<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğan Bermek arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/dogan-bermek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/dogan-bermek/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2020 10:08:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Doğan Bermek arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/dogan-bermek/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>27. Yılında Madımak Söyleşileri&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/02/27-yilinda-madimak-soylesileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 10:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Alevi Düşünce Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Düşünce Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[sivas katliamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55511</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Düşünce Ocağı, Sivas Katliamı’nın 27. yıldönümünde farklı aydınlarla Madımak Söyleşileri başlığıyla görüşmeler gerçekleştirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/02/27-yilinda-madimak-soylesileri/">27. Yılında Madımak Söyleşileri&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aralarında Prof. Dr. Ayhan Kaya, Prof. Dr Fuat Keyman, Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Prof. Dr. İştar Gözaydın, Yazar Kelime Ata’nın da bulunduğu video söyleşilerinde,  Sivas Katliamı farklı yönleriyle değerlendiriliyor. Alevi Düşünce Ocağı’ndan Doğan Bermek’in moderatörlüğünde yapılan söyleşilere ulaşmak için <a href="http://aleviocagi.org/2020-madimak-soylesileri" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/02/27-yilinda-madimak-soylesileri/">27. Yılında Madımak Söyleşileri&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Devletin Aleviliğin Ne Olduğunu Söyleme Yetkisi Yok”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/30/devletin-aleviligin-ne-oldugunu-soyleme-yetkisi-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eylem Sonbahar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 07:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anadolu Din ve İnançları Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Kaboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mine Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Türmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Din ve İnançları Platformu’nun düzenlediği panelde “Alevilerin sorunları ve temel haklar ile uygulamada AİHM kararları” konuşuldu. Panelin konuşmacılarından Rıza Türmen, devletin Alevilikle ilgili tanım yapma yetkisi olmadığını belirterek, ''Devletin bunu yapması inanç özgürlüğüne müdahaledir.'' dedi..</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/30/devletin-aleviligin-ne-oldugunu-soyleme-yetkisi-yok/">“Devletin Aleviliğin Ne Olduğunu Söyleme Yetkisi Yok”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Taksim Hill Oteli&#8217;nde düzenlenen ve cem evlerine ibadethane statüsü, zorunlu din dersleri gibi konularda AİHM’in verdiği kararların uygulanmaması üzerine tartışılan panelde, Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorsa devletin de bu şekilde kabul etmesi gerektiği vurgulandı. Panelin açılış konuşmasını yapan Doğan Bermek, “Alevilere yönelik katliamlar yaşandı, bu katliamlar öyle bir noktaya geldi ki Alevi toplumu kendisine hukuk içerisinde yer aramaya başladı. Yüzlerce dernek kuruldu. Bunun ardından Aleviler kendilerini görünür hale getirmek için bu görünürlüğün sembolü olarak da cem evlerini inşa etmeye başladılar. Bu belki de son yüzyıllarda karşılaşılmamış sivil itaatsizlik hareketiydi.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-47441 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/InShot_20200130_094948351-640x360.jpg" alt="" width="348" height="196" />Türkiye’de altı bin civarında cem evi olduğunu söyleyen Bermek, “Bu cem evleri tümüyle devletin kontrolü ve denetimi dışında kurulmuş, devletin desteğini olmadan toplumun sırtında taşıdığı taşlarla kurulmuştur. Kabul görmeyen Aleviliğin hukuksal mücadelesindeki davalar 1996 yılından itibaren iç hukukun tükenmesiyle AİHM’e gitti ve AİHM 2014-2016 yılları arasında üç önemli karar verdi. Bunlar eğitim konusunda zorunlu din dersleri, cem evlerinin de diğer ibadethanelerin yararlandığı haklardan yararlanması ve devlet-inanç grubu ilişkilerindeki kararlardır. Aleviler hak kazanmayı başardı ama kazandıkları haklara nasıl sahip çıkacakları konusunda pek deneyim sahibi değil. Bu yeni süreci nasıl takip edip nasıl aşılacağını göreceğiz.” diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Kazanılan Alevi Davalarında Uygulama Problemi Var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AİHM’e gelen Alevi insan hakları davaları artık bir uygulama dönemine girdi diye konuşan Dr. Rıza Türmen, “Uygulamada ne yapılması, nasıl davranılması gerekir bunları tartışmak lazım. Bu davaların uygulanması sağlanırsa Türkiye’deki Alevilerin sorunları büyük ölçüde giderilmiş olur. AİHM Sözleşmesinin 46. maddesi diyor ki; AİHM’in verdiği kararlar bağlayıcıdır ve uygulanması zorunludur. Anayasanın 90. maddesi de AİHM kararlarıyla Türk yasaları arasında bir çelişki varsa AİHM kararları esas alınır. AİHM kararı sonrası işleyişe değinen İhlal kararı sonrası uygulamada ihlali yapan devlete yönelik baskı ve iddiaya yönelik bir çalışma düzenlenir. Devleti karara uygulamaya yönelik uyarır.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türmen, “Alevi davaların bir uygulama problemi var. Kararların uygulanmadığı kesinleşirse o zaman başvuruculara yeni bir dava imkanı doğuyor. Bütün bu talepler aslında Alevilerin tanınmamasından ileri geliyor. Çünkü talepleri reddederken Türk yargı organları Diyanet İşleri’nden de görüş alarak “Alevilik bir Sufi tarikatıdır”, &#8221;Alevilik ayrı bir inanç değildir&#8221; dediler. AİHM diyor ki sorunun temelinde Aleviliğin ayrı bir inanç olarak tanınmaması yatıyor. Halbuki özerk bir inanç olarak tanınması bir din özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası. Devletin Aleviliğin ne olup olmadığını söyleme yetkisi yoktur. Devletin bunu yapması inanç özgürlüğüne müdahaledir. Verilen kararların uygulanması için Aleviler kendini nasıl tanımlıyorsa devletin de kabul etmesi lazım.” diye devam etti.</span></p>
<p><b>“AİHM’de Alevi Davalarından Çok Vicdani Ret Davaları Var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnanç Özgürlüğü Girişimi adına Dr. Mine Yıldırım, girişimin 2013 yılından beri Türkiye’de her kesim için inanç özgürlüğü hakkını savunmak doğrultusunda çalışmalar yürüttüğünü belirterek konuşmasına başladı. Yıldırım, inanç özgürlüğünün tek başına değil bütün insan hakları hükümleri ile birlikte anlam taşıdığını belirterek, &#8220;Adalete erişim, adil yargılama, eğitim hakkı da inanç özgürlüğü ile kesişim haline geliyor. İnsan hakları birbirine bağlı ve bölünemezdir.  İnanç özgürlüğü herkesin hakkı. İnanmama hakkı, inancını değiştirme hakkı bu özgürlüğün kapsamında. AİHM’de Alevi davaları kararından daha fazla vicdani ret davalarının kararları var. Türkiye bunları da henüz uygulamadı. İnancınız gereği elinize silah alamıyorsanız bu da inanç özgürlüğü sınırları içindedir.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldırım, “Eğitim Reformu Girişimi ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin programı ve kitaplarını insan hakları standartları açısından incelediğimiz bir rapor hazırlamıştık. Rapordaki bulguları Bakanlar Komitesi’ne göndermek, bilgilendirmek gibi durumlar komiteyi gerçekten bilgilendiren şeyler. Ve nitelikli izlemeye alınmasını sağlaması açısından önemli. Şunu belirtmek isterim, bu kararlar sadece Aleviler için önemli değil bütün herkesin din ve inanç özgürlüğü için önemli kararlar.” diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Konu Artık Demokrasi Mücadelesi Haline Geldi”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasanın 15. maddesini hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, “Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Ve bunlardan dolayı suçlanamaz. Savaş ortamında bile olsanız sizin inancınızı, inançsızlığını hiç kimse sorgulayamaz. İnsan hakları öğretinde herkes için geçerli bir durumdur.