<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İzmir Dayanışma Akademisi (İDA) arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/izmir-dayanisma-akademisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/izmir-dayanisma-akademisi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Jun 2021 08:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İzmir Dayanışma Akademisi (İDA) arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/izmir-dayanisma-akademisi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İzmir Kent Hakkı Merkezi: Adil Bir Yaşam için Kalıcı Çözümler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/izmir-kent-hakki-merkezi-adil-bir-yasam-icin-kalici-cozumler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 08:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Lefebvre]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Dayanışma Akademisi (İDA)]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Kent Hakkı Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[kent hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71202</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eleştirel bilgiyi toplumsallaştırmak, bu bilgi kanalıyla yerel toplulukların ve toplumun güçlenmesine destek olmanın vasıtalarından biri olarak İzmir Kent Hakkı Merkezi projesi ‘kent hakkı’ kavramına dair kendi özgün anlayışını kurmak üzere yola çıkıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/izmir-kent-hakki-merkezi-adil-bir-yasam-icin-kalici-cozumler/">İzmir Kent Hakkı Merkezi: Adil Bir Yaşam için Kalıcı Çözümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eşitsizlik, kırılganlıklar ve adalete erişmedeki zorluk odağında bir araya gelen İzmir Kent Hakkı Merkezi, dört kişilik çekirdek ekibiyle çalışmalarına başladı. Proje, merkezi iktidardan öte, belediyelerin hakların zayıflamasına geliştireceği yanıtlar ile yerel toplulukların geliştireceği ortak araçların, çözümlerin, mekânların üstlenebileceği role odaklanıyor. Böylece merkezin tür, cinsiyet, etnik köken, dil, din gibi ayrımların uzağında; herkesin birlikte öğrendiği, ürettiği ve paylaştığı bir okul olmayı hedefliyor. Proje ekibiyle Merkezi, kent hakkı kavramını, çalışmalarını ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi hakkında bilgi verebilir misiniz? </strong></p>
<p>Kent üzerinde söz sahibi olmaya ve kenti birlikte değiştirmeye istekli bir oluşumuz. Kent üzerinde hep birlikte düşünmeyi, daha adil bir yaşam için kalıcı çözümler üretmeyi arzuluyoruz. Ortak ve odak meselemiz yaratılan eşitsizlik ve kırılganlıklar, adalete erişmedeki zorluk. Hemşehrilerin adalete erişim olanaklarını güçlendirebilmeyi, özellikle güçsüzleştirilmiş ve sesi az duyulan kesimlerin kendi haklarına dair kavrayışını artırmayı ve adalete erişim olanaklarını güçlendirmeyi amaçlıyoruz.</p>
<blockquote><p>Tür, cinsiyet, etnik köken, dil, din gibi ayrımların uzağındayız. Kendimizi bütün canlılarla eşit mesafede görüyoruz ve adalet temelli bir yaşam talep ediyoruz. Kenti, bütünsel bir bakış açısıyla ele almaya çabalıyoruz.</p></blockquote>
<p>Geçtiğimiz yıl Kasım ayında çalışmaya başladık. Dört kişilik bir çekirdek ekiple yol almaya çalışıyoruz ve bu ekibin ileride genişleyeceğini tahmin ediyoruz. Gönüllü olarak katkı koyan destekçimiz epey fazla. Heyecanla karşılıyorlar bu girişimi. Bu konuda kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Türkiye’de, dünyada oluşmuş olan ciddi bir birikim üzerinde hareket ediyor ve bu birikimi arkamıza alarak, bu birikimden beslenerek ilerliyoruz. İzmir Kent Hakkı Merkezi’ni, aynı zamanda, hepimiz için bir okul olarak görüyoruz. Birlikte öğrenmeyi, üretmeyi, paylaşmayı önemsiyoruz.</p>
<blockquote><p>Hedefimiz bu oluşumun büyümesi ve başka kentlere de yayılması.</p></blockquote>
