<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gizem Kıygı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/gizem-kiygi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gizem-kiygi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 May 2020 12:15:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Gizem Kıygı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gizem-kiygi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8221;Çocuklar Kız Kulesi’ni Beyoğlu’nda Zannediyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/05/cocuklar-kiz-kulesini-beyoglunda-zannediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Emin İlbeyli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2020 11:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Dedektifi]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar için Beyoğlu Haritası]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem Kıygı]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Dedektifi İnisiyatifi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların mekansal haklara erişimini gündemine alan ve bu haklara erişimi kapsayıcı yöntemlerle geliştirmek için çalışmalar yürüten Gizem Kıygı ile Şehir Dedektifi İnisiyatifi'ni konuştuk. Kıygı, yaptıkları ilk çalışmada tespit ettikleri sorunun çocukların kentin kültürel değerleri ile hiçbir şekilde bağ kurmaması olduğunu söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/05/cocuklar-kiz-kulesini-beyoglunda-zannediyor/">&#8221;Çocuklar Kız Kulesi’ni Beyoğlu’nda Zannediyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="&#039;&#039;Çocuklar Kız Kulesi’ni Beyoğlu’nda Zannediyor&#039;&#039;" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/8cQmrcfOWeQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><b>Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İsmim Gizem Kıygı şehir plancısı ve kent tarihçisiyim. 2011 yılından beri aktif olarak çocuklarla birlikte çalışıyorum. Çocuk haklarının, çocuğun iyi olma halinin mekansal tercümesi üzerine çalışmalar yürütüyorum. Çocukların kent hakkını, çocukların karşı karşıya kaldıkları bir takım adaletsizliklerin mekansal çerçevesini araştırmaya ve bunun hafızasını da deşmeye yönelik araştırmalar yapıyoruz. Bu araştırmaları da çocuklarla birlikte yapıyoruz aslında. Çocuk katılımı ile birlikte çocukların sözleriyle, onların deneyimleri ile birlikte bir kent hakkı ve şehir deneyimi tartışması ortamı kurmaya çalışıyorum. </span></p>
<p><b>Şehir Dedektifi nedir, neler yapar? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir Dedektifi çocukların sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını odak alan bir sivil inisiyatif. Bu hakkın hem erişilebilir olması hem çocuklar açısından bilinir ve farkında olunur olması için çalışmalar yürütüyoruz. Bir kolumuz araştırma, çocukların mekansal haklarının izlemesini ve takibini uzun süreli araştırmalarla ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu araştırmalarda şehrin çocuk hafızasını deşmeye çalışıyoruz. Çocuklarla katılımcı atölye çalışmaları düzenliyoruz, yani belirlediğimiz problem neyse o problem dahilinde çocukların fikirlerini ve deneyimlerini öğrenecek metotlar ve araçlar geliştiriyoruz. Çocuklardan aldığımız verilerle bir izlek oluşturuyoruz. Daha sonra şehir planlama mimarlık başta olmak üzere mekanla ilgili disiplinlerden arkadaşlarımızın oluşturduğu gönüllü maratonlarımız var. Bu maratonlarda yine konu kapısında sahaya çıkarak şehircilik araçlarını çocuklar için kullanarak bir araştırma ve gözlem taslağı oluşturuyoruz. Daha sonrasında hem çocuklardan aldığımız veriyi hem gönüllerden aldığımız veriyi çakıştırıyoruz ve mekandaki somut sorunları ve potansiyelleri tespit ediyoruz. Sonrasında ise tasarım müdahalesi geliyor. Soruna yönelik nasıl bir çözüm izleği oluşturacağımıza ilişkin bir üretim bütünü tasarlıyoruz.</span></p>
<p><b>Şu ana kadar ne gibi çalışmalar yaptınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir Dedektifi yola çıkalı çok olmadı, Mayıs 2019’dan beri sahada çalışıyoruz. Bizim ilk çalışmamız Beyoğlu&#8217;na odaklandı. Çocuklar için Beyoğlu diye Sivil Düşün destekli bir kampanya çalışması yürüttük dört ay boyunca. Bu kampanya kapsamında çocuklarla beş tane atölye çalışması yaptık. Yürüyüş çalışmaları yaptık. Beyoğlu&#8217;nda çocukluk deneyimine ilişkin farklı çocukluk deneyimlerine sahip kişilerle video röportajlar yaptık ve on adet kısa belgesel hazırladık.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuklardan aldığımız veriyle de tespit ettiğimiz ilk sorun çocukların kentin kültürel değerleri ile hiçbir şekilde bağ kurmamasıydı. Çocuklara Beyoğlu nasıl bir yer diye sorduğumuzda; çöp kokusu, ses sorunu, inşaat sorunu, araba hızı gibi problemler öne çıkarken hiç bir şekilde kent hafızasına ve kültürel değerlerine yönelik bir birikim olmadığını gördük. Çocuklar Kız Kulesi&#8217;nin Beyoğlu&#8217;nda olduğunu düşünüyorlar. Dolayısıyla aslında bunların hepsi bir problem. Çocukların tanımladığı problemler çok gerçek, zaten bunu raporlaştırıp kamuoyuna da sunacağız. Biz burada çocuklara kent kültürünü, değerini nasıl anlatabiliriz ve bunu çocukların nasıl deneyimlemesini sağlayabiliriz diye düşünerek Çocuklar için Beyoğlu Haritası&#8217;nı ürettik. Bu bir bilgi haritası değil, bir deneyim haritası. Duyu yönergelerini izleyerek semtin kültürel tarihi yerlerini öğrenirken çıkartmalarımız var onları yapıştırıyorlar. Kulak imleri var oradaki sesleri dinliyorlar. Burun imleri var oradaki kokuları kokluyorlar. Galata Kulesi&#8217;ne dokunuyorlar. Burada amaç çocuğun kent bilgisini öğrenmesi. Türkiye&#8217;deki kent hakkının çok büyük bir kısmını kentin hafızasının korunması oluşturuyor. Haydarpaşa&#8217;nın korunması gibi. Tarihi değeri yüksek bir yapı yıkıldığı zaman biz kent hakkını konuşmaya başlıyoruz genellikle. Bu koruma hareketleri içerisinde çocukların hiç bir erişimi ve bilgisi yok. Dolayısıyla kimin için koruyoruz? Bu kültürel değerler kime aktarılıyor, bizden sonraki nesiller bu bu şekilde sahiplenecek mi? Bu bir soru işaretiydi o yüzden tarih bilgisi vermektense çocuğun kent deneyimini pekiştirecek, kentteki kültürel varlıkları onun oyun arkadaşı haline getirecek bir kurgu oluşturmaya çalıştık. İşin içine biraz oyun kattık. Aslında semti oyunlaştırdık diyebilirim. