<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>karantina arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/karantina/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/karantina/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2020 13:32:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>karantina arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/karantina/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bayramda ‘Korona’ Uyarısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/31/bayramda-korona-uyarisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2020 13:32:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56419</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’da covid-19 salgını sebebiyle yoğun bakımda olanların oranının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu belirten Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Elif Turan, bayram ziyaretlerinin uzaktan yapılmasını, kurban kesim yerleri kadar düğün salonlarının da denetlenmesi gerektiğini belirtiyor. Zincirleme vakaların arttığını kaydeden Turan, ev karantinalarının da mutlaka kontrol altında olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/31/bayramda-korona-uyarisi/">Bayramda ‘Korona’ Uyarısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır Sağlık Platformu bir basın açıklaması yaparak, Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki güncel salgın verilerini paylaştı. Haziran ayından bu yana en çok vaka artışının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olduğu belirtilen raporda, “20-27  Temmuz itibariyle yeni vaka insidansı (görülme sıklığı) Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüz binde 16,6 olup Türkiye ortalamasının (yüz binde 8.0) iki katından fazladır. Son günlerde paylaşılan yeni vakaların üçte biri bölge illerine ait olduğu da izlenmektedir. Bölgede yeni vaka sayıları, hastaneye yatışı yapılan hasta sayıları ve yoğun bakımda yatan hasta sayıları artmaya devam etmektedir. 9 Haziran da en az seviye inen vaka sayısı Diyarbakır’da ve bölgede logaritmik olarak artmaya devam ediyor.’’ deniliyor.</p>
<p><strong> “Bölgede Katbekat Hissediyoruz”</strong></p>
<p>Korona salgınındaki son durumu Sivil Sayfalar’a değerlendiren Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Elif Turan, bölgedeki korona vakalarının artışlarına dikkat çekti. Bölgede salgının katbekat hissedildiğini vurgulayan Turan, “Elimizde resmi veriler yok  ama hastaneden ve aktivistlerden aldığımız güncel verilere göre, 616 hastanın yatarak tedavisi sürüyor. 100’e yakın hastanın yoğun bakımda olduğu bilgisi var bu da hastaların yaklaşık yüzde 15’ine tekabül ediyor. Dünyada aktif hastalar arasında yoğun bakım ünitelerinde  yatan hasta sayısı %1,5  Türkiye’de ortalama  %10 iken ilimizde bu sayı %15 in üzerinde olması durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Sağlık Bakanlığı’nın 20-27 Temmuz arası yayınlanan raporlarına göre yeni vaka görülme sıklığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüz binde 16,6 olup Türkiye ortalamasının iki katından fazladır. Son günlerde paylaşılan yeni vakaların üçte biri bölge illerine ait olduğu da izlenmektedir. Bölgede yeni vaka sayıları, hastaneye yatışı yapılan hasta sayıları ve yoğun bakımda yatan hasta sayıları artmaya devam ediyor.” Dedi.</p>
<p>1 Haziran’dan önce Diyarbakır’da 60-100 arası olan vaka sayısının normalleşme süreci ile birlikte katlamalı olarak artış gösterdiğini belirten Elif Turan, “İlk dalga beklenenin ötesinde daha dalgalı bir seyir izlemektedir. Bulaşıcılığı yüksek olan, etkili bir aşısı ve bilinen bir tedavisi olmayan salgın etkeni virüsün, toplumsal düzeyde bulaşıcılığa devam ediyor.  Birinci dalga henüz sönümlenmemiş olması büyük bir sıkıntıya işaret ediyor. ‘’ diye konuştu. Bayramlaşma ziyaretlerinin uzaktan telefonlarla yapılması gerektiğini vurgulayan Turan, bireysel korunmaların önemli olduğunu fakat bu meselenin sadece bireylerin kendi inisiyatiflerine bırakılmayacak kadar hayati olduğunu kaydetti. Son vakaların hep aileden bulaştığını belirten Turan, zincirleme vakaların olduğuna dikkat çekerek, ev karantinalarının da mutlaka kontrol altında olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Sağlık Platformu’nun sağlık çalışanlarının şartlarının iyileştirilmesi, doğru ve efektif ilaç kullanımı, uygun filyasyon çalışmaları, izolasyon koşulları, sağlık çalışanlarına misafirhane otel vb ayarlanması gibi önerileri hatırlatan Turan, “İlimizde yürütülen sağlık hizmetlerinin yetersizliği, sağlık emek gücündeki yetersizlikler, istikrarsızlık, ayrımcılık gibi sorunlar ile birlikte salgınla da mücadele edilmeye çalışılmaktadır. Salgın kontrolünde önemli bir yere sahip olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin yapboz tahtasına dönüştürülerek işlevsizleştirilmesi Salgın ile mücadeledeki başarısızlığın diğer bir nedenidir. Salgın yönetiminde en kritik rolü üstlenen birinci basamak sağlık hizmetlerine öncelik verilmeli ve mevcut yükü taşımakta zorlanan birinci basamak sağlık kurumlarında başta nitelikli kişisel koruyucu malzeme olmak üzere, yaşanan sıkıntılar giderilmelidir.” Diye konuştu.</p>
<p>Son olarak, kurban kesim süreçlerinin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğine vurgu yapan Elif Turan, düğün salonlarının da sıkı denetlenmesinin altını çizdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/31/bayramda-korona-uyarisi/">Bayramda ‘Korona’ Uyarısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Önceki Bireysel ve Ailevi Dinamikler Karantina Sürecini de “Belirliyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/01/onceki-bireysel-ve-ailevi-dinamikler-karantina-surecini-de-belirliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 07:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Vahide Ulusoy]]></category>
		<category><![CDATA[yeni normal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid-19 salgınıyla başlayan karantina günlerinin ardından yeni normalleşme dönemi 1 Haziran itibariyle başladı. Klinik psikolog Vahide Ulusoy Gökçek ile toplumsal ve bireysel olarak karantinada hangi psikolojik süreçlerden geçtiğimizi, ilerleyen “yeni normal” günlerde bizi bekleyen ruhsal durumları anlamaya çalıştığımız bir söyleşi gerçekleştirdik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/01/onceki-bireysel-ve-ailevi-dinamikler-karantina-surecini-de-belirliyor/">‘Önceki Bireysel ve Ailevi Dinamikler Karantina Sürecini de “Belirliyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Süreç sonunda bugünlerin acısı bizden çıkacak mı? Süreç içerisindeyken farkında olarak ya da olmayarak neler yaşıyoruz? Bireysel ve toplumsal bir değerlendirme yapar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşadığımız karantina sürecinin üzerimizdeki beklendik veya beklenmedik etkilerini sorduğunuzu düşünüyorum. Toplumsal değerlendirme yapmak için açıkçası kendimi yetkin görmüyorum. Ama bireysel düzeyde bazı faktörlerin etkili olduğunu süreç içerisinde tecrübe ettik, elbette bunları aktarabilirim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kayıp yaşamayan veya yakınlarını kaybetmeyenlerde belki çok fazla bir etkisini görmeyebiliriz. Ancak şunu söylemek mümkün, kişisel yatkınlıklarımız bu süreçte etkisini gösterecek. Karantinadan önce de zaten nevrotik yapısı olan, halk arasında pimpirikli, kaygılı, vesveseli gibi ifadelerle tarif edilen kişilik özelliklerine sahip kişiler elbette daha zor bir süreç geçiyor. Haliyle bizden daha yoğun kaygı yaşıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte etkisini gösterecek faktörlerden bir başkası sosyal destek ağımız. Yalnız yaşayanlarla kalabalık bir ailede yaşayanların pandemi sürecini atlatma biçimlerindeki farklılıkları da ileride daha iyi anlayacağız. İki ay evde, yalnız başına hiç dışarıya çıkmadan yaşamanın zorluğuyla evde sürekli birilerinin olması ve birlikte baş etmeye çalışmanın zorluğu fark yaratacakmış gibi görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-54415 