<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/istanbul-bilgi-universitesi-goc-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/istanbul-bilgi-universitesi-goc-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Oct 2020 09:56:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/istanbul-bilgi-universitesi-goc-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Araştırma Metodolojileri Okulu İçin Başvurular Açıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/07/arastirma-metodolojileri-okulu-icin-basvurular-acildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2020 09:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma Metodolojileri Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59144</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Lund Üniversitesi-Raoul Wallenberg Enstitüsü ve Research Worldwide Istanbul 13-15 Kasım tarihlerinde çevrimiçi olarak “Araştırma Metodolojileri Okulu” düzenleyecek. Programa başvuru için son tarih 25 Ekim 2020, saat 23:59!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/07/arastirma-metodolojileri-okulu-icin-basvurular-acildi/">Araştırma Metodolojileri Okulu İçin Başvurular Açıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-59145 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/Bilgi-Unv-Goc-Arastirmalari.jpg" alt="Bilgi Ünv Göç Araştırmaları" width="420" height="140" />3 gün sürecek yoğunlaştırılmış Araştırma Metodolojileri Okulu, sosyal bilimlerdeki temel paradigmaları ve metodolojik yaklaşımları ve nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin farklı araçlarını örneklerle ele alacak.<br />
Araştırma Metodolojileri Okulu&#8217;na Türkiye’deki veya dünyadaki güncel insan hakları konuları üzerine çalışan yüksek lisans ve doktora yeterlilik sınavlarını henüz vermemiş doktora öğrencileri başvurabilir.</p>
<p>Adalete erişim, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet, göç ve mültecilerin hakları, çevre ve kent hakkı, sağlık hakkı, bilişim ve iletişim teknolojileri ve insan hakları, çocuk, yaşlı ve engelli bireylerin insan hakları başvuru kapsamında teşvik edilen temalar arasında. Bu temalar başvuru açısından herhangi bir sınırlama getirmeyecek olup, seçim sürecinde tercih kullanılması gerektiği durumlarda değerlendirme kriteri olarak yer alabilir.</p>
<p>Araştırma Metodoloji Okulu&#8217;na başvuracak olan adayların en geç 25 Ekim 2020, saat 23:59&#8217;a kadar başvuru formunu eksiksiz olarak doldurmuş ve istenen belgeyi (akademik çalışmalarına ilişkin 500 kelimeyi geçmeyecek araştırma özeti) başvuru formunun ilgili bölümüne yüklemiş olması gerekiyor.</p>
<p>20 kişinin seçileceği Araştırma Metodoloji Okulu&#8217;na kabul edilen adaylar 1 Kasım tarihinde e-posta ile bilgilendirilecek.</p>
<p>Başvuru sürecine dair sorularınız için <a href="mailto:turkey@rwi.lu.se">turkey@rwi.lu.se</a> adresine mail atabilirsiniz.</p>
<p>Başvurmak için <a href="https://tr.surveymonkey.com/r/metotokulu2020">tıklayınız</a>.</p>
<p>Not 1: Araştırma Metodolojileri Okulu&#8217;na katılım ücretsizdir ve buluşmalar Zoom üzerinden gerçekleştirilecektir.</p>
<p>Not 2: Araştırma Metodolojileri Okulu&#8217;nun eğitim dili Türkçe olacaktır.</p>
<p>Not 3: İhtiyaç durumunda katılımcılara internet erişimi sağlanacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/07/arastirma-metodolojileri-okulu-icin-basvurular-acildi/">Araştırma Metodolojileri Okulu İçin Başvurular Açıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: &#8221;Ötekileştirmeden Yaşanabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/04/prof-dr-pinar-uyan-semerci-otekilestirmeden-yasanabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Dec 2019 09:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dawn Chatty]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45125</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (Merkez) tarafından düzenlenen “Öteki’nden öğrenmek: Göç Alan Ülke Deneyimleri Üzerine Tartışmak” başlıklı konferansta konuştuğumuz Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, biz’i anlamanın öteki’yle mümkün olduğundan bahisle, öteki’nin varlığının öğreticiliğine, ötekileştirmeden de yaşanabileceğine, karşılaşmaların ve temasın ötekileştirmenin azalmasındaki etkisine dikkat çekti.    </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/04/prof-dr-pinar-uyan-semerci-otekilestirmeden-yasanabilir/">Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: &#8221;Ötekileştirmeden Yaşanabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Öteki’nden öğrenmek: Göç Alan Ülke Deneyimleri Üzerine Tartışmak” konferansında Türkiye, Ürdün ve Lübnan’ın tecrübeleri, alanında duayen akademisyenler tarafından değerlendirildi. Göç alanında literatürün Batı merkezli olduğu hatırlandığında, Prof. Dr. Dawn Chatty’nin altını çizdiği gibi, dünyada mültecilere yönelik politikanın sınırlama ve önlemeye evrildiği bir dönemde, mültecilere kapıları açan bu üç ülke deneyiminden ve bu ülkelerdeki iyi örneklerden konuşmak daha değerli hale geliyor. </span><span style="font-weight: 400;">   </span></p>
<p><b>Ötekileştirme ne demek? Nasıl tanımlıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-45129 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/fanusta-diyaloglar-kitap-foto.jpg" alt="" width="258" height="344" />Birkaç farklı ayağı var ötekileştirmenin bir gruba karşı sosyal mesafe, olumsuz sıfatlar, önyargılar söylenmeli ama bunun da ötesinde kendinle öteki’ni eşit görmemek, aynı haklara sahip görmemek çok belirleyici… İnsan dışılaştırmaya varan hiyerarşik bir bakış buna bağlı olarak, eşit hakların olmamasını sorun olarak görülmemesiyle neticelenebiliyor. İçinde yaşanılan toplumda “öteki” olarak algılanan grupların sorunlarına çözüm getirmeye dair bir çaba sarf edilmemesini meşrulaştırıyor. Ötekileştirmenin nasıl bir mantık sistemi içinde işlediğini anlamaya çalıştık ama bunu yanı sıra empati ve eşitlik kavramlarını da çalışmada ele aldık. Ötekileştirmeyi tanımlamada temel nokta, kalıp yargı veya önyargı dediğimiz şeyin bireysel düzeyde bir kişiye atfedilmesi değil, bizim vurgulamak istediğimiz daha ziyade e,bunun bir gruba atfedilmesi. Bizim problem olarak ortaya koyduğumuz nokta bu: Siz, bir grubun parçası olduğundan dolayı bir kişiyi ötekileştiriyor musunuz? A grubunun üyesi olduğu için çocuğunuzun onun çocuğu ile oynamamasını, belli haklara sahip olmamasını mı istiyorsunuz? </span></p>
<p><b>Fanusta Diyaloglar kitabınızda, siyasi kutuplaşmanın artma ihtimalinden bahsediyordunuz:  Ötekileştirme, kutuplaşma ile birlikte arttı diyebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim birbirini takip eden iki araştırmamız var. İlkinde bütün kimlikler üzerinden ötekileştirme/meyi ele aldık. İkincisinde ise kutuplaşmaya özellikle parti taraftarları arasındaki kutuplaşmaya odaklandık. Siyasal sistemimizde, siyasi parti üyeliği grup kimliği haline geldi. Ötekileştirme araştırmamızdaki bulguların büyük bir kısmını siyasi partileri taraftarlarında da tespit ettik. Sosyal mesafe başta olmak üzere parti tercihlerinin bizim kimliğimiz haline gelmesiyle, kutuplaşmayı fazlasıyla gözlemler hale geldik. Yansımalarına baktığımızda,  kutuplaşma var veya yok demek de bir kutuplaşma konusu olarak tartışılır hale geldi. </span></p>
<p><b>Siz “Olguların yerini, algılarımız alıyor ; gerçeğin farklı okumalarını yapmamız gerekiyor.” diyorsunuz. Açıklar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim araştırmalarımızda çok dikkatimizi çeken şey, değerler ve ideolojiler üzerinden farklılaşma vurgulanıyor ama temel olarak adalet, eşitlik, özgürlük gibi belli bazı konularda ortaklaşma olduğunu görüyoruz.  Ancak “Türkiye’de durum nedir? Türkiye’nin sorunları ya da sorunların nedeni? Sorumlusu kim?” diye sorduğumuzda, çıkan resim bize farklı Türkiyeler gösteriyor. Bu nedenle, “gerçeğin” farklı okumalarının yapıldığını görüyoruz. Farklı Türkiye tarifleri var. Kendi fanuslarımızda bilgiyi edindiğimiz kaynaklarla, kendimize bir gerçeklik çiziyoruz. Yukarıda tartıştığımız birçok nokta gibi bu da sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil, dünyada da işte  “post-truth” gerçek-üstü çağında ortak problem… Tarafsız şekilde bilgiyi edinmeyip, “olgu”ları öğrenemediğimizde, kendi emin olduğumuz kanılarımızı pekiştiriyoruz. Yankı odalarının önemli bir kavram olarak hayatımıza girmesinin sebebi bu: genelde bizim gibi düşünen ve bakan kişilerden bilgiyi ediniyoruz ve farklı perspektifleri göremiyoruz, sesleri duyamıyoruz. Antik Yunandan beri neyin doğru olduğu tartışması vardı. Ancak bugünkü tezahürü biraz daha farklı… </span></p>
