<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekolojik Tarım arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekolojik-tarim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekolojik-tarim/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Aug 2023 12:34:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ekolojik Tarım arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekolojik-tarim/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Bencil Yaşam Tarzını Besleyen Üretim ve Tüketim Yöntemleri Gıda Sorununu Derinleştiriyor&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/23/bencil-yasam-tarzini-besleyen-uretim-ve-tu%cc%88ketim-yontemleri-gida-sorununu-derinlestiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Aug 2023 12:34:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Buğday Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirsiz Kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirsiz Sofralar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=84998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yılların en sıcak yaz mevsimini yaşıyoruz ve uzmanlar sıcaklıkların giderek artacağını söylüyor. İklim krizi artık kaçamayacağımız bir gündem olarak hayatımızın merkezinde duruyor. İklim krizini artık yakından yaşarken ve hayatlarımız değişirken, bununla ilişkili bir de gıda konusu var. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM), yürüttükleri BİRLİKTE Destek Programı faydalanıcılarından Buğday Derneği ile gıda, iklim krizi, güvenilir gıdaya erişim, doğa dostu üretim ve tüketim alışkanlıkları üzerine konuştu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/23/bencil-yasam-tarzini-besleyen-uretim-ve-tu%cc%88ketim-yontemleri-gida-sorununu-derinlestiriyor/">&#8216;Bencil Yaşam Tarzını Besleyen Üretim ve Tüketim Yöntemleri Gıda Sorununu Derinleştiriyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlk olarak gıda ve iklim arasındaki ilişkiyi sormak isteriz. Bu iki başlık birbiri ile nasıl ilişkileniyor?</strong></p>
<p>İklim krizi, dizginlenemeyen tüketim çılgınlığı ve karbon salımına neden olan üretim yöntemlerinin bir sonucu. Artık hayatımızı doğrudan etkileyen bu kriz gıda üretimini ve gıdaya adil erişimi her geçen gün daha da güçleştiriyor… Topraklar fakirleşiyor, su azalıyor, atalık tohumlar ve biyolojik çeşitlilik geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip oluyor.</p>
<p>Savaşlar, salgın ve iklim krizi, gıda krizinin sadece buzdağının su yüzeyinde olan kısmının fark edilmesini sağladı. Yoksullar geçmişten beri gıdaya erişmekte ciddi sorunlar yaşıyor ve sayıları da her geçen gün artıyor. Türümüzün bencil yaşam tarzını besleyen üretim ve tüketim yöntemleri sorunu derinleştirmeye devam ediyor.</p>
<p>Laboratuvarda üretilmiş etler, topraksız tarım, GDO teknolojileri, vitamin hapları… Üretim ve tüketim yöntemlerimizi; gıda ve onu etkileyen tarım, enerji, ekonomi, bayındırlık, kentleşme ve kırsal yaşam gibi pek çok alanda uygulanan politikaları bir an önce dönüştürmemiz şart…</p>
<p>Bunun için de önce gıda ile kurduğumuz ilişkiye yeniden bakmamız; parasal, sosyal, ekolojik maliyetleri de katarak gıdamızın maliyetini yeniden masaya yatırmamız ve gıdaya erişimi güçleştiren nedenlerin sadece savaşlar ve ekonomi olmadığı gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor.</p>
<h3>&#8216;Gıda Üretimi İklim Krizinin Hem Nedeni Hem de Kurbanı&#8217;</h3>
<p>Bir yanda açlığın diğer yanda israfın yaşandığı günümüzde yaşadığımız çelişkilerden biri de gıda üretiminin iklim krizinin hem nedeni hem de kurbanı olması. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC Raporu’na göre, toplam sera gazı emisyonlarının %21-37’si mevcut gıda sistemine atfedilebilir. Yani iklim krizinin öncelikli nedenlerinden biri olan gıda sisteminin paydaşları, aynı zamanda iklim değişikliğinin neden olduğu afetlerle de başa çıkmak<br />
zorunda.</p>
<p>Sürdürülebilir Toprak Yönetimi, Permakültür, Toprak Besin Ağı Çiftçiliği, Bütüncül Planlı Otlatma, Onarıcı Tarım, Koruyucu Tarım, Koruyucu Toprak İşleme, Ekim Nöbeti, Tarımsal Ormancılık gibi yaklaşımlar arasında bazı yöntem ve teknik farklılıklar olsa da hepsi temelde sürdürülebilir, adil, ekolojik ve sağlıklı olma kriterlerini esas alıyor.</p>
<p>Tasarruflu su kullanımı, yağmur hasadı, azaltılmış toprak işleme ya da toprak işlemesiz tarım, bütüncül otlatma, kompost uygulamalarıyla toprağın iyileştirilmesi, üreticiden tüketiciye aracısız erişim sistemleri gibi agroekolojik yöntemler, kısa ve uzun vadede iklim değişikliğinin etkilerini azaltabilir.</p>
<p>Bu iyileştirici yöntemler konusunda çiftçilerin bilgilendirilmesi, uygulayanların teşvik edilmesi, bu yöntemlerin yaygınlaşmasını sağlayacak. Bu yöntemlerin yaygınlaşması da toprak, su varlığı ve biyolojik çeşitliliğin korunmasıyla birlikte gıdaya adil erişim, kırsal geçim kaynaklarının çeşitlenmesi ve iklim krizine dirençli sistemler anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Siz uzun yıllardır tarımsal alanların korunması ve ürün yetiştirme süreçlerinde kimyasalın yasaklanması için savunuculuk faaliyeti yürütüyorsunuz ve &#8220;ekolojik tarım dünyayı doyurabilir&#8221; diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Bu nasıl mümkün kılınabilir?</strong></p>
<p>Araştırmalar dünyada 8 milyar insanı sağlıklı besleyecek kadar gıda üretildiğini gösteriyor. O zaman neden 800 milyondan fazla insan açlık çekiyor ve 2,3 milyar insan yetersiz beslenme sorunu yaşıyor?</p>
<p>Sorunun üç temel nedeni var: Birincisi gıda paylaşımındaki adaletsizlik. 2017’de ortalama et tüketimi ABD’li bir kişi için 124 kilo, bir Avrupalı için 80 kilo, Türkiyeli için 40 kilo, bir Nijeryalı için 10 kilo civarındaydı. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) raporlarına göre, yetersiz beslenen insanların sayısının en fazla olduğu yerler Güney Asya ve Sahra’nın güneyi olmak üzere Afrika.</p>
<p>İkinci neden, gıda israfı. Burada söz konusu olan israf evlerde çöpe giden gıdalar değil. Her yıl yetiştirilen gıdanın üçte biri, yani yaklaşık 1,3 milyar ton gıda tarladan tezgâha giden yolda heba oluyor. Gelişmekte olan ülkelerde, kaybın %40’ı hasat ve işleme aşamalarında; gelişmiş ülkelerde ise aynı oran, tüketim aşamasında meydana geliyor.</p>
<p>Üçüncü neden, gıda olarak sunulan ürünlerin besleyici özelliğini yitirmiş olması, yani suni ya da bir başka deyişle &#8220;&#8230;mış gibi” gıdalar… Tarımda kullanılan sentetik kimyasallar ve katkı maddeleri yiyeceklerdeki besleyicilik özelliğini geri plana iterken yetersiz beslenme kaynaklı sağlık sorunlarına neden oluyor.</p>
<p>Araştırmalar, dünya üzerinde üretilen tarım ve gıda ürünlerinin dünya nüfusunu beslemeye yetecek miktarda olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de de var olan tarım arazilerin sadece yarısıyla 80 milyonluk nüfusumuzu ekolojik / zehirsiz tarım ürünleriyle beslemek mümkün. Geri kalan %50 ise meralar ve hayvansal üretim için kullanılabilir. (Y. Demir, B. Aslan, Organik Tarım Türkiye’yi Besler)</p>
<blockquote><p>Dünya nüfusunun beslenebilmesi için, mevcut tarım arazilerinin sadece %60&#8217;ında ekolojik üretime geçilmesi yeterli.</p></blockquote>
