<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emine Uçak arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/emine-ucak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/emine-ucak/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Sep 2024 08:32:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Emine Uçak arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/emine-ucak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye Sivil Toplumunun Gelişimini Konuşuyoruz Video Serisi -3- Emine Uçak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/09/11/turkiye-sivil-toplumunun-gelisimini-konusuyoruz-video-serisi-3-emine-ucak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Sep 2024 08:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Reform Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sivil Toplum Gelişim Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[YADA Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar olarak YADA Vakfı iş birliğiyle hazırladığımız "Türkiye Sivil Toplumunun Gelişimini Konuşuyoruz" video röportaj serisinin üçüncü bölümünde Reform Enstitüsü Sosyal Politikalar Programı Direktörü Emine Uçak'la konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/09/11/turkiye-sivil-toplumunun-gelisimini-konusuyoruz-video-serisi-3-emine-ucak/">Türkiye Sivil Toplumunun Gelişimini Konuşuyoruz Video Serisi -3- Emine Uçak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-86877 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2024/09/CHREST_INFOGRAFIK-5-2-640x640.jpg" alt="" width="323" height="323" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2024/09/CHREST_INFOGRAFIK-5-2-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2024/09/CHREST_INFOGRAFIK-5-2-1280x1280.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2024/09/CHREST_INFOGRAFIK-5-2-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2024/09/CHREST_INFOGRAFIK-5-2-1024x1024.jpg 1024w" sizes="(max-width: 323px) 100vw, 323px" /></p>
<p>Sivil Sayfalar olarak <a href="https://www.yada.org.tr/">YADA Vakfı</a> iş birliğiyle “Türkiye Sivil Toplumunun Gelişimini Konuşuyoruz” video röportaj serisini hazırladık. YADA Vakfı’nın “<a href="https://www.yada.org.tr/s/2626/i/Turkiye_Sivil_Toplum_Gelisim_Endeksi_2023-2.pdf">Türkiye Sivil Toplum</a><a href="https://www.yada.org.tr/s/2626/i/Turkiye_Sivil_Toplum_Gelisim_Endeksi_2023-2.pdf"> Gelişim Endeksi</a>” araştırma çalışmasından yola çıkarak, sivil toplum alanında çalışan ve sivil alanı izleyen uzmanlardan, Türkiye sivil toplumunun gelişmişlik düzeyi, sivil toplumun en çok hangi alanlarda gelişmeye ihtiyacı olduğu, bu anlamda sivil topluma düşen payı ve sivil toplumun gelişimi için yasal ne gibi düzenlemeler gerektiği konusunda görüşler aldık. Bununla birlikte YADA Vakfı’nın yayımladığı Sivil Toplum Gelişim Endeksi araştırma sonuçlarına göre ortaya çıkan alt endekslerin sonuçlarını da değerlendirmelerini istedik.</p>
<p>Serinin üçüncü bölümünde Reform Enstitüsü Sosyal Politikalar Programı Direktörü Emine Uçak&#8217;la konuştuk.</p>
<p>Görüşme: Ceylan Özünel</p>
<p><iframe title="Türkiye Sivil Toplumunun Gelişimini Konuşuyoruz Video Serisi -3- Emine Uçak" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/ALI1H_WI8TE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/09/11/turkiye-sivil-toplumunun-gelisimini-konusuyoruz-video-serisi-3-emine-ucak/">Türkiye Sivil Toplumunun Gelişimini Konuşuyoruz Video Serisi -3- Emine Uçak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/08/sivil-toplumun-misyonu-iyilik-degil-etki-alani-yaratmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 09:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Ahu Özyurt]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Altınay]]></category>
		<category><![CDATA[İyiliği Düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[İyiliğin Sivil Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil sayfalar]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Meydanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=65205</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyiliği Düşünmek Platformu'nun Sivil Sayfalar işbirliğiyle düzenlediği 'İyiliğin Sivil Hali' webinarında konuşan YADA Vakfı kurucularından Mehmet Ali Çalışkan, "Sivil toplumun misyonu iyilik değil etki yaratmak olmalı" dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/08/sivil-toplumun-misyonu-iyilik-degil-etki-alani-yaratmak/">“Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="İyiliğin Sivil Hali: “Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/L9ajHFqgnGU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>İyiliği Düşünmek Platformu&#8217;nun düzenlediği webinar serisinin ikincisi Sivil Sayfalar işbirliğiyle 7 Şubat 2021’de &#8216;İyiliğin Sivil Hali&#8217; başlığıyla yapıldı. Ahu Özyurt’un moderatörlüğü yaptığı etkinlikte YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu Direktörü Hakan Altınay, Sivil Sayfalar’dan Emine Uçak ve Ashoka Ülke Direktörü Zeynep Meydanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Konuşmacılar farklı açılardan sivil toplumda iyiliğin nasıl konumlandırılabileceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://iletisim.com.tr/kitap/iyiligi-dusunmek/9967" target="_blank" rel="noopener">İyiliği Düşünmek</a> adlı kitabı Zülfü Livaneli ile derleyen Ayla Göksel, programın açılışında yaptığı konuşmada, kendi sivil toplum deneyimleri ve sorgulamaları çerçevesinde, merhamet ve iyilik gibi kavramların neden sivil toplumda başarı kriterleri arasında olmadığı sorusundan hareket ettiğini söyledi. Göksel’e göre içinde bulunduğumuz koşullarda “naif bir çaba” olarak değerlendirilse de iyilik gibi temel değerleri tartışmaya açmak gerekli, zira iyi bir toplumun araçlarından biri sivil toplum.</p>
<h5>“<strong>Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</strong></h5>
<p>İyiliği Düşünmek kitabında, “İyi, Kötü, Kirli &#8211; Sivil Toplum Hikâyesi” başlıklı yazısında “iyilerin yeri” olarak sivil toplumun görülmesini eleştiren Mehmet Ali Çalışkan, bu durumda sivil toplumun “kirli” olarak değerlendirilen diğer sektörlerden kaçanların &#8216;sığınma evine&#8217; dönüşeceğini dile getirdi. Bu yaklaşımın sivil topluma ahlaki üstünlük iddiası da verdiğini kaydeden Çalışkan’a göre, karar mercii olan özel sektör ve siyasi alanın kötülerin yeri olarak görülmesi, sivil toplumun bu iki alanla diyalog geliştirme ve iş birliği kanallarını zorlaştırıyor; bu da sivil toplumun etki alanını sınırlıyor.  Zira, sivil toplum bir yandan siyasi düzeyde kararları etkileme ve dönüştürmeye çalışırken, yurttaşların kanaatlerini etkilemeye çalışan bir aktör.</p>
<p>Çalışkan&#8217;a göre, sivil toplumu “iyiler dünyası” olarak konumlandırarak konforlu ama etkisiz kılmak yerine, kararları etkileyebilecek bir imkân alanı olarak, sorunları keşif-sorunları görünür kılma- müzakere etme şeklinde konumlandırmak daha doğru. Diğer bir deyişle, sivil toplum siyaset ve özel sektörde alınan kararların yol açtığı mağduriyetleri, sahaya en yakın aktör olarak keşfeden, sorunları görünür kılma, nihai olarak da karar alan aktörlerle müzakere ederek, misyonunu yerine getirebilen bir aktör.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan özetle, sivil toplumun misyonunun iyilik arayışı değil alınan kararlar üzerinde etki yaratma olduğunu savundu. Bu yaklaşımla, sivil toplumu iyiler-kötüler-kirliler dünyası içinde konumlandırmak yerine, sivil toplumun beceresini politika önerileri geliştirmede görmek daha doğru bir yaklaşım olacak.</p>
<h5><strong>“İyilik Vardır, Yaygındır ve Önemlidir!”  </strong></h5>
<p>İyiliği Düşünmek kitabında “Medeni &#8211; Müşterek – Muhabbet” başlıklı yazısı ile yer alan Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu Direktörü Hakan Altınay konuşmasında “iyilik vardır, yaygındır ve önemlidir” ana fikrinden hareketle, insanların ancak dayanışma ile hayatta kalabildiğini vurguladı. Bu gerçeği hatırlamak zorunda kalmanın bile şaşırtıcı olduğunu söyleyen Altınay, iyilik gibi temel insani değerlerden bahsetmenin naif bir çaba olarak görülmesinin ve dünyada erdemli tercihler yapmak isteyenlerin çoğunlukta olmalarına karşın kendilerini yalnız hissettiren bir sistem olduğuna dikkat çekti. Bu tespitlerden hareketle, Altınay İyiliği Düşünmek adlı çalışmanın iyiliği tekrar bağlamına yerleştirme çabası olarak değerli bulduğunu ve benzer çalışmalarla zenginleşmesini umduğunu kaydetti.</p>
<p>İyiliği yanında kötülüğün de olduğunu ve her ikisinin, her alanda olduğu gibi sivil toplumda da yer aldığını kaydeden Altınay, “sivil toplumun” çok geniş bir kategori olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti ve kurumsal yapılarla birlikte pek çok çeşitli aktörün de bu alanın içinde değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Sivil toplum da dahil olmak üzere, her aktörün her an başka bir sürü insanın iyiliğine ve desteğine ihtiyaç duyduğunu ve aslında herkesin tüm yaşamı boyunca bu iyiliklerle ilerlediğini hatırlatan Altınay, bu nedenle birbirine borçlu olmayı dert etmeden, toplumsal düzeyde aktörler arasında “iyilik” odaklı alışverişin sürekli devam ettiğini kabul etmek gerektiğini kaydetti. Altınay şöyle konuştu: “Bizim birbirimizin iyi niyetine ve erdemine ihtiyacımız var. İyiliği önemsiyorsak, ona toplumsal ve sistemik boyutta bakmalıyız; analiz düzeyimiz bireyler olmamalı. Bu yaklaşımla toplumda sürekli ve karşılıklı bir etkileşim var; bu hem iyiliği yapan hem iyiliğe muhatap olan taraf için kazanç ve buna günün sonunda “bilanço, hesabı kapatma” şeklinde yaklaşılmamalı. Aksine, herkese “açık hesapla” çalışmalı çünkü hesaplar nesilden nesile aktarılan ve bir nesilde kapanmayan bir nitelik taşıyor.&#8221;</p>
<p>Altınay’ın konuşmasında çeşitli araştırmaların bulgularından hareketle, yaygın olmasına karşın iyiliğe dair çok az hikâye olduğunu ve bu hikayelerin çoğaltılmasını gerektiğini vurguladı. Dayanışmanın nasıl güçlendirileceğini düşünmek gerektiğini de söyleyen Altınay, her şeye rağmen Türkiye’nin hala muhabbete inanan bir toplum olduğunun altını çizdi.</p>
<h5><strong>“İyilik Kendinden Farklı Olanı Eşit Görmeyi de İçermeli”</strong></h5>
