Örneğin o dönemlerde sınıf mücadelesi vermek, propagandasını yapmanın cezası asgari dört buçuk yıl hapisken, Carlos Marighella&#8217;nın  Şehir Gerillası kitabı üniversite koridorlarında fıstık, simit satılır gibi satılmaya başlandı.</p>
<p><strong>“Zeytinyağı saftır içinde emperyalist bir şey yoktur’</strong></p>
<p>O da yetmedi öğrencilerin boykot eylemlerinin şiddete evrilmesini sağlayacak ajan provokatörlerin sayısız olarak içimize girdiğini gördük. 6. Filo’nun karaya çıkmaması konusunda  eyleme başlayacağımız esnada bir genç geldi. ‘Ben 6 . Filo karaya çıkarsa kendimi yakmak istiyorum’ dedi. O zamanda biliyorsunuz Vietnam’da savaş vardı, anti-emperyalist kavga yüksekti. Bazı arkadaşlar mani olmaya çalıştılar, bazıları da kendisini yakmasında bir beis görmediler. ‘Vietnam rahipleri gibi dünyada ses getirecek bir eylemdir’. ‘Peki’dedik. Çağırdık bu arkadaşı ‘ ne zaman yakacaksın kendini, nerede’ diye. ‘ Beyazıt Meydanı’nda Atatürk heykelinin yanında’ dedi. Baktık adamın şüpheli bir durumu da var. ‘Ben benzinle yakmam. Benzin milli değil, Amerikan benzini’ dedi. ‘Peki sana Antep’ten zeytin yağı getirelim, zeytinyağı saftır içinde emperyalist bir şey yoktur’ dedik, kaçtı gitti.</p>
<p>Yine bizim taş attığımız yerde adam illa kurşun atmak istiyor. ‘Kardeşim bu eylemin niteliği kurşun atmaya müsait değil. On beş gün sonra polis olduğu ortaya çıktı. Bu yöntemler işe yaramadıktan sonra tek tek gençleri öldürmeye başladılar. Başıma gelen olayı anlatayım bana bir metreden polis, tam kafamın üzerine silahı sıktı Atilla Özdemir diye bir arkadaşım vardı, eline vurunca kurşun üstümden geçti. Bir gün sonra aynı yerde Ankaralı arkadaşımız Taylan Özgür orada öldürüldü.</p>
<p>Kitle eğer topumla bağ kurabiliyorsa, ilişki kurmaya çalışıyorsa ve bu uyanışın habercisi oluyorsa, bunu devlet katındaki bazı kesimlerin çok rahatsız ettiğini açıkça görüyorsunuz. Bu nedenle sizin imha ve yok edilmeniz konusunda pervasızca hiçbir şeyden çekinmeden yaptıklarını hayatımızın her safhasında yaşadık.</p>
<p>Özellikle 68 kuşağının gençlerini şöyle tarif etmek gerekir; Ülke sevdası vazgeçilmez davalarıydı. Ne yemek , ne içmek, ne eğlenmek, ne de arkadaşları ile gezmek gibi hiçbir lüksleri söz konusu değildi. &#8216;Ne var ne yok ülkenin bağımsızlığı ve ülkedeki halkın&#8217; derdi. İkincisi yine bu hareketin içinde öncü arkadaşlarımızın büyük bir kısmı ciddi sosyalist insanlardı.</p>
<p><strong>“O gün gözlerine bakarak oy kullanılıyordu”</strong></p>
<p>Üç tane darbe görmüş bir arkadaş olarak biraz bunlara dokunmak istiyorum. 61 ihtilalinde lise bir öğrencisiydim. Sonra kitaplardan çok ciddi araştırdım gördüm ki 61 ihtilalini yapan insanların aldıkları tedbirlere bakınız. Her demokratik eylemi, demokrasiyi askıya alan, demokrasiyi yok edip ülkeyi kurtarma iddiasıyla ortaya çıkanların hepsinin sonuna baktığınızda kendilerini kurtaracak tedbirleri hep ön plana almışlardır. 61 Anayasası&#8217;nda demokratik bir takım haklar var, özgürlükler var bunlar doğrudur. Kurumlar vardır; anayasa mahkemesi, çift meclis vardır. Doğrudur ama bunu yapanlar için alınan tedbirde çok daha enteresandır. İki tane kurum var. Birisi Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğü diğeri tabii senatörlük. Tabii senatörlerin aldıkları karar şu: ‘Kaydı hayat şartıyla hayatlarında yaptığı hiçbir işlem mahkeme yoluna çıkamayacaktır&#8217;. Hâlbuki memleketi seven, kahraman olan, ülkesi için canını ortaya koyanların alması gereken tedbirler değil. İnanıyorlarsa ve güveniyorlarsa bunlara gerek kalmaz. Ülkeyi kendileri parsellemek için yaptıkları açıkça ortaya çıkıyor.</p>
<p>O tabii senatörlükte, Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğü de nöbetçi cumhurbaşkanları komitesidir. Günü geldiği zaman kim cumhurbaşkanı olacaksa, orada bekletilir. Bunu şunun için söylüyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da Türkiye’de o anayasa yapılırken. Bizim bugün çektiklerimizi ,o gün o anayasaya oy verenler aynısını çekmiştir. O anayasa kampanyasıyla %63’ e 39 hayır çıkmıştır. Ama ‘hayır’ı savunmak suçtur. Demokrat Partililere getirilen yasak için propaganda için yola çıkan insanlar kahveye gittiğinde vatandaşla olan sohbetinde. ‘Oyunu nasıl kullanacağım’ der.Eski milletvekili &#8216;hayır&#8217; veya evet diyemez. ‘Gözlerimin içine bak ne dediğimi anlarsınız’ diye cevap verir. O gün gözlerine bakarak oy kullanılıyordu. Biz son referandumda gözlerimize dahi baktırmayacak kadar zulme ve şiddete maruz kaldık. Miting yapamadık, doğru dürüst toplantı yapamadık. Hiçbir ana akım televizyonda sözcülerimizin konuşmasına asla müsaade edilmedi. Dün neyse bugün yeni, büyük demokraside farklı bir anlayışla karşı karşıya değiliz.</p>
<p>12 Mart 1971 döneminde,eski Milli Birlik Komitesi kalıntılarının gençlerle iş birliği yaptığı, eylemleri körüklediği, arkadan teşvik ettikleri doğrudur. Ama Deniz bunların hiç birine alet olmamıştır. Sıkıştığı zamanda askerler bildiğiniz gibi yan çizmişlerdir. Genelkurmay başkanının şu lafı enteresandır: ‘Bu parlamentodakilerin tümü vatan hainidir, parlamentonun kapısına kilit asmam dört saat sürer. Ama sonra kime ilan ettireceğiz sorusuna Türkiye’de parlamentonun askıya alınmasını, bir beyin takımıyla bakanlar kurulunun icrası şeklinde bir hükümet modeline gitmişlerdir. Yani kafalarında hiçbir sivil siyasetçinin vatan sevgisi taşıdığını kabul etmemişlerdir. Diktatörler kendi geleceklerini inşa için ülkeye bakarlar. Halkların geleceği ve demokrasi için bir çaba da olmazlar.</p>
<p><strong>78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can:  Altmışlarda ortaya çıkan toplumsal hareketliliğin önünü kesemediler</strong></p>
<figure id="attachment_18460" aria-describedby="caption-attachment-18460" style="width: 271px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-18460" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/celalettincan-2.jpg" alt="" width="271" height="203" /><figcaption id="caption-attachment-18460" class="wp-caption-text">Celalettin Can</figcaption></figure>
<p>Memduh Tarhan şunu söyledi; ‘Sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti, bunun önünü kesmek gerekir.&#8217;  Bir süre sonra 12 Mart darbesi gündeme geldi. Gündeme gelirken biraz erken geldi. Nedeni solun yükselişi askeride etkilemişti. Askerde de sol eğilimler vardı. Bu eğilimlerden bir kısmı Mahirler tarafında, bir kısmı (Cemal) Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu etkisinin altında bir sol cunta da örgütleniyordu. Sol cuntayı tırnak içinde diyorum. Faruk Gürler, Muhsin Batur’la anlaşarak, bütün subayların, kimliklerini bilgilerini de alarak 12 Mart’ta darbeyi yaptılar. İlk evrede orduya dönük bir operasyon yaptılar. Ondan sonra topluma yönelmeye başladılar. 12 Mart hazırlıksız geldiğinden, askerler kamuoyunun bir kısmını karşısına aldığından , toplumu da darbeye hazırlamadıklarından, darbe tutmaya zaman bulamadan Mahir’lerin, Denizler’in İbrahim’lerin özellikle Deniz ve Mahir’in direnişleri gündeme geldi. Çok kısa zamanda ama çok ciddi çıkışlar yaptılar. Toplum onları çok benimsedi. Altmışlarda ortaya çıkan toplumsal hareketliliğin önünü kesemediler. Sadece bir dönem sustu. Nitekim darbeden demokrasiye geçildiğinde çok kısa süre içerisinde, 73-74, topraktan fışkırırcasına sol hareket gelişmeye başladı.</p>
<p>Tabi Demirel’i tutuştu, Türkeş’i tutuştu. Ne yapabiliriz dediler. Ecevit’in bir zafiyetinden yararlanarak, Erbakan’la kurduğu hükümeti düşürdüler ve Milliyetçi Cephe’yi kurdular. Komünizme Karşı Milliyetçi Cephe’dir aslında adı, bunu açık söylediler. Bürokrasiyi ve parlamentoyu Demirel’e, sokağı Türkeş’e verdiler. Yetinmediler MİT’i de Türkeş’e teslim ettiler. Siyasal islam yeni değil aslında Türkiye’de Komünizme Karşı  Mücadele Cemiyetleri kurulmuştu Fettullah Gülen tarafından ama, Erbakan’da siyasal islamdı aslında. Camileri, Kuran kurslarını vb. kurumları Erbakan’a daha çok teslim ettiler. Toprak sahipleri AP’den kovulmuş ve Demokrat Parti’yi kurmuşlardı. Başlarında Feruh Bozbey’i vardı. Ona desteği Celal Bayar veriyordu. O da koalisyonda yer aldı. Bu şekilde Milliyetçi Cephe kuruldu.</p>
<p><strong>“Endonezya’da on günde bir milyona yakın katledilen bir olayı, bir soykırımı Türkiye’de uygulamak istediler”</strong></p>
<p>Sola yoğun saldırılar başladı. Taşlı, sopalı kavgalar, silahlı çatışmalara, ölümlere&#8230; Giderek solunda silahlanmasıyla çatışmalar ortaya çıktı. Katliamlar başladı. Karşısında direnişler başladı. 77’de 1 Mayıs katliamı yaşandı, otuz dört kişi oldu. 1 Mayıs’tan sonra Bahçelievler, Balgat, Sivas katliamı yaşandı. Celal Bayar 78’lerin başlarında 2 Şubat’ta; ‘Tenkil, tenkil, tenkil Endonezya gibi tenkil. Yoksa o kış komünizm gelecek’ sloganını attı ortaya. Endonezya’da on günde bir milyona yakın katledilen bir olayı, bir soykırımı Türkiye’de uygulamak istediler. 78’de Maraş katliamı oldu. Bunun üzerine sıkıyönetimi getirdiler ve onun üzerinden cuntaya geçtiler.</p>
