<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Demokratikleşme arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/demokratiklesme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/demokratiklesme/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Dec 2019 11:49:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Demokratikleşme arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/demokratiklesme/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Demokratikleşmenin Yolu Belediye Başkanı ve Meclis Yönetişiminin Değişmesinde</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/demokratiklesmenin-yolu-belediye-baskani-ve-meclis-yonetisiminin-degismesinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 08:15:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[meclis yönetişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Kadri Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[yerel seçim]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetim dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir ve yerel yönetimlerle ilgili konuştuğumuz Akademisyen Nazım Kadri Ekinci, belediyelerin demokratikleşmesi için belediye meclisi ve belediye başkanı yönetişiminin değişmesi gerektiğini belirtiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/demokratiklesmenin-yolu-belediye-baskani-ve-meclis-yonetisiminin-degismesinde/">Demokratikleşmenin Yolu Belediye Başkanı ve Meclis Yönetişiminin Değişmesinde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Şehir üzerine genel düşüncelerinizi alarak başlayalım. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir birlikte içinde bulunduğumuz, kendimizle birlikte tanımladığımız bir şey. Dikkat ederseniz sonradan kurulma pek şehir yok; hep tarihte oluşmuş. Cumhuriyet döneminde bir iki şehir sonradan oluşmuş sadece. Ama mesela Diyarbakır ezelden beri var olan bir yer hemen hemen. Niye öyledir? Konumu uygun. Bugün Diyarbakır büyük bir iktisadi şey sağlayan bir yer değil aslında, tarıma dayalı parçalar halinde olsa belki olabilirdi, bilemiyorum. Yol çok önemlidir mesela. Mesela Afyon’u şehir yapan yoldur. İzmir Ege yolunun oradan geçmesidir. Başka yerden geçse Afyon küçük bir yer olarak kalırdı. Diyarbakır da yol bir şekilde, doğunun yolu. Aşağı inen yollar. Doğudan çıkıp Diyarbakır’dan geçmeden gidemiyorsunuz. Bir de tabii zamanında o tarihte neden öyle oluşmuş, ne tür bir stratejik gelişmeler olmuş, ona bağlıdır. Bütün bu şehirlere bakarsanız öyle emperyal bir geçmişleri vardır zaten. İstanbul’un, büyükşehirlerin. Mesela burası emperyal bir kuruluş. Asurlulardan kalma. Şehrin böyle bir oluşumu var; askerî açıdan, yol tutma açısından, stratejisi açısından. </span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-36980 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/indir-1.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/indir-1.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/indir-1-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Şehir dediğimiz şey, özellikle tarihselliği olan şehirler için düşünecek olursak, nasıl bir dönüşüm geçirdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüz yıl önce şehri insanlar nasıl algılıyorlardı? Şehir, içinde idareci, yöneten kadronun olduğu ve halkın olduğu bir yer. Bir de tabii o zaman dışarıdakiler (kırsaldakiler) için işini görmeye geleceğin yer o, o zaman için endüstriyel ve ticari anlamda. bugün de tabii aynı özellik sürüyor işte. Sanayi şehrinde bütün tarım endüstrisinin merkezi burası, mecburen buraya gelmek zorundasın. Muhtemelen benzer roller oynuyordu. Ama o zamanın insanları için o zaman şehir dediğin Sur, Diyarbakır dediğin Sur, işte Sur’un içi. O güzel yerde, yakın ilişkiler içinde, birbirini bilen insanların yeriydi. Muhtemelen bizle onların en önemli farkı odur. Bugün Diyarbakır’da muhtemelen herkes kendi dar çevresinde, bütünü görmeden yaşıyor. Bir de bu şehre dayalı büyüme, şehirleşme bir büyüme aracı oldu. Her ülkede ama az gelişmiş ülkelerde özellikle. En kolay yapılan şeylerden biri bu. Güney de öyle. Erbil’e son on senede iki kerede gittim, buradan büyük olmuş şu anda. Ama nedir o şehri tutan? Bugün şehri ayakta tutacak gelir şehirde yaratılmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır da öyle. Diyarbakır da bence bu kredi ataklarıyla falan aşırı büyüdü. Şehirleşme, apartmanlar falan. Bağcılar mesela. Belediyeler de biraz bunu körüklüyor. Bir sürü şehirlerde büyüme böyle bir şey. Ama kof bir büyüme. Şehir her faktörüyle beraber büyümüyor. Sadece hizmet sektörü büyüyor bu büyümeye bağlı olarak. Ama bu çarkı ayakta tutacak mekanizma, esas o temel üretim orada biraz sorunlar var. Şehirler onu sağlayamıyor.</span></p>
<p><b>Şehircilik açısından Diyarbakır’a, İstanbul’a, Türkiye’ye özellikle baktığımızda genel olarak göze çarpan problemler neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun yarısı İstanbul’da, Ankara, Ege kıyılarında falan. Geriye kalanları da buralarda tutan yerel bir dinamizmi var şehirlerin. Bu son 20 yılda falan bakıyorsun, bir sürü eskiden küçük yer, hepsi büyüyor. Birbirine de benziyor hepsi. Hiçbiri de bir kişiliği olmayan yerler. Şimdi buradan Urfa’ya gidiyorsun, hepsi aynı, yollar aynı, apartmanlar aynı. Elazığ’ın yeni mahallelerine gidiyorsun öyle. Bir kişiliği olan şeyler kalmadı. Büyümeyi böyle sağlıyor. Ama beraberinde de bir kent yoksulluğu da getiriyor. Oralar bir sürü insanın o apartmanda oturacak geliri yok aslında. Ama bir şekilde girilmiş oralara ve orada öyle bir hayatın parçası olunmuş, bütünleşilmiş. Bölüm bölüm gettolaşıyorlar dolayısıyla, herkes belli bir grupla belli yerlere gidiyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İnşaatla şehirleşmeyle büyümenin sorunu bu. Sanayiye, üretime dayalı bir şey yaparsanız o sürüp gidiyor, belli bir istihdam oturuyor. Arsayla, inşaatla oluşan büyük rantlardan alınanların hepsi burada iktisadi anlamda yatırım da alınmıyor. Servetle yatırım farklı şeyler zaten. Dolayısıyla böyle bir çıkmaz var. Bu ciddi bir şey. Şehirler o anlamda büyüyemiyorlar.</span></p></blockquote>