<p>Ortaya konan veriler sorunun; hatalı politika, planlama ve uygulamalarla birlikte, aşırı tüketim, hatalı beslenme, merkezi sistemlerin neden olduğu lojistik ve saklama sorunları, çiftçilerin giderek artan maliyetler karşısında üretimden vazgeçmeleri, geniş alanlarla tek tip ürün yetiştirme ve azalan biyo çeşitlilik, toprak, su kirliliği, iklim krizi sonucu yaşanan afetlerin yol açtığı ürün kayıpları ile savaşların gıda üretimi ve erişiminde neden olduğu sıkıntılar gibi çok yönlü olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Var olan endüstriyel tarım üretim modelinin tüm sorunları göz önüne alındığında agroekoloji, doğal varlıkların ve sosyal dengelerin korunmasına dayanan sürdürülebilir bir tarım modeli olduğu kadar, sağlıklı ürüne adil erişim ve kırsalın ekonomik, sosyal ve kültürel refahını sağlayacak bütüncül bir model olarak çözümler sunuyor.</p>
<p>Gıda sistemlerinin ekolojik açıdan duyarlı, ekonomik açıdan uygulanabilir ve sosyal açıdan adil olacak şekilde dengelenmesini amaçlayan agroekoloji, sosyal adaleti teşvik ederek ve kültürel kimlikleri besleyerek kırsal yaşamı güçlendiriyor. Doğal varlıkları koruyup geliştirirken dirençli ve istikrarlı üretim sistemleri oluşturan agroekoloji, çiftliklerin ve tarım arazilerinin çeşitlendirilmesi, doğal biyobozunur girdiler için kimyasal girdilerin ikame edilmesi, biyolojik çeşitliliğin optimizasyonu ve farklı tarımsal ekosistem türleri arasındaki etkileşimlerin uyarılmasını ele alıyor.</p>
<p>Araştırma kuruluşu FiBL (Research Institute of Organic Agriculture), bu konuyu inceleyerek, tüm tarım alanlarında organik üretime geçilirse, 2050’de sonucun ne olacağını ortaya koydu. Pek çok araştırma kuruluşunun işbirliğiyle gerçekleşen incelemeye göre, tamamlayıcı bazı faktörlerle birlikte, organik tarım dünyayı doyurabilir. Hatta dünya nüfusunun beslenebilmesi için, mevcut tarım arazilerinin sadece %60&#8217;ında ekolojik üretime geçilmesi yeterli.</p>
<p>FiBL&#8217;e göre bunun gerçekleşmesi için hayvansal ürün tüketiminin ve yetiştirilen hayvan sayısının, dolayısıyla yem üretimi ve israfın da azalması gerekiyor. Dünyada gıda israfının boyutları, et üretim ve tüketiminin nüfusa oranla daha hızlı artması ve gelişmiş ülkelerdeki beslenme ihtiyacından fazla et tüketilmesiyle ilgili veriler göz önüne alındığında ”hayvansal üretimdeki azalış”ın sadece planlamayla ilgili değil, temelde ahlaki ve adalet anlayışıyla ilgili<br />
bir dönüşüm gerektirdiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İnsan Hakları Konseyi Otuz Dördüncü Toplantı, Gıda hakkı Özel Sözcüsü’nün raporuna göre ”Günümüzde yaygın olarak kullanılan ve kullanılmaya devam edeceği öngörülen pestisitler, insan sağlığı ve çevreye tüm dünyada zarar vermektedir. Böylesine yaygın, bazı durumlarda gereksiz biçimde tüketilen ve çeşitli insan haklarını ihlal eden pestisitlerin kullanımını azaltacak alternatifler mevcuttur ve daha da geliştirilebilir. Birçok yerde artan organik tarım uygulamaları, daha az veya hiç pestisit kullanmadan çiftçilik yapmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Araştırmalar, agroekolojinin tüm dünya nüfusunu besleyebileceği ve yeterli besin değerini sağlayabileceğine işaret etmekte.”</p>
<p><strong>Gıda başlığında obezite, gıda israfı, sağlıklı gıdaya erişim birbiriyle ilişkili sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Buradan hareketle gıda güvenliğini de konuşmak isteriz. İlk olarak gıda güvenliği nedir ve nasıl sağlanır?</strong></p>
<p>Gıda güvenliğini oluşturan temel öğeler; bulunabilirlik, erişilebilirlik, güvenilirlik-kalite ve istikrar olarak sıralanıyor. Yeterli miktarda uygun kaliteli gıdanın yerel üretim veya ithalat ile mevcut olması durumu bulunabilirliği; bireylerin besleyici gıdaya ulaşabilmesi için yeterli satın alma gücüne ve imkânlarına sahip olması erişilebilirliği; yeterli beslenme, temiz su, hijyen ve sağlık hizmetleri ile tüm fizyolojik ihtiyaçların karşılandığı sağlıklı beslenme durumu güvenilirlik-kaliteyi ve son olarak nüfus, hane veya bireyin her zaman yeterli miktarda gıdaya ulaşabilmesi durumu da istikrarı tanımlıyor. Bunlardan sadece birinin bile eksik olması gıda güvenliğinden yoksun olmak anlamına geliyor. Gıda güvenliği sağlıklı tohumdan, temiz toprak suya, temiz enerjiden, adil ticarete, dayanışmacı ortaklıklardan gıdasının sorumluluğunu taşıyan tüketici ve topluluklara kadar farklı alan ve boyutları içeriyor. Temiz<br />
toprak ve su olmadan sağlıklı gıdalar yetiştirmek imkansız olduğu gibi yerel üretim-yerel tüketim mekanizmaları kurulmadan da gıda sisteminin iklim krizindeki etkisini azaltmak mümkün değil.</p>
<p>Küresel Gıda Güvenliği Endeksi’ne göre Türkiye’nin sıralaması ortalamanın üzerinde yer alıyor. Buna rağmen Türkiye’deki yüksek gıda enflasyonu, Türk lirasının değer kaybetmesi, Türkiye’de üretilen ürünlerin yurt dışından ithal edilmesi, özellikle küçük çiftçilerin girdi maliyetlerini karşılayamayarak üretimden vazgeçmesi, kırsal nüfusun kentlere göç etmesi, tarımsal üretimi ciddi boyutta etkileyen kuraklık, su stresi, erozyon ve aşırı hava olayları gibi<br />
sorunlar Türkiye’nin en önemli gıda güvenliği risklerini oluşturuyor. Bu etkilerin yanı sıra Türkiye’nin nüfusunun son 20 yılda 20 milyon artması sonucu gıda talebi artarken tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması ve giderek küçülmesi de arz-talep dengesini olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Kentlerde yaşayanlar, büyük bir kırsal nüfusa sahip ülkelerde bile gıda arzının %70’in tüketiyor. Plansız şehirleşme ve giderek hızlanan tüketime odaklı yaşamlar, sağlıklı gıdaya erişim problemlerinden, karbon salımını artıran ve hareket serbestisini kısıtlamakla birlikte aşırı şişmanlık ve obeziteyi destekleyen bir dizi sorunun kaynağı olabiliyor. Öyle ki, artık daha fazla insan alışverişe arabalarıyla gidiyor, evde yemek pişirmek yerine hazır gıdalara yöneliyor ya da restoranların, yemekhanelerin sunduğu yiyecekleri sorgulamadan yemek zorunda kalıyor, gıdanın nerede ve nasıl yetiştiğinden bihaber çocuklar yanlış beslenme alışkanlıkları geliştiriyorlar. Ambalajın üzerindeki bilgilerle yetinen tüketicilerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla!</p>
<h3>&#8216;Yerel ve Kendine Yeten Döngüsel Üretim Sistemlerinin Benimsenmesi Gerekiyor&#8217;</h3>
<p>Bu noktada merkezileşme ve gıdanın uzun mesafeler kat ederek kentli tüketiciye ulaşması, kent nüfusunun artmasıyla doğru orantılı olarak tırmanan gıda güvensizliği sorununu karmaşık hale getiren olgulardan biri. Gıdanın ve tarımsal girdilerin kilometrelerce öteden, hatta yurt dışından döviz ödenerek tedarik edilmesi, üretici ile tüketicinin arasındaki mesafenin giderek açılmasına ve aracı payları nedeniyle ürünün fiyatının artmasına neden<br />
oluyor. Bu sorunlara neden olan merkezileşmenin yerine yerelleşme ile birlikte olabildiğince kendine yeten döngüsel üretim sistemlerinin benimsenmesi hem karbon salımının azalması, hem de çok fazla aracının devreden çıkararak fiyat avantajının sağlanması hem de denetim mekanizmalarının daha iyi işlemesi gibi çözümleri beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bütün bu karmaşık sorunların çözümü için, gıda üretim sistemlerinde köklü dönüşümlerden tüketimlerimize yön veren yaşam tarzı değişikliklerine kadar çok yönlü bir anlayış değişikliğine ihtiyaç var. Sadece üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi azaltarak yerel üretim-yerel tüketim sistemleri kurmak bile gıdaya erişim, karbon emisyonunun azaltılması, tüketici denetim mekanizmalarının işletilmesi, tüketici ihtiyaçlarına yönelik üretim planlamasının yapılması, israfın azaltılması gibi pek çok yarar sağlayabilir.</p>