<p><b>Farklı olan nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün çok ve çeşitli bilgi kaynağı var ve çok fazla bilgi alıyoruz, karşılaşıyoruz. Bunların belli algoritmalarla da olduğunu da biliyoruz. Sosyal medya başka bir tür veri kaynağı birçok farklı biçimleri ile… Hangi haberlere maruz kaldığımız, okuduğumuz, duyduğumuz şeyin haber mi yorum mu olduğu bu ortamda daha çok karışıyor. Doğru olmayan enformasyon da hızla yayılabiliyor.</span></p>
<p><b>Ötekileştirdiklerimizi merak etmemek genel bir eğilim mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Herkes aynı şekilde davranıyor diyemeyiz ama sahada yaptığımız araştırmalarda şunu gördük: zaman çok kısıtlı ve bize bir sürü kanaldan bilgi akıyor.  Dahası, çok fazla yanlış, hatalı bilgi olabiliyor. Araştırmalar, yalan bilgiyi daha sonra düzeltmenin zor olduğunu gösteriyor. Belirsizlik çağında, gelecek kaygıları, korku ve ekonomik sorunların içinde,daha korunaklı bir alanda tercih ediliyor. Grilikler yerine siyah ve beyaz, iyiler ve kötüler gibi daha keskin ayrımlar işi kolaylaştırıyor. Bunu sosyal medyada da yaşamlarda da görüyoruz.</span></p>
<p><b>Nefret söylemi: İnsanlığın Aldığı Yolun Bir Tür Geri Gidişi </b></p>
<p><b>Öteki’nden Öğrenmek konferansı ve 3 ülkenin göç deneyimi çerçevesinde neyi vurgulamak istersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Konferansın 2 hedefi vardı: öncelikle Batı dışında kalan3 ülkenin göç deneyimlerden öğrenmek, ilgili yazının Batı merkezliliğine referansla başka tecrübelerden öğrenmek.Diğer amacı, göçmenden, mültecilerden öğrenmek. Göçün sadece bir güvenlik sorunu olarak algılanmaması ve bu güvenlik dilinin kırılmasının gerekliliğini göstermekti. Göç alan toplum için de göçün çok başka anlamlara geldiğini göstermek istedik. Bu ikisini Türkiye’de düzenlediğimiz bir akademik toplantıda vurgulamak,  tartışmak önemliydi. Çünkü bu yaz itibarıyla, Türkiye’de özelikle nefret söyleminin normalleştiği bir durumla karşı karşıya kaldık. Bu tablo karşısında, bu durumun sorun olarak ortaya konması gerekiyordu. Konferansa katılan Prof. Dr. Dawn Chatty’nin, Oxford Üniversitesi akademisyenlerinden ve alanın duayenlerinden, “bu perspektifi vurgulayarak burada üretmeye ve bu perspektiften bu tecrübeyi paylaşmaya devam etmelisiniz” değerlendirmesi benim çok değerliydi. Bu, şu açıdan da önemli; yer yer nefret söylemine dönüşen bir göçmen karşıtlığını tüm dünyada gözlemleyebiliyoruz…  Bu aslında insanlığın aldığı yolun bir tür geri gidişi…</span></p>
<p><b>Türkiye’de resmi söylemde geri dönüş öne çıkarken, bir yandan da karar alıcılar sosyal uyum çalışmalarını sürdürüyor. Bu durumda sosyal uyum politikaları ne ölçüde başarılı olabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güvenlik tartışması dışında, bu bir insanlık sorunu ve önemli bir toplumsal tartışma noktası. Türkiye’de mültecilerle ilgili olarak güvenli bölge tartışmaları da dâhil olmak üzere, 2011’den beri birçok süreçten geçtik. Göç ile ilgili çalışmaların izne bağlandığı bir dönemden, bu gün artık diyalogun daha açık olduğu, ortak çalışmalara daha sıcak bakılan, sosyal uyum kelimesinin tercih edildiği bir duruma geldik. Sadece bir tarafın entegre olması (integration)  değil, beraber bir uyumdan bahsedilen (harmonization) politikaların hayata geçtiğini görüyoruz. Mülteciler sayesinde Türkiye’de sivil toplumun da dâhil olduğu çok inanılmaz deneyimler biriktiriyoruz. Bu tecrübeleri konuşmak, iyi örnekleri daha fazla anlatmak ancak eksikleri de söylemekten çekinmemek gerekiyor. Ancak Türkiye’de ötekileştirme sorunu mültecilerden önce de zaten vardı. </span></p>
