<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çözüm Süreci arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cozum-sureci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cozum-sureci/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Mar 2022 10:17:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Çözüm Süreci arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cozum-sureci/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Mar 2022 10:17:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu ve barış süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetimler ve barış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79520</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Kürt meselesine bir tür Türk usulü çözüm icat etme hali var. Barış konusuna araçsal yaklaşıldığı zaman, sorun derinleşebilir ve çözümsüzlüğe mahkûm hale gelebilir.' Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz, Kürt sorununda bir eşikte olduğumuzu söylüyor ve HDP’nin terörize edilmesinin barış olasılığını güçleştirerek sorunu derinleştirdiği uyarısında bulunuyor. Tahmaz’a göre çözüm, siyasilerin sorunu samimi ve tutarlı olarak ele almasında yatıyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/">‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümü üzerine yoğunlaşan ve bunu kolaylaştırmak için çatışma çözümleri, geçmişle yüzleşmek, barış dilinin gelişmesi ve geçiş adaleti gibi tematik konularda öncelikli olarak çalışan <a href="http://barisvakfi.org/">Barış Vakfı’nın</a> Yönetim Kurulu Başkanı <a href="http://www.hakantahmaz.com/" target="_blank" rel="noopener">Hakan Tahmaz</a> ile Türkiye’de barışı ve olasılıklarını konuştuk. 20 yıldan bu yana barış alanında çalışan ve bu alanda üç kitap yazan Tahmaz, Kürt sorununun Türkiye’de temel bir mesele olduğunun ve tüm ülkede mağdur ve mazlum yarattığının altını çizerek, soruna siyasilerin samimi ve tutarlı yaklaşması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><iframe title="‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/OGUxJ03-BK8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>Temel evrensel bir hak olarak “barış” kavramını en yalın şekilde nasıl tanımlarsınız?</strong></p>
<p>Biz kendi belgelerimizde yaşam hakkın kendisi, yaşam hakkı olarak tarif ediyoruz barışı. Herkesin başkasının yaşam alanlarına müdahale etmeden nasıl istiyorsa öyle yaşayabildiği haldir diyoruz.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-79526 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-1.jpg" alt="" width="321" height="221" />Barışın her birimizin talep edebileceği bir hak olması ve devletlerin barışı temin etme </strong><strong>sorumluluğunun, pratikte karşılığı var mı? </strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler (BM) barışı sağlama ve çatışmaların ortadan kalkması görevini devletlere vermiştir. 2015 yılında BM bu konuda yerel yönetimlere de görev vermiştir. Barış hakkı, bizim anayasamızda da kutsal bir hak olarak tarif edilir. Buna rağmen, barış hakkını ihlal edenlere karşı bir yaptırım uygulayabilmek BM düzeyinde de Türkiye&#8217;de mümkün değil. Barış bir temel haktır ancak bu hakkın pozitif hukukta yeri, bir yaptırım gücü yoktur.</p>
<p><strong>Yurttaşlar barış hakkının varlığından ne kadar haberdar? </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de barış kavramını hemen herkes bilir ama yurttaşlık bilinci Türkiye&#8217;de yok çünkü yurttaşlık bilinci, en az kendi hakları kadar başkalarının insan ve canlı olmaktan kaynaklanan haklarını da</p>
