<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dünya Sağlık Örgütü arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/dunya-saglik-orgutu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/dunya-saglik-orgutu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 08 May 2021 15:07:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Dünya Sağlık Örgütü arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/dunya-saglik-orgutu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 14:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif su]]></category>
		<category><![CDATA[tirityum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fukuşima Nükleer Felaketi'nin başlamasından itibaren denize akmaması için biriktirilen ve bugün miktarı 1,25 milyon tona ulaşan radyoaktif suyun yer kalmadığı için denize boşaltılması kararı uluslararası siyasi krize yol açabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/">Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; &lt;br&gt;Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Meydana geldiği yer ve zamanla sınırlı olmayan, hatta ülke sınırlarını da aşarak ekosistemi bir bütün olarak tahrip eden radyoaktif kirliliğin verdiği endişe, Fukuşima&#8217;da 10 yıldır biriktirilmekte olan suyun denize boşaltım kararıyla yeniden dünya gündeminin üst sıralarında. Oysa Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasından sonra 13 bin kilometre mesafedeki ABD&#8217;nin Kaliforniya kıyılarında Woods Hole Oceanographic Institution/Woods Oşinografi Enstitüsü (WHOI) tarafından radyoaktif Sezyum 134 tespit edilmiş, kaynağının da Fukuşima&#8217;daki nükleer felaket olduğu açıklanmıştı. Yine radyoaktif tehlikenin uzak mesafeleri nasıl kat ederek etkili olduğu Pripyat&#8217;tan kuş uçuşu 1900 kilometre mesafedeki bu topraklarda da tecrübeyle bakidir. Ne var ki, göze görünmeyen radyoaktivitenin kat edebileceği mesafeler hep insanın tahayyül sınırlarını zorlar ve ancak yakın coğrafyalarda alınan kararlarla alınmayan önlemler üzerinden bir sorgulama yapılır. Bu bağlamda Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasından itibaren denize akmaması için biriktirilerek miktarı bugün 1,25 milyon tona ulaşmış olan radyoaktif suyun yer kalmadığı için denize boşaltılması kararı da uluslararası siyasi krize yol açabilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Nitekim Japonya&#8217;nın bu kararı ortak bir denizi de paylaştığı Çin ve Güney Kore sert siyasi mesajlarla karşılanırken bu coğrafyanın halkları da tepkilerini protestolarla gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-68884 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/cin-bakani-suda.jpg" alt="Çin bakanı Suda" width="345" height="243" />Öte yandan siyasi iktidarların, adına yönetim dedikleri işleyişin çarklarını döndürmek adına radyoaktiviteyi yok sayma yönünde aldığı kararlar ve almadığı önlemler siyasi temsilcileri zor durumda da bırakabiliyor. Açıkçası Başbakan Suga&#8217;nın biriktirilen radyoaktif suyun denize boşatılması yönündeki  kararı açıklamasından sonra da Başbakan Yardımcısı Taro Aso için  böyle oldu. Karara karşı yükselen tepkileri dizginlemek isteyen Aso, radyoaktif suyun boşaltılırken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)&#8217;nün skalasına uygun ve içilebilir kıvamda olacağı  iddiasında bulununca Çin Dış İşleri Bakanı Zhao Lijian radyoaktif suyu içmesini önerdi. Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasıyla reaktörden sızan suyun radyoaktif olmadığını dünyaya ispatlama arzusuyla içen Milletvekili Yasuhiro Sonoda&#8217;nın çaresizliğini gösteren bu olay biraz daha geriye gidersek daha aşina olduğumuz bir yerden, Çernobil radyasyonunun çayda olmadığını ispatlamak için canlı yayınında bir bardak içen dönemin Ticaret Bakanı Cahit Aral ile zihnimizde canlanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin ile yaşanan bu gerilimin dozu ne kadar artar, şimdilik bilemiyoruz. Ancak Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin 10. yıl dönümünü değerlendirdiğimiz </span><a href="https://yesilgazete.org/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-fukusima-10-yasinda/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">yazımızda</span></a><span style="font-weight: 400;"> okuduğunuz gibi Fukuşima&#8217;da nükleer felaketin başlamasından sonra bugüne kadar 50 balıkçı kooperatifinin kapandığı, balıkçılığın %85 oranında azaldığı ve satılan balık çeşidinin 3&#8217;e düştüğü göz önüne alınırsa aynı denizi paylaşan Çin&#8217;in endişesi bu açıdan da anlaşılabilir. Esasen yaşanan gelişmelerden huzursuzluk duyan sadece Çin de değil. Zira geçen hafta Güney Kore Hükümet Sözcüsü Kang Min-Seok da Devlet Başkanı&#8217;nın konuyu uluslararası mahkemelere taşımak için yetkililere talimat verdiği açıklamasında bulundu. Bu açıklamayı Güney Kore  Noryangjin Balıkçılık Toptan Satış Pazarı&#8217;ndaki esnaflardan oluşan bir sivil grubun Seul şehir merkezindeki Japon Büyükelçiliği önünde basın toplantısı düzenleyerek Japon hükümetini, komşu ülkelerle herhangi bir istişare olmaksızın radyoaktif suyu tek taraflı olarak boşaltmaya karar verdiğini</span> <a href="http://yna.kr/AEN20210416011000315" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">kınaması</span></a><span style="font-weight: 400;"> izledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-68885 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/guney-kore-protesto.jpg" alt="güney kore protesto" width="500" height="235" />Japon hükümetinin radyoaktif suyu boşaltma kararının arkasındaki nedenlere bakacak olursak  değerlendirmeyi iki açıdan yapmak uygun olur. Bunlardan biri bu suyun içinde yalnızca trityum olduğu gerekçesinin dünya genelinde trityum içeren soğutma suyunun normal şartlarda da denizlere boşaltıldığı açıklamasına dayandırılmasıdır. Dünya genelinde operasyon halinde 415 reaktör olduğu göz önüne alınırsa nükleer santrallerin dünya denizlerini  çeşitli sağlık riskleri teşkil eden trityumlu suya buladığı gibi bir gerçeklikle karşı karşıya kalınır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarılanma ömrü 13 yıl olan tirityumun canlı yaşamı üzerinde en az 130 yıl tesir süresine bağlı olarak besin zincirine karışması halinde etki süresi zarfında kanser ve türevi olan hastalıklara yol açması söz konusudur. Bu da demektir ki halihazırda soğutma sularını denize boşaltan nükleer santraller ekosisteme on yıllardır trityum karışmasına yol açmaktadır. İkincisi ise bu vakaya dair gözden kaçtığı düşünülen Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;ndeki soğutma prosesinin sıradan bir nükleer santralin soğutma prosesinden çok farklı olduğu gerçeğidir. Daha açık bir ifadeyle tarumar olmuş 3 reaktör çekirdeğinin tam erimeye uğradığı Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nde gerçekleştirilen soğutma prosesi süresince çeşitli radyoaktif izotopların da suya karışıyor olması nedeniyle bu işlem  sıradan ve operasyon halindeki nükleer santrallerdeki soğutma prosesiyle bir tutulamaz. Bu nedenle de hükümetin Geliştirilmiş Sıvı Artıma Sistemi(ALPS) adı verilen bir proseste arıtıldığı varsayılarak biriktirilen suyun yalnızca tirityum içerdiği iddiası oldukça şüphelidir. Nitekim soğutma prosesinden sonra silolarda biriktirilen suyun ALPS&#8217;ten  geçirilse de sistemin fonksiyonlarını yerine getirmemesine bağlı olarak bu suyun içinde Stronsiyum 90, Rutenyum 106 ve İyot 129 gibi kanser ve türevi hastalıklara yüzlerce yıl yol açma potansiyeli bulunan başka radyoaktif izotopların da  bulunduğu bilgisi 2019 yılında basına sızmıştı.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif kirlikten bahsedildi mi beraberinde dünya kamuoyunu ilgilendiren standartlar üzerinden de bir tartışma zemini oluşur. Örneğin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından genel olarak atmosferde bulunan radyasyon tespiti için tayin edilmiş dünya standardı vardır ve bu 1 miliseverttir. Ne var ki Fukuşima eyaletinde radyasyon sınır dozu 20 kat yükseltilerek Fukuşima&#8217;da evlerini terk eden insanların geri dönmesi salık verilmiş ve böylece devlet hak sahiplerinin tazminat yükünden kurtulmuştur. Eyalet genelinde neoliberal kapitalist sistemin çıkarlarına uygun olarak  radyasyonlu bölgeyi yerleşime açan bu teknokratik kararlar besin zincirine giren gıdalar söz konusu olduğunda ülkeler arasında yapılan anlaşmalarla radyasyon kontrollerinin kaldırılmasında da kendini gösterir. Öte yandan radyoaktif kirlilik ihtimali nedeniyle güven kayıplarını yaşandığı ortamda radyoaktif kontrollerin daha sıkı yapıldığı izlenimi de verilmek istenebilir. Nitekim Uluslararası Radyoloji Araştırma Enstitüsü (ICRP) tarafından  tayin edilmiş sınırlara uygun olarak Fukuşima Nükleer Felaketi  öncesinde geçerli olan 500 bekerel sezyum sınırı Fukushima kıyılarında tutulan balıkların satılmaması nedeniyle 100 bekerele indirilerek tüketiciye güven telkin edilmek istenmiştir. Ne var ki uygulanan daha sert önlemlere rağmen Fukuşima balığının güvenilir ve sağlıklı olduğu tüketicide karşılık bulmamış bilakis balıkların yarısından fazlasının kilogram başına radyoaktif sezyum miktarının &#8220;yeni sınır dozu&#8221; tayin edilen 100 bekereli aştığı tespit edildiği için Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nden denize açılınan 10 kilometre yarıçaplı alanda avlanma yasaklanmıştır. Geçen 10 yılın sonunda da bu durumun değişmediği ve  kaybolan güven nedeniyle 2020&#8217;ye gelindiğinde ölçümlerde tespit edilen radyasyon dozu düşük çıksa dahi  balıkçılığın toparlanmadığı görülüyor. Zira Fukuşima Eyaleti Balıkçılık Kooperatifi Birliği&#8217;nden yapılan açıklama bu önlemlerin Fukuşima öncesine göre satılan balık miktarını ancak %15&#8217;lerden %17&#8217;ye yükseltebildiği yönündedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-68886 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/fukusimada-balikcilik.jpg" alt="Fukuşimada balıkçılık" width="360" height="216" />Bölgede can çekişen balıkçılığın toparlanması için bir diğer hamle de 2019 yılının Eylül ayında testlere başlayarak kaybolan güveni yeniden tesis etmek için kurulan Fukushima Eyaletindeki Iwaki&#8217;deki Fukushima Bölgesi Balıkçılık ve Deniz Bilimleri Araştırma Merkezi olmuştur. Ne var ki 2019 yılında bir balık numunesinde kilogram başına 500 bekerel sezyum tespit edilmesi endişeleri yeniden yükseltirken şimdi buna bir de Başbakan Suga&#8217;nın radyoaktif suyun denize boşaltımını gündeme getirmesi eklendi. Başbakan Suga&#8217;nın radyoaktif suyun denize boşaltımına tayin edilen depolama alanının  2 sene sonra dolmuş olacağı ve yeni depolama alanının açılamayacağı gerekçesine dayandırdığı boşaltım kararı da balıkçıların itirazlarıyla karşılandı. Böyle bir noktada boşaltıma 2 sene sonra başlanacağı ve bu işlemin otuz yıl gibi bir süre alacağı gibi balıkçıları teskin etmeyi amaçlayan söylemler doğal olarak  kifayetsiz. Benzer şekilde uluslararası sulardaki balıkçıların da bu endişeye gark olmaması mümkün mü? Zira İnsanı sağlıklı yaşam sürmekten mahrum bırakacak radyasyonlu ürünü kim satın almak  isteyebilir? Türkiye için &#8220;tanzim