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/vahide-ulusoy.jpg" alt="Vahide Ulusoy" width="299" height="319" />Bununla birlikte ev içerisindeki dinamikler daha da önemli hale geldi. Kişiler birbirleriyle anlaşıyorlar mı, birbirlerine saygı duyuyorlar mı, aralarındaki ilişki nasıl? Doğal olarak ilişkilerin şu zamana kadarki biçimi karantina sürecindeyken de kendini devam ettirecektir. Bu nedenle hem ilişkilerin sağlığı hem de ilişkilerin insan sağlığı üzerindeki etkisi bakımından sonuçlarla karşılaşmamız tabii ki mümkün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla birlikte pek çoğumuzun iş ve ev hayatı iç içe girmiş durumda. Bir yandan çocuklar eteğimizi çekiştiriyor, diğer yandan ellerimiz klavyede iş yetiştirmekle uğraşıyoruz. Çocuklarla aynı çatı altında olmanın getirilerinden biri ilgi taleplerini yalnızca bizimle gidermek istemeleri ve bunu yapamadığımız durumlarda tepkilerini pandemi öncesinden daha ısrarcı bir şekilde dışa vurmaları. Açıkçası üniversitedeki dersleri uzaktan eğitimle vermek, ilk kez uzaktan sınavlar düzenlemek, danışanları yine çevrimiçi platformlara çekmek, araştırmalarımı sürdürmeye çalışmak, ev işlerini yapmak ve evi düzenli tutmaya çabalamak, çocuklarla ilgilenmek ve bunları yaparken tükenmemek zor bir deneyim benim için de. Eşimle elbette paslaştık ama yine de hepsi bir arada zorlayıcı. Çünkü her </span><span style="font-weight: 400;">birinin organizasyonu daha önceden tecrübe etmediğimiz, daha zorlayıcı bir hâl almış durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karantina öncesi yürüttüğümüz işleri, kurduğumuz düzeni değiştirip ev içi bir düzene geçmiş durumdayız ve bütünüyle buna ayak uydurmak için yoğun bir çaba sarf ediyoruz aslında. Belki de bugüne kadar bu kadar yoğun bir şekilde ekran karşısında olduğumuzun farkında değildik. Şimdi sürekli ekran karşısında olmak, sürekli konuşmak çok daha yorucu bir hâl aldı. Artık verdiğimiz mola da, işlerimiz de, sosyal desteğimiz de, arkadaşlarımız da evin içerisinde. Üstelik bunların neredeyse hepsi ekran başında. Hayatımız ekran/monitör merkezli işlemeye başladı. Bunun da ilerleyen zamanlarda sonuçlarını görebiliriz.</span></p>
<p><b>Kaygı ve stres bozukluğu yaşadığımızı ne zaman anlarız? Belirtileri nelerdir ve bunu fark ettiğimizde kendimizi nasıl teskin edebiliriz? Psikoloğumuzu arama sınırı nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu söylememiz lâzım; şu anda kaygılı ve stresli olmamız kadar normal bir şey yok. Pandemi (salgın) gerçek bir tehlike. Fakat ne zaman sınırı zorladığımızı düşünürüz; uzmanların önerilerini dikkate alıp uygulamamıza, yakınlarımızda herhangi biri hastalanmamasına, hasta biriyle temas etmememize, karantinayı hiç delmememize rağmen hâlâ çok endişeliysek; hâlâ en son nereye dokundum, ellerimi yıkadım mı, tekrar yıkamalı mıyım, acaba kime temas ettim gibi düşünceler gün içerisinde vaktimizin önemli bir kısmını alıyorsa, evin içinde yürütmek istediğimiz çalışmaları yapamıyorsak, üretkenliğimiz zedelendiyse o zaman bir sorun var demektir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak vardığımız yer şu: Aile içi dinamikler salgın öncesi her nasılsa salgında da varlığını benzer biçimde sürdürecek. Besleyiciyse bu süreçte de besliyordur, zedeleyiciyse bu süreçte de zedeliyordur. </span></p></blockquote>
<p><b>Sokağa çıkmak yasak, anneye, babaanneye, dedeye, dayıya sarılmak yasak. Anne babaları sürekli evde olsa da çocukların da düzenleri, alışkanlıkları bozuldu aslında. Çocuklar bu durumdan nasıl etkileniyor?</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanırım çocuklar bizden daha kolay uyum sağladılar. Yaş burada etkili olabilir. Her çocuk için geçerli olmasa da örneğin benim küçük kızım hepimizden daha çabuk adapte oldu. Daha üç yaşında ve dışarıya çıkmayı talep bile etmiyor. Çünkü onun hayatında anne babasının ve ablasının varlığı mutlu olması için yeterli. Arada bir dışarı çıkmayı istediği zamanlar tabii ki oldu ama hastalığı açıkladığımızda çıkmamaya kolayca ikna oldu. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar gönüllerince oynamak istediğinde evlerimizin ne de komşularımızla paylaştığımız apartmanımızın buna elverişli olmadığını gördük.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama yaş büyüdükçe işler değişiyor. Meselâ sekiz yaşındaki kızım, dışarıdaki hayatın ne kadar tatlı, güneşin ne kadar güzel, çimenlerin ne kadar hoş olduğunu, arkadaşlarıyla dışarıda oynamanın tadını kardeşinden daha iyi hatırlıyor ve daha iyi biliyor. Bu nedenle beş yaş ve üzeri çocukların daha fazla direnç gösterebilmelerini ve sıkılmaları anlaşılabilir. Özellikle bazı aileler karantinayı delerek çocuklarını çıkarmaya devam ettiğinde evde kalan çocukların hayatı daha da zorlaşıyor. Çünkü dışarıdaki akranlarını gördükçe sabretmeleri zorlaşıyor. Sokağı, dışarıdaki hayatını özleme potansiyeli yüksek yaşlardaki çocuklarda daha çok öfke, sıkılma söz konusu olabiliyor. Karikatürlerde de görmüşsünüzdür; sürekli etkinlik yapmak, çok fazla “yapılandırılmış” oyun ve zamana maruz kalmak aslında çocuklar için sandığımız (belki de umduğumuz) gibi etkili değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan ebeveynleri de anlamak gerekiyor. Zira evin içerisinde her saniye istedikleri gibi oynayan çocuklara tahammülümüz sandığımız kadar yüksek değil. Takdir edersiniz ki yirmi dört saat birlikteyiz. Çocuklar gönüllerince oynamak istediğinde evlerimizin ne de komşularımızla paylaştığımız apartmanımızın buna elverişli olmadığını gördük. Haliyle anne babaların zamanı değerlendirmek için neden yapılandırılmış etkinlikleri tercih ettiğini anlayabiliyoruz. Ama dediğim gibi aslında çocukların yapısı bunun için çok da müsait değil. O yüzden çocuklarla ebeveynler arasında çatışmalar yaşanması kaçınılmaz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Şimdi evde kendisini olduğu gibi kabul etmeyen, birlikte geçirdikleri zamanı onu azarlayarak susturmaya ya da durdurmaya çalışan, “yapıştığı koltuktan” kaldırmaya çalışarak veya eğitsel etkinliklere boğarak kendisini yoğun bir şekilde değiştirmek isteyen ebeveynleriyle tıkılıp kalmış durumda.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak yine daha önce de bahsettiğimiz gibi pandemi öncesinde eğer anne baba ve çocuk arasındaki ilişki zaten sağlıklıysa karantina sürecini de sağlıklı atlatacaklardır. Ama anne baba çocuk arasında yaralayıcı, örseleyici bir ilişki varsa, anne babanın ebeveynlik biçimi fazla katı veya fazla serbestse, çok yoğun eleştirel dil kullanılıyorsa çocuk için bu süreç elbette daha da zorlayıcı ve sarsıcı olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk okuldaki günlerinde ebeveyninin bu eleştirel yaklaşımından uzaklaşıp bir nebze rahatlayabiliyordu, belki kendisini kabul edilmiş hissettiği bir yer bulabiliyordu. Ama şimdi evde kendisini olduğu gibi kabul etmeyen, </span><span style="font-weight: 400;">birlikte geçirdikleri zamanı onu azarlayarak susturmaya ya da durdurmaya çalışan, “yapıştığı koltuktan” kaldırmaya çalışarak veya eğitsel etkinliklere boğarak kendisi</span><span style="font-weight: 400;">ni yoğun bir şekilde değiştirmek isteyen ebeveynleriyle tıkılıp kalmış durumda. Bu yüzden çocuk rahatlama alanı bile bulamayabilir. Umuyorum ki bu durum az sayıda çocuk için geçerlidir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Elbette çocuk “niçin dışarı çıkmıyoruz?” diye sorduğunda yalan söylemek yerine yaşına uygun bir şekilde gerçeği söyleyeceğiz. “Dışarıda hastalık var, salgın var.” açıklaması daha önce de söylediğim gibi üç yaşındaki çocuk için bile yeterli olabiliyor.</span></p></blockquote>