<p>savunur. Başkası için mücadele bilinci ne yazık ki Türkiye&#8217;de oldukça zayıf.</p>
<p><strong>Barış Vakfı olarak siz barışın temini için ne yapıyorsunuz? </strong></p>
<p>2016 yılında, kötü bir dönemde kurulduk ama kurucularının uzun bir mücadele geçmişi var. Vakfın temel hedefi karar alıcıları, toplumu etkileyenleri etkilemek, barış için teşvik etmek, barış ve çatışma çözümü konusunda etkilemek, uyarmak, ikaz etmek. Barış konusunda çeşitli yayınlar hazırlıyoruz. Hak savunuculuğu temelinde çeşitli temel haklarda kendi duruşumuzu güçlendirecek toplumsal duyarlılık, farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Ayrıca, tüm kesimlere yönelik bir tür diplomasi faaliyeti yürütüyoruz.</p>
<h5><strong>&#8221;Çözümsüzlük Siyaseti&#8217; Toplumsal Çürüme Tehlikesi</strong><strong> Yarattı!&#8217;</strong></h5>
<p><strong>İçinde olduğumuz siyasi konjonktür 1990’lı yıllarla benzeşiyor mu? Türkiye&#8217;deki mevcut durumu, barış kavramı eksenini nasıl tarif edersiniz? </strong></p>
<p>1990’larda Kürt meselesindeki çatışma- savaş hali başka bir boyuta geçti. Bugün mesele, Kürtlerin, Kürt olmaktan kaynaklanan, bu ülkenin yurttaşları olmaktan kaynaklı temel haklarını kamusal alanda kullanılmasında düğümleniyor. Kürtlerin Kürtlük bilincinin gelişmesi ve toplumsal olarak da tanınmasıyla birlikte, sorunun çözümsüzlüğü toplumda ciddi bir duygusal, zihinsel kopuşa neden oldu. Aynı zamanda bir tür “çözümsüzlük siyaseti” toplumsal çürüme tehlikesi yarattı.</p>
<blockquote><p>Kürtlerin hak talepleri hala Türkiye&#8217;nin geleceği için tehdit olarak algılanıyor.</p></blockquote>
<p>İktidar tarafından demokratik yollardan Kürtlerin siyaset yapma, taleplerini dillendirmelerine karşı büyük bir siyasal kırım hareketi yürütülüyor. Bugün bir silahlı örgütün varlığı var ama çatışma hali yok. Kürtlerin hak talepleri hala Türkiye&#8217;nin geleceği için tehdit olarak algılanıyor. Hatta sadece Türkiye&#8217;de değil, bölgede Kürtlerin anayasal, yasal zeminini, varlıklarının kabulü, idari, mali, siyasi olarak bölgesel olarak varlıkları bile tehdit olarak görülüyor. Bu hem siyasal hem de kültürel bir yozlaşma ve zehirlenme halidir.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-79527 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-2.jpg" alt="" width="359" height="208" />Çatışma ve barış kavramları ekseninde, Türkiye’nin küresel örneklerden farkı nedir? </strong></p>
<p>Birincisi, Çözüm Süreci (2013-2015) ve öncesinde Oslo gibi çabaları da dikkate aldığımızda, Türkiye’de sivil toplum başta olmak üzere, bu konudaki evrensel tecrübelerden bihaber ya da sırtını dönmüş durumda<strong>. Bir tür Türk usulü, kendine özgü çözüm icat etme, çözüm bulma hali var. </strong>Türkiye küresel örneklerden beslenmemiş; Türkiye’nin bu tecrübeleri bilen ya da bilenlerin kamusal alana, sivil topluma, siyasete taşıdığını söyleyemeyiz.</p>
<p>İkincisi, Türkiye&#8217;de barış konusu bölgesel ve küresel bir sorun haline geldi. Üçüncü önemli nokta, bölgedeki ve dünyadaki gelişmeler, 2000’lerin başındaki konumlardan farklı, çok değişti. Bizim elimiz gittikçe zayıflıyor. Biz, ne bir uluslararası tecrübelerden yararlandık ne de oradan beslendik. Çatışma çözümü nedir? Barış nasıl olur? Bu bilgi ve deneyimlerden faydalanılmadı. Kendi sınırlarımızı aşan bölgesel bir sorun haline gelmesi de problemi daha çok büyütüyor.</p>