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/05/cocuklar-kiz-kulesini-beyoglunda-zannediyor/">&#8221;Çocuklar Kız Kulesi’ni Beyoğlu’nda Zannediyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yapılı ve Yapısız Çevrenin Güvenliğini Sağlamak Belediyenin Birinci Görevi&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/yapili-ve-yapisiz-cevrenin-guvenligini-saglamak-belediyenin-birinci-gorevi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 07:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem Kıygı]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir Plancısı Gizem Kıygı, 'çocuk dostu belediye' kavramının sadece çocukların ön planda tutulduğu prestij projeleriyle değil şehirlerin çocuklar için güvenli hale getirilmesiyle mümkün olacağını belirterek, "Eğer bir yerel yönetim çocukları sürekli araçlarıyla kentin müzelerine götürüyor, çocuk parkları kuruyor, bunun da reklamını yapıyor ama öte yandan sınırları dahilindeki inşaat faaliyetlerinin güvenliğini, sesini, tozunu denetlemiyor ise sorumluluklarını yerine getirmiyordur. " diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/yapili-ve-yapisiz-cevrenin-guvenligini-saglamak-belediyenin-birinci-gorevi/">&#8220;Yapılı ve Yapısız Çevrenin Güvenliğini Sağlamak Belediyenin Birinci Görevi&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gizem Kıygı, farklı inisiyatif ve STK&#8217;larla çalışmış bir şehir plancısı&#8230; &#8216;Nasıl Bir Yerel Yönetim&#8221; dosyamızda &#8216;çocuk ve şehir&#8217; başlığıyla görüşlerine başvurduğumuz Kıygı, bu konuda olduğu kadar sivil toplum ve yerel yönetim ilişkisinin tamamına dair önemli değerlendirmelerde bulunuyor.</p>
<p><strong>Farklı kolektif gruplarda, stk&#8217;larda çalışmış biri olarak sivil toplum yerel yönetimler ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz bu konudaki gözlemler her iki tarafa yönelik olarak nelerdir?</strong></p>
<p>Yerel yönetimlerle sivil toplum arasındaki ilişki birçok farklı açıdan değerlendirilebilir, hatta bu ilişkiye odaklanan farklı sesleri duymaya ihtiyacımız var. Ben kendi deneyimimden, umut ve karamsarlığın kol kola yürüdüğünü söyleyebilirim. Yerel yönetimler açısından bakarsak, ilginç bir süreçten geçiyoruz. Siyasi partiler özellikle büyükşehirlerde meclis siyaseti düzeyinde güçlü aktörlerini aday olarak göstermeye başladılar. Daha önce Başbakanlık görevi yürütmüş bir aktörün İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aday olduğunu görüyoruz örneğin. Bu bile başlı başına kent siyasetinin belirleyiciliğinin geldiği nokta hakkında bize çok şey söylüyor. Bu belirleyiciliğin dinamiklerini anlamak için daha çok çaba göstermemiz gerekiyor. Siyaseti iten nedenler ne? Kentliler bu durumu nasıl karşılıyor? Bu aktörlerin yerel yönetim düzlemine çekilmesi onlarda güven duygusu mu oluşturuyor? Yerel siyaset aracılığıyla, yine bu aktörler üzerinden, merkezi siyaseti daha erişilebilir mi buluyorlar? Ya da tam tersi, yerel yönetim merkezi siyaset düzlemine çekilerek daha erişilmez mi oluyor? Bu sorular üzerine kestirimci cevaplar veremeyeceğimiz ve yalnızca oy oranlarıyla da ölçümlemenin mümkün olmadığı sorular.</p>
<p><strong>&#8220;Kentsel Dönüşümün En Büyük Meşrulaştırma Aracı: Deprem&#8221;</strong></p>
<p>Sivil toplum açısından bakarsak, ben tüm baskı mekanizmalarına ve yarattığı karamsarlığa rağmen, sivil toplumun geldiği noktayı umut verici bulanlardanım. Bir baskı mekanizmasının toplumsal bir karşılığı, dolayısıyla tarihsel bir derinliği olmadan kurulamayacağını ve kurumsallaşamayacağını düşünüyorum. Bunun kent siyaseti üzerinden çok somut bir örneğini verebilirim. Son yıllarda, bir baskı mekanizması olarak kentsel dönüşümü çok yoğun yaşıyoruz, tartışıyoruz. Bunu da mevcut iktidarın yaptıkları üzerinden değerlendiriyoruz. Son yıllarda başka bir hal aldığı bir gerçek. Ancak öte yandan şunlar da gerçekler, kentsel dönüşüme konu olan özellikle yoksul mahalleler için bu son yıllarda beliren bir tehdit değil. Bu mahallelerin sakinleri yerleşimleri kurulduğu tarihten beri, 60-70 yıldan beri bu baskıyla yüz yüzeler. Üstelik bu baskının kurumsallaşması yalnızca iktidar partisi eliyle olmuyor, diğer partiler de bu baskıya uyumlanan ve yeniden kuran politikalar izliyorlar. Şu an kentsel dönüşümün en büyük meşrulaştırma aracı da deprem. Oysa bu da yeni bir şey değil. Özellikle 1999’dan beri depremin yalnızca İstanbul için değil Türkiye’deki birçok kent için ciddi bir tehdit olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak bunu ciddi ciddi konuşmaya Afet Yasası diye bilinen kanunun kentsel dönüşümün önünü açmasıyla başladık. Sivil toplum şu an bu baskı mekanizması haline gelen toplumsal hassasiyetleri görüyor, deneyimliyor ve yeni yaratıcı araçlar üretebiliyor. Dahası bu anlamda yerel yönetimlerle işbirlikleri, müzakere süreçleri  çoğalıyor. Umut verici bulduğum nokta ise, benim de içinde yer aldığım haliyle, bu hassasiyetlerin kökenini kutuplaşmaya gitmeden anlamaya çalışma çabası. Bu hassasiyetler baskı karşılığı bulmadan diyalog düzlemi kurulacak çalışmalar yürütülüyor. Yani deprem olmadan afeti, kentsel dönüşüm olmadan mahallemizde daha sağlıklı ve güvenli yaşamanın yollarını kutuplaşmaya düşmeden tartışmaya ve buna yönelik üretimler, pratikler geliştirdiğimiz noktada (ki bunu farklı konularda yapan birçok sivil toplum örgütü var) taşlar yerine oturacak.</p>
