<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cuma Çiçek arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cuma-cicek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cuma-cicek/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 10:35:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Cuma Çiçek arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cuma-cicek/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Malatya&#8217;da Sivil Toplum Kuruluşlarının Çözüm Süreçlerindeki Rolü Tartışıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/04/malatyada-sivil-toplum-kuruluslarinin-cozum-sureclerindeki-rolu-tartisildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2018 13:07:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İNİSİYATİFİ]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Sarıgül]]></category>
		<category><![CDATA[İHD Malatya Şubesi]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malatya’da her kesimden yaklaşık 40 sivil toplum temsilcisi, Barış Vakfı’nın hazırladığı “Çözüm Süreci’nde STK’lar” raporu vesilesiyle yaklaşık iki yıl sonra bir araya gelerek barışı konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/04/malatyada-sivil-toplum-kuruluslarinin-cozum-sureclerindeki-rolu-tartisildi/">Malatya&#8217;da Sivil Toplum Kuruluşlarının Çözüm Süreçlerindeki Rolü Tartışıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akademisyen Cuma Çiçek tarafından Barış Vakfı için kaleme alınan <a href="http://www.raporlar.org/cozumsurecistklar/">“2013-2015 Çözüm Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları”</a> raporu Malatya’da farklı kesimlerden sivil toplum temsilcisi ve kanaat önderlerinin bir araya geldiği bir çalıştayda tartışıldı. İHD Malatya Şubesi ve Hak İnisiyatifi ev sahipliğinde bir araya gelen katılımcılar, yapılan konuşma ve sunumların ardından yaklaşık dört saat barışın nasıl tesis edilebileceği konusunda görüş alışverişinde bulundular.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-25678 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/04/m1-e1522784896384.png" alt="" width="465" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/04/m1-e1522784896384.png 465w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/04/m1-e1522784896384-320x181.png 320w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" />İHD adına Gönül Öztürk ve Hak İnisiyatifi adına Hüseyin Sarıgül’ün ev sahipleri olarak selamlamalarının ardından açış konuşması yapan Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz, bütün insanlık açısından en kutsal şeyin yaşam hakkı olduğunu vurgulayarak, “Barış Vakfı için en kutsal değer yaşam hakkını savunmaktır. Her koşulda, barışı konuşmak ve barış isteğinden uzaklaşılmaması için çaba sarf etmeliyiz.” ifadelerinde bulundu. 2013-15 yılları arasında süren ve 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bozularak yerini çatışmaya bırakan çözüm sürecinin ardından tarafların yapıp ettiklerinin çok tartışıldığını hatırlatan Tahmaz sivil toplum kuruluşları ile ilgili şunları söyledi: “Çatışmaların başlamasından sonra çok şeyi konuştuk ama bir şeyi konuşmadığımızı düşünüyorum, bu toplumda çalışan sivil toplum örgütleri neyi, neden yapamadığını konuşmadı. Konuşma cesareti gösterip bizim, bizim mahallelerimizin, kendimizin eksikliği ne sorusunu sormuyoruz. Biz esas olarak sivil toplumun, kendisi ile yüzleşmesi gerektiğini düşünerek son raporumuzu sivil toplum üzerine hazırladık. Bu vesileyle tartışmak istiyoruz. Buradaki temel vurgumuz, dünyanın bütün örneklerinden bilindiği üzere, sivil toplum örgütlerinin çözüm süreçlerinde, barış süreçlerinde etkin bir konuma sahip olmadan çözüme ulaşılamaz.”</p>
<p>Hakan Tahmaz’dan sonra, rapor çalışmasının Diyarbakır ve Van ayağını yürüten Reha Ruhavioğlu, rapor hakkında bir sunum yaptı. Türkiye’de sivil toplumun 90’lardan bu yana çalışmalarını hatırlatan Ruhavioğlu, çözüm sürecinde STK’ların neleri ne kadar yapıp neleri yapamadıklarını STK temsilcileriyle yapılan mülakatlardan aktardı. Rapor için görüşülen 45 STK temsilcisinin aktarımına göre; Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin çözüm sürecinde genel olarak siyasi angajmanlara girdiğini, sürecin aktörlerinin de STK’ların bağımsız değil angaje olmaları noktasında yaklaştığını, bölge STK’ları ile ülkenin batısı arasında çok az temas olduğunu ve sivil toplum örgütlerinin hem teknik hem mali hem de insan kaynağı olarak kapasite sorunu yaşadıklarını söyleyen Ruhavioğlu, çatışmanın kırk yıllık şahidi olan toplumda çatışma çözümü literatürünün oturmamış olduğunu ve dünya deneyimlerinden pek haberdar olunmadığını vurguladı. Çatışmanın çok büyük tahribata sebep olduğu iki yılın ardından sivil toplumun pek dillendirmese de bir şekilde çözüm beklediğini, bu sebeple dünya deneyimlerine ilgi duymaya başladığını söyleyen Ruhavioğlu Kürt Meselesinin ilanihaye çatışma ile yönetilemeyeceğini, bu sebeple siyasi çözümü için hazırlanmak ve çabalamak gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Ruhavioğlu’nun sunumundan sonra katılımcılar yaklaşık üç saat boyunca kendi görüş ve yaklaşımlarını aktardılar. Katılımcıların altını çizdiği bazı noktalar şunlar oldu:</p>
<p>Üç yıl aradan sonra farklı kesimlerden sivil toplum temsilcileri ile bir araya gelmek çok değerli. Aslında Malatya bunu daha önce başarabildi, yüzden fazla (160) STK, parti, grup bir araya gelerek barış ortamı oluşturabildik ama şiddet geri dönünce savrulduk. Sivil toplum kuruluşları olarak, tarafsızlığımızı kaybedince etkinliğimizi de kaybediyoruz.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarının üzerinde kurulu olduğu paradigma barışa çok uzak bir paradigma, savaşı olumlayan bir paradigma. Birileri savaş isteyecek kadar cesursa biz de barış isteyecek kadar cesur olmalıyız.</p>
<p>Kürt sorununun, Alevi sorununun, emek sorununun çözülmesi lazım, emeğin özgürleşmesi lazım. Bu sorunlar demokratik bir yaşamın önündeki en önemli engellerdir. Sağımda ve solumda oturan arkadaşlarla farklı görüşlerdeyiz ama bir araya gelebilirsek barış ihtimal olabilir. İlk derecede önemli olan, STK’lar partilerin inisiyatifi altına girmemeli, sadece halkın özgür ve barış içinde yaşaması için çalışmalıdır.</p>