<p><b>Çocuklara salgın, hastalık, virüs vb. hastalıkla ilgili durumlar anlatılmalı mı, nasıl anlatılmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların yaşına, mizaçlarına ve anlama becerilerine uygun biçimde bu durum onlara anlatmak durumundayız. Onları gerçeklerden korumak değil, gerçeklerle tanıştırmak bizim görevlerimizden biri. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neden dışarıya çıkmadıklarını onlara bir şekilde açıklamak zorundayız. Elbette çocuk “niçin dışarı çıkmıyoruz?” diye sorduğunda yalan söylemek yerine yaşına uygun bir şekilde gerçeği söyleyeceğiz. “Dışarıda hastalık var, salgın var.” açıklaması daha önce de söylediğim gibi üç yaşındaki çocuk için bile yeterli olabiliyor. Kızım görüntülü konuşma yaptığında “Hastalık bitsin biz geleceğiz. Amcalar gitsin biz geleceğiz.” diyor. Amcalar, dediği de polisler. Yani hastalık hakkında kendi yaşınca bu kadarını bilebiliyor ve gerekçe olarak kabul edebiliyor çocuk. Önemli olan da bu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama “Acaba ben hasta olur muyum, annem babam hasta olur mu?” gibi kaygıları edinebilecek ileriki yaşlardaki çocuklara farklı yaklaşmak gerekir. Hastalığın daha çok kimleri etkilediğini, nasıl korunabileceğimizi, baş edebileceğimizi konuşabiliriz. Online platformlarda özellikle okul öncesi, dört beş yaş çocuklar için; salgın sürecini görsel ifadelerle hikâyeleştirerek çocuklara anlatma yollarını gösteren bu konuyla ilgili pek çok sağlıklı çalışmalar paylaşılıyor.  Ebeveynlerin buralardan çok yararlanacağını düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Haziran ayı itibariyle yavaş yavaş da olsa normale dönüyoruz. Yaygın söylem halindeki şekliyle söylersek “yeni normal”de bizleri ne bekliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi sonrası peş peşe ve çok sayıda travmaların, patolojilerin ortaya çıkacağını düşünmüyorum açıkçası. Çok esnek bir toplum olduğumuzu baş etme mekanizmalarımızın da ister istemez güçlü olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla normale dönmemiz de bizi çok zorlamayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rakamlar ve önlemler istediğimiz gibi olursa kısa bir sürede eski hayatımıza geri döneceğimizi ve adapte olacağımızı düşünüyorum. Önemli olan bu sırada her şeyin normale döndüğünü düşünüp de tedbiri elden bırakmamak.</span></p>
<p><b>Vahide Ulusoy Gökçek Hakkında</b></p>
<p>Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Uzmanlığını FSM Vakıf Üniversitesi ve Bezmialem Üniversitesi Ortak Klinik Psikoloji programında yaptı. Programı bağlanma stillerinin karar verme süreçleri üzerindeki etkisini incelediği tezle tamamladı. Eğitimine FSM Vakıf Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi Ortak Klinik Psikoloji doktora programında devam etmektedir. Özel bir üniversitenin psikoloji bölümünde öğretim görevlisi olarak dersler vermektedir. İyi Şeyler Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde yetişkin ve ergenlere yönelik psikoterapi hizmeti vermektedir. Çalışma alanları içerisinde depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları bulunmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/01/onceki-bireysel-ve-ailevi-dinamikler-karantina-surecini-de-belirliyor/">‘Önceki Bireysel ve Ailevi Dinamikler Karantina Sürecini de “Belirliyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Bakımı, Karantina ve Babalık:  @Enbabavekizlari Özgehan Omağ ile Söyleşi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/cocuk-bakimi-karantina-ve-babalik-enbabavekizlari-ozgehan-omag-ile-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sezai Ozan Zeybek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 07:58:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Enbaba]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[Özgehan Omağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54284</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Erkek para kazanır, kadın (para kazansa bile) ev işlerinden ve çocuk bakımından sorumludur' diye özetlenebilecek oldukça yerleşik bir kanaati bozmaya çalışan sosyal medyadaki lakâbıyla Enbaba, Özgehan Omağ ile eşinin çalıştığı onun çocuk baktığı hayatı ve korona krizini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/cocuk-bakimi-karantina-ve-babalik-enbabavekizlari-ozgehan-omag-ile-soylesi/">Çocuk Bakımı, Karantina ve Babalık: &lt;br&gt; @Enbabavekizlari Özgehan Omağ ile Söyleşi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2020 yılına bir virüs damgasını vurdu. Altı ay önce söylense herkesin gülüp geçeceği gelişmeler oluyor. Yüz milyonlarca insan günlerini evde geçiriyor. Toplumsal eşitsizlikler kendisini bu yeni düzen içinde de hissettirmeye devam ediyor. Çalışmak zorunda olanlar, hayatını riske atanlar, ev içinde şiddete maruz kalanlar, depresyona girenler, borca sürüklenen bütçeler…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu olağanüstü şartlar altında ev içindeki ilişkiler de öne çıkan unsurlardan biri şüphesiz. Evlerin içinde ne yaşandığını tümüyle bilmiyoruz; ama önceki manzaraya bakarak bazı tahminlerde bulunabiliriz. Elinden iş gelmez babaların, gerilimli ilişkilerin, eşitsiz bölüşümlerin krize ve belki açık şiddete dönüştüğü haftalar geçiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla mücadele etmenin çeşitli yolları var: hukuk, eğitim, evdeki yükün adil bölüşümü, kalıp cinsiyet rollerinin bozulması vesaire. Uzun süredir takip ettiğim Özgehan Omağ, yani sosyal medyadaki lakâbıyla Enbaba, tam olarak bu işi yapıyor. &#8216;Erkek para kazanır, kadın (para kazansa bile) ev işlerinden ve çocuk bakımından sorumludur&#8217; diye özetlenebilecek oldukça yerleşik bir kanaati bozmaya çalışıyor. Hanımı çalışıyor, kendisi tam zamanlı çocuk bakıyor. </span></p>
<p><b>Bu kararı nasıl aldınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kararı almamı sağlayan kişi eşimdir. Ben İstanbul doğumlu, mühendislik eğitimi almış biriyim. Eşim Kanadalı ve eğitmen. 2004 senesinde çalışmaya Türkiye’ye geliyor. Tanışıyoruz ve 2011 senesinde İstanbul’da evleniyoruz ve halen İstanbul’da yaşıyoruz. İlk çocuğumuz olduğunda -2016 senesi- eşim bir okulda, ben ise evden çalışıyordum. Kızımız doğduğu zaman çocuğumuza kimin bakacağı konusunu konuşmaya başlamıştık. Benim küçüklüğümde, yani gördüğüm örnekte, ailem çalıştığı için, bana -anneannem- bakmıştı. Eşime ise annesi bakmış.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani çevremizde gördüğümüz örneklere benzer bir şekilde büyütülmüşüz. E hal böyle olunca ben de çevremizdeki örneklere benzer bir şekilde yol alacağımızı düşündüm. Çocuklara ya büyüklerden biri (ki bizim anneanne Kanada’da yaşıyor) ya da bir yardımcı bakıcı bakacak diyorum. Eşim 2016 senesinde çalışıyordu. “E o zaman bir yardımcı bulacağız” diye düşünüyordum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat eşim beklemediğim yerden vurdu: ‘’Özgehan sen zaten evdesin, neden kızımıza sen bakmıyorsun?’’ Şaşırmıştım, cevabım netti: ‘’Ben bakamam.’’ Çünkü çocuk bakmayı bilmiyorum. Eşimin cevabını unutmuyorum:  ‘’Benim çocuk bakmayı bildiğimi mi sanıyorsun?’’</span></p>
<p><b>Çevrenden ne tür tepkiler aldın? Mesela bizim lisenin pilav gününe gittiğinde (ufak not: aynı lisedeniz) ne tepkiler alıyorsun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı konularda yakın çevre, uzak çevreden daha zorlayıcı olabiliyor. Bence bir babanın çocuğuna bakması konusu da buna uygun bir örnek. Kendi çevremde çocuğuna bakan baba olmadığından bu durumun onlara garip gelebileceğini düşündüm. O yüzden birinci çevreme özellikle söylemedim. Net olmak gerekirse: Çekindim.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşim Kanadalı olduğu için onun çevresinde babanın çocuğu bakma örneği daha olumlu karşılandı. Fakat zamanla özellikle sosyal medyadan pozitif tepkiler aldıkça kendime güvenim arttı. Ve rahatlayıp kendi içimde kabullendiğim için kendi birinci çevremin de tepkileri beni negatif etkilemedi. Yine de sanıldığı gibi aslansın, bravo, harikasın, sen yaparsın vs. demediler.</span></p>