<p><b>Bu yoksullar bu kentte nasıl yaşıyorlar, nasıl hayatta kalabiliyorlar?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok ucuz emeğe ve daha çok hizmet sektörüne dayalı bir hayat var. Mesela insanları  hep sokaklarda görüyorsunuz. Herkes her an dışarıda. Sabahtan çıkıp tüm gün bir şeyler kovalayıp bir şekilde de yaşanıyor. Büyük bir kısmı da belediye ve kaymakamlıkların yardımlarıyla sürdürebiliyor. Kendi iç yardım dayanışmaları, geniş aile bağları hala iyi kötü ayakta. Dediğim gibi bu taşımacılık ve şehir içi servis sektörleri, inşaat falan. Onun için hükümetin de inşaat gibi sektörleri ayakta tutmaya çalışması boşuna değil. Onlar da farkında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnşaatla şehirleşmeyle büyümenin sorunu bu. Sanayiye, üretime dayalı bir şey yaparsanız o sürüp gidiyor, belli bir istihdam oturuyor. Arsayla, inşaatla oluşan büyük rantlardan alınanların hepsi burada iktisadi anlamda yatırım da alınmıyor. Servetle yatırım farklı şeyler zaten. Dolayısıyla böyle bir çıkmaz var. Bu ciddi bir şey. Şehirler o anlamda büyüyemiyorlar. </span></p>
<p><b>Peki bir şehir nasıl olmalı? Bugün bu konuştuklarımızdan neyi farklı olmalı örneğin bir şehrin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehirlerin kimlikleri var deniyor hep. Ben de hep öyle görmek istiyorum ama bakıyorum bakıyorum yani nedir kimlik? Şehir paylaşım yeri, yaşam alanı, paylaşım alanı. Onun düzenli bir yer olması lazım, şehrin onu sağlaması lazım. Bir yaşam alanı, iktisadi yaşam sağlanması lazım yaşayanlar için. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir var ama o şehirleşmenin ne iktisadi gelirleri var ne gelmiş, aktarılmış bir kültürü var. Hala herkes kendi küçük dünyasında, şehri bir talan alanı gibi görüyor. Şehri bir paylaşım alanı olarak görüyoruz ya, bir kültür aktarımı olmadığından insanlar bugün çıkıp dolanıp bir şeyler toparlayıp geri geldiği av alanı falan gibi görüyorlar şehri. Şehirde yaşayanlar kendilerini şehre ait, şehrin parçası olarak göremiyorlar. O kültür olmadan şehir olmuş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de bakın mesela, hiçbir şeyin yüz yıllık sahibi yok. Geçmiş travmalar bugünü de etkiliyor. Hiçbir şeyin orijinal sahibi yok. Bugün Diyarbakır’da yüz sene önceki sahibini bulamazsın hiçbir yerin. Dolayısıyla da sahiplenen de yok. Hep talanla, sonradan gelmeyle, kapanın elinde kalmış ne varsa. Kimsenin sahiplenmediği, güvenemediği, onun için de aslında o şehir bütünlüğünü de sağlayamayan bir yer. Koskoca bir ülkedeyiz, iki bin, üç bin yıllık tarihi olan bir coğrafya burası ama buranın yüz yıllık bir tarihi yok. </span></p>
<p><b>Peki biraz daha yerel yönetimler bağlamına geçecek olursak mesela belediyeleri, yerel yönetimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi yapılan ya da yapılmayan şeyler nedir Türkiye’de belediyeler açısından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de belediyelerin bir kere çok ciddi bir denetim sorunu var. Bugün bir belediye başkanının yapmak isteyip de yapamayacağı nedir? Ne tür bir denetime tabiidir? İçişleri Bakanlığı denetimine, valilik işine gelmeyen işlerde harcatmıyor, onun dışında yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi de biraz belediye başkanlığına öykünen bir şey. Bir de belediyelerin kendi gelirleri çok az biliyorsunuz, genellikle bütçeden aktarılan paylar. Yatırım bütçeleri de ya Hazine’den ya İller Bankası’ndan, alabilirlerse. Dolayısıyla birçok belediye öyle aktarma parayla çalışıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Onun yanında kentte kenti paylaşmayan insanlar var, hayatında vergi vermemiş, hiçbir şeye bir katkı yapmaz, hiçbir şeyi benimsemez. Bu önemli bir şey bu toplumda. Hiç kimsenin hiçbir şeyi benimsemediği yerde, &#8220;katılım, paylaşım, beraber biz kendimizi yöneteceğiz&#8221; gibi laflar ediyoruz. Kim kendini yönetecek? Şehir bağlamında bir paylaşımı olmayan insanlar mı? Bu genel bir sorun. Dolayısıyla belediyelerin demokratikleşmesi için bir kere bu belediye meclisi, belediye başkanı yönetişiminin değişmesi lazım. Ankara’nın eski belediye başkanının billboardlarda her gün her gün suratını oraya koymanın parasını kim öder? Kendi şahsının ödüyor olması lazım ama altına belediyenin logosunu koyuyor ya da başkası ona bir kıyak yapıyor.  Ankara’yı şeye çevirdi, taklar maklar, Osmanlı bilmem neleri. Ne hakkın var? Bunu nasıl yaptın? Şehirde yaşayanlar bunun hesabını sorabiliyor mu? Ne paranın geldiğine dahilsin ne karar mekanizmasına. Ödeyen sen değilsin, transferlerle, bir yerlerden borçlanmalarla, işte hükümet de sana yakınsa ve önünü açabiliyorsa. </span></p>
<p><b>Bu bahsettiğimiz durum nasıl olmalı yerel yönetimlerde?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerde bir kere para nereden geldi, Hazine’den ne kadar geldi, bunu bilmeliyim ben. Bunun o belediye meclislerinin bütçeleme ve harcama sistemlerinden geçmesi lazım. Belediye başkanlarının yetkilerinin bu anlamda kısıtlanması lazım. Bugün belediye meclisleri göstermelik, kesin bir bütçe denetimi olmalı. Hani belki çok temel şeylerde imar falan gibi işlerde, onu da istediği gibi yapıyorlar da, onun dışında belediye başkanları ne isterse yapabiliyor. Nedir denetimi gerçekten ben merak ediyorum. Ne yapabilirsin? Bir usulsüzlük de yok, o anlamda bir şey demiyorum. Ama bir sürü proje söylüyorlar, yapıyorlar. Hangi amaca göre, hangi usullere göre. </span></p>
<p><b>Yani bir kişinin tek başına bu kadar vaat, proje öneriyor olması da problemdir diyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii. Bir kere bu projecilik kavramı Refah Partisi’nin Türkiye’ye bulaştırdığı bir şey, onlar çıkardı bu işi. Planlamadan geliyor olmalarından ötürü öğrendikleri bir şey. Bu projeci yapı demokratik bir şey de değil. Şehrin sorunları ve öncelikleri var. Siyasetin belirleyeceği budur. Çöptür, yoldur, parktır, yeşil alandır. Tabii belediyelere ait olmayan başka sorunlar da belediyelerin üstüne yükleniyor. İş mesela, istihdam. Belediyenin asli olarak çözebileceği bir şey değil. Nedir, yol mu, çıkarsın benim önceliğim şudur dersin. &#8220;Önümüzdeki iki sene ben park işini halledeceğim.&#8221; Bu bir öncelik. Ondan sonra bir önceliğe karar verdikten sonra o projelendirilir, bunu nasıl yapacağız, hangi sırayla yapacağız, finansmanını nasıl sağlayacağız, bütçeyi nasıl aktaracağız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İyi belediye başkanı en azından bu hassasiyetleri bilen, mevcut yapılar içinde kendine verilen o yetkilerden kısmen feragat edip katılımcılığı güçlendiren. Bir öncelikler belirlemesi yapan. Projeyi bırak. Proje lafı edenlere oy vermemek lazım bence. Bana öncelik söyle, üç tane sorununu say bu şehrin. Elli sorun vardır, hepsini çözemezsin. Türkiye’de de öyle.</span></p></blockquote>