<p>Bugün barış istediğimiz için Malatya’da fiziki saldırılara maruz kalıyoruz. Bugün Cumhurbaşkanı isterse barış gelir, onu ikna edecek çalışmalar girmek lazım. Öncelikle savaşın, çatışmanın çıkmaması için çabalamak lazım.</p>
<p>Bir kitabımın adını “Barış’ın Diğer Adı” koydum. Barış Marşı isimli bir şiirim var. Biz birçok zaman bir araya geldik, bizim birbirimizle bir problemimiz yok. Ancak problem, başkalarının aklıyla hareket etmek, bağımsız hareket etmemektir. Kendi aklımızla hareket etmedikçe barış çok zordur.</p>
<p><strong> </strong>Her şeye rağmen herkesin yan yana gelerek barışı konuşması çok umut verici. Buradan başlayabiliriz.</p>
<p>ABD’nin Irak’a, İsrail’in Filistin’e müdahalesinde çeşitli kurumların yer aldığı gruplar olarak her akşam her mahallede açıklamalar, barış karşıtı protestolar, eylemler düzenledik. Özellikle 15 Temmuz’dan bu yana kutuplaştırma, ötekileştirme ve baskı öyle yoğun oldu ki bugüne kadar bir araya gelemedik. Baskı ortamı öyle yoğunlaştı ki barış umudu ve talebinden vazgeçtik. Barış olsa emekçiler kendi hakları için yan yana gelebilirlerdi. Bu yüzden bugün Malatya’da bir araya gelebilmek önemli ve umut vericidir.</p>
<p>Barış sevdasına bir tuğla koymak niyetiyle bir araya gelmiş olan arkadaşları kutluyor, teşekkür ediyorum. Sivil toplumu hakkında literal bir okuma yaptığınızda Türkiye’deki STK’ların çoğu Silahsız Türk Kuvvetleri gibi, sivil değiller. Elimizde savaş baltaları ile savaş isteyemeyiz, kanı kanla yıkayamayız.</p>
<p>2011’de 1 Eylül Dünya Barış Günü için bir bildiri hazırlamıştık, her kesimden 600 dernek gezdik. İlk defa öyle bir toplantı oldu, ortak müştereklerde bir araya geldik. 2011’deki asgari müştereklerimize ne oldu da bir araya gelemiyoruz. STK’lar güçlendikçe demokratik mekanizmalar güçleniyor. Mezhep, ırk, ideoloji sınırını aşmamız gerekiyor.</p>
<p><strong> </strong>İnce bir elbise ile kışın dışarı çıkamazsınız, baharı beklemelisiniz. Bazı düşüncelerin zamanı vardır, gerçekçi olmak zorundayız. Bir çiçekle bahar gelmez, çiçekleri arttırabilir miyiz, evet. Bedeli göze alıyorsak çiçekleri arttırabiliriz, baharı erkene çekebiliriz.</p>
<p>Eninde sonunda bir barış olacaktır, sivil toplum kuruluşları özgür olmalı, bu minval üzerine olup sorun çözme yeteneğini göstermelidirler. Ötekileştirme kültüründen vazgeçmeliyiz, bundan hala vaz geçmezsek sorun çözme becerisi gelişemez. Savaş her zaman kaybettirir, barış kazandırır.</p>
<p>Propagandist bir dilden ziyade daha yapıcı bir dil kullanmalıyız. Bu süreci halka mal etmek lazım.</p>
<p>Siyasileri değil, onlara etki edecek halkı hazırlamalıyız.</p>
<p>Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporuna erişmek için <a href="http://www.raporlar.org/cozumsurecistklar/">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/04/malatyada-sivil-toplum-kuruluslarinin-cozum-sureclerindeki-rolu-tartisildi/">Malatya&#8217;da Sivil Toplum Kuruluşlarının Çözüm Süreçlerindeki Rolü Tartışıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 13:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Burç Baysal]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kızbes Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sevilay Çelenk]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=23687</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu.</strong><span id="more-23687"></span></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, &#8216;Toplumsal Barış Ağı’nın hazırlık çalışmalarını çözüm süreci döneminde yaptıklarını ancak çalışmaya başlayınca çatışma ortamının dönmüş olduğunu hatırlatarak, sivil toplumun barış meselesini gündemden düşürmemesi gerektiğini vurguladı. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin güçlü bir sivil toplum ve medya reaksiyonu ile akim kaldığını hatırlatan Kaya; Diyarbakır, Van, Hakkari, Batman, Şanlıurfa, Malatya, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde düzenledikleri toplantılarda oluşturmaya çalıştıkları barış ağı hakkında detaylı bilgiler vererek, “sivil toplum arasındaki barış ağı, toplumsal kutuplaşmanın da panzehiridir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çalıştayın sabah oturumunda Doç. Dr. Sevilay Çelenk &#8216;Medya, Demokrasi ve Toplumsal Barış&#8217;, Dr. Cuma Çiçek de &#8216;Çatışma Çözümü, Barışın İnşası ve Sivil Toplum&#8217; başlıklı birer sunum yaptı. Barış olgusunun medyada haber değeri olmadığını söyleyen Çelenk, “Biz sivil toplum temsilcileri olarak birbirimize konuşuyoruz, oysa sesimizin daha çok yere ulaşması gerek, esas konuşacağımız insanlarla konuşmalıyız. Bu konuda yetersiz kaldık. Her yere ve herkese konuşabilen medyada ise barış o kadar çok kriminalleşti ki, &#8216;Ayşe Öğretmen&#8217; vakasında gördüğümüz üzere medya, barış talebine yer verdiği için özür dilemek zorunda kaldı” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Çelenk’ten sonra söz alan akademisyen Cuma Çiçek, Barış Vakfı için hazırladığı “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu anlatarak sivil toplumun kapasite ve potansiyeline dair bir fotoğraf aktardı. Türkiye’deki STK envanterine bakıldığında bunların yüzde 95 gibi yüksek bir oranının &#8216;Kürt meselesi&#8217; gibi konulara hiç dokunmadığını vurguladı.</p>
<p>Rapordan yola çıkarak bazı önerilerde bulunan Çiçek; siyasi, coğrafi ve sektörel sınırları aşarak öteki mahallelerle diyalog kurma, barışa katkısı olacak meseleleri makro ölçekten mikro ölçeğe, gündelik ilişkilere taşıma, siyasi angajmana girmemiş STK’ları sürece dahil etme, çatışma çözümü ve barış inşası çalışmalarını yerelleştirme gibi vurgularda bulundu.</p>
<p>Çalıştayın öğleden sonraki oturumu Yazar Şeyhmus Diken’in moderatörlüğünde, sivil toplum temsilcilerinin değerlendirmeleri ile tamamlandı.</p>