<p><b>Mülteciler ötekileştirmenin artmasına mı sebep oldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Ötekileştirme mültecilerle birlikte çok daha rahat bir dil ile ifade edilir oldu</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Merkez olarak çalışmalarımızın amacı,  bu yaklaşımın sorgulanması ve değişmesi… Tabi bu sadece bizim yapabileceğimiz bir şey değil. Bireysel olarak her bir kişinin “bu zorunlu göç sürecinde ben olsam, ne yapardım? Mülteci olarak neler yaşardım?” sorununu kendine sorması gerekir. Aslında hepimizin belli oranda göç öyküsü var. Ülke ve dil değişikliği ise bunu daha da zorlaştırıyor. Özellikle savaş deneyiminden gelen mültecileri anlamaya çalışırken,  hepimizin mülteci kavramını anlaması gerekiyor. Göçmenlikten farklı olarak mültecilik bir zorunlu kaçış… Mültecilik, göçmenlik deneyimini de içeriyor ama bu zorunluluğun, birden hiçliğe dönüşmüş olmanın, birikimin sıfırlandığı koşulları anlamak lazım.  </span></p>
<p><b>Ötekinin Varlığının Öğreticiliği: Biz’i Öteki’yle Anlamak </b></p>
<p><b>Öteki’ni, bu durumda mülteciyi neden anlamamız gerekiyor? Niye böyle bir zahmete girelim? </b><span style="font-weight: 400;">Öncelikle göçmen karşıtlığının en önemli noktalarından biri, 3 farklı alanda tehdit olarak görülmeleri.  Ekonomik olarak tehdit görmek; yaşam şekline tehdit görmek ve özellikle 11 Eylül sonrası fiziksel olarak tehdit altında olunduğu anlayışı…Gerçekte öyle olmasından ziyade,  algı, tehdit algısı çok önemli. 3 farklı alandaki bu tehdit algısı, korku yaratıyor. Korku, bilinmezlik ve net olmama hali, çoğumuzda var. Göçmenler işte günah keçisi oluyor, dışarıdan geleni sorumlu göstermek en kolayı. “Neden ötekileri anlamak isteyelim?” sorusunun yanıtı dabu noktada bence önemli: neden korktuğumuzu bilmek, korktuğumuz şeyin gerçek olup olmadığını düşünmek ve bilmek iyi bir şey. Ötekileştirmede mekanizmanın nasıl olduğunu, bizim nerede durduğumuzu, algılarımızı anlarsak, bu kendi grubumuzu daha doğru şekilde değerlendirmenizi sağlar. Yani, öteki’ni anlamaya çalışmak kendimizi anlamaya dair önemli bir yol almamızı sağlar.  Kendi grubumuza da ayna tutar. Aslında kendi grubumuza da eleştirel bir biçimde bakabilmek çok hayati&#8230; </span></p>
<p><b>Ötekileri yok sayarak toplumsal biraradalık sürdürülemez mi? Ötekilerin öteki kalmasının ne sakıncası var?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunu ötekileştirme araştırmalarımızda, odak gruplara yönelttiğimiz bir sorunun yanıtını değerlendirirken fark ettik: “biz ideal toplum hayalimizde, kimleri dışarıda bırakıyoruz ?”  Ötekileştirilenler, ütopyalarındaki topluma öteki gördüklerini dâhil etmiyorlar. Bir grubu hayalinizdeki toplumda dışarıda bırakıyor musunuz? Tümüyle bir grubu dışarıda bırakacak şekilde bir grubu ötekileştirmek,  bunlar benimle beraber bu toplumda yer almasın demek. Bu bir turnusol kâğıdı: kurguladığımız toplumda, bir grubu dışarıda bırakmak, bir gruba negatif özelikler atfetmek ve o grubu şeytanlaştırmak… Ayna dediğimiz ve kendimizi anlamamıza yol açacak sorulardan biri bu…</span></p>
<p><b>Karşılaşmalar Ve Temas Ötekileştirmeyi Azaltıyor  </b></p>
<p><b>Ötekileştirme nasıl azalabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Literatürde ve bizim araştırmamızda da çıkan önyargıları kıran en büyük mekanizma:  karşılaşmalar ve temas. Kendi deneyimlerimizin dışına çıktığımızda, farklı deneyimlere açık hale geldiğimizde, farklı öyküleri dinlediğimiz ve bildiğimizde, ötekileştirme azalıyor. Öteki ile karşılaşmama ve temas etmeme halini bir problem olarak ortaya koymalıyız.  Eğitim hayatımızda ne kadar çok farklılıklarla karşılaşırsanız, sınıfsal farklılıkların yanı sıra, çeşitlilikler, deneyimler… Kapsayıcı bir eğitim modelde eğitilirseniz, farklılıklarla beraber yaşamaya alışırsınız. Eleştirel özgürlükçü bir eğitim de çok hayati. Sizden farklı olanlarla karşılaşmasanız bile, kendi grubunuza daha eleştirel bakabilmek, aslında o zaman diğer grupların da kendi içlerinde farklı olabildiğini düşünmemizi sağlar. </span></p>