<p><b>Peki yaşadığınız şehrin belediyesinden memnun musunuz, Diyarbakır’ın belediyesinden memnun musunuz? Nelerini eksik buluyorsunuz bu belediyenin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyemiz Türkiye’nin ortalama belediyelerinden. Özel bir şikayetimiz yok. Ama bak bir örnek vereyim. Bu apartmanlarda pis su giderlerinin çatıdan dışarı uzaması lazım, içeride biriken havayı alması lazım. Koskoca Diyarbakır bunu bilmiyor. Geliyor o borular tepede en üst kata çıkınca çatı bağlantısı yapılmıyor, bizimkinin üzerine cam yün sermişlerdi. Bütün evlere gidin banyolar, o yer süzgeçleri koku yapar. Kimse bilmiyor. Belediyeye dilekçeler verdim, gittiler geldiler, sonunda biri buldu. İşin denetimi yok, yapan nasıl yapıldığını bilmiyor. Bizde dediğim gibi bu şehrin yaşamı, bu modern apartmanlara dayalı bir büyükşehir ama buna uygun ne geliri var, ne kültürü var ne de onun yasal ve yönetişimsel tabanı var. </span></p>
<p><b>Peki iyi bir belediye başkanı nasıl bir şeydir, nasıl bir şey olmalı ya da?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İyi belediye başkanı en azından bu hassasiyetleri bilen, mevcut yapılar içinde kendine verilen o yetkilerden kısmen feragat edip katılımcılığı güçlendiren. Bir öncelikler belirlemesi yapan. Projeyi bırak. Proje lafı edenlere oy vermemek lazım bence. Bana öncelik söyle, üç tane sorununu say bu şehrin. Elli sorun vardır, hepsini çözemezsin. Türkiye’de de öyle. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela mevcut hükümetin en önemli işlerinden biri bu duble yol işleri. Bir sorundu o. Türkiye’de yol yoktu. Bak onu kimse eleştiriyor mu? Neden çünkü gerçek bir sorunu yakaladı, üzerine gitti, çözdü iki üç sene yatırımlar yaptı, yaydı zamana. Yol projesi olmaz. &#8220;Yol diye bir sorun var ben bunu çözeceğim,&#8221; iyi bir belediye başkanının bence yapacağı o. Sorunlar şunlardır, bunlardan ben bu üçünü yapabilirim bu dönemde, bu üçüne ağırlık vereceğim. Ama diğerlerin hepsiyle de belki biraz uğraşırım. Ama beş yıllık dönem bittiği zaman yeşil alan açısından şehrimiz böyle olacak. Ya da yol temizliği, açıklığı açısından düzgün olacak. Bir şeyleri söyle, öncelik tanımla, sorun tanımla, bunu tartış belki. Yoksa biz kendimizi yöneteceğiz falan, bunlar yani öyle olmuyor.</span></p>
<p><b>Bir de biraz şöyle çevirmeye çalışayım sohbetin yörüngesini. Şehirlerde bir arada yaşam, farklılıklara saygı, hoşgörü, çok kültürlülük gibi şeylerden bahsediyoruz. Bu açılardan neler yapılabilir bir şehirde? Şehrimizin eksiği nedir ve biz ne yapabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hiçbirini bırakmamışsın ki, neyinden bahsediyorsun. Bugün Diyarbakır’ın eğer tarih başka türlü gelmiş olsaydı, mesela bir tane Ermeni mahallesi olması lazımdı. Bir tane Süryani Mahallesi. Gidersin Avrupa’da büyükşehirlerde vardır, bir tane bilmem ne quarter derler, Latin Quarter denir bir tane. Bizim buralarda hiçbir farklılık da çoğulculuk da bırakmamışsın. Üç tane kilise kalmış. Herkesi bitirdikten sonra bir iki tane göstermelik şeyler. Ama belediyecilerin çıkıp bunu konu yapmaları, vurgulamaları, o yönde küçük şeyler de yapmaları çok önemli. Onlar da demese hiç şeyi yok. Ama yani biz oraları geçmişiz. Onları yaşatmadık. Kendi içimizdeki farklılıkları bile neredeyse sorun yapıyoruz. İşte bak aramıza Suriyeliler girdi, görüyorsun herkesin içindeki canavarlar çıkıyor. Eskiden Avrupa’da yabancılara yapılınca buradan kolay geliyor, ne olmuş, kendi içine girince çok zor.</span></p>
<p><b>Belediyeler neler yapabilir çok kültürlülüğü, uzlaşıyı, bir arada yaşama kültürünü geliştirmek noktasında? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyeler bizim Diyarbakır’da aslında fena şeyler yapmadılar, kiliseleri falan canlandırdılar. Onlar da en azından insanlara, herhalde kalan üç beş kişiye biraz iyi gelmiştir, duyguları okşanmıştır belki. Bir de bizim gibi insanlar da duyunca “bak bunlar da varmış” diyorlar. Onlar bence iyi şeylerdi. O konuda bir hassasiyeti var bizim buradaki belediyelerin. Ama elbette belediyelerden başka bir sürü beklenti var, istihdam gibi, yoksulluğu giderme gibi.</span></p>
<p><b>Şehirdeki yoksullukla, pahalılıkla nasıl mücadele edebilir, ne yapabilir belediye?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok zor. Belediyenin orada direkt yapabileceği şey Diyarbakır’daki Sarmaşık tecrübesini daha genelleştirmek belki. Onun dışında belediyenin yapabileceği işler nedir, belki şehre yatırım çekmek. Tabii ülkenin genel havasından bağımsız değil senin yatırım çekme potansiyelin. Ülkenin genel ivme kazandığı ortamda hani şehir olarak, başta söylediğim stratejik şartlarda olman, kalifiye iş gücünün olması falan, bunlar gerekli ama Diyarbakır’da kalifiye iş gücü var mı mesela? Yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sürü insan bilmem nesini götürüp Adana’da yaptırıyor, Antep’te yaptırıyor. Kalite düşük, iş gücü kalitesi düşük. Ciddi bir sermaye yok burada. Bugün Diyarbakır’da belki şimdi küseler ama tüccar yok ya. Burası koskoca tarım alanıdır ama güçlü bir buğday alacak tüccar yok. Vardı eskiden. Onların çoğu kayboldu gitti. Sermayedarlar, para sahipleri var ama sistemli bir ticareti olan yok. Diyarbakır’da büyük bir şirket derken kimse geliyor mu akla mesela? Koskoca bir şehir, yılların birikimi var. Adı sanı duyulmuş belki bir iki tane inşaat şirketi dışında yok.</span></p>