<p><strong>Zafer Kıraç (İzmir):</strong> Barış emek istiyor, bu bir yaşam biçimi bugünden yarına hemen cevap vermiyor. O yüzden barış çalışmalarını sürekli yapmalıyız. Barış çalışmasında Kürtlerin yorulduğunu, bu yüzden Türklere daha çok iş düştüğünü düşünüyorum. İzmir ve Diyarbakır’ın barış çalışmaları anlamında kıymetli şehirler olduğunu düşünüyorum. Sahada yapılacak çalışmaların çocuk ve gençleri kapsayıcı şekilde derinleşmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Kızbes Aydın (İzmir): </strong>Ben Kafkas Türküyüm, İzmir’de herkes bana &#8216;Kürtsün&#8217; diyor. Bir türlü Türk olduğumu ispatlayamadım. Batıda, İzmir’de barışı anlatmak çok zor. Barışseverler olarak farklılıklarımızla bir arada nasıl yaşayabileceğimizi tartışmamız gerekiyor. Ben barışı Kürtlerin kara kaşı kara gözü için değil, Türk halkının zararlarını gördüğüm için istiyorum. Savaş ve çatışmalar en çok kadını etkiliyor. Eğer barış gelecekse, barışın lokomotifi kadınlar olmak zorundadır. Savaş ve çatışmalar eril zihniyetin ürünüdür. Toplumsal Barış Ağı&#8217;nın kadın ayağını oluşturup, İzmirli ve Diyarbakırlı kadınların öncülüğünde sadece kadınların yer aldığı ayrı çalıştaylar yapalım ve sonuç bildirgesi yayınlayalım.</p>
<p><strong>Arif Ali Cangı (İzmir): </strong>Barış sadece dilemekle olmuyor, gerçekleşmesi için çaba harcamak gerekiyor. Barış sürecinin başlayabilmesi için toplumun ortaya irade koyması gerekiyor. Bu noktada bu ihtiyacın ortaya çıkması için STK ve aktivistler olarak çaba harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Geçmişte İzmir ve Diyarbakır arasında Kocaoğlu ve Baydemir üzerinden ciddi adımlar atılmaya başlamıştı ama maalesef yarım kaldı. Bu ilişkiyi devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum. Toplumun üzerindeki korkunun aşılması için mutlaka ve mutlaka ortaklıklarımızı öne çıkarmalıyız. Barışta ortaklaşıp bunun çalışmasını derinleştirmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Burç Baysal (Diyarbakır):</strong> İzmir ve Diyarbakır gibi özgürlüğüne düşkün iki kenti bir araya getiren DİTAM’a öncelikle çok teşekkür ederim. Ülkenin içerisindeki gelirden eşit pay almamamızın da adaletsizliği etkileyen bir süreç olduğunu gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ahmet Özmen (Diyarbakır): </strong>Barış süreçleri için sivil toplumun kendi akil insanlarını oluşturması gerekiyor. Kendi akil insanlarımızı oluşturup, heyetler halinde toplantılar yapmanın çok etkili olacağını düşünüyorum. Çözüm sürecinde yapılmayan yüzleşme meselesinin üzerine bu şekilde gitmek gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma Çiçek:  ‘Toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<aside class="mashsb-container mashsb-main mashsb-stretched"></aside>
<p>Barış Vakfı, iki yıl kadar süren son çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının durumuna odaklanan bir rapor yayımladı. Raporda öne çıkan vurgular ise STK’ların çözüm sürecindeki yetersizliği ve tarafların STK’lardan bağımsız olmak yerine taraf olmayı bekledikleri. Raporu kaleme alan akademisyen Cuma Çiçek, “Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler” saptamasında bulunuyor<strong>.</strong></p>
<p>Barış Vakfı, 2013-2015 yılları arasında yaşanan çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının (STK) performansını kendi ağızlarından dinleyerek bir rapor yayımladı. Akademisyen Cuma Çiçek’in yazdığı rapor Ankara, İstanbul, Van ve Diyarbakır’da toplam 45 STK temsilcisi ve üç uzman ile görüşüldü.</p>
<p>STK’ların kendi dilinden süreçteki pozisyonlarının dinlendiği raporda, çözüm sürecinde, Türkiye tarihine nazaran daha olumlu ve katılımcı bir yöntem izlendiğini ifade eden STK temsilcileri; sivil toplumun süreçteki katılımını yetersiz bulurken, tarafların onlardan beklentisinin ‘objektiflik’ olmamasından yakınıyorlar. STK’ların başka STK’lar, medya, akademi ve siyasetle ilişkilerine ‘çözüm’ bağlamında odaklanan rapor, yaşanması muhtemel ‘çözüm süreçleri’ için STK’lar için bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p>Kürt meselesinin ulusal sınırları aşmış olması, dünya deneyimlerindeki benzerlikler, sorunun silahla halledilemeyeceği gibi çıkarımlar sebebiyle STK temsilcileri “çözüm için masanın yeniden kurulmasını” kaçınılmaz bulurken, yeni bir çözüm süreci için daha hazırlıklı ve daha bağımsız olmaları gerektiğini kabul ediyorlar.</p>
<p>Barış Vakfı adına “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu kaleme alan Cuma Çiçek ile sivil toplumun ahvalini, Sivil Sayfalar için konuştuk…</p>
<p><strong>Türkiye’de ve bölgede bağımsız bir sivil toplum yapısının oluşmadığı, rapora katkı veren STK temsilcilerinin de ağırlıklı görüşü. Bağımsız bir sivil toplum örgütlenmesi neden mümkün değil ve nasıl mümkün olabilir?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="(max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Türkiye’de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir siyasi kültürümüz ve geleneğimiz var. Uzun yıllar siyaset dediğimizde bırakın sivil toplum örgütlerini siyasi partiler de akıllara gelmezdi, esasında devlet gelirdi. Bugün de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Siyaseti devletle sınırlı algılayan bir toplumsal geleneğimiz var. Oysa siyaset gündelik hayatın her alanındadır. Kazandığımız ekmekten, konuştuğumuz dile, komşumuzla ilişkilenme biçimimizden, kadın-erkek arasındaki ilişkilere, çocuklarımızın yetişme biçimlerinden hayal dünyalarına kadar her alanı etkilemekte, sınırlandırmakta, şekillendirmekte. Buna karşın toplumun büyük bir çoğunluğu siyaseti beş yılda bir yapılan seçimlere katılmakla sınırlandırmış durumda. Bu anlamda bahsettiğiniz değişim için kapsamlı bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var ve bu öyle birkaç yılda olacak bir dönüşüm değil ne yazık ki. Büyük emekleri, farklı alanlarda mücadele ve deneyim biriktirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İkinci olarak belki siyaset kurumuna dair toplum içerisindeki negatif algıdan bahsetmek gerekiyor. Bizim toplumda “örgüt” kavramı suç ile eşdeğer görünüyor. Örgütlü olmak, örgüte katılmak suça bulaşmakla özdeşleşmiş durumda. Oysaki örgütlenme tam da gündelik hayatımızı her yönüyle etkileyen, siyaset kurumuna müdahil olmanın başat yollarından biridir. Tabii bu konuda ülkedeki siyasi deneyim ve geçmiş önem arz ediyor. Bir tür askeri yönetim olan 1927-1952 Umumi Müfettişlikler, 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, 1987-2002 olağanüstü hal yönetimi, 1997, 2007 post-modern darbeleri, en son 2016’da askeri darbe kalkışması ve ardından ilan edilen ve bugün hala süren OHAL, Türkiye’de siyasetin toplumsallaşmasına pek de uygun olmayan bir siyasi-yönetsel geleneğin olduğunu gösteriyor. En önemlisi toplumun siyasete katılımını sınırlandıran bu siyasi-yönetsel geleneğin neredeyse yüz yıllık bir sürekliliğe sahip.</p>