<blockquote><p>Bir başka sorun da, yerel yönetimlerin işbirliğine girecekleri sivil toplum örgütleri hususunda garip bir seçiciliğe sahip olması. Sivil toplumun siyasi söylemi bu seçicilikte bir etken. Ancak garip bulduğum bu değil. Bunun daha ötesinde, daha kurumsal, büyük sivil toplum örgütleriyle işbirliğine gitmek için çaba gösterirken, kendi sınırları dahilinde, yurttaş oluşumlarına ve örgütlerine, daha küçük ve yerel, dolayısıyla dile getirilen sorunun öznesi olan gruplara özenli davranmaması ve iletişim kanallarını kapatması.</p></blockquote>
<p><strong>İki tarafın da bu ilişkide oturtamadığı veya iyi olduğu yönler nelerdir sizce?</strong></p>
<p>Bu işbirliklerinin bağlamına göre değişebilir. Bu bağlam iki tarafın görev ve sorumlulukları, dolayısıyla konumlarını belirler. Geldiğimiz noktada iki taraf da birbirinin işbirliğine ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaç duyma halinin iyi bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Ancak birbirimizi anlama noktasında biraz zamana ihtiyacımız var. Yerel yönetim açısından bakarsak, bu yönetim biçiminin bir geleneği var. Bu geleneğin çalışan ve çalışmayan tarafları var. Proje odaklı düşünmek bunlardan biri örneğin. Proje odaklı düşünmek bazen geliştirici bazen gerileticidir. Katılımcılık konusunu ele alalım. Katılımcılık, öyle de ya da böyle herkesin önemsediği bir kavram haline geldi. Dolayısıyla bunu sınırlı bir kesimin tartışma başlığı olmaktan çıkarıp projelendirmeye gitmek doğru yönetildiğinde verimli sonuçlar ortaya çıkabilir. Öte yandan katılım temastan başlar. Önce temas ederiz, yan yana geliriz. Sonra birbirimizin kelimelerini anlamaya çalışırız. Sağlıklı çevre deriz, ama herkesin sağlıklı çevre tanımı başka ve gündelik hayatlarımızla, bizle bağı var bu tanımların. Dolayısıyla ihtiyaçlarımız da oradan kuruyoruz. İhtiyaçlarımızı tanımlarız, üzerinde uzlaşırız ve bu uzlaşı sonrasında mekansallaşır talep. Yerel yönetimin refleksi, bir konuyu hemen “katılım”la bir proje haline getirmek, hemen bir park yapmak, kültür merkezi yapmak vb. Bu acelecilik daha en temelden katılımı boşa çıkaran bir tavır. Sivil toplum da bu proje refleksine uyumlandığında ya da yerel yönetimin bu refleksini çözümleyecek gücü kendinde bulamadığında sorunlar ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bir başka sorun da, yerel yönetimlerin işbirliğine girecekleri sivil toplum örgütleri hususunda garip bir seçiciliğe sahip olması. Sivil toplumun siyasi söylemi bu seçicilikte bir etken. Ancak garip bulduğum bu değil. Bunun daha ötesinde, daha kurumsal, büyük sivil toplum örgütleriyle işbirliğine gitmek için çaba gösterirken, kendi sınırları dahilinde, yurttaş oluşumlarına ve örgütlerine, daha küçük ve yerel, dolayısıyla dile getirilen sorunun öznesi olan gruplara özenli davranmaması ve iletişim kanallarını kapatması. Yerel yönetimler büyük, ana akım medyada kamu spotu yayınlayabilen sivil toplum örgütlerine gösterdikleri ilgi ve hassasiyeti mahalle örgütlenmelerine göstermiyorlar. Bu çok ciddi bir sorun.</p>
<p>Son olarak da, sivil toplum ve yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluk sınırlarını çok kolay aşabildiklerini görüyorum. Bunun zamanla oturacağını düşünüyorum. Ancak bu sivil toplum içerisinde yer alan bizlerin üzerine iyi düşünmesi gereken bir konu. Yerel yönetimlerin yasalarca belirlenmiş sorumlulukları var, yerine getirmeleri gereken hizmetler var. Sivil toplum yerel yönetimlerin bu sorumlulukları yerine getirmesi için talep eden ve yönlendiren pozisyonu kaybettiğinde, yani yerel yönetimin vermesi gereken hizmetleri onun yerine vermeye başladığında bu kenti ve kentlileri güçlendiren bir süreç olmuyor. Bu anlamda “adalet talebi” hepimiz için bir kırmızı çizgi olmalı. Özellikle gönüllülük üzerinden “şefkat”, “yardımseverlik” gibi söylemlere düştüğümüz zaman,”hak sahibi” kentliyi “ihtiyaç sahibi” kentliye dönüştürüyoruz. Bu toplumu, dolayısıyla sivil “toplumu”  güçlendiren bir tutum değil, aksine yaralayan bir tutum.</p>
<p><strong>Çocuk alanında yerel yönetimlerin faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz mevcut durum ve olması gerekenle ilgili görüşleriniz?</strong></p>
<p>Bu noktada öncelikle şunu söylemeliyim: Yerel yönetim bir kurumsal bir yapı. Yalnızca bir partinin temsilcisi başkandan yani kişiden ibaret bir şey değil. Bu yapının içerisinde çalışan meslektaşlarım, bu kurumun kalıplaşmış ve çalışmayan gelenekleriyle sürekli mücadele ediyorlar. Bu anlamda en umut verici çalışmaların arkasında, onların fikirleri ve sabırları var. Yerel yönetimlerin başkanlıklar düzeyindeki yönetim kademeleri sivil toplum anlayışından uzak olsalar dahi, yine bu kademelerde daha alt düzeylerde çalışan ve kendileri de halihazırda sivil toplumun içinde olan meslektaşlarım sivil toplum anlayışını ve işbirliklerini yerel yönetimlere entegre etmek için çok çalışıyorlar. Sanırım zorlukları hepimiz az çok tahmin edebiliriz. Bu anlamda bana umut veren örneklerin daha görünmez olduğunu söyleyebilirim. Bir yerel yönetimin mahalle örgütlenmeleriyle, çocuklarla düzenli toplantı yapma alışkanlığı kazanması, belediyenin çatısı altında çocuklara verilen sosyal hizmetlerin yine meslektaşlarım aracılığıyla yoksul mahallelere ulaşabiliyor olması görünmeyen ama önemi çok büyük faaliyetler. Çocukların eğitim sistemi dahilinde ulaşamadıkları resim, müzik, bilgisayar kursları, spor aktivitelerine ilişkin faaliyetleri, müzelere daha çok çocuğun ulaşması için yapılan çalışmaları, genel olarak çocukların kendi mahallelerinden çıkarak kentte başka mekanları deneyimledikleri faaliyetleri çok önemli buluyorum. Ancak ısrarla görmemiz gereken şey belediyenin çocuklara ve hepimize karşı sorumluluklarının bunlardan ibaret olmadığı. Aslına bakarsanız, bu sorumluluk alanı oldukça geniş.</p>