<p><strong>“78 kuşağının tarihini darbeden sonra kimse yazmadı”</strong></p>
<p>Bütün hareketlerin genel gündemi faşizme karşı mücadeleydi. O direniş nedeniyle toplu bir katliamı beceremediler. Maraş’la sınırlandırmak zorunda kaldılar. Maraş’ta istedikleri olmadı. Çorum’da sınırlandırmak zorunda kaldılar. Elazığ’da, Bingöl’de, Dersim’de bazı yönelimleri oldu. Fakat bu kuşak direndi. Bir kere de bir milyon, yüz binlerce kişiyi katledebilecek bir ortam bulamadılar.</p>
<p>Naziler Fransa’yı işgal ettiklerinde faşizme karşı direniş olmuştu. 78 kuşağının yaptığı tümüyle faşizme karşı direnişti, katliamları engellemekti, bunu yaptı. Ama 78 kuşağının tarihini darbeden sonra kimse yazmadı. Yok sayıldı, inkar edildi, yitik sayıldı. Çünkü 78 kuşağı toplumun modern çekirdek ailesinin çocukları değildi. Deniz’ler, Mahir’ler, İbrahim’ler, onlar biraz daha modern, daha çok eğitimli, daha yukarıdan gelen sınıflara hitap eden bir kuşak. Ama onların attığı fikir, onların attığı tohumu 78 kuşağı kaptı, yoksul halk çocukları olarak. Bunlarda belki daha yırtıcı oldular, belki daha tepkileri sertti. Çok iyi niyetlilerdi, çok fazla tepki veriyorlardı, yeterli değildi, kabalıkları vardı ama bunlar çok ciddi bir şey yapıyorlardı faşizme karşı direniyorlardı.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Aşkı bilmezler denildi, sanki aşk ortamı varmış gibi. Günde on beş yirmi cenaze kaldırılıyor&#8221;</strong></p>
<p>O dönemde tüm dünyada 68 kuşağı tasfiye edilmişti. Soğuk Savaş&#8217;a doğru, Sovyetleri çökertmek için çevreyi alabildiğine daraltmaya çalışılıyordu. Dünya da kitlesel hareketler gerilerken, Türkiye’de dünyanın en büyük anti-faşist direnişi oldu ve bunu on sekiz yirmi yaşındaki gençler yaptı. Ama o gençler tarihin o döneminde nasıl tarih sahnesine çıktılar. Başka dönemde değil de milyonlar niye o dönemde harekete geçti. Türkiye gibi devlet geleneğinin çok güçlü olduğu bir ülkede milyonlar niye sokağa çıktı. Bunlar ne yaşadılar aşklarıyla, arkadaşlarıyla, dostluklarıyla o günlerden bugünlere ne kaldı. Yazarlarımız araştırmadı, şairlerimiz şiir yazmadı,sinemacılarımız filmini yapmadı, neden yok saydı, yitik saydı, lanetledi. Aşkı bilmezler denildi, sanki aşk ortamı varmış gibi. Günde on beş yirmi cenaze kaldırılıyor.</p>
<p>Ve bu kuşak 68’lerin desteğini aldı. Şu şekilde aldı, 68’de mücadele eden insanlar bir yerde belediye başkanı oldular, öğretmen oldular, başka yerde başka bir şey oldular, alt yapıda bize çok katkıları oldu. Ama 68 kuşağının öncüleri o parlak öncüleri devamı olan insanlar tutunamadılar, 78 kuşağı kendi göbek bağını kendi kesti.</p>
<p><strong>Kayyum Atanan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Yüksel Mutlu: Bizde onların bacılarıydık</strong></p>
<figure id="attachment_18461" aria-describedby="caption-attachment-18461" style="width: 260px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-18461" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/yüksel-mutlu.jpg" alt="" width="260" height="195" /><figcaption id="caption-attachment-18461" class="wp-caption-text">Yüksel Mutlu</figcaption></figure>
<p>Biz kadın meselesini tartışamazdık devrimci örgütler içerisinde. Kadın meselesi dediğimizde, ‘Bir dakika, sosyalizm gelecek hepimiz kurtulacağız. Bir de kadın erkek meselesi koymayın aramıza’ diyen. Bize çemkiren, erkek toplulukları vardı. Kızarlardı, ‘siz ne yapmak istiyorsunuz, feminist mi olmak istiyorsunuz’ diye. August Bebel’in Kadın ve Sosyalizm kitabı bütün kadınların baş ucu kitabıydı. Hala kütüphanemde duruyor, saklamıştım. 12 Eylül&#8217;de hepimiz kitap yaktık ama herhalde bu kurtulanlardan biri oldu.</p>
<p>Ve biz kadınlar, üniversiteli, genç, küçük burjuva, burjuva ya da işçi sınıfından, köylü sınıfından kızlardık. Zıpkın gibi, devrime inanan, haftaya devrimin olacağına, belki önümüzdeki ay devrimin olacağına inanan. Ölümünü bile düşünmeyen genç kadınlardık. Hiçbir zaman yanımızdaki erkeğe aşık olabilir miyiz diye bakmazdık. Çünkü onlar bizim yoldaşlarımızdı, kardeşlerimizdi. Bizde onların bacılarıydık. Bacı sözü oradan kaldı.</p>
<p><strong>“12 Eylül Darbesi olduğunda ilk sokağa çıkmayı başarabilen ilk miting yapan kadınlar oldu”</strong></p>
<p>Fakat bu kuşağın kadınları hem farklı sınıf karakterden, farklı kültürlerden, farklı etnik aidiyetlerden, farklı inanç gruplarından gelen kadınlar olarak tek bir inançları vardı. Devrime inanıyorlardı. Ve o devrimin yolunda kadınlar ölümüne bakmaksızın yürüdüler. Ta ki, 12 Eylül Darbesi olduğunda ilk sokağa çıkmayı başarabilen ilk miting yapan kadınlar oldu. Mitingin adı ‘Bağır Herkes Duysun’, kadına yönelik şiddete karşı yapılan ilk mitingdi. O yüzden kadınların darbe süreçlerinde ve bu olağanüstü süreçlerde, ne kadar dimdik, inançlı ve fedakâr durduklarını, şimdi olduğu gibi o zaman da korkmaksızın, yılmaksızın mücadele ettiklerini biliyorum. O yüzden kadın mücadelesine çok inanıyorum ve kadınlara çok güveniyorum.</p>
<p><strong>HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım: Ya yurtsever hareket içerisinde yer alacaksınız ya da kontralaşacaksınız                                    </strong></p>
<figure id="attachment_18462" aria-describedby="caption-attachment-18462" style="width: 201px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18462" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/ahmet-yıldırım.jpg" alt="" width="201" height="268" /><figcaption id="caption-attachment-18462" class="wp-caption-text">Ahmet Yıldırım</figcaption></figure>
<p>Şüphesiz 68’ler ve 78’ler bu ülkenin entelektüel bir külliyatını oluşturdular. Çok okudular çok yoğunlaştılar, teorik düzlemi gelişkindi, edebiyat, sanat,felsefe hem okudular hem yazdılar. Ama onların koşullardan kaynaklı emeklerini küçümsemiyorum ama tamamlayamadıkları bir halklaşma, kitleselleşme sürecini Kürt siyasal hareketinin taçlandırdığını düşünüyorum.</p>
<p>Seksen darbesini boşa çıkaran Kürt siyasal hareketi o dönemin gençliği hatta orta yaş gençliği çünkü Kürt siyasal hareketinin çıkışı bir anlamda 68 kuşağına dayanır. Her ne kadar örgütlenmesini 78 yılının sonunda yapmış olsa bile. Bence faşist darbenin, cuntacıların öngöremedikleri, hesaplayamadıkları bir tek nokta buydu. Burada sadece Kürt siyasi mücadelesini kurtarmadılar bence o darbeyi boşa çıkararak hem Kürt mücadelesini hem de sol mücadeleyi kurtardılar.</p>
<p><strong>“Bize yüz metre koşuculuğu öğretilmedi, bize maraton sabrı öğretildi”</strong></p>
<p>Biri gelip bizi örgütlemedi. 68’liler, 78’liler daha çok üniversitelerde ve iş yerlerinde belli yürekli devrimcilerin gidip örgütlenme çalışmasıyla, yeni yoldaşları bu kervana katıyorlardı. Biz kendimizi içinde bulduk ve 89’da üniversiteye başladıktan sonra süreç tanımlamasının serhıldan olduğu, Botan’dan başlayan, bütün halkın politikleştiği ve siyasetin içerisinde olduğu sürecin içerisinde bulduk kendimizi.  Çok seçenekli değildi bizimki. Öyle orta yol, gri alan çok geniş bir yer tutmuyordu. Ya yurtsever hareket içerisinde yer alacaksınız ya da kontralaşacaksınız. Bu ikisi dışındaki flu alanın çok çok sınırlı ve görünmez olduğunu söyleyebilirim. Daha açık söyleyeyim ya bir Kürt yurtseveri olarak mücadelenin içerisinde yer alıp Türkiye’deki solcu yoldaşlarla bir mücadelenin içerisine koyulacaktık ya da o dönem kendini Hizbul-kontra olarak tanımlayan çetelerin içinde kendimizi bulacaktık. Bunun dışında üçüncü bir yolun bize bırakılmadığı bir gerçekliğin içindeydik.</p>
<p>Türkiyelileşme hedefiyle HDP içerisinde kendini vücuda getiren ve ana omurgasını Kürt siyasal hareketinin oluşturduğu, bugünün bile en önemli aktörlerinin o dönemden, Diyarbakır ve Kürdistan’daki arkadaşların olduğunu ve o jenerasyonun sadece Kürt siyasetini değil, Türkiye’deki sol mücadeleyi de yürüttüğünü düşünüyorum. Örneğin Selahattin Demirtaş doksanlı yılların kuşağıdır, Fırat Anlı, Osman Baydemir, Meral Danış Beştaş ve adını sayamayacağım birçok arkadaş o dönemin örgütlenmesi ve öğrenci hareketi içerisinde kalmamış. Biz asla üniversite içerisine hapsolmuş bir mücadele tahayyülü içinde değildik. Bir üniversite öğrencisiyle, bir köylünün, bir çiftçi çocuğunun mücadele içerisindeki farkı yoktu.</p>
<p>Feodalizmi paramparça eden, bugün hala şehirlerde açığa çıkan kadın cinayetleri, taciz, tecavüz gibi bir çok olayın kabuğunun Kürdistan köylerinde kırılmaya başladığı, sosyal olayların; kan davalarının bu süreçte minimize olduğu, kentlerde sosyal suçların ortadan kaldırıldığı. Hırsızlık, ahlak dışı ilişkilerden kaynaklı sürecin neredeyse kolluk ve adli süreçlere gerek duymadan çok rahat çözümlendiği bir süreç olarak yaşadık bu süreci.</p>
<p>Erkeğin toplumsal ve siyasal yaşamın her veçhesinde kadınla birlikte yer aldığı, bunun artık bir dönemden sonra kotalarla sınırlandırılmayacak kadar önü açık bir mücadeleyi beraberinde getirdi.</p>