<p><b>Son dönemlerde tanzim satışları gündemde ya, üreticiden tüketiciye daha az aracıyla, kooperatifler üzerinden ulaştırmak falan. Bunlar belediyelerin altından kalkabileceği şeyler olabilir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi İstanbul’dan kalkıp diyor ki domates Antalya’da 50 kuruş, Antalya’daki domates İstanbul’a yürüyerek gelmiyor ya. Geçenlerde bir pazarcı adam gayet güzel anlatmıştı: &#8220;Onu oraya getiren kamyon işte kaç köprüden geçiyor, her köprüye 100 lira veriyor. Üç kilo poşet harcıyorum 50 lira.&#8221;  Bir pazarcı günde 50 lira poşet parası verirse kim ödeyecek bunu? Herkes poşeti alıp gidiyor, bunu sen ödeyeceksin yani. E dolayısıyla yani bu malın oraya gelmesi hizmet, arada birileri belki fazla bir marj vardır, onları kısarsan bir şey olur tamam. Ama bu aracılar neden var? Çünkü bu hizmet sektörü, bu aradaki katma değerler olmasa o aradaki insanlar yaşayamaz. Kamyoncular, komisyoncular, toptancılar…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediye olarak ucuza alır getirirsin, ama o işi yapanların 100 tanesinin de emeğini alırsın. Hiçbir yere varamayız belediye eliyle domates satarak. Pahalılığı azaltmak bir belediyenin yapabileceği iş değil. Genel, makro bir şeydir. Türkiye’nin de genel sorunu. O açıdan da sıkıntılı bir dönemdeyiz zaten, kriz, dolar açısından. Gerçekçi olalım. Belediyeden öyle bir şey de beklememek lazım. Belediye bu şehri bir yaşam alanı olarak, düzenli bir yaşam alanı haline getirmenin ihtiyaçlarını getirecek, temel şeylerini yerine getirecek. Belli bir kalite kontrolü nedir; inşaatından, yolundan işte mesire alanlarından. Ben gidip bakkaldan bir şey aldığımda bu zehirlenmeme garantimi belediyenin bana veriyor olması lazım.</span></p>
<p><b>Bir de çevreyle ilgili sorunlar var, konuşuyoruz. Bu konuda peki nedir sorunlar, ne yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O önemli bak. Belediyenin önemli görevlerinden biridir. Şehirler biliyorsun pislik üretme merkezleridir bir anlamda, çöpüyle, kanalizasyonlarıyla. Bizim Diyarbakır da fena değil bu konuda, epey bir yatırımlar yapıldı, arıtmalar falan. Çöpte sorun var biraz, bir yere atıp bırakıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyenin görevi şehri temiz tutmak, çöpleri düzenli toplamak, şehir atıklarının en uygun şekilde, doğaya zarar vermeyecek şekilde, imha edilmesi ya da dönüştürülmesini sağlamak. Bunun teknolojilerini, biraz pahalı ama hayata geçirmek. Poşet, plastik özellikle büyük bir sorun. Ama belediyelerin bu konuda yapabileceği çok şey var, daha aktif olmaları lazım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela bizim bu Dicle. Bak şimdi Dicle’ye de bir şeyler yapılıyor. Birileri orayı İtalya’daki kanal şehri gibi yapıyor. Bilmiyorum şimdi o nasıl bir projedir, kim demiş, neye benziyor? Bitince ne olacak? Belki güzel mi olur bilmiyorum, banklarını falan yapıyorlar, herhalde şehrin içinden düzgün akacak, biraz debili olacak, kayıkla mı gezeceğiz? Nedir bunu mesela kim yaptı, nasıl yapıldı? Ondan önce de mesela bu Kırklar Dağı faciası da daha önceki belediyenin işiydi. Bu korkunç bir şeydi mesela, oraya yapılacak iş miydi? Nedir mesela bu, kim nasıl yaptı, herkesin şikayetçi olduğu ama kimsenin bilmediği işler. Ne oldu ne bitti bilmiyoruz. Bizim dediğimiz sorun da bu. </span></p>
<p><b>Peki şimdi yerel seçim var önümüzde, bu konuştuğumuz konular bakımından adayların performanslarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek bir seçim havası görünmüyor zaten. Ankara’da, İstanbul’da CHP adayları projelerim diyorlar ama burada zaten açık bir şekilde belediyecilik üzerinden yapılmıyor zaten. Kimsenin öyle bir beklentisi de yok. Belki de sorun o. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşin genelinde de demek ki bir beklenti mi az, insanlar değişme mi görmüyor, ya da sen gelsen sen de öyle yapacaksın diye mi düşünüyor, ne farkı olacak ki mi diyor&#8230; Hani dedik ya kimse bu işi, mesela ekonomik krizi kimse başkasının daha iyi yöneteceğine mi inanmıyor? Bu mesela çok kritik bir şey. Niye, değişmeye inanamıyorsun. Diyarbakır’da zaten senindi, o kayyum ara bir çözüm, sen seçim kaybedip de yeniden gelmiyorsun. Bugün HDP’nin burayı kazanmasının, olağanüstü bir tarafı yok, olağan olan o. Olağan olanı da millet görmüş, kabul de ediyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Belediye belediyecilik yapar, belediye hizmetlerinde ciddi olmak gerekir. Dediğim gibi öncelikler ve ihtiyaçlar silsilesi. Bir de tabii bunların elinde olmayan, herkesin içinde bulunduğu ortamın şartlarını kendi lehine kullanması var. Bugün bu merkezi hükümetin belediyeler üzerinde valilikler aracılığıyla bir kontrol mekanizması var. Artık doğrudan da yapıyor tabii bu işi. Bizim buralarda ona da geldi. Sorun olmayan yerlerde beraber yapıyorlar. Ama öyle olmaması lazım. Belediye yasalarının yeniden düzenlenmesi lazım.</span></p></blockquote>
<p><b>Seçmenler belediye seçimlerinde adayların bu performanslarına değer veriyorlar mı? Nasıl bir algıları var adaylar hakkında? Adaylar partinin önüne geçebiliyorlar mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle buralarda bence adaylara hiç bakılmıyor. Belki bazı yerlerde adaylar partinin önüne geçebiliyorlardır ama Diyarbakır’da sanmıyorum. Esas olan partidir. Ama adayın da tabii kişilik özellikleri, ulaşılabilirliği önemlidir mesela. Osman Baydemir mesela rahat bir insandı, insanlarla iyi iletişim kurabiliyordu. Selçuk Mızraklı da öyledir. O konuda sıkıntısı yok, ama esas partidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi mesela kayyum sanki kişiliğinden mi oy alacak, tanıyan mı var? İşte nedir AK Parti’nin bir momentumu var, tabii güç dengeleri kuruluyor, networkler var belirli şeyleri tutmuş. Onların aracılığıyla belirli çevrelerden oylar geliyor, öyle anlayışlar var. Bir kısmı kendi bulunduğu ortama göre, dini çevrelerden ise AK Parti’ye veriyor büyükleriyle beraber, çoğunluğu da bizim partimiz diye HDP’ye veriyor.</span></p>
<p><b>Adayların performanslarına, ne söylediklerine, ne vaat ettiklerine dönüp kimse pek vermiyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek baktığı da yok kimsenin.</span></p>