<blockquote><p>Bir çocuk atölyesiyle “katılımcı tasarım” yapılamayacağını görmeli ve yerel yönetimleri doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz. Çocukların kendi anlam ve varlık düzeylerini kuramadıkları makam isimlerini onlara yüklemekle, “belediye başkanı olsaydın ne yapardın?” diye sormakla örneğin, çocukların kent yönetimine entegre edilemeyeceğini anlamalıyız ve anlatmalıyız.</p></blockquote>
<p><strong>&#8220;Çocuk Resmi İçeren Çalışmaya İkna Olup Temel Meseleyi Atlıyoruz&#8221;</strong></p>
<p>Eğer bir yerel yönetim çocukları sürekli araçlarıyla kentin müzelerine götürüyor, çocuk parkları kuruyor, bunun da reklamını yapıyor ama öte yandan sınırları dahilindeki inşaat faaliyetlerinin güvenliğini, sesini, tozunu denetlemiyor ise sorumluluklarını yerine getirmiyordur. Çocuk resmi içeren her çalışmaya bir şekilde ikna olup en temel meseleyi atlıyoruz: Yönetimi dahilindeki yapılı ve yapısız çevrenin güvenliğini sağlamak belediyenin birinci görevi. Dolayısıyla denetimsiz inşaatın, açık kanalizasyon çukurunun, yol tedbirlerinin alınmadığı yerde, belediye sorumluluklarını yerine getirmiyordur. Ölçüyü şuradan kurabiliriz; bir evin kapısının önünü orta nokta alıp çevresine 100 metre, 200 metre, 500 metre genişliğinde çemberler çizdiğimizi düşünün, bu evde yaşayan ve kendi gelişim süreci içerisinde ebeveyn refakatine ihtiyacı azalmış bir çocuk, bu çemberler içerisinde ne kadar güvenli dolaşabilir? Belirtme ihtiyacı duyuyorum: Bu çocuk engelli bir çocuk da olabilir. Ancak durum değişmez: Daha çocuk evinin sokağında refakatsiz bir topa vuramıyor ise, fiziksel çevre koşulları buna izin vermiyor ise yönetim süresi dahilinde 500 çocuk parkı yapmış olsa da belediye temel sorumluluklarını yerine getirmemiştir.</p>
<p>Son zamanlarda belediyelerce çok kullanılan “çocuk dostu kent” tanımının ve buna yönelik geliştirilen projelerin de, adım atmak anlamında önemli olduğunu ancak temkinli yaklaşılması gereken durumlar olduğunu söylemeliyim. Bir önceki soruda değindiğim hususlar, aceleci proje yaklaşımları iyi değerlendirilmeli. Amacımız verilen emeği ve niyeti görmemek olmamalı, ancak geliştirmek için çaba harcamalıyız. Bir çocuk atölyesiyle “katılımcı tasarım” yapılamayacağını görmeli ve yerel yönetimleri doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz. Çocukların kendi anlam ve varlık düzeylerini kuramadıkları makam isimlerini onlara yüklemekle, “belediye başkanı olsaydın ne yapardın?” diye sormakla örneğin, çocukların kent yönetimine entegre edilemeyeceğini anlamalıyız ve anlatmalıyız. Bu birçok disiplinin yan yana yine hak temelinde çalışması ve uzun soluklu deneyimlerle ortaya konacak bir süreç.</p>
<p><strong>Çocuk alanında çalışan sivil toplumun yerel yönetimlerle çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz.</strong></p>
<p>Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla iki ana akstan yürüyor süreç. Bir tarafta çocuk alanında hak temelli çalışan sivil toplum örgütleri var. Çoğu yerel yönetimlerden bağımsız yürüyorlar. Hak temelli çalışmalarda, bağımsız olmak belirleyici bir durum. Daha önce bahsettiğim yetki ve sorumlulukların sınırları meselesi bu noktada hak temelli çalışan sivil toplum örgütlerinin aleyhine işliyor maalesef. Yani belediye, sivil toplumun söylemini kurmasında müdahaleci davranarak sınırlarını aşıyor. Bu durumun istisnaları var elbette. Bu istisnaların çoğalması da umut verici. Bir grup daha sosyal faaliyet ve yardım çerçevesinde çalışmalarını yürütüyor. Bu grup belediyelerle daha çok işbirliği içerisinde. Bu birikimin ve deneyimin önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<blockquote><p>Talep ettiğimiz haklar, siyasi bir özne olmanın ötesinde, kendileri de birer kentli olan yerel yönetimcilerin, onların ailelerinin ve çocuklarının da hakları. Bu kimliğin ötesine geçebilecek bir dil kurabilmenin umudunu taşıyorum, taşımak zorunda da hissediyorum biraz kendimi. Bu anlamda, “adalet talebi” çizgisinden geri düşmeden, yerel yönetimlerle işbirliği geliştirebilen oluşumların çoğalması bana umut veriyor.</p></blockquote>
<p>Benim bu zamana kadar birliktelik kurduğum gruplar, kurucusu olduğum ve yer aldığım faaliyetler hak temelliydi. Ancak bütün bu süreçte bir müzakere toplantısı düzeyinde olsa dahi yerel yönetimlerle işbirliğinin önemli olduğunu deneyimledim kendi yolculuğumda. Bunun zorluklarının farkındayım. Hem dil uyuşmazlığından, hem meslek alanımdan, hem meslektaşlarımın yerel yönetimlerde çalışırken yaşadıkları zorluklardan, hem de genç bir kadın olarak karşılaştığım iletişim biçimlerinden türlü zorlukları biliyorum ve deneyimliyorum. Ancak bu zorlukların üstesinden kente dair bana, çocuklara, hepimize karşı sorumlulukları olan bir kurumun katılımı olmadan çözemeyeceğimize inanıyorum. Talep ettiğimiz haklar, siyasi bir özne olmanın ötesinde, kendileri de birer kentli olan yerel yönetimcilerin, onların ailelerinin ve çocuklarının da hakları. Bu kimliğin ötesine geçebilecek bir dil kurabilmenin umudunu taşıyorum, taşımak zorunda da hissediyorum biraz kendimi. Bu anlamda, “adalet talebi” çizgisinden geri düşmeden, yerel yönetimlerle işbirliği geliştirebilen oluşumların çoğalması bana umut veriyor. Genel olarak sivil toplumda farklı hassasiyetlerle yola çıkan kuruluşların deneyimleri ortaklaştırarak yol alma çabası da bana umut veriyor.</p>
<p><strong>&#8220;Çocuklar Politikanın Ağır Gündemini Yetişkinler Kadar Yaşıyor&#8221;</strong></p>