<p>Kavramı ortaya atan Henri Lefebvre’e göre kent hakkının temeli, kent üzerindeki hak sahipliğinin sermaye ve devletten kentin sakinlerine aktarılmasıdır. Başka bir deyişle kentsel mekânın üretimini belirleyen güç ilişkilerinin yeniden düzenleme gerekliliğidir. Kent hakkı, kent ve kentleşme süreçleri üzerindeki denetimin kentin sakinleri tarafından ele geçirilmesidir. Ya da Henri’nin ifadesiyle, “şehri değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır.” Kent hakkı kavramının birbirini tamamlayan ya da farklı yönlerine vurgu yapan tanımları olduğunu, ortaya atıldığından bu yana sürekli bir değişim içinde olduğunu görüyoruz. Bu proje ile kurulması öngörülen merkez de kendi özgün anlayışını kurmak üzere yola çıkıyor. Bir başlangıç kavrayışı olarak kent hakkını, hem kent yönetimine katılım ve ortak yaşam alanlarının ortaklaşa yönetimi hem de pratik yerel topluluk temelli çözümler vasıtasıyla, bireysel ve kolektif kapasiteleri geliştirmeyi amaçlayan bir kavram olarak ele alıyor.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi’nin bileşenleri kimlerden/hangi kurumlardan oluşuyor? Nasıl bir araya gelindi? </strong></p>
<p>İzmir Kent Hakkı Merkezi’nin öncüsü başlıca iki örgütlenme: the Centre for Democracy and Peace Research (<a href="http://cdpr.org.uk/">CDPR</a>) ile İzmir Dayanışma Akademisi (<a href="https://izmirdayanismaakademisi.org/">İDA</a>). CDPR 2017’de Londra’da kurulmuş olan ve kuruluşundan beri Türkiye’deki bağımsız akademik alanın desteklenmesi için çalışan bir oluşum. İDA ise İzmir’de, [2015-2018 yıllarında özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yürütülen askeri operasyonlara karşı yayınlanan] “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildiri metnini imzaladıktan sonra üniversitelerinden ihraç edilen ve onlarla dayanışma içinde olan akademisyenlerce kurulmuş bir dernek. Türkiye’de barışa katkı sağlamak, evrensel akademik değerleri talep etmek, bilimsel araştırmayı ve eleştirel düşünmeyi yaymak amaçları arasında.</p>
<p>İzmir Kent Hakkı Merkezi projesi ekibi şu anda dört kişiden oluşuyor: Doç. Dr. Ayten Alkan, Dr. Aydın Arı, Av. Evren Çıldır ve Bilge Martan. Bu dört kişi olarak farklı disiplinlerden geliyoruz, farklı birikimleri kent hakkı meselesinde buluşturmaya çalışıyoruz. Proje koordinatörlüğünü yürüten Alkan yirmi yıl şehir sosyolojisi ve yerel siyaset çalışmış bir isimken yardımcı proje koordinatörü Martan şehir plancısı, Araştırma ve Topluluk Çözümleri Birim sorumlusu olan Arı bir ekonomist, Eğitim ve Savunuculuk Birim sorumlusu olan Çıldır bir Hukukçu. Çekirdek ekip olarak bu dört kişiden oluşmakla birlikte çok sayıda akademisyen, hukukçu ve aktivistin yanı sıra alandaki çeşitli oluşumların desteğini alıyoruz.</p>
<p>Projenin çekirdek ekibindeki kişiler olarak olağan, açık işe alım yöntemleriyle bu pozisyonlara geldik. Öte yandan, kimi oluşumlar, örneğin Ege İnsan Hakları Okulu, henüz proje hazırlanırken sürece dahildi. Kişi ve oluşumların mesleki ve aktivizm deneyimleri boyunca kurmuş oldukları ilişkiler de bu projenin çeşitli öznelerin katkı sunabildiği bir süreç olarak ilerlemesine yardımcı oluyor.</p>
<p>İzmir Kent Hakkı Merkezi’ni hayal eden ve kaleme döken ekip, Danışma ve İzleme Kurulu’muz. Bu ekip de İzmir Barosu’ndan Deman Güler, İDA’dan Doğan Emrah Zıraman ve Özer Yersüren, CDPR’dan Noemi Levy-Aksu ve Ozan Kamiloğlu’ndan oluşuyor.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi kurulmaya nasıl karar verildi, hangi ihtiyaçlara yönelik çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz? </strong></p>
<p>İDA’nın da, CDPR’ın da amaçlarından biri eleştirel bilgiyi toplumsallaştırmak, topluma yaymak, bu bilgi kanalıyla yerel toplulukların ve toplumun güçlenmesine destek olmaya çalışmak. İzmir Kent Hakkı Merkezi projesi de bunun vasıtalarından biri olarak düşünüldü.</p>
<p>Öte yandan, malum, Türkiye’de yurttaşlar pek çok temel hak ve özgürlüğünden yoksun kaldı. Hukukun egemenliği derin bir biçimde darbe aldı. Yurttaşlar yakın gelecekte demokratik ve özgür bir toplumda yaşayabileceklerine dair umutlarını büyük ölçüde kaybettiler.</p>