<p><strong>Uzunca bir süredir Zehirsiz Sofralar Platformu ile birlikte tarımsal üretimde kullanılan pestisitlere karşı da bir mücadele yürütüyorsunuz. Bu mücadelede başladığınız &#8220;Zehirsiz Kampanya&#8221; döneminde 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasaklandı. Peki, son durum nedir? Biraz bize bu platformu ve son dönemlerdeki çalışmalarınızı anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Zehirsiz Sofralar Platformu olarak “Tüm Canlılar için Zehirsiz Sofralar” ve “Zehirsiz Kentler İçin Harekete Geç” sloganları ile başlattığımız iki büyük kampanya var. Avrupa Birliği tarafından Sivil Toplum Diyaloğu V Programı kapsamında finanse edilen ve Avrupa Pestisit Eylem Ağı ortaklığında yürüttüğü “Zehirsiz Sofralar” projesi 2019’da başladı.</p>
<p>AB üyelik sürecinde AB’deki yasaklamalara paralel olarak 223 pestisit aktif maddesi yasaklandı. Bunlardan 37 tanesi ise Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği olarak yürüttüğümüz Zehirsiz Sofralar Projesi döneminde Zehirsiz Sofralar Platformu olarak yürütülen kampanya sürecinde gerçekleşti. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen 13 aktif madde ivedilikle ama kademeli olarak tamamının yasaklanmasını talep ediyoruz. Ne yazık ki bu 13 maddenin bile kampanya sürecinde sadece 5 tanesini yasaklanmasını sağlayabildik. Türkiye yasaklamalarda ağırlıklı olarak AB’yi<br />
takip ediyor ama kendi şartları veya AB’ye ihraç olmayan ürünler ve ilgili pestisit aktifleri gözetilerek süreçler AB’ye göre geriden geliyor.</p>
<p>Avrupa Pestisit Eylem Ağı (PAN Europe) ortaklığı ve Zehirsiz Sofralar Platformu iş birliğiyle, 1 Nisan 2021’de başlayan ve AB Sivil Toplum Diyaloğu Programı VI kapsamında desteklenen “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesi ile de kentlerde başta yerel yönetimler tarafından kullanılan pestisitler ve pestisitler ile aynı aktif maddeleri içeren ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan biyosidal ürünlerin benzer biçimde kullanımının sınırlandırılmasını ve kademeli olarak alternatif doğa dostu yöntemlere geçilmesini talep ettik. Bu kapsamda da öncü belediyelerimiz iyi niyet belgelerini imzalayarak belirli taahhütlerde bulundular. Aynı zamanda halk sağlığı alanında çalışma yürüten çeşitli STK’lara danışmanlık ve halk sağlığı kongrelerine destek sağlamak da platformun faaliyetleri arasında.</p>
<p><strong>Son olarak gıda ve iklim kriziyle mücadelede büyük ölçekli adımların atılması gerektiği bilgisiyle ve devletlere düşen görevleri vurgulamakla birlikte bu krizlerle mücadele konusunda bireyler ya da küçük topluluklar ne yapabilirler? Sürdürülebilir tarım ve gıda sistemlerinin oluşturulabilmesi için bizler ne yapabiliriz?</strong></p>
<p>Tasarruflu su kullanımı, yağmur hasadı, azaltılmış toprak işleme ya da toprak işlemesiz tarım, bütüncül otlatma, kompost uygulamalarıyla toprağın iyileştirilmesi, üreticiden tüketiciye aracısız erişim sistemleri gibi agroekolojik yöntemler, kısa ve uzun vadede iklim değişikliğinin etkilerini azaltabilir.</p>
<p>Sürdürülebilir gıda sistemlerine geçilmesi çevresel, toplumsal ve sağlıkla ilgili maliyetleri azaltmanın yanı sıra her kesimin madden sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlayacaktır. Seçimlerimiz geleceğimizi belirler. Sistemsel dönüşümler, tüketici talepleriyle doğrudan ilgilidir. Yapacağımız seçimler ve taleplerimizle üretim yöntemlerinde değişimi hızlandırabilir, böylelikle ekolojik ve adil bir dönüşüme destek olabiliriz.</p>
<p>Beslenme tarzlarından alışveriş alışkanlıklarına kadar yaşam tarzımızda yapılacak değişiklikler de gıda sistemlerinin gezegenin sınırlarını dikkate almasında önemli bir araç olabilir. Organik ve agroekolojik yöntemlerle yetiştirilmiş gıdalarla beslenmek, et tüketimini azaltmak, yerel tohumlardan yaşadığımız bölgede üretilmiş gıdaları tercih etmek, içeriğinde ne anlama geldiğini bilmediğimiz pek çok kimyasal bulunan hazır gıdalardan mümkün<br />
olduğunca kaçınmak, yerel üreticilerden alışveriş yapmak, atıksız mutfak uygulamalarına geçiş, dayanışma için örgütlenmek (kooperatifler, gıda toplulukları vb), konuyla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşlarını destekleme dönüşüm için ciddi anlamda fark yaratacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/23/bencil-yasam-tarzini-besleyen-uretim-ve-tu%cc%88ketim-yontemleri-gida-sorununu-derinlestiriyor/">&#8216;Bencil Yaşam Tarzını Besleyen Üretim ve Tüketim Yöntemleri Gıda Sorununu Derinleştiriyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Üretimini Teşvik Etmeliyiz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/28/guvenli-gida-icin-yerel-gida-uretimini-tesvik-etmeliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2022 09:11:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel tarım]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[karbon ayak izi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenli gıdaya erişim konulu dosyamızın ikinci ve son kısmında EkoHarita ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği’ni ağırlıyoruz. İki oluşum da iklim krizinin önüne geçmek, herkes için güvenli gıdaya erişim için yerel gıda üretiminin öneminde hemfikir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/28/guvenli-gida-icin-yerel-gida-uretimini-tesvik-etmeliyiz/">&#8216;Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Üretimini Teşvik Etmeliyiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Endüstriyel tarım yöntemleri yerine ekolojik tarım, karbon ayak izi yüksek gıda ağları yerine de yerel üretimlere imkan sunulması, hem gezegenimiz hem de insan nüfusunun devamlılığı için büyük önem taşıyor. EkoHarita’nın kurucularından Alper Can Kılıç ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Genel Sekreteri Özge Çiçekli ile güvenli gıdaya erişimin yolları konuştuk. Gerek Kılıç gerekse Çiçekli, yerel kooperatiflerin, ekolojik tarımın gücüne ve tüketicinin organik gıdaya dair bilincinin artmasının önemine vurgu yapıyor. </span></p>
<h5><b>EkoHarita: Gıda Politikamızı Yerel Üretime Döndürmeliyiz</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">EkoHarita ekolojik yerleşkeler, eko-turizm ve kamp noktaları, kent bostanları, ekoloji müzelerini, alternatif ekonomi sistemi ve benzeri tüm ekolojik girişimleri haritalandıran bir proje. Bunlara ek olarak projeye ait sitenin içinde mini bir sosyal ağ, bir forum, bir gazete, bir etkinlik takvimi, bir link bankası, kitap/film/belgesellere ulaşabileceğiniz bir koleksiyon da bulunuyor. Ekoharita projesinin sürekliliğini sağlayabilmek için <a href="https://www.patreon.com/ekoharita" target="_blank" rel="noopener">Patreon</a></span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.patreon.com/ekoharita"> hesabı</a> yoluyla katkıda bulunmak mümkün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-79788 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/alper-can-kilic-640x480.jpg" alt="Alper Can Kılıç" width="323" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/alper-can-kilic-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/alper-can-kilic.jpg 960w" sizes="(max-width: 323px) 100vw, 323px" />EkoHarita’nın kurucularından Alper Can Kılıç, projelerinin amacını şu sözlerle ifade ediyor: “Temel olarak EkoHarita’nın amacını &#8216;bilgiyi özgürleştirmek ve dayanışmayı güçlendirmek&#8217; olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda pek çok kampanyaya, etkinliğe, çalıştaya, oluşuma iletişim yönünde destek vermiş olmakla birlikte, pek çok bilginin organizasyonunda ve filtrelenerek kullanılabilir hale getirilmesi konusunda da gönüllü hizmet verdiğimizi söyleyebiliriz. Projelerimizi kendi yürüttüklerimiz ve paydaş olduklarımız olarak ikiye ayırabiliriz. Yaptığımız işleri sıralayacak olursak; </span><span