<p>Sivil Sayfalar Yayın Yönetmeni Emine Uçak ise konuşmasında sivil toplumu sadece kurumsal yapılar olarak görmek yerine Fuat Keyman’ın “dayanışma içinde bir vatandaşlık” modeli tanımının daha geniş ve kapsayıcı bulduğunu, informel alanda da çok fazla çalışma yapıldığına dikkat çekti. Uçak’a göre sivil toplumun hareket noktası “bir şeyi değiştirme”.</p>
<p>“Sivil toplum iyilerin yeri midir?” sorusuna Uçak’ın yanıtı, sivil alanın Türkiye’de diğer sektörlerden farklı olmadığı ve toplumdaki &#8216;arızaların&#8217; sivil alanda da olduğu idi. Uçak’a göre hem siyasi baskının arttığı hem kendi içinde sıkıntılı olduğu bu dönemde, sivil toplumda bu konuları konuşmak, eleştirel bir yaklaşımla daha iyi birlikte olma çabasına katkı sunabilir.</p>
<p>Toplumdaki kutuplaşmanın sivil alanda da olduğunu belirten Uçak, her sivil aktörün kendine yakın olan kurumlarla hareket etmeyi tercih ettiğini, diğerlerini ise kendisinin karşısında konumlandırdığını kaydetti. Bu nedenle, iyiliğin sivil alanda eşitliği de içermesi gerektiğini, iyiliğin sahibi olarak kendini konumlandırmanın, iyilik yapılan kesimi “eşit” görmeme sonucunu doğurduğunu vurgulayan Uçak, aynı olmak değil eşit olarak konumlandırma konusunda Türkiye’de genel bir sorun olduğunu vurguladı. Bu yaklaşımla, iyilik yaparken kendinden farklı olanın bir “sorun” olarak görülmediğini ancak kendi ile aynı olmayanı “eşit” bir yerde konumlandırılmadığını, yardım yapılmasına itiraz edilmeyen mültecilerle eşit düzeyde ilişki geliştirilmesine, vatandaşlık hakkına karşı olunması örneği üzerinden açıkladı.</p>
<p>Emine Uçak’ın konuşmasında dikkat çektiği bir diğer husus, Türkiye’de sivil toplumda olmanın bir bedel ödemeyi gerektirdiği idi.  Bu bedeli ödemek istemeyen bazı aktörlerin sivil topluma girmeden, sorunlarını paylaşmadan, “kenarından iyiliğin sahibi olma” tercihinde bulunduğunu söyleyen Uçak’a göre “sivil toplum kriminalize edilen bir alan” oldu. Bu da beraberinde siyasi iktidarın bakış açısıyla “makbul sivil toplum” ve “makbul olmayan sivil toplum” yaklaşımını getirdi. Emine Uçak’ın sivil toplumda iyilik ile ilgili bir diğer önemli nokta, sıklıkla göz ardı edilen, sivil toplum çalışanlarını iyi olma hali idi. Sivil toplumda çalışmanın zor olduğu bir dönemde, sivil toplum kurumlarının kendi çalışanlarının iyi olma halini göz ardı etmemesi gerekiyor.</p>
<h5><strong>“Farklılıkların Diyalog İçinde Olduğu Tek Yer Sivil Toplum”</strong></h5>
<p>Ashoka Türkiye Direktörü Zeynep Medyanoğlu, sivil toplum deneyimleri ekseninde yaptığı konuşmada, çalışan-işveren-yönetişim boyutu ile değerlendirildiğinde tüm sektörlerin Türkiye’de benzer sıkıntıları çektiğini, bu nedenle sivil toplumun idealize edilmemesi gerektiğini kaydetti. Bu tespitine rağmen Meydanoğlu’na göre &#8216;farklılıkların diyalog içinde olduğu tek yer olan sivil toplum olduğundan, iyiliği sivil toplumda bu yönüyle&#8217; arayabiliriz. &#8220;Kurumlar yerine sivil alanın kendisi, sorunları görünür kılma ya da karar alıcılar üzerinde etki etmenin ötesinde, sivil toplumun varlığı tek başına değerli” diyen Meydanoğlu, bu yerin korunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sivil toplumun “başkalarının iyiliği için çalışanların yeri” olmasının “iyiliğin imtiyazı” durumu yarattığını söyleyen Meydanoğlu, sivil toplumda bu imtiyazlı konumun dile yansımasına “hedef kitle”, “faydalanıcı” gibi kavramlara sinen üsttenci dili hatırlatarak dikkat çekti. Söz konusu “iyiliğin imtiyazı” konumunun, sivil toplum ile toplum arasında bir kopukluk yaratılabildiğini belirten Meydanoğlu, bunu bazı STK’ların toplumda bir soruna ya da ihtiyaca karşılık gelmeyen çalışmaların yapılmasında, sosyal etki yaratmayan çeşitli faaliyetlerde gördüğümüzü kaydetti.</p>
<p>Sivil toplum olarak “kendi bildiklerimizi sorgulamaya açık mıyız? eleştiriye açık mıyız?” gibi soruları kendimize sormamız ve düşünmek gerektiğini söyleyen Meydanoğlu, Türkiye’de büyük STK’larda yöneticilerin özel sektörden ve dışarından atanması eğilimi ile yerel ve küçük STK’larda ise yöneticilerin yaş ortalamasının yüksekliğini ve genç jenerasyona yer verilmeyişi örneklerini paylaştı.</p>
<p>İyiliğin Sivil Hali webinarının tamamını izlemek için <a href="https://www.youtube.com/watch?v=L9ajHFqgnGU&amp;feature=youtu.be" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/08/sivil-toplumun-misyonu-iyilik-degil-etki-alani-yaratmak/">“Sivil Toplumun Misyonu İyilik Değil, Etki Alanı Yaratmak!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 08:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[gezi iddianamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnen Korur Fincancı]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39939</guid>

					<description><![CDATA[<p>24 Haziran'da başlayacak Gezi Davası öncesinde; avukatlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve aktivistlerin katılımıyla, Taksim Point Otel’de “Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum” başlığıyla bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Gezi İddianamesi’nin hukuki çelişkileri ve sivil toplum dünyasını etkileyen yanları konuşuldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/">STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İki oturumdan oluşan toplantının ilk oturumunda, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutukluluklarının hukuki açıdan değerlendirilmesi yapıldı. İkinci oturumda ise iddianamede geçen suçlamaların sivil toplum faaliyetlerini nasıl etkilediği ve iddianamede bahsi geçen suçlamalar karşısında sivil toplum dünyasının neler yapabileceği konuşuldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ilk oturumu konuşmacıları Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Duygu Türemez, gazeteci Gökçer Tahincioğlu ve avukat Hürrem Sönmez, gazeteci Mehveş Evin’i moderatörlüğünde Gezi iddianamesini hukuki açıdan tartıştılar. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39941 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/genel1-640x427.jpg" alt="" width="366" height="244" />“Cebir ve Şiddet Eylemlerine Katıldığına Dair Bilgi ve Kanıt Yok”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi’nin 657 sayfadan oluşan çok kalın ve kimsenin okumak istemeyeceği türden ve sıkıcı bir metin olduğunu belirten Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Duygu Türemez, “İşin özüne bakarsanız ortada önce bir suç iddiası var sonrasında bu 16 kişinin görüşmelerinden zorla çekilmiş birkaç cümleyle oluşturulan ve çok fazla çaba harcanmadığı görülen bir metin.” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamedeki Gezi Parkı eylemleri yoluyla, FETÖ/PDY başlığına değinen Türemez, bu başlık ile örgütünün amacı olan hükümete yönelik yıpratma ve ortadan kaldırma çalışmalarının birleştirildiğini söyledi. Bu kapsamda psikolojik sorunları nedeniyle ordudan atılan bir askerin ifade verdiğini vurgulayan Türemez, daha sonra aynı askerin bizzat savcılığa gidip dilekçe verdiğini, “Benim ifademi dikkate alabilirsiniz ben akıl sağlığım yerinde olmadığım için ordudan atıldım” dediğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamede Türkiye’yi uluslararası alanda zor durumda bırakmak için yapılan faaliyetler diye ayrıca bir başlık olduğuna da değinen Türemez, “Bu başlıkta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma hazırlıkları, Avrupa Birliği’ne rapor sunmak veya Brüksel’de bir gezi sergisi düzenlemek gibi konular yer alıyor. Kimi aktivizm düzeyinde kalan kimi yurttaşlık hakkından kaynaklanan faaliyetler. Bunlar suç olarak isnad ediliyor. İddianamede söylenen suçun yapıldığına dair cebir ve şiddet ibaresi yok.16 kişi arasında hiç birinin cebir ve şiddet eylemlerine katıldığına dair bilgi ve kanıt yok. Bunun dışındaki o dönemde farklı illerde olan mala zarar verilen başkalarının yaptığı eylemler iddianameye dahil edilmiş.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b>“Gezi İddianamesi’ni Hazırlayan Savcı Firari”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci Türemez’in ardından hukuki değerlendirmelerde bulunan avukat Hürrem Sönmez, Gezi İddianamesi’nin FETÖ/PDY ile ilişkilendirilmeye çalışıldığını vurguladı. Sönmez konuyu şöyle özetledi: “Gerçek şu ki iddianamenin bizatihi kendisi FETÖ ile ilişkili. İddianame zaten 2013’te gezi olayları devam ederken hazırlanmaya başladı. Hangi savcı hazırladı? Muammer Aktaş. Peki nerede Gezi İddianamesi’ni hazırlayan savcı? Firari. Dolayısıyla bize göre bu iddianamenin gerek sivil topluma gerek ise barışçıl gösteri, barışçıl toplanma hakkına yaklaşımını anlamak için aslında o 657 sayfayı okumaya gerek yok. İlk paragrafı okuduğunuzda zaten şunu görüyorsunuz. 2011 yılında temelleri atılan ve 2013’te Mayıs ayı itibari ile sahneye konulmaya çalışılan kamuoyunda Gezi Parkı Eylemleri olarak anılsa da aslında bir kalkışma hareketi olan diye devam ediyor. Dolayısıyla bu başlangıç, fezlekelerde ve soruşturma dosyalarında sıklıkla tekrar ediliyor. Bu cümle hem yargının hem de siyasi iktidarın son derece anayasal güvence altındaki hakka nasıl yaklaştığını açık açık ortaya koyuyor” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi ile savcının ne söylemek istediğine de vurgu yapan Sönmez, “Gezi protestolarını hükümeti devirmeye yönelik bir kalkışma olarak göstererek savcı zaten yaklaşımını belli ediyor. Bu durumda çok ciddi deliller bekliyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun 12. maddesinde düzenlenmiş olan hükümeti devirmeye kalkışma suçunu işlemeye elverişli bir takım delillerle tekzip edilmesini bekliyoruz bu iddianamede. Ama iddianamede hükümeti devirmeye yönelik bir delil göremiyoruz. Sanıklar arasındaki ilişkilerde hiçbir şekilde ortaya koyulamadığı gibi onlara isnat edilen eylemlerle ilişkilendirilecek hiçbir şey iddianamede zaten yer almıyor.” diyerek devam etti. </span></p>