<p>Çocuk çalışmaları kent üzerine çalışan sivil oluşumlar nezdinde kıyıdaydı bu zamana kadar. Son yıllarda bunun değiştiğini görüyorum. Bu yerel siyaset söylemini de etkiliyor. Genel olarak çocuklarla çalışmak ülkemizde pek “ciddiye” alınmıyor. Bu ciddiye alınmamak çok yönlü bir mesele. Çocuklarla çalışmanın eğlenceli olduğu düşünülüyor. Bir yanıyla gerçekten öyle, çocuklarla çalışmak çok eğlenceli. Ancak öte yandan, aslında görünür ama görünmez zorlukları var. Birincisi politikanın ağır tüm gündemlerini çocuklar da yetişkinler kadar hatta onlardan daha fazla yaşıyorlar. Dolayısıyla onlarda oluşan tahribat çok ciddi. İkincisi, bu çalışmaları yürüten yetişkinlerin duygu durumları çok önemli. Çocuk kendi deneyimini oluşturmak için güvenli bir ortama ihtiyaç duyar. Güvenlik kameralarıyla, duvarlarla güvenli ortam kurmaya çalışıyoruz. Oysa unutmamak gereken çok önemli bir şey var. Güven bir duygudur. İnsandan insana aktarılır. Çocuğun bir ortamda güven duyabilmesi için ortamda bulunan yetişkinden bu duyguyu alması gerekiyor. Böylelikle kendi deneyimini ortaya koyabilir. Dolayısıyla çocuk çalışmaları yürüten yetişkinlerin kendi duygularıyla tanışması, bastırması değil, farkında olması ve yönetebilmesi gerekiyor, çalışmanın kapsamı ne olursa olsun. Hepimiz insanız, özel hayatımızda zorluklar yaşıyoruz, işbirliği yaptığımız kurumlarla zorluklar yaşıyoruz. Bu zorlukların çocuk çalışmalarında belirleyiciliğini keşfetmek için başta kendimize, çevremize ve çocuklara şefkat duymamız gerekiyor. Şefkat bir söylem değil, o da bir duygu aslında. Dolayısıyla çocuk çalışmaları bununla yüzleştiğimiz çalışmalar, yetişkinlerle çalışmaktan daha zorlayıcı olabiliyor. Yerel yönetimlerin işbirliklerinde iletişim biçimlerini geliştirirken bu hususu göz ardı ettiğini görüyorum. Üstelik bunun sürekliliği de çok önemli. Çünkü güvenli ortamı sağladığınızda, çocuk bu defa yaşadığı bir travmayı paylaşabiliyor. Direk bu travmalar üzerine çalışan sivil toplum örgütleri de var ve yaptıkları çalışmalar çok önemli. Bu konuda önyargılı olmamak lazım. Biz yetişkinler belirli dezavantaj tanımları üzerinden yaklaşabiliyoruz bazen, oysa bize çok avantajlı görünen bir çocuk aslında türlü travmalarla sınanıyor olabilir. Buna çözüm getirmekten daha önce açık olabilmek için kendimize iyi bakmamız ve deneyimlerimiz üzerinden “ciddiyetle” daha çok temas kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda psikoloji alanında çalışan sivil toplum örgütleriyle hem diğer çocuk çalışmaları yürüten grupların hem de yerel yönetimlerin işbirliklerinin çoğalmasını diliyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/yapili-ve-yapisiz-cevrenin-guvenligini-saglamak-belediyenin-birinci-gorevi/">&#8220;Yapılı ve Yapısız Çevrenin Güvenliğini Sağlamak Belediyenin Birinci Görevi&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadece Parkları Değil Şehrin Her Alanını Çocuklara Açmak…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/28/sadece-parklari-degil-sehrin-her-alanini-cocuklara-acmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 13:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Beyhan Gültaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem Kıygı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul 95 Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kent ve Çocuk Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Sözü Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25575</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Şehir, çocuk ve oyun” gündelik hayatta bu üç kavramı birbiriyle buluşturmak giderek güçleşiyor. Şehirler sadece çocuklar için değil büyükler için de giderek yaşanmaz hale geliyor. Hızla betonlaşan ve plastikleşen kentlerde ‘oyun’ ise ancak belirli sınırların içine hapsedilmiş olarak var olabiliyor çocuğun dünyasında. Bu döngüyü kırabilmek; şehri çocuk ve dolayısıyla oyunla buluşturmak için yola çıkan bazı girişim ve çalışmalara değinmek istedik bu dosyamızda. Mimar Beyhan Gültaşlar, Kent ve Çocuk’un kurucularından Gizem Kıygı ve ‘Oyun Sözü’ projesiyle geleneksel oyunların canlandırılması için çalışmalar yapan Erol Erdoğan şehir ve çocukla ilgili sorularımızı cevaplandırdılar...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/28/sadece-parklari-degil-sehrin-her-alanini-cocuklara-acmak/">Sadece Parkları Değil Şehrin Her Alanını Çocuklara Açmak…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Oynamak çocuk için bir ödül değil, onun en önemli işidir, zihinsel ve bilişsel gelişimi için çok önemli bir ihtiyaçtır.” bu sözler Forbes’in dünyaca ünlü En İyi 30 Sosyal Girişimci’den biri seçtiği Darell Hammond’a ait. İstanbul’a üç yaşında sağlıklı bir çocuğun boyu olan 95 cm’den bakmanın, kentin planlanmasının, kamu hizmetleri ve altyapıları açısından yaratacağı farkları, kentle ilgili karar vericilerle tartışmayı ve bu yönde yatırımlar yapılmasını teşvik etmeyi planlamak amacıyla başlatılan İstanbul95 Projesi kapsamında Stüdyo X’te düzenlenen konferansta konuşan Darell Hammond yerel yönetimleri, şehir planlamacıları, mimarlar ve girişimcileri kente 3 yaşındaki bir çocuğun gözünden bakma refleksini edinmeye çağırdı. Kentler tasarlanırken toplumun yapı taşı olan 0-3 yaş arası çocuklar ile onların ebeveynlerinin ihtiyaçları çoğunlukla dikkate alınmadığını belirten, Hammond, “Güvenli oyun alanlarına erişimdeki zorluklar, oyuna ayrılan zamanın azalması ve teknolojinin de etkisiyle oturarak oynanan oyunların artması nedeniyle günümüzde çocuklar bir önceki nesle oranla yüzde 40 daha fazla kapalı alanda zaman geçiriyor. Oysa çocuklar doğal ortamlarda oyun oynayarak hayatı deneyimler ve öğrenir. Oynamak çocuk için bir ödül değil, onun en önemli işidir, zihinsel ve bilişsel gelişimi için çok önemli bir ihtiyaçtır.” tespitinde bulunuyor.  Oyun parklarının çoğunlukla erken çocukluğun ihtiyaçlarına yönelik bir planlama yapılmadan, kullanılacak oyun materyallerinin satın alınarak kurulduğuna da dikkat çeken Hammond, “Oyun alanlarının çocukların hayal güçlerini harekete geçiren, meraklarını tetikleyen, diğer çocuklarla oynamasına imkan veren, fiziksel aktivitelerini destekleyen güvenli alanlar olarak tasarlanması büyük önem taşıyor. Tasarım sırasında 0-3 yaş çocuklara eşlik eden anne-babaları da unutmamak lazım. Bu nedenle mimarlara, kent tasarımcılarına büyük görevler düşüyor” diye konuştu.</p>