style="font-weight: 400;">“</span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/toplulukdesteklitarim/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Topluluk Destekli Tarım Ağı</span></a><span style="font-weight: 400;">” gıda egemenliğine yönelik oluşumları bir araya getiren ve kronolojik olarak bir bilgi bankası özelliği de taşıyan bir proje, “</span><a href="http://www.ekotopluluk.org" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">EkoTopluluk</span></a><span style="font-weight: 400;">” gıda topluluklarının kurulumunu kolaylaştıracak bir araç olarak kaynak buldukça üzerinde çalıştığımız fakat henüz tamamlayamadığımız bir yazılım projemiz, “</span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/doga-yolun-olsun/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Doğa Yolun Olsun</span></a><span style="font-weight: 400;">” ekolojik yaşama ve permakültüre dair etkinlikler gerçekleştirdiğimiz, aktarımlar ve söyleşiler yaptığımız projelerimiz, “</span><a href="https://www.ekopedi.org" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Ekopedi</span></a><span style="font-weight: 400;">” ekolojik temelli bir wiki çalışması, “</span><a href="https://www.ekoharita.org/dayanisma-topluluklari-ve-aglari/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Dayanışma Toplulukları ve Ağları</span></a><span style="font-weight: 400;">” korona döneminde kriz anlarına yönelik yerel destek birimlerine ve dayanışma ağlarına erişimi kolaylaştırmak amacıyla başlattığımız bir listeleme çalışması ve “</span><a href="https://www.ekoharita.org/ekoloji-haritasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Ekoloji Haritası</span></a><span style="font-weight: 400;">” projemizden bir önceki paragrafta bahsetmiştik. Bunun dışında </span><a href="http://zehirsizsofralar.org/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Zehirsiz Sofralar</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.zehirsizkentler.org" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Zehirsiz Kentler</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.change.org/p/avc%C4%B1l%C4%B1k-tamamen-yasaklans%C4%B1n-hayvanlarya%C5%9Famakistiyor-avc%C4%B1l%C4%B1kcinayettir-tctarim-milliparklar" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Avcılık Yasaklansın</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi paydaş olarak dahil olduğumuz projeler ve kampanyalar bulunuyor.” </span></p>
<h5><b>&#8216;Üretici ve Tüketici Arasındaki İlişki Sağlamlaşmalı&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, güvenli gıdaya erişimin herkes için sağlanmasının iki taraflı bir görev olduğu görüşünde. Kılıç’a göre insanlar gıda toplulukları kurmadıkları, gıda toplulukları çoğalmadığı ve iletişim halinde yapılara dönüştürülmediği sürece toplumsal temsiliyeti olan bir yapı haline de gelmeyecek. “Üreticilerin bir süre sonra üretimlerini devam ettirebildiği, ürünlerini satabileceği, riski paylaşabileceği kişilere ulaşmış olmanın güvencesi ve rahatlığını elde etmeleri, diğer üreticilerle de ilişki kurarak deneyim paylaşımlarında bulunabilmeleri mümkün olacak” diyen Kılıç, üreticilerin refah durumundaki iyileşmelerin doğal üretim yapan üreticileri de cesaretlendireceğini ve yeni üreticilerin ortaya çıkmasını teşvik edeceğini belirtiyor. Kılıç, tüketiciye düşen görevi ise tüketicilerin gerçekten güvenerek tüketebilecekleri ürünleri üreten üreticileri bulması ve bir süre sonra iletişimini geliştirerek aynı güven ilişkisi yoluyla kendi kriterlerine uygun üreticilerle bağ kurarak güven ağını oluşturması şeklinde açıklıyor.</span></p>
<h5><b>&#8216;Güvenli Gıdada Yeni Nesil Kooperatiflerin Önemi Büyük&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, güvenli gıdanın  yerleşik olabilmesinde yeni nesil kooperatiflerin önemine vurgu yapıyor ancak Türkiye örneğinde kooperatif oluşumlarının çok yeni olduğunu ve fazla sorumluluk yüklemenin yorucu olabileceğine de dikkat çekiyor: “Şu aşamada kooperatifleri belki bu açıdan doğrudan sorumlu görebilir sorgulayabiliriz fakat bu da yeni filizlenen bu oluşumlara biraz fazla yük yüklemek olacaktır. Yeni nesil kooperatifler özellikle son 4-5 yıldır yatay bir şekilde gelişmeye ve örneklerini çoğaltmaya devam ediyor. Bu bağlamda bu kooperatiflere tamamen kendi ayakları üzerinde durup koşmaya başlayana kadar çok fazla sorumluluk yüklemek yorucu olabilir. Kooperatiflerdeki çoğu gönüllü ya da çalışan da yine gıda toplulukları veya benzer, adı gıda topluluğu olmayan, gıdaya erişmeye çalışan grupların içerisinden çıkıyor. Bu kişiler bunu sistematikleştirerek kurumsal bir yapıya dönüştürüyor, etkisini arttırmak istiyor. Kooperatifler sistemde etik temelli üretim yapan üreticiler için ürünlerini hak ettiği değerde/ücrette satın alarak ulaştırabileceği tüketicilere, araya sadece adil bir katkı payı koyarak ulaştırıyor ve erişim kolaylığı sağlıyor. Üretici bu imkana ulaştığında üretimini olduğu gibi, hatta üretim şeklini daha iyiye evrilterek ve çevresine örnek olarak sürdürmeye devam edebiliyor. Bu da sistemi iyileştiriyor. Siz de gidip bir tüketici olarak kooperatiften alışveriş yaptığınızda, apartmanınızda ya da mahallenizde bir gıda topluluğu kurduğunuzda ya da olana katıldığınızda bu zincire destek olmuş oluyorsunuz. Bu sebeple herkesi <a href="https://www.ekoharita.org/projeler/toplulukdesteklitarim/" target="_blank" rel="noopener">Topluluk Destekli Tarım Ağı</a> projemiz </span><span style="font-weight: 400;">yoluyla haritamıza göz atarak yakınındaki gıda topluluğuna katılmaya, kooperatiflerden alışveriş yapmaya davet ediyoruz. Buğday Derneği’nin yürütücülüğünü yaptığı kardeş proje www.gidatopluluklari.org adresinden de çevrenizdeki gıda topluluklarını bulmak için hazırlanan listeye göz atabilirsiniz.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Yerel Beslenmeye Hobi Bahçeciliğinden Öte, Çok Daha Ciddi Şekilde Eğilmeliyiz&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, idealinde yerel tüketmenin en sağlıklı ve en ekolojik yol olduğunu ancak mega kentlerin buna olanak sağlamadığını söylüyor. Yerel beslenme imkanlarının artırılması, Kılıç’a göre başta iklim krizi, dünyayı bekleyen tüm tehlikelere karşı öncelikli olarak ele alınması gereken bir mesele: “Belki gelecekte kent bahçelerinin ve bostanlarının çoğalması daha yakın bölgelerden ve kent çeperinden gıdamızı temin etmemize olanak sağlayacak. Ben bu konuya artık ciddi şekilde eğilmemiz, hobi bahçeciliğinden öte projelerle desteklememiz ve yerel yönetimlerin de bu konuda gözünü açmaları gerektiğine inanıyorum. Bir taraftan mega projelerle yok edilen kent çeperindeki tarım arazileri, bir taraftan belediyelerin ve politikacıların umursamazlıkları, rant sevdaları yüzünden yok olan kent bostanları, bir taraftan yaklaşan gıda krizi, hepsini bir araya getirince karamsar bir tablo çıkıyor ortaya. O sebeple bulduğumuz tüm tohumları, etrafımızda bulduğumuz en ufak toprak parçasına dahi ekip, ağacımızı, sebzemizi kentte de yetiştirmemizin vakti geldi de geçiyor. ÇEKÜL Vakfı’nın da ısrarla vurguladığı gibi, acil durumlarda bizi ayakta tutabilecek dayanıklı kentlere sahip olmak istiyorsak bu konuyu da bir an önce hayatlarımızda eylemsel olarak ön plana almalıyız. Aksi takdirde dışa bağımlı gıda politikalarımızla toplumun belirli bir katmanına bir gün gıda erişiminin sağlanamaması, kriz durumlarını atlatamamız ve korkutucu başka senaryolar bizi bekliyor olabilir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, ekolojik tarımın dünyanın gıda talebini hep karşılayabilecek güçte olduğunu, halihazırda büyük bir kısmını karşıladığına dikkat çekerek “Gıda krizinin temeli ekolojik tarım ya da tarımda verim düşüklüğü değil, gıda krizi aslında yaratılan bir kriz, kıtlık korkusuyla insanların ikna edildiği ve endüstriyel tarım kıskacına sürüklendiği günden bugüne o korkuyu körükleyerek zihinlerimize işlenmiş bir kriz. Bunu yapan zehir tüccarları, tohumların genetiğiyle oynayanlar, sonrasında da bu tohumları ve zehirleri bir arada satarak hem çiftçiyi borçlandıranlar hem de kanser edenler aynı kişiler. Daha sonra gidecekleri hastaneleri de bu hastanelerde satılan ilaçları da üretenler aynı mega şirketler. O yüzden bu mesele sadece gıda meselesi değil yaşam meselesi ve hepimizi ilgilendiriyor. Küçük çiftçi yok olursa, sağlığımız yok olur, geleceğimiz yok olur” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, son olarak bağımsız bir araştırma oluşumu olan ETC Group’un yayınladığı  ‘Bizi Kim Doyuracak?’ adlı kitapçıktan alıntıyla endüstriyel gıdayla ekolojik tarımı kıyaslıyor: ‘Endüstriyel gıda zincirinin tarımsal kaynakların %75’inden fazlasını kullanarak dünya nüfusunun %30’undan daha azına yiyecek sağladığını, oysa köylü tarımının kaynakların %25’inden daha azını kullanarak dünya nüfusunun %70’inden fazlasını beslediğini biliyor muydunuz? “Bizi Kim Doyuracak?” kitapçığı, şimdi olduğu gibi gelecekte de gıda güvencemizi sağlayacak olanın, gezegeni ekolojik ve sosyal krizlerden koruyacak olanın şirket tarımı ve pazarlama zincirleri değil, küçük ölçekli agroekolojik üretim ve dağıtım ağları olacağını açıkça belgeliyor.’ </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitap görsel uyarlamalarıyla birlikte Özgürel Başaran, Ceyhan Temürcü ve Ayşe Gökçe Bor tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. Kitaba <a href="https://www.ekoharita.org/project/bizi-kim-doyuracak/" target="_blank" rel="noopener">bu</a></span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.ekoharita.org/project/bizi-kim-doyuracak/"> linkten</a> ulaşmak mümkün. </span></p>
<h5><b>Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği: Organik Tarıma Yönelik Bilinç Artırılmalı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO), Türkiye’de ekolojik tarımın bir şemsiye organizasyon altında hızlı ve sağlıklı gelişimini sağlamak amacıyla üretici, tüketici, işleyici, tüccar, kontrolör, araştırıcı ve teknik elemanların katılımıyla 1992 yılında İzmir’de kuruldu. Dernek kurulduğu günden bu yana, ekolojik tarımın farklı alanlarında çok sayıda eğitim, seminer, konferans, sempozyum ve panel düzenlemiş, eğitim materyalleri hazırlamış, özellikle hassas alanlarda organik tarımın benimsenmesine ve kapasite geliştirmeye yönelik birçok ulusal ve uluslararası proje yürütmüş veya proje ortağı olarak görev almış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-79789 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/ozge-cicekli-640x902.jpg" alt="Özge Çiçekli" width="231" height="326" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/ozge-cicekli-640x902.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/ozge-cicekli.jpg 697w" sizes="(max-width: 231px) 100vw, 231px" />ETO Genel Sekreteri Özge Çiçekli organik tarımın genel tarım üretimindeki payının artması için bu yönde bilincin artırılması gerektiği görüşünü savunuyor: “Organik tarımın genel tarım üretimindeki payını arttırmak için öncelikle üretici ve tüketicilere organik üretimin konvansiyonel üretimden farkının doğru bir şekilde anlatılması önemlidir. Organik ürünlerin üretilmeleri sırasında insan sağlığı ve çevreye hiçbir olumsuz etkisinin bulunmadığı aksine organik tarım ile üretilen ürünlerin şeffaf, izlenebilir ve güvenilir bir sistem ile üretildiği anlatılmalıdır. Bunun için kamu spotlarının hazırlanarak yayınlanması, Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak ilköğretim okullarına yönelik projeler yapılmalıdır.” </span></p>
<h5><b>&#8216;Organik Tarımda Deneyimsizlik ve Desteklerdeki Tutarsızlıklar Sorun Yaratıyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Çiçekli’nin verdiği bilgiye göre Türkiye’de 19 adet tamamen organik ürünlerin satışlarının gerçekleştiği organik pazar bulunuyor. Çiçekli; “Organik tarımın iç pazarının gelişmesi sürdürülebilir bir dış pazar getireceğinden iç pazarların geliştirilmesine ve sayılarının arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılması önemlidir” diyor.  Çiçekli’ye göre organik ürünlerin pazarlanmasındaki en büyük sorun kavram karmaşası: “Piyasada doğal, natürel, bioorganik vb. sertifikası olmayan birçok ürünün organik imajıyla satıldığı ve tüketicileri yanlış yönlendirdiği izlenmektedir. Tüketicilerin açıkta alacakları organik ürünler için sertifika talep etmeleri, paketli ürünlerin etiketlerinde ise mutlaka Tarım ve Orman Bakanlığı organik ürün logosu ile Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşlarının logosu ve kuruluş kod numarasını aramaları gerekmektedir.” Çiçekli, organik tarım yöntemine yönelik sorunları ise bitkisel ve hayvansal üretimde girdi temini, deneyimsizlik ve organik üretime verilen desteklerin değişken olmasının üreticiler açısından dezavantaj yaratması olarak sayıyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Daha Az İklimsel Değişiklik İçin Çevre ile Uyumlu Gıda Üretimi Şart&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim kriziyle birlikte bitkisel ve hayvansal üretimde karşılaşılan hastalık ve zararlılarda artış olabileceğini ifade eden Çiçekli; “Organik üretim sadece insanı değil aynı zamanda doğayı da koruyarak sürdürülebilir yaşama en çok desteği veren üretim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, çevre ile uyumlu üretim yöntemlerinin attırılması, gıda güvenliğinin geliştirilerek tarımda kullanılan kimyasal girdilerin azaltılmasının enerji kullanımını azaltarak iklimsel değişimlere daha az katkı sağladığını göstermektedir ayrıca organik üretimle tarımsal atıkların yakılması vb. kötü uygulamalar yerine kompost vb. uygulamalarla toprağa karışmasını sağlamak çevresel açıdan çok fazla katkı sağlamaktadır” diyor ve ülkemizde iklim değişikliği ile ilgili ürün stratejisinin oluşturulmasının öneminin altını çiziyor.</span></p>
<p>Dosyanın ilk bölümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/28/guvenli-gida-icin-yerel-gida-uretimini-tesvik-etmeliyiz/">&#8216;Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Üretimini Teşvik Etmeliyiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organik tarım Türkiye’yi besler!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/organik-tarim-turkiyeyi-besler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 14:09:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Devirde Yemek Yemek Mide İster]]></category>
		<category><![CDATA[Bulut Aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[konvansiyonel tarım]]></category>
		<category><![CDATA[organik beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[organik tarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yonca Demir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organik tarım fikrine karşı sunulan en önemli fikir, herhalde, organik tarımın kalabalık nüfusların beslenmesi için yeterli gıdayı üretemeyeceği tezi. Oysa organik tarım hepimize yetecek gıdayı üretebileceği gibi, toprağın enkaza dönüşmesini, su kaynaklarının azalmasını ve kirlenmesini engeller, sağlığın korunmasını da garanti altına alır. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi Yonca Demir ve Icron Bilişim Uygulama [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/organik-tarim-turkiyeyi-besler/">Organik tarım Türkiye’yi besler!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Organik tarım fikrine karşı sunulan en önemli fikir, herhalde, organik tarımın kalabalık nüfusların beslenmesi için yeterli gıdayı üretemeyeceği tezi. Oysa organik tarım hepimize yetecek gıdayı üretebileceği gibi, toprağın enkaza dönüşmesini, su kaynaklarının azalmasını ve kirlenmesini engeller, sağlığın korunmasını da garanti altına alır.</h3>