<p>Sosyal bir devrim olarak açığa çıktı, gerçekten bir zihniyet değişiminin pratikte yaşam bulmasıydı. Açık söylemek gerekirse de bize sabır öğretildi. Bize yüz metre koşuculuğu öğretilmedi, bize maraton sabrı öğretildi. Biz 90-92&#8217;de mücadele yürütürken 96&#8217;da devrim olacak değil çünkü devrimci bir ruhla toplumsal bir değişim ve dönüşüm öğretildi. Bunun yaşanmadığı bir süreçte yaşanacak bir devrimin ömrünün çok da uzun olamayacağı öğretildi. Doksanların diğer kuşaklardan böyle bir farkının olduğunu söyleyebilirim. Öbür türlü cumhuriyet tarihi zaten bir darbeler tarihidir.</p>
<p><strong>“Kirli politikaların belirlenmesinde legal demokratik siyasetin payı çok azdı”</strong></p>
<p>Bugünde bir darbe gerçekliği içerisinde yaşıyoruz ama 90&#8217;lı yılların OHAL cenderesi ile, JİTEM, beyaz Toroslarla metafor haline gelen cenderesiyle bugün ki Ford Reancirlarla mottolaşan süreç arasında bariz bir fark vardır. Legal demokratik siyaset ne kadar sağa tekabül ederse etsin, o kirli politikaların belirlenmesinde legal demokratik siyasetin payı çok azdı. Deniz Baykal’ın Lice ilçesine girememesi gibi, kaçırılan bazı Kürt siyasetçiler için dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’e ulaşıldığı halde, Demirel’in görünmez derin odaklara güç getiremeyişi gibi. Gerçekten Demirel, Erdal İnönü veya sonrasında Refah-Yol hükümetinde veya Ana Sol- D hükümetinde asla legal demokratik siyaset kirli tezgâhları kurgulayan değildi. Asit kuyularının, köy yakmaların, kaçırmaların müsebbibi görünmez derin devlet içerisinde kendini yaşatanlardı. Bugün ise her şey ayan beyan ortadadır. Bugün aynı pratiğin uygulayıcıları, Cumhurbaşkanı olarak, başbakan olarak, bakan, milletvekili olarak karşımıza çıkıyor. Vali ve kaymakam olarak karşımıza çıkıyor. İşte bunların affedilmez, iki dünya da affedilmeyecek suçu budur.</p>
<p><strong>Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi MYK Üyesi Sandra Nalbant: Gezi&#8217;yi iki binli yılların bir miladı olarak sayabiliriz</strong></p>
<figure id="attachment_18468" aria-describedby="caption-attachment-18468" style="width: 332px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18468" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/sandranalbant.jpg" alt="" width="332" height="249" /><figcaption id="caption-attachment-18468" class="wp-caption-text">Sandra Nalbant</figcaption></figure>
<p>Seksen darbesinden bize kalan bir kurum var maalesef; YÖK. Üniversitelilerin doksanlardan iki binlere uzanan belirli talepleri vardı. YÖK’ün kaldırılması, parasız eğitim, anadilde eğitim, üniversitelerde demokratik bir ortamın oluşması, polislerin üniversite yerleşkesi içerisinden uzaklaşması gibi. Bu mücadele sadece üniversite alanıyla sınırlı kalmadı, sokak mücadelesi olarak da sürdürdü. YÖK’ün doksanlarda tek tip dernek dayatması gibi bir uygulaması vardı. Özellikle İstanbul Üniversitesi buna direnişini pratik alanda sergiledi. Bunun gündeme gelmesi ile polis müdahalesi ile karşılaştılar.</p>
<p>Maalesef bu yıllar sönük bir devir, sönük bir kuşak. Burada tam bir üniversite mücadelesinden  ya da gençlik mücadelesinden bahsedemiyoruz. Tamamen karşı devrimcilerin baskısı altında kalmış bir gençlik hareketi ve örgütleriyle mevcuttu. O dönemde gençliğin yaptığı tüm eylemlilikler ideolojik halay çekmekten, Deniz Gezmiş&#8217;i anmaktan, dilekçe vermekten, gürültü yapmaktan soruşturmaya tabi tutularak üniversitelerden uzaklaştırıldı, tutuklanan arkadaşlarımız da oldu.</p>
<p>Bu dönem içerisinde en önemli sıçrama Gezi Direnişi ile gerçekleşti aslında. Gezi Direnişi&#8217;nde gençler en önde mücadele etti. Bir yandan mücadele ederken diğer yandan komünler oluşturup dayanışmayı büyütmeye çalıştı. Gezi&#8217;yi iki binli yılların bir miladı olarak sayabiliriz. Mükemmel bir sıçrama olarak oradaki gençlik örgütleri kendi potansiyelleri ile kendi mücadele hatlarını oluşturmaya devam etti.</p>
<p>İki binli yıllarda kolluk kuvvetleri ile üniversiteliler çok fazla karşılaştı. Katlamalı harç ve biçimlenme sorunu yaşandı. Buna karşı mücadele edildi ve olumlu sonuçlandı.</p>
<p>Akademisyenlerin oluşturduğu &#8216;Barış Bildirisi&#8217; nedeniyle hocalarımız üniversitelerden çıkarıldı.  Sonrasında KHK’larla birlikte bir çok akademisyen ihraç edildi. 15 Temmuz’dan sonraki kısmında da bizler üniversite ve gençlik alanında birer cephe oluşturup mücadele etmek gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/18/kusaklar-darbeleri-kendilerini-konustu/">Kuşaklar Darbeleri ve Kendilerini Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Kopuş Arasında Çocuk Olmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/28/toplumsal-kopus-arasinda-cocuk-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2017 09:09:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal kutuplaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17154</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bir öğrencim köydeki bu gruplaşmalara barışçıl bir yöntem bulmak konusundaki ısrarıma cevap olarak &#8216;Hocam o kadar da ayrı değiliz, sadece birbirimizin düğününe gitmiyoruz, taziyesine gidiyoruz&#8217; demişti&#8230;Hâlbuki barış mutlulukları da paylaşmadan gelebilecek bir şey değil sanıyorum.&#8221; Şiddetin sesinin hâkim olduğu bir yerde çocukların bu “dili” öğrenmeden, kullanmadan çatışmalarına çözüm bulmalarını bekleyemezsiniz.* Hele ki bombaların sesleri eşliğinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/28/toplumsal-kopus-arasinda-cocuk-olmak/">Toplumsal Kopuş Arasında Çocuk Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Bir öğrencim köydeki bu gruplaşmalara barışçıl bir yöntem bulmak konusundaki ısrarıma cevap olarak &#8216;Hocam o kadar da ayrı değiliz, sadece birbirimizin düğününe gitmiyoruz, taziyesine gidiyoruz&#8217; demişti&#8230;Hâlbuki barış mutlulukları da paylaşmadan gelebilecek bir şey değil sanıyorum.&#8221;</strong></p>
<p>Şiddetin sesinin hâkim olduğu bir yerde çocukların bu “dili” öğrenmeden, kullanmadan çatışmalarına çözüm bulmalarını bekleyemezsiniz.* Hele ki bombaların sesleri eşliğinde ders işlemeye çalışıyorsanız bunu dilemek bile fazla naif kalıyor. Diyarbekir’de öğretmen olmak tüm bu gerçekliklere gözünü kapamadan bunlarla mücadele etmek, sözün değerini yükseltmeye çalışmak demek. Türkiye barışını sağlamaya gücüm yetmese bile kendi küçük sınıfımda belki barışı sağlayabilirim diye çabalıyorum, mücadele veriyorum.</p>
<p><span id="more-17154"></span></p>
<p><strong>“O zaman hocam biz az kişiyiz diye hep onların dediği olacak?”</strong></p>
<p>Bu mücadele kolay değil tabii, başta hepsine karşı adil olma zorunluluğum var. Adil davranmak da yetmez bunu onlara hissettirme meselesi de var. Bunları da yavaş yavaş aslında onlardan öğreniyorum. Öğrencilerimden biri bir gün “hocam siz hep onların tarafını tutuyorsunuz, hep onların dedikleri oluyor” demesiyle fena çarpıldım. Genelde elimden geldiğince adil olmaya çalışıyorum. Sınıfta gönüllük esasıyla karar veremeyeceğimiz bir mesele olursa demokratik bir şekilde oylama yaparak karar veriyoruz, çöp kutusunun yerine kadar. Yine böyle bir olayda bir öğrencimin itirazına cevap olarak “oylamayla aldık bu kararı” demem üzerine “o zaman hocam biz az kişiyiz diye hep onların dediği olacak?” diye itiraz etmişti. Kafamda şimşekler çakmıştı, demokrasinin az olanı görmeyen bir sistem olmaması gerektiğini, çoğulcu demokrasinin gerekliliğini tekrar tekrar düşündüm bu sayede.</p>
<p><strong>“Ama o da ‘bizim şarkımızda’ kulağını kapıyor”</strong></p>
<p>Sınıftaki ayrışma küçücük bir olaydan patlak verebiliyor, sonuçta uzun yılların bilenmişlikleri sinmiş çocukların üzerine. Müzik dersinde şarkı söylerken bir öğrencim şarkısını yarıda kesip arkadaşını göstererek onu dinlemediğini söylüyor öfkeyle, arkadaşı ise “ama o da ‘bizim şarkımızda’ kulağını kapıyor” diye kendini savunuyor. Şarkılarımız, türkülerimiz bir anda ayrışma sebebi oluyor. Sınıfta iki kişi arasında olan küçük bir kavga bir anda grupların ortaya çıkmasına, birbirleri için kavga etmeye kadar varıyor. Siyasetçilerin çokça kullandıkları nefret söylemleri havada uçuşmuş oluyor bir anda. Bize de bu söylemlerle mücadele etme konusunda sonu olmayan bir iş düşüyor.</p>
<p><strong>“Seninle konuşmayacağım Allah görüyor”</strong></p>
<p>Kutlu Doğum Haftası&#8217;nda öğrencilerim arasından bir grup daha hevesli oluyor bir şeyler yapmak için. Hatta kendilerinin bu işe önderlik etmeleri gerektiği motivasyonuyla süslüyorlar sınıfımızdaki panoyu. Sınıfta o hafta bazı öğrencilerimin derste dudaklarının kımıl kımıl oynadığını, içlerinden salâvat çektiklerini gözlemliyorum.  Sonra yine bir tartışma çıkıyor aralarında.  İki öğrencim tartışmışlar, başörtülü olmayan öğrencim “seninle konuşmayacağım Allah görüyor” diyor, sonra da  panoda peygamberimizle ilgili olan yazıları göstererek gözlerinde onun için çok büyük olan öfkeyle “hocam kaldırın şu kâğıtları, ben görmek istemiyorum onları sınıfta”  diyor. Gözlerindeki o öfke beni ümitsizliğe düşürüyor olsa da yeniden konuşma ortamını sağlayabilmek için tüm gücümü kullanıyorum.</p>