<p><b>Peki siz Diyarbakır Belediye Başkanı olsanız bu topluma ne vaat ederdiniz? Projeleriniz neler diye sormaya korkuyorum, projeciliğe karşı olduğunuzu anladım. Peki ne vaat ederdiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, o lafı sevmiyorum. Diyarbakır Belediye Başkanı olmak öyle zor. Diyarbakır Belediye Başkanlığı, Diyarbakır’ın içinde bulunduğu bütün olup bitenden dolayı, tabii onu sürükleyen bir siyasi hareketle beraber özel bir konum. Dışından gelip olsan da Diyarbakır’da hükümet edemezsin. Siyasi hareketler dünyada da öyle geliyor bilmiyorum, belli siyasi hareketler genel ortamın değişmesine göre bakıyorsun değişti. Biliyorsunuz öbür türlü o deneyler, Brezilya’nın o meşhur yeri var, Sao Paolo muydu neresiydi, meşhur bir belediyecilik deneyleri yaptılar orada işte katılımcı meclisler falan. Onlar da iki dönem sonra kaybettiler seçimi yani. Güya çok halkçı, halktan şeyler kurdular, komisyonlar, ama komisyonlara aldıkları sıradan insanlara ilk götürüp verdikleri eğitim bütçeleme ve bütçe kısıtı. Yani oraya gelip afaki onu da yapalım, bunu da yapalım demeyeceksin. Önüne koyup bir hesap yapacaksın. Belediye belediyecilik yapar, belediye hizmetlerinde ciddi olmak gerekir. Dediğim gibi öncelikler ve ihtiyaçlar silsilesi. Bir de tabii bunların elinde olmayan, herkesin içinde bulunduğu ortamın şartlarını kendi lehine kullanması var. Bugün bu merkezi hükümetin belediyeler üzerinde valilikler aracılığıyla bir kontrol mekanizması var. Artık doğrudan da yapıyor tabii bu işi. Bizim buralarda ona da geldi. Sorun olmayan yerlerde beraber yapıyorlar. Ama öyle olmaması lazım. Belediye yasalarının yeniden düzenlenmesi lazım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazen bazı hareketler bir tarz mı üslup mu, yeni bir şeyler katıyor. Mesela birileri yıllardır belediyeyi kazanır, bakıyorsunuz birisi geldi bir seçimde süpürdü birdenbire. Nedir o tarz, üslup. Yoksa belediye yine ertesi gün aynı olacak. Belediye hizmetleri temel olarak aynıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama o tarz, üslup nedir? İşte o şehirde gettolaşan azınlıklar ya da aslında çoğunluk olup da ağırlık anlamında azınlık olanlar bir rüzgar estirebiliyor. Londra Belediyesi’nde mesela adam geldi kazandı, neden? Çünkü bir sürü siyah Londralılar, Pakistanlılar, Hintliler, çoğunluklaşıp ama azınlıkta kalan kimlikleriyle, onu oraya taşıdı mesela. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır gibi yerlerde HDP de azınlık olan çoğunluğu taşıdı. Onun sayesinde sürekli ezilmiş, dışlanmış, hiçbir şeye ulaşamayan, kendi varlığıyla gidip belediyeye giremeyen, itilen kakılan bütün insanları sürükleyip getirdiler son 17 senedir. Ama o söylem de bitti gibi bu ilgisizlik falan onu gösteriyor. Onun ötesinde Diyarbakır’ı artık yeni bir söylem, yeni bir ruh, yeni bir heyecan ne söylenir valla şimdi pek gelmedi aklıma…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/demokratiklesmenin-yolu-belediye-baskani-ve-meclis-yonetisiminin-degismesinde/">Demokratikleşmenin Yolu Belediye Başkanı ve Meclis Yönetişiminin Değişmesinde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı 2017 Küresel Teklif Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/04/demokrasi-insan-haklari-icin-avrupa-araci-2017-kuresel-teklif-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2017 09:37:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir AB programı olan, Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı, insan hakları ve demokratikleşmenin küresel çapta gelişimini, sivil toplum inisiyatiflerini destekleyerek katkıda bulunmayı hedefler. &#160; Bu teklif çağrısının genel hedefi dünya çapında insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasını ve geliştirilmesini teşvik etmek için sivil toplumu desteklemektedir. Teklif çağrısının özel hedefi ise, küresel düzeyde-Avrupa Birliği dışındaki- sivil toplumu ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/04/demokrasi-insan-haklari-icin-avrupa-araci-2017-kuresel-teklif-cagrisi/">Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı 2017 Küresel Teklif Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir AB programı olan, Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı, insan hakları ve demokratikleşmenin küresel çapta gelişimini, sivil toplum inisiyatiflerini destekleyerek katkıda bulunmayı hedefler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu teklif çağrısının <strong>genel hedefi</strong> dünya çapında insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasını ve geliştirilmesini teşvik etmek için sivil toplumu desteklemektedir.</p>
<p>Teklif çağrısının <strong>özel hedefi</strong> ise, küresel düzeyde-Avrupa Birliği dışındaki- sivil toplumu ve insan hakları savunucularını insan haklarının beş temel alanındaki çalışmaları için desteklemektir. Daha önceki yıllarda da öncelikler olarak benimsenen bu alanlar şunlardır:</p>
<p><strong>Alan (Lot)1:</strong>İnsan hakları savunucularının, toprakla ilgili haklar (land-relatedrights), topraklara el koyma (landgrabbing) ve iklim değişikliği bağlamında yerli toplululuklarınhakları konusundaki çalışmaları</p>
<p><strong>Alan (Lot) 2:</strong> Yargısız infaz ve zorla kayıp edilmeler ile mücadele.</p>
<p><strong>Alan (Lot) 3:</strong> Zorla çalıştırma ve modern kölelik ile mücadele.</p>
<p><strong>Alan (Lot) 4:</strong> Engelli bireylerin haklarının desteklenmesi.</p>
<p><strong>Alan (Lot) 5:</strong> Din ve inanç özgürlüğünün desteklenmesi.</p>
<p>Teklif Çağrısı Başvuru Rehberinde, her bir Alan (Lot) için temel hedef, öncelikler ve olası faaliyetlerin listesi detaylı şekilde sunulmaktadır. Alanlar hakkındaki kısa bilgi şu şekildedir:</p>
<p><strong><em>Alan (Lot) 1:</em></strong><em>Bu alandaki desteğin amacı; toprak hakkı ve bu bağlamda diğer doğal kaynaklarla ilgili haklar (land-relatedrights), topraklara el koyma (landgrabbing), iklim değişikliği, yerli toplululuklarınhakları konusundaki çalışmalar yürüten İnsan hakları savunucularının ve örgütlenmelerinin korunması, güçlenmesi ve desteklenmesidir. Alan (Lot) 1’in dört önceliği kısaca insan hakları savunucuları ve örgütlenmelerinin; a) kısa ve uzun dönemde kapasitelerinin güçlenmesi, b) dayanıklılıklarının güçlenmesi c) Devlet ve devlet dışı aktörlerle ilişkilenme olanaklarının güçlendirilmesi şeklinde sıralanabilir. Alan (Lot) 1 için önerilen projeler en az bir alan önceliğine odaklanmalıdır.</em></p>
<p><strong><em>Alan (Lot) 2:</em></strong><em> Bu alandaki desteğin amacı, yargısız infaz ve zorla kayıp edilmeler ile mücadeleyi güçlendirmektir. Alan (Lot) 2’nin öncelikleri, a) zorla kaybetme ve yargısız infazları önlemeye yönelik projeler ve/veya b) Bu alandaki faillerin hesap verebilirliğini sağlamak veya mağdurlar ve aileleri için sağaltım olanakları arayan projeleri desteklemektir. Bu alanda önerilecek projelerin önceliklerden en az birine katkıda bulunuyor olması gerekir.</em></p>