satışlar&#8221; dediğinizi duyuyorum fakat bu başka bir yazının konusu olsun&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-68887 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-640x360.jpg" alt="radyoaktif" width="407" height="229" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 407px) 100vw, 407px" />Kuşkusuz Fukuşima&#8217;da radyoaktif suyun neden olduğu felaket salt balığın kullanım değerine diğer bir deyişle onun meta olarak görülmesine de indirgenemez. Çünkü her şeyden önce balıkların ve tüm diğer canlılar gibi kendi  yaşamlarını sürme hakları vardır. Yine cansız çevrenin kendilik hali düşünülmelidir en azından canlı yaşamının ekosistemin bir parçası olduğu genel kabul görmelidir. Ne var ki, balık ve diğer deniz canlıları insan ve başka hayvanların gıda zincirinde yer alırken  insan merkezli tesis edilmiş olan bu dünyanın şartlarında balıkçılık aynı zamanda  geçim kapısıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hep söylediğimiz gibi biri Akdeniz&#8217;in diğeri Karadeniz&#8217;in kıyısında kurulmasına karar verilmiş iki nükleer santral projesiyle Türkiye de benzer bir felaketin aday adayı. Meseleye sırf balıkçılık sektörü açısından baktığımızda ise Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü&#8217;nün 2020 yılında yayımladığı  2018 verilerine göre çevresinde 23 ülke bulunan Akdeniz&#8217;den yıllık 788 bin ton ve yine çevresinde 6 ülke bulunan Karadeniz&#8217;de 387 bin 844  ton balık elde edildiğini dikkate almak lazım&#8230; Ayrıca sadece Türkiye&#8217;de geçimini balıkçılıktan sağlayan 2,5 milyon kişi iki nükleer santralde çalıştırılacak en fazla 8 bin kişiden açık ara fazla olduğunun altını çizelim. Zira yalnızca bu açıdan bile ekosistemin bozulmasını insanın ve diğer tüm canlıların yaşamının zarar görme ihtimaliyle değerlendirmeyen neoliberal kapitalist sistemin tercihini şirketlerden yana yapmasıyla yavaş yavaş kendi sonunu getireceğini söylemek yanlış olmaz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/">Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; &lt;br&gt;Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Eşitsizliğin Yeni Sembolü: Aşı Adaletsizliği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/kuresel-esitsizligin-yeni-sembolu-asi-adaletsizligi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/kuresel-esitsizligin-yeni-sembolu-asi-adaletsizligi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 07:21:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı Adaletsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı Milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[İlaç şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[Patent hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel eşitsizliklerin en güncel ve somut örneğine; aşı siyaseti ve aşı milliyetçiliği ile şekillenen 'eşitsiz aşı erişimi'yle şahit oluyoruz. Aşıya erişimdeki adaletsizlik, küresel düzeyde salgının sonlanması sürecini geciktiriyor. Patent hakları nedeniyle, dünya nüfusunun büyük kısmının aşıya erişemeyişini ve salgının küresel siyasete etkilerini değerlendiren Siyaset Bilimci Aysuda Kölemen, aşı siyaseti ve aşı milliyetçiliğinin eşitsizlikleri daha da artıracağını hatırlatıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/kuresel-esitsizligin-yeni-sembolu-asi-adaletsizligi/">Küresel Eşitsizliğin Yeni Sembolü: Aşı Adaletsizliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/asida-esitsizlik.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-68830" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/asida-esitsizlik-640x351.jpg" alt="Küresel Eşitsizlik ve Adaletsizliğin Yeni Sembolü: Pandemide Aşı Adaletsizliği" width="358" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/asida-esitsizlik-640x351.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/asida-esitsizlik.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 358px) 100vw, 358px" /></a>COVID-19 salgını başladığında umutlar aşıya yoğunlaşmıştı. Aşı bulunmasına karşın patent hakları nedeniyle dünya nüfusuna yetecek ölçüde üretilmiyor. Temel sorun, aşı üretim hakkının sadece onu üreten şirketlere verilmesi ve bu nedenle aşı üretiminin çok kısıtlı olması. 8 Şubat 2021 tarihi itibarıyla, 130 ülkede tek doz aşı yapılmamıştı. Bugün hala gelişmiş ülkeler dışında yaşayan küresel nüfusun büyük kısmı, aşılara erişemiyor. En yüksek bulaş seviyesine erişen salgında, küresel eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı yükselen itirazlar, henüz karşılık bulamadı.</p>
<p>Aşı adaletsizliğine dikkat çeken kişilerden biri olan <a href="https://medyascope.tv/2021/04/17/unlu-tarihci-yuval-noah-harari-salgin-sonrasi-dunyayi-ve-kapitalizmin-gelecegini-yorumladi-salginlar-eskiden-dogal-afet-olarak-gorulurdu-gunumuzdeyse-bir-siyasi-basarisizlik/" target="_blank" rel="noopener">Yuval Noah Harari</a>, pandemiyle mücadelede elde edilen bilimsel başarı nedeniyle, COVID-19 salgınının,  doğal bir afet olarak değil, siyasi felaket ve başarısızlıklar olarak görülmesi gerektiğini kaydediyor. Siyaset bilimi uzmanı Aysuda Kölemen, <a href="https://twitter.com/CamusYarari" target="_blank" rel="noopener">sosyal medya hesabında</a> “Her Covid, bulaş, ölüm haberinde şunu bir düşünün. COVID&#8217;in aşısı geliştirildi. Hem de bir değil, birçok aşı geliştirildi, farklı farklı ülkelerde geliştirildi. Ama imkânı olan üretip dağıtamasın diye hepsinin formülü gizli tutuluyor. Ve bu çok normal bir şeymiş gibi yapıyoruz. Başka türlüsünün olamayacağına inandırarak insanlara kabul ettiriyorlar” uyarısında bulunmuştu.</p>
<p>Bu sözlerinden hareketle, Aysuda Kölemen ile aşı adaletsizliğine ek olarak, karşılaştırmalı siyaset bakışı ile ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyeleri, izledikleri iç-dış siyaset ile salgın yönetme stratejileri açısından nasıl karşılaştırılabileceğini ve pandemi gibi bir krizde bile uluslararası iş birliği mekanizmalarının neden etkin şekilde işleyemediği sorularını yönelttik.</p>
<h5><strong>Coğrayfa Pandemide de Kader mi? </strong></h5>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-haftalik-fazda-olumler.png" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-68826" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-haftalik-fazda-olumler-640x350.png" alt="Küresel Eşitsizlik ve Adaletsizliğin Yeni Sembolü: Pandemide Aşı Adaletsizliği" width="356" height="195" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-haftalik-fazda-olumler-640x350.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-haftalik-fazda-olumler-1024x560.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-haftalik-fazda-olumler.png 1139w" sizes="auto, (max-width: 356px) 100vw, 356px" /></a>Pandemi sürecini en kötü yöneten ülkelerin Batılı ülkeler olduğuna dikkat çeken Kölemen, en iyi yönetenlerin ise Doğu Asya ve Okyanusya ülkeleri olduğunu düşünüyor. Bu durumu tuhaf olduğunu söyleyen Kölemen zira Doğu Asya ülkelerinin kendi içlerinde çok çeşitli ve birbiriyle hiç benzeşmeyen siyasal sistem ve kültürlere sahip olduklarını hatırlatıyor. Kölemen’e göre, kendi içinde çok çeşitlilik barındıran bir diğer kıta olan Avrupa’da da, pandeminin çok dalgalı, uzun bir süreç olması nedeniyle, örneğin Almanya gibi bazı ülkelerin başta başarılı stratejiler izlerken, son dönemde durumu pek de iyi yönetemediklerini kaydediyor : &#8220;İspanya, Fransa gibi ülkeler ise her dalgadan çok kötü etkileniyor. Latin Amerika’daki pek çok ülke ise tüm önlemlere rağmen çok ağır kayıplar veriyor.&#8221;</p>
<p>Bu karmaşık tablonun nedenleri konusunda hem sağlıkçıların, hem siyaset bilimi uzmanlarının henüz uzlaşamadıklarını kaydeden Kölemen, yine de  coğrafyanın salgının yayılması ve verilen kayıplar konusunda belirleyici olduğunun söylenebileceğini, bazı örnekler üzerinden açıklıyor : &#8220;Batı ülkelerinde nüfus yaşlı ama aynı durum Japonya için de geçerli. Demokratik ülkeler bazı önlemleri almakta zorlanıyor. Ama Yeni Zelanda ve Japonya da demokratik ülkeler olmasına rağmen, salgını iyi yönetti.  Büyük ülkeler salgını yönetmekte zorlanıyor ama küçücük Avrupa ülkeleri de çok zorlanıyor. Öte yandan devasa Çin’in salgında erkenden kontrolü sağlaması not edilmeli. Sağlık sistemlerinin salgını yönetmedeki etkisi açısından bakıldığında ise en gelişmiş sağlık sistemlerinin en iyi tedbirleri geliştiremediği görülüyor.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-asi-verileri.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-68827" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-asi-verileri-640x766.jpg" alt="Küresel Eşitsizlik ve Adaletsizliğin Yeni Sembolü: Pandemide Aşı Adaletsizliği" width="253" height="303" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-asi-verileri-640x766.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiyede-asi-verileri.jpg 822w" sizes="auto, (max-width: 253px) 100vw, 253px" /></a>Tüm bu nedenlerle, “salgın yönetiminde neden bazı ülkeler diğerlerinden çok daha başarılı oldu?” sorusunun net bir cevabının olmadığını söyleyen Kölemen, coğrafyanın salgın sürecinde, açıklanması zor şekilde, ön plana çıktığını vurguluyor. Salgında iyi tedbir alan ülkelerin çok az zarar ve kayıpla salgını atlatmalarına, Tayvan ve Yeni Zelanda gibi ada devleti örneğini veren Kölemen, iyi tedbir almayınca ada olmanın bir öneminin kalmamasında ise İngiltere’yi gösteriyor.</p>
<p>Geldiğimiz noktada, salgın yönetiminde  aşılama hızının önem kazandığı yeni bir aşamaya girdiğimizi kaydeden Kölemen, bu konuda 1 yılı başarısız geçiren ABD ve İngiltere gibi ülkelerin, aşı konusunda çok hızlı davranarak geniş bir kesimi aşıladığını ve pandemiyle mücadelede öne geçtiğine dikkat çekiyor.</p>
<blockquote><p>Salgının yönetimi, aşı adaletsizliği  ve verilen kayıplar konusunda pek çok  bilinmezle karşı karşıyayız;  bu nedenle salgın yönetimi konusunda tam anlamıyla açıklayıcı teoriler gelişemedi.</p></blockquote>
<h5><strong>Aşı Milliyetçiliği Dalgası ve Zayıflayan </strong><strong>U</strong><strong>luslararası İş Birliği Talebi  </strong></h5>
<p>Salgını yönetme süreci ve aşı adaletsizliği tartışmalarında Afrika’nın durumuna da dikkat çeken Kölemen,  sınırlı düzeyde önlem alındığı halde, pek çok Afrika ülkesinde hastane yatışları ve ölümlerde bir artış olmadığının belirtildiğini; bunu doğru varsaydığımızda,  genç nüfus yapısının ve virüslerle sürekli karşılaşmasının Afrika’ya avantaj sağlayabildiğinin söylenebileceğini düşünüyor. Özetle Aysuda Kölemen, salgının yönetimi, aşı adaletsizliği  ve verilen kayıplar konusunda pek çok  bilinmezle karşı karşıya olduğumuzu, bu nedenle salgın yönetimi konusunda tam anlamıyla açıklayıcı teoriler gelişemediğini kaydediyor.</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiye-asi-tablosu-19-nisan-2021.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-68831" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiye-asi-tablosu-19-nisan-2021-640x450.jpg" alt="Küresel Eşitsizlik ve Adaletsizliğin Yeni Sembolü: Pandemide Aşı Adaletsizliği" width="325" height="229" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiye-asi-tablosu-19-nisan-2021-640x450.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiye-asi-tablosu-19-nisan-2021-1024x719.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/turkiye-asi-tablosu-19-nisan-2021.jpg 1042w" sizes="auto, (max-width: 325px) 100vw, 325px" /></a></p>