<p>Bu proje, yüzünü merkezi iktidara dönmektense, hakların zayıflamasına belediyelerin geliştireceği yanıtlar ile yerel toplulukların geliştireceği ortak araçların, çözümlerin, mekânların çok önemli olabileceği anlayışından yola çıkıyor. İzmir Kent Hakkı Merkezi projesini; hakları en fazla tehdit altında olan, sesi en az duyulan ve güçsüzleştirilmiş kesimlerin haklarına odaklanan bir katılımcı şehir projesi olarak tanımlamamız mümkün. Araştırmacıları, belediyeyi, sahadaki insanları, aktivistleri, hedef gruptaki şehir sakinleriyle bir araya getirmek, bir dizi “dinleme” etkinliğinin ardından hemşehrileri yerinden yönetime katılmak ve karar alıcılarla görüş alışverişinde bulunmak yönünde yüreklendirmeyi amaçlıyoruz. Böylece hem hemşehrilerin kendi arasında, hem de hemşehrilerle yerel yöneticiler arasında bir diyaloğu teşvik etmek istiyoruz.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi’nin öncelikli hedefleri ve yakın dönem planları nelerdir?</strong></p>
<p>Karşıyaka ilçesinde yer alan Cumhuriyet Mahallesi’ni pilot yerleşim olarak saptadık. Burada yürüteceğimiz toplumsal hukuk eğitimi faaliyetlerinde öncelikli hedef grup olarak kadınları ve çocukları; çalışma konusu olarak da mahallenin uzun süredir gündemini meşgul eden kentsel dönüşüm meselesini seçtik. Kentsel dönüşüm konusunda sadece erkeklerin söz sahibi olduğu ve kentsel dönüşümün yalnızca mülkiyet hakkıyla ilgili bir konu olduğu genel algı ve yanılgısını değiştirmeyi amaçlayan Merkez, bu süreçten belki de en çok etkilenen ve etkilenecek olan gruplardan kadın ve çocukları da bu sürecin öznesi haline getirebilmek için onlarla çeşitli çalışmalar yapmayı planlıyor.</p>
<p>Merkez bünyesinde yer alan Araştırma ve Topluluk Çözümleri Birimi aracılığıyla mahallede yaşayan kesimlerin kentsel hizmetlere ve adalete erişim gibi alanlarda yaşadığı sorunlar tespit edilerek bu sorunların çözümlerine yönelik toplulukların desteklenmesi ve oluşturulması yakın dönem planlarımız arasında. Yine merkez bünyesindeki Eğitim ve Savunuculuk Birimi; toplumsal hukuk eğitimi ya da hak temelli güçlendirme çalışması olarak adlandırdığı faaliyetlerle hemşehrilerin hakları konusunda bilgilendirilmesinin yanında bu hakkın gerçekleştirilebilmesi için mevcut kapasitelerinin geliştirilmesi ve pratik çözümlere yönelik becerilerinin artırılmasını amaçlıyor.</p>
<p>Merkezin saha çalışmalarının, Covid-19 pandemisinin kısıtlayıcı etkilerinin biraz daha azalacağı 2021 yaz aylarında başlamasını ve yine bu tedbirlere bağlı olarak sonraki aylarda da devam etmesini bekliyoruz.</p>
<p><strong>Çalışmalarınız ve duyurularınız nereden takip edilebilir?</strong></p>
<p>Çalışmalarımızı ve duyurularımızı <a href="http://www.izmirkenthakkimerkezi.org/" target="_blank" rel="noopener">web sitemizden</a> ve sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz:</p>
<p>Facebook: @izmirkenthakkimerkezi</p>
<p>Twitter: @kenthakki_izmir</p>
<p>Instagram: @izmirkenthakkimerkezi</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/izmir-kent-hakki-merkezi-adil-bir-yasam-icin-kalici-cozumler/">İzmir Kent Hakkı Merkezi: Adil Bir Yaşam için Kalıcı Çözümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Yurttaşlık Bilincinde Israr Etmeliyiz’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/21/yurttaslik-bilincinde-israr-etmeliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Oct 2019 09:53:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ege İnsan Hakları Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Hukukçular Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Dayanışma Akademisi (İDA)]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük İçin Hukukçular Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Demokrat Hukukçular Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[yurttaşlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43472</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege İnsan Hakları Okulu’nun üçüncü çalıştayında bir araya gelen hukukçular, insan hakları savunucuları ve akademisyenler baskıcı rejimlerde hukuk ve insan hakları mücadelesinin yöntemleri konuştu. Yurttaşlık bilincinden ısrarı öneminin vurgulandığı çalıştayda insan hakları mücadelesinde yeni belirlenim alanları yaratılması gerektiği belirtildi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/21/yurttaslik-bilincinde-israr-etmeliyiz/">‘Yurttaşlık Bilincinde Israr Etmeliyiz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2017 yılında İzmir’de insan hakları savunucularını bir araya getirerek evrensel hak ve özgürlükleri tartışmak, üretmek, paylaşmak ve öğrenmek amacıyla kurulan Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu’nun üçüncü çalıştayı gerçekleşti. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Uluslararası Demokrat Hukukçular Örgütü, İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Hukukçular Örgütü ile İzmir Dayanışma Akademisi tarafından da desteklenen çalıştayın bu yılkı konusu ‘Baskıcı Rejimlerde Hukuk ve İnsan Hakları’ idi. Şirince Matematik Köyü’nde gerçekleşen çalıştayda otoriter rejimleri ve hukuku, baskıcı rejimlerde yargı pratiğini ve avukatlığı, insan hakları mücadelesinin siyasi boyutu gibi pek çok konu ele alındı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-43475 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/ege_insan_haklari_kulu-8-640x360.jpg" alt="" width="393" height="221" />Sivil Sayfalar’a açıklamada bulunan çalıştay hazırlık komitesinden Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyesi Av. Hatice Sönmez, ülkede ve dünyada yükselen insan haklarının sorunları ve krizleri karşısında hukukçuları sessiz kalmamayı ve insan hakları okulu çatısı altında birleşmeye ittiğini belirtti. Sönmez, “Bu okulu kurarken gerek uluslararası gerekse yurt içinde ortaklaşabileceğimiz, birlikte bir şeyler üretebileceğimiz, insan hakları sorunları karşısında yan yana durabileceğimiz bir alan yaratmayı amaçladık. Önemle belirtmek isteriz ki; bu okulu bir araya gelmenin ve insan haklarını savunmanın imkanlarını birlikte tartışacak bir ortam olarak hayal ediyoruz. Yani bu okul hepimiz için birlikte düşünmenin ve dayanışmanın bir imkanı. Her birimizin bu bir aradalıktan kazanımlar elde edeceğini umut ediyoruz” dedi.</span></p>
<p><b>‘Tüm Avrupa Ülkelerinde İnsan Hakları Tehdit Altında’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine çalıştayın açılışında konuşan Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Hukukçular Örgütü Başkanı Prof. Dr. Bill Bowring, tüm Avrupa ülkelerinden insan haklarının tehdit altında olduğunu belirtti. İngiltere’de yakın zamanda çok sayıda eylemin polis tarafından yasaklandığını ve çok sayıda kişinin tutuklandığını dile getiren Bowring, “Hükümet eline örs ve çekiç aldı ve hukuku dövüyor. Durum oldukça fena. İngiltere, Avrupa Birliği&#8217;nden ayrılan ilk ülke olacak ve insan haklarından uzaklaşacak ilk ülke olacak. Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ‘teröristleri koruyan bir yasa’ olarak görüyor. Avrupa’da 21 ülkede örgütlüyüz çoğu için iyi gitmiyor. Rusya’da üye hukukçu derneklerimiz var. Rusya hükümeti sürekli zorluklar çıkarılıyor, son olarak İnsan Hakları Birliği Derneği’nin kapatmak için soruşturma açtılar. Tüm Avrupa’da insan hakları tehdit altında diyebiliriz” dedi.</span></p>
<p><b>Yeni Otoriterliğin Kabileyeti: Belirsizlik</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-43476 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/ege_insan_haklari_kulu-7-640x360.jpg" alt="" width="402" height="226" />Çalıştayın konuşmacılarından İzmir Dayanışma Akademisyen’den Prof. Dr. Nilgün Toker yeni otoriter rejim üzerine konuşma yaptı. Yeni otoriter rejimin, otoriterliğe özgü olmayan faşizm ve totaliterliğe özgü, yeni bir kabileyeti olduğunun altını çizen Toker, “Büyük bir bulanıklık, belirsizlik yaratma gücüne sahip çünkü kurallı bir rejim değil. Modern devlet adalet üreten bir toplumsal sözleşmeye dayalı bir toplum modelidir, modern devlette otoriter veya liberal herkesin dayandığı kurucu ilke eşitliktir. Yeni rejim modern rejimin kurucu ilkesi eşitlik ilkesini reddediyor. Bu rejimi geriye ittirmenin yolu belirsizliğe karşı direnecek belirlenim alanları yaratmak. Yurttaş bilincinde ısrar etmek bir belirlenim alanıdır. Yeni rejimin bizi tanımsız bırakan felç halinden çıkmak lazım. Belirsizlikle mücadele etmenin tek yolu var; hareket etmek, eylem” diye konuştu.</span></p>