<p>Beyoğlu, Maltepe, Sarıyer ve Sultanbeyli Belediyeleri’nin yürütmekte oldukları çocuk ve ebeveynleri destekleyici program ve projelere ilave olarak, çocuklar ve ebeveynlerine yönelik ebeveyn rehberliği, 0-3 yaş çocukla uyumlu park ve yeşil alan tasarımı, erken çocukluktaki gelişimin önemine dikkat çeken saha etkinlikleri, seminer ve atölye çalışmaları, sergi ve konferansların düzenleneceği <a href="https://istanbul95.org/" target="_blank" rel="noopener">İstanbul 95 Projesi,</a> Boğaziçi ve Kadir Has üniversitelerinin desteğiyle yapılıyor. Proje kapsamında veriye dayalı araştırmalar yapacak olan TESEV’in hazırladığı ilk rapor ise; <a href="http://tesev.org.tr/wp-content/uploads/2018/03/istanbul95.rapor_1.pdf" target="_blank" rel="noopener">İstanbul İlçe Belediyelerinde Çocuğa ve Aileye Yönelik Hizmetlerin İncelenmesi ve Haritalanması</a> oldu. İlçe belediyelerinin çocuğa ve aileye yönelik sosyal hizmetlerinin kapsamlı bir envanterini çıkaran rapor, bu hizmetlerin coğrafi dağılım ve niteliklerinin iyileştirilmesi için politika önerileri geliştirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>“Çocuk Çevresi Kadar Büyür”</strong></p>
<figure id="attachment_25576" aria-describedby="caption-attachment-25576" style="width: 299px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-25576 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-640x475.jpg" alt="" width="299" height="222" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-640x475.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-610x452.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-320x237.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551.jpg 770w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" /><figcaption id="caption-attachment-25576" class="wp-caption-text">Beyhan Gültaşlar</figcaption></figure>
<p>Çocuk, oyun ve şehir dendiğinde akla sadece parklar geliyor. Oysa tüm kent mekanlarının çocuklara göre tasarlanması, onların algılama ve kullanımlarına açık olmasının sağlanması lazım. Çocuk ve şehir ilişkisini sadece çocuk parkları üzerinden kurgulamak; onların müzeler başta olmak üzere şehir mekanlarından etkileşim ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Mimar Beyhan Gültaşlar; çocukların bilgi ve  becerilerinin içinde bulundukları çevreyle biçimlenip geliştiğinin kanıtlarını toplamaya çalışırken sık sık aklına ‘çocuk çevresi kadar büyür’  sözünün geldiğini belirterek, “Görüyorum ki, meraklarını takip etme fırsatı tanınıp  bunu destekleyecek çevre sağlandığında çocuk sağlıklı büyüyor, yaparak öğreniyor, eğleniyor.”diyor.  Şehirlerin büyürken, çocukların sağlıklı büyümesine imkan sağlayacak ortamları büyütmediğine dikkat çeken Gültaşlar, “Çocuğun kentte görünür olduğu, özgür bir çocuk olarak var olabildiği mekanların büyümesi şehirlerin büyümesi ile ters orantılı gerçekleşiyor denilebilir. Şehir büyüdükçe çocuk için ayrılan alan küçülüyor. Bu sorunun temeli çocuğun ihtiyaçlarını doğalında karşılayan bir bakış açısı geliştirmek yerine &#8220;çocuğa uygun alan&#8221; sınırına hapsedilmesi olduğu çok açık olsa da, şartların zorladığı da bir gerçek. Oyun ihtiyacını geçiyorum, aramızdaki mesafenin santimlerden öteye geçmediği yürüyüşler yapmak durumda kalıyorum zaman zaman oğlumla. Ne yazık ki çocuğun önce &#8220;hayatta kalma hakkını&#8221; kollamaya çalıştığımız yer haline geldi şehirler.  Güvenlik en büyük kaygımız haline gelince özgürlük, oyun, niteliğinden kaybetmiş çocukların ihtiyacından bağımsız ama  &#8220;çocuk için&#8221;  tasarlanmış bir takım alanlarda giderilmeye çalışılıyor.” diye anlatıyor.</p>
<p>Şehirlerde, kamusal alanda genellikle “kaba motor” gelişimi alanında desteklemeye yönelik çevreler gördüğümüzü belirten Gültaşlar, “Bu tür çocuk oyun alanlarında çocuk atlar, zıplar, tırmanır. Fiziksel efor sağlayan ve genelde çocuğun bireysel olarak ve bedeniyle iletişime geçtiği bir çevredir. Önemlidir, gereklidir fakat tek başına yeterli değildir. Çocuğun Sosyal Duygusal gelişimi de en az kaba motor kadar önemli olduğu halde şehir mekanında bu alanı destekleyen mekan bulmak özellikle açık alanda bunu bulabilmek pek mümkün değil. Oysa sadece doğal bir çevre ve  küçük oyun grubu denilen ve 3-5 çocuklu bir topluluğa mekan hissi sağlayacak ölçekte alan yeterli.  Kum, toprak, su. Hiçbir çocuk duyularına ziyafet çekecek bu üç malzemeye karşı koyamaz.” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>“Çocuğa Göre Şehir”</strong></p>
<figure id="attachment_25577" aria-describedby="caption-attachment-25577" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-25577 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/0x0-cocuklar-sokaga-donerse-guvenlik-artar-1518261048542-e1522239634180.jpeg" alt="" width="228" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/0x0-cocuklar-sokaga-donerse-guvenlik-artar-1518261048542-e1522239634180.jpeg 534w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/0x0-cocuklar-sokaga-donerse-guvenlik-artar-1518261048542-e1522239634180-320x252.jpeg 320w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" /><figcaption id="caption-attachment-25577" class="wp-caption-text">Erol Erdoğan</figcaption></figure>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Gençdes desteğiyle Trakya ve Batı Trakya’daki çocuk oyunlarında kullanılan tekerleme, mani ve sayışmacaları “Oyun Sözü Projesi” başlığıyla derleyen yazar Erol Erdoğan da, oyunun sokak ve hayattan eksilmesiyle eğitimin didaktik hale geldiğini belirtiyor. Oyunun sokak ve hayatta eksilmesiyle, anne-baba ile çocuk arasındaki iletişim, tekdüze ve soğuk bir ilişkiye dönüştüğünü belirten Erdoğan, “ Oyunun çekilmesi aynı zamanda kent mimarisini de çocuğu önemsemeyen, esnek unsurları azalan, sert bir tarza dönüştürdü. Eğitimi de çok didaktik ve buyurgan yaptı. Bunun için, oyunun hayatımızdan çekilmesini, kültürel yozlaşma olarak tanımlıyorum ve bu yozlaşmayı medeniyet krizimizin çok önemli bir unsuru olarak görüyorum.” Diyor.</p>