<p>Salgın arttıkça tüm dünyada halkların da hoşnutsuzluğunun arttığını kaydeden Kölemen, &#8220;Aşılar beklentileri yükseltti ama beklenen hızla dağıtım yapılmıyor. Daha da kötüsü, yoksul ülkelere aşıların ulaştırılması 2024 sonunu bulacak gibi görünüyor. Ve bu da gelecekte mutasyonların çoğalmasına fırsat verecek, aşılanma sürecini tamamlamış ülkeleri dahi, tekrar tekrar tehlikeye atacak. Aşılanmanın yaygın olmadığı ülkelerden gelenlere şüphe ile karşılanırken, eşitsizlikler daha da güçlenecek. Aşı siyaseti yeni bir aşı-milliyetçiliği dalgası başlattı. Uluslararası iş birliği söylemi yerini “önce kendi halkımızı aşılamalıyız” taleplerine bırakıyor. Bunlar genel olarak olumlu gelişmeler değil. Küresel bir sağlık krizi sadece küresel iş birliği ile çözülebilir. Tam da bu dönemde milliyetçiliğin yükselmesi, bu nedenlerle anlaşılabilir hale geliyor. &#8221; diyor.</p>
<h5><strong>COVID-19 Aşısı ve Patent Hakları   </strong></h5>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/covid-19-asisi-ucretsiz-olmali.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-68828" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/covid-19-asisi-ucretsiz-olmali.jpg" alt="Küresel Eşitsizlik ve Adaletsizliğin Yeni Sembolü: Pandemide Aşı Adaletsizliği" width="281" height="283" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/covid-19-asisi-ucretsiz-olmali.jpg 535w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/covid-19-asisi-ucretsiz-olmali-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 281px) 100vw, 281px" /></a>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ),  pandemide en yüksek bulaş seviyesinde olduğumuzu ve salgının 3 yıl daha sürmesinin beklendiğini açıkladı. 9 Nisan 2021 itibariyle, dünya genelinde üretilen aşıların yüzde 87’si yüksek gelirli veya üst-orta gelirli ülkelere gitti; sadece %0.2’si düşük gelirli ülkelere ulaştı. Hatta gelişmiş ülkelerin aşıda 12 yaşa kadar inmeyi planlarken, yoksul ülkeler sağlıkçılarını ve hassas grupları bile aşılama imkânı bulamıyor. DSÖ Genel Sekreteri Tedros Ghebreyesus, ülkeler arasından eşitsizliğe işaret ederek, dünya genelinde 6 haftadır vaka ve ölümlerde artış olduğundan hareketle, “<a href="https://www.dunya.com/dunya/beyaz-saraydan-rusyaya-istikrarli-iliski-cagrisi-haberi-618058" target="_blank" rel="noopener">pandeminin yanlış yöne gittiğini” söyledi.</a></p>
<p>Dünyada güçlü bir aşı endüstrisi olduğu, bu nedenle patent haklarını sorununu aşamadığı tespitini yapan DSÖ, düşük ve orta gelir grubu ülkelerdeki yerel üreticilere, mRNA teknoloji <a href="https://twitter.com/WHO/status/1383077455515299854" target="_blank" rel="noopener">transferi yapmayı planlıyor</a>. Küresel çapta pandemiyle daha etkin mücadele amacıyla <a href="https://www.dunya.com/dunya/beyaz-saraydan-rusyaya-istikrarli-iliski-cagrisi-haberi-618058" target="_blank" rel="noopener">“COVID-19 aşı patentlerinin geçici olarak askıya alınması”</a> çağrıları, 250’den fazla STK, Nobel ödüllü 100 isim ve 70 eski ülke lideri tarafından da yapılıyor. Ancak bu çağrı henüz karşılık bulamadı.</p>
<blockquote><p>Bu ölçekteki bir salgında hepimiz iyi olmadan, hiçbirimiz iyi olamayacağız!</p></blockquote>
<h5><strong>Adil Aşı Çağrısı&#8230;</strong></h5>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/kedv-asi.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-68829" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/kedv-asi-640x360.jpg" alt="Küresel Eşitsizlik ve Adaletsizliğin Yeni Sembolü: Pandemide Aşı Adaletsizliği" width="371" height="209" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/kedv-asi-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/kedv-asi.jpg 680w" sizes="auto, (max-width: 371px) 100vw, 371px" /></a>Türkiye’de aşılara erişimdeki adaletsizliğe dikkat çeken ve kampanya yürüten STK’lardan biri Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi. “COVID-19 aşılarının dağıtımındaki adaletsizlik hepimizin hayatını risk altına sokuyor” tespitini yapan Af Örgütü, küresel düzeyde bir imza kampanyası başlatarak, ilaç şirketlerine herkese adil bir aşı vermeleri <a href="https://amnesty.org.tr/icerik/ilac-sirketlerine-seslenin-covid-19-asilarinda-adaleti-saglayin" target="_blank" rel="noopener">çağrısında bulunuyor.</a> ⁠</p>
<p><a href="https://www.instagram.com/p/CNpQ9OSq5HZ/?igshid=1ekr97m447kuc" target="_blank" rel="noopener">Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı</a> da “COVID-19 aşısı herhangi bir ticari mal gibi muamele göremez, patentli olması kabul edilemez. Patenti kaldırılıp mümkün olan her yerde en hızlı ve en ucuz şekilde üretimine başlanmalıdır.” diyor ve “Bu ölçekteki bir salgında hepimiz iyi olmadan hiçbirimiz iyi olamayacağız.” gerçeğini hatırlatıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/kuresel-esitsizligin-yeni-sembolu-asi-adaletsizligi/">Küresel Eşitsizliğin Yeni Sembolü: Aşı Adaletsizliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/kuresel-esitsizligin-yeni-sembolu-asi-adaletsizligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>40 Milyon Sağlık Çalışanından G20 Başkanlarına Mektup</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/40-milyon-saglik-calisanindan-g20-baskanlarina-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 07:46:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[#HealthyRecovery]]></category>
		<category><![CDATA[#SağlıklıToparlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel İklim ve Sağlık İttifakı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54278</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanından 40 milyon sağlık çalışanı G20 ülkelerinin devlet başkanlarına hitaben bir mektup yayınladı. Covid-19 ekonomik toparlanma paketlerinin merkezine halk sağlığının koyulması için çağrıda bulunan sağlıkçılar, hükümetlerden halk sağlığı, temiz hava, temiz su ve istikrarlı iklim koşullarına yapılacak yatırımları önceliklendirilmelerini talep ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/40-milyon-saglik-calisanindan-g20-baskanlarina-mektup/">40 Milyon Sağlık Çalışanından G20 Başkanlarına Mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgınıyla mücadelede ön saflarda yer alan sağlık çalışanlarının da aralarında bulunduğu, 90 farklı ülkeyi temsilen bir araya gelen 40 milyondan fazla doktor, hemşire ve sağlık uzmanı, G20 liderlerine bir<a href="https://healthyrecovery.net/letter/turkish/?fbclid=IwAR2H6OacRkMgHQWlBl0kFXXtIxwUJw2uP9gxO-buCj55LwFZKLoeUdGAoO4" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> mektup</a> gönderdi. Mektup, gelecekte oluşabilecek krizlerden kaçınmak ve dayanıklılığı artırmaya yardımcı olmak için, halk sağlığının ekonomik toparlanma paketlerinin merkezine konulmasını talep ediyor.</p>
<p>2015’de Paris’de imzalanan iklim anlaşmasının öncesinde sağlık konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesinden bu yana gerçekleşen bu en büyük seferberlikte, Dünya Tıp Birliği (World Medical Association), Uluslararası Hemşireler Konseyi (International Council of Nurses), İngiliz Milletler Topluluğu’ndaki Hemşireler ve Ebeler Federasyonu (Commonwealth Nurses and Midwives Federation), Dünya Aile Doktorları Birliği (World Organization of Family Doctors) ve Dünya Halk Sağlığı Dernekleri Federasyonu’nun (World Federation of Public Health Associations) da aralarında bulunduğu sağlık uzmanlarını temsil eden 200&#8217;den fazla tıbbi dernek ve kuruluş , üyeleri adına mektubu imzalarken, binlerce sağlık uzmanı da mektubu bireysel olarak imzaladı.</p>
<p>Mektup, hükümetlerden, hali hazırda değerlendirilmekte olan ekonomik teşvik paketlerinde, halk sağlığı, temiz hava, temiz su ve istikrarlı iklim koşullarına yapılacak yatırımları önceliklendirilmelerini talep ediyor. Bu yatırımlar, insan sağlığına zarar vermenin ve gelecekte oluşabilecek küresel salgınlara karşı direnci artırmanın yanı sıra, daha sürdürülebilir istihdam olanakları oluşmasını sağlıyor.</p>
<p>#SağlıklıToparlanma kampanyası, küresel ölçekte tıp doktorları ve sağlık uzmanlarına hizmet eden Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance), Her Nefes Önemlidir (Every Breathe Matters) ve Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) tarafından destekleniyor.</p>
<h4>&#8220;Halk Sağlığı Önceliklendirilmeli&#8221;</h4>
<p>Kampanyaya Türkiye&#8217;den Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu’na ek olarak onlarca sağlık çalışanı katıldı.</p>
<p>İmzacılardan Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Başkanı Dr. Pınar Okyay: “Sağlık çalışanları olarak ülkelerin, ekonomilerin ve toplumların Covid-19 gibi ani salgınlara ne kadar kırılgan olduğunu anladığımız bir dönemden geçiyoruz. Bu kriz bize halk sağlığının önceliklendirilmemesi halinde tüm dünyaya ne kadar pahalıya mal olabileceğini gösterdi. 40 milyon meslektaşımızla birlikte bu mektuba imza atmanın çok önemli bir mesajı olduğunu düşünüyoruz: Salgın sonrasındaki ekonomik toparlanma çabalarını halk sağlığını merkeze koyarak planlamazsak, iklim değişikliği gibi yanı başımızda bekleyen sonraki bir krizde bu kadar şanslı olmayabiliriz.” dedi.</p>
<p>Türk Tabipler Birliği Halk Sağlığı Kolu Üyesi Doç. Dr. Gamze Varol da sağlıklı bir çevrede yaşamanın sağlıklı olabilmek ve sağlıklı kalabilmenin ön koşulu olduğunu vurgulayarak, &#8220;Covid-19 pandemisi insanlığa bir kez daha sınırların gerçekte var olmadığını ve adil bir dünya düzenine ne kadar çok gereksinimimiz olduğunu gösterdi. Hepimizin iklim, çevre, ve insan sağlığı arasındaki bağı görmemizi sağladı. Bunu halk sağlığı için fırsata dönüştürebilmeliyiz. Ülkemizde hava kirliliği, sağlığımızı olumsuz etkileyen en önemli çevresel sorun, binlerce erken ölüm, hastalık ve sakatlığın nedeni. Bu nedenle hava kirliliğinin azaltılmasına yönelik politikaların ivedilikle hayata geçirilmesi yaşamsal önemde. Ülkemizde ve tüm Dünya’da politika belirleyicilerden halk sağlığını öncelemelerini, hava kirliliği önlemleri başta olmak üzere iklimi, havayı, suyu ve toprağı koruyacak kararlara imza atmalarını talep ediyoruz&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-54280 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/kampanya.jpg" alt=" #SağlıklıToparlanma kampanyası, küresel ölçekte tıp doktorları ve sağlık uzmanlarına hizmet eden Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance), Her Nefes Önemlidir (Every Breathe Matters) ve Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) tarafından destekleniyor." width="350" height="300" />Küresel çaptaki kampanyaya katılan kurumlardan Dünya Tıp Birliği Başkanı Miguel R. Jorge, sağlık sektörü çalışanlarının krizde ön saflarda yer aldığını ve harekete geçmekte geç kalındığı için çok fazla yaşam kaybına şahit olunduğunu hatırlatarak,  &#8220;Artık yaşamı sağlıkla idame ettirmenin gezegenin sağlığına bağlı olduğunu her zamankinden daha açık şekilde görüyoruz. Toparlanma sürecine girerken, bizleri daha fazla zarar görmekten koruyan bir sistemi inşa etmemiz gerektiğini görmezden gelemeyiz. Bu sebeple hükümetlerin, kurtarma paketlerini değerlendirirken, halk sağlığını dikkate almaları önem arz ediyor. Kapsamlı bir yaklaşımla hazırlanacak sağlıklı ve yeşil bir toparlanmaya hemen şimdi ihtiyaç duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Uluslararası Hemşireler Konseyi Başkanı Annette Kennedy, “COVID-19 dünyayı durma noktasına getirerek, bizleri geçmişi yeniden değerlendirme zorunluluğunda bırakıyor. Bu durum, bizlere, gezegene ve üzerindeki tüm insanlara fayda sağlayacak değişiklikler yapmak için eşsiz bir fırsat sağlıyor. İklim değişikliği, dünya nüfusunun sağlığına şimdiden ve önemli ölçekte tehdit oluşturuyor. Hükümetleri, çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşanabilir ve sürdürülebilir bir iklimde, sağlıkla büyüyebilmeleri için kirlilik seviyelerinin kriz öncesi seviyelere dönmemesini sağlamaya davet ediyoruz. COVID-19 küresel salgınından olumlu olarak değerlendirebilecek bu yegane fırsatın elimizden kaymasına izin vermek affedilemez. Uluslararası Hemşireler Konseyi üyeleri, gelecekte oluşabilecek krizlere hazırlıklı olmanın, sağlık hizmetlerine yatırım ve iklim değişikliğini önemsemekten geçtiğinin farkında. Sürdürülebilir bir geleceği ancak, sağlık hizmetlerine ve çevreye yatırım yaparak sağlayabiliriz&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Kampanyaya katılan diğer kurumlardan temsilcilerin görüşleri şöyle:</strong></p>