<p><b>İkili Devlet: Norm ve Tedbir Devleti</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TİHV Akademi’den Dr. Serdar Tekin ‘İkili Devlet’ başlıklı sunum yaptı. Siyaset Bilimci Ernst Fraenkel’ın ikili devlet kavramını anlatan Dr. Serdar Tekin, “Bu ikili devlet olağan kurallara göre sürdürülen norm devleti ve kendisini yazılı kurallarla bağlamayan tedbir devletidir. Tedbir devleti ile norm devleti bir arada çalışır, ikisi birlikte bir rejimi oluşturur. Kesinlikle hukuk devleti ile aynı şey değildir. Tedbir devleti hukuk dışında çalışır ve asla gizli saklı kalmaya çalışan bir yapı değildir. AYM’nin OHAL KHK’larını hiçbir şekilde denetleyemeyeceğini söylemesi gibidir. Hukuksuz ve aleni bir şeyin meşrulaştırılmasıdır. Bu iki devlet kendilerine özgü kurumları olan yapılar değiller, aynı kurumlar içerisinde işliyorlar. Üniversite rektörleri için bile bu böyle. Sabah erasmus anlaşması yapıp ders programı onaylıyorlar. Öğleden sonra hukuksuz ihraçlara imza atıyorlar” dedi.</span></p>
<p><b>Almanya’da Nazi Rejimine Nasıl Geçildi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-43478 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/ege_insan_haklari_okulu-2-640x360.jpg" alt="" width="402" height="226" />Almanya’da hukuki düzlemde Nazi Rejiminin nasıl yaratıldığına değinen Dr. Berke Özenç, “Nazi Almanya&#8217;sında yaşanan olağanüstü dönemde Başkanın geniş yetkileri vardı. Kararnamelerle anayasasızlaştırma işlemi yapıldı. Nazi Almanya’sının iki önemli yönü temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması ve parlamenter rejimden uzaklaşmadır. Esas değişim yeni bir hukuk düşüncesinin yaratılmasında. Yeni düşünce hukuk devletine, parlamenter demokrasiye ve eşitlik ilkesine saldırıyor. &#8216;</span><span style="font-weight: 400;">Hukuk ve yasa aynı şey değildir&#8217; ilkesini kötüye kullandılar</span><span style="font-weight: 400;">. Hukuk ve ahlak arasında bir bağ inşa ettiler, hukuku kendi ahlak ve değerleri ile yorumladılar. Milli ahlak, sağlıklı milli şuur gibi muğlak kavramlarla ve Nazi adaletine atıfla sistemi dönüştürdüler. Tek adam rejimini devlet aygıtında yer açmak için sonuna kadar kullandılar. Türkiye’de de beka ve millilik anlayışı her türlü sorunun aşımında kullanıldı” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Hukuk Siyasi Arenanın Parçası Haline Getirildi’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barselona Otonom Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Prof. Lois Lemkow  konuşmasının başında Katalonya&#8217;da faaliyet yürüten biri olarak Türkiye&#8217;deki hak mücadelesi yürütenleri dikkatle takip ettiğini ve uluslararası dayanışmanın öğreticiliğine dikkat çekti. İspanya’da siyasi arenalarda yapılması gerekenlerin hukuki alanda yapıldığını dile getiren Lemkow, “Katalan liderlere verilen ceza örneği bunun göstergesi. Bu kişiler İspanyol hükümetine karşı isyana teşvikle suçlandılar. Buna gerekçe olarak da Katalanların bağımsızlık için yaptığı referandumdu. Bu simgesel bağımsızlık talebine İspanyol hükümeti yargılama ve tutuklama ile karşılık verdi. Katalonya&#8217;da insan hakları mücadelesi son dönemde 9 kişi hakkında büyük cezalar verildi. Bu kişilerin bir kısmı parlamenterlerdi. Bu yargılamalar siyasi idi” dedi. </span></p>
<p><b>‘Kendi Kaderini Tayin Hakkı Tartışılması Gerekiyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katalonya’daki referandum sonrasında İspanya hükumetinin bu karşı belediye özerkliğini kısıtlayan bir kısım değişiklikler yaptığını belirten Lemkow şunları söyledi: “Gerekçesi ise anayasaya aykırılıktı. Tam da burada yeni bir kavram önermek istiyorum &#8220;Baskıcı anayasacılık&#8221;. Belediye özerkliği yasası değiştirilerek kadükleştirildi. Bağımsızlık yanlıları yüzde 15 ile başladı ve yüzde 50&#8217;e çıktı. Daha önceden bağımsızlığı desteklemeyen birçok politikacı özerkliği kısıtlayan belediye yasası sonrası bağımsızlığı desteklemeye başladı. 1975’te Franco’nun ölümünden sonra ülke demokratikleşmeden geçti. 30-35 yıl açık bir demokrasi vardı diyebiliriz ama son süreçte bunun böyle olmadığını söyleyebiliriz. Politikada bağımsızlık yanlısı partiler hepimiz tek çözümün referandum olduğunu düşünüyoruz. Kendi kaderinin tayin hakkı gibi konseptlerin tartışılması gerekiyor.&#8221; </span></p>