<p><b>Gezi İddianamesi’nde Geçen Kıymetlendirme Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirmi yıldır avukatlık mesleğini icra eden Sönmez, “Kıymetlendirme” diye bir kavramla ilk defa karşılaştığını belirterek, savcının iddianamedeki kıymetlendirme kavramını açıkladı.  Sönmez, “İddianamemizin tanzim edildiği dönemde şüpheliler, şüpheliler vekilleri ve bazı basın organlarında bu soruşturma evrakı ile ilgili olarak olayların yaşandığı dönemde devlet birimleri içerisine kanser hücresi gibi sızmış olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü militanı oldukları daha sonrasında tespit olunan şahıslar tarafından bu soruşturmanın başlatıldığı ve yönlendirildiği yönünde bir kısım iddialar ileri sürülmüşse de Cumhuriyet Başsavcılığımızın soruşturma safahatı sonunda ve özellikle 2016 yılı sonrasında soruşturmaya konu tüm delillerin ve özellikle de tapelerin tamamının yeniden kıymetlendirilmesinin yaptırıldığı, bu nedenle de iddia edildiğinin aksine dosyanın dış etkilerden ve bahsi geçen örgüt militanlarının dosya üzerindeki tüm etkilerinin ortadan kaldırıldığı hususunun da izahı zaruret arz etmiştir. Yani kötü emelleri olan kişilerin ellerinde iken bunlar delil değillerdi. Sonra biz bunları yeniden ele aldık Sihirli ellerimizle dokunduk ve onlar birden tekrar delil halini aldı. Biz o delilleri kıymetlendirdik.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün kararlarda iki tane hakimin imzası olduğunu belirten avukat Sönmez, “Bu hakimlerden bir tanesi Selam Tevhid dosyasıyla yargılanmakta olan hakim ve tutuklu. Diğer hakim de şu anda firari. Terör örgütüne üye olduğu iddia edilen ve yargılanan hatta bir tanesi hakkında mahkumiyet kararı olan iki hakimine imzasıyla bu insanları hükümeti yıkmaya kalkışmak, dışardan destek almak ve finanse etmek gibi çok ciddi suçlamalar yöneltiyorsunuz. Evet trajikomik ama insanların müebbet hapis cezasıyla yargılanmaya başlayacağı, iki kişinin tutuklu olduğu iddianame karşısında ne yazık ki biz imza yeteneğini devreye sokamıyoruz. Çünkü durum son derece vahim.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ikinci oturumu  konuşmacıları, Yurttaşlık Derneği’nden Emine Uçak, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Şebnen Korur Fincancı, Yaşama Dair Vakfı’ndan Mehmet Ali Çalışkan ve Hak İnisiyatifi’nden Suphi Çörekçi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İletişim Direktörü Tarık Beyhan’ın moderatörlüğünde Hedefteki Sivil Toplum başlığını tartıştılar. Bu oturumda iddianamede yer alan suçlamalar ve bu suçlamaların sivil toplum açısından önemi ve sivil toplumun bu konuda neler yapabileceği konuşuldu. </span></p>
<p><b>“Hakikatin Dile Getirilmesi Rahatsız Ediyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39944 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/şebnem-korur-fincancı-640x602.jpg" alt="" width="292" height="275" />Konuşmasında, Türkiye’de gezi süreciyle birlikte hakikatin dile getirilmesinin ve görünür kılınmasının çok rahatsız edici bulunduğu dile getiren Türkiye İnsan Hakları Başkanı (TİHV) ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnen Korur Fincancı şunları söyledi: “Gezi’de hakikat neydi? Bir şehrin uygun olmayan biçimde el değiştirmesi ve kötüye kullanılması görünür kılmak için insanlar doğal haklarını korumak adına seslerini çıkardılar ve büyük bir tepkiyle karşılaştılar. Çıkan haberler üzerinden yapılan belgeleme ile 12 binin üzerinde insanın yaralandığını biliyoruz. Bu şiddet sonrasında da sivil topluma ve bütün sivil toplum örgütleri ne yönelik saldırılarla devam etti. Herhalde şu anda davası olmayan hiçbir sivil toplum örgütü yok.”</span></p>
<p><b>“Önceden Yargılamalarda Beraat Edilirdi, Şimdi Öyle Olmuyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de hak arama mücadelesi sonucunda verilen cezaların değiştiğine vurgu yapan Fincancı, “Özellikle insan hakları mücadelesi yürüten örgütler ve bu mücadelenin içerisinde yer alan eylemciler, Türkiye’de çok uzun yıllardır çeşitli davalara konu olurlar. Önceden soruşturulmaları takipsizlikle sonuçlanır ve yargılamalarda beraat edilirdi, şimdi öyle olmuyor. Soruşturmalar üç gün ya da üç yıl sonra, kopyala yapıştır iddianamelerle karşımıza çıkıyor bu iddianamelerle yargılamalar yapılıyor ve ceza ile sonuçlandırılıyor. Barış akademisyenlerine destek veren 743 imzacıya dava açılmış. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması Sonucuyla olan karar 156, toplam ertelemeli karar dört, toplam bizim gidip cezaevinde yatacağımız karar sayısı 35.” diyerek devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fiziki olarak sokakta eylem yapma konusunda ki zorluklarla ilgili açıklama yapan Fincancı, ‘‘İnsan hakları örgütleri, Türkiye’de sokağa çıkıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı sokağa çıkıyor. 8 Mart’ta polisin bütün saldırılarına rağmen kadın örgütleri inatla istiklal caddesine sahip çıkmıştır. Bizim de sorumluluğumuz onların yanında olmaktır. Biz basın açıklamalarımızın tamamını sokakta yapıyoruz İnatla. İstanbul Valiliği’nin alan belirlemesi var. Basın açıklamaları nerelerde yapılabilir diye bir takım alanlar tanımlamış. Mümkün olduğunca alanları kullanıyoruz çok değişik alanlar var. Ama aynı zamanda da onların tanımlamadığı alanlarda da çıkıp basın açıklamamızı yapıyoruz. Bence inat etmek gerekir. İnsan hakları mücadelesi Bir inat gerektirir ve bu inadı sürdürmek gerekir.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39946 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/suphi-çörekçi-640x376.jpg" alt="" width="409" height="240" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte İslami camiada insan haklarına ilişkin bir şeyler söylemenin çok zor olduğuna değinen Hak İnisiyatifi Derneği’nden avukat Suphi Çörekçi, farklı perspektifler de, farklı ideolojilerde farklı yaşam formlarında insan haklarına dair bir söylem geliştirilmesinin elzem olduğunu vurguladı. Çörekçi şöyle konuştu: “İnsanların mağduriyetini birbiriyle yarıştırmadan en azından mazlumun hakkını vererek. Her grup buna katkıda bulunabilir. Bunun çok faziletli olacağını düşünüyorum. İnsan hakları boyutundaki imkanları da genişletecektir.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39943 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/IMG_2938-640x480.jpeg" alt="" width="475" height="356" />Büyükada baskınıyla ilgili soru yöneltilen Yurttaşlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Emine Uçak, “Bu olayda insanlar toplantıya katılma gibi çok temel bir hakkı kullanırken gözaltına alındılar. bu açıdan bir ilk diyebiliriz.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun Büyükada baskını gerçekleştikten sonraki süreçte ne yaptığı ya da yapamadığı üzerine değerlendirmede bulunan Uçak, sivil toplumun dava sırasında kötü bir sınav vermediğini, insanların bir araya gelerek neler yapabileceklerini konuştuklarını söyledi. Davalar söz konusu olduğunda herkesin kendini sahadan çekerek koruma altına almaya çalıştığına vurgu yapan Uçak, “Bunu anlıyorum ama ardından gelen davalarla kendini koruma altına almanın ve bu korumanın işe yaramadığı durumlarda oluyor. Size karşı bir şey olacaksa, bu geliyor sizi buluyor. Büyükada baskınında gelen bir mail üzerinden insanlar suçlandı. ” diye devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı STK’ların başına gelenlerin daha çok önemsendiğini ve destek bulduğunu, bazılarının ise ilgi alanı dışında oldukları için gerekli desteği bulamadığına değinen Uçak, “Sivil toplum faaliyetleri gibi görünen faaliyetler insanların en temel hakları ve kendilerini ifade etme yöntemleri. Bunların yasa ile korunması lazım. Çoğu davayı hukukla izah edemiyoruz, masumiyet karinesi denilen şeyin artık bu davalarda pek önemli olmadığını görüyoruz. İnsanlar baştan suçlu kabul ediliyor bir telefon konuşmasıyla. Bunların izahının hukuki olarak yapılabiliyor olması lazım” dedi. </span></p>
<p><b>“STK’ların Bir Arada Durması İçin Çoğullaşması Gerekiyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39942 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/mehmetali-caliskan-640x502.jpg" alt="" width="380" height="298" />Sivil toplumda hak savunucu ayrımının kimi durumlarda hiyerarşiye dönüştüğünü belirten Uçak, &#8220;Sosyal haklar alanında çalışan dernekler hak savunucusu derneklerden ayrışmamalı. Zaten bir toplumun sosyal haklarına kavuşmuş olsa, hiyerarşik olarak konumlanan yurttaş hakları dediğimiz alana girecek. STK’ların bir arada durması için çoğullaşması gerekiyor. Davalarla ilgili bazı STK’lar daha steril bir alanda tutuyor kendini. Böylece yaptıkları işlerin zarar görmesinin önüne geçtiklerini düşünüyorlar. Çünkü onların çalışmalarının ya da yardımlarının sekteye uğraması durumunda yardım alamayacak, toplumda çok fazla ihtiyaç sahibi insan var. Ama mevcut durumda yaptıklarınız değil yapmadıklarınız da önünüze suç olarak çıkabiliyor. Bu nedenle steril alanda kalmak sorunu çözmüyor.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Sivil Toplum Kamusal Alandan Tasfiye Edilmeye Çalışıyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ilk oturumunda Gezi Davası’nın hukuki bir dava olmadığı etraflıca tartışılmıştı. Konuşmasında buna değinen YADA Vakfı&#8217;ndan Mehmet Ali Çalışkan, Gezi Davası hukuki bir dava değilse, sivil toplumun bu davayı başka bir alanın içinde görmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Gezi davasını kendisinden önceki siyasi davalardan ayıran bir özelliğine vurgu yapan Çalışkan şöyle devam etti: “Balyoz, Ergenekon gibi davalara baktığınızda, siyaset mekanizmasını kontrol etmeye çalışan siyaset dışı unsurların, siyasetten tasfiyesi amacı tartışıldı. Davalar kötü yönetildi ama bu meşru bir amaçtı. Fakat Büyükada baskınıyla ve gözaltılarla başlayan Gezi Davası süreci bize başka bir şey gösteriyor. Gezi Davası ile Türkiye’nin kamusal hayatından sivil toplumu tasfiye etmeye çalışıyorlar. Sivil toplumun kamusal alandan tasfiyesinin bazıları için faydalı, bazıları için zararlı sonuçları olmalı. Bir otoriteryan ortam tesis etmek ve karar mekanizmasında herhangi bir aksi sese maruz bırakmadan işletebilmek isteyenler için sivil toplumun karara etki alanından çıkartılması çok kullanışlı bir ortam yaratabilir. Yani bu davayı açanların hukuki bir tasarımı yoksa başka bir tasarımı olmalıdır.”</span></p>