<h6><em><strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi Yonca Demir ve Icron Bilişim Uygulama Danışmanı Bulut Aslan Sivil Sayfalar olarak hazırladığımız &#8220;Bu devirde yemek yemek mide ister&#8221; adlı gıda dosyası için yazdılar.</strong></em></h6>
<h4>Konvansiyonel tarımdan geriye toprağın enkazı kalıyor</h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Konvansiyonel/endüstriyel tarımda verimi artırmak için kullanıldığı söylenen pestisitler, herbisitler, suni gübreler ve hormonlar, toprağı, suyu ve biyoçeşitliliği öldürüyor, insanları hasta ediyor, çiftçileri dünya piyasalarındaki dalgalanmalara karşı korumasız bırakıyor. Kısacası, gıda güvenliğimizi tehdit ediyor. Aşağıda yöntemini ve sonuçlarını özetlediğimiz matematiksel modelde görüleceği gibi, doğa dostu/ekolojik tarım yöntemleriyle Türkiye nüfusunun tamamı rahatlıkla beslenebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konvansiyonel tarım, ekinleri büyütürken kimyasal gübrelerden faydalanır. İstenmeyen böcekleri ve bitkileri öldürmek amacıyla kullanılan bu kimyasallar, topraktaki diğer canlı organizmaları da öldürür ve toprak enkaza dönüşür. Bu yöntem aynı zamanda olumsuz bir kısır döngü yaratır: Azotlu gübre kullandıkça, aynı toprakta bir kez daha herhangi bir bitki yetiştirmek için daha fazla azotlu gübre kullanmak gerekir. Konvansiyonel tarım, aşırı sulama sonucu temiz yeraltı sularının azalmasına ve tarım kimyasallarının yağmur sularıyla akarsu ve denizlere taşınıp buralarda oksijensiz ölü alanlar yaratılmasına neden olarak su kaynaklarını da olumsuz etkiler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğa dostu tarım yöntemlerinde<strong>¹</strong></span><span style="font-weight: 400;"> ise çiftçiler, organik gübre veya kendi yaptıkları kompostu kullanır, biyolojik mücadele, kardeş bitkiler, doğru sulama ve mesafeli ekim gibi yöntemlerden faydalanır. Bu yöntemle işlenen topraklarda azot mineralizasyon potansiyeli daha yüksektir ve bitki hastalıkları daha az görülür. Ekolojik yöntemlerin uygulandığı tarlalarda gerek miktar gerek çeşit bakımından mikroorganizma faaliyeti daha fazladır. Bu durum pozitif bir döngü yaratarak toprağın daha fazla karbon ve azot içermesine sebep olur. Toprak, aşırı yağış dönemlerinde daha fazla su tutabilir, daha az sulama gerektirir, erozyona karşı daha dirençli hale gelir ve kuraklık dönemlerinde konvansiyonel yöntemlerle işlenmiş toprağa göre daha verimlidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konvansiyonel ve doğa dostu&#8230; Bu iki tarım modeli, halk sağlığı açısından da büyük farklılıklar gösteriyor. Endüstriyel tarımın yarattığı sağlık sorunları arasında kalp hastalıklarında artış, üretimde aşırı antibiyotik kullanımı sonucu bu ilaçların tıpta etkili kullanımının tehlikeye atılması, aşırı pestisit kullanımı sonucu tarım işçileri ve tüketicilerde artan kanser vakaları ve tarım kimyasallarının yarattığı hormonal ve üremeyle ilgili problemler sayılıyor. Organik ürünlerde daha yüksek antioksidan, daha az kadmiyum ve daha seyrek olarak böcek ilacı kalıntısına rastlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birçok bilimsel yayında, organik tarımın, verim açısından konvansiyonelle yarıştığı, özellikle kuraklık dönemlerinde daha iyi bir performans sergilediği belirtiliyor. Gelişmiş ülkelerde önemli bir verim farkı bulunamazken, gelişmekte olan ülkelerde organik tarım veriminin konvansiyonelden daha yüksek olduğu gözlemlenmiş. Organik tarım yapan çiftliklerin, iki yıllık geçiş sürecini atlattıktan sonra, girdi maliyetlerinin daha düşük olması ve ürünlerini daha yüksek fiyata satabilmelerinden dolayı daha kârlı </span><span style="font-weight: 400;">olduğu belirlenmiş. Fiyatların yüksek olması çiftçilerin emeğinin karşılığını almalarını sağlıyor ancak  tüketicilerin erişimini zorlaştırdığı için de eleştiriliyor. Endüstriyel gıda üretiminde maliyetler doğa tahribatı, artan sağlık harcamaları gibi biçimlerde dışsallaştırılarak bireylerin ve toplumun üzerine yıkılmıştır ve bunun için satın alındığı esnada bu gıdalar ucuz görünebilir. Organik tarım adil ilişkiyi ve tüm ilgili taraflar için iyi bir yaşam kalitesini yaygınlaştırmak üzerine kurulu bir üretim yöntemi olduğu için organik gıdaların endüstriyel ürünler kadar ucuz olmaları beklenemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada çiftçilerin yaşadığı ekonomik sorunların kökünde büyük ölçekli ve monokültür sistemler yatıyor. Küreselleşme sonucu özellikle fakir ülkelerdeki devlet denetiminin kaldırılmasıyla küçük çiftçiler, dünya girdi ve çıktı piyasalarındaki dalgalanma karşısında korumasız kaldı. Bu güvencesizlik sonucunda toprak ve iş gücü metalaştı; küçük çiftçiler tarım dışı alanlarda iş aramaya itildiler. Bu durumu konvansiyonel tarımda sıklıkla görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğaya ve toplumsal bütünlüğe saygılı üretim, organik sertifikalı</span> <span style="font-weight: 400;">tarımın felsefesinde yer alıyor ancak büyük ölçekte ve</span> <span style="font-weight: 400;">monokültür şeklinde yapıldığında organik sertifikalı üretimin de çevreye olumsuz etkileri olabiliyor. Güvenilir gıdaya ulaşmak ve gıda güvenliğini sağlamak için tüketicilerin, gıda üretim süreçleriyle bağlarını güçlendirmesi, tüketici örgütlenmesine ağırlık vermesi, duyarlı üreticilerle dayanışmaya gitmesi, güven duyulan üreticilerin ürünlerine aracısız ulaşmaya çalışması ve hatta üretimin bir parçası olması gerekiyor.  </span></p>
<h4>Ekolojik tarım Türkiye’yi besler</h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Çoğunlukla büyük ilaç ve tohum şirketlerinin sesini duyuran ve araştırmaları bu şirketler tarafından fonlanan konvansiyonel tarım taraftarlarının temel argümanı, “Başka türlü dünyayı besleyemeyiz, bu kimyasalları ve genetiği değiştirilmiş organizmaları kullanmak zorundayız” şeklinde. Ekolojik yöntemlerin benimsendiği tarımın veriminin düşük olduğu, dünyayı beslemek için çok fazla alana ihtiyaç duyulacağı ve ormanların kesileceği; dolayısıyla, konvansiyonel tarımın daha çevreci olduğu dahi iddia edilebiliyor. Günümüzde açlık sorununun asıl sebebinin yetersiz üretim değil, gıdaya erişim ve adaletsiz gelir dağılımı olduğu açık; gıda israfı ve hatalı beslenme alışkanlıkları da sorunu artırıyor. Konvansiyonel tarımın ve ürünlerinin dağıtım biçiminin dünyayı besleyemediğini söyleyen, Permakültür uygulamacılarından</span> <span style="font-weight: 400;">Whitefield, sistemin, özünde yenilenebilir olmayan kaynakların kullanımı ve verimli toprak kaybı olan, krizlerine işaret ediyor. Whitefield, organik tarımdan ileri giderek, permakültürün dünyayı beslemek ve sürdürmek konusunda anlamlı bir seçenek olduğunu söylerken, hem toplumsal hem tarımsal gelişimin yönünün değişmesinin şart olduğunu da eklemişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmayı, “dünya nüfusunu besleyebilme” tartışmasına matematiksel bir katkı sunmak amacıyla yaptık. En temel optimizasyon yöntemlerinden doğrusal programlamayı kullanarak Türkiye için organik tarım planlaması yaptığımız modelde temel değişkenler, her