<p><b>‘Ölümden Sonra İşkence Olabilir Mi?’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43479 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/ege_insan_haklari_okulu-4-640x360.jpg" alt="" width="393" height="221" />İsrail Devleti’nin öldükten sonra da Filistinlilere işkence yapmaya devam ettiğini ifade eden Av. Rania Ghosheh; “Ölümden sonra işkence olabilir mi? Ölüler cezalandırabilir mi? Şu anda İsrail’de olan bu. Devletin güvenlik tehdidi gerekçesi ile cenazeyi istediğinde ya da vermediğinde ne yapabilirsiniz? Morgda cenazeler öldürüldüğü andaki kıyafetleri ile aylarca yıllarca bekletebiliyor. Ailelerin düşünce çocuklarının cenazesini gömüp gömemeyeceği. Aileler, en temel hakları olarak çocuklarının cenazesini gömmek istiyor ama bunun için devletle müzakere yapıyor. Devlet ise şart koşuyor. Para istiyor, cenazeye saat ve sayı sınırlaması koyuyorlar. Bunlar kolektif bir cezalandırmanın ürünü” dedi.</span></p>
<p><b>‘Uluslararası Kamuoyunun Desteğine İhtiyacımız Var’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu anda 50 cenazenin alıkonulmuş durumda olduğunun bilgisini veren Ghosheh ise şunları söyledi: “5 tanesi cezaevlerinde öldü. Yargısız infazla katledildiler ve nasıl öldürüldüğünün soruşturulmasına imkan vermek istemiyorlar. Evet burada bunları konuşurken uluslararası hukuk ne diyor, insan hakları kuralları ne diyor elbette biliyoruz ama ülkemizde bunların hiçbiri uygulanmıyor. Bir cenazeyi istemek nasıl terörle mücadele kapsamında ele alınabilir ki? İsrail, cenazelerin verilmemesini uluslararası hukuka aykırı bulmuyor, çünkü uluslararası hukukta bunla ilgili düzenlemeler olmadığını savunuyor. Cenazeleri pazarlık aracı olarak görüyorlar. Bu konuda uluslararası kamuoyunun desteğine ihtiyacımız var. Filistinliler haklarını kullanmak için yeni yollar arayışındalar. Şiddetin çözüm olmadığını, ne şiddetler doğurduğunu gördük. Müzakere ve barışçıl çözümlere ihtiyacımız var”.</span></p>
<p><b>‘Siyasal Mücadeleler Sonunda Bütün İlkeler Kazanılmıştır’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalıştayın konuşmacılarından biri de Doç. Dr. Murat Sevinç idi. OHAL KHK’sı ile yapılamayacak ne varsa 2 yılda yapıldığını dile getiren Sevinç, “Ama hiçbir şey olmadı, pek az insan tepki gösterdi. Kararnameye gelen süreçte bir kadının cenazesi asfalt üzerinde bekledi, başka bir kadın çocuğunun cenazesini buzdolabında bekletti, yine bir şey olmadı. İçten içe bilinçlenme, birikim, birtakım insanların mücadelesi oluyor elbette ama büyük şeyler olmuyor. Birey, insan hakları gibi kavramlar batılı kavramlar. Hukuk dediğimiz şeyin bir arka planı vardır, o da hak mücadelesi ve tarihidir. Büyük siyasal mücadeleler ve kayıplar sonunda bütün ilkeler kazanılmıştır. Bunları düşünmeden neden ilkelerin uygulanmadığını düşünmemeliyiz. Hürriyet ve insan hakları Avrupa’da burjuvazi sınıfının mücadelesi sonrasında çıktı” dedi. </span></p>
<p><b>‘Hak Mücadelesinde Kimlik Kriteri Dışlandı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Osmanlı’nın burjuvazinin çıkmasına, aydınların yetişmesine ve böylesi bir düşüncesine doğmasına izin vermediğini ifade eden Sevinç, “Sonradan kaçmaktan olan treni yakalamaya çalıştı ve biz de hala o treni yakalamaya çalışıyoruz. Bütün cumhuriyet tarihi &#8216;milli bir burjuvazi&#8217; yaratma ve Sünni-Türk temelinde &#8216;yurttaş modeli&#8217; oluşturma çabasıyla geçmiştir. Hak mücadelesini hep solcular, muhalifler yaptı  ve sınıfsal bir bakıştan yaptı. Ama kimlik kriterini dışladı. Kimlikleri görmeden ve üzerine kafa yormadan salt bir sınıfsal perspektiften hak mücadelesi yürütmeye imkan yok. Birey ve yurttaş olamamış insanlarla nasıl iletişim kurabileceğiz? Ben, yumuşak ve karşımdakinin anlayacağı bir dille, insanları kategorize etmeden ve suçlamadan anlatmaya sorunları ve kazanımlarımızı çalışıyorum” diye konuştu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/21/yurttaslik-bilincinde-israr-etmeliyiz/">‘Yurttaşlık Bilincinde Israr Etmeliyiz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Dayanışma Akademisi yoluna devam ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/izmir-dayanisma-akademisi-yoluna-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2018 11:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Dayanışma Akademisi (İDA)]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Lülüfer