<p><strong><em>Alan (Lot) 3: </em></strong><em>Bu alandaki desteğin amacı, özellikle, en zor durumlar ve en uzak alanlarda, tarım ve/veya orman alanlarındaki (yerel düzeydekiler dahil) zorla çalıştırma ve modern kölelik ile mücadeleyi desteklemektir. Bu Alan için öncelikler kısaca şu şekildedir: a) BM/Dünya Çalışma Örgütü (ILO)’nun zorla çalıştırılma ile ilgili anlaşma ve protokollerinin, bu yöndeki ulusal, bölgesel araçlar dahil olmak üzere benimsenmesi ve uygulanmasına yönelik çalışmalar b) Tarım ve ormancılık ile ilgili alanlarda zorla çalıştırılma pratiklerinin önlenmesi ve ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası ve bölgesel işbirliğinin kolaylaştırılmasına yönelik çalışmalar c) Tarım ve ormancılık sektöründe zorla çalıştırmanın potansiyel mağdurları, mağdurları ve aileleri için ve bu alandaki insan hakları savunucularına yönelik olarak koruyucu ve destekleyici önlemler alınmasına yönelik çalışmalar d) Mağdurlara yönelik sağaltım önlemleri, faillere yönelik hesap verebilirliği sağlama çalışmaları e) Zorla çalıştırılma bağlamında sistemsel ve yapısal kırılganlık gösteren mevsimsel veya emek yoğun karakteri sebebi ile tarım ve ormancılık alanında ağır ihlallere konu olan alanlara ilişkin destekleyici önlemler geliştiren çalışmalar f) Özel ve kamu sektörlerinin zorla çalıştırılma risklerine karşı tanımlama, önleme, önlem geliştirme ve hesap sorma becerilerinin geliştirilmesine destekleyen çalışmalar. Bu alanda önerilecek projelerin önceliklerden en az birine katkıda bulunuyor olması gerekir.</em></p>
<p><strong><em>Alan (Lot) 4: </em></strong><em>Bu alandaki desteğin amacı, tüm engelli bireylerin insan haklarından ve temek özgürlüklerden eşit ve tam şekilde yararlanmasını geliştirmek, engelli bireylerin insan haklarıve insanlık onuruna saygıyı güçlendirmektir.  Bu alanın özel hedefleri; a) BM Engelli Hakları Sözleşmesi ve ilgili protokollerinin benimsenmesi, etkili şekilde uygulanması, izlenmesini desteklemek b) STÖ’ler ve engelli bireylerin örgütlenmeleri arasındaki ortaklığı ve/veya engelli bireylerin hakları üzerine çalışan STÖ’lerin kapasitesini; engelli bireylerin haklarının insan hakları çalışmaları ile daha geniş şekilde entegre edilmesi için desteklemektir. Bu alanda önerilecek projelerin önceliklerden en az birine katkıda bulunuyor olması gerekir.</em></p>
<p><strong><em>Alan (Lot) 5: </em></strong><em>Bu alandaki desteğin amacı, düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğünün korunması ve geliştirilmesidir. Bu alanın öncelikleri kısaca şu şekildedir: a) Kişilerin inanma veya inanmama özgürlüklerinin desteklenmesi, b) Kişilerin tek başına ya da topluluklarda inançlarını ifade edebilme haklarının geliştirilmesi c) İnanç temelinde ayrımcılık, hoşgörüsüzlük, şiddet ile mücadele ve bunların önlenmesi için çalışmalar d)Farklı inançlara sahip veya inançlara sahip olmayan kişilerin aralarında çatışmaları barış içinde önlemeyi hedefleyerek ve kapsayıcı toplulukların oluşmasını destekleyecek şekilde, karşılıklı saygı ve anlayışın geliştirilmesi. Bu alanda önerilecek projelerin önceliklerden en az birine katkıda bulunuyor olması gerekir.</em></p>
<p>Her bir alandaki referanslar, hedefler,önceliklerin detaylı açıklaması, uygun faaliyetlere ilişkin kapsayıcı olmayan liste için Başvuru Rehberinin detaylı incelenmesi elzemdir.  Her bir alan için öngörülen bütçe 5.000.000 Avro’dur. Teklif edilen projeler için AB desteği en az 250.000 Avro en çok 1.000.000 Avro olmalıdır. AB, teklif edilen projeler için uygun giderlerin en az %51’ine en çok %95’ine destek verecektir. Teklif edilen projelerin süresi 30-36 ay arasında olmalıdır.</p>
<p>Bu teklif çağrısının öncelikleri katılımcı şekilde, Brüksel&#8217;de 20 Nisan 2017&#8217;de, Brüksel temelli ağlar aracılığıyla sivil toplum örgütleriyle görüş alışverişinde bulunularak belirlenmiştir.</p>
<p>Bu küresel çağrı için ayrılan bütçe 25.000.000 Avro’dur.  Bu sınırlı bir teklif çağrısı olup, ilk aşamada sadece kavramsal notlar ( Ek A.1) değerlendirmeye alınacak, daha sonra ön elemeyi geçen başvuru sahiplerinden tam başvurularını iletmeleri beklenecektir. Tam başvuruların değerlendirmesinden sonra, Sözleşme Makamı tarafından talep edilen destekleyici belgeler ve başvuru sahibi tarafından imzalanmış beyan esasında uygunluk kontrolü yapılacaktır.Bu teklif çağrısına başvurmak isteyen kuruluşlar PADOR’a kayıt olmalı ve başvurularını PROSPECT üzerinden yollamalıdır. ( Rehberin 2.2.2 bölümüne bakınız). Kavramsal not ile ön başvuruların yapılması için son başvuru tarihi 9 Kasım 2017, saat 16:00’dır( Brüksel saati).</p>
<p>Başvuru Rehberine ve diğer dokümanlara bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:<a href="https://webgate.ec.europa.eu/europeaid/online-services/index.cfm?ADSSChck=1506504022897&amp;do=publi.welcome&amp;orderby=upd&amp;searchtype=RS&amp;orderbyad=Desc&amp;nbPubliList=15&amp;aofr=155232&amp;userlanguage=en" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> <strong>2017 Global Call forProposals</strong></a><strong> </strong></p>
<p><a href="http://tacso.org/Publication/Read/242?title=(EIDHR):%202017%20Global%20Call%20for%20Proposals" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/04/demokrasi-insan-haklari-icin-avrupa-araci-2017-kuresel-teklif-cagrisi/">Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı 2017 Küresel Teklif Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2017 09:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Bir Sen Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ENSAR Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Yayma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNDER İmam Hatipliler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[SABANCI VAKFI TOPLUMSAL GELİŞME HİBE PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[seta]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Ayrımcılık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRGEV]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gençlik Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17463</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221; “İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221;</strong></p>