<p><b>Normal bir karşılaşmada şirket adı ve pozisyon söylemek karşıdakini kolayca tatmin ediyor. Senin kendini izah edebilmek için geçen süre ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk başlardaki  insanları değiştirme çabamla şimdiki değiştirme çabam arasında büyük fark var. Artık şuna inanıyorum: Yalnızca değişmek isteyen kişi değişir. O yüzden kendimi izah etmek için uğraşmıyorum artık. Çünkü uğraşsam harcadığım zaman ile ne değişecek ki diyorum. İnsanlar, özellikle ön yargılı olduğu bir konuda, değişimi kısa süre içinde kabullenemiyorlar. O yüzden o enerjiyi harcamak yerine yüz yüzeyken hiç söylememeyi tercih ediyorum. Ha bilen arkadaşlarım zaten biliyor ve onlar merak ederse ve sorarsa anlatıyorum tabi ki. Araştıran kişiler, beni takip edip beni bulup bana soru soruyorlar. Ben kapılarını çalıp: Hey merhaba, çocuğa baba da tam zamanlı bakabilir. İlgi çocuğunuza verebileceğiniz en büyük ödül, sonsuz para yerine ilginizi verin demiyorum. </span></p>
<p><b>Bunaldığın, yanlış mı yapıyorum acaba dediğin zamanlar oldu mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunaldığım çok oldu. Bunalmak normal olan bence. Çünkü uğraştığın kişiler kendi yaşında kişiler değil. Çocuk onlar ve onların öğrenme hızları merakı bizimle aynı değil. Ayrıca günlük rutin işler -ev toplama özellikle- beni delirten bir konu. Bunalma kısmına kesinlikle evet diyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘’Yanlış mı yapıyorum?’’ sorusu da, tabi ki destek bulamadığın her konuda insani bir sorgulama bence. Karşıma bir baba alıp, evde gündüz çocuklara bakıyoruz ama eşimiz de bizi anlamıyor yahu diye konuşamıyorum mesela. Ama bunu anneler kendi aralarında yapabiliyorlar ve bu bile çok kıymetli. </span></p>
<p><b>İş hayatında çok ciddi bir yaşçılık (ageism) var. Bir gün dönersen (çocuklar büyüyecek bir noktada) ne yapmayı düşünüyorsun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle haklısın. Ama ben gelecek için endişelenen biri olsaydım o zaman zaten işimden ayrılamaz ve çocuklarıma bakabilirim diyemezdim. Zaten depresyonlar ya geçmişe takılıp KEŞKE demek yüzünden ya da geleceği ENDİŞE etmek yüzünden olmuyor mu? O yüzden geçmişi çok endişe etmeden anı yaşamaya çalışıyorum. Çocuklar çabuk büyüyorlar. Ve kimse yarın ölmeyeceğini garanti edemiyor. Sonuç; şu anda mühendislik diploması olan profesyonel bir babayım. (bu tanımı bana biri yapmıştı hoşuma gittiği için kullanıyorum)  Benim gibi örnek Türkiye’de çok olmadığı için gelecek için örnek gösterilecek biri olabilirsem mutlu olurum. </span></p>
<p><b>Kendi anne-babanla kendini ve çocukluğunla çocuklarının hayatını nasıl kıyaslarsın?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim babam bana bakmamış, bu net. İlgisiz bir baba demiyorum. Benim kızlarıma baktığım gibi bir bakım hiç ama hiç vermemiş. Annem ve babam çalıştığı için bana bebekken anneanne-babaanne bakmış. O yüzden babam ile benim aramda büyük fark var bu konuda. Benim babamın benim altımı değiştirdiğini sanmıyorum. Hadi ayıp olmasın 1-2 defa değiştirmiştir maksimum diyelim. Kendi annemle, eşim arasında da bakım konusunda çok büyük fark var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendi çocukluğumla şimdiki çocuklarımın hayatı arasında oldukça fark olacak diye düşünüyorum. Eğitim konusunda bir kere fark var. Her sene sınav sistemini değiştiriyorlar. Okulların yapısını değiştiriyorlar, eğitim sistemini değiştiriyorlar. Onun dışında İstanbul da değişiyor. Fakat bu soru asıl eşimi ilgilendiriyor. O küçüklüğünü Kanada’da geçirmiş orada okumuş orada büyümüşken. Şimdi burada tamamen farklı bir kültür çevre coğrafyada çocuğunu büyütüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O yüzden onun üzerindeki değişim etkisi, benden çok ama çok daha fazla. Konusu geldiği için de küçük bir önerim var. Ebeveynler lütfen kendi aileleriniz size nasıl baktıysa o kesin doğru bakım şeklidir diye düşünmeyin. Siz araştırın siz kendinize uygun olanı benimseyin ve onu uygulayın. Ailenizin aynısı olsun, doğrusu o diye düşünüp hatta onlara bu bakım işinde tüm söz hakkını verirseniz (ki çoğu örnekte bunu görüyorum), sonra çocuğun gelişimi hakkında dış kapının mandalı diyebileceğim bir duruma düşülüyor. Çocuk doğduğu anda sorumluluğunuzun başladığını unutmayın. </span></p>
<p><b>Kadınların taşıdığı yük ve sorumlulukla kendininkini nasıl kıyaslarsın?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genel olarak kadınların taşıdığı fazladan yükler malum. Ancak ben kendi hayatım için şu noktadan hareket ediyorum: Yaşamın (kadın erkek rollerine bağlı kalmadan) her birimize getirdiği sorumluluklar nelerdir ve bunları layıkıyla yapabiliyor muyuz?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O yüzden daha çocukken, kızları ve oğlanları ayırmadan onlara ev işine dair sorumluluk vermek yahut büyüyünce (eğer mümkünse) bir süre ailelerden ayrı evde yaşamak bu ayrımları aşmak konusunda faydalı olabilir diye düşünüyorum. Bu sorumlulukları önceden öğrenirlerse o zaman ortaya daha başarılı beraberlikler çıkartabilirler kanısındayım. Düşünsenize hiç fatura ödememiş, hayatında hiç yemek yapmamış, bulaşık yıkamamış bir adam evleniyor ve bir anda bunları yapması bekleniyor. Ne kadar gerçekçi? Yapabilir mi? Yaparsa ne kadar verimli yapabilir? </span></p>
<p><b>Peki bize bir gününü anlatabilir misin? Ne yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu andaki bir günüm ile 3 ay önceki bir günüm arasında çok büyük fark var. Corona hayatımıza girdiğinden beri tüm alışık olduğumuz düzen değişti. Artık dışarı çıkamıyoruz. Eşim normal günlerde işe gidebilirken, artık o da bizimle birlikte evde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdiki durum biraz özel ve farklı bir dönem olduğu için ben 3 ay öncesinden yani ‘normal’ dediğimiz günlerden bir örnek vereceğim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sabahları saat 6:30’da tüm aile ayakta oluyoruz. Emel şu anda 4 yaşında Sibel de 2 yaşında. Eşim evden saat 07:15’te çıkıyor. Biz 3 kişi saat 8:15’e kadar kahvaltı ediyor ve Emel’in kreşe götürmesi gereken çantasını hazırlıyoruz. 3 kişi her sabah (yağmur &#8211; kar demeden) dışarı çıkıyoruz. Sibel’i üzerime (kanguru denilen bir aparat var onu kullanarak) giyiyorum. Emel ise çantasını sırtına takıp yanımda benimle kreşe kadar geliyor. Sabah Emel’i kreşe bıraktıktan sonra Sibel ile bizim eve 500m uzaklığındaki parka gidiyoruz. Park bizim kurtarıcımız. Her sabah bu rutinle başladığımı sosyal medya hesabımda (instagram: @enbabavekizlari) yayımlıyorum. Özellikle anneler benim her gün sabah 2 çocukla nasıl dışarı çıktığımı ve bu rutini nasıl hiç bozmadığımı şaşkınlıkla izliyorlar. Benim için normalleşen bu rutin onlar için inanılmaz bir şey olduğunu yazıyorlar. Bunun birinci nedeni çocukların -özellikle küçük çocukların- sabah geç kalkması. Anladığım kadarı ile çoğunluk çocukları geç yatırıyor ve sabahları da geç kaldırıyor. Zaten parka gittiğimiz zaman da sabahları çok boş oluyor. Bunun nedeni de bence eve babalar iş yüzünden geç geliyorlar. Çocuklarını az da olsa görmek istedikleri için de çocuklar minimum saat 21:00 -22:00 gibi yatağa gidiyor. </span></p>
<p><b>Korona günlerinde hayatınız nasıl değişti?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben eskisine göre çok daha fazla evde vakit geçirmeye başladım. Çünkü normalde büyük kızımı kreşe diğer kızımla da dışarıda veya parkta vakit geçirebiliyordum. Ama şimdi iki çocukla evde kalmak zorundayım üstelik eşim de evde. Yani ev kalabalık. Çocuklardan kaçacak yer yok. Çocuklar da bu kadar süre evde kalmaya alışık değil. Açıkçası kişisel cevabım eskiye göre daha zorlanıyorum. Daha zorlanıyoruz. Ama insan adaptasyon yeteneği en gelişmiş canlılardan biri. Korona günlerine alıştık. </span></p>
<p><b>Tüm bu işi yaparken bunu aynı zamanda bir toplumsal sorumluluk projesine çevirdin. Youtube’ta programlar yapıyorsun. (En son “buzda dinozor bulduk” projesine bayıldık bu arada.) Instagram’daki “enbabavekızları” hesabını 15 bin+ kişi takip ediyor. Gazeteler ve televizyonlarda meramını anlatıyorsun. Sence bilhassa erkekler üzerinde etkin olabildi mi? Onlardan (olumlu/olumsuz) tepki alıyor musun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, dilim döndüğünce zamanım elverdiği kadar sosyal medyada bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Beni takip eden erkekler var ama asıl takip edenler kadınlar. (Yüzde 75 civarında.) Başlangıçta buna kızıyor, bozuluyordum ama artık hiç takmıyorum, çünkü değişim öyle hızlı olmuyor. Olmayacak. Değişim için sadece eskiyi veya şu anı değiştirmek yeterli değil, bir de geleceğe yönelik bir vizyon olmalı. En azından ben buna inanıyorum. O yüzden hedef aslında gelecek nesli uyandırmak. Geçmişi suçlamak ya da “şimdiki erkekler hödük” demekle değişim sağlayamayız. Sağlayamazsınız. Sosyal medyada anlatmaya çalıştığım da bu.</span></p>