<p>Toplumsal yapıyla ilgili altını çizmem gereken bir diğer mesele, belki de en önemli mesele, kamu, kamusal sorumluluk, toplum algısı, topluma karşı sorumluluk algısının toplumsal yapımız içerisinde her geçen gün kaybolması. Neo-liberal ekonomi ve buna dayalı politik sistem toplumsal dayanışma ağlarını, kültürel ve zihinsel dünyamızı her geçen gün dağıtıyor. Bakın Türkiye toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenir sıklıkla. İslam dininin ekonomi-politiğine dair sıklıkla hatırladığım ve hatırlattığım bir hadis var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi bu sözü tek başına kapı komşunuz olarak algılamayın. Diyarbakır, Mardin’in komşusudur, İstanbul Edirne’nin komşusudur, Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu sözü evrensel bir yerden okursanız, esasında size yerel ölçekten sınır-ötesi düzeye kadar dayanışmayı, adaleti emreder. Türkiye’de toplumun neredeyse tamamı Müslüman olduğunu iddia ediyor, okuldan çok camii bulunuyor, öte yandan, milyonlarca yoksul insan var. Bir yanda milyonlarca işsiz, 1.400 TL ile çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli varken, öte yandan ülkenin kaynakları bir azınlık zümrenin elinde her geçen gün tekelleşmekte. Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ortalama gelirinin tam sekiz katı. En zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden elde ettiği pay, en yoksul yüzde 40’nın aldığı toplam payın 1.9 katı. Neo-liberal ekonomi-politik toplumsal dayanışma ağlarımızı, toplumsallığımızı dağıttıkça, kamusal sorumluluğumuzu, eşitlik ve adalet fikriyatını ortadan kaldırdıkça çevresine karşı kör, ilgisiz, hatta çevresinin mahrumiyeti üzerinden biriktirmeyi normalleştiren bir toplum şekilleniyor. Bu da sivil topluma, siyasete katılımı sınırlandıran en önemli dinamiklerden biri.</p>
<p>Ülkemizdeki devlet geleneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu konuda yukarıda bahsettiğim yüz yıllık askeri yönetimler, darbeler ve olağanüstü hâl yönetimi geleneğimiz tek başına zaten tabloyu özetliyor. Türkiye’de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, azınlıklar, ekonomi-politik gibi ana siyasi meseleler üzerine ana-akım partiler arasında bir mutabakatın olması tam da siyaseti şekillendiren bir devlet geleneğine işaret eder. 2000’li yıllardaki tüm reform söylemlerine rağmen, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden OHAL yönetimi, bugün bu alanda pek de mesafe alamadığımızı gösteriyor.</p>
<blockquote><p>‘Olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.’</p></blockquote>
<p>Son olarak, siyasi partiler ve gruplar düzeyinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de siyaset yapma biçimlerinin büyük oranda toplum değil, devlet merkezli olduğu söylenebilir. Çok fazla iktidar odaklı, çok fazla merkeziyetçi, çok fazla lider odaklı, çok fazla erkek, aşırı düzeyde kapalı siyasi hareketlerle karşı karşıyayız. Son yıllarda özellikle ana-akım Kürt hareketinin katkısıyla Türkiye’de kadınlar siyaset alanında çok daha fazla görünür oldular. Türkiye’deki seküler siyasi gelenek bu konuda önemli bir referans oluşturmuştu. Ancak Kürt siyasetinin bu konuda önemli bir canlanma ve farklılık yarattığı açık. Özellikle HDP ile birlikte çok daha fazla görünür olan eş-başkanlık uygulaması, kadın kotası gibi konular diğer partiler içerisinde de önemli etkiler yarattı. Ancak geriye kalan hususlarda tüm siyasi farklılıklara rağmen ortak bir geleneğin olduğu söylenebilir. Tüm bu hususlar toplum merkezli, yerelleşmiş, makro düzeyle birlikte mikroya odaklanan, mikro düzeyler arasında ilişki kurarak makro düzeyde dönüşümü hedefleyen toplumsal mobilizasyon süreçlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Hem toplumsal yapıdan hem devlet geleneğinden hem de siyaset yapma biçimlerimizden kaynaklı olarak bugün sivil toplumun devlet ve siyasi partiler ve hareketler karşısında oldukça zayıf olduğu, büyük oranda siyaset kurumunun gölgesinde ya da onun organik bir aracına dönüştüğü görüyor. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümünde etkin bir sivil toplum geleneği yaratmak istiyorsak bahsettiğim üç alanda kapsamlı dönüşümlerin yaşanması gerekiyor ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kürt sorununda silahı merkez, sivil aktörleri de çevre olarak konumlandırıyor ve bu aktörlerin yer değiştirmediği sürece çözümü pek mümkün olmayacağını söylüyorsunuz. Sivil iradenin merkeze yerleşeceği, silahın çepere çekileceği bir denklemi sivil toplum kuruluşları nasıl kolaylaştırabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesinin silahtan arındırılıp, şiddet zemininden diyalog ve müzakere zeminine, siyaset zeminine çekilmesi birçok dinamiğe bağlı. Bu tek başına HDP’nin ya da KCK’nin tercihlerine bağlı değil. Oyun alanı içerisindeki diğer aktörlerin tercihlerine de bağlı. Ve bu aktörler bugün büyük oranda çeşitlenmiş, üstelik siyaset yaptıkları coğrafyalar da genişlemiş durumda. Artık sınır-ötesi bir bağlamda meseleyi düşünmek ve ele almak zorundayız.</p>
<p>Bununla birlikte, ana-akım Kürt siyaseti içerisinde dikkate değer bir dönüşüm krizi yaşandığını düşünüyorum. Bu krizin aşılması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözümüne büyük bir katkı sunabilir. 1999 yılıyla birlikte Kürt sosyo-politik alanını şekillendiren üç önemli dönüşüm yaşandı. Birincisi Öcalan’ın yakalanması sonrası Kürt siyaseti siyasi-ideolojik ve örgütsel bir dönüşüme gitti. İkincisi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ivme kazandı. Son olarak, ana-akım legal Kürt partileri yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Şimdi bu üç dinamiğin sonucu olarak, Türkiye’deki Kürt siyasi muhalefeti önemli bir dönüşüm yaşadı. Ben bu dönüşümü üç kavramla formüle ediyorum: Kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma. Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik dönüşüm ve zorunlu göç süreciyle birlikte Kürt muhalefeti zaten büyük oranda kentleşmişti. Yukarıda saydığım üç dinamik kentleşmeyi daha da hızlandırdı. Legal alanda bir yandan ana-akım legal Kürt partileri güçlenirken, öte yandan yerel yönetimler gibi devasa bir alan Kürt siyasetine açıldı. Tüm bu süreçler yaygın bir alanda legalleşmeyi getirdi. Son olarak hem kentleşme hem de legalleşme, Kürt siyasetinin şehirlerde, siyaset, sivil toplum, medya, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütlenmeleri gibi alanlarda göz ardı edilmeyecek ölçüde kurumsallaşmasını sağladı.</p>