<h5><strong>‘Kürt Meselesi Seçim Sonuçlarına Göre Yeni Bir Hal Alacak</strong><strong>’</strong></h5>
<p><strong>Türkiye seçim sürecine giriyor. Bu koşullarda barış ne ölçüde mümkün? Barışın zemini var mı? </strong></p>
<p>Barış her koşulda olur ama kalıcı olması, çok emek, enerji, kırılma ile olması başka bir şey. Barışın da kurumu, kuralları ve hukuku olmalı. Türkiye&#8217;de son yıllarda hiçbir şey öngörülebilir değil. Hukukun işlemediği, anayasanın işlemediği bir yerde, barış zor. Türkiye’de seçim sürecine girdik. Seçim sonuçlarını görmeden “şöyle olacak” demek mümkün değil ama şu kritik: seçim sonuçlarına göre Kürt meselesi yeni bir hal alacak. Nasıl bir hal alacağını belirleyecek olan partilerin ya da ittifakların Kürt meselesine nasıl yaklaştığı.</p>
<p>Bugün Kürt meselesi dendiğinde, iktidar tarafından HDP esas mesele haline getirilmiş durumda. Dolayısıyla, barış, partilerin HDP&#8217;ye nasıl yaklaşıldığıyla doğrudan bağlantılı. HDP&#8217;nin demokratik siyaset dışına itildiği bir yerde, barış konusunda ilerleme şansımız çok zorlaşır. Çünkü toplum ne kadar demokratikleşirse, siyaset ne kadar demokratikleşirse o kadar barışa doğru yaklaşırız.</p>
<p>Bugün, çok umutlu bir durum yok.  Tüm egemen Türk siyaseti kesimleri barış ve Kürt meselesine, HDP meselesine araçsal yaklaşıyor. Kendi hedefleriyle ve araçsal olarak barış konusuna, çatışma konusuna yaklaşıldığı zaman sorun daha kronikleşebilir, derinleşebilir ve çözümsüzlüğe mahkûm hale gelebilir<strong>.</strong> Büyük oranda belirsizlik var ama buradan çıkılacağına dair çeşitli emareler de var. Bunlar umutlandırıyor insanları; helalleşme tartışmaları gibi.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79532 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-4.jpg" alt="" width="332" height="250" />Türkiye&#8217;de barışın tesisi önünde geçmişe göre sorunlar çeşitlenmiş olabilir mi?</strong> <strong>Kürt sorunu, mülteciler, kutuplaşma, ırkçılık tartışmaları… Barış, eksisinden daha mı zor? </strong></p>
<p>Bardağın dolu ve boş tarafı var. Dolu tarafında; biz bir süreç yaşadık. Çözüm Süreci ve Oslo’da ne yapılmaması gerektiğini öğrendik. Nasıl yapılması gerektiği konusunda ise yol haritası belirsizliği var. Bizim toplumu kutuplaştırarak, ayrıştırarak, karşı karşıya getirerek bu meseleyi halletme şansımızın olmadığı ortada.</p>
<p>İkincisi, demokratik mekanizmaları güçlendirmeden toplumsal barışın çok ama çok zor olduğu da ortada. Sadece siyasal aktörlerle yürüyen bir çözüm süreci olmamıştır. Siyasi liderlerin çok önemli rolü vardır ama sivil toplum, parlamento, siyasi partiler, kanaat önderlerinin katılımıyla topyekün bir sürecin inşası gerekir.  Herkesin masada oturmasından bahsetmiyorum; farklı aktörlerin sürece katılımıyla bu işin olacağını görüyoruz.</p>
<blockquote><p>Türkiye eninde sonunda Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerini bir biçimde, bir yolla, bir yöntemle, Kürtlerin kendileri olma, kültürünü geliştirme haklarını tanımak durumunda.</p></blockquote>