<p><b>Peki sen ne kadar destek alıyorsun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Instagram ve Youtube konusunda hiç destek almıyorum. Hepsini kendi kendime öğrendim. Ne kadar öğrendiysem artık… Tek başıma yaptığım işler.  Mental desteği soruyorsan, saçım yok. Eskiden saçım vardı. Şaka tabi ki, bu konuyla kel olmamın hiç bir ilgisi yok. Ama tek mental desteğim eşim. Bunu net söyleyebilirim. O olmasaydı Enbaba olamazdım.</span></p>
<p><b>Bir özeleştiri versen, sence neyi eksik yapıyorsun. Daha doğrusu neyi daha iyi yapabilirdin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neyi eksik yapıyorum? Bence mutfakta kötüyüm. Yemek seçmem. Küçüklükten beri önüme ne konulursa yerdim halen de seçmem. O yüzden belki yemek yapma konusunda hiç ama hiç meraklı olmadım. Yani şöyle olursa daha iyi olur şöyle yapayım diye sorgulamadım. Eğer mutfakta daha iyi olsam merak etsem evde olduğum sürede daha verimli olabilirdim. Özeleştiri hakkımı mutfak becerim kötü diyerek kullanmak istiyorum. </span></p>
<p><b>Bu soru da Kanadalı eşine; Cinsiyet rollerine dair beklentilerde nasıl farklar gözlemliyorsun? Çok sayıda kadının hâlâ kocasının yaptığı işle tanımlandığı bir coğrafyada sen nasıl tepkiler alıyorsun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(Özgehan’ın çevirisiyle:) Benim eşim çocuklarla gündüz evde bakıyor demek, benim eşim proje müdürü demekten daha önemli. Özgehan, inşaat projeleri için şehir dışında olduğu zamanlarda çok  az eve gelebiliyordu. Ya da sabit bir mesai saati olmadığı için geç gelip erken gidiyordu. Bu şekilde çalışan çok kişi var ve onların da çocukları ile az vakit geçirdiğini ne yazık ki görüyoruz. Oysa zamanını çocuklarla geçiren bir baba figürü, hayatının çoğunu ev dışında işte geçiren bir babadan daha mutlu ediyor. Tabi ki bunu yapabilmesinin en büyük sebebi, çevrenin ne dediğinden etkilenmemeyi başarması. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/cocuk-bakimi-karantina-ve-babalik-enbabavekizlari-ozgehan-omag-ile-soylesi/">Çocuk Bakımı, Karantina ve Babalık: &lt;br&gt; @Enbabavekizlari Özgehan Omağ ile Söyleşi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karantina ve Ergen Çocukların Ruh Sağlığı  </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/27/karantina-ve-ergen-cocuklarin-ruh-sagligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2020 10:21:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ceylan Akgün]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[ergen sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzman Psikolog  ve Psikoterapist Ceylan Akgün ile  Koroanvirüs salgını sebebiyle uygulanan izolasyon tedbirlerinin gelişim çağındaki (ergen) çocuklara etkilerini ve bu dönemde ebeveynler tarafından alınacak önlemleri konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/27/karantina-ve-ergen-cocuklarin-ruh-sagligi/">Karantina ve Ergen Çocukların Ruh Sağlığı  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Salgın sürecini özellikle ergenlerin ruh sağlığı açısından nasıl değerlendiririz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle salgın döneminde uzmanların önerilerinde küçük yaş grubu çocuklar, okul çağı çocukları ön plandayken birçok alanda olduğu gibi gelişim çağındaki çocuklar biraz gölgede kaldı. Fakat en zorlu dönemlerden birisi ergenliktir. Döneminin gelişimsel özelliği olarak evden, anne ve babadan uzaklaşma ve çatıştığı bir süreçtir. Kopuş dönemidir aynı zamanda. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Çocuğun kendini dışarıda bulduğu, arkadaşlarıyla sosyal ortamlarda kendini geliştirmeye çalıştığı ve hep diğerlerine bakarak bir gruba ait olarak kendine bir kimlik edinmeye çalıştığı, biraz sancılı bir dönemdir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla yaşadığımız bu günlerde kendinizi kaygılı ve endişeli hissediyorsanız bu anlaşılabilir bir durumdur. Ergenlik döneminde çocuklar da olup bitenlerden dolayı kendilerini kaygılı hissedeceklerdir. Ayrıca evlerde izolasyon da olduğumuz bu dönemde, aile bireyleri arasındaki ilişkiler bazen daha yakın bazen de daha yıpratıcı olabilir. 12-18 yaş arasındaki çocukların psikososyal gelişimlerinin doğal örüntüsünü de düşündüğümüzde, bu yaş grupları ve ebeveynleri arasındaki ilişkinin bir miktar daha çatışmalı ve sancılı olacağını öngörebiliriz. Bu gibi dönemlerde gençlerde zaman zaman öfke krizleri görülebilir. Bu krizler eşyaları fırlatma, kapıları çarpma, ağlama, bağırma ve hatta kendine zarar vermeye kadar geniş bir spektrum içinde gözlenebilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Öfke krizlerinde veya çatışma anlarında onları ikna etmeye, sözünüzü dinlettirmeye çabalamak gerilimi artırır. Eğer fiziksel zarar verici bir davranış içinde değilse, sakinleşmelerini bekleyin, biraz zaman tanıyın ve sonra iletişime geçin. Belirsizlik kolayca öfkeye dönüşebilir. Bu dönemde ilişkilerinizin daha gergin olması normaldir. Günlerdir onu evde tutan duruma olan öfkesi kolayca size ya da bir başkasına yönelebilir.</span></p>
<p><b>Bu süreçte ruhsal olarak  sağlıklı kalabilmek oldukça zor görünüyor. Ebeveynler ergenlik döneminde ki çocuklarının kaygısını nasıl azaltabilir? Gelişim çağındaki çocuklarıyla ilişkilerini nasıl sağlıklı halde tutabilirler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-53071 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ceylan-akgun.jpeg" alt="Ceylan Akgün" width="250" height="250" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ceylan-akgun.jpeg 250w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ceylan-akgun-160x160.jpeg 160w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" />Öncelikle yaşadığımız pandemi düşünüldüğünde bizim ve çocuklarımızın bir miktar endişeli hissetmesi normaldir. Olağanüstü şartlar altındayken daha savunmacı ve tedirgin bir halde, her zamankinden daha endişeli olmamız olağandır. Endişelerinden bahseden çocuğunuza, şu anda böyle hissetmenin tamamen normal olduğu bilgisini vererek ilk adımı atabilirsiniz. Bilgi belirsizliği azaltır. Hissettiği yoğun ve olumsuz duyguları alt edilmesi gereken bir düşman olarak sunmak, savaşıp yenmesi gerektiğini söylemek çocuğunuzun daha da güçsüz hissetmesine neden olabilir. Burada önemli olan, endişe ile çaresizlik arasındaki sınırı çizmenizdir. Bu kadar belirsizliğin hakim olduğu bir zamanda biraz kaygılı olmanın aslında onu önlem almaya yönelttiği için sağlıklı olduğunu, diğer insanların da aşağı yukarı benzer şekilde hissettiğini belirtebilirsiniz. Çaresiz olmadığını, uzmanların ve kurumların bu durumu kontrol etmeye çalıştığını vurgulamak, tarihte başka pandemilerin de olduğunu ve bir şekilde hep çözüm üretildiğini vurgulamak iyi gelebilir. Özetle, bilgiyi dürüstçe ama olumlu bir çerçeveleme ile verin. Olağanüstü zamanlarda çocuklarınıza güven ve umut aşılamak çok önemli ancak bu işi dürüstçe yapmalısınız. Açık bir şekilde bilgi vermek güven verir. Kendisinden bilgi saklandığını veya yapmacık davranıldığını bir ergen kolayca anlar. Aşırı iyimser ve gerçeklikten uzak ifadeler, abartılı güven verici cümleler size olan güvenini de zedeleyebilir. Çocuğunuz yanıtını bilemeyeceğiniz sorular soruyorsa içtenlikle bilmiyorum ama bunu birlikte araştırabiliriz diyebilirsiniz. Her soruyu yanıtlayamazsınız. Hatta bazı şeyleri bilemeyeceğimizi ve kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek kaygı ve korkuların kontrolünde önemlidir. Bir diğer nokta, bilgi verirken mümkün olduğu kadar olumlu ifadeler seçmek, olumlu olana odaklanmaktır.</span></p>