<p>Kürt siyaseti kanaatimce bu dönüşüme ayak uyduramadı. Özetle toplumsal alanda yaşanan bu dönüşüme paralel olarak şiddet meselesi Kürt siyasetini belirleyen ana dinamik olmaktan çıkabilir ve sivil siyaset Kürt muhalefetinin yeni merkezi olarak şekillenebilirdi. Kürt siyaseti 1999 yılından bu yana tüm tartışmalara ve girişimlere rağmen bunu sağlayamadı. İşin doğrusu devlet de bu dönüşümün olması için gerekli koşulları sağlamadı, çoğu durumda engelleyici pozisyonlar aldı. Yine Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşlar da bu dönüşümü zorlaştırdı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-24825 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg" alt="" width="270" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi-320x208.jpg 320w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /><br />
Şimdi sivil toplum bu alanda bir rol oynayabilir mi? Açıkçası 2015-2017 kent çatışmaları, 15 Temmuz askeri darbe kalkışması ve OHAL ile birlikte bugün bu dönüşüm çok daha zor. Zira, Kürt siyasetindeki legalleşme ve kurumsallaşma büyük bir darbe aldı. HDP’nin iki eş başkanı dahil birçok vekili tutuklu, belediyelerin tamamına yakınına kayyım atandı, Kürt meselesine duyarlı medya kuruluşlarının ve neredeyse tamamı kapatıldı, sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün kapasına mühür vuruldu, açık olanlarının çalışma düzeyi çok alt seviyelere gerilemiş durumda. Kısa vadede böylesi bir dönüşüm beklememek gerekiyor.</p>
<p>Ancak orta ve uzun vadede bu dönüşüme sivil toplum örgütleri katkı sağlayabilirler. Bu konuda sivil toplumun yüzünü siyaset kurumundan biraz topluma çevirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet merkezli bir siyaset algısından, toplum merkezli bir siyaset algısına geçişte sivil toplum örgütleri bir rol oynayabilirler. Tabii bu konuda öncelikle sivil toplumun kendi içinde böylesi bir dönüşüm yaşaması gerekir. Sivil toplum aktörleri, siyasi partiler ve devlet ile toplum arasında bir köprü kurma rolünden öteye geçerek, toplumun doğrudan siyasete katılımını destekleyici, toplumsal kapasiteyi artırıcı bir misyon üstlenebilirler. Daha açık bir ifadeyle, toplumu temsil etmek ve onun adına konuşmak yerine, toplumun doğrudan siyasete katılma ve konuşma kapasitesini güçlendirebilirler, buna dönük işlere odaklanabilirler.</p>
<blockquote><p>‘Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- vatandaşların korunması, 2- izleme ve hesap verebilirlik, 3- savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- doğrudan hizmet sağlama.’</p></blockquote>
<p><strong>Son çözüm sürecinde, çözümün aktörleri sivil toplumu sürece dahil ettiler. Bugün aktörler arasında çözüme dair bir manzara olmadığını düşününce, taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü sizce?</strong></p>
<p>Taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü? Şimdi taraflardan bağımsız demeyelim ama toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Dünyanın farklı zaman ve mekanlarında ortaya çıkan bu tür devlet-içi (intrastate) kimlik temelli teritoryal çatışmalara ilişkin bilgiler bize çatışma çözümü ve toplumsal barış inşasının çok düzeyli, çok aktörlü bir diyalogu, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektirdiğini söylüyor. Zira, bu tür çatışmalarda büyük ölçekli can kayıpları ve çoklu yıkımlar meydana geliyor. Şimdi çatışma çözümü büyük oranda çatışan aktörler arasında bir diyalog ve müzakere ile belki sağlanabilir. Ancak barış inşası çatışan aktörlerle sınırlı bir diyalog ve müzakereyle sağlanamaz. Bu noktada üst-liderlik dediğimiz ve doğrudan çatışan aktörlere gönderme yapan düzey kadar orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde diyalog, müzakere ve helalleşme süreçleri önem arz ediyor. Orta düzey daha çok kurumsal aktörlere ya da örgütlenmiş gruplara işaret ederken, toplumsal düzey doğrudan farklı halk grupları arasındaki ilişkilenmelerin altını çiziyor. Şimdi sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal-düzey ve orta-düzey müzakere süreçlerinin en önemli aktörlerinden biridir. Bununla beraber, özellikle üst-düzey liderlik alanında da önemli roller oynayabilir.</p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- Vatandaşların korunması, 2- İzleme ve hesap verebilirlik, 3- Savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- Grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- Çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- Doğrudan hizmet sağlama. Ara buluculuk, izleme ve hesap verebilirlik gibi fonksiyonlar esasında çatışan aktörlere dönük çalışmalar iken, geriye kalan çalışmalar büyük oradan doğrudan topluma dönük faaliyetler. Hatta yukarıda sayılan fonksiyonların büyük oranda orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde yürütülen ilişkilenme, diyalog, müzakere ve helalleşme çalışmaları olduğu söylenebilir. Sivil toplum aktörleri çatışmaların sürdüğü bu dönemde, taraflar arası bir diyaloğu beklemeden doğrudan toplumsal alana hitaben yukarıdaki fonksiyonların birini ya da birkaçını birden gerçekleştirebilir.</p>
<blockquote><p>“‘Sivil toplum gettolarının’ iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler.”</p></blockquote>