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaboğlu konuşmasını, “Alevi yurttaşlarımızın açtığı davalar Türkiye’deki laiklik anlayışı Avrupa Mahkemesi kararlarına kazındı. Bu açıdan bütün emek verenleri kutluyorum. Çünkü Avrupa Mahkemesi kararlarında laiklik tescil edildi. 2020’de gelinen noktada AİHM kararları uygulanacak mı sorusu tekrarlanıyor. Konu sadece artık hak ve özgürlük mücadelesi değil aynı zamanda demokrasi mücadelesi haline geldi. AİHM kararlarını uygulatmak gerekiyor. Özetle, toplumu dinden inşa etme projesinin şu anda Türkiye’de uygulamasını görüyoruz. Bunu çok iyi kavramamız gerekir. Bugün burada konuştuğumuz konuların sorunu ne bütçe ne de başka bir şey, esas sorun zihniyette.” diye noktaladı.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/30/devletin-aleviligin-ne-oldugunu-soyleme-yetkisi-yok/">“Devletin Aleviliğin Ne Olduğunu Söyleme Yetkisi Yok”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Din Ve İnançlar Platformu Ortaklıkları Artırma Amacında…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/16/anadolu-din-ve-inanclar-platformu-ortakliklari-artirma-amacinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Dec 2019 09:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Alevi Düşünce Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Din ve İnançlar Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Düşünce Derneği’nden Doğan Bermek, bir süredir kuruluş çalışmalarını sürdürdükleri Anadolu Din ve İnançlar Platformu’nu anlatırken, “Amacımız inançların arasındaki farkları değil aralarındaki ortaklıkları yakalamak” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/16/anadolu-din-ve-inanclar-platformu-ortakliklari-artirma-amacinda/">Anadolu Din Ve İnançlar Platformu Ortaklıkları Artırma Amacında…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Anadolu Din Ve İnançlar Platformu Ortaklıkları Artırma Amacında… by Sivil Sayfalar" width="500" height="400" scrolling="no" frameborder="no" src="https://w.soundcloud.com/player/?visual=true&#038;url=https%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F728544646&#038;show_artwork=true&#038;maxheight=750&#038;maxwidth=500"></iframe></p>
<p><strong>Kuruluş çalışmalarını sürdürdüğünüz platform hakkında bilgi verir misiniz? Bu platforma giden süreç nasıl oluştu, arka planında nasıl bir perspektif var?</strong></p>
<p>Kurmakta olduğumuz platformun ismi; Anadolu Din ve İnançlar Platformu. Anadolu ya da Türkiye çok uluslu, çok inançlı bir topluluk. Çok uzun süredir beraber yaşamayı başarmışız. Gerek milliyetçi gerekse ayrımcı akımların etkileriyle birbirine epey yabancılaşmış inanç grupları var Anadolu’da. Bu yabancılığın sürüp gitmesine katkıda bulunan birtakım olaylar, harici müdahaleler de yaşanmış. Lozan aslında ‘bazılarını koruyayım derken’ müthiş bir ayrımcılık getirmiş. Şimdi bütün bunların aşılmasının yolu birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu değil de birbirimizle ortak yanlarımızın neler olduğunu bulup çıkartmak olsa gerek. Biz böyle düşünüyoruz en azından. Bu bağlamda 30-35 senedir din ve inanç özgürlükleri konusunda çalışan sivil toplum örgütlerinde görev yapıyorum. Bu çalışmaları sürdürürken sorunların herkes için aşağı yukarı aynı olduğunu veya birbirine yakın olduğunu görüyorsunuz.</p>
<p>Bunları Alevi sorunu, Ermeni sorunu, Katoliklerin sorunu ya da Yahudilerin sorunu  ayrı ayrı ele aldığınız zaman, hem kamu yöneticilerinin kafası çok karışıyor hem bu toplumlar sanki birbirlerinden çok farklı mecralarda, çok farklı dünyalarda yaşıyormuş gibi görünüyor. Ve birbirlerinin sorunlarını da sahiplenemiyorlar, bu bilgi eksikliği nedeniyle. Oysa Mardin’deki Süryani sorunuyla Edirne’deki Yahudi’nin sorunu Erzincan’daki Alevinin sorunuyla, Konya’daki bir Mevlevi’nin sorunu arasında pek büyük fark yok. O nedenle 2011’de bir çalışma yapmıştık; Türkiye’deki İnanç Gruplarının Sorunları ismiyle. Bilgi Üniversitesi&#8217;nin çalışmasıydı çok olumlu sonuçlar vermiş idi. Alevi kurumları olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdığımız birkaç davamız vardı. O davaların kararları da gelirken mahkeme Alevi ve devlet gibi bakmadı konuya. Bütün kararlarda devlet ve inanç grubu diye bakılıyor. O da bizim için aslında biraz uyarıcı oldu, bunun üzerine Anadolu Din ve İnançlar Platformu diye bir platform kurma kararı verdik. Son bir yıldır uğraşıyoruz, şimdi son aşamasındayız ve önümüzdeki haftalarda hayata geçiriyoruz.</p>
<p><strong>Platformun amacını nasıl anlatırsınız?</strong></p>
<p>Amacımız değişik çalışma gruplarıyla sorunların çözüm yollarını oluşturmak, bunu halkın anlayacağı bir dille ve yöneticilerin kolay uygulayabileceği biçimlerde ve politikacıların da anlayıp savunabilecekleri, destekleyebilecekleri biçimlerde kamuoyunun, kamu yöneticilerinin önüne sunmaktır. Türkiye’deki yasal yapının biraz daha olumlu ele alınması gayreti diye de bakabilirsiniz buna.</p>
<p><strong>Hedeflerinizde neler var?</strong></p>
<p>Temel hedeflerimizin birincisi bu inançların arasındaki farkları değil arasındaki ortaklıkları yakalamak. Mesela biz geçen yıl Miraç üzerine bir çalışma yaptık, 1436 tarihli bir Miraçname’yi Çağatayca’dan Türkçe’ye çevirttik. O zaman başka inanç grupları da ilgilendiler, Miraç’la ilgili sunumlarımızı gördüler. Ve sonra öğrendik ki benzer şeyler Tevrat ve İncil’de de var. Yani şimdi biz miracı sadece İslam’ın içinde sanırız oysa miraç herkesin miracı… Bu ortaklığı niye bilmiyoruz? Ortaklığı aramıyoruz ki… Ne kadar farklı olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz. Neden farklıyız, nasıl farklıyız o kötü ben iyiyim böyle şeylerimiz de var. Oysa dinlerin arasında birbirine çok yakın, birbiriyle çok örtüşen hedefler var. Dinlerin tümünün derdi, insanların daha huzurlu, daha insanca yaşamasını sağlayacak düzenlemelere kavuşmak. Bunu hem anlatılır hem anlaşılır hale getirmeye çalışıyoruz bu belki hedeflerimizin  en birincisi.</p>
<p>İkincisi; tabii geçtiğimiz 7-8 sene içinde şiddetin nasıl tırmandığını herkes biliyor. Bu şiddetin yarattığı inançlar arası düşmanlık, bu yüzden de  inançların yanlış anlaşıldığı, yanlış yorumlandığı bir dünyadayız bugün. Yani İslamım dersen seni terörist zannediyor, öteki &#8216;Katoliğim&#8217; derse &#8216;beni vuracak&#8217; zannediyorum falan. Böyle bir garip dünya var. Bu dünyayı biraz daha birbiriyle ilişkili hale getirmek, birbirine biraz daha tanıtmak istiyoruz açıkçası. Bunun sadece Türkiye için değil Batı için de çok önemli olduğunu düşünüyoruz. 3 ayda bir bülten yayınlayacağız. Bültenimizin ana ürünü ya da ana omurgası Anadolu inançlarının ortak takvimi olacak. Her dinin kutsal günleri, bayramları var onları dahi bilmiyoruz. Aleviler için Muharrem bir matem ayıdır, matem orucudur. Çoğu kişi bunu daha bilmeyip ‘muharreminiz kutlu olsun’ diyebiliyor. İyi niyetli hani belki gönlümü almak istiyor ama bilmiyor. 3’er aylık aralarla inanç takvimlerini valilerin, emniyet müdürlerinin, müftülerin, inanç önderlerinin, kaymakamların eline ulaştırarak hem birbirlerine yani diğer inançlara karşı biraz daha duyarlı olmayı, inançlar arasındaki iletişimi, birbirine yakınlığı biraz daha arttırmayı amaçlıyoruz. Böyle hedeflerimiz var.</p>
<p><strong>Bu platformda kimler yer alıyor?</strong></p>