<p>Çözüm Süreci’nin sonrasında oluşan güvensizlik, siyasetin “ben her şeyi yapıyordum ama bunlar beni arkadan vurdu.” sözleri, toplumda kutuplaşmanın gelişmesine ve karşılıklı güvensizliğe yol açıyor. Oysa biz daha sürecin başındaydık ama “her şey oldu bitti” havası yaratıldığından, toplumda korku, “karşılıklı aldatıldık” korkusuyla güvensizlik derinleşti. Buna bağlı olarak, Kürt ve Kürt hakları karşıtlığı, &#8220;tek vatan, tek millet, tek devlet”, “ne veriyorsak ona itaat edeceksiniz” yaklaşımı,  aynı zamanda Türkiye&#8217;de nefret söylemini, milliyetçiliği, ötekileştirmeyi köpürttü.</p>
<p>Bunlar, 21. yüzyılda bir toplum için tehdit tabii ama daha da büyük tehdit şu: ne Kürtler eski Kürtler ne bölge eski bölge ne dünya eski dünya ne Türkiye eski Türkiye!  Her şeyin değiştiği yerde bu meselenin 1923’lerde 1930’lardaki gibi kapatılması ihtimali yok. Türkiye eninde sonunda Kürtlerin eşit eşit yurttaşlık taleplerini bir biçimde, bir yolla, bir yöntemle, Kürtlerin kendileri olma, kültürünü geliştirme haklarını tanımak durumunda. Bunu da çok uzun süre yürütemez. Çok sonrasına kalacak bir iş değil.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79528 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3-640x497.jpg" alt="" width="316" height="245" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3-640x497.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3.jpg 722w" sizes="auto, (max-width: 316px) 100vw, 316px" />Gelinen aşamada Kürt sorununda biz hangi noktadayız?</strong></p>
<p>Biz bir eşikteyiz, Kürt meselesi yeniden tartışılmaya başlandı. Bu tartışma aynı zamanda yeni bir yol yaratma mecburiyetinden kaynaklanıyor. Bu yolun nasıl bir yol olduğu ayrı bir tartışma ama 2015 sonrası sürdürülen politikanın sürdürülebilir bir durum olmadığı ortaya çıktı. Bunun nereye doğru evrileceği seçim sürecinde belli olacak. Sandığa hangi politik önermelerle gidildiği, hangi politik vaatlerin verileceği belirleyici olacak ve tabii ki seçmenin o vaatlerden hangisini tercih ettiğine göre şekillenecek.</p>
<h5><strong>‘STÖ’ler Olarak Bu Sürecin Günahının Ortaklarıyız’</strong></h5>
<p><strong>Türkiye&#8217;de sivil toplum, barışın teşhisine ne kadar rol üstleniyor?</strong> <strong>Sivil aktörler barış için ne yapıyor? </strong></p>
<p>Biz Barış Vakfı olarak 2016’da Çözüm masasının neden devrildiğini analiz etmek için “<a href="http://barisvakfi.org/dolmabahceden-gunumuze-cozum-sureci/">Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci</a>” adlı bir rapor hazırladık. Ardından kurucu üyemiz Cuma Çiçek, saha araştırması yaptı. Çıkan tablo bize Türkiye&#8217;de sivil toplumun ciddi sorunları olduğunu, hukuksal, finansal ve yasal sorunları olduğunu gösterdi. Sivil toplum örgütü anlayışında da bir problem olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Sivil toplum, toplumu dönüştürebilmek için karar alıcıları etkilemeyi amaçlamalıdır. Türkiye’de böyle değil; sivil toplum örgütlerinin büyük kısmının siyasetin arka bahçesi olması istenir. Sivil toplumun kendisi de buna yatkındır. Bu nedenle, sivil toplum barış ve çatışma konusunda siyasetin alan açtığı kadar yer alır.</p>
<p>Biz, sivil toplum örgütleri olarak da özeleştiri yapmalıyız. Neden etkili olamadık? Bu kadar umut bağlandığımız, emek harcadığımız Çözüm Süreci’ni siyasi aktörler ve taraflar bu kadar kolay, nasıl devirdiler ve bunun faturası bütün sivil toplum örgütlerine çıktı? Biz daha etkili olsaydık bu kadar sıkışmış, bir alana daralmış kalır mıydık? Kanaatimce hem çatışma çözümü, barış konularındaki yeteri kadar uluslararası deneyimimizin olmaması hem de sivil toplumun yapısal sorunları nedeniyle biz de bu sürecin günahının ortaklarıyız.</p>