<p>Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance, GCHA) Genel Müdürü Jeni Miller,“Ekonomik toparlanmanın sağlıklı şekilde gerçekleşmesi; insanların, ekonominin ve gezegenin sağlığının yakın ilişkisini gözetiyor. Yaşadığımız pandemi, ekonomik iyileşmenin küresel sağlık sisteminin dayanıklılığını güçlendirecek şekilde planlanması gerekliliğini gösteriyor. Ulusal toparlanma programları, büyük ölçekli kamu fonu yatırımları aracılığıyla tasarlanırken, hükümetlerin, bu önemli ilişkiyi göz önünde bulundurması gerekiyor. Bu kapsamda hükümetlerin, insan sağlığı üzerinde doğrudan etkileri bulunan çevre standartlarında esneklik sağlamak üzere şirketlerin baskılarına boyun eğmemeleri gerekiyor. Yaşanan kriz, işlerin her zamanki şekliyle yürütüldüğü düzene geri dönmek yerine, insanları ve gezegeni koruyan bir gelecek yaratmak için cesur adımlar atmanın zamanının geldiğine işaret ediyor.&#8221;</p>
<p>Hindistan Halk Sağlığı Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. K Srinath Reddy, “COVID-19, insan ırkı için öldürücü patojenler içeren ve yaban hayat içinde bulunan virüsleri aktive eden ekolojik etmenlerin yarattığı tehdidi gözler önüne seriyor. Hava ve su kirliliği, doğuştan gelen bağışıklığın azalması ve virüsün verebileceği zararı artıran tıbbi geçmiş nedeniyle dayanıklılık kapasitemizi olumsuz etkiliyor. Bu etmen, çevre sağlığının temelinde yatıyor ve geleceğimizi ne şekilde yeniden belirleyeceğimiz hakkında bizleri uyarıyor. Doğa ile uyumun bozulduğu durumda zarar gören insanlık oluyor. Var oluşumuzu devam ettirebilmek için doğayla uyum içinde ve akılcı şekilde hareket etmemiz gerekiyor.&#8221;</p>
<p>İrlanda&#8217;nın ilk kadın cumhurbaşkanı, İhtiyar Heyeti Başkanı ve eski Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Mary Robinson, &#8220;Dünyanın dört bir yanındaki sağlık uzmanlarının kaygılarını tekrarlıyorum. Sağlıklı bir toplumun yeniden inşası, iklim üzerinde gerçek ve kalıcı şekilde harekete geçmek anlamına geliyor. COVID-19 krizi, ortaklaşa yaşadığımız kırılganlıkların birbiriyle ilişkisine ışık tutarak, halk sağlığı ve gezegenin sağlığının korunmasının ayrılmaz bağını gösteriyor.&#8221;</p>
<p>Kampanya ile ilgili geniş bilgiye ulaşmak için <a href="https://healthyrecovery.net/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/40-milyon-saglik-calisanindan-g20-baskanlarina-mektup/">40 Milyon Sağlık Çalışanından G20 Başkanlarına Mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UNICEF Çocuklar İçin Hikâye Kitabı Çıkardı: Benim Kahramanım Sensin</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/14/unicef-cocuklar-icin-hikaye-kitabi-cikardi-benim-kahramanim-sensin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2020 08:45:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Benim Kahramanım Sensin]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[unicef]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dahil olmak üzere 50 insani yardım alanında çalışan kuruluş bir araya gelerek çocukların COVID-19’u anlamalarını ve kabullenmelerini sağlamak amacıyla bir hikaye kitabı hazırladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/14/unicef-cocuklar-icin-hikaye-kitabi-cikardi-benim-kahramanim-sensin/">UNICEF Çocuklar İçin Hikâye Kitabı Çıkardı: Benim Kahramanım Sensin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kitap, Kuruluşlar Arası Daimi Komite (IASC), Acil Durumlarda Ruh Sağlığı ve Psikososyal Destek Referans Grubu (IASC MHPSS RG) tarafından geliştirilerek bir proje haline getirildi. 6-11 yaş arası çocuklara yönelik olan kitap için 1700’den fazla çocuk, ebeveyn ve öğretmen, COVID-19 salgınıyla nasıl başa çıktıklarını anlattı.</p>
<p>Çocukların COVID-19 salgını sırasındaki ruh sağlığı ve psikososyal ihtiyaçlarını değerlendirmek için Arapça, İngilizce, İtalyanca, Fransızca ve İspanyolca hazırlanan küresel bir anket dağıtıldı. Bu araştırmanın sonuçları kullanılarak, hikayede işlenecek konuların çerçevesi oluşturuldu.</p>
<p>Kitap, COVID-19’dan etkilenen pek çok ülkedeki çocuklarla hikaye anlatımı yöntemi kullanılarak paylaşıldı.</p>
<blockquote><p>Bu hikaye, dünya çocukları için, dünya çocukları tarafından geliştirilmiştir.</p></blockquote>
<p>IASC MHPSS RG, Helen Patuck’u bu hikayeyi yazıya döken ve resimleyen olarak kabul eder.<br />
Bu kitabı İngilizce aslından Türkçe‘ye;</p>
<p><strong>Çeviren:</strong> Ayşe Kaplan<br />
<strong>Düzenleyen:</strong> Oya Erbaş, Ece Beyazıt</p>
<p>Kitaba <a href="https://www.egitimpedia.com/wp-content/uploads/2020/04/My-Hero-is-You-Storybook-for-Children-on-COVID-19-Turkish-3.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/14/unicef-cocuklar-icin-hikaye-kitabi-cikardi-benim-kahramanim-sensin/">UNICEF Çocuklar İçin Hikâye Kitabı Çıkardı: Benim Kahramanım Sensin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Emekçilerin Sağlıklı Yaşam Hakkı İçin Daha Israrcı Olmalıyız&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/03/emekcilerin-saglikli-yasam-hakki-icin-daha-israrci-olmaliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2020 12:37:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmama hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[ücretli izin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gönüllü karantinasını yaşayan bizlerin emekçinin salgın ortamında; çalışmama hakkına, ücretli izin hakkına; işsizin, yoksulun, mültecinin  barınma ve diğer temel ihtiyaçlarının giderilerek sağlıklı yaşam hakkına kavuşması için daha talepkar ve ısrarcı olması gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/03/emekcilerin-saglikli-yasam-hakki-icin-daha-israrci-olmaliyiz/">&#8220;Emekçilerin Sağlıklı Yaşam Hakkı İçin Daha Israrcı Olmalıyız&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (World Health Organisation-WHO) küresel virüs tehdidi karşısında önlemlerin ulusal ölçekte alınacağının ilan etmesi, bu önlemlerin devletlerin karakteristik özelliklerine göre şekilleneceğinin de işaretiydi. Böylece bir süredir &#8220;şirket gibi&#8221; yönetilen Türkiye kendi tarzını yaşamaya başladı. Yurttaşların gönüllü karantinaya davet edilmesini hükümet tarafından şirketlerin sosyal sorumluluk (</span><i><span style="font-weight: 400;">Corporate Social responsibility-CSR</span></i><span style="font-weight: 400;">) projelerini andıran bir bağış kampanyasının başlatılması izledi. Bu kampanya ile emekçiler birer ihtiyaç sahibi haline getirilirken vadedilen ödemelerin yapılacağı adresleri ne zaman ve nasıl bulacağı ise meçhul. Lakin salgının  durdurulması için işe fiilen gitmesi gereken ve/veya iş arayışı içinde olan dolaşımdaki milyonlarca insanın geçim derdine ivedilikle çare bulunarak ülke çapındaki karantina sürecine dahil edilmesi gerekiyor. Durumdan vazife çıkaran sivil toplumun temsilcileri, sendikalar, meslek odaları dolaşımdaki bu nüfusun  temel ihtiyaçların karşılanarak genel karantinanın ilan edilmesi için hükümetin atması gereken adımları açıklayarak bir </span><a href="http://disk.org.tr/2020/03/disk-kesk-tmmob-ve-ttbnin-yedi-acil-onlem-metni-imzaya-acildi/?fbclid=IwAR3u61JNBALVXXZlU4uxHjGJKelS2C31bZuXeKb2GnmFYQJBXtCIvMgWxzk"><span style="font-weight: 400;">imza kampanyası </span></a><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">başlattı ; Sosyal Bilimciler de kamuculuk, planlama ve toplumsal dayanışma zemini oluşturmaya dönük  22 maddelik bir </span><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sosyal-bilimcilerden-koronaviruse-karsi-kamuculuk-cagrisi-1730078"><span style="font-weight: 400;">çağrı</span></a><span style="font-weight: 400;"> metni yayımladı. Ne var ki, siyasi iktidar sivil toplumdan gelen bu uyarı ve talepleri dikkate almayarak süreci krize çevirdiği gibi  bugüne dek T.C. Devleti kimliğiyle imzalanmış olan Uluslararası Çalışma Örgütü (</span><i><span style="font-weight: 400;">International Labor Organization-ILO</span></i><span style="font-weight: 400;">)  sözleşmelerini de ihlal etmiş oluyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">“Herhangi bir ülkenin, emeğin insani koşullarını benimsememesi, kendi ülkelerindeki durumu iyileştirme isteğinde olan diğer ülkeler için bir engel teşkil edecektir.” ILO</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın yarattığı karışıklık ortamında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal adaletin sağlanması adına Birleşmiş Milletler tarafından  üst düzenleyici örgüt olarak kurulan ILO&#8217;nun 1932 yılından beri üyesi olan Türkiye, 55&#8217;i yürürlükte olan 59 sözleşme imzalamıştır. Bu bilgileri edinebileceğiniz  ILO Ankara temsilciliğinin web sitesine girdiğinizde karşınıza ilk olarak dünya genelinde tüm insanların aynı gemide olduğunu hatırlatan ILO&#8217;ya ait şu söz çıkar:</span> <i><span style="font-weight: 400;">“Herhangi bir ülkenin, emeğin insani koşullarını benimsememesi, kendi ülkelerindeki durumu iyileştirme isteğinde olan diğer ülkeler için bir engel teşkil edecektir.”</span></i> <span style="font-weight: 400;"> Tabii, Korona günlerinde sözün önemini daha iyi idrak ederken aklınıza küresel salgın ortamında çalışma yaşamının nasıl düzenleneceğine dair küresel mücadelenin ipuçlarını aramak gelmiş olabilir. İşverenlere ve çalışanlara düşen görev ve sorumluluklar minvalinde mesajların ağırlık kazandığı Türkçe sayfada aradığınızı bulamadığınız için  benim yaptığım gibi ILO&#8217;nun kendi sayfasına yönelme ihtiyacı da duyabilirsiniz. İşte,Türkçe sayfada göremediğiniz </span><i><span style="font-weight: 400;">İngilizce ILO Standartlarına dair Covid 19</span></i><span style="font-weight: 400;"> raporu karşınızda!