<p>Bir Süryani, bir Protestan, bir Alevi kuruluşu olarak başladık bu işe. Bir de Eğitim Reformu Girişimi var. Tabi onlar inançla ilgili değil bize eğitim konusunda destek verecekler. tabii onlar inançla ilgili değiller ama eğitim konusunda bize eğitim sorunlarında destek verecekler. Anayasa Der var, akademisyenlerle ilgili bir dernek var, Rumvader ile çok yakın ilişki içindeyiz. Ermeni vakıflarıyla yakınlaşıyoruz. Ama kimlerin katılacağı yer alacağı daha sonra tam anlaşılır. Bizde adettir önce biraz bakarlar insanlar ne olur ne olmaz bir yanlış yapmayayım diye. Herhalde 6 ay 9 ay sonra aşağı yukarı Türkiye’deki bütün inanç gruplarını aramızda göreceğiz diye düşünüyorum. İnanç gruplarından bireyler var. Ama zaten Türkiye’de temel bir sorun, inanç gruplarının tüzel kişilik hakları olmaması. Tüzel kişilik hakları olmadığı için kimin kimi temsil ettiğini bilmiyorsunuz. Biz olabildiğince geniş bir yelpazede, olabildiğince fazla rengi yan yana getirip bunların arasında bir uyum sağlamaya gayret edeceğiz. Bunun önemli bir çalışma olacağını da düşünüyoruz, faydalı bir çalışma olacağı kanaatindeyiz de ayrıca. Şimdilik gayretlerimiz bu doğrultuda gidiyor. Epey akademisyen arkadaşımız var destekleyecek bu çalışmaları, katılacak. Onların dilini toplumun anlayacağı dile çevirmek gibi bir çevirmenlik görevini de üstleneceğimizi düşünüyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/16/anadolu-din-ve-inanclar-platformu-ortakliklari-artirma-amacinda/">Anadolu Din Ve İnançlar Platformu Ortaklıkları Artırma Amacında…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Medyası İhtiyaç mı? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/alevi-medyasi-ihtiyac-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 08:06:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[alevi medyası]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Kelleci]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Akgül]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Mete]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendisini 'sol' olarak tanımlayan medya Alevileri doğal bir 'muhalefet' aracı olarak görüyor. Ancak Alevilerin 'Alevi' oluşlarından kaynaklanan sorunlarının çözülmesi, taleplerinin karşılanması ile çok da ilgili oldukları söylenemez. Aleviler 'zorda' oldukları müddetçe Aleviler üzerinden de 'muhalefet' yapılabilmektedir ve onları ilgilendiren de budur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/alevi-medyasi-ihtiyac-mi/">Alevi Medyası İhtiyaç mı? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz Alevilere yönelik medya kuruluşlarında çalışmış veya halen çalışmakta olan gazeteci, yazar, sivil toplum aktivistleri mevcut medyanın Alevilerin sorun ve taleplerine ilgisiz kalmaları nedeniyle bir &#8220;Alevi medyası&#8221;nın gerekli olduğuna işaret ediyorlar. Ana akım medya Alevilerle ilgili gelişmelere duyarsız kalıyor, konuyla ilgili bir &#8220;uzmanlaşma&#8221; ihtiyacı hissetmiyor ve iktidardan esen rüzgarlara göre tutum belirliyorsa, Aleviler ya medyadan hiçbir şey beklemeyecekler ya da kendi medyalarını oluşturacaklardır. &#8220;Ne gerek var Alevi medyasına?&#8221; şeklinde özetlenebilecek düşünce sahipleri de var. Bu şekilde düşünenlerin genel olarak kendini &#8220;sol&#8221; olarak tanımlayan çevreler olduğu görülüyor. Madem &#8220;sol&#8221; medya bütün ezilenler, emekçiler, &#8220;ötekiler&#8221; için yayın yapmaktadır, mazlum ve mağdur Alevilerin hakları için de yayın yapılmaktadır, o halde “Alevi medyasına” da gerek yoktur! Kimi kendini &#8220;solda&#8221; tanımlayan Alevilerin de benimsediği bu eleştirel düşüncenin kendince &#8220;tutarlı&#8221; görünen gerekçesi bu şekilde özetlenebilir.&#8217;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Alevi bölgelerinin ekrana yansıtılması Aleviler arasında ilişkilerin gelişmesine ve bir birini tanımalarına vesile olmuştur. Bir izleyicinin &#8216;Lo em çikastar pirbine (oğul ne kadar çokmuşuz)&#8217; cümlesinde ifadesini bulan ruhi durum bu yayınlarla sağlandı&#8217;</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat bu yaklaşım ilk bakışta göründüğü kadar &#8220;tutarlı&#8221; değil. Çünkü Alevileri &#8220;muhalefet&#8221; yapmanın &#8220;araç&#8221; ve &#8220;argümanlarından&#8221; biri olarak görmekle malul. Aleviler, mazlum ve mağdur oluşları nedeniyle doğal bir &#8220;muhalefet&#8221; yapma aracı olarak ele alınıyor. Alevilerin &#8220;Alevi&#8221; oluşlarından, yani inançlarından kaynaklanan sorunlarının çözülmesi, taleplerinin karşılanması ile çok da ilgili oldukları söylenemez. Aleviler &#8220;zorda&#8221; oldukları müddetçe Aleviler üzerinden de &#8220;muhalefet&#8221; yapılabilmektedir ve &#8220;önemsenen&#8221; de budur. Bu açıdan </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">&#8216;in merkez medya için dile getirdiği eksiklik (Konuyu bilen uzman çalıştırma gereği duymama) &#8220;sol&#8221; veya &#8220;alternatif&#8221; ya da &#8220;muhalif&#8221; denilen medya için de kendisini göstermektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Realite bu olunca &#8220;Alevi medyası&#8221;, Aleviler için bir ihtiyaç olmaktadır. Bunun aksini düşünmek, Alevilerin sorun ve taleplerinin karşılanması istek ve beklentilerinden vazgeçmelerini istemekten farksızdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belirtmek gerekir ki, &#8220;Alevi medyası&#8221; derken bir kurumsal yapıdan söz etmiyoruz. Alevilere yönelik yayın yapan TV kanalları, radyolar, internet siteleri var. Biraz yakından bakıldığında bunların da birbiriyle kayda değer bir iletişim veya koordinasyon içerisinde olmadıkları görülür. Bunun da en önemli nedeni, ideolojik tercihlerdeki farklılıklardır denebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-39913 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ErgülŞanlı.jpg" alt="" width="336" height="336" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ErgülŞanlı.jpg 582w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ErgülŞanlı-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" />Bir dönem (2006) Alevilere yönelik yayın yapan bir TV kanalında program yapan Alevi dedesi </span>Ergül Şanlı<span style="font-weight: 400;">, &#8220;Alevi televizyonu diye yayın yapanlar aslında siyaset yapıyorlardı. Bu kanalların bazı patronları TV aracılığıyla sanki Alevileri temsil ediyorlarmış gibi davranıp siyasi hesaplar yapıyorlardı&#8221; diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla birlikte 2000&#8217;li yıllarla birlikte önce Avrupa&#8217;da yayına başlayıp sonra merkezlerini Türkiye&#8217;ye taşıyan Alevi TV kanalları bir &#8220;ilk&#8221; olmaları itibarıyla önemli bir misyonu da yerine getirdiler. Çoğu kısa süre sonra ekonomik nedenlerle kapanan bu televizyonlar vesilesiyle yurdun dört bir yanındaki Aleviler, denilebilir ki ilk defa birbirlerinden haberdar oldular, &#8220;görünür&#8221; oldular. </span></p>
<p>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;"> bu durumu şu sözleriyle dile getiriyor: &#8220;Alevi televizyonları, Alevileri gerçek anlamda yansıtma gücünün çok gerisinde bir alt yapı ile yayına girmiştir. Bu kanalların böyle bir iddiada bulunması da doğru değildir. Fakat verili durumu tespit ve ekrana taşımada büyük rol oynamışlardır. Alevi bölgelerinin ekrana yansıtılması Aleviler arasında ilişkilerin gelişmesine ve bir birini tanımalarına vesile olmuştur. Bir izleyicinin &#8216;Lo em çikastar pirbine (oğul ne kadar çokmuşuz)&#8217; cümlesinde ifadesini bulan ruhi durum bu yayınlarla sağlandı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39915 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DoğanBermek-1-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" />&#8220;Aslında 90ların sonu ve 2000&#8217;lerin başında bir dönem Alevi medyasından söz edilebilecek bir ortam vardı. Ama Alevi medyası bu fırsatı kullanamadı ya da çok yetersiz kaldı. O günler iyi değerlendirilebilse idi bugün çok güçlü bir Alevi medyamız olabilirdi&#8221; diyen </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">, mevcut Alevi kanalların yetersizliğini ise şu sözleriyle dile getiriyor: &#8220;Bugün Alevilere dönük yayın yapan medya, sadece Alevi müziğinden örnekler sunuyor, ama sunumlarda müziğin arka planı, nefesin sözleri ve anlamı çoğunlukla kayıp. Haberler herhangi bir günlük haber gibi veriliyor bir süreğin içinde oldukları fark edilmiyor. Anma günleri herhangi bir biçimde kültürel bağlamları içinde anlatılamıyor. Kısaca yeterli ve etkili olamıyor.&#8221;</span></p>