<p>Bazen çocuklar da şekilci davranabiliyorlar, diyorum ya çok şey öğreniyorlar bizden.  Başında örtüsü olan öğrencim başında örtüsü olmayan öğrencimin “cehenneme gideceğini, şeytan olduğunu” kendinden emin bir şekilde söylüyor laf arasında. Diğer taraftaki öğrencim de başı örtülü olan öğrencimi “IŞİDçi” olmakla suçluyor. Bunca suçlama ve etiketlemenin arasında onlara din özgürlüğünü, dinlere ve inançlara saygıyı nasıl anlatırım, ne derim bilemiyorum. Senelerdir başörtüsü için verdiğim mücadele ve burada başörtülü olma-olmama durumumun çocuklardaki ayrıştırıcı etkisi arasındaki bağlantıyı kurmanın ağırlığı yine birlikte yaşayabilme hukukunun toplum içerisinde yaygınlaşmasına olan ihtiyacı bir kez daha en yakıcı şekilde hissettiriyor.</p>
<p><strong>Doğrunun kimden geldiğinin bir önemi yok</strong></p>
<p>Çocuklar politik gündemden bağımsız büyümediklerinden suçlama dilleri de farklı olmuyor. Farkında olmadan birbirlerinin hayatlarını fazlaca zorlaştırıyorlar.  Sınıfta bir gün sınıfın oturma düzenini değiştirmeyi düşündüğümü, bu konu hakkında ne düşündüklerini sordum. Sınıfın geneli oturma düzenini değiştirmemizi kabul etmişti, iki öğrencim hariç. Bir sonraki derse geldiğimde bütün sıralar değişmiş bir sıra ortada öylece kalmıştı. Büyük bir ısrarla değiştirmek istemediklerini söylediler. Çok üzerilerine gitmedim o zaman, sınıftaki arkadaşlarının öfkesini kazanmamaları için. Zil çalıp teneffüs olduğunda yanıma geldiler ve utanarak itiraf ettiler; “Hocam biz sizin teklif ettiğinizi anlamadık diğerleri ilk söylediler sandık. Yoksa biz de bu şekilde oturma düzenini çok beğendik” dediler. Doğrunun kimden geldiğinin bir önemi yoktur aslında ama Türkiye’de yapılacak işler, teklif edilen öneriler sadece söyleyenin kimliğine bakılarak reddedilebiliyor. Neyse ki öğrencilerim bu konuda dürüstler, kolayca geri adım atabiliyorlar.</p>
<p><strong>“Hocam o kadar da ayrı değiliz, sadece birbirimizin düğününe gitmiyoruz, taziyesine gidiyoruz”</strong></p>
<p>Çocukların da ebeveynler gibi kalıp yargıları var. Aileler, çevre,  politik söylemler çocukların tabularının oluşmasına sebebiyet veriyor. Kendisinden olmayanın yaşamasının gereksiz olduğuna, gerekirse onları öldürmeleri gerektiğine inanan ama biraz soru sorunca söylediği şeyin ağırlığını fark edip başını eğen, haklısınız/haklı olabilirsiniz diyen öğrencilerim var. Kendinden başkasının yaşam hakkı vermeyen, kendisiyle öteki arasında tercih yapmaya zorlayan söylemlerin çocuklar üzerindeki yansıması bu sadece. Bir öğrencim köydeki bu gruplaşmalara barışçıl bir yöntem bulmak konusundaki ısrarıma cevap olarak “Hocam o kadar da ayrı değiliz, sadece birbirimizin düğününe gitmiyoruz, taziyesine gidiyoruz” demişti. Köylerde insanların bir araya gelmesine vesile olan en önemli iki olaydır düğünler ve taziyeler. Köydekiler birbirlerinin mutluluklarında değil mutsuzluklarında yanında olmayı tercih ediyorlar. Hâlbuki barış mutlulukları da paylaşmadan gelebilecek bir şey değil sanıyorum.</p>
<p>Velhasıl;  politikleşmiş, büyüklerinin acılarının, kavgalarının ağırlığıyla büyüyen çocuklar var Diyarbekir’de.  Toplumsal barışın yıkımının çocuklara etkisinin birkaç örneği bu sadece. Yıkımın kolay ancak inşasının zor olduğu; sabır, emek isteyen bir şey barış ve demokrasi.  Toplumsal barış ancak yüzleşmelerle, karşılaşmalarla, dokunmalarla, bir arada yaşamaya inanmamızla mümkün. Çocukları da nefretimize, kinimize ortak etmektense barışı ve demokrasinin herkesi kapsayan bir halini hayal etmeye çağırsak, onlarla birlikte biz de hayal etsek umudumuzu yükselteceğimize inanıyorum.</p>
<p>*Yazarın talebi uyarınca ismi saklı tutulmuştur.</p>
<p>**Ana görsel <a href="http://www.bismilhaber.com/ilkokul-birinci-siniflar-3-yeni-ders-3499h.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bismilhaber</a>&#8216;in sitesinden alınmıştır.</p>
<p><strong>***</strong>Bu yazı Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi kapsamında yazılmış ve yayına alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/28/toplumsal-kopus-arasinda-cocuk-olmak/">Toplumsal Kopuş Arasında Çocuk Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaleti Ortak Payda Edinerek Demokrasiyi Talep Etmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/27/gergerlioglu-kazanc-olacaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2017 10:05:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17156</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yapılması gereken adaleti ortak payda edinerek, demokrasiyi talep etmektir. Adalet isteklerinin artması ve her şikayetçi kesimin özeleştiri yapması, korkularımızdan arınmış bir adalet isteğinin somutlaşmasını sağlayabilir&#8221; Kürt meselesinde &#8216;Çözüm süreci&#8217;nin bozulup çatışmanın büyük bir şiddetle geri dönmesi, toplumsal hayatımızın her yanını derinden etkiledi. Öyle ki, çözüm sürecinde herkesin rahatlıkla kullandığı ifadeler, paylaştığı görüşler artık cezalandırılmaya başlandı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/27/gergerlioglu-kazanc-olacaktir/">Adaleti Ortak Payda Edinerek Demokrasiyi Talep Etmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Yapılması gereken adaleti ortak payda edinerek, demokrasiyi talep etmektir. Adalet isteklerinin artması ve her şikayetçi kesimin özeleştiri yapması, korkularımızdan arınmış bir adalet isteğinin somutlaşmasını sağlayabilir&#8221;</strong></p>
<p>Kürt meselesinde &#8216;Çözüm süreci&#8217;nin bozulup çatışmanın büyük bir şiddetle geri dönmesi, toplumsal hayatımızın her yanını derinden etkiledi. Öyle ki, çözüm sürecinde herkesin rahatlıkla kullandığı ifadeler, paylaştığı görüşler artık cezalandırılmaya başlandı. Ömer Faruk Gergerlioğlu da bu cezalandırma politikasından payını alanlardan biri. Asker ve PKK militanı iki tabutu temsil eden bir eylemde çekilmiş fotoğrafı, bir çatışmasızlık ve barış mesajıyla paylaşan MAZLUMDER eski Genel Başkanı Gergerlioğlu, hekimlik görevinden önce açığa alındı ardından KHK ile ihraç edildi. Yaklaşık dokuz ay işsiz kalan Gergerlioğlu, geçtiğimiz günlerde Batman’da bir hastanede hekimliğe yeniden başladı. Kendisiyle ihraç psikolojisini, ailesinden çok uzakta bir yerde işe başlamasını ve Batman-Kocaeli hattını konuştuk…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bir hekim olarak, Kürt meselesinde ölümün yerine çözümün ikame edilmesi gerekliliğini vurgulayan bir sosyal medya paylaşımı sebebiyle açığa alınıp iki buçuk ay sonra da KHK ile ihraç edildiniz. Yaklaşık dokuz aydır işsizdiniz. Bu süreçte bir KHK’lı olarak iş ararken nelerle karşılaşıyordunuz ve yeniden çalışmaya başlamak nasıl bir duygu?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17161 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02.jpeg" alt="" width="254" height="338" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02.jpeg 1200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-320x427.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 254px) 100vw, 254px" />Açığa alındıktan 2,5 ay sonra KHK ile devlet memurluğu görevimden ihraç edilmiştim ve toplam 8,5 aydır doktorluğumu yapamıyordum. Ayrıca hayatın içinde birçok saçma siyasi kararla en basit dernek üyeliklerim bile engelleniyordu. İhraç sonrası özel sektörde iş aradım. Fakat KHK ile ihraçlara karşı önemli bir rezerv vardı. Göğüs hastalıkları uzmanı arayan birçok hastaneye başvurdum, KHK’lı olduğumu duyunca ya dönüş yapmadılar ya da KHK’lı hekim çalıştırmama kararları olduğunu bildirdiler. Bakanlıktan araştırma yaptığımda bu konudaki yoğun sorundan dolayı bir müddet sonra genelge ile özel hastanelere  “KHK’lı çalıştırabilirsiniz” açıklaması yapıldığı söylendi. Bunu hastanelere ilettiğimde “KHK’lı doktor almaya kalktığımızda sağlık müdürlükleri bizi uyarıyor, ‘tavşana kaç tazıya tut’ tavrındalar” diyorlardı. Kimi hastane “tamam, anlaşırız” dedikten sonra arayıp “KHK’lı olduğunuz için sıkıntı çıkacağını düşündük, vazgeçtik” diyordu.  Ticari danışman firmalar yayımladıkları ilanlarda KHK’lı kabul eden ve etmeyen hastane listeleri oluşturuyorlardı, kabul edenler ise  çok az sayıda ve ucuza çalıştırmak isteyen hastaneler oluyordu. Benimle mülakat yapan bir Alman gazeteciye  anlatmıştım bunu,  bu ilanlardaki ayrımı duyunca kulaklarına inanamadı ve görmek istedi, gösterdim. Almanya’nın saygın bir gazetesinde bu KHK listesini haber yaptı. Sanırım ona, yakın tarihlerinden bir şeyler hatırlatmıştı. 8,5 ay sonra gördüğüm bir ilanda Batman’da bir özel hastanenin branşımla ilgili bir doktor arayışında olduğunu görünce temasa geçtim ve anlaştık. 8,5 ay boyunca doktorluğumdan uzak kalmıştım, özlemiştim, aşk ve şevkle işime başladım, ben mutlu oldum hastalarım da mutlu oldu sanırım. Haksız ve zalim bu kararla hayattan dışlandığınızı hissediyorsunuz. Zira çok ağır ve uzun bir eğitim sonucu uzman doktor oluyorsunuz. Ayrıca yetişmeniz için büyük bir emek sarfı oluyor, hem sizin tecrübeniz hem de devletin birikimi ihraçla heba edilmiş oluyor. Ülkenin yetişmiş birçok değeri böyle sudan bahanelerle, keyfi kararlarla mağdur edildi, ediliyor. En çok mağdur olan ise hastalarımız oluyor. Benim son çalıştığım yerde 16 yıldır sürekli takibimde olan hastalarım vardı ve ayrılışım onlar için çok zararlı oldu. Zira takipleri aksadı, hastalıklarının tüm kişisel özelliklerini biliyordum  ve bu tedavi takibi için çok önemlidir. Alanında ender birçok akademisyen arkadaşımın takibindeki hastalar için de bu böyle olmuştur.</p>