<p><b>“Gezi Davası, Türkiye Sivil Toplum Dünyasını Felce Uğratıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi Davası’nda sivil toplumun bir tür yalnızlık hali yaşadığına vurgu yapan Çalışkan, “Devletin bugünkü iktidar kadrolarının Türkiye’de sivil toplumu tavsiye etme çabası, kendi iktidar alanlarını ve karar mekanizmalarını güçlendirmek için sivil toplumu tavsiye etme arzusu var. Lakin biz buraya çok odaklanarak konuştuğumuz için bugünkü yalnızlığın arkasındaki kendi payımızı ihmal etmiş oluyoruz. Bunu tartışmaya ihtiyaç duyuyorum. Mesela Gezi Davası nasıl sivil toplumum konusu olur? Bu dava sivil toplumda neye yol açıyor diye baktığımızda; baskı altında olduğunu hisseden sivil toplumdaki vasıflı insan kaynağı, ya yurtdışına kaçıyor ya da özel sektöre kayıyor. Çok fazla var rapor yayınlanmıyor, bilgi üretilmiyor. Okur azalıyor. Bu nedenle sivil toplum temel özelliklerini yerine getiremiyor. Gezi Davası, Türkiye sivil toplum dünyasını çok geniş bir felce uğratıyor. Meseleleri keşfetmekten uzaklaştırıyor, görünür kılmaktan uzaklaştırıyor, çözüm ve müzakere yöntemlerini ortaya koymaktan uzaklaştırıyor. Dolayısıyla Gezi Davası’nın bu özgün karakteri sivil toplum dünyasının yeniden toparlanma ihtimalini de çok zayıflatıyor. Bir grup yeni insanın bu alana yeniden ortaya çıkması kolay olmayacak.” şeklinde devam etti. </span></p>
<p><b>“Gezi İddianamesi İçerik İlhamını 28 Şubat’tan Alıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi’ni okuduğunda ve savunan yazarların neler yazdıklarına bakıldığında ortaya net bir fotoğrafın çıktığını belirten Çalışkan, “Gezi İddianamesi, içerik ilhamını 28 Şubat’tan alıyor. 28 Şubat’taki sivil toplum kuruluşlarını açılan davalara baktığınızda, o dönemin İslami kuruluşlarının ve temsilcilerinin maruz kaldığı yargılama süreçlerine baktığımızda, devletin onlara o gün nasıl bir muameleyi uygun gördüğünü baktığımızda, üç aşağı beş yukarı benzer süreci Gezi Davası’nda da görüyoruz. Yani makbul ve şüpheli STK’lar var. 28 Şubat darbe döneminde devlet, bir dizi seküler STK’yı, biz dizi islami STK’yı suçlanan pozisyon almaya itmişti. Bugün de aslında çok benzer bir şey yaşıyoruz. Bugün gezi davasının etrafında kümelenmiş çoğunluğunu seküler STK’ların oluşturduğu bu kümenin 28 Şubat sürecini hatırlamaya ihtiyacımız var. İslami STK’ların önemli bir kısmını bu davanın etrafında bir destekçi olarak görmüyoruz.” dedi. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39947 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/1.oturum.-640x556.jpg" alt="" width="371" height="322" />“Seçmenlerin Ortalama Davranışıyla Gezi’ni değeri arasında bir örtüşme var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak 31 Mart Yerel Seçimleri’nde ekonomisi büyük şehirlerin AK Parti tarafından kaybedilmesine sebep olan seçmen eleştirisini yapmış oldukları anket çalışması üzerinden değerlendiren Çalışkan, “Seçmenin &#8216;ben karar mekanizmasının bu kadar merkezileşmesinden memnun değilim&#8217;. &#8216;Türkiye’nin yerel kararlarının Ankara’dan verilmesinden memnun değilim&#8217; diyor. Şimdi buradaki duruma bakarsak aslında Gezi, Türkiye’nin yerel anlamda bir uygulama kararının, bu kadar merkezi bir şekilde alınmasına karşı itiraz etmiş yurttaşların, yerel kararlara katılma arzusunu ve itirazını dile getirmiş bir girişim. Yani Gezi’nin arkasındaki temel fikirlerden birini karar mekanizmasının merkezi karakterine itiraz olarak algılayacak olursak, bugünkü seçmenlerin ortalama davranışıyla gezinin değeri arasında bir örtüşme var” şeklinde sözlerini tamamladı. </span></p>
<p>Çalışkan, sivil toplumun Gezi olaylarından itibaren bir konfor alanına savrulduğunu bu konfor alanında olayları gerektiği gibi tartışmadığını ardından gelen davayla da &#8216;panik odasına&#8217; savrulduğunu belirterek, &#8220;Sivil toplum olarak konfor odasıyla panik odası arasında bir sorumluluk odası eklemek durumundayız. Sivil toplum bir tür kaderdaşlık yapmalı. Davada yargılanan, hayatı elinden alınan insanlara karşı sorumluyuz, bunun gerekliliğini yerine getirmeliyiz&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/">STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Savunucularından Ortak Panel: &#8220;Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/gezi-iddianamesi-hedefteki-sivil-toplum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 12:22:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Feray Salman]]></category>
		<category><![CDATA[gezi iddianamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnem Korur Fincancı]]></category>
		<category><![CDATA[Suphi Çörekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Beyhan]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak Savunucusu kurumlar 19 Haziran Çarşamba günü, 24 Haziran'da görülecek Gezi Davası öncesinde "Gezi İddianamesi: Hedefteki Sİvil Toplum" başlıklı bir panel düzenleyecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/gezi-iddianamesi-hedefteki-sivil-toplum/">Hak Savunucularından Ortak Panel: &#8220;Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Civil Rights Defenders, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Hak İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, Yurttaşlık Derneği 19 Haziran Çarşamba günü ortak bir panel düzenleyecek.</p>
<p>Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum başlıklı panelle ilgili bilgiler şöyle:</p>
<p><strong>Yer: </strong>Point Hotel Taksim<br />
<strong>Tarih: </strong>19 Haziran 2019, Çarşamba,<br />
<strong>Saat: </strong>16:00 – 20:00</p>
<hr />
<h3><strong>Program</strong></h3>
<p><strong><u>1. Oturum: Gezi İddianamesi</u></strong></p>
<p>16:00 – 17:30</p>
<p>Konuşmacılar:</p>
<p><strong>Duygu Türemez</strong>, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi<br />
<strong>Gökçer Tahincioğlu</strong>, Gazeteci<br />
<strong>Hürrem Sönmez</strong>, Avukat</p>
<p>Moderatör: <strong>Mehveş Evin</strong>, Gazeteci</p>
<p><strong><u>2. Oturum: Hedefteki Sivil Toplum</u></strong></p>
<p>18.00 – 20.00</p>
<p><strong>Emine Uçak</strong>, Yurttaşlık Derneği<br />
<strong>Feray Salman</strong>, İnsan Hakları Ortak Platformu<br />
<strong>Mehmet Ali Çalışkan</strong>, Yaşama Dair Vakıf<br />
<strong>Suphi Çörekçi</strong>, Hak İnisiyatifi<br />
<strong>Şebnem Korur Fincancı</strong>, Türkiye İnsan Hakları Vakfı</p>
<p>Moderatör: <strong>Tarık Beyhan</strong>, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/gezi-iddianamesi-hedefteki-sivil-toplum/">Hak Savunucularından Ortak Panel: &#8220;Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meydan Atölye’de Eğitim ve İş Birliğinin Olanakları Konuşuldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/meydan-atolyede-egitim-ve-is-birliginin-olanaklari-konusuldu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 12:38:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Selcen Özer]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Gürer]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37484</guid>

					<description><![CDATA[<p>YADA Vakfı'nın düzenlediği ‘Meydan Buluşmaları’nın arama toplantısı olan ‘Meydan Atölyesi’nde sivil toplum temsilcileri, eğitimi ve STK’lar arası iş birliğinin olanaklarını konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/meydan-atolyede-egitim-ve-is-birliginin-olanaklari-konusuldu-2/">Meydan Atölye’de Eğitim ve İş Birliğinin Olanakları Konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><span class="s1">Yaşama Dair Vakıf’ın (YADA) geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği ‘Meydan Buluşmaları’ ve ‘Meydan Atölyeleri’ farklı temalarda sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeye ve bu kuruluşların yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmeleri için çalışmalar gerçekleştirmeye devam ediyor. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Meydan Buluşmaları’nın ilki ‘Hepimize ait şehirleri hep birlikte konuşmak için’ çağrısıyla İstanbul’da, ikincisi ise Ankara’da “Mülteci Meselesi Kimin Meselesi?” başlığıyla gerçekleşmişti. Eğitim temasıyla gerçekleşecek bir sonraki ‘Meydan Buluşmaları’nın arama çalışması olarak gerçekleşen atölye geçtiğimiz hafta yapıldı. STK&#8217;ların eğitim alanındaki gündemleri, eğitimde problem alanlarının neler olduğu, bu sorunların çözümü noktasında kamunun dikkatini çekecek çözüm önerilerinin ya da modellerin nasıl geliştirileceği ve STK’ların eğitim konusunda iş birliğinin nasıl sağlanacağı sorularına yanıt arandığı atölyeye eğitim alanında çalışan STK temsilcileri katıldı. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sivil Toplum Birbirini Müzakere Edilemez Görüyor&#8221;</b></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37246 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6112-640x472.jpg" alt="" width="360" height="266" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6112-640x472.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6112-1280x944.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6112-1024x755.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /></p>
<p class="p2"><span class="s1">Meydan Buluşmaları fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlatan YADA Vakfı Yöneticisi Pınar Gürer, “2014 yılında kamu yönetimi, yurttaşlar ve sivil toplumun gözünden sivil toplum nasıl görülüyor bunu resmetmek üzere bir araştırma gerçekleştirdik. ‘Sivil Toplumun İtibarı’ dediğimiz bu araştırma sonucunda bizi bugüne getiren dört önemli bulgu saptadık. Bunlardan bir tanesi kamu yönetimi ve yurttaşlar, sivil toplum kuruluşlarını çatışmacı ve müzakere edilemez, etkisiz, iş birliksiz buluyor ayrıca kendi konularına çok kapalı görüyor. Bu konularda STK’lar da hemfikir. Sivil toplum kendi dışındaki sivil toplumu &#8216;etkisiz, çatışmacı, müzakere edilemez ve iş birliksiz&#8217; görüyor. Bir iş birliği var ama bu iş birliği birbirine benzeyenlerin bir arada olduğu bir işbirliği hatta bunu raporda güç birliği olarak tarif etmiştik” dedi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“İşbirliği STK’ları Daha Etkili Kılıyor&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Birbirine benzemeyen STK’ların bir arada bulunmadıklarının yanında birbirlerini görmediklerine vurgu yapan Gürer, aynı zamanda birbirlerine her anlamda kapalı oldukları için müzakereden bahsetmenin mümkün olmadığını söyledi. Ayrıca STK’ların kendi ilgilendikleri meseleye fazlasıyla kapalı olmaları nedeniyle kendi meselelerini tam olarak göremediklerini belirten Gürer, “Mesela mülteci meselesiyle ana meselesi mülteciler olan sivil toplum kuruluşları ilgileniyor. Halbuki birçok alanda çalışan sivil toplum kuruluşunun bu konuda elini taşın altına koyması gerekir. Eğitim de herkesi ilgilendiren konulardan bir tanesi. Biz de bu bulgulardan yola çıkarak iki model tasarladık. Sivil Sayfalar ve Meydan Buluşmaları. Sivil toplum kuruluşlarını nasıl etkili hale getiririz? STK’lar toplumun kararlarını, kanaatlerini ve karar vericileri nasıl daha fazla etkilerler? Bu etkiyi nasıl arttırırız, işbirliğini nasıl arttırırız, daha müzakere edebilir bir sivil toplum anlayışının inşasına nasıl katkıda bulunabiliriz? YADA olarak dertlerimiz bunların etrafında dönüyor. Sivil Sayfalar bunun online bir mecrası. Meydan Buluşmalarıyla da Sivil Sayfalar’ın fiziki versiyonunu yapmaya çalışıyoruz. Meydan’ın bir sahibi yok. Meydan eşitlerin bir arada olduğu bir yer.  YADA olarak Meydan’da çalıştığımız konuların temsilcisi değiliz. Mesela eğitim bizim bir konumuz değil. Bu konunun konuşulması için sivil toplum dünyasının buluşma alanı Meydan. Çünkü işbirliğini sağlayacak şeylerden bir tanesi STK’ların kendi ontolojisini bir kenara bırakıp sadece çalıştığı meselenin sınırlarında kalarak, işbirliğine imkan yaratmak. İşbirliği de çok önemsediğimiz bir şey çünkü işbirliği, STK’ları kararları ve kanaatleri etkileme noktasında daha etkili kılıyor” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;Otizmli Bireylerin Uğradığı Ayrımcılık Daha Derin&#8221;</strong></p>