<p><b>Alevi Medyası Gerçekten &#8216;Alevi Medyası&#8217; mı?</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39916 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/NilgünMete_2-640x640.jpg" alt="" width="314" height="314" />Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;"> &#8220;Patronları Alevi olan medya organları var, evet&#8221; diyerek ekliyor: &#8220;Ama bu TV ve radyo kanalları, internet gazeteleri ne kadar Alevi medyası? Alevi medyası tanımına uyuyorlar mı? Alevilerin yaşadıkları sorunları sayfalarına, stüdyolarına ne kadar, nasıl taşıyorlar? Sadece türkü programlarıyla, muharrem ayında 12 gün yapılan programlarla Alevi medyası tanımı içine girmemeli bu söz konusu medya organları.&#8221; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mete&#8217;nin eleştirisinin temelinde ise &#8220;asimilasyon&#8221; kaygısı var: &#8220;Türkiye’de Alevilik Yolu, yoğun bir Sünni ve Şii müdahalesiyle karşı karşıya. Aleviler, özellikle Alevi çocuklar, gençler asimile ediliyor. Bu yönde uygulanan devlet ya da iktidar destekli projeler var. Kendisine Alevi medyasıyız diyen bu medya organları asimilasyon politikalarına karşı duruş sergiliyor mu? Karşı haberler yapıyor mu? Asimilasyon çalışmalarını, uygulamalarını dillendiriyor mu? Gerçek anlamda Alevi medyası olamamalarının sebepleri var elbette. Patronun, çalışanların niteliğinin, Alevi Yolu’na ilgisinin, yakınlığının, duyarlılığının önemli olduğunu düşünüyorum. &#8220;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39917 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/MahmutAkgül_1-640x427.jpg" alt="" width="276" height="184" />Yol TV&#8217;den </span>Mahmut Akgül<span style="font-weight: 400;">, &#8220;Alevi medyası&#8221; şeklindeki bir tanımlamanın baskı, asimilasyon ve inkar politikalarıyla ilgili olduğunu savunarak &#8220;Bu nedenle Alevilerin medyaya şüphesiz ki ihtiyacı var&#8221; diyor ve devam ediyor: &#8220;Aleviler 2000&#8217;li yıllarda, kendi medyası ile, hem yaşamsal hem de kamusal alanda görülmeye başlamıştır. Bununla birlikte ana akım medyada Alevilik ile ilgili söylenen tüm çarpık sözler ve tanımlamalar tartışılmaya başlanarak, kendi dilleri ile kendilerini anlatmaya başlamışlardır. Bu başlangıç, ayni zamanda Alevilerin kimlik mücadelesinin daha belirginleştiği dönem olmuştur.&#8221;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"> &#8216;Alevilere dönük yayın yapan medya, sadece Alevi müziğinden örnekler sunuyor, ama sunumlarda müziğin arka planı, nefesin sözleri ve anlamı çoğunlukla kayıp. Haberler herhangi bir günlük haber gibi veriliyor bir süreğin içinde oldukları fark edilmiyor. Anma günleri herhangi bir biçimde kültürel bağlamları içinde anlatılamıyor&#8217;</span></p></blockquote>
<p><b>Alevi Medyası Ne Kadar Etkili?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyası olarak adlandırılsın ya da adlandırılmasın, esas olarak Alevi yurttaşlara yönelik yayın yapan, diğer medya organ ve araçlarının aksine esas olarak Alevilik ve Alevilerle ilgili gelişmeleri duyuran az sayıda da olsa TV kanalı, internet haberciliği yapan web siteleri, kişisel ya da gençlik ve kadınlar başta olmak üzere çeşitli gruplaşmaların koordine ettiği sosyal medya sayfaları var. Ama kuşkusuz &#8220;medya&#8221; deyince halen yazılı ve görsel basın araçları akla geliyor. Sahipleri ve çalışanlarının fedakarlığıyla yayın yapan, ayakta kalmaya ve okuruyla buluşmaya çalışan bazı dergiler var; ama genel olarak hedeflediği kitleye ulaşma bakımından etkili bir yazılı medya aracının varlığından bahsetmek mümkün değil. Bazıları ekonomik nedenlerle, bazıları KHK&#8217;lerle kapatılan TV kanalları bir yana halen uydu üzerinden güç şartlarda yayın yapan televizyonlar var. Fakat denilebilir ki bundan ortalama bir tarih vermek gerekirse 10 yıl öncesi kadar etkin ve etkili olamıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çeşitli Alevi televizyon kanallarında yaptığı programlarda izleyicilerine yurt sathındaki Alevi yurttaşların yaşamlarından, kültürlerinden, tarihlerinden kesitler sunan </span>Hüseyin Kelleci<span style="font-weight: 400;">, &#8220;Şu anda etkili bir Alevi medyası yok, Aleviler üzerinde olması gereken etkiyi yaratmaktan uzak kalıyorlar&#8221; diyor. </span>Ergül Şanlı<span style="font-weight: 400;"> da aynı kanaati paylaşıyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39918 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız-1-640x360.jpg" alt="" width="448" height="252" />Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;">&#8216;ın da bu konuda ilginç bir gözlemi var; &#8220;Temelde Aleviler kendilerine yönelik yayınların olmasından ve bu yayınlarda kendilerini görmekten memnuniyet duyuyorlar. Lakin bunu ifade ediş biçimleri her halde yayınların durduğu veya kapatmaların yaşanmasından sonra daha iyi ifade etmeye başladılar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">PİRHA&#8217;dan gazeteci </span>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;">, Alevilerin Alevi medyasına bakışını değerlendirirken &#8220;Mevcut medya içinde kendilerini göremeyen Alevi yurttaşlar, biraz olsun seslerini duyuran medyayı önemsiyor. Alevi medyası olarak gördükleri televizyon kanallarını, ajansını, radyoları, gazeteleri ellerinden geldiğince destekliyorlar&#8221; diyor ve daha başarılı ve etkin bir gazetecilik için PİRHA deneyiminden hareketle, Alevi yurttaşlarla yerlerinde buluşmanın önemine dikkat çekiyor: &#8220;Biz ajans olarak köylere kadar gidiyoruz. Oradaki canlarla kucaklaşıyoruz. Bundan çok mutlu oluyorlar ve kendi sesleri olan ajansla tanışıyorlar. Ciddi bir şekilde Alevi toplumuyla buluşmak lazım. Bu başarıldığı sürece Aleviler de umduğunu mutlaka bulacaktır, medyasına sahip çıkacaktır. Bu karşılıklı etkileşim meselesi. Çok emek vermek gerekiyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yol TV&#8217;dem </span>Mahmut Akgül<span style="font-weight: 400;">, Alevi televizyonların &#8220;Toplumdaki aidiyet duygusunu öne çıkardıklarını&#8221; belirterek Yol TV deneyiminin &#8220;Alevi kimliği, Alevilerin istemleri ve Alevilik konularında aidiyet duygusu yaratırken, toplumda ötekiler diye adlandırılan kesimlerin de sesi olmuştur&#8221; görüşünü savunuyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Patronları Alevi olan medya organları var, evet. Ama bu TV ve radyo kanalları, internet gazeteleri ne kadar Alevi medyası? Alevi medyası tanımına uyuyorlar mı? Alevilerin yaşadıkları sorunları sayfalarına, stüdyolarına ne kadar, nasıl taşıyorlar? Sadece türkü programlarıyla, muharrem ayında 12 gün yapılan programlarla Alevi medyası tanımı içine girmemeli bu söz konusu medya organları&#8217;</span></p></blockquote>
<p>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;"> ise Alevilere yönelik yayın yapan televizyonlar için farklı bir gözleme sahip: &#8220;Alevi yurttaşlar biraz çaresizlikten, biraz da alışkanlıktan izliyorlar ama dinlemiyorlar. Yani ekran açık ama müzik yoksa çok özel haller dışında yayını dinleyen de pek yok sanıyorum.&#8221; Bermek bunun nedenini ise esas olarak söz konusu medya kuruluşlarının gerekli bilgi ve donanıma, vizyona sahip olmada yetersiz oluşlarına bağlıyor ve aynı yetersizliğin Alevi kurumlarında da var olduğunu savunuyor: &#8220;Alevi kurumlarının medya ile ilişkileri çok çok zayıf. Ana akım ya da yaygın medyanın aradığı araştırmacı, birikimli kişiler kurumlarda yoklar veya çok çok azlar.&#8221; Bermek, Alevi-Kızılbaş deyişlerini cd&#8217;ler üreterek belgeleştiren Kalan Müzik&#8217;i de &#8220;Alevi medyası&#8221; deyince hatırlamak gerektiğini ekliyor sözlerine.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genç kesimin Alevi televizyonlarına genellikle &#8220;ilgisiz&#8221; olduğunu ifade eden </span>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;">, &#8220;En çok bölge ve yöre programları izleniyor, insanlar kendilerine mikrofon tutulmasını istiyor&#8221; diyor. Yıldız, Alevilerin kendi medyalarını yeterince sahiplenmemeleri şeklindeki görüş için ise, &#8220;Sahiplenecek güçlerinin, alt yapılarının olmamasından ileri geldiği&#8221; kanısında.</span></p>