<p><strong>Kocaeli Türkiye’nin en fazla nüfus yoğunluğu olan bir havzada yer alıyor. Yaklaşık 20 milyon nüfus barındıran Marmara bölgesinde iş mi yoktu, neden Batman?</strong></p>
<p>Kocaeli’de zaten iş bulmam neredeyse imkânsızdı. Aslında Kocaeli’de çok tanınmış bir doktor olduğum için özel hastaneler nezdinde aranan bir doktor olurdum. Ancak açığa alınmam ve ihracım sırasındaki medyatik dezenformasyon ve gürültü özel hastaneleri ürküttü sanırım. Branşım alanında doktor arayan bir hastane başvurumu inceledikten sonra dönüş yapmadı. Marmara bölgesinde çok hastaneye başvurdum fakat bölgeye olan yoğun müracaat dolayısıyla ihtiyaç azlığı ve ihtiyacı olanın da KHK’lı almak istemeyişi  beni uzak bir ildeki seçeneği tercihe itti.</p>
<p><strong>Bölgeyi bildiğinizi, buraya sık gelip gittiğinizi biliyoruz. Ama yerleşik olmak başka bir şey. Nasıl karşılandınız, nelerle karşılaştınız?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17162 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26.jpeg" alt="" width="410" height="307" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26.jpeg 1600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 410px) 100vw, 410px" />Daha önceden bölgeye sık sık gidip gelirdim ve insan hakları alanındaki çalışmalarımdan dolayı özel ilgimin olduğu bir alandı. Batman’da çalışmaya başladığımı sosyal medyadan yayımlayınca büyük ilgi gördü. Medyada haber oldu çünkü benim ihracım son derece bilinçli ve önyargılı bir siyasi tercihti, barış isteğinin cezalandırılmasıydı. Sürekli adalet, barış diyen birisinin çatışmanın tercih edildiği çözüm süreci sonrası memuriyet görevinden ihracının siyasi bir anlamı vardı. Göreve başlamam tüm barış yanlılarını mutlu etmişti. Tanıdığım, tanımadığım birçok kişiden çok sıcak, çok içten tebrik mesajları aldım. Onları sevindirdiğim için bir kat daha mutlu oldum zira bu, onlar için de çok motive ediciydi. Barış istediğimiz için ihraç edilmemizin büyük bir anlamı vardı.  Bu anlamı iyi bilen Batman halkı sağ olsun beni büyük bir ilgiyle karşıladı. Birçok kişi muayene sırası alıp, polikliniğime gelip “aslında hasta değilim sizinle tanışmak ve takdirlerimi bildirmek istemiştim” dedi. Mesai arkadaşlarımın çoğunun başımdan geçenleri duyduğunu anladım, beraber çalıştığımız için mutlu olduklarını ifade ettiler. Caddede yürürken bile tanımadığım Batmanlılar beni durdurarak  ihraç için üzgün olduklarını ancak bu haksızlığın Batman’da bitmesi ve yeni görevim için sevgi, saygı ve takdirlerini ilettiler. Batman’da önceden tanıştığımız arkadaşlarım, eski dernek çevrem sağ olsun çok ilgi gösterdiler. Tabip Odası ve diğer bazı STK’lar “hoş geldin” ziyaretlerinde bulundular.  Her geçen gün Batman’ı daha çok seviyor ve alışıyorum.</p>
<p><strong>Sivil toplumcu yönünüz hekimliğinizin çok önünde, o yüzden sormak isterim. Batman&#8217;da sivil toplum alanında temaslarınız, çalışmalarınız oldu mu, neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17160 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37.jpeg" alt="" width="260" height="347" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37.jpeg 1200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-320x427.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" />Sivil toplum çalışmalarından hiç kopmadım, halihazırda da Hak ve Adalet Platformu’nun sözcüsüyüm. Batman’da  ilk olarak Türkiye Küçük Millet Meclisi toplantısına katıldım, genel ve yerel sorunlar hakkında konuştuk.  Batman’da çevre açısından büyük bir sorun olduğunu fark ettim. Betonlaşmanın çokluğu, ağaçlandırmanın azlığı oldukça dikkat çekiciydi. İlk işim Orman Müdürlüğü’nden fidan alarak Batmanlı arkadaşlarımla fidan dikimi yapmak oldu. Batmanlılara da tavsiye ettim. Ayrıca Suriyeli aileleri ziyaret ederek onların halini tespit ederek bir doktor olarak yardımcı olmaya çalıştım. Çeşitli kamu kurumlarındaki hastalarımdan  konularıyla ilgili Batman’ın sorunlarını sordum ve meseleleri dinledikçe daha da ilgimi çekti.  Bazı yerel dernek temsilcileriyle, KHK’lı kaderdaşlarımla uzun sohbetler yaparak dertleştik, dertleşiyoruz. Bölgenin etkin şahsiyetleri, ilim adamlarıyla tanışıyorum. Çevreyi gezerek her açıdan birebir temas niyetim var. İlk olarak arkadaşlarımla Midyat’a giderek Ezidi ve Süryani yetkililerle görüştüm. Tahmin ettiklerimi ilk ağızdan dinlemek çok önemli ve çarpıcıydı.</p>
<p><strong>Batman-Kocaeli üzerinden bir kıyas yapmak gerekirse, neler gözlemlediniz, bunlarla ilgili değerlendirmeleriniz neler?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17163 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56.jpeg" alt="" width="372" height="279" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56.jpeg 1600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 372px) 100vw, 372px" />Batman’da ekonomik, siyasi, sosyal sorunlar çok. Kürt meselesi hakkında yaptığım gözlemlerde sorularım karşısında insanlarımızda önemli bir umutsuzluk, bezginlik, bıkkınlık, kırgınlık olduğunu gözlemledim. Bölgenin makus talihi en önemli sorun. Buraya gelince Batı illerinden burayı değerlendirmenin yanlışlığını bir daha idrak ettim ve hayıflandım. Hayıflandım, zira ezbere siyasi yaklaşımlar, sorunlardan habersiz partizanlığın göremediği çok önemli gerçekler var. Hangi siyasi çevreyle konuşsam bazı ortak sorunların  varlığı bir gerçek, farklı siyasi çekişmeler de mevcut.  Batman ve bölgede nüfus yoğun ve insani ilişkiler batıya göre daha sıcak. Misafirperverlik, arkadaşlık, akrabalık ilişkileri daha yoğun. İnsani temaslar daha yoğun ve  geleneksel istek, baskı ve kurallar çok. Batman’da  kamu sağlık kuruluşlarının ihtiyaca cevap vermede zorlandığını görüyorum. Hızla artan nüfusa karşı bölgede ciddi sağlık yapılanmasının gerekliliği çok belirgin. Batman’da genç nüfusun çokluğu ve batıya göre çok belirgin bir işsizliğin olması çok üzücü. Geldiğim il olan Kocaeli ile Batman arasında  bu alanda önemli bir uçurum var.</p>
<p><strong>Kürt meselesinde siyasal çözüm ihtimalinin bir kere daha akim kalmasıyla 2015 yazından beri giderek daha da zorlaşan bir atmosferde yaşıyoruz. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra yaklaşık bir yıldır OHAL ile yönetiliyoruz ve siz de OHAL kanunlarının verdiği yetkiyle işinizden oldunuz. Bütün bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye’nin o görece huzurlu ortamına dönmek hala mümkün mü, bunun için kim ne yapmalıdır?</strong></p>
<p>Çözüm sürecinin bitişi büyük kötülüklerin başlaması için elverişli bir vasat oluşturdu. Demokrasiden sapma sonrası  iç çatışmalar, darbe ve OHAL keyfiliği gerçekleşti, daha da kötüye gidiyoruz. Çatışma ortamında demokrasinin olmayacağı bellidir. Türkiye&#8217;nin kendi kurucu anlayışından kaynaklanan demokrasi sorunu vardı, bunu iyileştirme yönünde adım atılması büyük bir ihtiyaç iken sorunu daha da büyütecek bir yol tercih edilmiş oldu. Tercih bu  topraklara yapılmış büyük bir kötülük oldu.</p>
<p>Yeniden çözüm ve barış tercih edilmelidir, bu olmazsa olmazdır. Bölgeye üstenci bir bakışla biçilmiş çözümlerin başarısız olduğu göründüğü halde tekrarı deneniyor. Bu, sorunların daha da kronikleşmesine yol açacaktır. Görece huzurlu ortama dönmek en azından şimdiki kötü gidişatın önlenmesi için çok önemlidir, şarttır. Bu ortama dönüş uzun zaman alacak olsa bile mutlaka tercih edilmesi gerekendir, bu yüzden taraflar yeni bir konsensüs sağlamalıdır.</p>
<p>Yapılması gereken adaleti ortak payda edinerek, demokrasiyi talep etmektir. Adalet isteklerinin artması ve her şikayetçi kesimin özeleştiri yapması, korkularımızdan arınmış bir adalet isteğinin somutlaşmasını sağlayabilir. Şu an hepimizin yoğunlaşması gereken budur diye düşünüyorum. Yaşadığımız son musibetler her kesime başkası için de insan haklarını istemeyi öğretmişse, sıkıntılarımız bir kayıp değil kazanç olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/27/gergerlioglu-kazanc-olacaktir/">Adaleti Ortak Payda Edinerek Demokrasiyi Talep Etmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyolog Mücahit Bilici: İzin ile kullanılan hürriyet, hürriyet değildir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/03/sosyolog-mucahit-bilici-izin-ile-kullanilan-hurriyet-hurriyet-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jul 2017 12:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Hak İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Konferans]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[mücahit bilici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16420</guid>