<figure id="attachment_37252" aria-describedby="caption-attachment-37252" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37252" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6179-640x524.jpg" alt="" width="360" height="295" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6179-640x524.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6179-1280x1049.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6179-1024x839.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37252" class="wp-caption-text">Betül Selcen Özer / Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü</figcaption></figure>
<p>STK’lar arası işbirliğinin olumlu sonuçlar doğuracağı yönünde kanaat bildirilen atölyede, Tohum Otizm Vakfının da içinde bulunduğu otizm alanında çalışan 22 STK iki sene süren bir çalışmadan sonra Türkiye&#8217;de otizm konusunda yapılması gerekenleri nasıl bir eylem planı haline geldiği konuşuldu. Hazırlanan ‘Otizm Eylem Planı’ çerçevesinde devlet tarafında gerçekleşen müzakereler neticesinde, devletin artık bir ‘Otizm Eylem Planı’ olduğunu dile getiren Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer, “Çalışmalarımız devlet tarafında kabul gördü. Otizm Eylem Planı çalışmalarını yaparken otizm alanında çalışan STK’larla bir iç tartışma yaptık. Şimdi düşününce bir dış çembere daha gitmemiş olmamızı önemli bir eksiklik olarak görüyorum.  Otizm alanında çalışan ve farklı görüşlerden STK’lar olarak hepimiz aynı noktaya odaklandık ama farklı alanlarda çalışan diğer STK’ları da işin içine dahil etseydik farklı bir perspektif, farklı bir çalışma ortaya çıkabilirdi” şeklinde konuştu. Engellilik alanında otizmli bireylerin başka bir ayrımcılığa maruz kaldığına dikkat çeken Özer, “Sınıfta imza toplanıp görme yada bedensel engelli bir öğrencinin çıkarıldığına şahit oldunuz mu? Oysa ki otizmli bireyler için durum çok farklı…Veliler çok kolay imza toplayıp otizmli bir çocuğun eğitim hakkında engel olabiliyor. Engelli alanını düşündüğümüzde otizmli bireylerin uğradığı ayrımcılık çok daha kesin ve derin…Bizim de temel derdimiz bu aslında” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Grupların Kendi Gençliğine Ulaşma Oranları % 10 Bile Değil&#8221;</strong></p>
<figure id="attachment_37253" aria-describedby="caption-attachment-37253" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37253" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6142-640x368.jpg" alt="" width="360" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6142-640x368.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6142-1280x735.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6142-1024x588.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37253" class="wp-caption-text">Erol Erdoğan / İstanbul Düşünce Vakfı</figcaption></figure>
<p>Atölye kapsamında STK temsilcileri Türkiye’de eğitim alanındaki sorunlara telefonlarıyla katıldıkları interaktif bir ortamda başlıklar açtılar. Ortaya çıkan başlıklar üzerinden bir değerlendirme yapan İstanbul Düşünce Vakfı&#8217;ndan Erol Erdoğan ortaya çıkan başlıkların büyük  çoğunluğunun eğitim felsefesiyle ilgili olduğuna dikkat çekti. Eğitimin &#8216;makbul vatandaş&#8217; yetiştirme yönüyle ilgili başlığını değerlendiren Erol Erdoğan, “Bir okuldaki eğitimi devletten özgürleştirip, bağımsızlaştırıp mesela okul aile birliğine versek, nasıl bir eğitim ortaya çıkar? Daha iyi bir eğitim ortaya çıkmaz. Veya bir sivil toplum kuruluşları birliğine eğitim işini versek, daha tehlikeli bir eğitim anlayışı da çıkabilir. Dolayısıyla buradaki sorun; bireylerin, toplumun, devletin eğitime nasıl bir anlam yüklediğine yani eğitim felsefesine bakmamız gerekiyor. Eğitimin birincil amaçları ve ikincil amaçları diye bir ayrım yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Eğitimin birincil amaçları; soran, araştıran, konuşan, bakan gören, tartışmayı ve aramayı bilen, bulmayı bilen, merak duygusunun peşinde koşan bir insan yetiştirmektir. Türkiye’de hem devlet hem STK’lar eğitimin ikincil amaçlarına yönelmiş durumdayız. Dindarlar dindar nesil yetiştirmenin, Kemalistler de kemalist nesil yetiştirmenin derdine düşmüş durumda. Oysa yapılan araştırmalar gösteriyor ki Türkiye’deki ideolojik grupların kendi gençliğine ulaşma oranları % 10 bile değil. Biz devlet, toplum, birey ve STK’lar olarak eğitimin birincil amacına odaklanmalıyız. Onu başarmadan ikincil amaç olan &#8216;iyi insan&#8217; veya yeteneğinin gereğini yapan insan yetiştiremeyiz. Bunun için eğitimi yeniden tanımlamak ve yeniden felsefesini konuşmak durumundayız” şeklinde konuştu.</p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sivil Toplum Haberciliği Yapıyoruz”</b></span></p>
<figure id="attachment_37249" aria-describedby="caption-attachment-37249" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37249" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6116-640x551.jpg" alt="" width="360" height="310" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6116-640x551.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6116-1280x1102.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6116-1024x882.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37249" class="wp-caption-text">Emine Uçak / Sivil Sayfalar Yayın Danışmanı</figcaption></figure>
<p class="p2"><span class="s1">Sivil toplum dünyasının içe kapanma halinin aşılması için Sivil Sayfalar’ın önemli bir mecra olduğuna dikkat çeken Sivil Sayfalar Yayın Danışmanı Emine Uçak, “Sivil toplum dünyası toplumun sorunlarını bilgisi, tecrübesi ve birikimi sayesinde çok iyi tespit ediyor. Ama bunu kamuya ulaştırmada, etki yaratma meselesinde ve topluma anlatma konusunda sorunlar yaşıyor. Sivil toplumun etkisini, gücünü artırmak ve tecrübesini görünür kılması gereken bir zamandayız. Sivil toplumun ortaya koyduğu raporlar ve araştırmalar var. Ama artık insanların değil rapor haber okumaya bile tahammülleri yok. Bu yüzden de içeriklerin daha anlaşılır, hikayesi olan bir forma dönüşmesi noktasında Sivil Sayfalar var. STK’ların çalışma takvimlerine, etkinliklerine ve duyurularına yer verdiğimiz Sivil Takvim bölümümüz var. Sivil Sayfalar’da sivil toplum haberciliği yapıyoruz. Yurttaş gazeteciliği, hak gazeteciliği konuşulan alanlar ama sivil toplum haberciliği Türkiye’de yeni yeni konuşulan bir alan. Bunu Türkiye’de kavramsallaştırmaya çalışıyoruz.” dedi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sivil Sayfalar, Sivil Toplumun Veri Bankası&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Eğitimle ilgili haber yaparken eğitim konusunda çalışan STK’ların birbirlerinden ve çalışmalarından haberdar olmalarını sağlayacak içerikler oluşturmaya çalıştıklarını belirten Uçak, “Sivil Sayfalar haberciliğinin öğretici bir yanı var. Aynı meseleler etrafındayız ama birbirimizden ve çalışmalarımızdan haberimiz yok. Bu yüzden içeriklerimizin özgün, farklı perspektif ve  kurumları bir araya getiren çoğunlukçu bir yapıda olmasına özen gösteriyoruz. Sivil Sayfalar farklı illerde bir muhabir ağı da örgütlemeye çalışıyor. STK’ların sadece duyuru ve bilgilerinin dışında sivil toplumun da içerik üretmesini ve köşe yazılarıyla destek vermesini de önemsiyoruz. Gündeminize aldığınız konunun tartışılması, dosya haberinin yapılması ya da analizinin yapılmasını istediğiniz konuları bize ulaştırmanız bu anlamda çok önemli. STK’ların yetişmiş ve uzmanlaşmış aktörlerinin görünür olmasını istiyoruz. Sivil Sayfalar’da bunu yapıyoruz. Yaklaşık 5 bin özgün içeriği olan online haber ağımızda STK başlığımız var ve sivil toplum dünyasını ilgilendiren haberlere oradan ulaşabiliyorsunuz. Bu anlamda Sivil Sayfalar’a sivil toplum dünyasının veri bankası diyebiliriz” şeklinde konuştu.</span></p>
<figure id="attachment_37250" aria-describedby="caption-attachment-37250" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37250" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6153-640x416.jpg" alt="" width="360" height="234" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6153-640x416.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6153-1280x831.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6153-1024x665.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37250" class="wp-caption-text">Mehmet Ali Çalışkan / YADA Vakfı Kurucusu</figcaption></figure>