<p>Buradan çıkmak için son dört beş yıldır çaba sarf ediyoruz ama burada temel sorun siyaset. Bunu zorlamamız gerekir. Sivil toplum, siyaseti besleyen aktör olmalı. Burada kastettiğim çatışma alanı üzerine çalışan sivil toplum örgütleri. Sivil toplum örgütleri olarak kendi özgür sözümüzü ve duruşumuzu yaratma mücadelesini vermemiz gerekiyor. Tabii 15 Temmuz darbesinden sonra yaratılan korku ikliminde sivil topluma da çok büyük darbeyi vuruldu, alan daraldı. Toplum, örgütlü olma fikri, birlikte davranma, dayanışma fikirlerden uzaklaştı. Sivil toplum örgütlerinin dayanışma, bilgi birikimi, iş birliği kanallarını genişletmeye ihtiyacı var. Rekabet işinden de uzaklaşılması gerekir. Türkiye&#8217;de sivil toplum örgütleri arasında gizli ya da açık rekabet de var.</p>
<h5><strong>‘Türkiye HDP’yi Terörize Ederek ve Dışlayarak Sorunlarına Çözüm Bulamaz’</strong></h5>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79530 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-5.jpg" alt="" width="289" height="414" />Barış ekseninde, HDP&#8217;ye açılan kapatma davası, seçim sürecinde ittifak görüşmelerinde HDP&#8217;nin dışlanmasını ve helalleşme tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir taraftan HDP’yi kapatma davası, bir taraftan demokratik siyasi alanlara, derneklere çeşitli platformlara, kurumlara yönelik baskılar yoğunlaşıyor, denetimler yoğun. Bir taraftan da bu sorunların sürdürülemez bir durumu var. Bugün “PKK eşittir HDP” deniliyor. Kürt meselesi bir tür HDP&#8217;nin kapatılma sebebi ve  Kürt meselesinin kendisi haline gelmiş durumdadır. HDP&#8217;yle ilgili mesele, HDP’nin siyasal programı ya da duruşu sorunu değildir. HDP’nin varlığıyla nasıl ilişkileniyoruz? Nasıl yaklaşıyoruz? HDP&#8217;nin parti kapatma davasının konusu yapılması bile 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye için utanç verici bir şeydir.  Bunu olağan göstermek ya da sessiz kalmak da bu utanca ortak olmaktır.</p>
<p>Helalleşme tartışması ilgili, içeriğinin çok belli olmayan bir şey olmasına rağmen bir yüzleşme çağrısı olarak, en azından çatışarak ötekileştirerek, hakaret ederek, aşağılayarak değil; konuşarak, tartışarak, fikir söyleyerek, düşünce söyleyerek ilerlemeye çalışıldığını düşünüyorum.</p>
<blockquote><p>Seçimlerde HDP’nin dışlanmasından daha önemli olan, HDP seçmeninin kırılan kalpleridir. Dışlanmış olma duygusu onarmak zordur.</p></blockquote>
<p>İttifaklarla ilgili olarak; Kürtlerin hak temelli mücadelesinin Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi için önemli bir dinamik olduğunu, Türkiye&#8217;nin geleceği için önemli bir pencere olduğunu düşünüyorum. HDP’yi ötekileştirerek, terörize ederek, dışlayarak Türkiye sorunlarına çözüm bulamaz çünkü altı milyona yakın oy almış ya da “ben demokratik siyaset yapacağım” diyen bir partiyi “siz bu kulvarda olamazsınız” dediğiniz zaman, onu demokratik siyaset dışına doğru zorluyorsunuz demektir.</p>
<p>İkincisi, altı liderin masaya oturduğu bir yerde, HDP&#8217;lilerin dışlanmasının ayrımcılığa tekabül ettiğimi düşünüyorum. Muhalefetin tutumu, iktidarın HDP’ye karşı yürüttüğü dışlama, ayrıştırma, terörize etme tutumunu parçası haline gelmesi olarak anlaşılır. Siz, Türkiye’nin en politik kesimlerini bu işin dışında bırakıyorsunuz. Seçimlerde HDP’nin dışlanmasından daha  önemli olan, HDP seçmeninin kırılan kalpleridir. Dışlanmış olma duygusu onarmak zordur. Burada HDP&#8217;nin ne yapacağından daha çok önemli olan, “HDP&#8217;ye oy veren seçmen bu tutumu nasıl anlıyor?” sorusudur. Çünkü esas mesele, buradaki negatiflik derinleştikçe Türkiye&#8217;nin sorunları büyüyecek.</p>