<p><b>Ötekileştirmenin azalması için siz neler yapıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ötekileştirmenin mekanizmalarına dair tespitlerimiz üzerinden, şimdi ne yapabiliriz?” bunu düşünüyoruz. Biz akademide ürettiğimiz bilgiyi duyurulabilir kılmak ve toplumla paylaşmak, yaygınlaştırmakla uğraşıyoruz. Ayrıca “Ne tür mekanizmalarla bu karşılaşmalar sağlanır?” bunu düşünüyoruz.  Biz üniversitede “nasıl bir liberal eğitim verelim ki öğrenciler buna açık olsunlar?” bunu sorguluyoruz. Ötekileştirme araştırmamızın en temel bulgulardan biri, sosyal, sanatsal, müfredat dışı her aktivitenin ötekileştirmeyi azalttığı idi. Bir faaliyet-iş çerçevesinde farklı grupları bir araya getirmek, buradan karşılaşmaları çoğaltarak en azından korkuların neler olduğunu,  kökenleri bilmek, belki günah keçisi ilan etmek yerine kendi içimizden o noktaları çözmeye başlayabiliriz. Ötekileştirmeyi anlamaya çalışmak sadece akademik bir dert değil; bu ortak sorunumuz. Tam da şu anda dünyada aslında üzerinde tartışmamız ve çalışmamamız gereken alan. Ancak bu bir ortak akıl konusu; tek bir ekiple çözülemez, hep beraber düşünecek, ortak akılla çözüm üreteceğiz. Ayrıca kanımca ortak sorunları konuşabilmeyi çok kıymetli görüyorum. Bakım alanı gibi sorunlarımızın ortaklaştığı çok fazla nokta var. Bu sorunlardan başlamak faydalı olabilir. </span></p>
<p><b>Ortak Akıl İle Ortak Sorunları Konuşmak Çok Kıymetli </b></p>
<p><b>Türkiye’de STK’lar ötekileştirmenin bir sorun olduğunun ne kadar farkında?  Ötekileştirmenin azalmasında nasıl katkı sağlıyorlar? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum sahada ötekileştirmenin azalması için önemli rol üstleniyor. Bütün STK’lar için bir şey söylemek zor: savunuculuk yapan, daha hak temelli çalışan, daha bilinçli şekilde bu işi yapan kurumlar var</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;">Ancak mülteci alanındaki STK çalışanlarının da sahada ikincil travmaları olabiliyor.  Çalışan ve gönüllüleri yıpratmadan sivil toplum faaliyetlerinin sürdürülebilmesi ve iyi örneklerin çoğalması için neler yapılabileceğinin düşünülmesi gerekiyor. Süpervizyonu da içeren çalışan eğitimi ve desteği çok önemli.</span></p>
<p><b>Sizin ötekileriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-45130 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/bilgi-konferans-foto-640x360.jpg" alt="" width="416" height="234" />Ekibimiz açısından da bu tartışma konusu idi. Ben ötekileştirmeden de yaşanabileceğini düşünüyorum. Herhangi bir grubu ötekileştirmiyorum. Bireysel olarak mesafeli olduğum insanlar tabii ki var ama bu insanların da benimle aynı hakları olması gerektiğini düşünüyorum. Herhangi bir gruba negatif özellikler yüklemiyorum. Aslında yücelttiğim, kendimle özdeşleştirdiğim tek bir grup da yok denebilir, sınırlı bir aidiyet hissim var. Kimlik teorisinde,  ben’in kendini tanımlaması için öteki gerekiyor. Ancak biz çalışmamızda biz bu öteki’ni diğeri olarak ifade ettik ve “ötekileştirme” dediğimiz eylemi tanımlamaya çalıştık. Yukarıda ele almaya çalıştığım üzere sosyal mesafeyi, kendi grubunu yüceltip, öteki gruba negatif özellikleri vererek, insan dışılaştırmaya varan aşağılamayı ve aynı haklara sahip görmemeyi içeren bir eylem</span></p>
<p><b>Ötekileştirme sürecinde kendimizi sorgulamamız, aynaya bakmamız ve ötekileştirmeden yaşamak için, başlangıç olarak ne yapalım?  Ne önerirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Siyasal davranışlarda duyguların önemi özellikle popülist siyasetin yükselişiyle daha fazla tartışılır oldu. Bir yolculuk, bir film veya bir kitap başlangıç olarak ötekileştirmeyi düşünmemizi sağlayabilir, duyguları değiştirebilir. Ancak duygu kırılmaları ve duygu değişikliğinin yanı sıra, asıl davranış değişiklikleri için farklı deneyimlerin yaşanması gerekiyor. Sosyalizasyon sürecini belli açıdan tamamlandıktan sonra, ötekileştirme sürecinin sorgulanmasını ve ilk adımın atılmasını sağlamak oldukça zor. Farklı tecrübeleri yaşar hale getirmekle mümkün olabilir. Küçük yaştan itibaren eğitim sisteminin kapsayıcı hale getirilmesi ve eğitim müfredatında buna ilişkin değişiklikler yapılması çok önemli çünkü sınıf içinde farklılıklar zenginlik olarak algılanır,  normalleşirse toplum içinde de farklılar normalleşir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/04/prof-dr-pinar-uyan-semerci-otekilestirmeden-yasanabilir/">Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: &#8221;Ötekileştirmeden Yaşanabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araştırma Metodolojileri Okulu Başvuruları Başlıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/13/arastirma-metodolojileri-okulu-basvurulari-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 10:42:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma Metodolojileri Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42178</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Lund Üniversitesi-Raoul Wallenberg Enstitüsü ve Research Worldwide Istanbul 1-3 Kasım 2019 tarihleri arasında “Araştırma Metodolojileri Okulu” düzenliyor. Son başvuru tarihi: 30 Eylül 2019!