Körükmez]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Toker]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=23095</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Dayanışma Akademisi’nin birinci yılını değerlendiren Yrd. Dr. Lülüfer Körükmez, “Türkiye’de üniversitelerin, üniversite olma niteliğini kaybettiğini söylüyoruz. Elbette bu, biz ihraç edildik diye değil. İhraçlar, zaten oldukça kusurlu ve vasat olan üniversiteleri daha da kötü hale getirdi çünkü eleştirel, muhalif söz söyleyen ve/veya eyleyen herkese bir sopa gösterildi. Asıl darbeyi alan, üniversitelerin asli niteliği olması [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/izmir-dayanisma-akademisi-yoluna-devam-ediyor/">İzmir Dayanışma Akademisi yoluna devam ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İzmir Dayanışma Akademisi’nin birinci yılını değerlendiren Yrd. Dr. Lülüfer Körükmez, “Türkiye’de üniversitelerin, üniversite olma niteliğini kaybettiğini söylüyoruz. Elbette bu, biz ihraç edildik diye değil. İhraçlar, zaten oldukça kusurlu ve vasat olan üniversiteleri daha da kötü hale getirdi çünkü eleştirel, muhalif söz söyleyen ve/veya eyleyen herkese bir sopa gösterildi. Asıl darbeyi alan, üniversitelerin asli niteliği olması gereken eleştirellik ve özgür bilgi üretmedir” dedi.</strong></p>
<p>İzmir Dayanışma Akademisi’nin kurucularından  Yrd.Dr. Nilüfer Körükmez ve Prof. Dr. Nilgün Toker ile birinci yıllarını ve ihraçların ardından akademiyi ve sorunlarını konuştuk.</p>
<p><strong>İzmir Dayanışma Akademisi birinci yılı geride bıraktı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bir yıllık çalışmayı, kuruluş amacından da başlarsak…</strong></p>
<div id="attachment_21245" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21245 size-medium     lazyloaded" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg 300w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-610x415.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604.jpg 720w" alt="" width="300" height="204" data-lazy-src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg" data-lazy-srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg 300w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-610x415.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604.jpg 720w" data-lazy-sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p class="wp-caption-text">Nilgün Toker</p>
</div>
<p><strong>Nilgün Toker:</strong> Dayanışma akademileri, kürsüsüz kalan akademisyenlere bir kürsü sunmak ve üniversitelerde giderek daralan akademik etkinliklere alternatif bir alan açma amacındaydı. İlk ihraçlar başladığında önce Kocaeli’de kuruldu. Ardından barış akademisyenlerinin var olduğu tüm kentlere yayıldı.</p>
<p><strong>Lülüfer Körükmez</strong>: İzmir’de ihraçlar başlamadan önce oluşturduğumuz  İzmir Dayanışma Akademis (İDA) bize kürsü oldu. Şimdiye kadar İDA Buluşmaları adı altında ayda bir konferanslar düzenledik. Katılım sürekli olarak arttı. Bu elbette mutluluk verici ama onun da ötesinde hem ihraç edilen akademisyenlere desteği gösteriyor hem de üniversitelerin giderek nefes alınamaz olan atmosferine küçük de olsa bir alternatif oluşturuyor.</p>
<p><strong>Neden dayanışma akademisi? Dayanışma akademileri ile amaçlanan nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Nilgün Toker</strong>: Dayanışma çünkü, üniversite dışına atılan akademisyenlerin, birlikte yeni bir deneyimi paylaşarak, hem bir arada durmaya hem de birlikte üretmeye devam edebilmelerini sağlamak amacındayız. Akademi çünkü, akademik etkinliğimiz üniversitelerin duvarlarıyla sınırlı değil, dışarıda, başka yerlerde de akademik etkinliği sürdürebiliriz. İşte dayanışma akademileriyle, birlikte farklı bir akademik etkinliği yaratma, deneyimleme şansı yakaladık ve bunu geliştirmek, kalıcılaştırmakta ısrarlıyız. Dayanışma akademileri, kürsüsüz kalan akademisyenlerin kendi alanlarında, çalışmalarını aktarmak için kürsü sunuyor ve akademinin bulunduğu hemen her ilde bu etkinlikler düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra kamuyla, öğrencilerle karşılaşmak, birlikte bilgi üretmek için farlı etkinlikler, dersler, sokak dersleri, atölye çalışmaları düzenleniyor. Giderek bu çalışmaların daha da yapılandırılacağı kanısındayım.</p>