<p>“İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak karşıma çıktı. Sonrasında, aynı yazının Boğaziçi Üniversitesi’nin içinde Bebek’e inen yokuşta, taştan bir bankın üzerinde de yazdığını öğrendim. Bu güçlü ifade, bana, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı sonrasında Birleşmiş Milletler çatısı altında bir araya gelen ulusların ortak olarak İnsan Hakları Beyannamesi üzerinde anlaşmasını hatırlattı. Bu ortak beyanname üzerinde yıllar içinde inşa edilen uluslararası insan hakları çerçevesi, ulusların tüm insanlık adına gerçekleştirdiği çok değerli bir kazanım oldu. Türkiye ise ilk yıllarından bu yana uluslararası insan hakları çerçevesinin içindeydi ve özellikle Avrupa Birliği’ne (AB) adaylık sürecinde ulusal mevzuatını iyileştirdi, kamu kurumlarının kapasitesine yatırım yaptı ve insan hakları alanında uluslararası saygınlığını artırdı. Hiç kuşkusuz ki, ülkemizdeki insan hakları savunucularının 1980 darbesine ve artçı sarsıntılarına da göğüs gerdikten sonra verdikleri mücadele, demokrasi ve hak kazanımlarında çok etkili oldu. <strong>Buradan, ülkemizin hak mücadelesinde emeği geçen ve bu yolda bedel ödeyen herkese saygı ve minnetimi iletiyorum.</strong></p>
<p><span id="more-17463"></span></p>
<p>Türkiye’de insan hakları alanında ve demokratikleşme yolunda sağlanan iyileşme hukukun üstünlüğünün kuvvetlenmesiyle beraber gerçekleşti ve sivil toplumun da güçlenebileceği bir alanın oluşmasına katkıda bulundu. Aralık 1999’da AB adaylığımızın resmileşmesi, Ekim 2005’te müzakerelerin başlaması, askerin 27 Nisan 2007 muhtırasının etkisiz bırakılması ve sonrasında sayın Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle devam eden süreçte, Türkiye’de rejim sivilleşirken sivil toplum da güçleniyordu. 2007 yılını referans aldığımda sivil toplum alanındaki güç dengesinin henüz arkasında özel sermaye desteği olan ve ana akım konulara odaklanan (çocuk, eğitim, sağlık, sanat) seküler Türkler lehine olduğunu, bunun da o kitlenin geçmişten taşıdığı avantajlardan dolayı oluştuğunu düşünüyorum. İslami, Alevi, Kürt, Roman, LGBTİ, engelli birey ve kitlelerin ve örneğin çevre alanındaki girişimlerin sivil toplum yapılanmaları ise Avrupa Birliği adaylık sürecindeki demokratik reformlar ve demokratik normalleşmeyle beraber yavaş yavaş güçleniyordu.</p>
<p><strong>Sivil toplumun -kısa süreli- kapsayıcı şekilde güçlenmesi </strong></p>
<p>2008 &#8211; 2011 arasında yaşadığımız olaylarla (örneğin Ergenekon ve Balyoz davaları) hukukun üstünlüğüne ve adalete ciddi bir gölge düşerken, demokratikleşme de sekteye uğradı. Sivil toplum açısından kötü ve iyinin beraber gerçekleştiğine tanıklık ettik. Kötü olan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı gibi seküler sivil toplum kuruluşlarının haksız suçlamalar altında kalması ve hak ihlallerine uğramasıydı. İyi olan ise sivil toplumdaki güçlenmenin daha kapsayıcı bir hal almasıydı: Muhafazakar insani yardım hareketleri (örneğin <a href="https://www.ihh.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsani Yardım Vakfı),</a> büyümeye, kuvvetli kurumsal yapılar oluşturmaya ve uluslararası faaliyetlere başladı; muhafazakar ve Kürt düşünce kuruluşlarının (örneğin <a href="http://setav.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">SETA</a> ve <a href="http://disa.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">DİSA</a>) görünürlüğü arttı ve yenileri kuruldu; Aleviler, Romanlar, engelliler, LGBTİ ve diğer hak ihlali yaşayan grupların aktivizm ve savunuculuk çalışmaları güçlendi (örneğin <a href="http://www.sifirayrimcilik.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sıfır Ayrımcılık Derneği</a>) ve daha çok görünürlük kazandı; kolektif çalışmalar arttı ve farklı birey ve gruplara yönelik ayrımcılık odağa alındı (örneğin <a href="http://tarihvakfi.org.tr/HaberDetay/turkiyeegitimsistemindeayrimcilikraporuaciklandi!/4054" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye’de Eğitim Sisteminde Eşitliğin İzlenmesi Projesi</a>); yerel girişimler güç kazandı; ve sivil topluma yönelik fon ve desteklerde (örneğin <a href="http://www.sabancivakfi.org/tr/sosyal-degisim/acik-cagrili-hibe-programi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Programı</a>) çeşitlenme ve artış oldu. Bu kapsayıcı gelişme, “bir dönem için” sivil toplumun çoğulcu bir çerçevede güçlenmesini sağladığından çok değerliydi.</p>
<p>Temmuz 2011 seçimleri sivil toplum alanında yaşadığımız kapsayıcı ve olumlu gelişmede olumsuz bir dönüm noktası oldu. O “bir dönem” için daha eşit bir dengeye oturan fırsat avantajı hızlı bir şekilde iktidara yakın sivil toplum kuruluşları lehine dönüştü ve bu kuruluşlar genişlemek ve gelişmek için çok elverişli bir ortama sahip oldu. Seçimlerin ardından iktidarın söylem ve politikalarına yansıyan kültürel ideoloji hızlı şekilde kamunun uygulamalarına yansıdı. Bu değişim özellikle “dindar nesil” söylemi sonrasında eğitimde çok görünür bir şekilde gerçekleşti. Kamuoyu nezdinde <a href="http://www.mebpersonel.com/meb/egitim-gonullusu-stklardan-bakan-avciya-ziyaret-h189253.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ön plana çıkan</a> kurumlara bakıldığında <a href="http://www.ensar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ENSAR Vakfı</a>, <a href="http://www.iyc.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlim Yayma Cemiyeti</a>, <a href="http://www.onder.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ÖNDER İmam Hatipliler Derneği</a>, <a href="http://imh.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsan ve Medeniyet Hareketi</a>, <a href="http://www.tugva.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Gençlik Vakfı</a> ve <a href="http://www.turgev.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TÜRGEV</a> gibi sivil toplum kuruluşları çok hızlı büyüyorlar, Türkiye’nin eğitim tarihinde eşi az görülmüş bir lobi gücüne sahipler ve okullardaki öğrencilere diğer kurumlara göre çok daha rahat erişiyorlar (en yakın örneği için <a href="http://www.hurriyet.com.tr/mebden-ensar-protokolu-40534320" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bu habere</a> bakabilirsiniz). Bu kurumların arasında bir kamu vakfı olan <a href="http://www.diyanetvakfi.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Diyanet Vakfı</a> da var.  Öte yandan sendikalar arasında üye sayısı hızla artan <a href="http://www.ebs.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Bir Sen</a> örneğinde görülebileceği gibi genişlemeyi izleyen süreçte gelişmeye de iyi bir örnek oluşturan nitelikli AR-GE (örneğin <a href="http://www.ebs.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/egitim_izleme_raporu.pdf.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitime Bakış 2016</a>) ve iletişim çalışmaları son zamanlarda sık sık karşımıza çıkıyor. Eğitim-Bir Sen’in savunusunu ve lobisini yaptığı fikirler MEB nezdinde etkili oluyor.</p>