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/13/arastirma-metodolojileri-okulu-basvurulari-basliyor/">Araştırma Metodolojileri Okulu Başvuruları Başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Metot okulu, sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinden uzmanlar ve öğrencileri bir araya getirerek, öğrencilerin akademik çalışmalarında kullandıkları araştırma metodolojilerinin gelişmesine ve araştırma yöntemlerinin derinleşmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>
<p>Adayların, 500 kelimeyi geçmeyecek şekilde araştırma özeti yazmış olmaları ve başvuru formuna bu araştırma özetini ekleyip göndermeleri beklenmekte.</p>
<p>Başvuru sürecine dair soruları turkey@rwi.lu.se adresine iletebilirsiniz.</p>
<p>Son başvuru tarihi: 30 Eylül 2019 23:59</p>
<p>Katılımcıların açıklanma tarihi: 7 Ekim 2019</p>
<p>Başvuru formuna ulaşmak için <a href="https://tr.surveymonkey.com/r/9CWGRZD" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://tr.surveymonkey.com/r/9CWGRZD&amp;source=gmail&amp;ust=1568448625322000&amp;usg=AFQjCNGN3Dmb2IDB4pqi36AtOVDZ49iEBQ"><span style="font-size: small;"><b>tıklayınız</b></span></a><span style="font-size: small;"><b>.</b></span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/13/arastirma-metodolojileri-okulu-basvurulari-basliyor/">Araştırma Metodolojileri Okulu Başvuruları Başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları 2017-Araştırma Bulguları Sunumu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/01/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2017-arastirma-bulgulari-sunumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2018 06:44:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Kutuplaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24110</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, Marshall Fonu’nun (GMF-German Marshall Fund) bir projesi olan Karadeniz İşbirliği Fonu’nun (BST-Black Sea Cooperation Trust) desteğiyle yürüttüğü, Kasım-Aralık 2017 tarihlerinde 2004 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları” Araştırması sonuçları, oldukça yoğun olan siyasi gündemde Türkiye’deki siyasal kutuplaşmayı farklı boyutlarıyla ele alıyor. İlk defa 2015 Kasım seçimleri sonrasında gerçekleştirilen araştırma [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/01/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2017-arastirma-bulgulari-sunumu/">Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları 2017-Araştırma Bulguları Sunumu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, Marshall Fonu’nun (GMF-German Marshall Fund) bir projesi olan Karadeniz İşbirliği Fonu’nun <em>(BST-Black Sea Cooperation Trust)</em> desteğiyle yürüttüğü, Kasım-Aralık 2017 tarihlerinde 2004 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen <strong>“Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları”</strong> Araştırması sonuçları, oldukça yoğun olan siyasi gündemde Türkiye’deki siyasal kutuplaşmayı farklı boyutlarıyla ele alıyor.</p>
<p>İlk defa 2015 Kasım seçimleri sonrasında gerçekleştirilen araştırma çalışması Türkiye’de farklı siyasi parti tabanları arasındaki sosyal mesafenin yüksek olduğunu, parti taraftarlarının diğer parti taraftarlarından kendilerini daha üstün gördüklerini ve siyasi parti taraftarlığıyla siyasal kimliklerin iç içe geçtiğini ortaya koymuştu. Siyasal kutuplaşmanın gazete ve televizyon tercihlerinde de görüldüğü, her parti tabanının kendisine yakın mecralardan haber almayı tercih ettiği öğrenilmişti. Araştırma, bireyler arasında karşılıklı etkileşimi sağlayacak ortak alanların yeniden inşa edilmesi gerektiği sonucunu çıkarmıştı.</p>