<p><b>COVID-19 salgınının getirdiği korku ve panik havası, dünya geneline yayılan belirsizliğin yarattığı stresi aile içinde minimum hale  nasıl getirebiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kontrol hissini artırmak belirsizlik arttıkça endişe düzeyimizi de arttırır, çünkü belirsizlik, hayatın bize neler getireceği hakkındaki öngörümüzü bozar. İplerin elimizde olmadığı, kontrol gücümüzün kalmadığı bir dünyada yetersizlik ve güvensizlik hissederiz. Bir bakıma, yaşadığımız güvenli dünya algısı ellerimizden kayıp gider. Salgından dolayı endişe içindeki bir gence yardım etmek istiyorsanız yeterlilik hissi ve </span>g<span style="font-weight: 400;">üven inşa etmeye uğraşın. Bu ise olayların gidişatı konusunda kontrol hissi aşılamakla mümkündür. Örneğin, ergenlik çağındaki çocuğunuza bir &#8220;yetişkin&#8221; gibi davranarak onu karar alma süreçlerine dahil edebilirsiniz, özellikle de kendileriyle ilgili konularda. Örneğin, kaç günde bir markete gidilmeli diye düşünürken ona da sorabilirsiniz. Sürecin içinde olmak, önlem almaya dönük karar alabilmek kontrol hissini artırır. Böylece kendisini salgın karşısında daha güçlü ve yeterli hisseder. Gençlerden sıklıkla uyku düzenlerinin bozulduğu ile ilgili yakınmalar duyuyoruz. Gençlerin eski düzenlerinden biraz daha geç yatıp daha geç kalkmaları makuldür</span><b>;</b><span style="font-weight: 400;"> ancak yatma ve kalkma saatlerinde dramatik farklılıklar oluşmasını engellemek ebeveynlerin sorumluluğudur. Diğer yandan düzenli beslenerek bağışıklık sistemini güçlendirme, ev içinde kısa süreli egzersizler yapma gibi konularda ittifak sağlayarak, seçenekleri birlikte belirleyerek teşvik edici olabilirsiniz. Beslenme, uyku ve egzersiz üçlüsünü sağlıklı bir şekilde dengelemek, depresif duyguların azalması ve kaygının yönetimi açısından çok etkili ve önemlidir. </span></p>
<p><b>Salgın sürecinde okulların kapatılması ve hareketin kısıtlanması gibi karantina işlemleri  gerekli olmakla birlikte çocukların ve ergenlerin rutin yaşantılarına ve destek sistemlerine ne gibi etkiler yarattı? Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rutinler kendimizi güvende hissetmemize yardımcı olur. Eski alışkanlıklar değişiyor olsa da yeni rutinler oluşturmak gençler için rahatlatıcı olacak ve onları güvende hissettirecektir. Her gün için küçük ve basit hedefler koyabilirsiniz. Öncelik uzaktan eğitimlere devamını sağlamak olmalıdır. Küçük bile olsa amaçlar belirlemek gençlerin dünyasına anlam katar. Ev işleriyle ilgili sorumlulukları paylaşmak kendilerine güvenlerini, yeterlik hislerini artırır. Kurallı, düzenli ve tutarlı bir hayat bir miktar sıkıcı görünebilir ve çocukların hoşlarına gitmeyebilir. Uzun vadede değerlendirdiğimizde her yaştan çocuk ve ergen için yapılandırılmış ve kurallarla sınırlandırılmış bir hayat daha güven vericidir. Ancak ergenlik döneminde müzakere ederek birlikte karar alınması, sınırların yaşla beraber genişlemesi gerektiğini de göz önünde bulundurmanızı öneririz. </span></p>
<p><b>Ebeveynler  bu durumda gelişim çağındaki çocuklarına nasıl yaklaşmalı? Ebeveynlere neler önerirsiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir ergen yetişkinleri umursamıyor gibi görünse de onlara bakarak kendi duygu durumunu düzenler. Çok kolay olmayacaktır ama kendi abartılı tepkilerinizi de kontrol etmeye çalışmanız iyi olur. Bu kaygınızı gizlemeniz gerektiği anlamına gelmez ancak bu bir felaket gibi duygu yükü ağır kelimeleri kullanmamak elinizde. En güzel yöntem, endişe ve korkularınızı nasıl yönettiğiniz konusunda çocuğunuza model olmanızdır. Unutmayın kaygı virüsten daha bulaşıcıdır. İzolasyonu kendinden çok diğerlerini korumak için yaptığını vurgulamanız önemli. Evin içinde çektiği çilenin öteki insanlar için olduğunu bilmek ve iyi bir şey yaptığına dair farkındalık kime iyi gelmez ki? Biz bugün travma literatüründen biliyoruz ki, yardımlaşmazsak kaygı geçmez, çünkü kaygı ötekiyle ilgili, ötekinin bizden ne istediğini bilmemekle ilgili bir durum. Birbirimizin başına ne geldiğine tanıklık etmek, dayanışmak anlam dünyamızı parçalayan travmalarla baş etmenin en iyi yolu. Bir ergen için “kendini faydalı hissetmek”, “işe yarıyorum duygusu” temel insani ihtiyaçlardan biridir. Birbirinize ve diğer insanlara yardım etmek için neler yapabileceğinizi birlikte düşünüp araştırabilirsiniz. Çocuklarımıza daha sabırlı ve hoşgörülü olmamız gereken zamanlardayız. Evde birlikte daha çok vakit geçirirken fark etmeden onları daha fazla eleştiriyor olabiliriz. Gençlerin hatalarına ve yapmadıklarına değil de doğru yaptıklarına ve çabalarına odaklanmamız gerekli. Hatta mümkün mertebe olumsuz hareketleri görmezden gelmeye çalışmak çok daha isabetli olur. </span></p>
<p><b>Salgınla beraber özellikle çocuklar ve gençler sosyal medya ve internette daha fazla zaman geçirmeye başladı. Bu konuda ebeveynlere söylemek istediğiniz bir şey var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hepimizin bilginin peşinden iştahla koştuğu bu zamanlar komplo teorileri ve sansasyonel habercilik için bereketli bir zemin sunuyor. Dezenformasyon ve misenformasyon sağanağı altında doğru kaynaktan bilgi alabilmek neredeyse ustalık isteyen bir işe dönüşmekte. Çocuklarınızın hangi kaynaklardan bilgi edindiğini öğrenmeniz gereklidir. Sosyal medyada duydukları her şeyin doğru olmadığı bilgisi gençlere mutlaka verilmeli. Bunun yanında onların haber kaynaklarını beraber incelemek, farklı ve güvenilir seçenekleri onlara göstermek ve medya okuryazarlığı konusunda en başta kendinize çekidüzen vermek önemli.  </span></p>
<p><b>En acil ve öncelikli yapılması gerekenler sizce nelerdir? Pandemi sürecinde çocuklara yönelik koruyucu önlemler ile ilgili ne gibi çalışmalar var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an Türk Psikolgolar Derneği, Türkiye Psikiyatri derneği gibi kurumlar halka yönelik çeşitli broşürler, online eğitimler ve videolar hazırlandı. Bu süreçte doğru bilgiyi doğru uzmandan alabilmek önemli. Bunun dışında ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların bu yeni sisteme uyumlarının sağlanması için online eğitim süreçleri başladı. Mesela online terapiler için temel kurallar, etik sınırlar, online terapilerde mahremiyetin korunması gibi konular psikologların gündemlerine girmiş durumdadır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/27/karantina-ve-ergen-cocuklarin-ruh-sagligi/">Karantina ve Ergen Çocukların Ruh Sağlığı  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Göçmenlik ve Karantina Arasında Benzerlik Kurdum&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/gocmenlik-ve-karantina-arasinda-benzerlik-kurdum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Karatabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 07:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Bormio]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Kutluer]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüsten en fazla etkilenen İtalya’nın Lombardiya Bölgesi’nde yer alan Bergamo’da yaşamını sürdüren yazar Gökhan Kutluer, göçmenlik ve karantina deneyimini, “İnsanlar karantina döneminde kendisini dinlemeyi deneyebilir. Göçmenlik de böyle bir şey'' şeklinde dile getiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/gocmenlik-ve-karantina-arasinda-benzerlik-kurdum/">&#8221;Göçmenlik ve Karantina Arasında Benzerlik Kurdum&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’den Gitmek ve Bulut Fabrikası kitaplarının yazarı Gökhan Kutluer, 4 yıl önce Bergamo’ya taşınmış. Daha önce Erasmus öğrencisiyken tanıştığı Bergamo’ya ve İtalyan kültürüne olan tutkusu ağır basınca İtalya’ya yerleşmeye karar veren Kutluer, kendi ifadesiyle yalnızlığı seven ve yalnızlığın getirdiği kendi kendine yetebilme hissiyle mutlu olan biri. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu hissin, insanın karakterini güçlendirmesinde etkisi olduğunu söyleyen Kutluer, “Geçtiğin süreçler seni yıpratıyor. Zor günler yaşarken karakterinin güçlendiğinin farkında olmuyorsun ama zamanla her şey yerine oturuyor, bu karantina süreci de öyle” diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İtalya’da virüs vakaları görülmeye başladığında önce gözlem yaptığını ve bir süre daha normal yaşamına devam ettiğini belirten Kutluer, “Sabahları koşu yaptım, eve dönüp çalıştım. Haberleri açıyordum benim yaşadığım günlük hayatla ilgisi olmayan haberler görüyordum. Ben bu iki ayrı gerçekliğin içerisinde bir tanesi yaşamayı seçmeden önce biraz uzak durdum ve olayların nasıl gelişeceğini gözlemledim. Karantina anına kadar normal bir şekilde hayatımı yaşadım. Olaylar gelişmeden önce güneyde kısa bir tatil yapmıştım, iş nedeniyle birkaç farklı şehirde bulundum. Bu süreç beni karantina dönemimde toleranslı hale getirdi” diyor. </span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-52292 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Gokhan_Kutluer_kapak_foto.jpg" alt="Gökhan Kutluer" width="318" height="212" /></p>