<p>Haberin 1. bölümü: <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/medya-alevileri-tanimiyor/" target="_blank" rel="noopener">Medya Alevileri Tanımıyor</a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YARIN: Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/alevi-medyasi-ihtiyac-mi/">Alevi Medyası İhtiyaç mı? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medya Alevileri Tanımıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/medya-alevileri-tanimiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2019 11:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi medyası]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Çevik]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Akgül]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aleviler, "ana akım" denilen medyanın kendilerini ya görmezden geldiği ya da haberi genellikle iktidar lehine manipüle ettiği görüşünde. "Muhalif " olarak adlandırılan medyanın ise yetersiz kaldığına inanılıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/medya-alevileri-tanimiyor/">Medya Alevileri Tanımıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Talepleri ve sorunları kapsamında Aleviler, yer yer gündemin üst sıralarında yer yer de gündem dışında görünmesine karşın aslında hep gündemde. Başka gündemlerin gölgesi altında kalması, görünürde üzerinde konuşulmuyor, tartışılmıyor olması meselenin önem ve ağırlığını azaltmıyor, aksine artırıyor. Fakat en azından gelinen nokta itibarıyla Türkiye’nin toplumsal bütünlüğü içerisinde Alevilerin varlığı, artık herkesin malumu olan bir gerçeklik. Farklı yaklaşımlara konu olmakla beraber Alevilerin sorunları, talepleri olduğu da, aynı şekilde herkesin malumu olan bir başka gerçeklik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39800 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/Semah_1.jpg" alt="" width="395" height="191" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği üzere bir toplumsal meselenin sonuç alıcı, kalıcı bir çözüm noktasına varabilmesi, yaşadığımız çağın gerçekleri ve gerekleri de dikkate alındığında, medya bağlamında yansımasını bulmadan kolayca gerçekleşememektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da bunun için Alevilerin medyaya ihtiyaç duydukları çok açık. Ne var ki Alevilerin medyayla ilişkileri burada izah edildiği gibi “düz” bir hat izlemiyor; oldukça sorunlu. Bunun medyanın mevcut yapısından ileri gelen boyutları olduğu gibi Alevi kurumları ve bir bütün olarak Alevilerden kaynaklanan boyutları da var…</span></p>
<p><b>Aleviler Medyaya Güvenmiyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39797 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız.jpg" alt="" width="340" height="340" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" />İletişim çağında yaşıyoruz. İletişim araç ve imkanları son derece çeşitli. Dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan bir olaydan anında herkes haberdar olabiliyor. Ama Aleviler, kendileri söz konusu olunca &#8220;ana akım&#8221; denilen medyanın kendilerini ya görmezden geldiği ya da haberi genellikle iktidar lehine manipüle ettiği görüşünde. &#8220;Muhalif &#8221; olarak adlandırılan medyanın ise yetersiz kaldığına inanılıyor. Yetersizliğin yanı sıra, Alevi yazar ve yayıncı </span>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;">&#8216;ın şöyle bir tespiti var: &#8220;Merkez medya ve kendisini alternatif veya sol medya olarak tanımlayan basın-yayın organları Alevilik meselesini Alevilerden bağımsız olarak ele almışlardır. Özellikle cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak 80&#8217;li yıllara kadar Sünni İslam kökenli Türk aydınları Aleviler adına konuşmuş, toplumda da bu kişilerin çoğu Aleviymiş gibi  algılanmıştır.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2000&#8217;li yıllarla birlikte önce Avrupa&#8217;da sonra da Türkiye&#8217;de peş peşe kurulan ama kısa süre içinde kapanan uydu üzerinden yayın yapan Alevi televizyon kanallarının birçoğunu kuran, yöneticiliğini yapan ve halen merkezi Avrupa&#8217;da bulunan Semah Medya&#8217;nın yönetim kurulu başkanı </span>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;">, Alevi hareketinin gelişmesine paralel olarak kendisini &#8220;Alevi televizyonu&#8221; olarak tanımlayan televizyon kanallarının ortaya çıktığını hatırlattıktan sonra, &#8220;Tabii ki&#8221; diyerek ekliyor: &#8220;Merkez medya veya alternatif medya organları Alevilerin dünyasını işleyen program, çalışma ve yayınlara yer verseler böylesine kimlikli yayınlara ihtiyaç olmayacaktır. Zaten ilk dönem Alevi kanallarının hedefi medyada Alevileri görünür kılmaktı. Baskı oluşturmaktı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-39795 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DoğanBermek.jpg" alt="" width="279" height="181" />&#8220;Mevcut medya Alevilerin yaşadığı sorunlara yeterince, gereğince yer vermiyor&#8221; düşüncesini paylaşan bir başka isim ise, Alevi Düşünce Ocağı Başkanı </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">. Bermek&#8217;in dikkat çektiği bir başka husus daha var: &#8220;Mevcut medya Alevilerin yaşadıkları sorunlara gereğince yer vermiyor. Yeterli uzmanlık bilgileri yok ve olayları arka planlarını, geçmişlerini ve başka olaylar ile bağlantılarını irdelemeden sadece haber olarak veriyor. Çok önemli sorunları ya da girişimleri de farkında olmadan değersizleştiriyor. Aleviler medyada yer bulamıyor, ayrıca bulsalar da, medyada Alevileri ve Aleviliği anlamış yönetici ve programcı o kadar az ki sorunlar soyutlaştırılıyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önemli medya kuruluşlarının hemen tamamında iç ve dış siyasetle, toplumsal meselelerle, örneğin Kürt sorunuyla veya söz gelimi çevre sorunlarıyla ilgili gelişmeleri izleyen muhabirler, editörler, yazarlar olduğu düşünülecek olursa </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">&#8216;in işaret ettiği eksikliğin önemi daha iyi anlaşılır olmaktadır. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Mevcut medya Alevilerin yaşadıkları sorunlara gereğince yer vermiyor. Yeterli uzmanlık bilgileri yok ve olayları arka planlarını, geçmişlerini ve başka olaylar ile bağlantılarını irdelemeden sadece haber olarak veriyor. Aleviler medyada yer bulamıyor, ayrıca bulsalar da, medyada Alevileri ve Aleviliği anlamış yönetici ve programcı o kadar az ki sorunlar soyutlaştırılıyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunu bir “örnek” üzerinden irdelemek yararlı olabilir. 