<p>Çocukların sokakta oynayabildiği şehirlerde güvenlikle ilgili endişelerin azalacağını savunan Erdoğan, “çocuk dostu şehir” ifadesine de itirazı olduğunu belirterek,  “Çocuk dostu site ya da çocuk dostu kent şu anlama geliyor. Site ya da kent aslında çocuk için güvenli değil. Ancak, çocuğun kendini güvenli hissedebileceği bazı lokasyonlar oluşturulmuş. Mesela, bir kentin yüzde birlik yerine bir çocuk parkı yaparak o kent çocuk dostu ilan ediliyor. Oysa kent bir bütün olarak çocuğa uzak, çocuğa yabancı, çocuğu önemsemiyor. Buna itiraz ediyorum.”</p>
<p>Bu konudaki prensibini “Çocuğa Göre Şehir” olarak adlandıran Erol Erdoğan bunu şöyle açıklıyor: “Edebiyatın ‘çocuğa görelik’ ilkesinden uyarlanan ‘Şehirleşmede Çocuğa Görelik’ anlayışında, bazı mekânların değil şehrin en başta ruhunun ve genelinin çocuğa uygun olması gerekiyor. Çünkü çocuğa göre ürettiğiniz bir edebiyat ürünü başarılı ise ondan büyükler de zevk alır. Bu mimaride, oyunda, lezzette de böyledir. Dondurma mesela…Dondurma çocuklar için üretilmiştir ama başarılı olduğu için ondan büyükler de zevk alır. Şehir de böyledir. Çocuğa göre planlanmış bir şehir,  diğer tüm insanlar için de yaşanabilir güvenlik ve konfor sağlar. Diğer tüm insanlardan kasıt ise, kadın-erkek, genç-yaşlı, engelli-engelsiz yani herkes, hepimiz.”</p>
<p>Dosyamızı <a href="https://medium.com/kent-ve-%C3%A7ocuk" target="_blank" rel="noopener">Kent Ve Çocu</a>k Girişimi’nden Gizem Kıygı ile yaptığımız röportaj ile sonlandıralım.</p>
<p><strong>Çocukların kentsel deneyimleri neden önemli? </strong></p>
<figure id="attachment_25586" aria-describedby="caption-attachment-25586" style="width: 232px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-25586 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_tSoEcH7Z_bTV3HoLLAbkOA-1.jpg" alt="" width="232" height="295" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_tSoEcH7Z_bTV3HoLLAbkOA-1.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_tSoEcH7Z_bTV3HoLLAbkOA-1-320x407.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 232px) 100vw, 232px" /><figcaption id="caption-attachment-25586" class="wp-caption-text">Gizem Kıygı</figcaption></figure>
<p>Kenti yaşayanların deneyimleriyle sürekli yeniden örülen bir mekansal örgütlenmeler bütünü olarak anlamlandırabiliriz. Bu deneyimleri hep birlikte üretiyoruz. Öncelikle yetişkinler kentsel yaşam örüntüsünün içerisinde çocukların da var olduğunun farkında olmalılar! Bunu özellikle belirtme gereği duyuyorum, çünkü mekansal karar mekanizmalarında çocuklar ne yazık ki dikkate alınmıyorlar. Bu; karar vericiler nezdinde de, kenti sahiplenen çalışmalar yürüten topluluklar nezdinde de bu şekilde. Oysa kentte yaşanan her değişim ve dönüşüm, tüm kesimleri olduğu gibi çocukları da etkiliyor. Şehircilik alanında önemli çalışmaları olan ve yüzlerce park tasarlamış Aldo Van Eyck, “Şehir çocuklar düşünülmeden yapıldıysa vatandaşlar için de uygun değildir, o zaman zaten iyi bir şehir değildir,” der. Gerçekten de öyle çünkü birlikte yaşıyoruz.</p>
<p>Bunun yanında, çocukluk, mekan kavramını geliştirdiğimiz, anı oluşturmaya başladığımız başka bir deyişle kendi belleğimize kenti, kentin belleğine deneyimlerimizi yoğun bir şekilde kattığımız özel bir dönem. Dikkat ederseniz, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kentsel mekanı çoğu kişi çocukluk anılarını paylaşarak korumaya çalışıyor. Kentsel mekan dediğimizde, yapılı çevre-doğal çevre ile birlikte deneyim üretebilme ve karşılaşma imkanlarını da bir bütün olarak düşünüyoruz. Bu anlamda, kent hem çocuklar için bir oyun alanı hem de gelişimlerini ve yurttaşlık tanımlarını kurabilecekleri bir alan. Kentin sürekliliğini sağlayabilmesi için çocuklara, çocukların karşılaşmaları ve karşılaşmaların yarattığı sürprizleri deneyimleyebilmek için nitelikli kentsel mekanlara ihtiyacı var.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki kentsel düzenlemeleri uluslararası standartlar açısından kısaca değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p>Türkiye bağlamında kentsel düzenlemeleri tek standart başlığı altında değerlendirmek çok mümkün değil. Çünkü kentleşme pratikleri, kentten kente farklılık gösteriyor. Metropoliten alanlarda gündelik hayatımızı meşgul eden birçok konu, daha küçük kentlerde gündem dahi olmayabiliyor çünkü öyle bir sorunları olmuyor.</p>
<p>Soruyu yasal düzenlemeler bağlamında değerlendirecek olursak, bu konudaki uluslararası alandaki en kapsamlı düzenleme Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin mekana yansıması olarak tarifleyebileceğimiz Çocuk Dostu Şehirler hükümleri. Bu hükümler, özet olarak ayrımsız bütün çocukların karar mekanizmalarına katılımlarını, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama, barınma, erişim hakkını ve özgürce dolaşım ve oyun haklarını içeriyor. Bu hükümler kapsamında Türkiye’deki bütün kentler bağlamında çocukların karar mekanizmalarına katılımının sağlanamadığını söyleyebiliriz. Çocuk meclisleri kuran yerel yönetimler var. Ancak işlerlik kazandığını söylemek biraz zor. İmar mevzuatımızda da çocukların kente erişimini bütüncül bir şekilde kapsayan bir düzenleme yok.</p>
<p>Standartlar daha sağlıklı ve güvenli kentler kurulmasında ve hak takibinde oldukça önemli  Ancak daha önemlisi, çocukların mekandaki varlığını toplumun bütün kesimlerince özümseyecek bir yaklaşım bütünlüğüne ihtiyacımız var. Yazılı olanın mekansallaşması ancak katılımla mümkün olabilir. Daha en temelinde katılım söz konusu olamadığı için yaşadığımız kentler, farklı düzlemlerde çocukların ihtiyaçlarına cevap veremiyor.</p>
<p><strong>Mevcut olan şartlarda çocukların kentte oyunla öğrenme, kamusal alanları deneyimleme imkanları nasıl artırılabilir, ne gibi alternatif çalışmalar yapılabilir?</strong></p>