<p class="p2"><span class="s1">Türkiye sivil toplum dünyasının, siyasetin dayattığı kutuplaşmayı kabul etmeyen, müzakere kültürünü ortaya koyan bir perspektife ihtiyacı olduğu söyleyen YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, “STK&#8217;ların rolleri nedir, toplumsal ve kamusal hayattaki faydaları nerededir? Bu soruları sorduğumuzda kimliğinden ve konusundan bağımsız STK’ların üzerinde anlaştığı bazı kavramlar var. Bir tanesi keşfetme becerisi. Toplumsal ve çevresel sorunları sivil toplum kuruluşları keşfediyor. Kız çocuklarının okula erişim konusunu, inancı nedeniyle eğitime erişememe konusunu ve engellilerin kente erişim konusunu STK&#8217;lar keşfediyor ve kamu yönetiminin önüne çözülecek problemler olarak koyuyorlar. Yani bir grup engelli ortaya çıkıp kendilerinin şehre erişemediğini bize söylemeseler, biz onu bir sorun olarak alıp çözülecek bir konu haline getirmeyiz. Kamu yönetimi de getirmez, getirmiyordu nitekim” diyerek devam etti.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“STK’lar Birbirlerine Karşı Yüksek Duvarlar Örüyor&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Türkiye’de sivil toplum dünyasının sorunları keşfetme konusunda çok becerikli olduğuna dikkat çeken Çalışkan, “STK’lar Türkiye’nin neredeyse bütün konularında ortaya bilgi koyuyor ve sorunu keşfediyor. Bundan sonraki aşama sivil toplum dünyasının keşfettiği sorunu görünür kılmakla ilgili. Bir meseleyi görünür kıldığımızda o meselenin çözümü için sorumluları harekete geçirebiliyoruz. Keşfettik, görünür kıldık ve harekete geçirmeyi sağladığımızda kamu yönetimi ile toplumla bağımızı kurmayı başardığımızda, kamu yönetimi ve toplumdan ‘Peki ne yapılmalı?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Burada da sivil toplumun üçüncü rolü ortaya çıkıyor. Bir politika önerme ve model geliştirme. Esas mesele aslında burada başlıyor. Çünkü politika önermek bir model önermek konusu kamu yönetiminin gündemine girmek ve kamunun gündeminde konuyu öncelikli sıralara taşımakla ilgili. Kamu yönetiminin gündemine girme konusunda da sivil toplumun bir kesimi öbür kesiminden daha başarılı oluyor. Sivil toplum burada işlevsizleşiyor ve felce uğruyor. Sivil toplum dünyası olarak kendi aramızda müzakereci ve demokratik bir kültürü geliştiremediğimiz için felce uğruyoruz. Bunun sebebi de içe kapanma ve konuya kapanmadır. Bir kimliğe kendini yakın hisseden STK’lar kendi dünyalarını oluşturuyorlar ve diğerlerine karşı yüksek duvarlar örüyor ve geçişkenliği kaybediyorlar&#8221; dedi.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37251 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6106-640x427.jpg" alt="" width="360" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6106-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6106-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6106-1024x683.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Karşılaşmayı Tanışmaya Çevirmeye İhtiyacımız Var.&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Kimliğe kapanma konusu için de aynı sorunların söz konusu olduğunu belirten Çalışkan, “Mesela Aleviler kendi kimliklerini kapanıyorlar ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi talebinde bulunuyorlar. Alevi olmayanlar onların bu talebini görmüyorlar çünkü orada bir temas yok. Oysa ibadethane ve ibadet özgürlüğü talep etmek, Türkiye’de vaktiyle Sünni Müslüman kimliğinin çok tecrübe ettiği bir şeydi. Alevilerin şehirde ibadethane talep etmesi ile engellilerin şehirde engelliler için yol talep etmesi arasında hiçbir talep farkı yok. İki farklı yurttaş iki farklı talep dile getiriyor ve bu ikisi arasında bir ilişki var. Ama biz bir ilişki yokmuş gibi davranıyoruz&#8221; dedi. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Sivil toplum dünyası olarak içe ve kimliğe kapanmanın önüne geçmek için konu olarak ve kimlik olarak birbirine benzemeyenlerin karşılaşmasına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Çalışkan, “Karşılaşmayı tanışmaya çevirmeye ihtiyacımız var. Bunu bir konuşma haline getirmeye, bir tartışma kültürü çıkarmaya ve işbirliği kültürünü ihtiyacımız var. Burada bir araya gelenlerin bir kısmının birbiriyle bir iş kültürü henüz gelişmiş değil. Birbirine benzeyenlerin yaptığı bir güç birliğinden bahsetmiyorum, benzemeyenlerin arasında bir konu etrafında yürüttükleri bir işbirliği girişimlerinden söz ediyorum. Bizim bugün burada toplanma kriterimiz şu olsun; kendimi ifade etmekten ve ötekini dinlemekten öteye geçmeyen bir tutum ortaya koyalım. Yani kendi pozisyonumuzu fikrimizi ortaya koyalım, ötekini dinleyelim. Çünkü bize benzemeyenlerin söylediklerini sindirmeye oturup onun hakkında düşünmeye ihtiyacımız var. Sivil toplum dünyasının birbiriyle işbirliğinin imkanlarını konuşalım” şeklinde konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/meydan-atolyede-egitim-ve-is-birliginin-olanaklari-konusuldu-2/">Meydan Atölye’de Eğitim ve İş Birliğinin Olanakları Konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etyen Mahçupyan Sivil Sayfalar&#8217;a konuştu: &#8220;Siyaset toplum olmayı engelliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 07:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[etyen mahçupyan]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteci Yazar Etyen Mahçupyan, AK Parti’nin 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesiyle oluşan istikrar ortamını daha kuşatıcı bir değişim için kullanmak yerine toplumun ancak yüzde 50’sinin onaylayacağı bir anayasa değişikliği önerisi getirerek istikrarsızlaşmaya alan açtığını belirterek, “AK Partili olarak, bu taslağın doğru bir taslak olmadığını ve AK Parti’nin kendi bindiği dalı keseceğini düşünüyorum.” diyor. &#160; “TÜRKİYE [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/">Etyen Mahçupyan Sivil Sayfalar&#8217;a konuştu: &#8220;Siyaset toplum olmayı engelliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Gazeteci Yazar Etyen Mahçupyan, AK Parti’nin 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesiyle oluşan istikrar ortamını daha kuşatıcı bir değişim için kullanmak yerine toplumun ancak yüzde 50’sinin onaylayacağı bir anayasa değişikliği önerisi getirerek istikrarsızlaşmaya alan açtığını belirterek, “AK Partili olarak, bu taslağın doğru bir taslak olmadığını ve AK Parti’nin kendi bindiği dalı keseceğini düşünüyorum.” diyor.</strong></h3>
<p>&nbsp;</p>
<h4>“TÜRKİYE AİDİYETİ AZALIYOR”</h4>
<p>PODEM’in  Türkiye’de Gençliğin Siyasallaşma Biçimleri: Kesimler Arası Bir Karşılaştırma raporunu Sivil Sayfalar’a değerlendiren gazeteci-yazar Etyen Mahçupyan, Türk milliyetçisi olarak tanımlayan gençlerin dışındakilerinin Türkiye aidiyetinin azaldığını belirtiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11195" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/WhatsApp-Image-2017-01-25-at-10.14.06.jpeg" alt="" width="337" height="793" /></p>
<p><strong>– PODEM’in  Türkiye’de Gençliğin Siyasallaşma Biçimleri: Kesimler Arası Bir Karşılaştırma raporuyla başlamak istiyorum.  Türkiye’nin bitmez bir ötekilik meselesi var; bu raporun ışığında gençlerin ötekilik algısı üzerine neler söyleyebilirsiniz? Benim izlenimim Alevi gençlerin ötekiler konusunda geçmiş yıllara göre biraz daha toleranslı durumda olduğu…</strong></p>
<p>Bunu Aleviler, Kürtler ya da İslamcılar değil de şöyle ayırabilme şansımız var. Her birinin içerisinde olayı daha ideolojik görenler var. Bir de olayı kendi bireysel maceralarının içinde yaşayanlar var. Daha ideolojik görenler için daha katı yargılar ve bu yargılardan giderek sorun ve çözüm tanımlamaları söz konusu. Ayrıca bunların hepsi ideolojik terimlerle yapılıyor. Böyle olunca ötekileştirme meselesi de kategorik hale geliyor. Yani bir büyük grup veya devlet vs. üzerinden birbirini ötekileştirme meselesi var. Dolayısıyla kimin ideolojisi daha kuvvetliyse orada daha çok ötekileştirme görülüyor.  Kürtlerde bu tür davranış Alevilere göre daha çok. İslamcı gençlerde de Alevilere göre daha çok. Alevilik köyden kente gelmenin getirdiği savrulma ve bireyselleşme sonrasında bir ‘meseleye’ dönüştüğü için çok fazla farklılaşarak, çoğullaşarak büyüyor şu anda. O zaman da bunların içinde çok ideolojik bakanlar olduğu gibi, geniş bir yelpaze de mevcut. Hiç bir şekilde ideolojik görmeyen, olayı kendi bireysel macerasının parçası gibi gören insanlar da var. Dolayısıyla böyle bakıldığında bir bütün olarak ele alındığında istatistiki olarak, Alevilerin daha yumuşak ve daha geniş bir çerçeveden baktığını söylemek mümkün.</p>
<p><strong>– Peki birbirleriyle ilişkiler nasıl,  konu gençlik olunca gelecekte bizi nasıl bir toplumsallık bekliyor, mekân ve zaman üzerinden de düşünürsek ?</strong></p>
<p>Birbirleriyle ilişki kurma hali de kendi içinde kapanma hali de görülüyor. İkisi bir arada gidiyor. Çok karamsar olmamakta fayda var. İçe kapanma, kendine benzeyenlerle beraber olma bir ihtiyaç. Ve büyük kentlerde daha da büyük bir ihtiyaç… Orada bir tehdit ortamında yaşadığını hissediyor insanlar. Gençler özellikle hissediyorlar. O zaman da o cangılın içerisinde kendilerine yakın insanlarla beraber, onlarla dayanışarak durmak, bunun kendine has mekânlarını üretmek, o mekânlarda buluşarak bir tür ritüelimsi şekilde kendi kimliğini yeniden yeniden yaşamak, bütün bunlar birer ihtiyaç. Ama öte yandan da aynı büyük mekân ve kentlilik süreci kozmopolit noktalar da üretmiş durumda. Söz konusu kozmopolit iç merkezlere gelindikçe kimliksizleşmek mümkün hale geliyor. Ve bu da çok önemli bir imkân.</p>
<p><strong>– Herkes için geçerli mi bu imkân?</strong></p>
<p>Hayır, bu imkân yüksek eğitimi olanlar, maddi durumları iyi olanlar, ailesi buna teşvik edici olanlar için daha fazla diyebiliriz. Burada sosyolojinin çok önemli hale geldiğini görüyoruz. Büyük kentlerden geriye doğru çekildiğimiz zaman yine iki grup birbiri ile çelişki yaratmayan bir uyum halindeler. Çünkü şöyle söyleyelim kendine ait hissettiği bir kentte yaşıyorsa kişi mesela, bu Kürtler için Diyarbakır, Hakkari olabilir, bütün şehir kendi ailesi gibi. Evden çıkmamış gibi yaşıyor o şehrin içerisinde. O zaman içe kapanma ihtiyacı duymuyor. Ama bu kez bireyselleşme şansı da bulamıyor. O yüzden içe kapanmayla bireyselleşme denen şey birbirine zıt ama aynı anda birbirine paralel giden iki süreç. Burada da şöyle bir tehlikeye dikkat çekmek gerekebilir.  Aynı kimlik içinde de bir parçalanmayı ifade ediyor. Bir başka tür ayrışmayı ifade ediyor.  Ama bu tür bir ayrışmanın illa olumsuz olacağını bilmemiz mümkün değil şu aşamada. Hem hangi etken ağır basacak bilmiyoruz hem de iki grup arasında farklı ve yeni etkileşim kanalları açılacak mı onu da bilmiyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<h4><strong>“ADALET ARAYIŞI KİMLİKLERİ BAŞKA TOPLUMLARIN PARÇASI OLMAYA YÖNLENDİRİYOR”</strong></h4>
<p><strong>– Bu araştırma özelinde değil genel olarak gençlerin aidiyet hissiyatıyla ilgili kırılma yaşandığı bir süreçteyiz.  Gitmek isteyen de kalmak isteyen de kendini dış dünya üzerinden temellendiriyor. Siz nasıl görüyorsunuz bu durumu?</strong></p>