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">23 Mart 2020 tarihli  ILO Standartları ve Covid 19 adlı </span><a href="https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/---ed_norm/---normes/documents/publication/wcms_739937.pdf"><span style="font-weight: 400;">raporun</span></a> <span style="font-weight: 400;"> en önemli özelliği içeriğin üye ülkeler (Türkiye dahil toplam 187 ülke) tarafından yürürlüğe konmuş ya da meclisten onay bekleyen </span><span style="font-weight: 400;">standartlara dayanıyor olması. Zira bu tür sözleşmelerin işlevselliği meclisteki  siyasi partilerden sendikalara, basına kadar tüm baskı grupları tarafından tartışılmayı hak etmesiyle yakından ilgilidir. Nitekim ILO&#8217;nun önemini özellikle yaşanmış olan iş kazalarından sonra atılan adımlar gösterir. Hatırlarsanız, 2014 yılında 301 madenciyi yitirdiğimiz Soma maden kazasının ardından </span><span style="font-weight: 400;">madenlerde </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;yaşam odalarının&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> kurulmasını şart koşan sözleşmenin imzalanmamış olduğu anlaşılınca</span><span style="font-weight: 400;"> baskı grupları devreye girmesinin de etkisiyle </span><span style="font-weight: 400;"> 2006 tarih ve 187 sayılı İş Güvenliğini ve Sağlığını Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi kabul edilmişti.</span><span style="font-weight: 400;"> Benzer şekilde madencilik ve inşaat  sektörlerinde meydana gelen kazalar sonrasında da işverenlerin önlemleri almada kusurlu olduğu anlaşılınca 1988 tarih ve 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi ile 1995 tarih ve 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi 23 Mart 2015 tarihinde kabul edilmişti. Şimdi bu durumu tersten yani yürürlükte olan sözleşmelerin etkinleştirilmesi gereği üzerinden düşünelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ILO&#8217;nun Covid 19 salgını ile mücadeleye yönelik yayımladığı bu raporun amacı genel hatlarıyla  işsizlik sorunlarının giderilmesi ve geçim kaynaklarının, gelirin dengelenmek suretiyle ekonominin düzene sokulması&#8230; Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için ise iş sürekliliğinin korunarak iktisadi ve finansal politikaların devreye sokulması  Türkiye tarafından 13 Aralık 1977 yılında yürürlüğe konmuş olan 122 sayılı İstihdam Politikası Sözleşmesi gereğince öneriliyor. Yine; tam ya da kısmi gelir kaybının oluşmasına karşılık hükümetlerin ücret ödemelerinin devam ettirilmesi, iş sözleşmesinin feshi halinde  işçinin alacak ve haklarının tazmininin sağlanması Türkiye&#8217;de 29 Mart 1961&#8217;den beri yürürlükte olan 95 sayılı Ücretlerin Korunması Sözleşmesine dayandırılarak tavsiye ediliyor. Bununla birlikte hükümetlere işverenlerin işin ifası nedeniyle ve iş süresince çalışanlarının risklere maruz bırakmaması için işçilere her türlü koruyucu ekipman ve malzemeyi ücretsiz şekilde  temin etmekle yükümlü olduğu Türkiye&#8217;nin 1981 yılında imzalayarak 22 Nisan 2005&#8217;te yürürlüğe koyduğu 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği ile Çalışma Ortamına ilişkin Sözleşme gereğince öneriliyor. İlaveten Türkiye açısından yürürlükteki sözleşmelerin referansıyla atılması mümkün adımlardan bir diğeri de Covid 19 krizi ortamında işçinin iş akdinin işin niteliği, işçinin eylemleri ya da  operasyonel gerekçelerle fesh edilemeyeceği; işçinin hastalık ya da ailevi nedenlerle geçici devamsızlık göstermesi halinde de iş akdinin fesh edilmeyeceği şeklinde ki Türkiye bu tavsiyeye dayanak oluşturan 158 sayılı Hizmet İlişkisine Son Verilmesine ilişkin Sözleşme&#8217;yi 4 Ocak 1995&#8217;te yürürlüğe koymuş bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> ILO bu raporla  Covid 19 ile mücadele sürecinde  işverenlerin ekonomik, sağlık ya da sosyal nedenlerle iş akdi feshedilen ya da ücreti düşürülenlere işsiz bırakılmalarından doğan tüm haklarının ödenmesi gerektiğini de hükümetlere hatırlatılıyor. Ne var ki bu önerinin dayandırıldığı 168 sayılı  İstihdamı Geliştirme ve İşsizliğe Karşı Koruma Sözleşmesi&#8217;ni Türkiye imzalamışsa da mecliste onaylatmadığı için sözleşme yürürlükte değil. Eğer Türkiye bu sözleşmeyi imzalamış olsaydı misal geçenlerde medyada yer alan Koronavirüse yakalandığı için sağlık personelinin ücretinin yarıya indirilmesi gibi durumlarda bu tavsiye kararına uyulması için hükümete  122, 95, 155 ve 158 Sayılı sözleşmelere uyulması yönünde hatırlatmaların yapılabileceği gibi bir baskı aracı olarak kullanılabilirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün karşımızda TUIK&#8217;in 2020 verilerine göre toplam 83 Milyon nüfus içinde  ücretli ya da yevmiyeli işçi konumundaki 19 Milyon 216 bin işçinin hastalanmayı göze alarak işe gittiği gibi bir gerçek var. Salgına %13 seviyelerindeki işsizlik ve %50&#8217;lere varan yüksek enflasyon ortamında yakalanan Türkiye&#8217;de kapanan işyerleri nedeniyle işsizliğin daha da artarak geçim şartlarının zorlaşacağı da malum. Ne var ki nüfus içi dolaşım sürdükçe salgının durmayacağı için bildiğimiz neoliberal umursamazlığın işçiyi, emekçiyi hor görmeye devam etmesi artık mümkün değil. Bu nedenle gönüllü karantinasını yaşayan bizlerin emekçinin salgın ortamında çalışmama hakkına, ücretli izin hakkına; işsizin, yoksulun, mültecinin  barınma ve diğer temel ihtiyaçlarının giderilerek sağlıklı yaşam hakkına kavuşması için daha talepkar ve ısrarcı olması gerekiyor. Zira öyle bir radde ki bu, 2020 yılı için mega projelere 18,8 Milyar TL garanti ödemesi bulunan siyasi iktidarın önceliklerinde değişikliklik yapması elzem! </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/03/emekcilerin-saglikli-yasam-hakki-icin-daha-israrci-olmaliyiz/">&#8220;Emekçilerin Sağlıklı Yaşam Hakkı İçin Daha Israrcı Olmalıyız&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afet Günlerinde Dezavantajlı Gruplar: &#8220;Evdekal&#8221;mak için Ev Gerek </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/01/afet-gunlerinde-dezavantajli-gruplar-evdekalmak-icin-ev-gerek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 12:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çorbada Tuzun Olsun Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[mülteciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüsle mücadelede "Evdekal" çağrıları artarken madalyonun diğer yüzünde kalan evsizler, mülteciler gibi dezavantajlı gruplar hastalıkla mücadele programlarında çok az yer bulabiliyor. Dezavantajlı grupların salgınla mücadelesi için çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları var. Bunlardan Çorbada Tuzun Olsun Derneği 26 Mart'ta evsizler ile ilgili çok önemli bir rapor yayınladı. Hayata Destek Derneği de mülteciler ve mevsimlik işçilerin sağlık koşullarının geç olmadan sağlanması için çalışmalarını sürdürüyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/01/afet-gunlerinde-dezavantajli-gruplar-evdekalmak-icin-ev-gerek/">Afet Günlerinde Dezavantajlı Gruplar: &#8220;Evdekal&#8221;mak için Ev Gerek </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’da yaklaşık 10 bin evsiz yaşıyor. 10 yıldır her akşam evsizlere çorba dağıtan ve evsizler için projeler geliştiren Çorbada Tuzun Olsun Derneği geçtiğimiz günlerde yayınladığı raporla Covid-19’la mücadele kapsamında evsizlerin yok sayıldığı vurgusunu yaptı. Biyolojik Afet: Covid-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama başlıklı raporda “Solunum güçlüğünün evsizler arasında göz ardı edilemeyecek oranlarda görülmesi ve yaşlıların ölüm riskinde olması göz önüne alındığında COVID-19 gibi bir şiddetli akut solunum sendromuna karşı en tehlike altında olan grupların başında yaşlı evsizler gelmektedir” deniliyor.</span></p>
<p><b>Derneğin önerileri ise şöyle:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-COVID-19 gibi bir biyolojik afet durumunda evsiz bireylerin korunması iki aşamada gerçekleşebilir. (2020 COVID-19 İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Esenyurt Örneği gibi) Evsizler için var olan mevcut barınma alanlarının karantina altına alınarak kalan evsiz populasyonun sağlığının korunması gerçekleştirmek ve barınma alanlarında kalmayan, sokakta yaşayan, evsizler için ayrı karantina alanları oluşturmak. İki aşama uygulandığında evsiz dezavantajlı grubu, toplumsal kriz planlaması kapsamına alınarak tüm toplumda sosyal izolasyon sağlanmış olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-51828 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/evsiz1.jpg" alt="" width="308" height="205" />-Sokaktaki bireyler de tıpkı yurtdışından seyahat ile gelenler gibi karantinaya alınmalı ve potansiyel hasta olarak değerlendirilmelidir. Karantinaya alınanlar kategorize edilmeli ve içlerinde bulundukları risk faktörlerine göre küçük gruplara ayrılmalıdır. Söz konusu küçük gruplar sadece izole edilmeyip kendi içlerinde risk gruplarına göre kategorize edilmeli ve sosyal izolasyona dahil edilmelidir. Bu sayede çok katmanlı bir sosyal izolasyon sağlanmış olur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Semptom gösteren evsiz bireylere maske verilmeli ve diğer evsiz bireylerden ayrı bir yerde barındırılması sağlanmalıdır. Evsiz bireylerin alanlara girişi öncesinde ilgili devlet kurumlarında yapılacak COVID-19 testi sonuçları pozitif çıkan bireyler daha kapsamlı sağlık hizmeti alacakları devlet kurumlarına yönlendirilmelidir. Evsiz bireylerin ilgili sağlık kurumlarına ve barındırılma alanlarına sevki ilgili kurumlarca karşılanmak zorundadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Sokakta yaşamını sürdüren 18 yaş altı çocukların durumları ihbar edilerek Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafınca Emniyet Müdürlüğü tarafından çocukların mevcut durumlarını Sağlık Bakanlığı&#8217;na bildirerek eş zamanlı tespitinin yapılması sağlanmalıdır. Çocukların virüs salgınından mevcut sokak şartlarında korunamamaları ve taşıyıcı konumda olmaları nedeniyle çocuklar için özel karantina bölgeleri oluşturularak bu bölgeye alınmaları sağlanmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Sokakta yaşamını sürdüren birçok çocuğun yurt geçmişi bulunmaktadır. Yurtlardan kaçmaya müsait oldukları için karantina bölgesinin giriş ve çıkışlarının toplum sağlığının korunması adına denetim altına alınması gerekmektedir. Özellikle bu süreçte çocuklar ile iletişime geçecek polis memurları ve sağlık görevlilerinin oryantesi sağlanmalı, iletişim konusunda çocuklara ürkütmeden yaklaşılmalıdır. Yaşanan COVID-19 salgınını, karantina sürecini ve bu sürecin gerekliliği konusunu çocuğun yaşı ve mevcut psikolojisine uygun ve net bir dille aktarılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çorbada Tuzun Olsun Derneği&#8217;nin hazırladığı ve kamuoyuna sunduğu raporun tamamına <a href="http://corbadatuzunolsun.org/wp-content/uploads/2020/03/cotun_covid19_tr.pdf">bu linkten</a> erişebilirsiniz. </span></p>