ilde yaşayan insan ve hayvan nüfusunun gıda ihtiyacını karşılayacak şekilde, hangi üründen ne kadar üretilmesi ve hangi hayvan türünden (yerel ırk süt ineği, melez besi sığırı, yumurta tavuğu, vs.) kaç tane yetiştirilmesi gerektiğini temsil ediyor. Bir il, kendi ihtiyacından fazla üretim yapabiliyor, fazla üretim kendine yetmeyen başka bir ilin ihtiyacını karşılamak üzere gönderiliyor; bunun hesabı nakliye miktarını temsil eden değişkenler tarafından tutuluyor. Modeldeki kısıtlar her ilin ekilebilir alanını kullanarak üretim yapılmasını sağlıyor. Eğer üretim ve nakliye yeterli değilse uygun değişkenler yoluyla eksik gıda miktarı kaydediliyor. Modelin amacı gıdanın kat ettiği toplam yolu ve herhangi bir ilde eksik kalan gıda miktarını en aza indirmek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Veri toplama aşamasında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sayfalarından yapılan sorgulamalarla illerin nüfus ve ekilebilir alan bilgilerine, bitkisel üretim istatistiklerini kullanarak konvansiyonel verim bilgisine ulaştık. Bu verim değerlerini Seufert vd. (2012) çalışmasında önerilen oranlarda düşürerek<strong>²</strong> </span><span style="font-weight: 400;">organik tarım verim değerlerini belirledik. Hayvancılık verilerini Et ve Süt Kurumu belgeleri ve organik çiftliklerden edindik. Toplamda 81 il, 106 bitkisel ürün, 12 taze ot (yonca, fiğ, yulaf, vb.) ve 4 hayvansal ürünü (sığır eti, inek sütü, yumurta ve tavuk eti) hesaba kattığımız modelin yaklaşık 950 bin değişkeni ve 40 bin kısıtı olup günümüz bilgisayarlarında bir dakikada çözülebiliyor. Mesafeler hesaba katılınca model, kendine yetmeyen illere, üretim fazlası olan en yakın illerden ürün transfer ediyor. İyi haber, Türkiye organik tarım şartlarında kendisini besleyebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışmada, günlük 2300-2400 kcal enerji içeren dengeli vejetaryen mönülerle Türkiye nüfusunu besleyebilmek için ekilebilir alanların yüzde 65&#8217;inin (2,145 dönüm/kişi)<strong>³</strong></span><span style="font-weight: 400;"> organik tarım şartları altında yeterli olduğunu gösterdik. Hayvansal gıdaları eklediğimizde ise ekilebilir alanların yüzde 76’sı (2,475 dönüm/kişi) yeterli oldu. Örneğin kişi başı sadece 0,051 dönüm ekilebilir alan düşen İstanbul’un gıda ihtiyacının büyük kısmı, vejetaryen mönüde, Marmara bölgesindeki illerden gönderilmek suretiyle karşılanıyor; ancak hayvansal ürünler planlamaya katılınca, Doğu Anadolu gibi uzak bölgelerden ürün getirtmek gerekiyor. Sonuçlarımız, vejetaryen beslenmenin hayvansal gıdalar içeren bir diyete kıyasla daha az kaynak tükettiğini doğruluyor; hayvansal ürünleri modele kattığımızda, bireylerin aldığı kaloride yüzde 5’lik bir artışın, ekilebilir arazi kullanımında yüzde 16’lık bir artışa sebep olduğuna şahit olduk. Tarım ve beslenme sorununa en iyi çözümü seçen modelimiz, hayvancılıkta mümkün olduğunca yerel ırkların meralarda otladığı, hava ve ot şartlarının elvermediği dönemlerde yaz sonu kesilip kurutulmuş otlarla beslendiği ekstansif üretimi tercih etti, ancak meraların yetersiz kaldığı noktada, melez ırkların tahılla beslendiği entansif hayvancılığa yöneldi. Bu da entansif hayvancılık yönteminin aslında daha fazla girdi kullanarak daha az çıktı üreten bir sistem olduğunu matematiksel bir model yoluyla gösterdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütüne göre (FAO), dünyada kişi başı 2,18 dönüm ekilebilir alan bulunuyor. Aldığımız sonuçlardan anlaşılacağı gibi, sadece Türkiye nüfusunu değil dünyayı da tamamen ekolojik yöntemlerle yetiştirilmiş tarım ürünleriyle besleyebilmek için yeterince ekilebilir alan vardır. Tamamen doğa dostu tarıma geçmiş bir Türkiye, hem kendi halkını sağlıklı bir şekilde besleyerek gıda güvenliğini sağlamış bir ülke olabilecek, hem de fosil yakıt tüketimini azaltmış ve sürdürülebilirliğe katkıda bulunmuş olacaktır.</span></p>
<h6><span style="font-weight: 400;"> ¹: Doğa dostu tarım yöntemleri arasında organik tarım, onarıcı tarım, doğal tarım, permakültür ve biyodinamik tarım sayılabilir.</span></h6>
<h6><span style="font-weight: 400;">²: Organik tarım veriminin konvansiyonelle at başı gittiğini söyleyen birçok çalışma olmasına rağmen biz en kötü senaryoyu düşünerek organik tarımın veriminin düştüğünü varsaydık.  </span></h6>
<h6><span style="font-weight: 400;">³: Türkiye&#8217;de 2013 yılı itibariyle kişi başına düşen ekilebilir arazi 3,3 dönümdür. TÜİK, 2013, İstatistiklerle Türkiye.</span></h6>
<h4>Kaynakça</h4>
<h6><strong>Acs, S. vd. (2007) “Conversion to organic arable farming in The Netherlands: A dynamic linear programming analysis”, <i>Agricultural Systems,</i> 94:405–415.</strong></h6>
<h6><strong>Altieri, M.A. ve Rosset, P. (1996) “Agroecology and the conversion of large-scale conventional systems to sustainable management”, <i>International Journal of Environmental Studies</i> 50: 165–185.</strong></h6>
<h6><strong>Badgley, C. vd. (2007) “Organic agriculture and the global food supply”, <i>Renewable Agriculture and Food Systems</i>, 22(2):86–108.</strong></h6>
<h6><strong>Barański M. vd. (2014) “Higher antioxidant and lower cadmium concentrations and lower incidence of pesticide residues in organically grown crops: a systematic literature review and meta-analyses”, <i>British Journal of Nutrition</i>, 112(05): 794–811.</strong></h6>
<h6><strong>Drinkwater, L.E. vd. (1995) “Fundamental differences between conventional and organic tomato agroecosystems in California”, <i>Ecological Applications,</i> 5(4): 1098–1112.</strong></h6>
<h6><strong>Erzincanlı, H.O. (2013) <i>Organik Ötesi Tarım, </i>Yeni İnsan Yayınevi, İstanbul. (Türkçe)</strong></h6>
<h6><strong>Keim, B. vd. (2013) &#8220;The Age of Plenty.&#8221; <i>IEEE Spectrum</i>,  50 (6): 1-3.</strong></h6>
<h6><strong>Keyder, Ç. ve Yenal, Z. (2011) “Agrarian change under globalization: markets and insecurity in Turkish agriculture”, <i>Journal of Agrarian Change</i> 11(1): 60–86.</strong></h6>
<h6><strong>Liebig, M.A. ve Doran, J.W. (1999) “Impact of organic production practices on soil quality indicators”, <i>Journal of Environmental Quality,</i> 28: 1601–1609.</strong></h6>
<h6><strong>Mollison, B. (1991) <i>Introduction to permaculture</i>, Tagari Publications, Tasmania.</strong></h6>
<h6><strong>Mulvaney, R.L. vd. (2009) “Synthetic nitrogen fertilizers deplete soil nitrogen: a global dilemma for sustainable cereal production”, <i>Journal of Environmental Quality, </i>38: 2295—2314.</strong></h6>
<h6><strong>Pimentel, D. vd. (2005) “Environmental, energetic, and economic comparisons of organic and conventional farming systems”, <i>BioScience</i> 55(7): 573—582.</strong></h6>
<h6><strong>Reganold, J.P. ve Wachter, J.M. (2016) “Organic agriculture in the twenty-first century”, <i>Nature Plants, </i>2: 1-8.</strong></h6>
<h6><strong>Temürcü, C. (2013) “Gerçek gıda ucuz olabilir mi?” Yeşil Gazete,   <a href="https://yesilgazete.org/blog/2013/07/10/gercek-gida-ucuz-olabilir-mi-ceyhan-temurcu/">https://yesilgazete.org/blog/2013/07/10/gercek-gida-ucuz-olabilir-mi-ceyhan-temurcu/</a> Erişim 23 Şubat 2016.</strong></h6>