30 Temmuz 2012’de Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte yaşadığı Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Sürgü beldesinde bir “olay” yaşandı. Bir ramazan davulcusu Alevi olduğunu, oruç tutmadığını bildiği halde sahur vakti Evli ailesinin önünde ev ahalisini uyandırana değin davul çaldı. Söz konusu tarihte davulcunun bu tutumuna adeta “isyan” eden ev sahibi, “Biz oruç tutmuyoruz, sabah erken bu evden 4-5 kişi işe gidiyor, hastamız var” diyerek davulcuyu uyardı. Davulcunun buna karşılığı ise “Ramazana hakaret ettiler” diye feryat ederek belde halkını ayağa kaldırmak oldu. Gecenin o vakti Evli ailesinin evi önünde tekbir getirerek toplanan kalabalık, evin yanındaki ahırı ateşe verdi. Evi taşladı, camları kırdı. Olay yerine gelen jandarma kalabalığı yatıştırmakta zorlandı, ilçe merkezinden takviye birlikler istendi. Jandarma komutanı “linç” histerisine kapılmış kalabalığı, ancak “Sabah olunca bu aileyi buradan göndereceğiz” diyerek yatıştırabildi ve insanlar evlerine geri döndü. Bu “haber” dönemin medyasında kendisine “Tehlikeli gerginlik” türü başlıklarla yer buldu. Ama gerçekte bu “nötr” imiş gibi görünen başlık daha az “tehlikeli” değil. Çok açık ki “olayın” baş aktörü, ne tür bir niyetle hareket ettiği araştırılması gereken davulcudur. Ama hiçbir medya grubu bu davulcuya mercek tutma gereği duymadı. (Aynı şekilde savcılar da buna gerek duymadı.) Evlerinde saatlerce ışıklarını kapatıp korku içerisinde güvenlik güçlerinin kalabalığı dağıtmasını bekleyen insanların yaşadığı psikoloji ve canlanan tarihi hafızalarını “merak” eden de olmadı. Tıpkı o beldede yaşayan diğer Alevi yurttaşların neler hissettiğini de merak eden olmadığı gibi. Tabii olaya karışan ya da uzak duran Sünni yurttaşlara da mikrofon uzatan ve “Ne oldu? Niye oldu?” diye soran da olmadı. Bir başka ayrıntı: Niyetleri içindekilerle birlikte evi yakmak olan kalabalık, jandarma müdahalesinin ardından “Alevilere ölüm!” sloganlarına ara verip adeta “düşmana” karşı verdikleri mücadeleden dolayı duydukları “gururu” tatmin etmek istercesine İstiklal Marşı okudu. Bu, nasıl bir marazi psikolojik motivasyondur; kimseler merak etmedi, araştırmadı&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka örnek… Bilindiği üzere dini veya resmi bayram, anma, yıldönümü gibi özel günlerde medya &#8220;günün anlam ve önemine uygun&#8221; yayınlar yapar. Bu, gayet “anlaşılır” bir hassasiyet. Ama merkez medyadaki bu olağan &#8220;hassasiyete&#8221;, Alevilerin örneğin 12 İmam orucu, Hızır orucu gibi günlerinde rastlamak mümkün değil. Tek başına bu iki örnek üzerinden bile düşünülecek olursa Alevilerin mevcut medyaya neden güven duymadıkları gayet açık ve anlaşılır olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaten denilebilir ki “Alevi medyası” da bu tablonun doğrudan sonucudur.  Alevi gazeteci, yazar ve aktivistlerin tamamının altını çizdiği husus bu oldu. Aleviler, tıpkı </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">’in vurguladığı gibi kendi medyalarının olmasını bir “ihtiyaç” görüyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-39796 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/HaticeÇevik-1-1.jpg" alt="" width="348" height="348" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/HaticeÇevik-1-1.jpg 348w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/HaticeÇevik-1-1-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 348px) 100vw, 348px" />&#8220;Medya insanlara ulaşmanın en etkili yolu&#8221; diyen gazeteci </span>Hatice Çevik<span style="font-weight: 400;">, merkez medyanın yetersizliğine vurgu yaptıktan sonra, &#8220;Aleviler sorunların artarak devam etmesi ve seslerini duyurmak, kendi inanç ve kültürlerini yaşatmak ve doğru bir şekilde ortaya koymak, Aleviler arasında iletişimi sağlamak amacıyla kendi alternatif medyalarını oluşturdular&#8221; diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">PİRHA&#8217;dan gazeteci </span>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;"> de mevcut medyanın Alevileri ve Alevilerle ilgili gelişmeleri görmezden geldiği inancında. Mete&#8217;ye göre &#8220;yandaş&#8221; olarak adlandırılan iktidar yanlısı medya kuruluşlarında Alevilere yönelik bir &#8220;nefret dili&#8221; de görülmeye başlamış. Alevi meselesine hakim insanların görüşlerine başvurularak hazırlanan özel haberler ise &#8220;hiç yok denecek kadar az&#8221; diyen Mete, bu konuda Alevilerin de eksikleri olduğunu savunuyor: &#8220;Alevilerin de mevcut medyada yer bulmak için özel bir çaba sarf ettiklerini düşünmüyorum,  görmüyorum. Gündemi takip ederek bir açıklama yapmak ya da kendileriyle ilgili kitlesel eylemler düzenleyerek görünür olmak gibi bir çabaları pek yok. Dolayısıyla haberciler de durağan bir toplumun sorunlarını, taleplerini dillendirmekten uzak duruyorlar. Alevi kurumları daha aktif olabilirler. Basın birimleri oluşturabilirler ve bu birimin aktif çalışmasını sağlayabilirler. Medya organlarıyla, çalışanlarıyla daha aktif, birebir iletişim kurabilirler. Bu da seslerini duyurmalarında bir yol olacaktır.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39799 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/MahmutAkgül-640x640.jpg" alt="" width="235" height="235" />Merkezi Almanya&#8217;da bulunan Yol TV temsilcisi </span><b>Mahmut Akgül</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;ün mevcut medya organlarının Alevilere bakış açısıyla ilgili daha kesin ve doğrudan bir görüşü var: &#8220;Medya siyasi iktidarlarla kurdukları çapraz ilişkiler nedeniyle genelde hükümetlerin sözcüsü durumundadır.&#8221; Akgül&#8217;e göre merkez medya sadece Alevileri değil, tüm &#8220;ötekileştirilenleri&#8221; yansıtmaktan uzak durmaktadır. Akgül, &#8220;Kimi zaman irili ufaklı haberler görülebiliyor, ama onlar da genellikle algı operasyonlarına hizmet ediyor&#8221; inancında.</span></p>
<p>Hatice Çevik<span style="font-weight: 400;">, Alevi dernekleri, kentlere göçle beraber ortaya çıkan “yeni durum” nedeniyle Alevilerin “bir arada olmak” ihtiyacının ürünü olarak ortaya çıktıklarını belirtiyor. Çevik, bu dernekler ve yöre dernekleri bünyesinde çıkarılan yayınlar olduğunu hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Bireysel çabalarla çıkarılan dergi ve gazetelerin yanı sıra derneklerin çıkardığı bu yayınlar da Alevi medyasının zeminini oluşturdu.  Pir Sultan Abdal, Alevilerin Sesi, Zülfikar, Serçeşme, Yol, Cem, Kızılbaş, Semah, Alevilik Araştırmaları, Nefes, Dem, Ehlen, Dersim, Divriği, Pazarcık, Arguvan, vs. Bunlardan bazıları hala yayınına devam etmektedir.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevik, 1990’lı yıllardan itibaren daha çok Alevilere hitap eden radyoların yayına başladığını, ancak bir “iletişim aracı” olarak televizyonların Aleviler için daha büyük bir önem taşıdığını savunuyor: “2004 yıllarında başlayan TV yayıncılığı tüm zorluklara rağmen devam etmektedir. Su TV, Dem TV, Barış TV, TV 10, Yol TV, Cem TV, Can TV deneyimleri ile Aleviler televizyonculuk alanında da bir hayli tecrübe kazandılar. Birçoğu kapanmış, kapatılmış olsa da bütün olanaksızlıklarına rağmen Can TV ve Yol TV yayınlarına devam etmektedir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnternet yayıncılığının da özellikle kamuoyu oluşturma bakımından “önemli” olduğunu söyleyen Çevik, “Ancak” diyerek ekliyor: “Bütün Alevilerin internet kullandığını düşünemeyiz. Bu yüzden televizyon kadar etkili olamıyorlar.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarın: Alevi Medyası İhtiyaç Mı?</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/medya-alevileri-tanimiyor/">Medya Alevileri Tanımıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkiye’nin Kendi İç Barışı İçin Dersim Katliamı İle Yüzleşmesi Gerekiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/04/turkiyenin-kendi-ic-barisi-icin-dersim-katliami-ile-yuzlesmesi-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 May 2019 10:15:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer Solgun]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Şen]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38260</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dersim Katliamı’nın başlangıcı kabul edilen ve "Tunceli Tenkil Harekatı“ olarak bilinen 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı’nın üzerinden 82 yıl geçti. Resmi verilere göre; 13 bin 160 kişinin öldürüldüğü, 11 bin 818 kişinin sürgün edildiği ‘Modern Kerbela’ Dersim Katliamı/harekâtı 1938’in sonuna kadar sürdü. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, binlerce insanın sürgün edildiği, yüzlerce köyün boşaltılıp yakıldığı, yüzlerce kız çocuğunun kaybedildiği katliamın sonunda Seyid Rıza ve arkadaşları idam edildi. Yaşananların üzerinden 82 yıl geçerken Dersimlilerin yüzleşme adına devletten 7 talebi var. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/04/turkiyenin-kendi-ic-barisi-icin-dersim-katliami-ile-yuzlesmesi-gerekiyor/">“Türkiye’nin Kendi İç Barışı İçin Dersim Katliamı İle Yüzleşmesi Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Sekreteri Hasan Şen, 4 Mayıs için “Bizim için kara gündür” değerlendirmesinde bulunuyor. “4 Mayıs’ın Dersim 38 Tertelesi günü olarak kabul edilmesini ve ölülerimize saygı gösterilmesini talep ediyoruz” ifadesini kullanan Şen Dersimlilerin 7 talebini şöyle anlatıyor:</p>