<p><b>Hayata Destek Derneği: Evde Kalabilmek Özellikle Mülteciler, Mevsimlik Tarım İşçileri ve Sokakta Çalışanlar İçin Çok Zor </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-51827 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/hayata-destek-derneği-640x509.jpg" alt="Hayata Destek" width="287" height="228" />Dezavantajlı gruplar üzerine çalışan önemli derneklerden biri de Hayata Destek Derneği. Dernek çalışmalarını daha çok mülteciler ve mevsimlik tarım işçileri üzerinde yoğunlaştırıyor. Hayata Destek Koruma Program Yöneticisi Hatem Efe ile salgın günlerinde dezavantajlı gruplara yönelik neler yapılabileceği üzerine konuştuk. </span></p>
<p><b>Koronavirüsten korunmanın en temel yolu olarak açıklanan iki şey; evde kalmak ve kişisel hijyenimizi sağlamak. Mülteciler, mevsimlik işçiler ve evsizler için bu şartları sağlamak ne kadar mümkün? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Afet veya acil durumlarda, hali hazırda var olan kırılgan gruplar daha da savunmasız hale gelir. Özellikle temel hizmetlere erişimi ve ekonomik durumu yetersiz olan, kayıt dışı ekonominin bir parçası olan, hizmetlerden uzak alanlarda, kırsal bölgelerde yaşayan, bilgi kanallarına erişimi kısıtlı olan, okuryazarlığı düşük olan kişiler ve gruplar daha fazla etkilenir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19 salgının toplumdaki her grup üzerinde farklı, orantısız etkileri olacağını öngörebiliriz. Türkiye’de 3.6 milyon Suriye’den gelen, 330 bin diğer ülkelerden gelen olmak üzere neredeyse 4 milyon mülteci ve sığınmacı yaşıyor. Bu nüfusun yarısını çocuklar oluşturuyor. Hem yerel toplum hem de mülteci toplumu arasında, mevsimlik tarım işçileri, evsizler, sokakta çalışan kişiler bulunuyor. Bu kişiler ve aileleri, normalde zor şartlar altında, barınma, sağlık ve hijyen koşullarının ideal olmadığı alanlarda hayatını idame ettirmeye çalışırken bugün COVID-19 salgını sebebiyle daha çok risk altında. Mültecilerin önemli bir bölümü kayıt dışı çalışıyor ve yevmiyeli günlük işlerle evlerini geçindiriyor. Hizmet sektörü ve diğer sektörlerdeki işyerleri hızla kapandı ve pek çok kişi işini kaybetti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evde kalabilmek özellikle mülteciler, mevsimlik tarım işçileri ve sokakta çalışanlar için çok zor çünkü hayat devam ediyor ve hayatta kalabilmek için de gelir elde etmek bir zorunluluk. Bu kişilerin, salgından korunmak ve salgını daha da yaymamak için önerildiği gibi evde kalabilmeleri ya da sağlanan bir barınma alanına sığınabilmeleri için bu süre boyunca sosyal yardım ve destek mekanizmalarına ulaşabilmeye ihtiyaçları var. Bu sosyal destek mekanizması sunulmazsa pek çok kişi mevsimlik tarım alanında ya da sokakta çalışmaya, kalmaya devam edecek. Nisan ayından itibaren gezici mevsimlik tarım işçileri yollara düşecek. </span></p>
<p><b>Salgınlar, tıpkı deprem, sel, savaş gibi afet kapsamına giriyor. Peki, afet hallerinde dezavantajlı gruplar için neler yapılmalı? Uygulanması gereken prosedür neleri kapsar? Gözlemleriniz ve edindiğiniz bilgiler neticesinde Türkiye&#8217;deki mülteciler başta olmak üzere barınma, beslenme ve sosyal şartlar konusunda dezavantajlı insanlara yönelik güncel durum hakkındaki görüşleriniz neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-51829 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/mülteciler.jpg" alt="mülteci çocuk" width="336" height="223" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/mülteciler.jpg 626w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/mülteciler-350x231.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 336px) 100vw, 336px" />Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart’ta pandemi ilan edilen COVID-19 tüm dünyayı kısa sürede etkileyen bir afet durumu yarattı. Bu süreçte hem yerelde hem de uluslararası düzeyde sivil toplum, kamu, özel sektör, yani tüm paydaşların dayanışma içinde somut ve hızlı çözümler üretmesi çok kritik. COVID-19 salgını veya herhangi bir salgın ile mücadelede çalışma yaparken toplum içindeki tüm sosyal grupları, özellikle de daha az görünür ama acil durumlardan daha çok etkilenecek kırılgan grupları dahil etmek gerekiyor. O yüzden tüm çalışmalarımızın süreçlerini ‘içerici’ şekilde tasarlamalıyız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikli olarak şu grupların ihtiyaçlarını ve durumlarını gözden geçirmek önemli: Kadın ve çocuklar, engeli olan bireyler, kronik rahatsızlığı veya başka sağlık sorunu olan bireyler, yaşlı bireyler, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakılmış bireyler, özgürlüğünden yoksun bireyler, azınlık gruplar, mülteciler, göçmenler ve mevsimlik tarım işçileri. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mültecilerin pek çoğu yetersiz barınma koşullarında kalabalık aileler olarak yaşıyor, gelirleri kısıtlı ve genellikle günlük veya düzensiz işlerde çalışıyorlar. Ayrıca dil engeli sebebiyle bilgi kaynaklarına ve hizmetlere erişimleri zorlaşabiliyor. Şu an önemli bir kısmı dönmüş olmasına rağmen hala mülteciler, sığınmacılar ve göçmenler, Edirne’de Yunanistan sınırında bu soğuk havaya ve koşullara rağmen sınırı geçmeyi bekliyor. Her ne kadar konuyla ilgili Edirne Pazarkule’de alınan önlemler yüksek risk altındaki bu grup için acil ihtiyacı karşılamış olsa da hala orada bulunan mülteci ve göçmenlerin evlerine güven içinde dönmeleri ve evlerine vardıklarında gerekli önlemleri almaları konusunda desteklenmeleri COVID-19 virüsünün yaygınlaşma riskini azaltmakta büyük fayda sağlayacaktır. Mülteci ve göçmen nüfus içinde COVID-19 virüsüne yakalanacak yaşlı veya kronik rahatsızlığı olan kişiler daha da savunmasız durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevsimlik tarım işçileri Nisan ayından itibaren hasat için Türkiye’nin farklı illerine göç edecek yetişkin ve çocukların paylaştığı tek bir çadırda 10-12 kişi barınacak. Elektrik, temiz su, tuvalet-banyo gibi en temel ihtiyaçlara erişimleri çok kısıtlı ve yetersiz olacak. Çocuklar eğitimini yarıda bırakıp tarlaya gidecek. Bir de Adana’da olduğu gibi tarım alanlarında yerleşik yaşayan mevsimlik tarım işçileri ve aileler var. Yılın 12 ayı aynı kötü koşullarda yaşıyorlar. </span></p>
<p><b>En temelinde yapılabileceklere dair bazı öneriler şunlar olabilir: </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Farklı kişi ve sosyal grupların ihtiyaçlarının karşılanması için bu gruplarla birlikte ihtiyaca göre planlama yapılması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-COVID-19 hakkında doğru ve koruyucu bilgilendirmenin herkese yapılması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Sağlık durumu iyi olmayan ya da COVID-19 semptomları gösteren kişilerin hastaneye erişimi ve test yapılması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İçinde bulunduğumuz olağandışı duruma adapte olmak ve baş etmek için ruh sağlığını koruyucu ve destekleyici hizmetler sunulması </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kadın, yaşlı, çocuk, engelli, kronik hastalığı olan kişilerin özel ihtiyaçlarının karşılanması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet veya diğer türlü şiddet, istismar ve ihmalden koruyacak mekanizmalara erişim ve güvenliğin sağlanması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Mülteciler için tüm temel hizmetlerin Arapça, Farsça ve diğer dillerde sağlanabilmesi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Mevsimlik tarım alanlarında ihtiyaç tespiti yapılarak sağlık ve hijyen açısından gerekli önlemlerin alınması, sağlık taramalarının yapılması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Mevsimlik tarım işçileri ve tarım aracılarıyla birlikte koruyucu ve önleyici tedbirlerin geliştirilmesi ve uygulanması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Mevsimlik tarım alanlarında çocukların korunması için tedbirler alınması </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Evsizlere, mevsimlik tarım alanlarında yaşayanlara ve diğer kalabalık alanlarda bulunmak, çalışmak zorunda kalanlara hijyen malzemelerinin sağlanması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Evsizler için kapalı spor salonları gibi barınma alanları oluşturulması, gerekli sağlık ve hijyen önlemlerinin alınması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Evsizler için sağlıklı beslenme amacıyla gıda sağlanması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Sokakta yaşayan ya da çalıştırılan çocuk tespit edilirse Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bildirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması (Alo 183 aranabilir.)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Evsizler için Sağlık Bakanlığı ile işbirliği içinde mobil ekiplerin oluşturulması, sağlık ve koruma tedbirlerinin alınması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tüm çalışmaların yerelde sahiplenilmesi ve yerel uygulamaların kırsal bölgelere ulaşması </span></p>
<p><b>Dernek olarak misyonunuzu &#8220;Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimleri sağlamak&#8221; olarak açıklıyorsunuz. Salgın ne yazık ki tam da yeni ve acımasız bir mülteci krizinin patlak verdiği bugünlere denk geldi. Hayata Destek Derneği olarak çalışmalarınızı nasıl ilerletiyorsunuz? Hangi noktalara yoğunlaştınız? Devletin ilgili kurumları ve diğer STK&#8217;larla işbirlikleriniz var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayata Destek Derneği olarak 8 ilde çalışmalarımızı yürütüyoruz: Adana, Mersin, İstanbul, Batman, Mardin, Diyarbakır, Hatay ve Urfa. Burada hem mültecilerin korunması ve geçim kaynaklarına erişimlerine yönelik hem de mevsimlik tarımda çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Şu an ofislerimizi evlerimize taşıdık ve uzaktan destek modeline geçtik. Uzaktan çalışma modeli pek çok faaliyetimizi sınırlasa da farklı yöntemler geliştirmeye devam ediyoruz. Sahada hizmet veren ekiplerimiz mobil telefon, internet ve danışma hatları üzerinden mültecilere ve yerel topluluk üyelerine ulaşıyor. COVID-19 ile ilgili yaptığımız ilk çalışma Türkçe ve Arapça olarak doğru bilgilendirmeyi sağlamak ve insanların sorularını yanıtlamak oldu. Bilgilendirici çalışmalarımız farklı konularda devam ediyor. Mesela bu süreç boyunca ruh sağlığımızı korumak için neler yapabiliriz, COVID-19’u çocuklarımıza nasıl anlatabiliriz gibi özel içerikler geliştirdik, buna devam ediyoruz ve herkesin erişebileceği şekilde yaygınlaştırıyoruz. Halihazırda destek verdiğimiz danışanlarımıza uzmanlarımız aracılığıyla uzaktan vaka yönetimi, hukuki danışmanlık, psikolojik destek gibi özelleşmiş destekleri vermeye devam ediyoruz, risk altına girebilecek ailelere ulaşıp takip sağlıyoruz. Türkçe kursları ve beceri geliştirme eğitimlerimize internet sınıfları üzerinden devam etmeye çalışıyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önceliğimiz kişilerin COVID-19 hakkında bilgilendirilmesi, bu süreçte hizmetlere erişimlerinin sağlanması ve risk altına giren ailelere destek sağlamak. O yüzden Sağlık Bakanlığı’nı ve Dünya Sağlık Örgütü’nü yakından takip ediyoruz, resmi bilgi ve kararlara göre hareket ediyoruz. İnsani yardım kapsamında Birleşmiş Milletler tarafından koordine edilen çalışma gruplarını, bunun yanı sıra COVID-19’a dair küresel insani yardım platformlarındaki gelişmeleri, bilgilendirmeleri takip ediyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevsimlik tarımda çocuk işçiliği ile mücadele kapsamında mevsimlik tarım işçiliği ve COVID-19’dan korunmaya dair bir içerik üzerine çalışıyoruz. Haftaya sizinle paylaşabiliriz. Evsizlere dair Çorbada Tuzun Olsun Derneği’nin çok güzel çalışmaları var, bu konuda uzmanlaştıkları için onlarla iletişime geçmek önemli olur. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/01/afet-gunlerinde-dezavantajli-gruplar-evdekalmak-icin-ev-gerek/">Afet Günlerinde Dezavantajlı Gruplar: &#8220;Evdekal&#8221;mak için Ev Gerek </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Zamanında Filantropi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/31/koronavirus-zamaninda-filantropi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2020 08:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Filantropi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 11 Mart 2020 tarihinde yaptığı açıklamayla Koronavirüs’ü (COVID-19) küresel bir salgın olarak niteledi. DSÖ’nün açıklamasının ardından birçok sektör, son yıllarda insan sağlığına en ciddi tehdidi oluşturan bu salgınla mücadele eylem planlarını güncelliyor. Koronavirüs’ün yayılmaya başlamasıyla filantropi alanındaki aktörler, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini ve kaynaklarını koruyarak bu küresel seferberliğe nasıl katkı sunacaklarına dair değerlendirmeler yapıyor ve bunları kamuoyuyla paylaşıyorlar. Değişim için Bağış Proje Uzmanı Aslı Altınışık, filantropinin üstlendiği ve üstlenebileceği rollere yönelik uluslararası gündemde yer alan önemli kaynakları derledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/31/koronavirus-zamaninda-filantropi/">Koronavirüs Zamanında Filantropi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header class="entry-header">
<p class="entry-title">Türkiye’de Koronavirüs’e karşı alınan önlemler ve salgınla mücadele çalışmaları yalnızca kamu ve özel sektör tarafından değil, sivil toplumdaki aktörler tarafından da yürütülüyor. Pek çok sivil toplum kuruluşu, virüsün yayılmaması için alınan önlemleri dikkate alarak evden çalışmaya başladı. Aynı zamanda, sivil toplum için evden çalışma <a href="http://sivildusun.net/sivil-toplum-icin-corona-gunlerinde-calisma-rehberi-infografik/">rehberi</a> gibi pratik öneriler geliştiriliyor ve paylaşılıyor. Türkiye’de alınan bu önlemlere paralel olarak, uluslararası alanda da sivil toplum ve filantropi aktörleri salgınla mücadelede destek mekanizmaları oluşturuyorlar. Aşağıdaki kaynaklar, filantropinin Koronavirüs ile mücadelede oynayabileceği rolleri, yöntemleri ve iyi örnekleri derliyor ve Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına küresel bağlam hakkında bilgi veriyor.</p>
</header>
<div class="entry-content al-left">
<p><strong>Koronavirüs ve Afet Filantropisi</strong></p>
<p><a href="https://disasterphilanthropy.org/">Center for Disaster Philanthropy</a> (CDP), afet zamanlarında bireylerin yardımlarını bilinçli bir şekilde yapabilmeleri için faaliyet gösteren bir kuruluş. Koronavirüs hakkındaki gelişmeleri DSÖ ve Johns Hopkins Üniversitesi üzerinden takip eden CDP, her acil durum için olduğu gibi Koronavirüs salgını için de oluşan acil ihtiyaçları tespit ediyor, ne tür yardımlara gereksinim duyulduğuna ve desteklenebilecek kuruluşlara dair detaylı bir çerçeve çiziyor. Bu minvalde oluşturduğu <a href="https://disasterphilanthropy.org/cdp-fund/cdp-covid-19-response-fund/">Koronavirüs Fonu</a> aracılığıyla yerel STK’lara destek oluyor. CDP’nin düzenli olarak güncellediği ve Koronavirüs salgınında filantropinin rolünü temel konu başlıkları altında inceleyen kaynak niteliğindeki internet sitesine <a href="https://disasterphilanthropy.org/disaster/2019-ncov-coronavirus/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Ek olarak, CDP’nin düzenlendiği ve çok sayıda kuruluş temsilcisi ile yetkililerin katıldığı bir <a href="https://disasterphilanthropy.org/event/covid-19-coronavirus-how-philanthropy-can-respond/">webinarda</a> filantropinin Koronavirüs’le mücadelede yapabilecekleri değerlendirildi. Tartışılan konu başlıkları arasında salgının en az seviyeye indirilmesinde ve doğru bilginin yaygınlaştırılmasında filantropinin rolü, donörlerin STK’ları desteklemek adına yapabilecekleri ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların karşılaştıkları zorluklar da yer aldı.</p>
<p><strong>Filantropinin Yanıtı</strong></p>
<p>11 Mart 2020 itibariyle Koronavirüs pandemisiyle mücadelede imkânların artırılması amacıyla dünya çapında 1,3 milyar dolar bağışlandı. Bu miktarın %80’i şirketler tarafından yapıldı ve şirket bağışlarının %90’ı Amerikalı ve Çinli firmalardan geldi. Bill &amp; Melinda Gates Foundation’ın araştırmalar için hibe ettiği 100 bin dolar ise şu ana kadar bir vakıf tarafından yapılan en yüksek bağış. Salgına karşı başlatılan küresel seferberlikte filantropinin rolüne dair detaylı bilgi için <a href="https://candid.org/explore-issues/coronavirus">tıklayınız</a>.</p>
<p>Koronavirüsle mücadelede sivil toplumun rolünü inceleyen “COVID-19⁠—Seven Things <span class="glossaryLink " title="Glossary: Philanthropy" data-cmtooltip="Filantropi: Kelimenin kökeni eski Yunanca’dan gelmekte ve insan türüne duyulan sevgi anlamını taşımaktadır. Bugün filantropi dendiği zaman, bir kişi veya grubun ortak bir faydayı geliştirmek için yaptığı gönüllü katkılar kastedilmektedir. Diğer kuruluşlara yapılan filantropik katkılar, yoksulluğun azaltılması, vatandaşların yaşam kalitesinin yükseltilmesi gibi amaçların veya araştırma, sağlık, eğitim, kültür ve sanat vb. alanlarındaki çeşitli faaliyetlerin desteklenmesi için kullanılır.">Philanthropy</span> Can Do” başlıklı <a href="https://www.fsg.org/blog/covid-19-seven-things-philanthropy-can-do?utm_medium=email&amp;utm_campaign=COVID-19%20Blog&amp;utm_content=COVID-19%20Blog+CID_a02d8faf37aa0bf717045f738c82d3cb&amp;utm_source=Email%20marketing%20software&amp;utm_term=Read%20my%20blog">makale</a>de şu noktalara dikkat çekiyor: yerel toplulukların beyan ettikleri ihtiyaçlara göre hibe verilmeli, sağlık sistemine ve hizmetlerine erişimi daha az olan gruplara ulaşılmalı, doğru bilginin yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmalı, hibe vermenin ötesine geçilerek uzmanlıklar paylaşılmalı, mevcut yerel örgütlenmelerle iletişime geçilerek yerel mekanizmalar güçlendirilmeli ve atılan her adımdan önce etkileşime geçilen tarafların onayı alınmalı.</p>
<p>Filantropi ekosisteminin önemli aktörlerinden olan hibe veren kuruluşların Koronavirüs salgını sırasında üstlenebilecekleri rolleri ele alan “6 Steps for <span class="glossaryLink " title="Glossary: Grant" data-cmtooltip="Hibe: Bir kuruluşa veya bireye kamu yararına etkinlikler yürütmesi için fon tahsis edilmesidir.">Grant</span> Makers to Take Now to Ensure Nonprofits Recover From Coronavirus Spread” isimli bir diğer <a href="https://www.philanthropy.com/article/Coronavirus-6-Steps-for-Grant/248202">makale</a>, salgın zamanında donörlerin yapabileceklerini örnekler üzerinden inceliyor. Koronavirüs araştırmalarının desteklenmesi gerektiğini hatırlatmanın yanı sıra, donörlerin STK’larla sürekli iletişim halinde olmalarının, gönüllülük yapmalarının ve gönüllüleri örgütlemelerinin, STK’larda çalışanların bedensel ve ruhsal iyi olma halini desteklemelerinin ve yerel örgütler arasındaki iş birliğini desteklemelerinin çok önemli olduğunun altını çiziyor.</p>
<p><strong>Sivil Toplum Kuruluşlarının Karşılaştıkları Zorluklar</strong></p>
<p>Koronavirüs salgınına karşı dünya çapında alınan önlemler, tüm kuruluşları olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarını da doğrudan etkiliyor. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları, İçişleri Bakanlığı’nın 16 Mart 2020 tarihinde yayınladığı bir <a href="https://www.icisleri.gov.tr/81-il-valiligine-koronavirus-tedbirleri-konulu-ek-genelge-gonderildi">genelge</a> ile toplantı, konferans ve sempozyum gibi faaliyetlerini ucu açık bir tarihe kadar durdular. Böyle bir bağlamda, “Coronavirus and Your 2020 Fundraising Goals: What Nonprofits Need to Know” başlıklı <a href="https://www.forbes.com/sites/alyssawright/2020/03/11/coronavirus-and-your-2020-fundraising-goals-what-nonprofits-need-to-know/#3b4f2bac3231">makale</a> kâr amacı gütmeyen kuruluşların kaynak geliştirme stratejilerini güncellemeleri konusunda yol gösteriyor ve etkinlikleri sanal ortama taşımak ve büyük bağışçılarla iletişimi artırmak gibi önerilerde bulunuyor. Buna paralel olarak, STK’ların kaynak geliştirme bölümleri için öneriler barındıran “Love for Fundraisers in a Time of Coronavirus” başlıklı <a href="https://fundraising.co.uk/2020/03/12/love-for-fundraisers-in-a-time-of-coronavirus/">blog</a>yazısı, kaynak geliştirmenin durumunu inceliyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Yazıda, başta kaynak geliştirme sorumluları olmak üzere tüm STK çalışanlarının kendilerine ve etraflarındakilere iyi bakmaları gerektiğinin altı çiziliyor ve sivil toplum çalışanlarının kendilerini çok sayıda kaynak geliştirme etkinliğinin ortaya çıkacağı bir iklime hazırlamaları gerektiğinin sinyalleri veriliyor. Blog yazısı, insanların her zaman bağış yapmaya meyilli olduğunu hatırlatırken, Koronavirüs deneyiminden alınacak derslerin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor ve iş birliklerinin ve sanal ortamda aktif olmanın önemi vurguluyor.</p>
<p><strong>Milyarder Filantropistlerin Girişimleri</strong></p>
<p>Koronavirüs salgınının yarattığı küresel acil durum ortamında, milyarderler çeşitli filantropik girişimlere imza attılar. Örneğin <a href="https://chanzuckerberg.com/">Chan Zuckerberg Initiative</a>, kurulduğu bölge olan San Francisco’da Koronavirüs testi yapma ve teşhis koyma kapasitesini dört kat artıracak iki adet klinik teşhis cihazı alacağını belirtti. Benzer şekilde <a href="https://www.gatesfoundation.org/">Bill &amp; Melinda Gates Foundation</a>, kurulduğu Seattle’da yaşayanların evlerinde uygulayabilecekleri ve sonuçlar için hastanelere yollayabilecekleri Koronavirüs test kitleri üretmeye başladı. <a href="https://www.bloomberg.org/">Bloomberg Philanthropies</a>’in projesi ise Amerika’daki farklı şehirlerin salgınla mücadelede öğrendiklerini tek bir platformda toplamayı ve salgının yayılmasının önlenmesi için tüm yerleşim alanlarında uygulanabilir yöntemleri yaygınlaştırmayı hedefliyor.</p>
<p>Ancak bu girişimler kamuoyu nezdinde aynı tepkilerle karşılanmadı ve girişimlerin yarattığı etki tartışma konusu oldu. Filantropinin meşruiyetinin ve etkisinin sivil toplum ekosistemindeki çoğu aktör tarafından bir süredir sorgulandığı bir ortamda, yukarıda örneklendirilen ve onlara benzer diğer filantropik girişimler takdir edildiği kadar eleştiri de topluyor. Milyarder filantropistlerin attığı adımların, salgınla mücadelede hükümetlere destek olmadığı konusunda argümanlar öne sürüldü. Bunlarla birlikte, salgın karşısında milyarder filantropistlerin başlattığı girişimlerin zamanında yapılan müdahaleler olduğu da sıklıkla dile getirildi. Milyarder filantropinin Koronavirüs bağlamında değerlendirmeleri için “<a href="https://www.vox.com/recode/2020/3/10/21173864/mark-zuckerberg-bill-gates-coronavirus-billionaire-philanthropy">Mark Zuckerberg and Bill Gates are stepping in on the coronavirus where the government has failed</a>” ve “<a href="https://www.businessinsider.com/billionaires-spending-hundreds-of-millions-on-coronavirus-research-2020-3">Billionaires from Bill Gates to Jack Ma are Donating Millions to Help Alleviate the Crisis-but it may not go where it’s needed most</a>” başlıklı yazıları inceleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Sivil Alan ve İnsan Hakları</strong></p>