					<description><![CDATA[<p>New York Şehir Üniversitesi bünyesindeki John Jay Koleji öğretim üyesi sosyolog Mücahit Bilici, Diyarbakır Hak İnsiyatifi’nin düzenlediği “İslam, İnsan Hakları ve Kürt Meselesi” başlıklı konferansta konuştu. İslam ve insan hakları ilişkisi, İslam’da insan hak ve haysiyeti, İslam ve insan hakları bağlamında Kürt meselesinin tartışıldığı programın ardından Bilici, kitaplarını imzaladı. 19 Mart 2017’de yaşanan Olağanüstü Genel Kurul sonucunda, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/03/sosyolog-mucahit-bilici-izin-ile-kullanilan-hurriyet-hurriyet-degildir/">Sosyolog Mücahit Bilici: İzin ile kullanılan hürriyet, hürriyet değildir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>New York Şehir Üniversitesi bünyesindeki John Jay Koleji öğretim üyesi sosyolog Mücahit Bilici, Diyarbakır Hak İnsiyatifi’nin düzenlediği “İslam, İnsan Hakları ve Kürt Meselesi” başlıklı konferansta konuştu. İslam ve insan hakları ilişkisi, İslam’da insan hak ve haysiyeti, İslam ve insan hakları bağlamında Kürt meselesinin tartışıldığı programın ardından Bilici, kitaplarını imzaladı.</b></h3>
<p><span style="font-weight: 400;">19 Mart 2017’de yaşanan Olağanüstü Genel Kurul sonucunda, yeni yönetim tarafından kapatılan ve çalışmalarını HAK İNİSİYATİFİ olarak sürdüren 16 MAZLUMDER şubesinden Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Hak İnisiyatifi olarak ilk konferansını gerçekleştirdi. Kürt meselesinde İslamî perspektiften yaptığı değerlendirmelerle tanınan sosyolog Mücahit Bilici’nin konuşmacı olduğu konferansta, Kürtlerin İslam diniyle ilişkisi, Türkler ve birlikte yaşadıkları diğer milletlerle ilişkisinde eşitliğin düzeyi, Kürt hak ve özgürlüklerinin İslam ve insan hakları bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiği gibi konular konuşuldu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-16421" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-03-at-14.46.13-e1499083919941.jpeg" alt="" width="900" height="675" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-03-at-14.46.13-e1499083919941.jpeg 900w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-03-at-14.46.13-e1499083919941-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-03-at-14.46.13-e1499083919941-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-03-at-14.46.13-e1499083919941-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hakların &#8216;var olan şeyler değil, bir mücadelenin ürünü olarak kazanılan şeyler olduğunu&#8217; vurgulayan Bilici, “Hakkın değerinin onun her yerde bulunuyor olmasından değil bir bedel ödenerek kazanılmasından” kaynaklandığının altını çizerek “Haklar, insanın başkası ile temasının zorunlu bir sonucu olarak vardır.” açıklamasında bulundu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlardan bağımsız İslamiyet’in olmadığını ve olmayacağını, her İslam yorumunun sahibinin konforuna hizmet ettiğini ifade eden Bilici, “İslam diye sunulanı sorgulamamanın büyük bir hata olduğunu ve Kürtlerin, başkaları eliyle sunulan İslam’ı taklit etmeyi bırakıp, onu sorgulamaları, dinde kendileri olmaları, kendi içtihatlarını oluşturmaları” gerektiğini belirterek şöyle devam etti:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">“Bağımsız olmanın, kopabilir olmanın mümkün sayılmadığı bir yerdeki birliktelik eşitlik ve adalet içermez, içeremez. Bu tarafların çok kötücül olduğu, çok rahatsız olduğu anlamına gelmeyebilir. Fakat aradaki ilişki bir eşitlik ilişkisi değildir. Ya bir esarettir, ya bir aile içi ayrışmamışlık halidir. Bütün arzu edilirlik ve iyi niyetine rağmen Kürtlerin Türklerle veya Türk devleti ile olan temasının Kürtler nezdindeki yansıması bağımsızlığın yokluğu ve eşitliğin sözdeliğidir. Eğer bugüne kadar Kürtlere tek bir zulüm yapılmamış olsaydı ve geçmişi tamamen bir kenara bırakacak olsaydık bile bugün Kürtlerin Türkiye’de insan olarak eşit haklara sahip olmadıklarını, sadece ‘serbest tutulan’ olduklarını yani özgür olmadıklarını söylerdik. İzin ile kullanılan bir hürriyet hürriyet değildir. Müsaade edilen bir Kürtlük veya Kürtçe adalet değildir. Seni mülteci, misafir ve nihayet dilenci tutan her ilişki bir eşitsizlik ilişkisidir.</span></i><span style="font-weight: 400;">”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mücahit Bilici’nin &#8220;İslam, İnsan Hakları ve Kürt Meselesi&#8221; başlıklı konferansının konuşma notlarının tamamına erişmek için </span><a href="https://www.facebook.com/notes/hak-inisiyatifi-diyarbak%C4%B1r/m%C3%BCcahit-bilici-konferans%C4%B1-islam-insan-haklar%C4%B1-k%C3%BCrt-meselesi/1411314145629111/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><b>tıklayınız</b></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/03/sosyolog-mucahit-bilici-izin-ile-kullanilan-hurriyet-hurriyet-degildir/">Sosyolog Mücahit Bilici: İzin ile kullanılan hürriyet, hürriyet değildir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gergerlioğlu: DİTAM &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STÖ&#8217;lerin Rolü&#8221;nü sorguluyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/05/gergerlioglu-ditam-toplumsal-baris-sureclerinde-stolerin-rolunu-sorguluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 08:18:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhakim Daş]]></category>
		<category><![CDATA[Cilo Doğa Sporları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Bozarslan]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya Barış Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Van Mazlumder]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15499</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İstanbul&#8217;da sivil toplumun rolü üzerine devam eden çalıştayda daha birçok önemli fikir serdedildi. Yeni bir barışın nasıl olması gerektiği silahların bırakılmasıyla mı yoksa sürecin öncelenmesiyle mi olacağı çok tartışılan konulardandı&#8221; Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) çözüm süreci sırasında başlattığı &#8220;Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projesi&#8221;ni çeşitli raporlar ve çalıştaylarla devam ettiriyor. *Hafta sonu İstanbul&#8217;da benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/05/gergerlioglu-ditam-toplumsal-baris-sureclerinde-stolerin-rolunu-sorguluyor/">Gergerlioğlu: DİTAM &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STÖ&#8217;lerin Rolü&#8221;nü sorguluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;İstanbul&#8217;da sivil toplumun rolü üzerine devam eden çalıştayda daha birçok önemli fikir serdedildi. Yeni bir barışın nasıl olması gerektiği silahların bırakılmasıyla mı yoksa sürecin öncelenmesiyle mi olacağı çok tartışılan konulardandı&#8221;</strong></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) çözüm süreci sırasında başlattığı &#8220;<b>Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projesi&#8221;</b>ni çeşitli raporlar ve çalıştaylarla devam ettiriyor. <strong>*</strong>Hafta sonu İstanbul&#8217;da benim de katıldığım çalıştayda açıklanan rapor ve konuşmalar önemliydi.</p>
<p>Cumhuriyet tarihi boyunca da birçok Kürt raporu hazırlanmıştı. Bunların hepsine gerek yok, biri bile devletin kafa yapısının sorunu çözmekten ne derece uzak olduğunu gösterir. Dahiliye Vekili Cemil Uybadın raporu,<b>&#8216;Kürt köylerine Türkleri yerleştirmek&#8217;, &#8216;Hristiyan azınlıkları bölgeden çıkarmak&#8217;, &#8216;doğudaki nüfusun batıya göçünün özendirilmesi&#8217; ve &#8216;sıkıyönetim ilan edilmesi&#8217; gibi politikalar öneriyor(1925)&#8221;</b> örnek için yeterli sanırım. Artık sivil toplum devletin tesis edemediği barışı başlatabilmek için projeler, çalıştaylar, raporlarla kolları sıvamış durumdadır.</p>
<p>Bu STK&#8217;lardan biri olan DİTAM, Projenin genel hedef olarak belirlediği &#8220;<b>Türkiye&#8217;de çoğulcu ve eşitlikçi demokrasi kültürünün geliştirilmesi&#8221; </b>için yola çıkmış. Amacının <b>&#8220;1- Politika geliştirme ve karar alma süreçlerini etkileme kapasitesine sahip, güçlü ve demokratik bir sivil toplum oluşumunu sağlayarak, eşitlikçi ve adil bir barışın sağlanmasına katkı sunmak,</b></p>
<p><b>2- Çoğulcu ve katılımcı yöntemlerle kültürel ve azınlık haklarının korunarak geliştirilmesi için sosyal, siyasal ve kültürel politikalar geliştirmek&#8221; amaçlandığını vurgulamak&#8221; </b>olduğunu vurguluyor.</p>