<p>Kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayanların dışında Türkiye aidiyeti azalıyor. Daha geniş coğrafya ve daha geniş kimliksel temeller üzerinden bir adalet arayışı var şu anda. Bu da başka ülkelere başka toplumların parçası olmaya doğru gitmeye teşvik edici bir şey. Bu dönemde artacaktır, öyle görünüyor. Türkiye’nin kendi sorunlarını çözemediği ve kendi içinde kırılmalar yarattığı ölçüde bu gidişin artacağını düşünüyorum. Öte yandan biraz önce bahsettiğimiz imkân konusuna dönersek: bunu kim başarabilecek diye baktığımızda, ancak vasatın üstünde imkânlara sahip olanlar başarabilir. Dolayısıyla her kesimde her kimlikte vasatın üzerinde olan gençlerin daha küreselleştiği buna karşılık vasatın altında olanların bizde, Türkiye’de kaldığı bir sürece doğru gidiyor olacağız.  Bu da Türkiye için hayırlı bir haber değil.</p>
<p><strong>– Gündemde anayasa değişikliği, başkanlık sistemi ve referandum var? Evetçiler ve hayırcılar olarak bölündü bu kez ülke? Siz hangi taraftasınız diye sorsam?</strong></p>
<p>Evet iki görüş var. Ak Partili(ci) görüş referandumda evet çıkmasını, bir Türk tipi başkanlık rejimine geçilmesini istiyor. Cumhurbaşkanını çok yetkili kılan bir model bu. Bir de Ak Parti karşıtları var. Onlar da referandumun geçmemesini istiyorlar. Bir kısmı AK Parti istiyor diye, bir kısmı da bunun çok otoriter bir yönetim ortaya koyacağını düşünerek. Benim pozisyonum ikisi de değil. Ben bunun Ak Parti için kötü olacağını düşünüyorum. Yani ben bir AK Partili olarak bakarak bu taslağın doğru bir taslak olmadığını ve Ak Parti’nin kendi bindiği dalı keseceğini düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>“KURALLARINDA ANLAŞAMADIĞINIZ BİR OYUNU OYNAYAMAZSINIZ”</strong></h4>
<p><strong>– Bu aynı zamanda ülke için de kötü demek değil mi?</strong></p>
<p>Tabi Türkiye için de zarar vereceğini düşünüyorum. Çünkü ben zaten Ak Parti’yi Türkiye’ye yarar getirecekse anlamlı görüyorum. Değişikliğin niye zarar getireceğini düşünmemin sebebi basit.  Bu referandum bir anayasa taslağı oylatıyor. Ve bir anayasanın ancak yüzde 80’ler veya üstü oyla değişirse bir sonraki dönemde istikrarlı bir düzenleyici işlevi görme şansı var. Yüzde 50 ile bir anayasa değişikliği yaptığınız zaman zaten oyunun kurallarına itiraz eden bir diğer yüzde 50 üretiyor ve onlarla yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Oyunun kurallarında anlaşamadığınız bir oyunu oynayamazsınız. Bu anlayışla bir ‘toplum’ da kuramazsınız. Halk giderek ayrışmaya devam eder. Bunun üstüne bir de yüzde 50 ile başkan seçeceksiniz. Yani oyunun kurallarında anlaşamadığınız gibi o başkanın kim olacağında da anlaşamamış durumdasınız. Sonra da o başkanın bu Türkiye’yi yönetmesini bekleyeceksiniz. Ben şimdiden söyleyeyim, kim olursa olun o kişi hiçbir şekilde Türkiye’yi yönetemez. Türkiye giderek yönetilemez hale gelir ve ekonomiden siyasete,  sosyal ilişkilerden kültüre tamamen kontrolden çıkar. Bu da çok daha cebri tedbirlerin alınmasını gerektirir. Bir süre sonra toplumsal kesimler arası konuşma şansı bile ortadan kalkar. Ak Parti’nin böyle bir duruma ihtiyacı yoktu. Dört yıl seçimsiz bir dönem vardı. Tamamen istikrar dönemiydi. Bu istikrar dönemini daha kuşatıcı bir değişim için kullanacağı yerde Ak Parti şu anda Türkiye’yi istikrarsızlaştırma noktasına getirmiş oldu.</p>
<p><strong>– Bu istikrar darbe girişimiyle sabote edildi ama. Ve sistem değişikliğinin de bu gibi sabotajlara karşı yapıldığı söyleniyor. Yani sistem değişikliğinin istikrar getireceği söylemi var.</strong></p>
<p>Tam tersine, darbe olmasaydı ve bu FETÖ’cü örgütlenme devlet içinde varlığını devam ettirseydi anormal bir istikrarsızlık olacaktı Türkiye’de. Nitekim bunun işaretini örneğin KCK davalarında gördük. Yani FETÖ’cülerin güçlü olduğu alanlarda hükümete rağmen hükümete karşı davranışlar sergilediklerini biliyoruz. Bunun devam etme ihtimali çok güçlüydü o koşullarda. Darbeye kalkışarak kendileri için büyük bir hata yaptılar. Ama bu Türkiye’nin istikrarına orta vadede katkı sağladı. Darbenin engellenmesiyle beraber AK Parti yanına tüm toplumu alarak, Türkiye’yi yeniden doğru anlamda istikrarlı bir çizgiye oturtma şansı yakaladı. O yüzden de bunu bir fırsat, bir lütuf olarak görmek mümkün. Ama siz o noktada bu anayasa değişikliğini getirdiğiniz zaman, Gülenci darbenin yaratmış olduğu lütfu elinizin tersiyle kenara itmiş oluyorsunuz. Çünkü ülkeyi yeniden kabaca ikiye bölüyorsunuz. Ve öyle bir şekilde ikiye bölmüş oluyorsunuz ki arada ortak bir uzlaşı çizgisi üretme şansı bırakmıyorsunuz. Bunun çok akıllıca olduğunu düşünmüyorum. Uzun vadede Ak Parti’nin Türkiye için anlamı ve öneminin yıpranmasına neden olacak bir adım olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>– Anayasa hep bir üst uzlaşma belgesi ve eşit yurttaşlık sağlamanın teminatı olarak görüldü. Ve o yüzden vesayetçi sistem ve yurttaşlar arasındaki eşitsizlikleri ortadan kaldırması isteğiyle yeni anayasa ihtiyacı vurgulandı. Şimdiki duruma bakarsak hem yapılma biçimi hem de içerik olarak toplumsal ihtiyaçlara uygun bir değişiklikten söz edebilir miyiz?</strong></p>
<p>Gerçekçi olarak bakarsak bu gerçek anlamda bir anayasa değişikliği falan değil. Bu Türkiye’de yürütme erkini elinde tutan parti ve liderinin, kendi hayalindeki yürütme erkini oluşturmak üzere attığı bir değişiklik adımı. Bilindiği üzere de, bir başka partinin desteğinin alındığı noktada hayata geçirildi. Dolayısıyla başka hiçbir şeyi etkilemeden sadece yürütmenin yasama, yargı ve genelde bürokrasi karşısındaki gücünü, etkinliğini, baskısını, ağırlığını arttırmaya yönelik bir adımdan söz ediyoruz. O yüzden de bunu gerçek anlamda reformist bir bağlama oturtamayız. Buna ‘reform’ adını verme şansımız yok. Pratik bir ihtiyaca binaen yapılmış bir düzenleme… Değişikliğin sonucunda gelinecek noktada iktidar alanı daha çok daralacağı, daha az paylaşımcı olacağı için bu değişikliğin hak ve özgürlüklere olumlu anlamda etki etme şansı az ve eski sisteme göre bir ‘gerileme’ potansiyeli ima ediyor. Eski sistem kaotik unsurlara sahip olsa bile, ister istemez etkileşime, bir şekilde karşıtı fikirlerin yan yana gelmesine yol açıyordu. Onların çarpışmasıyla toplum için görünür bir algılar, duruşlar, tezler dünyası ortaya çıkıyordu. Tasarı referandumdan geçerse artık öyle bir şey olmayacak. Çok büyük ihtimalle mecliste çoğunluk partisini elinde tutan ve dolayısıyla yaptırmak istemediği hiçbir şeyi yaptırmayan bir parti olacak. O parti iktidarda hem yargı hem bürokrasi üzerinde yetkin bir biçimde denetim sağlarken, buna karşılık kendisi hiç bir şekilde denetlenemeyecek. Kendisince doğru olan neyse onu yapacak ama hesap vermeyecek.. Kimseye de danışmayacak. Böyle bir modelden hak ve özgürlük genişlemesi çıkma ihtimali pek yok.</p>
<p><strong>– Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin beka sorunu üzerinden temellendirilmesini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye’nin beka sorunu gibi bir meselesi yok. Türkiye’yi hiç kimse bölemez, parçalayamaz. Zaten Türkiye’yi bölmek ve parçalamak istemek bile bir tür geri zekalılık. Büyük devletler olarak görülen ABD ve Rusya’nın, ya da diğer hiçbirinin işine gelmez böyle bir durum. Çünkü böyle güçlü bir ülkenin yaşayacağı krizle, o gücün ortadan kalkmasının yaratacağı kaosla başa çıkmaları mümkün değil. Türkiye’nin bir beka sorunu varmış gibi gösterilmesinin sebebi bir olağan üstü durum atmosferine ihtiyaç duyulması. Bu türden psikolojik ortamlarda olağan üstü çözümlerin zorlanması da daha kolay olabiliyor…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>“SİYASET TOPLUM OLMAYI ENGELLEYEN BİÇİMDE İLERLİYOR”</strong></h4>
<p><strong>– Bu da bizi medyaya getiriyor aslında. Hem reform olarak gösterilmesi hem de bunun  bir beka sorunundan kaynaklandığı gibi algılar medyanın dizaynı ve oradaki savaşlarla ilgili. Medya en temel görevi olan haber vermeyi, iletişimi bırakmış sizin deyiminizle ‘müptezel’ bir propaganda aracı olmuş durumda. Bir yandan da sürekli savaş halinde  Son haftalarda bu savaşlarda çok rahatsız edici bir şekilde hedef seçilen biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Medya, bizzat o medyadan birinin bir zaman önce söylediği gibi, gazetecilerden değil ‘savaşçılardan’ oluşan bir alan. Bu alan büyük çapta ideolojik savaşçıların elinde… Medya toplumsal bilgi üretme, o bilgiyi yayma, kamusal alanda ve devletin iç mekanizmasında yapılmış ve yapılacak olanların bilgisini halka ulaştırma vs gibi çok önemli fonksiyonlara sahip. Ancak şu an medya bunları yapamıyor. Yapmıyor, yapmak istemiyor, yapmaktan çekiniyor… Böyle olduğu zaman demokrasinin çok önemli ayaklarından biri de zaten yok hale geliyor. Sizinle ilgili kararların alındığı bir kamusal alan var ama o alanda gerçekte ne olup bittiğine dair güvenilir bilgiye ulaşamıyorsunuz. Çünkü söz konusu alanı sürekli manipüle eden bir medya anlayışı söz konusu… Kime inanacağınızı bilmiyor, vatandaş olarak daha da yabancılaşıyorsunuz. Ancak kendi içinize kapanarak bir siyasi pozisyon alabiliyorsunuz. Kendi içinize kapanmak ise, çoğu zaman kimliklere kapanmak, yani iletişimsizlik demek… Bu da aslında toplum olmaktan çıkmak demek… Dolayısıyla o çok kullanılan ‘milli’ kelimesinin de altı tamamen boş Türkiye’de. Siz daha toplum olamamışsınız ki, nerede millet olacaksınız. Türkiye’de siyaset, toplum olmayı engelleyen bir biçimde ilerliyor. Medya da bunun en önemli ayaklarından biri.</p>
<p><strong>– Bu sadece medyanın dizaynı edilmesiyle ilgili değil medya çalışanları da isteyerek bu savaşın tetikçisi durumunda…</strong></p>
<p>Bir tarafta talep varsa arz ona göre şekillenir. Böyle bir medya isteniyorsa, ona uygun insanlar medyaya girer ve beklenen davranışları sergiledikleri ölçüde de yükselirler. Ne var ki bu davranış kalıpları sonuçta medyayı bir bütün olarak yozlaştırır. Maalesef bu noktaya Ak Parti içindeki bir değişim dinamiği sonucu geldik. Ak Parti’nin kendine yakın bir medya kurmasının anlaşılır bir nedeni vardı başlarda. Çünkü Ak Parti karşıtı olan medya son derece gayrı ahlaki bir tutum izliyordu. Bununla mücadele etmek için medyada etkin olmak önemsendi ve Ak Parti kendi medyasını kurdu. Ama siz kendi medyanızı kurarken kaliteye, seviyeye dikkat etmek durumundaydınız. Gazeteciliği doğru yaparak başarılı olabilirsiniz ancak. Ama öyle olmadı. Giderek tam tersi oldu ve işin savaş mantığı öne çıktı. O zaman da medyaya bir oportünist dalga girdi. Nabza göre şerbet vererek, pespayeleşerek, gazeteciliği bir tür manipülasyon ve kampanya faaliyetine çevirdi. Şimdi de sanki bu pespayeliğe itiraz Ak Parti’ye itirazmış gibi göstermeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>– Bu durum sadece medya meselesi olarak gösterilebilir mi? Yani savaşın sebebinin siyaset eksenli olduğunu düşünürsek?</strong></p>