<p>Koronavirüsün halk sağlığı için oluşturduğu tehdide karşı hükümetlerin önlem almaları gerektiği konusunda kamuoyunun genel bir beklentisi bulunuyor. Bununla birlikte, alınan önlemlerin kişisel hak ve özgürlükleri gözetmesine dair hassasiyetler de paylaşılıyor. Bazı devletlerin tedbir kisvesi altında örgütlenme özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalar veya vatandaşların hareketlerini denetlemesi, kimi insan hakları kuruluşlarınca temel hak ihlali olarak niteleniyor.</p>
<p><a href="https://www.icnl.org/">International Center for Not-for-Profit Law</a>’un (ICNL) yayımladığı bir <a href="https://mk0rofifiqa2w3u89nud.kinstacdn.com/wp-content/uploads/03.2020-Coronavirus-and-Civic-Space.pdf?_ga=2.186963616.909541825.1583999976-1663969452.1583999976">makale</a>, insan hakları gözetilerek alınan önlemlerin daha güçlü ve etkili olduğunu hatırlatıyor ve koronavirüs gibi kriz zamanlarında uluslararası hukukun insan haklarını korumak için sunduğu çerçeveye dikkat çekiyor. Salgına karşı önlem adı altında bazı ülkelerde alınan kararların hukuka uygun olmadığını ifade eden makale, örgütlenme özgürlüğü gibi temel bir hakkın halk sağlığını koruma gerekçesiyle kısıtlanabilmesi için üç temel şartı sağlaması gerektiğini belirtiyor: 1) yasalara uygunluk, 2) meşruiyet, 3) gereklilik ve orantılılık.</p>
<p>Makale, örgütlenme özgürlüğünün yanı sıra, halk sağlığını tehdit eden durumlarda hükümetlerin alacağı önlemlerin ayrımcı olmaması, bilgiye erişimi veya ifade özgürlüğünü kısıtlamaması ve katılım hakkını engellememesi gerektiğinin de altını çiziyor. Son olarak, salgın karşısında alınan önlemlere dair, katılımcı, kapsayıcı ve erişilebilir olmaları gerektiği tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Sonuç Yerine…</strong></p>
<p>Türkiye’de salgının yayılmasını engellemek amacıyla okullar tatil edildi ve eğitim internet ortamına taşındı. Restoran ve spor tesisi gibi pek çok kapalı mekân geçici olarak kapatıldı. STK’ların idari ve faaliyet bazlı tüm toplantıları da ertelendi. Tüm bunların yanı sıra, alınan önlemlerin ne kadar sürmesi gerektiğiyle ilgili farklı görüşler var. Dahası, ülkelerin Koronavirüs’ten etkilenme seviyeleri olduğu kadar mücadele yöntemleri de çeşitlilik gösteriyor. Bu bilinmezlik ortamında kesin olan nokta ise, insan etkileşiminin bu kadar yoğun olduğu bir dünyada salgın gibi küresel sorunlarla başa çıkmada dayanışmanın öneminin göz ardı edilemeyecek kadar büyük olduğu. Yukarıda alıntılanan kaynaklar ve konu hakkında hızla büyüyen literatürün işaret ettiği üzere, alışılagelmiş uygulamaların dışına çıkarak bu dayanışmayı gerçekleştirmek ve çalışma alanlarını güçlendirmeye devam etmek her bireyin kişisel görevi ve serüveni haline geliyor.</p>
<p>Yazı görseli: <a href="https://www.freepik.com/">Freepik</a></p>
<p>Kaynak: <a href="https://degisimicinbagis.org/koronavirus-zamaninda-filantropi/">Tüsev</a></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="SwYQRTkC8P"><p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/08/susamam-ve-bireysel-bagiscilik/">#Susamam ve Bireysel Bağışçılık</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;#Susamam ve Bireysel Bağışçılık&#8221; &#8212; Sivil Sayfalar" src="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/08/susamam-ve-bireysel-bagiscilik/embed/#?secret=hokfqm04Sp#?secret=SwYQRTkC8P" data-secret="SwYQRTkC8P" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/31/koronavirus-zamaninda-filantropi/">Koronavirüs Zamanında Filantropi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>WHO Koronavirüs İle Mücadele İçin 675 Milyon Dolarlık Eylem Planı Başlattı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/06/who-koronavirus-ile-mucadele-icin-675-milyon-dolarlik-eylem-plani-baslatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Feb 2020 10:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Tedros Adhanom Ghebreyesus]]></category>
		<category><![CDATA[WHO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Çin’de yaşanan koronavirüs (2019-nCoV) salgınının daha fazla yayılması ile mücadele etmek için Şubat-Nisan 2020 dönemleri arasını kapsayan 675 milyon dolar tutarındaki hazırlık ve müdahale planı başlattı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/06/who-koronavirus-ile-mucadele-icin-675-milyon-dolarlik-eylem-plani-baslatti/">WHO Koronavirüs İle Mücadele İçin 675 Milyon Dolarlık Eylem Planı Başlattı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acil eylem planının temel hedefinin hastaları erken teşhis ederek salgının en kırılgan ve savunmasız ülkelere yayılma ihtimalini sınırlandırmak ve hayvan kaynaklarından yayılan virüsleri azaltmak olduğu ifade ediliyor.</p>
<p>Yeni korona virüsü ile ilgili en büyük endişesinin virüs bulaşan insanları tespit edebilmek için yeterli olanağa sahip olmayan ülkeler olduğunu ifade eden Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, hastaları teşhis etmek, bakımını yapmak, hastalığın yayılmasını önlemek ve sağlık çalışanlarını korumak acil desteğin gerekli olduğunu vurguladı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47633 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/a-640x491.jpg" alt="" width="416" height="319" />Dünya Sağlık Örgütü 5 Şubat 2020 itibariyle 25 ülkeden 24 bin 363 kişide yeni koronavirüs (2019-nCoV)  vakası ile karşılaşıldığını teyit etti. Diğer ülkelerde ise yeni koronavirüs görülen vaka sayısı 191’e ulaşmış durumda. Örgüt, salgının Çin başta olmak üzere bölgesel ve küresel olarak yüksek bir risk oluşturduğunu, bu nedenle hızlandırılmış eylem planına geçilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu bağlamda plan, hızla uluslararası koordinasyon ve desteğin oluşturulabilmesine, ülkelerin hazırlığını değerlendirerek operasyonlara destek vermeye ve yeni koronavirüs ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmalarını geliştirmeye odaklanacak.</p>
<p><strong>Yeni Koronavirüs (2019-nCoV) nedir?</strong></p>
<p>Korona virüsü aslında hayvanlar arasında yaygın olan büyük bir virüs grubudur. Nadir durumlardan hayvanlardan insanlara geçtiği gözlemlenmektedir. Virüsün şimdiki yayılımı ise insandan insana geçiş şeklinde gerçekleşmektedir. Solunum sistemine yerleşen virüs gribe benzer bir şekilde öksürme ve hapşırma ile vücut dışına atılmakta ve yakın çevrede bulunan kişilere bulaşabilmektedir. Özellikle Çin’de virüsün dünya geneline yayılmaması için yoğun bir şekilde mücadele edilmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47634 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/sss.jpg" alt="" width="377" height="192" />Koronavirüs insana bulaştıktan sonra belirtilerinin başlaması 2 gün ile 14 gün arasında sürüyor. Virüsün en temel semptomu ateş ve öksürük. Bu belirtilere hastalığın şiddetine göre yorgunluk, mide bulantısı, kusma, ishal ve baş ağrısı da eşlik edebiliyor. Virüs ilerledikçe hastada zatürreye sebep olabiliyor.</p>
<p>Virüsün ne kadar ölümcül olduğu net olarak bilinmemekle birlikte 5 Şubat 2020 tarihi itibariyle Dünya Sağlık Örgütü virüs nedeniyle ölenlerin sayısını 492 olarak teyit etti. Virüsün Çin dışında Avrupa ve Kuzey Amerika’da 191 kişide daha görüldüğü ifade edilmekte.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47635 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/fff.jpg" alt="" width="372" height="198" />Virüsten Korunma Yöntemleri&#8230;</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yeni koronavirüsten korunmak için:</p>
<ul>
<li>Akut solunum yolu enfeksiyonları olan kişilerle yakın temastan kaçınmak,</li>
<li>Özellikle hastalar veya çevresi ile doğrudan temas kurduktan sonra elleri sık sık yıkamak,</li>
<li>Çiftlik hayvanları veya vahşi hayvanlarla korunmasız bir şekilde temas etmekten kaçınmak,</li>
<li>Akut solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerin özellikle öksürükleri ile ilgili etik kurallara dikkat etmesi, (elleri yıkamak, ağzı kapatmak vs.)</li>
<li>Hastanelerde ve özellikle acil servislerde standart enfeksiyon önleme ve kontrol uygulamalarının geliştirilmesi gerekiyor.</li>
</ul>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>“US$675 million needed for new coronavirus preparedness and response global plan”, <em>World Health Organization</em>, News Release, Geneva, 05.02.2020.</p>
<p>“Novel Coronavirus(2019-nCoV) Situation Report – 16”, <em>World Health Organization</em>, Data Report, Geneva, 05.02.2020.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/06/who-koronavirus-ile-mucadele-icin-675-milyon-dolarlik-eylem-plani-baslatti/">WHO Koronavirüs İle Mücadele İçin 675 Milyon Dolarlık Eylem Planı Başlattı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>WHO&#8217;nun Koronavirüsü İle İlgili Bilgilendirmesi Türkçeleştirildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/03/whonun-koronavirusu-ile-ilgili-bilgilendirmesi-turkcelestirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Feb 2020 14:39:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıkta Hamilik Topluluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıkta Hamilik Topluluğu, Koronavirüs salgını ile ilgili Dünya Sağlık Örgütü’nün toplumu bilgilendirmek amacıyla hazırlamış olduğu görselleri Türkçeleştirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/03/whonun-koronavirusu-ile-ilgili-bilgilendirmesi-turkcelestirildi/">WHO&#8217;nun Koronavirüsü İle İlgili Bilgilendirmesi Türkçeleştirildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıkta Hamilik Topluluğu (SAHA), gönüllü öğrenci arkadaşlarıyla bu görsellerin Türkçe çevirilerini yapıp toplumun koronavirüs farkındalığını artırmak istiyor.</p>
<p>Görsellerin tamamına <a href="https://drive.google.com/drive/folders/1YKAu8ZAoh3W7dFLS4WU7o3non3XYxn4g">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Görsellerin orijinal haline ise <a href="https://www.who.int/emergencies/diseases/novel-coronavirus-2019/advice-for-public">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-47533" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/cats-1.jpg" alt="" width="620" height="310" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-47534" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/ee.jpg" alt="" width="620" height="310" /></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/03/whonun-koronavirusu-ile-ilgili-bilgilendirmesi-turkcelestirildi/">WHO&#8217;nun Koronavirüsü İle İlgili Bilgilendirmesi Türkçeleştirildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