<p><b>“Neden Göç Ettiğini Unutmamalı”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kutluer, göçmenlik ile karantina sürecinde benzerlik kurduğunu şöyle anlatıyor: </span><span style="font-weight: 400;">“Ben İstanbul’dan göç ettim. İstanbul kocaman bir metropol. Sahip olduğum alışkanlıklarımla Bergamo yerine Milano’ya da gidebilirdim. Ancak benim göç etme sebebim hayatımı küçültmekti. İnsanlar neden göç ettiğini unutmamalı. İstanbul’da Boğaz Köprüsü vardı, deniz vardı, pek çok imkân vardı. Bergamo daha küçük bir şehir ancak deniz yerine dağ var göl var eşsiz bir doğa var. Zaten bu hayat için Bergamo’dayım. Göçmenlik sahip olduklarının yerine yenisini koymakla ilgili. Karantina süreci de böyle. Çıkıp dağlarda bisiklet süremiyorum ama evde yapmaya vakit bulamadığım aktivitelerle meşgulüm. Dağların yerine kitapları, filmleri koydum. Karantina bir süreç ve nihayetinde bitecek. Özlediğim şeyin yerine yenisi koyarak hapsedilme duygusuyla baş ediyorum.” </span></p>
<p><b>Göçmenlik ve Karantina: Kendine Tahammül Edebilme Yeteneği</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İtalya’da 9 Marttan bu yana karantinada yaşayan Kutluer, hali hazırda günlük rutinini sıkılaştırdığını böylece ne olacağını bilmediğin bir güne başlamanın gerilimine karşı koyduğunu söylüyor. Yapı olarak gözlem yapmayı ve yalnız kalmayı seven Kutluer, virüs gündemiyle birlikte çoğalan “İçinize dönün” ifadelerini popülist buluyor. “İçe dönmek nedir?” diye sorgulayan Kutluer göre içe dönmek, kendine tahammül edebilme yeteneği.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yönetmen Andrey Tarkovski’nin “Kendinizi, kendinizle vakit geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin” sözünü yaşam felsefesi olarak belirleyen Kutluer, </span><span style="font-weight: 400;">“İnsanlar karantina döneminde kendisini dinlemeyi deneyebilir. Göçmenlik de böyle bir şey. Kendini dinleyerek kişiliğinin, yeniliklerin farkına varma, kendine katlanma süreci. Kendine katlanmak, her sıkıldığında yapacak yeni şeyler keşfetmek… Tıpkı bir kültürü ve bir şehri keşfeder gibi. Bu sürecin sonunda insanlar rahatladığını görecek. Zihinlerini virüs harici şeylerle uyardıklarında farklı ve iyi hissettiklerini görecekler” diyerek karantina ve göçmenlik sürecinin yeni şeyler keşfetme fırsatı olduğunu söylüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-52293" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Gokhan_Kutluer2-640x427.jpg" alt="Gökhan Kutluer" width="381" height="254" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İtalya’da kalarak doğru bir karar verdiğini ifade eden Kutluer, Kızılhaç’ın yerel sivil toplum örgütleriyle birlikte hayata geçirdiği bir projede yer almış. Yetenekleri ve ilgi alanları doğrultusunda çocuklu ve göçmen bir aileye yardımcı olan Kutluer, “Ailenin annesi ilk vakalardan biriydi ve hastanede tedavi görüyordu. Annenin taburcu olacağı döneme kadar market alışverişlerini yaptım ve çocukların ödevleriyle ilgilendim. Çocukların ilgisini çekebileceğini düşündüğüm için bisikletimle gittim ve çocuklar çok sevindi, çok ilgilendi. “Ülke zor bir dönemden geçerken işe yarama fikrine tutuldum. Evde hiçbir şey yapmadan oturmak gerçekten zorlayıcı bir hal alıyordu” diyor.  </span></p>
<p><b>Medyada İtalya’ya Çok Yükleniyorlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumların binlerce yıldır sürdürdüğü kültürel rutinlerinin eleştiri konusu olmayacağına vurgu yapan Kutluer, “İnsanların on binlerce yıllık gelenekleri var. Karakterleri, hayatı yaşayış biçimleri ve rutinleri var. Medyada Akdeniz insanının cana yakın ve sosyal tavrı eleştiriliyor. Karantina kurallarına uymadığı sürekli tekrar ediliyor. Ancak Londra’da güneş açınca da insanlar sokaklara parklara akın ediyor. İnsan genel olarak güneşi seven bir canlı. Bunun Akdenizlisi kuzeylisi yok. Önemli olan ülkelere kulp takmak yerine hükümetlerin sosyal bilimcilerle birlikte çalışması ve ülkelerin kültürel kodlarına göre önlemler geliştirmesi. Toplumların binlerce yıllık alışkanlıklarını bir kenara koyup, ‘Evde oturun’ demek yerine buna uygun bir çözüm planı yapılmalıydı” diyor.</span></p>
<p>Kapak Fotoğrafı: Gökhan Kutluer</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/gocmenlik-ve-karantina-arasinda-benzerlik-kurdum/">&#8221;Göçmenlik ve Karantina Arasında Benzerlik Kurdum&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Emekçilerin Sağlıklı Yaşam Hakkı İçin Daha Israrcı Olmalıyız&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/03/emekcilerin-saglikli-yasam-hakki-icin-daha-israrci-olmaliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2020 12:37:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmama hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[ücretli izin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gönüllü karantinasını yaşayan bizlerin emekçinin salgın ortamında; çalışmama hakkına, ücretli izin hakkına; işsizin, yoksulun, mültecinin  barınma ve diğer temel ihtiyaçlarının giderilerek sağlıklı yaşam hakkına kavuşması için daha talepkar ve ısrarcı olması gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/03/emekcilerin-saglikli-yasam-hakki-icin-daha-israrci-olmaliyiz/">&#8220;Emekçilerin Sağlıklı Yaşam Hakkı İçin Daha Israrcı Olmalıyız&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (World Health Organisation-WHO) küresel virüs tehdidi karşısında önlemlerin ulusal ölçekte alınacağının ilan etmesi, bu önlemlerin devletlerin karakteristik özelliklerine göre şekilleneceğinin de işaretiydi. Böylece bir süredir &#8220;şirket gibi&#8221; yönetilen Türkiye kendi tarzını yaşamaya başladı. Yurttaşların gönüllü karantinaya davet edilmesini hükümet tarafından şirketlerin sosyal sorumluluk (</span><i><span style="font-weight: 400;">Corporate Social responsibility-CSR</span></i><span style="font-weight: 400;">) projelerini andıran bir bağış kampanyasının başlatılması izledi. Bu kampanya ile emekçiler birer ihtiyaç sahibi haline getirilirken vadedilen ödemelerin yapılacağı adresleri ne zaman ve nasıl bulacağı ise meçhul. Lakin salgının  durdurulması için işe fiilen gitmesi gereken ve/veya iş arayışı içinde olan dolaşımdaki milyonlarca insanın geçim derdine ivedilikle çare bulunarak ülke çapındaki karantina sürecine dahil edilmesi gerekiyor. Durumdan vazife çıkaran sivil toplumun temsilcileri, sendikalar, meslek odaları dolaşımdaki bu nüfusun  temel ihtiyaçların karşılanarak genel karantinanın ilan edilmesi için hükümetin atması gereken adımları açıklayarak bir </span><a href="http://disk.org.tr/2020/03/disk-kesk-tmmob-ve-ttbnin-yedi-acil-onlem-metni-imzaya-acildi/?fbclid=IwAR3u61JNBALVXXZlU4uxHjGJKelS2C31bZuXeKb2GnmFYQJBXtCIvMgWxzk"><span style="font-weight: 400;">imza kampanyası </span></a><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">başlattı ; Sosyal Bilimciler de kamuculuk, planlama ve toplumsal dayanışma zemini oluşturmaya dönük  22 maddelik bir </span><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sosyal-bilimcilerden-koronaviruse-karsi-kamuculuk-cagrisi-1730078"><span