<p>Ak Parti kendi niteliklerini kamusal alana taşıyacak yetenekten yoksun şu anda. Ak Parti’nin seviyesinin bu olmadığını 15 yıllık geçmişe doğru bakarak biliyoruz. Ne kadro, ne fikir, ne davranış ve ne de ahlak kalıpları olarak bu değil. Ama şu anda Ak Parti’yi bu dar kadro temsil ediyor ve partiyi her anlamda bir bütün olarak aşağıya doğru çekiyor. Burada sorumluluk Ak Parti’nin kendisinde. İnsanlar sizi suistimal ediyor diye suçlayamazsınız. Suistimale izin vermeyeceksiniz. Eğer veriyorsanız suistimali istiyorsunuz demektir. Maalesef Ak Parti bu seviyesizliğin bedelini yüklenmek zorunda kalacak. Eğer referandum geçmez ise bunun sebeplerinden biri bu durum olacak. Çünkü referandumda kimin ne yapacağı üç aşağı beş yukarı belli… Partilerin oy tabanlarını veri aldığınızda, tüm Ak Partililer oy verse bile ‘evet’ oranı kabaca yüzde 55 oluyor. AK Parti seçmeninde bu taslağı irdeleyen, bunun Ak Parti’ye ve Türkiye’ye zarar vereceğini anlayan ve bu taslağı sözünü ettiğimiz medyanın ne yöntemlerle savunduğunu gören insanların içinden diyelim bir yüzde 15 çıkar ve ‘hayır’ derse ne olacak? Ak Parti’nin 50 puanının 6’sı hayır dese zaten iş bitiyor ve hayır çıkıyor. Böyle bir riski almak bir yandan Ak Parti için kısa vadede bir sorun. Ama onun ötesinde, yukarıda söylediğim gibi, referandumun geçmesi Ak Parti’nin aleyhine bir süreç başlatacak… Benim öngörüm, bu referandum geçerse 2019’a kadar istikrarlı bir şekilde gidilmesi çok zor olur ve 2019’da seçimlerin kaybedilme ihtimali çok artar. Ak Parti kurmayları halen var mı ve bu kurmaylar ne düşünüyor bilmiyorum. Ama benim gördüğüm bu…</p>
<p><strong>– Medyadaki ve haliyle siyasetteki bu duruma biraz da örtülü destekten gelmedik mi? Yani hedef olmayana kadar kimsenin itiraz etmeyişi ya da kendine yakın görmediğinin bu durumu yaşamasından rahatsız olunmaması en önemlisi eleştirel bakışın hiç istenmeyişi  vs…</strong></p>
<p>İnsanlar çekindikleri için ses etmiyorlar. Belki menfaatlerini, işlerini kaybedeceklerini düşünüyorlar. Kendisini Ak Parti’ye yakın gören ve kamuoyunda öyle de görülen birçok kişinin medyada görünür kılınmamalarının ya da seslerinin duyulmak istenmemesinin sebebi başka bir korku. Şu an Ak Parti kendi içinden muhalif bir ses çıkmasından ürküyor. Çünkü o muhalif sesin daha doğru bir içerik taşıyacağından korkuyor. O zaman da eleştirel sesleri duymuyoruz. Pespayelik arttıkça bazı ‘ortada’ duran kişilerin de daha içe kapandığını, seslerini kıstığını görüyoruz. Sonuçta herkes bu seviyesiz medya ortamının etkisinde kalıyor. Buradan olumlu bir sonucun üremesi imkânsız. Olumluluğu sırf referandumun geçmesi olarak tanımlarsanız çok büyük bir hata yapmış olurusunuz. Çünkü bu ‘uğraş’ toplumu AK Parti’nin elinden alıyor şu an.  Toplumun muhtemelen yarısı mecburen Ak Parti’ye oy verecek, çünkü ötekilerin kazanmasını istemiyor. Ama partiye ve liderliğe olan gerçek gönül bağı giderek zayıflıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/">Etyen Mahçupyan Sivil Sayfalar&#8217;a konuştu: &#8220;Siyaset toplum olmayı engelliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 07:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çuhadar]]></category>
		<category><![CDATA[Itır Erhat ve Özlem Zengin]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10838</guid>

					<description><![CDATA[<p>İrlanda'da silahlar bırakılmış ancak toplumsal barış da hala tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Siyasetten sivil topluma ve akademiye pek çok kesim ikiye bölünmüş toplumun ayrışmışlığını ortadan kaldıracak yaklaşımlar ve araçlar geliştirmek için çalışıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="Kuzey İrlanda’dan Türkiye’ye bakmak" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/IEXVOOzVhes?start=160&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Kökeni 1600’lü yıllara dayanan 1970’li yıllarda 500 bin kişinin etkilendiği bir çatışmaya dönen ve 1998’de imzalanan ateşkes anlaşmasıyla silahlı yönü nihayete eren Kuzey İrlanda, şimdilerde iki ayrışmış toplumun gündelik hayatını birlikte örebilmesinin arayışında. Geçmişle yüzleşme, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma kararıyla yaşanacak sınır tartışmaları, ekonomik ve siyasi gelecek ile ilgili kaygıların eşliğinde yürüyen bu çabalarla ilgili hissettiğim ilk izlenim; tıpkı çatışmanın durdurulması için verilen uğraşlar gibi kapsayıcı olduğu ve herkesimin bu konudaki uğraşı kendi politik veya ekonomik çıkarlarının üstünde görebildiği… Devlet kademeleri, siyasiler, sivil toplum ve akademi hepsi elini taşın altına koymuş; barış duvarları denilen ama aslında iki toplumu birbirinden şekilsel olduğu kadar manen de ayrıştıran durumu sona erdirmek için.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10841 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0727.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p>Türkiye’den bir grup akademisyen, siyasetçi ve sivil toplum kuruluşlarından kadınlarla Raoul Wallenberg Enstitüsü ve Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün ev sahipliğinde geçtiğimiz hafta Dublin ve Belfast’a bir çalışma ziyareti gerçekleştirdik. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kadın, barış ve güvenlik kararın uygulanmasına yönelik çalışmalar yürüten Operation1325’in de desteklediği çalışma ziyaretinin bana göre en önemli yönü, hem çatışma hem de barış deneyimini farklı görüşlerden dinleyebilmenin yanı sıra gündelik hayatı deneyimleyebilme imkanı da sunması idi. 5 gün süren ziyarette; çatışma ve barış sürecindeki siyasileri, vaktiyle silahlı çatışmalara katılmış şimdi parlamentoda vekil olanları, anlaşmanın birinci el mimarlarını,  çatışma çözümü için bizzat tabanda örgütlenip barışı ilmek ilmek ören kadınları ve konuyla ilgili hem tarihsel süreçleri hem de geçiş dönemi adaleti konularında çalışmalar yürüten akademisyenleri dinleme fırsatı bulduk. Barışın toplumsallaşması ve çatışmalı yıllarla ilgili rehabilitasyon alanında çalışmalar yürüten sivil toplum örgütlerini ziyaret ettik ve onların mihmandarlığında çatışmanın en yoğun yaşandığı ve şu an barış duvarlarıyla birbirinden ayrılmış mahalleleri gezdik.</p>
<p>Siyasi ve akademisyenler tarihsel süreci ve özellikle de Hayırlı Cuma anlaşmasına giden günleri olabildiğince idealize ederek anlatsa da; dinlediğimiz tanıklıklar bunun tam tersi olduğunu yani barış sürecinin de olabildiğince zorlu geçtiğini ortaya koyuyordu. Bu anlatıların farklılığı bir yandan da çok anlaşılır aslında. Çünkü her tarafın kendince bir bakış açısı var; çatışma ve haliyle barışa yönelik. İRA’ya göre özgürlük mücadelesi, İngiltere’ye baksanız terörist saldırılara karşı halkını koruyan bir devlet bakışı, İngiltere’yle birleşmeyi savunanlar içinse, kendi toplumunu koruyan bir girişim.  Yani herkesin  savaşmak için haklı bir sebebi vardı. Ama taraflar savaşarak bir yere varamayacaklarını gördüklerinde masaya oturmayı da başardılar. Tarihi Hayırlı Cuma anlaşması taraflar dahil kimse için bugün dört dörtlük bir anlaşma olarak değerlendirilmiyor. Ancak herkes çatışmalı yılları geride bırakması yönüyle öneminde de birleşiyor.</p>
<p>1970’lı yıllarda 3 bin 700 kişinin hayatını kaybettiği 40 bin kişinin yaralandığı bir çatışmadan söz ediyoruz. Rakamlar ilk etapta az gelebilir. Ancak bunların coğrafik olarak İstanbul’dan iki kat küçük, nüfus olarak 1, 5 milyon kişinin yaşadığı bir yerde geçtiğini hatırlarsak; bu toplumun çok büyük bir kesimine değen bir çatışma olduğunu görmemiz mümkün. Böyle olması barış masasının kurulmasını kolaylaştırmış; yani aslında taraflar savaşarak; yani kendi mahallesine atılan bombaya karşılık öbür mahalleye bir bomba atarak hiçbir yere varamayacaklarını çok yakıcı bir şekilde görmüşler. Ama bu durum bir yandan da normalleşmenin, geçmişi geride bırakabilmenin önünde büyük bir engel. Kayıplarının sebebinin kim olduğunu, hangi aileden olduğunu bilebilecek bir çatışma ortamının üzerinde yaşıyorlar. Belfast sokakları ölenler için yapılan hafıza mekanları, duvarlarda ölenlerle ilgili grafitiler ve çatışma dönemlerinden kalan militarist yazılamalarla dolu. Barış sürecinin aktörlerinden olan George Mitchell yıllar önce süreçle ilgili şunları söylemişti;&#8221;</p>
<p>“Çatışmalar sırasında ziyaret ettiğim Bosna’da, bir adam, savaşı tarif ederken bana tahrip olan binaları, köprüleri, yolları hızla inşa edebileceklerini ancak bazı şeylerin insanların kafalarında ve kalplerinde tamirinin çok daha fazla zaman alacağını söylemişti. Bu çok uzun zaman alır. Kuzey İrlanda’da bu kuşaklar boyu sürecek. Orada barış genel olarak sağlanmış olsa da, ayrışmış toplum yapısı devam ediyor. İki toplum hala birbirine geçmiş değil. Bence bunun için kuşakların değişmesi, çatışma sürecini hiç yaşamamış kuşakların gelmesi gerekiyor.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10843 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0858.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10842 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/IMG_0732.jpg" width="1300" height="975" /></p>
<p>Duvarlardaki savaş grafitileriyle noel ışıklandırmalarının birbirine karıştığı sokaklarla ilgili hissettiğim;  Belfast’ın hem mekan olarak hem de içindeki insanlarla arafta bir yerde asılı kalmış olduğuydu. Bugün çatışmaları bilmeyen kuşaklar var ancak eğitimden gündelik hayata kadar ayrışmış bir toplumda yaşamaları Kuzey İrlanda için önemli bir sorun olarak duruyor. Ancak yukarıda belirttiğim gibi bu sorun hem siyasilerin hem de toplumun gündeminde ve çözüm arayışları sürüyor.  Kısaca özetlemek gerekirse; Kuzey İrlanda gözlemleri, bize görünenin aksine savaşmanın kolay barışmanın ise daha zor olduğunu ancak tarafların egolardan ve çıkarlardan, ne olursa olsun kazanma isteğinden bir adım geriye gittiğinde en ağır çatışmalarda bile çözümün mümkün olduğunu gösteriyor…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">Çatışmadan barışa Kuzey İrlanda deneyimi izlenimleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