<h6><strong>Whitefield, P. (2016) “Can permaculture feed the world?”, <i>Permaculture</i>, <a href="http://www.permaculture.co.uk/articles/can-permaculture-feed-world">http://www.permaculture.co.uk/articles/can-permaculture-feed-world</a> Erişim 1 Mart 2016.</strong></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/organik-tarim-turkiyeyi-besler/">Organik tarım Türkiye’yi besler!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bodrum&#8217;un organik ürünleri kapıya teslim</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/04/bodrumun-organik-urunleri-kapiya-teslim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2016 16:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[Muğla]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bodrum Tohum Derneği bünyesindeki 100 üreticinin organik gıda ve el sanatları ürünleri, dünyanın dört bir köşesine pazarlanıyor. Bodrum’daki Tohum Derneği bünyesinde, yaklaşık 100 üretici tarafından üretilen organik gıda ve el sanatları ürünleri kargoyla Türkiye ve dünyanın dört bir köşesine pazarlanmaya başlandı. Bodrum İlçesi&#8217;nde 6 yıl önce kurulan Bodrum Tohum Derneği&#8217;nin Başkanı Elvan Sağbili, yaklaşık 4-5 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/04/bodrumun-organik-urunleri-kapiya-teslim/">Bodrum&#8217;un organik ürünleri kapıya teslim</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Bodrum Tohum Derneği bünyesindeki 100 üreticinin organik gıda ve el sanatları ürünleri, dünyanın dört bir köşesine pazarlanıyor.</h3>
<p>Bodrum’daki Tohum Derneği bünyesinde, yaklaşık 100 üretici tarafından üretilen organik gıda ve el sanatları ürünleri kargoyla Türkiye ve dünyanın dört bir köşesine pazarlanmaya başlandı.</p>
<p>Bodrum İlçesi&#8217;nde 6 yıl önce kurulan Bodrum Tohum Derneği&#8217;nin Başkanı Elvan Sağbili, yaklaşık 4-5 yıldır kendi tohumlarından ürettikleri organik sebze, meyve ve el sanatları ürünleri Bodrum Üretici Pazarı&#8217;nda satışa sunduklarını söyledi. Sağbili, yoğun talep üzerine ise Türkiye ve dünyanın dört bir yanına kargoyla ürün göndermeye başladıklarını belirtti. Bodrumlu çiftçilerin hiçbir kimyasal ve katkı maddesi kullanmadan tamamen organik ortamda ürettikleri zeytin, zeytinyağı, kuru bakliyat, pekmez, buğday ekmeği, sabun, tahta kaşık, kına, dağ nanesi, çoban çantası, ıhlamur, adaçayı, peksimet, sabun ve çömlek gibi el yapımı ürünleri pazarda sattıklarını dile getiren Sağbili, &#8220;Her çarşamba Bodrum otogarı üzerinde kurulan pazara yerli ve yabancıların ilgisi büyük oldu. Kendi ülkelerine veya kentlerine döndüklerinde organik ürünlerden temin etmek isteyenler için artık kargoyla satışa başladık. Yaklaşık 100 üretici tarafından üretilen ve mevsimine göre ürün çeşidi 200-400 arasında değişen tamamen organik ürünleri derneğimizin denetiminde Türkiye&#8217;nin ve dünyanın dört bir ucuna gönderiyoruz. Bize maille ulaşanlara organik ürünlerin listesini ve fiyat tarifesini sunuyoruz. Ürettiğimiz tohumlardan elden edilen ürünlerle birlikte sağlıklı ve nitelikli yiyecekler sunarken bir yandan da Bodrum&#8217;a özgü ürünlerin korunması ve yaşatılması yönünde çalışmalarımızı sürdürüyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Ulaştırılan tüm ürünlerin üzerinde bir etiket olduğunu ve etikette ürün içeriği, üreticinin adı, üretim yeri ve yaklaşık üretim- tüketim-dayanma tarihleri yazacağını söyleyen Elvan Sağbili, &#8220;Alınan üründen memnun olunmadığı takdirde ürünü kargoya vererek iade edilebilir. İade ettiğiniz ürün yerine para iadesi yapılmayacak, bir sonraki kolinize istenilen eş değer bir ürün konulacak&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Kaynak</strong> DHA</p>
<p>Ürün sipariş etmek için: <a href="mailto:bodrumureticipazari@gmail.com">bodrumureticipazari@gmail.com</a></p>
<p><a href="https://www.facebook.com/bodrumtohumdernegi/">Bodrum Tohum Derneği</a></p>
<p><a href="https://www.facebook.com/Bodrum-%C3%9Cretici-Pazar%C4%B1-952163524836935/?fref=ts">Bodrum Üretici Pazarı</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/04/bodrumun-organik-urunleri-kapiya-teslim/">Bodrum&#8217;un organik ürünleri kapıya teslim</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çiftçi kadınlara toplumsal kalkınma projesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/03/ciftci-kadinlara-toplumsal-kalkinma-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2016 16:17:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik turizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karadeniz Kadınları Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, Birleşmiş Milletler (BM) ve Fransa Tarım Bakanlığı’nın desteğiyle Ordulu çiftçi kadınlara yönelik tarımsal kalkınma projesi başlattı. AA&#8217;nın haberine göre, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi iş birliğiyle Ordu&#8217;da kurulan Karadeniz Kadınları Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, Fransa Tarım Bakanlığı ile kırsalda yaşayan kadınlara yönelik toplumsal kalkınma projesi başlattı. Pilot il olarak Ordu belirlenirken, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/03/ciftci-kadinlara-toplumsal-kalkinma-projesi/">Çiftçi kadınlara toplumsal kalkınma projesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Karadeniz Kadınları Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, Birleşmiş Milletler (BM) ve Fransa Tarım Bakanlığı’nın desteğiyle Ordulu çiftçi kadınlara yönelik tarımsal kalkınma projesi başlattı.</h3>
<p>AA&#8217;nın haberine göre, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi iş birliğiyle Ordu&#8217;da kurulan Karadeniz Kadınları Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, Fransa Tarım Bakanlığı ile kırsalda yaşayan kadınlara yönelik toplumsal kalkınma projesi başlattı. Pilot il olarak Ordu belirlenirken, projenin başarıya ulaşması halinde proje, Giresun ve Trabzon başta olmak üzere Karadeniz&#8217;in diğer illerinde de uygulanacak.</p>
<p>Proje kapsamında Ordu Tarım İl Müdürlüğü tarafından belirlenen dernek üyesi çiftçi kadınlara, Fransa ve Türkiye&#8217;nin ekonomik kalkınma ve tarımsal inovasyon konusunda en başarılı üniversitelerinin ortaklığıyla, Karadeniz&#8217;in iklim, toprak, coğrafi yapısına uygun, yeni, katma değeri yüksek ürünlerin üretimi ve ekolojik turizm konusunda eğitimler verilecek. Üretim aşamasında kadınlara, uzmanlar ve akademisyenler destek verecek. Ürünler, yurt dışındaki pazarlarda da değerlendirilecek.</p>
<h4><strong>KENTTEN KÖYE GÖÇ DE HEDEFLER ARASINDA</strong></h4>
<p>Karadeniz Kadınları Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Başkanı Doç. Dr. Şenocak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karadeniz&#8217;de tarım ve hayvancılığın gün geçtikçe azalmasının yalnızca bölge halkı için değil Türkiye için de bir tehlike olduğunu belirtti. Gıda güvenliğinin küresel bir sorun haline geldiğini vurgulayan Şenocak, projelerinin bölge için hayati önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Projenin başarısının ancak motivasyonu yüksek ve örnek kadınlarla mümkün olduğunu ifade eden Şenocak, &#8220;Fransa, coğrafi, iklim ve toprak yapısı olarak Türkiye ile benzer özelliklere sahip bir ülke. Avrupa&#8217;nın tarımsal inovatif kalkınma, mesleki eğitim, bilgi ve teknoloji transferi konusunda Avrupa&#8217;da lider bir ülke. Türkiye ile stratejik ortaklığı olmasından dolayı Fransa ile işbirliği geliştirdik&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Ekoturizmin gelişmesinin Karadenizliler&#8217;e yeni gelir kapıları açacağını aktaran Selin Şenocak, projeyle Avrupa&#8217;da olduğu gibi Türkiye&#8217;de de kentlerden köylere göçün olmasını hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p>
<h6><strong>Fotoğraf </strong>Al Jazeera Turk Dergi</h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/03/ciftci-kadinlara-toplumsal-kalkinma-projesi/">Çiftçi kadınlara toplumsal kalkınma projesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