<p>Hem Türkiye genelinde hem de Kürt alanında sivil toplum aktörleri büyük oranda siyaset kurumuna angaje olmuş, hatta çoğu durumda siyaset kurumunun gölgesinde kalmış durumda. Bu kategorideki sivil toplum kuruluşlarından ziyade, herhangi bir siyasi partiye ya da gruba angaje olmamış, siyasete mesafeli durmuş sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlarla özellikle mikro ölçekte bağ kurmaları önem arz ediyor. Bu konuda ikinci olarak, farklı siyasi angajmanlara sahip sivil toplum aktörleri arasındaki diyaloğu ve iş birliğini geliştirici çalışmalar ön açıcı olabilir. İlgili aktörlerin “kendi siyasi mahallelerinden” çıktığı, farklı mahalledeki aktörlerle konuştuğu, karşılıklı anlama ve öğrenme süreçlerinin inşa edildiği deneyimler yol gösterici olabilir. Üçüncü olarak, “sivil toplum gettolarının” iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler. Son olarak, “farklı siyasi mahallerde bulunan”, “farklı sivil gettolarda yaşayan” aktörler özellikle konu bazlı çalışmalarla ortaklık inşa edebilirler. Bugün Kürt meselesini doğrudan konuştuğunuz zaman bir araya gelemeyecek birçok aktör, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaletsizliği, eğitim, anadil, göç gibi konular etrafında bir araya gelebilirler. Bu konuları konuşmak Kürt meselesini de daha detaylı konuşmayı sağlayacaktır. Türkiye genelinde yaygın çalışmalarla çözüme dönük bir sivil hareket ortaya çıkmadıkça Kürt meselesi çatışan aktörlerin tercihlerine bağlı olarak bir seyir izleyecektir. Ben böylesi bir hareketin ortaya çıkışının zor ama mümkün olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Bugünlerde pek muhtemel değil ama iki aktörlü bir çözüm masasına dönüldüğünde sivil toplumun süreçte güçlü bir aktör olabilmesi için bugün ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için yukarıda özetlediğim alanlarda ciddi çalışmalar yapmış, birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.</p>
<p>İkinci olarak, bu sürecin bir hazırlık süreci olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki sivil toplum aktörleri çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oldukça zayıf durumdalar. Bu konuda dikkate değer bir kapasite sorunu yaşanıyor. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında önemli bir birikim oluşmuş durumda. Yine yukarıda saydığım yedi fonksiyon içerisinde izleme ve hesap verebilirlik ile savunuculuk ve kamusal iletişim alanında önemli bir kurumsal deneyim söz konusu. Ancak diğer beş alanda dikkate değer bir kurumsal kapasite sorunu yaşanıyor. Birçok yerde, farklı zaman ve mekanlarda bu tür devlet-içi kimlik temelli teritoryal çatışmalar yaşandı, yaşanıyor. Bu alanda önemli bir birikim oluşmuş durumda. Ancak Türkiye’deki STK camiasının örneğin bu alanlarda benzer deneyimler yaşamış STK’larla sınır-ötesi ilişkileri yok denecek kadar az. Bu alanda Türkçe ya da Kürtçe yazılmış metinler neredeyse hiç yok.</p>
<p>Özetle, sivil toplum aktörleri bu süreci olası bir müzakere süreci için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirebilirler. Bir yandan toplumsal alanda çalışmalara odaklanırken, öte yandan çatışma çözümü ve barış inşası konusunda kurumsal bilgilerini ve tecrübelerini büyütebilirler.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunun Türkçe versiyonuna erişmek için <a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 07:41:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[etyen mahçupyan]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Veysi Altıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı, Kürt sorununun çözüm sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolünü konu alan rapor yayımladı. Hazırlık çalışmalarına 2017 Mayıs ayında başlanan “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” başlıklı rapor Cuma Çiçek tarafından hazırlandı. Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş’ın yaptığı rapora Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan danışman olarak katkıda bulundu. Raporda, çözüm sürecinde sivil toplum [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/">Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış Vakfı, Kürt sorununun çözüm sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolünü konu alan rapor yayımladı.</p>
<p>Hazırlık çalışmalarına 2017 Mayıs ayında başlanan <strong>“</strong><strong>2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları”</strong> başlıklı rapor Cuma Çiçek tarafından hazırlandı.</p>
<p>Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş’ın yaptığı rapora Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan danışman olarak katkıda bulundu.</p>
<p>Raporda, çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının barış inşasına dair çalışmalarının muhasebesi ile pozisyonlarının ve kapasitelerinin analizini bulabilirsiniz.</p>
<p>Aynı zamanda, yeni bir barış sürecinin gelişmesi için sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi aktörlere dönük önerileriler de raporda yer alıyor.</p>
<p>Çalışma sırasında Ankara’da 11, İstanbul’da 10, Diyarbakır’da 13, Van’da 11 sivil toplum kuruluşu temsilcisiyle ve Diyarbakır’da 1, İstanbul’da 2 sivil toplum kuruluşu üzerine çalışan uzmanlarla olmak üzere, toplam 48 kişi ile görüşme yapıldı.</p>
<p>Barışın inşasıyla ilgili teorik bir çerçeve sunularak başlanan raporun ikinci bölümde müzakere süreçlerinin katmanları ele alınıyor. Devamında ise Türkiye’de sivil toplumun ve çatışma çözümünün genel bir değerlendirmesi ve geniş olarak 2013-2015 yıllarında çalışma yürüten sivil toplum kurumları analiz ediliyor.</p>
<p>Çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinin muhasebesinin yapıldığı sonraki bölümde aynı zamanda çözüm sürecinde çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının ortak yönleri tespit ediliyor.</p>
<p>Sonuç bölümünde ise Kürt meselesinde müzakere ve uzlaşının imkanları ile çözüm ve uzlaşı için sivil toplum kuruluşlarının rolüne yönelik öneriler yer alıyor.</p>
<p>Rapor, Türkçe, İngilizce ve Kürtçe dillerinde yayınlandı.</p>