<figure id="attachment_38265" aria-describedby="caption-attachment-38265" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38265" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/hasan-sen-640x955.jpg" alt="" width="250" height="373" /><figcaption id="caption-attachment-38265" class="wp-caption-text">Hasan Şen</figcaption></figure>
<p>-Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yeri açıklansın.</p>
<p>-Arşivler açılsın.</p>
<p>-Dersim ismi iade edilsin.</p>
<p>-Dersim halkından özür dilensin.</p>
<p>-Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.</p>
<p>-Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.</p>
<p>-Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin!</p>
<p><strong>“Yüzleşme mücadelemiz somut adımlar atılana kadar devam edecektir”</strong></p>
<p>Dersim Katliamı’nı uluslararası sempozyumlarda duyurmaya çalıştıklarını belirten Şen sözlerini şöyle sürdürüyor:  “Birçok yere sempozyumlarla, panellerle derdimizi anlatmaya çalıştık. Uluslar arası kurumlara bunun ‘Soykırım’ olduğunun kabul edilmesi, tanınması konusunda çalışıyoruz. Dersim meselesi herkesin bildiği bir sırdır. Türkiye’de çok fazla tartışılmaz. Son 8-10 yıldır tartışılmaya ve konuşuluyor. Bu süreç devam edecektir. Yüzleşme mücadelemiz somut adımlar atılana kadar devam edecektir. Çağdaş ülkeler bu ve benzeri konularda kendi iç hesaplaşmalarını yaşamış, özür dilemesini bilmişler Bizim tazminat gibi bir derdimiz yok. Tek amacımız bu katliamın tanınması ve özür dilenmesi.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-38264 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/dersim3.jpg" alt="" width="600" height="413" /></p>
<p>Dersim Katliamı’nın gerçekleştiği noktaların tespit edilmesi ve orada kazıların yapılması için hukuk mücadelesi verdiklerini vurgulayan Şen, “Nisan 2015’te Bargiri Kazıları yapıldı. Bu kazıların devam etmesi için hukuki mücadelemizi sürdürüyoruz” diyor.</p>
<p><strong>“Taleplerimiz yerine getirilene kadar mücadelemiz devam edecek”</strong></p>
<figure id="attachment_38266" aria-describedby="caption-attachment-38266" style="width: 260px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38266" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/cafer-solgun.jpg" alt="" width="260" height="135" /><figcaption id="caption-attachment-38266" class="wp-caption-text">Cafer Solgun</figcaption></figure>
<p>Yüzleşme Derneği Başkanı Cafer Solgun ise Dersim Katliamı’nın tanınması için derneklerin ve bazı Alevi kurumlarının girişimlerde bulunduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürüyor:        “Dersim dernekleri, bazı Alevi kurumları ve konuyla ilgili olan birçok kişi çeşitli girişimlerde bulundu. Ülkenin içersinde bulunduğu şartlar dolayısıyla bu girişimler yavaşladı. Hükümetin bir zamanlar Dersim açılımı, Alevi açılımı gibi yaklaşımı vardı. O dönemde çok ciddi tartışmalar oldu, katliam kamuoyunun gündemine girdi. Dersim meselesinin konuşulması, tartışılması ve gerçeklerin açığa çıkmasının gerekleri vardı. Gerekleri yerine getirilmedi. Dersim Katliamı ile ilgili devlet, atması gereken adımlar konusunda biraz yavaşladı. Ama taleplerimiz hâlâ aynı. Yerine getirilene kadar mücadelemiz devam ediyor.”</p>
<p><strong>“‘Özür dilemek gerekiyorsa özür dilerim’ demek yeterli değil”</strong></p>
<p>2011’de dönemin Başbakanı ve şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Orada bir isyan olmadı, bir katliam oldu. Gerekirse özür dileriz”  sözlerinin önemli olduğunu vurgulayan Solgun “Tarihiydi bir açıklamaydı. İlk defa siyasi bir polemik içerisinde bile olsa bu sözcükleri aynı cümlede kullandı. Ama ‘Özür dilemek gerekiyorsa özür dilerim’ demek yeterli değil. Devletin resmi özür dilemesi Meclis’ten çıkarılacak bir yasayla gerçekleşecektir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazelerine ne yapıldığının açıklanması yüzleşme adına önemli bir adım olur. Türkiye’nin devlet ve toplum nezdinde tarihin en kanlı katliam gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin kendi iç barışını tesis etmesi açısından bu yüzleşme önemli” ifadesini kullanıyor.</p>
<p><strong>“Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması yüzleşme adına önemli bir adım olur”</strong></p>
<p>Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasının yüzleşme adına önemli bir adım olacağını ifade eden Solgun, “1937 yılında Bakanlar Kurulu’nun çok gizli damgasını taşıyan kararıyla Dersim’e bir harekat başlatıldı. Aynı yılın 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece Seyit Rıza ve arkadaşları olağanüstü bir mahkeme kararıyla Elazığ Buğday Meydanı’nda öldürüldü. Bu ülkede Senato Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil anılarında bu idamı çok detaylı bir şekilde anlattı. Fakat resmiyette bizim ‘Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazelerine ne yaptınız?’ sorumuza ‘Kayıtlarımızda böyle bir bilgi yok.’ dendi. Böyle bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluk olamaz. Katliam olduğunu ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının idam edildiğini biliyoruz. Bu nedenle cenazelerinin nerede olduğunun açıklanması yüzleşme adına önemli bir adım olur” diyor.</p>
<p>Yüzleşmenin Alevi ve Dersimlilerin günlük yaşantısı için de önemli olduğunu söyleyen Solgun sözlerini şöyle tamamlıyor: “Biz Dersimliler olarak bu ülkede kendi kimliğini, inancını gizlemeden herkes kadar rahat ve özgür yaşamak istiyoruz. Bugün bile Dersimli olmak bir olağan şüpheli muamelesi görmek anlamına geliyor. Öncelikle bundan kurtulmak gerekiyor.”</p>
<p><strong>“Türkiye’de Dersim tekil bir olay değildir”</strong></p>
<figure id="attachment_38267" aria-describedby="caption-attachment-38267" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38267" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/doganbermek-640x360.jpg" alt="" width="220" height="124" /><figcaption id="caption-attachment-38267" class="wp-caption-text">Doğan Bermek</figcaption></figure>
<p>Dersim için ‘Olup bitmiş bir olay değildir’ ifadesini kullanan Alevi Düşünce Ocağı Derneği Başkanı Doğan Bernek ise bunu şöyle gerekçelendiriyor: “Dersim olup, bitmiş bir olay da değildir, 1966 Ortaca Katliamı (ölü sayısı bilinmiyor) , 1971 Kırıkhan, 1975 Akçadağ, 1978 Malatya, I. Sivas olayları ve Maraş Katliamı, 1980 Çorum olayları, 1993 Madımak ve Başbağlar, 1995 Gazi Mahallesi ve Ümraniye olayları aynı zincirin başka baklalarıdır. Saydığımız olayların hemen hemen tümünde hukukun ruhuna uymayan yönetimsel ve uygulama engelleri nedeni ile tatmin edici araştırmalar yapılamamış, hukukun gerektirdiği adalet sağlanamamış ve kamu vicdanı tatmin edilememiştir. Bu engellemelerin bugün de devam etmekte olduğunu sizler de biliyorsunuz. Bu ortamda ulaşamadığınız belgelerin afişe edilmesi mümkün olamaz ve olamamaktadır. Türkiye’de Dersim tekil bir olay değildir, çok sayıda benzer olay yaşanmıştır ve çok üzülerek, çok utanarak söylemek istiyorum ki ortada çok sayıda benzer dosya vardır, tabii ölçek olarak dersim çok büyüktür, ama Maraş daha az acı değildir, Madımak ya da Gazi ve Ümraniye daha  açıklığa kavuşmamıştır, sizin üzerinde çalıştığınız Tahir Elçi dosyası, Hrant Dink dosyası, Orgeneral Eşref Bitlis ve Gaffar Okkan dosyaları ve benzeri çok ama çok sayıda dosyanın yanı sıra  Dersim dosyası da eksik ve üzeri kapatılamaya çalışılan dosyalardandır.&#8221;</p>