<p>Türkiye toplumunun son iki yılda yaşadığı siyasi ve sosyal gelişmelerin siyasal kutuplaşmayı nasıl etkilediğini anlamak amacıyla yürütülen 2017 araştırması da benzer sonuçlara ulaştı. Araştırma sonuçları;</p>
<ul>
<li>Parti tabanları arasında sosyal mesafenin varlığını koruduğunu,</li>
<li>Parti taraftarlarının diğer parti taraftarlarına kıyasla kendisini ahlaki olarak üstün gördüğünü,</li>
<li>Diğer parti taraftarlarının siyasal özgürlüklerinin kısıtlanmasına dair bir istek bulunduğunu<br />
gösteriyor.</li>
</ul>
<p>Araştırma sonuçlarında ayrıca bireylerin siyasal konularda bilgi alma kanallarını siyasi parti tercihleri doğrultusunda belirledikleri de görülüyor. Çalışma, bütün bu konulardaki ayrılıkların yanı sıra Avrupa Birliği’yle ilişkiler hakkındaki algıların ve Suriyeli mültecilere karşı olumsuz tutumların önemli bir ortak payda olduğunu da ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>Tarih:</strong> 5 Şubat 2018, Pazartesi<br />
<strong>Saat:</strong> 11.00-12.30<br />
<strong>Yer: santral</strong>istanbul Kampüsü, E1-301</p>
<p><strong>Konuşmacılar:<br />
</strong>Doç. Dr. Emre Erdoğan <em>(BİLGİ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi)</em><br />
Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci <em>(BİLGİ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi)</em></p>
<p>Kaynak: <a href="https://sivilalan.com/2018/01/31/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2017-arastirma-bulgulari-sunumu/">Sivililan</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/01/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2017-arastirma-bulgulari-sunumu/">Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları 2017-Araştırma Bulguları Sunumu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Apr 2017 09:57:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ben kendim büyüdüm demiyorum araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk İşçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik işçiler]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<category><![CDATA[tarım işçiliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13760</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, “Ben Kendim Büyüdüm Demiyorum” başlığıyla Adana’da çalışan mevsimlik tarım işçileri hakkında yayımladığı araştırma, işçi çocuklarının yaşadıklarını ortaya koydu. *Bu haber ilk olarak Journo&#8216;da yayınlanmıştır ve Burcu Karakaş tarafından hazırlanmıştır. Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan tarafından hazırlanan raporun araştırma ekibinde, Veysi Kondu, Garip [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/">Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, “Ben Kendim Büyüdüm Demiyorum” başlığıyla Adana’da çalışan mevsimlik tarım işçileri hakkında yayımladığı araştırma, işçi çocuklarının yaşadıklarını ortaya koydu.</h3>
<h6><em><strong>*Bu haber ilk olarak <a href="https://journo.com.tr/mevsimlik-isci-cocuklari" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Journo</a>&#8216;da yayınlanmıştır ve Burcu Karakaş tarafından hazırlanmıştır.</strong></em></h6>
<p>Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan tarafından hazırlanan raporun araştırma ekibinde, Veysi Kondu, Garip Hanay, Zübeyde Ekmekçi ve Gizem Külekçioğlu yer aldı. Rapor kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ile bu işçilerin çocuklarının çalışma ve yaşam koşulları araştırıldı.</p>
<p>Araştırmaya göre, 6-10 yaş arası çocukların yüzde 7’si tarlada çalışırken, bu oran 11-14 yaş diliminde erkek çocuklarda yüzde 52, kız çocuklarında ise yüzde 60’a yükseliyor. 15-18 yaş diliminde ise tarlada çalışanların oranı yüzde 91 oluyor.</p>
<p>Araştırmada öne çıkan başlıklar şöyle:</p>
<ul>
<li> Ailelerin yüzde 80’inin kökeni Şanlıurfa. İkinci sırada yüzde 15 ile Şırnak geliyor. Şanlıurfa-Merkez ve Şırnak-Merkez ilçelerden gelenler hanelerin yüzde 50’sini oluşturmakta. Yoğunlukla işçi gönderen diğer ilçeler ise Suruç, Siverek, Harran ve Cizre.</li>