<p>DİTAM&#8217;ın açıkladığı rapor <b>&#8220;Türkiye&#8217;de demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri henüz çözülemeyen Kürt sorunudur. Kürt sorununun çözülmeyişi ülke kaynaklarını tüketmekte, ülkenin gelecekteki ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel gelişimini ipotek altına almaktadır. 1980 askeri darbesinden sonra 30 yılı aşan antidemokratik yönetim anlayışı ve çatışmalı süreçte sivil toplum örgütleri de toplumsal rolünü yeterince üstlenememiştir. Gelinen noktada sivil toplumun tekrar aktif görev ve sorumluluk üstlenmesini gerektirmektedir&#8221;</b> tespitiyle başlayıp daha birçok tespit ve önerilerle devam ediyordu.</p>
<p>Rapor çeşitli STK temsilcilerine sorular yöneltmiş. Barış denilince akla ne geldiği sorularına cevap verenler arasında Van Mazlumder eski şube başkanı <b>Yakub ASLAN&#8217;ın &#8220;Barış Kimsenin hakkının çiğnenmediği, insanların birbirlerine saygı, empatiyle baktığı ve özgürlüklerin kısıtlanmadığı bir yaşamın hayata hakim olduğu bir haldir&#8221; </b>deyişi dikkat çekiyor.</p>
<p>Barışın nasıl sağlanacağı sorusuna <b>Mahmut Bozarslan (Gazeteci-Aktivist) &#8220;Devlet aklının değişmesi lazım. Devletin bölünme paranoyasından kurtulması gerekir. Korkuların bir kenara bırakılıp, sorunları açık açık tartışılması lazım&#8221;</b> diyerek cevap vermiş.</p>
<p>Rapor çözüm sürecinin başarısızlığını incelerken <b>&#8220;devletin süreci kalıcı bir barıştan çok PKK&#8217;nin silahsızlandırılması süreci olarak yürütmesine karşılık, PKK&#8217;nin süreci alan hakimiyetini geliştirme yönünde kullanma çabasıdır&#8221;</b> tespitini yapıyor. Rapor için görüşüne başvurulan <strong>A</strong><b>bdulhakim Daş (Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu Başkanı)</b> ise <b>&#8220;PKK de, devlet de samimi değildi. Bir konuda samimi değillerdi. Sorunun tüm Kürtleri ilgilendirdiği ve sivil toplumlardan tutun Kürdistani tüm kurum ve kuruluşların bu sürece dahil olmaları istenilmedi&#8221;</b> diyor.</p>
<p><b>Hacı TANSU (Hakkari-Cilo Doğa Sporları Derneği)</b> ise<b> &#8220;HDP: Kürtlerin &#8220;Milli sorunu&#8221; konusunda asla istekli olmadı, çözüm üretmedi ve katkı sunmadı. Kürtlerin önündeki en büyük engellerden olan ve dünyada karşılığı olmayan sosyalist, komünist felsefe ile Kürt sorununa yaklaşması yanlıştır. DBP Bölgesel siyasi hareketini güçlendirme yerine HDP üzerinde tahakküm kurmaya çalıştı. Bir nevi HDP&#8217;yi sabote etti. DBP yerelde elde ettiği siyasi gücü halkına hizmet için kullanmadı. Halkın koşulsuz desteği, tabiri caiz ise zafer sarhoşu yaptı&#8221;</b> diyerek önemli eleştirilerde bulunmuş.</p>
<p>Özerklik ilanı konusunda verilen cevaplar bu ilanın yanlışlığı üzerinde birleşiyor.<b>&#8220;Toplumsal uzlaşı sağlanmadan ilan edilen tek taraflı özerlikler mağdur halkı daha da mağdur etti. Kendini diğer tarafa kabul ettirmeden yapılan tek taraflı özerklikler halka zarar verdi</b>&#8221; diyen <b>Ramazan Turgut (Mezopotamya Barış Akademisi/MARDİN) </b>farklı birçok katılımcı gibi özerklik ilanını eleştirmiş.</p>
<p>Hendek, barikat siyaseti de yoğun eleştiri alanlardan birisi. <strong>Z</strong><b>eki DARA (Gazeteci/Aktivist-HAKKARİ) :</b><b>&#8220;Hendek siyaseti yanlışlıklar üzerinde kurulmuş ve tam olarak neye hizmet ettiği anlaşılmayan ve nihayetinde fiyasko ile sonuçlanan bir yöntem olmuştur.</b>&#8221;</p>
<p>Yeni anayasa değişiklik teklifi ise Kürtler arasında genel bir kayıtsızlık havası oluşturmuş.<b>&#8220;Barışa dair tek bir kelime olmadığı için bizim açımızdan hiçbir anlam ifade etmiyor&#8221; </b>diyor<b> Ramazan Turgut (Mezopotamya Barış Akademisi)</b></p>
<p><b>Mehmet TURSUN (Baran Tursun Vakfı) </b>ise yeni bir süreç için<b> &#8220;toplumda karşılığı olan STÖ&#8217;ler, bilim insanları, kanaat önderleri, din alimleri gibi unsurlara rol vermek gerektiğine&#8221;</b> vurgu yapmış.</p>
<p><b>Abdulhakim Daş (Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu Başkanı)</b> ise birçok katılımcının ortak hassasiyetini dile getirmiş.<b> &#8220;R.Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;Kürdistan&#8221; kavramına tahammül ederse, medya ve devletin tüm kurumları ona bakarak, tahammül eder ve sorunun çözümü kolaylaşır.&#8221;</b></p>
<p><b>&#8220;Toplumun barışa hazır olması ihtimal yoksa STÖ, akil adamlar ve toplumda itibarlı şahsiyetler toplumu ikna için, yoğun bir çaba içerisinde olmalıdırlar. Bu, toplumsal bir baskı oluşturur. Barış bildirisine imza atanların başına neler geldiğini biliyoruz. Eğer toplumsal bir baskı olsaydı, barış bildirisine imza atanlara yapılan haksızlıkları yapmaya kimsenin cesareti olmazdı&#8221;</b> diyen <b>Yakub Aslan </b>ise güncelin acı gerçeğinin altını çiziyor.</p>
<p><b>&#8220;STK&#8217;lar olarak üçüncü göz olalım ama bizim nasıl bir yaptırım gücümüz var? Siyasal bir güç odağının olması lazım arkasında. Türkiye&#8217;deki ana muhalefet partisi sürece girmediği sürece sorunun çözülmesi çok zor&#8221;</b> diyen <b>Reha Ruhavioğlu</b> cevaplanması gereken önemli sorular sormuş.</p>
<p><b>&#8220;Çekirdekten başlayan bir barış hareketi başlatalım, aileden başlamak lazım. Bütün kardeşleri, komşuları ve aşiretleriyle barış içinde olan var mı? Bu kültürü içimizde içselleştirmezsek sonuç gelmez&#8221;</b>diyen Kalite derneğinden Ahmet Kaya ise isabetli bir özeleştiri yapmış.</p>
<p><b>&#8220;Barış süreci dediğimiz süreç Öcalan&#8217;ın silahlı unsurları dışarı çıkarın söylemiyle anlam kazanmaya başladı. Bu şekilde ağır aksak işleyen süreçte burada çok vahim durumlarda yaşandı. Devlet kontrolü bıraktı, yol kontrolleri gerillalara kaldı. Adli makamlar, vergi sistemleri oluşturulmaya başlandı. Buradakiler sahiplenmediler böyle bir barış sürecini. Yeni bir vesayet oluşturuldu. Toplumun sahipleneceği arayışları oluşturmak lazım&#8221;</b>diyen <b>Şiyar Bozhan (SMMMO Diyarbakır) </b>yeni bir süreçte ne olmaması gerektiğini söylemiş.</p>
<p><b>&#8220;Barışta çözümün anahtarı geçmişe dayalı yapıları meşrulaştırmak değil geleceğe yönelik yenilikçi umutlar oluşturma. Türkiye&#8217;nin bu alanda bir akademiye ihtiyacı var&#8221;</b> diyen <b>Mehmet Kaya (DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı) </b>ise olması gerekene odaklanmanın önemine işaret etmiş.</p>
<p>İstanbul&#8217;da sivil toplumun rolü üzerine devam eden çalıştayda daha birçok önemli fikir serdedildi. Yeni bir barışın nasıl olması gerektiği silahların bırakılmasıyla mı yoksa sürecin öncelenmesiyle mi olacağı çok tartışılan konulardandı. Batıdan bakan bakış açıları ve Kürtlerin dışarıdan bakış açılarına sitemleri önemliydi. Referandum sonuçları itibariyle Kürtlerin silahlı bir çözümü istemediğini ama haklarından vazgeçmek istemediğini vurgulayan Mesut Yeğen&#8217;in tespiti de dikkat çekiciydi. Barış şu an çok yakın bir ihtimal olmasa da barıştan uzaklaştıran ayrımcı politikalara karşı STK&#8217;ların yapacağı çok şey var, bu ara buna odaklanılabilir, batıdaki STK&#8217;larla topluma sorunun kaynağını anlatma konusunda ortak çalışmalar yapabilirler. Ayrıca dünya çatışma çözümü örneklerini incelemek, yeni bir sürece kadar donanımlı bilgi sahibi olmak açısından çok önemli, bu konuda nitelikli araştırma çalışmaları yapmak hepimiz için hiç zor değil. Yeni, ciddi, kalıcı bir süreç için şimdiden tüm STK&#8217;lar hazırlıklarını nitelikli yapmalıdır.</p>
<p><strong>*</strong><span class="h-title">ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU</span></p>
<p><b>@gergerliogluof</b><br />
<b>Kaynak: <a href="http://www.omerfarukgergerlioglu.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">omerfarukgergerlioglu</a></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/05/gergerlioglu-ditam-toplumsal-baris-sureclerinde-stolerin-rolunu-sorguluyor/">Gergerlioğlu: DİTAM &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STÖ&#8217;lerin Rolü&#8221;nü sorguluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hakları Sistematik Olarak İhlal Eden OHAL Kaldırılsın”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/12/haklari-sistematik-olarak-ihlal-eden-ohal-kaldirilsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2017 10:39:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL koşulları]]></category>
		<category><![CDATA[raci bilici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14619</guid>