<p>Dersimlilerin 7 talebinden biri olan Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması konusunda ise Bernek, “Seyit Rıza’nın kabrinin nerede olduğunu açıklamalarının bir yüzleşme sayılması için, ulaşılamayan tüm bilgilerin ulaşılır hale geldiği bir Türkiye’de yaşıyor olmamız gerekir. Bazı nokta bilgilerin açıklanmasını ki ne kadar güvenilir olacağı da belirsiz.  yüzleşme sayıyoruz derseniz yarın birisi ‘Seyit Rıza’nın mezarı şurada..’  diye bir açıklama yapıp, hesabı görülmemiş bu korkunç katliamı aklamaya çalışır. Yakın zamanlarda çalışılmış olduğu gibi” diyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-38263 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/dersim4.png" alt="" width="600" height="430" /></p>
<p><strong>“Dersim’in kayıp erkek çocukları da kızlar kadar kalabalık”</strong></p>
<p>Son olarak Dersim’in kayıp kızları konusunu da değerlendiren Bernek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Dersim’in kayıp kızları tabii bir başlık olarak acı verici ama kayıp erkekleri ve erkek çocukları de en az kızlar kadar belki de daha kalabalıktır. Tabii önemli bir çalışmadır ama daha yapılacak çok sayıda çalışma vardır ve kayıp kızlardan çok daha acıklı, insanlık dışı sahneler yaşanmıştır. Sorun bu bilgilerin ortaya çıkarılmasının görünür ve görünmez engelleridir. Şunu da unutmamak gerekir ki yukarıda saydığımız olayların hemen hepsi Dersim gibi eksik kalmış ya da eksik bırakılmış dosyalardadır. Her biri kendi içinde Dersim kadar vahim, Dersim kadar acı olayları içermektedir. “</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/04/turkiyenin-kendi-ic-barisi-icin-dersim-katliami-ile-yuzlesmesi-gerekiyor/">“Türkiye’nin Kendi İç Barışı İçin Dersim Katliamı İle Yüzleşmesi Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğan Bermek: &#8220;Alevilerin Gündemi Kazanılmış Haklarının Tanınması Olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/19/dogan-bermek-alevilerin-gundemi-kazanilmis-haklarinin-taninmasi-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Feb 2019 14:25:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Düşünce Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Alevi Toplantıları]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Düşünce Ocağı kurucularından Doğan Bermek, Alevilerin asıl gündemlerinin zahmetli süreçler, emekler sonucunda kazanılmış olan haklarının tanınması olduğunu vurguladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/19/dogan-bermek-alevilerin-gundemi-kazanilmis-haklarinin-taninmasi-olmali/">Doğan Bermek: &#8220;Alevilerin Gündemi Kazanılmış Haklarının Tanınması Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Çeşitli Alevi kurumlarının kuruluşunda yer almış, yöneticilik yapmış Doğan Bermek öncülüğünde bir grup Alevi yurttaş tarafından 2015 yılında kurulan Alevi Düşünce Ocağı (ADO), Alevilerin sorun ve taleplerini temsil etmede yeni bir mecra oluşturma iddiasında. Yeni bir sivil toplum kuruluşu olmasına karşın kısa sürede Alevi yurttaşların ilgiyle karşıladığı çalışmalara imza attı. Bunlardan biri de “Anadolu Buluşmaları” başlığıyla düzenlenen toplantılar idi. </span><span style="font-weight: 400;">“Anadolu Alevi Toplantıları” başlığıyla bugüne değin Adıyaman ve Elazığ’da yapılan toplantıların 55 ili kapsayacak şekilde sürdürmek çabasında olduklarını söyleyen Doğan Bermek, bu toplantıların Alevi yurttaşların bir araya gelip sorun ve ihtiyaçlarını birlikte konuşma, tartışma ve çözüm yolları arama beklentilerine cevap teşkil ettiğini belirtti. Toplantılara gösterilen yoğun ilginin doğru bir iş yaptıklarının en büyük kanıtı olduğunu kaydeden Bermek, “Aleviler adına tartışma yürütenlerin büyük çoğunluğunun maalesef inancını dosdoğru yaşamak çabasındaki Alevilerle hiçbir ilgisi yok” dedi.</span></p>
<figure id="attachment_35472" aria-describedby="caption-attachment-35472" style="width: 463px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-35472" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/DoğanBermek.jpg" alt="" width="463" height="288" /><figcaption id="caption-attachment-35472" class="wp-caption-text">Doğan Bermek</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Bermek, “Örneğin ‘Ali’siz Alevilik’ tartışmalarının inançlı Alevilerin gündeminde herhangi bir yeri veya karşılığı yok. Meseleyi yakından bilmeyenler Alevilerin gündeminin bu ve benzer tartışmalar olduğunu düşünüyor; oysa gerçek bu değil” derken, Alevilerin asıl gündemlerinin zahmetli süreçler, emekler sonucunda kazanılmış olan haklarının tanınması olduğunu vurguladı. </span><span style="font-weight: 400;">“ADO-Anadolu Alevi Toplantıları”nın ilkini geçtiğimiz yıl 17-18 Şubat 2018 tarihinde Adıyaman’da yaptıklarını hatırlatan Doğan Bermek, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya, Elazığ, Tunceli (Dersim) gibi çevre illerden gelen kurum temsilcilerinin katılımıyla yapılan toplantıda Alevi toplumunun Anadolu ve yakın coğrafyadaki durumunu, örgütlenme, işbirliği ve yasal hakları kullanma sorunlarını değerlendirme imkanı bulduklarını kaydetti. </span><span style="font-weight: 400;">Bermek bu toplantıda üzerinde durulan belki de en önemli hususun, “Ülkemizde yasal tanınma olmaksızın, görünür meşruiyet kazanmış olan Aleviliğin bundan sonra da yasal zeminlerde ve şiddetten her zaman olduğu gibi uzak kalarak, yasal tanınma, temsil ve meşru haklara erişim çabalarının sürdürülmesi” olduğunu belirtti.</span></p>
<p><strong>&#8220;Görüş Dayatması Olmamalı&#8221;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-35473 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Doğan-Bermek-Elazığ.jpg" alt="" width="341" height="701" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anadolu Alevi Toplantıları’nın ikincisini 12-13 Ocak 2019 tarihinde AB Sivil Düşün desteğiyle Elazığ’da düzenlediklerini hatırlatan Doğan Bermek, bu toplantıya da çevre illerden katılımcılarla birlikte yoğun ilgi gösterildiğini belirtti. Toplantıda kurum ve katılımcıların faaliyetleri ile birlikte yasal bağlayıcılığı olan AİHM kararlarının hayata geçirilmesinin önemi üzerinde durulduğunu kaydeden Bermek, “FETÖ darbe girişimi ve ardından OHAL şartlarının olumsuz etkileri söz konusu oldu, ama haklarımızın resmen kabulü ve hayata geçirilmesi konusunda Alevi kurumlarının ataletinin rolünü de belirtmek gerekir” görüşünü savundu. Bermek, “Örneğin, kazanılmış hakların günlük yaşamda kullanılması konusunda, cemevlerinin imar barışı çerçevesinde yapı kayıt belgelerinin ilgili bölümlerinin ‘ibadethane’ olarak tescili için girişimde bulunulması gerekiyor” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bermek, bu toplantıda üzerinde durulan önemli hususlardan birinin de, ideolojik, siyasi tercih farklılıklarının Alevi inancıyla eşdeğer gösterilmesi konusundaki dayatmacı ısrardan vazgeçilmesi olduğunu belirtti. Bermek, “Herkes kendi düşüncesinde tabii ki özgürdür, ama bunu bütün Aleviler kendisi gibi düşünmek zorunda imiş gibi dayatmamalıdır” dedi. </span><span style="font-weight: 400;">“Alevilerin gerçek gündemine ışık tutmaya ve çözüm odaklı işler yapmaya gayret ediyoruz” diyen Doğan Bermek, gerçekleştirdikleri iki toplantının 13 ili kapsadığını ve hedeflerinin 55 ili kapsayacak şekilde Anadolu Alevi Toplantıları’nı sürdürmek olduğunu kaydetti. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/19/dogan-bermek-alevilerin-gundemi-kazanilmis-haklarinin-taninmasi-olmali/">Doğan Bermek: &#8220;Alevilerin Gündemi Kazanılmış Haklarının Tanınması Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