<p><a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Raporun Türkçesine ulaşmak için tıklayın</a>.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://bianet.org/bianet/insan-haklari/192549-baris-vakfi-ndan-3-dilde-cozum-surecinde-stk-ler-raporu" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Bianet </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/">Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu&#8217;nun çağrısıyla &#8220;barışın imkanları&#8221; tartışıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/07/kuresel-baris-ve-adalet-koalisyonunun-cagrisiyla-barisin-imkanlari-tartisildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 May 2017 10:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer uğur dalay]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[şenol karakaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu tarafından dün İstanbul’da düzenlenen toplantıda, &#8220;Türkiye’de barışın imkanları&#8221; konusu ele alındı. Küresel BAK’tan Nilüfer Uğur Dalay’ın moderatörlüğündeki toplantıda, Mazlum-Der’in kapatılan Diyarbakır şubesinin eski yöneticisi Reha Ruhavioğlu, OHAL KHK&#8217;sı ile Mardin Artuklu Üniversitesi&#8217;nden ihraç edilen akademisyen ve yazar Cuma Çiçek ile Küresel BAK aktivisti Şenol Karakaş konuşmacı olarak yer aldı. Son [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/07/kuresel-baris-ve-adalet-koalisyonunun-cagrisiyla-barisin-imkanlari-tartisildi/">Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu&#8217;nun çağrısıyla &#8220;barışın imkanları&#8221; tartışıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu tarafından dün İstanbul’da düzenlenen toplantıda, &#8220;Türkiye’de barışın imkanları&#8221; konusu ele alındı.</strong></h3>
<p>Küresel BAK’tan Nilüfer Uğur Dalay’ın moderatörlüğündeki toplantıda, Mazlum-Der’in kapatılan Diyarbakır şubesinin eski yöneticisi Reha Ruhavioğlu, OHAL KHK&#8217;sı ile Mardin Artuklu Üniversitesi&#8217;nden ihraç edilen akademisyen ve yazar Cuma Çiçek ile Küresel BAK aktivisti Şenol Karakaş konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>Son dönemdeki savaş sürecinden ve OHAL’deki durumdan bahseden Nilüfer Uğur Dalay, KHK’larla şekillendirilen dönemin hepimizin hayatına dokunduğunu anlattı.</p>
<h4><strong>“Barış umudu güçlendi”</strong></h4>
<p>Dalay, “Referandum sonuçları gösterdi ki böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek. Barış umudu güçlendi” diye konuştu.</p>
<p>Toplantının konuşmacılarından Cuma Çiçek, Kürt sorununda çözüm arayışlarının 1989’da başladığını, 30 yıllık kesintili bir sürecin söz konusu olduğunu, ancak 2013-2015’deki sürecin kamusal açıklık açısından öncekilerden farklı olduğunu, ayrıca fiili olarak çift taraflı ateşkesin sağlandığını hatırlattı.</p>
<h4><strong>“AKP’nin çözüm perspektifi, Türk sağının ideolojik sınırlarında kaldı”</strong></h4>
<p>“Rojava sonrası iki taraf da bölgesel politikalarını yeniden inşa etme gereği duydu ve çözüm süreci kırıldı” diyen Çiçek, Türk sağının ideolojik sınırları dahilinde AKP’nin çok sınırlı bir çözüm perspektifi çizebildiğini belirtti. Cuma Çiçek, “Sokak ve diğer aktörlere açık bir süreç iki tarafça da inşa edilemedi. Üçüncü bir taraf olamadı” diye konuştu.</p>
<p>Çiçek’in konuşmasından diğer vurgular şöyleydi:</p>
<p>“İç meseleydi bu mesele. ‘Yerlilik ve millilik’ ile uluslararası aktörleri dışarıda tutmaya çalıştı hükümet. Ama sorun sınır ötesi bir boyut kazandı. Artık uluslararası bir Kürdistan meselesi. Ana akım Kürt hareketi de süreçte çok aktörlü bir görünüm sergiledi. Sürecin iyi yönetilemediğini düşünüyorum. Devlet de Kürt hareketinin dönüşümüne izin vermedi. Gerçekten barış isteniyor muydu? Buna uygun adımlar atılmadı.”</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/bak2.jpg" alt="" /></p>
<h4><strong>“Kürtler reorganizasyon sürecinden dışlandı”</strong></h4>
<p>Barış süreci yürütülemez bir noktaya gelince çatışma vesilelerinin ortaya çıktığını dile getiren Mazlum-Der Diyarbakır şubesi eski yöneticisi Reha Ruhavioğlu, “Çatışmayı şehirlere PKK taşıdı ama devletin müdahalesi maksadını aştı. Devlet çatışma sonrası süreci de iyi yönetemedi” dedi.</p>
<p>Darbe mekaniği ile Kürt meselesinin devletin eline geçebileceği öngörüsünün daha önceden de olduğunu, şehir çatışmalarının bunu hızlandırdığını ifade eden Ruhavioğlu, konuşmasında şunları vurguladı:</p>
<p>“Çözüm sürecinde zaten yasal sorunlar vardı, şimdi yasasızlık var. Önümüzdeki sürecin en kritik sorunu bu. Yeni bir reorganizasyon sürecine girildi, Kürtler bu süreçten dışlandı. Yeni bir reorganizasyon gerekli ama buna uzağız. Sivil siyaset merkezileşme karşısında son derece zayıfladı. Kürt bölgesinde bu daha vahim. Halk bunu onaylamıyor. Sosyal ve kültürel haklar müzakere konusu olmamalı. Her iki taraftaki aktörler çoğulculaşmalıdır. Bugünkü noktadan bakarsak İspanya ETA gibi bir çözüm yoluna gidilebilir.”</p>
<h4><strong>Barış hareketi ihtiyacı</strong></h4>
<p>Çözüm sürecinin bozulacağının göstergesinin Suriye politikasının ve devletin beka stratejisinin değişmesi olduğunu dile getiren Şenol Karakaş, “Savaş, ırkçılık, militarizm ve kutuplaşmanın bu düzeyde yoğunlaşması devletin beka stratejisiyle ilişkili” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyanın en büyük savaş gücünün başına Trump’ın geçmesiyle küresel olarak eksenin biraz sağa kaydığını belirten Karakaş, “Kürtlere akıl vermek yerine ‘Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz’ diyen bir kampanyaya ihtiyaç var” diye konuştu.</p>
<p>Karakaş konuşmasında şu noktalara değindi:</p>
<p>“Irkçılık, milliyetçilik ve kutuplaşma diyebileceğiniz ciddi karşı akıntılar mevcut. Barış hareketinin bunu aşması lazım. Savaş karşıtı hareket farklı kesimleri bir araya getirmeli. Emek hareketinde dağınıklık var. Küresel hareketten öğrenme faktörü güçlenmeli.”</p>
<p>Referandumdan sonra başka bir siyasi iklime girildiğini hatırlatan Şenol Karakaş, “Suriye halkları kendi kaderini kendi belirlemeli. Kürtlerin hakları Suriye&#8217;deki gelişmelerden bağımsız olarak tanınmalıdır” diyerek barış isteyenlerin bir araya gelmesi çağrısıyla konuşmasını sonlandırdı.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/bak3.jpg" alt="" /></p>
<p>Toplantı salondaki dinleyicilerin sunduğu katkılar ve soru-cevapla devam etti.</p>
<h6><strong>Fotoğraflar: marksist.org</strong></h6>