<p>Öncelikle çocukların oyun oynayabileceği, katılabileceği sağlıklı ve güvenli mekanları ancak çocuklarla birlikte oluşturabileceğimize dair bir anlayışa sahip olmalıyız. Yukarıdan dikte edilmiş, meslek insanlarının ya da politikacıların inisiyatifine bırakılmış bir “mükemmel kent” kurgusunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Güzelliklerle birlikte sorunları da birlikte deneyimliyoruz. Bu sorunların bazıları çocukların mekansal kararlara katılımında potansiyel olarak görülebilir. Fiziksel güvenlik konusu oldukça önemli bir konu. Okulların, sokakların ve parkların, çocukların bedensel ve ruhsal sağlığını tehdit etmeyecek şekilde, her yaştan çocuğun ve engelli çocukların erişimi düşünülerek tasarlanması gerekiyor. Bu alanlara ilişkin sorun görüldüğünde genel refleks o mekandan çekilmek şeklinde oluyor. Oysa gördüğümüz sorunu çocuklarımızla birlikte konuşup, birlikte bir dilekçe yazıp ilgili kamu kurumuna iletmek ve takibini yapmak, çocuğun oyunla birlikte güven oluşturma, karar verme ve mekana katılma anlamında gelişimini sağlayabilir.</p>
<p>Yerel yönetimlerce hazırlanan planlar, çocukların ihtiyaçları düşünülerek takip edilebilir, gerekli görülen noktalarda itiraz edilebilir. Sivil toplum örgütleri, çocuk haklarıyla ilgili çocuklarla birlikte oldukça umut verici çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmaların uygulamada (planlama ve tasarım anlamında) yer bulabilmesi için yerel yönetimlerle aileleri ve çocukları buluşturacak yeni çalışmalar yapılabilir. Çocukların yoğun olarak kullandığı mekanların çocukların katılımıyla birlikte tasarlanabilmesi için çalışmalar yapılabilir. Özellikle doğal alanların düzenlenmesi, temizlenmesi ve tasarlanması gibi çalışmalarda çocukların uygulamalara katılmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-25579 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1797357_10152381827303913_6371175520877327037_n-e1522239986659-160x160.jpg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1797357_10152381827303913_6371175520877327037_n-e1522239986659-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1797357_10152381827303913_6371175520877327037_n-e1522239986659-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 160px) 100vw, 160px" />Kentlerin tarihi alanları, simgeleri onların karakterini belirleyen özel mekanlar. Ancak bu mekanlara biraz “sergi objesi” muamelesi yapıyoruz. Çocuklar da bu mekanlarla bir okul gezisinde önünden geçmek dışında çok derin bir bağ kuramıyorlar. Atölyelerimizde bu durumun etkisini çok görüyoruz. Çocukların belleklerinde önemsediğimiz simgesel mekanların yeri çok az. Çocukların bu mekanlarla daha çok bağ kurabileceği programlar yine onlarla birlikte geliştirilmeli. Son olarak, çocuk ve kent dediğimizde aklımıza refleks olarak parklar geliyor. Parklar elbette çocuklar için çok önemli ancak kentsel mekan parktan ibaret değil. Çocuğun kenti bütün bir şekilde deneyimleyebilmesi için kamu düzeyinde eğitim programları oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Burada ailelere de iş düşüyor. Alışveriş merkezlerinde daha az, kentsel mekanlarda daha çok zaman!</p>
<p><strong>Kent ve çocuk bu alanda neler yapıyor?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-25580 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-160x160.jpeg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-640x640.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-610x610.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-320x320.jpeg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw.jpeg 800w" sizes="auto, (max-width: 160px) 100vw, 160px" />Kent ve Çocuk katılımcı planlama ilkeleri çerçevesinde kurulmuş bir şehircilik girişimi. Amacımız çocuklarla birlikte, sağlıklı ve güvenli mekanlar yaratmak. Ancak “birlikte yapmak” süreç gerektiriyor. Bunun için öncelikle çocukları anlamaya çalışıyoruz. Birlikte bir mekansal dil oluşturmaya çalışıyoruz. Çocukların kenti deneyimleme biçimlerini anlamak ve karşılıklı etkileşmek çok önemli. Bu nedenle en önemsediğimiz çalışmalar atölye çalışmalarımız. Atölyede çocuklar kentlere ilişkin değerli buldukları şeyleri, gördükleri sorunları ifade ediyorlar ve çözüm üretiyorlar. Haritalama atölyeleri yapıyoruz, bu atölyelerde çocuklar kendi mahallelerini anlatıyorlar ve dışarıdan bir gözün asla farkedemeyeceği mekanların onlar nezdinde ne kadar önemli alanlar olduğunu görüyoruz. Atölyelerden edindiğimiz deneyimle çocukların mekansal kararlara katılımını artıracak yöntemler geliştirmeye çalışıyoruz, bu alanda açık kurumlara danışmanlık yapıyoruz. Hem iyi örneklerden beslenebilmek hem de kentte çocuk varlığını daha çok gündem edebilmek için online bir yayın başlattık: kentvecocuk.net. Burada da konuyu biraz daha bütünsel ele alabilmek adına aylık odak konuları oluşturuyoruz ve deneyim paylaşımını çoğaltmak için açık çağrıya çıkıyoruz. Bu ay temamız “sokak”. Bu konuda katkı koymak isteyenleri de bu vesileyle davet edelim.</p>
<p>Yakın zamanda hayata geçireceğimiz Park Dedektifleri isimli bir projemiz var. Bu proje kapsamında, kentlilerin sorunlu gördükleri parkları görsel olarak belgelemeleri, bizimle ve yerel yönetimlerle paylaşmaları, takip etmeleri için sosyal medya üzerinden bir kampanya oluşturacağız. Diğer önemsediğimiz bir başka projemiz de, Çocuklar için Kent Sözlüğü kitabı. Hem atölyelerden edindiğimiz deneyimi paylaşabileceğimiz, hem de kentte kullanılan bütün alanların çocuklar gözünden anlamını ortaya koyacak/derinleştirecek bir anlatım kurgulamaya çalışıyoruz.</p>
<p>Not: Kapak fotoğrafı Beyhan Gültaşlar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/28/sadece-parklari-degil-sehrin-her-alanini-cocuklara-acmak/">Sadece Parkları Değil Şehrin Her Alanını Çocuklara Açmak…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