<p><strong>Tarih gücün hareketinin hikayesidir*</strong></p>
<p>İktidara yakın muhafazakar sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesini sivil toplum kapsayıcılığı adına bir kazanç olarak ve bu gücüyle kamuya nüfuzunun artmasını olağan görmek mümkün. İzleyebildiğim kadarıyla birçok ülkede (örneğin ABD, Almanya, Gürcistan, Hırvatistan, İngiltere, Sırbistan) iktidardaki ideolojiye yakın sivil toplum kuruluşları benzer bir “etki ve erişim” ayrıcalığı yaşarlar; bu dönemsel ayrıcalıklar kamu-sivil toplum etkileşiminin doğasında vardır. Ayrıca, Eğitim-Bir Sen örneğinde görüldüğü gibi ideolojik fikrin artık kanıtla buluşmuş hali, veri temelli tartışmalar için önemlidir. Ancak, söz konusu ayrıcalıklar ülkemizde o kadar dengesiz ve anti-demokratik bir yere geldi ki bu tür bir değerlendirme artık havada kalıyor. Sivil toplumda bir kesim iktidara yakın durmanın sonucu olarak böylesine bir ayrıcalığa sahipken, devletin diğerleri üzerindeki baskısı hem Türkiye’nin geride bıraktığını umduğumuz zayıf demokrasi günlerini hatırlatıyor hem de benzer politikalar bugün ancak otoriter rejimlerde (örneğin Azerbaycan ve Rusya’da) görülüyor. Eğer bir sendika (Eğitim-Bir Sen) güçlenir ve büyürken diğeri (<a href="http://egitimsen.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Sen</a>) baskı altında varoluş mücadelesi veriyorsa, okullar iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarına açık kapı politikası uygularken diğer kuruluşlar etkisizleştiriliyorsa, bürokrasi sivil toplumu “bizden ve bizden olmayanlar” diye ayırmaya başladıysa, burada iktidara yakın sivil toplumun GONGO’lara (kamu tarafından organize edilen ve desteklenen sivil toplum kuruluşları için kullanılan İngilizce kısaltma) dönüşmekte olduğunu görme zamanı gelmiş demektir.</p>
<p>Özellikle muhalif sivil toplum üzerindeki baskıların insan hakları alanına sıçraması ideolojik duruşumuz ve iktidarla ilişkimiz ne olursa olsun hepimiz için üzerinde -en azından- düşünmemiz gereken yeni bir eşiktir. Ne yazık ki geçtiğimiz bir yıldır adaletin tartısının iyice bozulduğuna tanıklık ediyoruz. Türkiye’de çocuk hakları savunuculuğu yapan yetkin ve kapsayıcı Gündem Çocuk Derneği gibi bir kurumun OHAL kapsamında hiçbir hukuk süreci işletilmeden kapatılması, çocuk hakları savunucuları arkadaşlarımıza yapılan bu adaletsiz müdahale hepimizin vicdanında bir yara bırakmış olmalı. Son olarak insan hakları savunucularının tutuklanması karşısında ise ülkemiz yeni bir dibi gördü. Bu ülkenin tarihinde kimliği ve görüşü ne olursa olsun herkes için hak mücadelesi yapmış insanlar ile “terörist” ifadesinin aynı cümle içinde anılmasına kalbimiz acıyarak hayret ediyoruz. Geldiğimiz noktada, yıllar içinde kolektif olarak inşa ettiğimize kendimizi inandırdığımız “Türkiye’nin başarı hikayesi,” onu taşıyan temel sütunlar olan insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme kazanımlarıyla beraber çöküyor.</p>
<p><strong>İnsan hakları tüm farklılıklarımızı kapsar</strong></p>
<p>Böyle bir dönemde <a href="https://www.sivilsayfalar.org/"><strong>Sivil</strong></a> <a href="https://www.sivilsayfalar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Sayfalar</strong></a>’da yazmanın ruh hali bir garip oluyor. Bir yandan her geçen gün artan bir iç sıkıntısı var, diğer yandan son yazımda değindiğim gibi “hepimizin olaylar karşısında yaşadığımız duygusal iniş çıkışları kontrol edip, gidişatı değiştirmek için olayları anlamlandırmaya, çağın gereksinimlerine uygun düşünmeye ve davranmaya ihtiyacımız” olduğuna inanıyorum. Bunlar birbirlerini dışlamıyor, sadece duygularımızı yaşarken içgüdülerimizi dinlemeyi ve aklımızı yapıcı olarak kullanmayı öneriyorum. Buradan bakınca, tüm olumsuzluklara rağmen ülkemizdeki sivil toplum mücadelesine güvenim ve inancım tam, çünkü bunun örneklerini de görüyorum ve <a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/batuhan-aydagul/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sivil Sayfalar’da</a> yazıyorum.</p>
<p>Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır. İçinde bulunduğumuz koşullarda bunu yüksek sesle söyleyemeseler bile en azından bu olumsuz durumun farkında olanlarla konuşalım, dertleşelim, elimizden geldiği kadar sivil köprüleri tutmaya gayret edelim. Tarih boyunca gücün ve iktidarın el değiştirdiğini bilerek o değişimlerde daha güçlü durabilecek bir sivil toplum omurgası inşa edelim.  Bugün, dünyanın farklı milletlerinden ulusların kendileri üstünde bir insan hakları rejimi kurabildiğini hiç unutmadan, aynı vatanda yaşayan ve sivil toplum kuruluşlarında farklı görüşlerle, gönlümüzle çalışan insanlar olarak, din, dil, ırk, renk, bedensel farklıklık vb. ayırt etmeden, herkes için var olan insan haklarına ve o hakların savunucularına sahip çıkma günü. Ülkenin tam ortasında yıllardır sürekli kırılarak toplumsal trajedilere yol açan fay hattının tamiri başka türlü mümkün olmayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Joshua Cooper Ramo, <a href="https://books.google.com.tr/books/about/The_Seventh_Sense.html?id=Vw0rjgEACAAJ&amp;source=kp_cover&amp;redir_esc=y"><em>Seventh Sense</em></a> kitabından</p>
<p>Ana görsel AK Parti&#8217;nin <a href="https://www.akparti.org.tr/site/haberler/sivil-toplum-kuruluslari-ile-is-birligini-gelistirmek-amaciyla-yeni-bir-sis/87976#1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sayfasından</a> alınmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