style="font-weight: 400;">çağrı</span></a><span style="font-weight: 400;"> metni yayımladı. Ne var ki, siyasi iktidar sivil toplumdan gelen bu uyarı ve talepleri dikkate almayarak süreci krize çevirdiği gibi  bugüne dek T.C. Devleti kimliğiyle imzalanmış olan Uluslararası Çalışma Örgütü (</span><i><span style="font-weight: 400;">International Labor Organization-ILO</span></i><span style="font-weight: 400;">)  sözleşmelerini de ihlal etmiş oluyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">“Herhangi bir ülkenin, emeğin insani koşullarını benimsememesi, kendi ülkelerindeki durumu iyileştirme isteğinde olan diğer ülkeler için bir engel teşkil edecektir.” ILO</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın yarattığı karışıklık ortamında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal adaletin sağlanması adına Birleşmiş Milletler tarafından  üst düzenleyici örgüt olarak kurulan ILO&#8217;nun 1932 yılından beri üyesi olan Türkiye, 55&#8217;i yürürlükte olan 59 sözleşme imzalamıştır. Bu bilgileri edinebileceğiniz  ILO Ankara temsilciliğinin web sitesine girdiğinizde karşınıza ilk olarak dünya genelinde tüm insanların aynı gemide olduğunu hatırlatan ILO&#8217;ya ait şu söz çıkar:</span> <i><span style="font-weight: 400;">“Herhangi bir ülkenin, emeğin insani koşullarını benimsememesi, kendi ülkelerindeki durumu iyileştirme isteğinde olan diğer ülkeler için bir engel teşkil edecektir.”</span></i> <span style="font-weight: 400;"> Tabii, Korona günlerinde sözün önemini daha iyi idrak ederken aklınıza küresel salgın ortamında çalışma yaşamının nasıl düzenleneceğine dair küresel mücadelenin ipuçlarını aramak gelmiş olabilir. İşverenlere ve çalışanlara düşen görev ve sorumluluklar minvalinde mesajların ağırlık kazandığı Türkçe sayfada aradığınızı bulamadığınız için  benim yaptığım gibi ILO&#8217;nun kendi sayfasına yönelme ihtiyacı da duyabilirsiniz. İşte,Türkçe sayfada göremediğiniz </span><i><span style="font-weight: 400;">İngilizce ILO Standartlarına dair Covid 19</span></i><span style="font-weight: 400;"> raporu karşınızda!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">23 Mart 2020 tarihli  ILO Standartları ve Covid 19 adlı </span><a href="https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/---ed_norm/---normes/documents/publication/wcms_739937.pdf"><span style="font-weight: 400;">raporun</span></a> <span style="font-weight: 400;"> en önemli özelliği içeriğin üye ülkeler (Türkiye dahil toplam 187 ülke) tarafından yürürlüğe konmuş ya da meclisten onay bekleyen </span><span style="font-weight: 400;">standartlara dayanıyor olması. Zira bu tür sözleşmelerin işlevselliği meclisteki  siyasi partilerden sendikalara, basına kadar tüm baskı grupları tarafından tartışılmayı hak etmesiyle yakından ilgilidir. Nitekim ILO&#8217;nun önemini özellikle yaşanmış olan iş kazalarından sonra atılan adımlar gösterir. Hatırlarsanız, 2014 yılında 301 madenciyi yitirdiğimiz Soma maden kazasının ardından </span><span style="font-weight: 400;">madenlerde </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;yaşam odalarının&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> kurulmasını şart koşan sözleşmenin imzalanmamış olduğu anlaşılınca</span><span style="font-weight: 400;"> baskı grupları devreye girmesinin de etkisiyle </span><span style="font-weight: 400;"> 2006 tarih ve 187 sayılı İş Güvenliğini ve Sağlığını Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi kabul edilmişti.</span><span style="font-weight: 400;"> Benzer şekilde madencilik ve inşaat  sektörlerinde meydana gelen kazalar sonrasında da işverenlerin önlemleri almada kusurlu olduğu anlaşılınca 1988 tarih ve 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi ile 1995 tarih ve 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi 23 Mart 2015 tarihinde kabul edilmişti. Şimdi bu durumu tersten yani yürürlükte olan sözleşmelerin etkinleştirilmesi gereği üzerinden düşünelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ILO&#8217;nun Covid 19 salgını ile mücadeleye yönelik yayımladığı bu raporun amacı genel hatlarıyla  işsizlik sorunlarının giderilmesi ve geçim kaynaklarının, gelirin dengelenmek suretiyle ekonominin düzene sokulması&#8230; Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için ise iş sürekliliğinin korunarak iktisadi ve finansal politikaların devreye sokulması  Türkiye tarafından 13 Aralık 1977 yılında yürürlüğe konmuş olan 122 sayılı İstihdam Politikası Sözleşmesi gereğince öneriliyor. Yine; tam ya da kısmi gelir kaybının oluşmasına karşılık hükümetlerin ücret ödemelerinin devam ettirilmesi, iş sözleşmesinin feshi halinde  işçinin alacak ve haklarının tazmininin sağlanması Türkiye&#8217;de 29 Mart 1961&#8217;den beri yürürlükte olan 95 sayılı Ücretlerin Korunması Sözleşmesine dayandırılarak tavsiye ediliyor. Bununla birlikte hükümetlere işverenlerin işin ifası nedeniyle ve iş süresince çalışanlarının risklere maruz bırakmaması için işçilere her türlü koruyucu ekipman ve malzemeyi ücretsiz şekilde  temin etmekle yükümlü olduğu Türkiye&#8217;nin 1981 yılında imzalayarak 22 Nisan 2005&#8217;te yürürlüğe koyduğu 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği ile Çalışma Ortamına ilişkin Sözleşme gereğince öneriliyor. İlaveten Türkiye açısından yürürlükteki sözleşmelerin referansıyla atılması mümkün adımlardan bir diğeri de Covid 19 krizi ortamında işçinin iş akdinin işin niteliği, işçinin eylemleri ya da  operasyonel gerekçelerle fesh edilemeyeceği; işçinin hastalık ya da ailevi nedenlerle geçici devamsızlık göstermesi halinde de iş akdinin fesh edilmeyeceği şeklinde ki Türkiye bu tavsiyeye dayanak oluşturan 158 sayılı Hizmet İlişkisine Son Verilmesine ilişkin Sözleşme&#8217;yi 4 Ocak 1995&#8217;te yürürlüğe koymuş bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> ILO bu raporla  Covid 19 ile mücadele sürecinde  işverenlerin ekonomik, sağlık ya da sosyal nedenlerle iş akdi feshedilen ya da ücreti düşürülenlere işsiz bırakılmalarından doğan tüm haklarının ödenmesi gerektiğini de hükümetlere hatırlatılıyor. Ne var ki bu önerinin dayandırıldığı 168 sayılı  İstihdamı Geliştirme ve İşsizliğe Karşı Koruma Sözleşmesi&#8217;ni Türkiye imzalamışsa da mecliste onaylatmadığı için sözleşme yürürlükte değil. Eğer Türkiye bu sözleşmeyi imzalamış olsaydı misal geçenlerde medyada yer alan Koronavirüse yakalandığı için sağlık personelinin ücretinin yarıya indirilmesi gibi durumlarda bu tavsiye kararına uyulması için hükümete  122, 95, 155 ve 158 Sayılı sözleşmelere uyulması yönünde hatırlatmaların yapılabileceği gibi bir baskı aracı olarak kullanılabilirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün karşımızda TUIK&#8217;in 2020 verilerine göre toplam 83 Milyon nüfus içinde  ücretli ya da yevmiyeli işçi konumundaki 19 Milyon 216 bin işçinin hastalanmayı göze alarak işe gittiği gibi bir gerçek var. Salgına %13 seviyelerindeki işsizlik ve %50&#8217;lere varan yüksek enflasyon ortamında yakalanan Türkiye&#8217;de kapanan işyerleri nedeniyle işsizliğin daha da artarak geçim şartlarının zorlaşacağı da malum. Ne var ki nüfus içi dolaşım sürdükçe salgının durmayacağı için bildiğimiz neoliberal umursamazlığın işçiyi, emekçiyi hor görmeye devam etmesi artık mümkün değil. Bu nedenle gönüllü karantinasını yaşayan bizlerin emekçinin salgın ortamında çalışmama hakkına, ücretli izin hakkına; işsizin, yoksulun, mültecinin  barınma ve diğer temel ihtiyaçlarının giderilerek sağlıklı yaşam hakkına kavuşması için daha talepkar ve ısrarcı olması gerekiyor. Zira öyle bir radde ki bu, 2020 yılı için mega projelere 18,8 Milyar TL garanti ödemesi bulunan siyasi iktidarın önceliklerinde değişikliklik yapması elzem! </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/03/emekcilerin-saglikli-yasam-hakki-icin-daha-israrci-olmaliyiz/">&#8220;Emekçilerin Sağlıklı Yaşam Hakkı İçin Daha Israrcı Olmalıyız&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