					<description><![CDATA[<p>İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube başkanı Raci Bilici 2017 yılının ilk çeyreğinde çeşitli kategorilerde toplam 7 bin 907 hak ihlali tespit ettiklerini açıkladı. İHD’nin raporunu Sivil Sayfalar’a değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, “Çatışma sürecinin sonlanması ve sorunlarımızın çözümünde sivil yol ve yöntemlerle hareket edilmesi demokratik gelişimin önündeki engelleri kaldıracağı gibi insan hak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/12/haklari-sistematik-olarak-ihlal-eden-ohal-kaldirilsin/">“Hakları Sistematik Olarak İhlal Eden OHAL Kaldırılsın”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube başkanı Raci Bilici 2017 yılının ilk çeyreğinde çeşitli kategorilerde toplam 7 bin 907 hak ihlali tespit ettiklerini açıkladı. İHD’nin raporunu Sivil Sayfalar’a değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, “Çatışma sürecinin sonlanması ve sorunlarımızın çözümünde sivil yol ve yöntemlerle hareket edilmesi demokratik gelişimin önündeki engelleri kaldıracağı gibi insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir toplum düzenine de imkan sunacaktır.” dedi.</b></h3>
<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Kürt illerini kapsayan üç aylık hak ihlalleri raporunu şube binasında yaptığı basın açıklaması ile duyurdu. ‘9 aydır OHAL kanunları ile yönetilmenin pek çok kategoride insan hakları ihlallerinin ortaya çıkmasına neden olduğunu’ vurgulayan Şube Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici, <i><span style="font-weight: 400;">“KHK’lerle düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, ekonomik ve sosyal haklar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımdan mağduriyet oluşturan ihlaller ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, demokratik ilerlemenin sağlanamamasına ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açan OHAL, bir an önce Türkiye’nin gündeminden çıkarılmalı, uygulamaların oluşturduğu mağduriyetler ise ivedi olarak giderilmelidir.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> çağrısında bulundu.</span></p>
<h4><b>‘323’ü ağır olmak üzere en az 905 hasta mahpus kaderine terk edilmiş durumda’</b></h4>
<figure id="attachment_14629" aria-describedby="caption-attachment-14629" style="width: 297px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-14629" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/raci-bilici.jpg" alt="" width="297" height="364" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/raci-bilici.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/raci-bilici-320x393.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 297px) 100vw, 297px" /><figcaption id="caption-attachment-14629" class="wp-caption-text">Raci Bilici</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">OHAL ortamının 2015 yılında kötüleşmeye başlayan insan hakları karnesini daha da kötüleştirdiğini vurgulayan Bilici, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “OHAL ilanı ve uygulama süreciyle paralellik gösteren hapishane ihlalleri, sürgünler, sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele, disiplin soruşturmaları, tecrit etme, haberleşme, iletişim ve aile görüşü haklarının kısıtlanması gibi konularda açığa çıkmıştır. Hapishanelerden mektup aracılığı ile bizlere hukuki yardım ve duyarlılık çağrısı talebiyle başvuruda bulunan mahpuslar, sevkler sırasında çıplak arama ve fiziki işkence, kelepçeli tedavi, hastane ve revire çıkarılmama, kamera ile gözetilme, teşhir niteliği taşıyan yaka kartı takmaya zorlama, infaz koruma memurlarının tehditlerine maruz kalma gibi konularda yaşadıklarını mağduriyetleri ifade etmişlerdir. Özellikle sağlık hakkı ihlallerinin hala devam ettiğini, derneğimizin tespit ettiği verilere göre 323’ü ağır olmak üzere en az 905 hasta mahpusun cezaevlerinde adeta kaderine terk edilmiş durumda olduğunu ifade etmek istiyoruz.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Diyalog dışı çözüm yöntemlerinde ısrar, geride toplumsal yaşamını derinden etkileyen ve yaşamını yitiren insanların istatistiklere eklendiği korkunç ve acı bir savaş tablosu bırakıyor. Her şart altında yaşam hakkının kutsallığına inanan biz insan hakları savunucuları olarak, bu vesileyle buradan bir kez daha, sorunun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesi çağrısında bulunuyoruz. Militarist yöntemlerin aksine siyasal ve sivil çözüm olanaklarını kullanmak suretiyle, çatışmasızlık ve barış ortamına geri dönüşün yolu açılsın. Çünkü her zaman ve özellikle şu içinde bulunduğumuz zamanda, toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey barıştır.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İHD’nin 3 aylık ihlal raporunu Sivil Sayfalar için değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, İHD’nin kurulduğu günden bu yana insan hakları alanında önemli çalışmalar yürüten kurumlar arasında yer aldığını hatırlatarak, raporun ilgili makamlarca dikkate alınmasını istedi. Temmuz 2015’te bölgede başlayan çatışmalı süreç ile hak ihlallerinde ciddi oranda bir artış gerçekleştiğini belirten Özmen, “15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile hak ve özgürlükler alanındaki daralma kısıtlama ve ihlaller daha da artmıştır. On binlerce kişi herhangi bir soruşturma olmaksızın kamu görevinden ihraç edilmiş, örgütlenme hakkı ihlal edilerek dernek ve vakıflar kapatılmıştır. İfade ve basın özgürlüğüne ağır bir darbe vuracak şekilde basın kuruluşları kapatılmıştır. Yine OHAL kapsamında sokakta basın açıklaması yapmak , gösteri yürüyüşü düzenlemek ve benzeri etkinlikler yasaklanmıştır.” dedi. </span></p>
<figure id="attachment_14630" aria-describedby="caption-attachment-14630" style="width: 416px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-14630" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ahmet-ozmen.jpg" alt="" width="416" height="275" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ahmet-ozmen.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ahmet-ozmen-610x403.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ahmet-ozmen-320x212.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 416px) 100vw, 416px" /><figcaption id="caption-attachment-14630" class="wp-caption-text">Ahmet Özmen</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">OHAL’in en yoğun olarak bölgede hissedildiğini belirten Özmen şunları söyledi: “Toplumda büyük bir ilgi ve destek ile karşılanan Kürt sorununu demokratik ve sivil metotlarla çözümünü amaçlayan çözüm süreci 7 Haziran seçimleri sonrasında sürdürülememiş ve tekrar çatışmalı sürece dönülmüştür. Ne yazık ki Kürt meselesi tekrar şiddet girdabına itilmiştir. Otuz yıl öncesine dönülerek defalarca denenmiş metotlara başvurulmuştur. Kürt meselesinin şiddet ve güvenlik politikaları ile çözülemeyeceği aşikardır.  Kürt sorununun kalıcı çözümü ile acı ve gözyaşının ortadan kaldırılması için tekrar çözüm sürecine dönülmelidir. Çatışmalı ortamda insan haklarına saygının azaldığı ve hak ihlallerinde artış olduğu demokratik gelişimin sekteye uğradığı bilinen bir gerçektir. Çatışma sürecinin sonlanması ve sorunlarımızın çözümünde sivil yol ve yöntemlerle hareket edilmesi demokratik gelişimin önündeki engelleri kaldıracağı gibi insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir toplum düzenine de imkan sunacaktır.”</span></p>
<h4><b>Rapordan:</b></h4>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Silahlı çatışmalarda 13 güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi, 16’sı yaralandı, 73 silahlı militan ve 1 sivil yaşamını yitirdi. Polis ve jandarma tarafından 2 kişi öldürüldü, 2 kişi yaralandı. Cezaevlerinde 1 kişi ve “faili meçhul” saldırılarda 2 kişi yaşamını yitirdi.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Resmi hata ve ihlal sonucu 118 kişi yaralandı. 13 bölge özel güvenlik bölgesi ilan edildi, 18 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu 3 çocuk yaşamını yitirdi, 5’i çocuk 10 kişi yaralandı.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İntihar eden 5 kadın yaşamını yitirirken aile içi şiddete uğrayan 13 kadın yaşamını yitirdi, 8 kadın yaralandı. Toplumsal alanda şiddete uğrayan 3 kadın yaşamını yitirdi, 2 kadın yaralandı, 4 kadın cinsel istismara maruz bırakıldı. 4 çocuk intihar etti, 57 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Düşüncelerini ifade edenlerden 4 kişi hakkında 2 soruşturma açılırken 31 kişi hakkında 28 ayrı dava açıldı ve 11 dosya kapsamında 136 kişiye ceza verildi.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Gözaltında işkence ve kötü muamele sayısı 18, gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele sayısı 33, cezaevlerinde işkence sayısı 182, kaçırma ve ajanlık tehdidi 1, gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu dövülen ve yaralananların sayısı 30 olarak tespit edildi.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">13’ü çocuk toplam 1.629 kişi gözaltına alındı, 1 çocuk ve 432 yetişkin tutuklandı, 1.367 ev baskını yaşandı.</span></li>
</ul>
<h6><strong>Ana Görsel: Al Jazeera</strong></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/12/haklari-sistematik-olarak-ihlal-eden-ohal-kaldirilsin/">“Hakları Sistematik Olarak İhlal Eden OHAL Kaldırılsın”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