<h6><strong><a href="http://marksist.org/icerik/Haber/7008/Kuresel-BAKin-cagrisiyla-barisin-imkanlari-tartisildi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynak</a></strong></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/07/kuresel-baris-ve-adalet-koalisyonunun-cagrisiyla-barisin-imkanlari-tartisildi/">Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu&#8217;nun çağrısıyla &#8220;barışın imkanları&#8221; tartışıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Zemini: Adalet ve barış istemek suç değildir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/adalet-zemini-adalet-ve-baris-istemek-suc-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 07:12:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Zemini]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Bostan Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İbrahim Yenigün]]></category>
		<category><![CDATA[İDE]]></category>
		<category><![CDATA[işten uzaklaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Temo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10847</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kutuplaşma, kavga, karmaşa ve şiddetin hâkim olduğu bir ortamda, farklı kesimlerden, farklı kültürel arka planlara sahip insanların barışı ve giderek daha da görünmez hale gelen sağduyuyu/hakkaniyeti aramak üzere bir araya geldiği bir platform olan Adalet Zemini, darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile gerçekleştirilen işten uzaklaştırılmalara yönelik basın açıklamasında bulundu. Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/adalet-zemini-adalet-ve-baris-istemek-suc-degildir/">Adalet Zemini: Adalet ve barış istemek suç değildir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Kutuplaşma, kavga, karmaşa ve şiddetin hâkim olduğu bir ortamda, farklı kesimlerden, farklı kültürel arka planlara sahip insanların barışı ve giderek daha da görünmez hale gelen sağduyuyu/hakkaniyeti aramak üzere bir araya geldiği bir platform olan Adalet Zemini, darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile gerçekleştirilen işten uzaklaştırılmalara yönelik basın açıklamasında bulundu.</h3>
<p style="padding-left: 30px;">Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL mevzuatı içerisinde çıkarılan kararnamelerle, darbecilere yönelik yürütülen haklı mücadelenin yanında, farklı kesimlerden birçok kurum ve kişi de haksız biçimde cezalandırılmaktadır. “Yeni” siyasal konsept olarak belirlenen “milliyetçi” perspektife dayanan bir strateji doğrultusunda iktidarın dizaynını amaçlayan ve çoğu yerde ihbarcılıklara dayanılarak veya fırsat ele geçmişken muhalifleri de “temizleme” gayretkeşliğiyle, darbecilerle veya “terör örgütler”iyle hiçbir ilgisi bulunmayan birçok kişi işinden atılmakta veya itibarsızlaştırılmaya yönelik linç kampanyalarına maruz bırakılmaktadır. Fatma Bostan Ünsal gibi Ak Parti’nin kurucularından, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi Mazlumder eski başkanlarından, Halil İbrahim Yenigün gibi İDE’nin kurucularından, Cuma Çiçek gibi Barış Vakfı kurucularından, Selim Temo gibi bir edebiyat insanı olan isimler ve bunlara eklenebilecek daha pek çok kişi de, son dönemde haksız bir biçimde işlerinden ihraç edilmişlerdir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu kişilerin işten uzaklaştırılmalarında, somut ve hukuki dayanaklardan ziyade, haklarında yürütülen dedikodular, kampanyalar, ihbarlar veya “algı operasyonlarından” hareket edilmektedir. Sonuçta hukukilikten ziyade siyasi olan bu kararların geriye döndürülmelerinde de, yine hukuki karinelere, soruşturmalara, dayanaklara ve savunma haklarına değil, yasallıktan uzak şekilde araya tanıdık koymalara, muteber kişilere başvurulara, iktidar çevrelerinde aklanma çabalarına itibar edilmektedir.<br />
Açıktır ki somut suça dayanmayan bir ceza olamaz. Ve yine savunma hakkı elinden alınmış olan bir kişinin cezalandırılması ne demokratik değerlere uygundur, ne de İslamî teamüllerle bağdaşır. Öte yandan günümüzde bir kişinin lisans haklarının iptaline kadar varan bir şekilde çalışma hakkının elinden alınması, onun en ağır biçimde cezalandırılmasından, çevresiyle birlikte açlığa mahkûm edilmesinden başka bir anlam ifade etmez. Bu çok açık bir zulümdür ve hiçbir inanç ya da anlayış açısından kabul edilebilir değildir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Tıpkı geçmişte Fethullahçılığa verilen aşırı primle birçok mağdurun yaratılması ve sonuçta travmatik bir biçimde bu yanlışlıklardan rücu etmek zorunda kalınması gibi, günümüzdeki süreç de farklı bir biçimde de olsa aynı minvalde sürmektedir ve er geç bu yanlışlıktan, ifrata karşı tefritten de dönülecek ama toplumsal vicdanda açılan yaraların telafisi mümkün olamayacaktır.<br />
O nedenle, henüz bu yaralar çok derinleşmeden, hukuk dışı isnatlara dayanılarak oluşturulan haksız ve hukuksuz mağduriyetlere yol açmakla sonuçlanan uygulamalardan bir an önce vazgeçilmeli ve mağdurlara hakları iade edilmelidir. Bu konuda atılacak ilk adım, OHAL uygulamasının sona erdirilmesi ve “terör örgütleri”ne yönelik hukuki mücadelenin bir an önce aslî mercii olan yargıya bırakılmasıdır. Ama bunun için yargının da siyasal baskılarla hareket eden, kendi temel işlevlerinin icrası için iktidar çevrelerinin (veya geçmişte olduğu gibi başka çevrelerin) işaretlerine dikkat kesilen bir bağımlılıktan kurtarılması, yani kelimenin tam anlamıyla bağımsızlaştırılması gerekmektedir. Bu ise hiç de ağır olmayan bir maliyeti; yani sadece hakkaniyete, adalete, liyakate ve objektif bir kamu siyasetine riayeti gerektirmektedir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Tüm bunların yapılabilmesinin ne kadar güç olduğunu bilmekteyiz elbette. Ama kendi halkına olduğu kadar çevresine de ışık tutacak bir ülkenin “yeniden” kurulabilmesinin yolu adalet ve barışın yeniden inşasından geçmektedir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Adalet Zemini<br />
9 Ocak 2017</p>
<p style="padding-left: 30px;">
<p>Adalet Zemini hakkında detaylı bilgi için <a href="http://adaletzemini.org/" target="_blank">adaletzemini.org</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/09/adalet-zemini-adalet-ve-baris-istemek-suc-degildir/">Adalet Zemini: Adalet ve barış istemek suç değildir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