<div id="attachment_21247" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21247 size-medium     lazyloaded" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg" sizes="auto, (max-width: 287px) 100vw, 287px" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg 287w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-610x637.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978.jpg 671w" alt="" width="287" height="300" data-lazy-src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg" data-lazy-srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg 287w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-610x637.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978.jpg 671w" data-lazy-sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" /></p>
<p class="wp-caption-text">Lülüfer Körükmez</p>
</div>
<p><strong>LülüferKörükmez:</strong>  Barış çağrısının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Barış imzacıları iki yıldır, işten çıkarma, vatandaşlık haklarının kısıtlanması, sürgün, çeşitli biçimlerde baskı ve tehdit vb. sindirme ve cezalandırma yöntemleriyle karşılaştı. Süreç henüz bitmedi, bir yandan mahkeme süreci henüz yeni başlıyorken bir yandan da tehditler devam ediyor. Elbette diğer bütün hak kaybına uğramış kişiler gibi biz de hak arayışına devam edeceğiz. Türkiye’de üniversitelerin, üniversite olma niteliğini kaybettiğini söylüyoruz. Elbette bu, biz ihraç edildik diye değil. İhraçlar, zaten oldukça kusurlu ve vasat olan üniversiteleri daha da kötü hale getirdi çünkü eleştirel, muhalif, söz söyleyen ve/veya eyleyen herkese bir sopa gösterildi. Asıl darbeyi alan, üniversitelerin asli niteliği olması gereken eleştirellik ve özgür bilgi üretmedir. İhraçlara rağmen, üniversite bileşenlerinden gür bir ses çıkmaması ise cezalandırma yönteminin işe yaramadığını gösteriyor elbette. Ancak, ses çıkarmaktan, eleştirmekten kaçınanlar da görüyor ki, sessizlik derde derman değil.</p>
<p><strong>Dayanışma akademileri alternatif bir düşünce ortamı sunabilecek mi?</strong></p>
<p><strong>Nilgün Toker</strong>: Üniversiteler üniversite olmaktan çıkarıldıkça, dışarıda özgür bilgi dolaşımı ve paylaşımı daha kıymetli hale gelecek. Ama bu özgür bilgi üretimi ve paylaşımı için ‘Barış Akademisyenleri’nin toplumsal destek ve dayanışmaya ihtiyacı var. Eğer var olacaksak hep beraber var olacağız, bu unutulmamalı. Bu nedenle demokratik bir bir arada yaşama talebinde olan herkesi, bu dayanışma ağına davet ediyoruz.</p>
<p><strong>Lülüfer Körükmez</strong>: Aslında biz de hala bunun yollarını arıyoruz. İhraç / açığa alma öncesinde hemen hepimiz, üniversite dışı sivil topluma, kamuya yönelik de çalışmalar yürütüyor ancak nihayetinde üniversite bünyesinde, sıkı yapılandırılmış ve oldukça kusurlu bir yapıda çalışıyorduk. Şimdi bir şekilde bundan özgürleştik ancak alternatif akademiyi nasıl oluşturabileceğimizi arayarak bulacağız. Bunun hazır bir reçetesi yok. Elbette ders içerikleri, ders yapma yöntemleri, bilgi üretme yöntemleri ve hatta mekanları üzerine tartışmamız gerekiyor. Sıkça hiyerarşik olmayan, özgür, bilginin ezber yoluyla aktarılmadığı bir eğitim modelinden bahsediyoruz ancak bunu nasıl mümkün kılacağımız üzerine henüz küçük denemelerimiz var. Ayrıca bu sürecin sadece “hocalar” tarafından üretileceğini düşünmüyorum. Zaten bu da sakat olur. Öğrenciler sık sık dayanışma akademilerinde yeterince alan sahibi olmadıklarından ve üniversitedeki anlatan-dinleyen, alan-veren hiyerarşisinin devam ettiğinden şikayet ediyorlar. Haklılar da! Ancak, henüz kendilerinden bir öneri gelmedi. Kim olursa olsun birilerinin sizin için iyi bir model, pratik vb. üretmesini talep etmek veya ummak pek gerçekçi bir beklenti değil. İDA takipçisi öğrenci arkadaşlara tavsiyem daha farklı bir model istiyorlarsa daha katılımcı olsunlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/izmir-dayanisma-akademisi-yoluna-devam-ediyor/">İzmir Dayanışma Akademisi yoluna devam ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