<li>Şırnak kökenli mevsimlik tarım işçilerine baktığımızda iki ana grup olduğu görülüyor. Bunlardan birincisi eskiden beri tarım işçiliği yapanlar. İkinci grup ise 2016 yılı içinde Şırnak’taki koşullar sebebiyle göç etmek zorunda kalmış, mevsimlik tarım işçisi olarak bölgeye çalışmaya gelmiş olanlar.</li>
</ul>
<h4>25 yıldır evine dönmeyen aileler</h4>
<ul>
<li>Görüşülen haneler ortalama 15 yıldır mevsimlik tarım işçiliğiyle uğraşmakta. Yüzde 25’lik bir kesim için mevsimlik tarım işçiliği 20 yıldır süregiden bir uğraş. 20 ya da 25 yıldır evine dönmeyen aileler var. Evlerine dönmeyen mevsimlik tarım işçileri, büyük çoğunlukla çadırda kalmaya devam etmekte (yüzde 67), çalışmadıkları dönemde bir eve geçmemekte.</li>
<li>Araştırmamız sırasında tarlaya gitmeyen çocukların bir kısmının mahalledeki köylülerin evlerinde ya da çiftliklerinde çalıştıkları ya da hurda, pet şişe, hortum, muşamba, demir, plastik boru ve “zehirli pet” toplayıp sattıkları gözlemlendi.</li>
</ul>
<h4>Güneş çarpmasına en çok kız çocukları maruz kalıyor</h4>
<ul>
<li>12-14 yaş aralığındaki çocuklar arasında çalışanların oranı erkek çocuklar<br />
için yüzde 51, kız çocukları için yüzde 62. Kız çocukları tarlada çalışmaya daha erken yaşta başlamakta. 15-18 yaş dilimindeki erkek çocuklarının yüzde 92’si, kız çocuklarınınsa tamamı tarlada çalışmaya gitmekte. Erkekler ve kızlar arasındaki bu farkın en önemli sebebinin erkek çocuklarının okumaya devam etmeleri olduğunu düşünülüyor.</li>
<li>Çocukların başlarına gelen kazalara bakıldığında en fazla güneş çarpması (yüzde 39 ve 42), arı/böcek sokması (yüzde 51 ve yüzde 40) ön plana çıkıyor. Cinsiyet bazında bakıldığında güneş çarpmasının kız çocuklarının başına daha fazla (yüzde 47) geldiği görülmekte. Bunun sebebi de kız çocukları arasında tarlada çalışanların oranının daha fazla olması.</li>
</ul>
<h4>15’inden küçük yaşta doğuran kadınlar</h4>
<ul>
<li>Kadınlar ilk çocuklarını ortalama 21 yaşında doğurmuş. Yaklaşık yüzde 8’lik bir kesim ise ilk doğumunu 15 yaşından daha küçükken yapmış.</li>
</ul>
<p>Erkek çocukları arasında tarlada çalışsa da eğitimine devam edenlere rastlanırken, kız çocuklarında tarlaya çalışmaya gitmek, eğitimden kopmak anlamına gelmekte.</p>
<p>12-14 yaşları arasındaki kız çocuklarının büyük çoğunluğu çadır temizliği, bulaşık yıkama, ateş yakma, odun toplama, su taşıma ve küçük kardeşe bakma gibi ev işlerine dâhil olmakta. Aynı yaş grubu erkek çocuklarında bu işlerle ilgilenenlerin oranı daha düşük. Bununla birlikte erkek çocuklarının su taşıma, odun toplama ve ateş yapma gibi işlere daha fazla katıldıkları görülmekte.</p>
<p><strong>Raporda yer alan anlatımlardan bazıları ise şöyle:</strong></p>
<ul>
<li>Biz yaklaşık dördüncü ayımıza girdik işte. Dört aydır buradayız… Yani Şırnak’taki yasağın bu kadar kalacağını düşünmüyorduk… Hani kalsın kalsın bir ay kalıp gideriz diye düşünmüştük. Zaten geldiğimizde sadece şu dolaptaki iki parça elbiseyle geldik. Başka hiçbir şey yanımızda getirmedik… Şu anda ne Şırnak’a dönebiliyoruz, ne burada kalabiliyoruz. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Zehir petleri topluyorum. Mesela tarlalara ilaç veriyor. Petler, ilaçların petleri. Biz ona zehir diyoruz. Sonra onları satıyoruz. Köprünün üstünde bir tane bakkal var ona satıyoruz. (8-11 yaş, Çocuk Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Yani inan ki, bugün pazara gittik, hani pazardaki çocukları ağladı illa bana elbise al diye. Karneye gideceğiz, karnede giyecek elbisemiz yok. Annemiz sen bize elbise al. Gitti borç aldı. O da tabii ki n’apsın, onlar da diyor ki abla biz şöyleyiz, böyleyiz. N’apıyım kardeşim, çocuğum istiyor param yok, vereceğim. Canımı almayacaksın ya vereceğim. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Gelirim yetseydi zaten çadırda kalmazdım, bir ev tutmuştum. İnsan yeni evlendiği zaman, çadırda yaşamak zor geliyor. Her şey zor geliyor. Yürümek bile zor geliyor yemin ederim. Ben bazen öyle çadıra bakıyorum, lanet ediyorum hem kendime hem burada yaşadığım için buradaki insanların ben hepsine küfrediyorum. Bazen yakmayı düşünüyorum ha, o derece. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/">Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