<p><strong>Eklemek istediğiniz bir şey var mı? </strong></p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;nin en önemli sorunlardan biri, barışın siyaseten araçsallaştırılmasıdır. Kürt meselesi temel bir mesele çünkü yakıyor. Kürt meselesinde yaşanan süreç, bu ülkenin her mahallesinde mağdur yaratmıştır. Mazlum yaratmıştır. Bu herhangi bir bölgeye ait bir sorun değildir. Acılar, mağduriyetler Edirne&#8217;den Kars&#8217;a kadar Sinop&#8217;tan Diyarbakır&#8217;a her tarafta var.</p>
<p>Bir biçimde bu acılar hepimizin acıları. O zaman, düşmanlık siyaseti izlemeyen herkes, bu konuyu araçsallaştırmaktan vazgeçilmelidir. Aslında toplum bunun farkında; buna inanan bir toplum yok artık. Siyaset, soruna samimi ve tutarlı bir biçimde yaklaşmalıdır.</p>
<p>Kapak Görseli :Evrensel</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/">‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Kürt Yayıncılığının Ahvali: İki İleri Bir Geri </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/27/turkiyede-kurt-yayinciliginin-ahvali-iki-ileri-bir-geri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 10:55:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Avesta Yayınevi]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[kürt yayıncılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kürt yayıncılığının bugün Kürtlerin ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacak bir sektöre dönüştüğünü söylemek mümkün. Ancak bu yolculuğun, çoğu kendilerinin dışında olan etkilerle kesintiler yaşadığını, ilerleyişin “iki ileri bir geri” şeklinde olduğunu da söyleyebiliriz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/27/turkiyede-kurt-yayinciliginin-ahvali-iki-ileri-bir-geri/">Türkiye’de Kürt Yayıncılığının Ahvali: İki İleri Bir Geri </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2013-15 yılları arasında devam eden Çözüm Süreci, Kürtçe&#8217;nin kamusal alanını genişletmiş böylece dilin öğrenilmesi ve kullanılmasında da etkili olmuştu. Kürtçe ya da Kürtlere ilginin arttığı süreçte, Kürt kültürel yayıncılığı da görece iyi bir dönem geçirmişti. Ancak Çözüm Süreci&#8217;nin sona ermesi ve çatışmaların -bu kez şehirlerde- başlamasıyla birlikte büyük zorluklar yaşanmaya başladı. Kürt yayıncılığı için durum 90’lı yılları sık sık hatırlatır oldu. Türkiye’de Kürt meselesinin inişli çıkışlı serüveninden etkilenen dil ve kültür yayıncılığı, 2016’dan bu yana çeşitli zorluklar yaşıyor ve hak ihlallerine maruz kalıyor. Kürt Çalışmaları Merkezi’nin hazırladığı “Kürt Kültürel Yayıncılığının Maruz Kaldığı Hak İhlallerinin İzlenmesi Raporu” Kürt kültürel yayıncılığının yaşadığı sorunlara ve maruz kaldığı hak ihlallerine odaklanıyor.</p>
<p>Raporda izleme sonucunda ortaya çıkan hak ihlalleri şu başlıklar altında tasnifleniyor:</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-69238 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/iki-ileri-bir-geri-640x582.jpeg" alt="iki ileri bir geri" width="325" height="296" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/iki-ileri-bir-geri-640x582.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/iki-ileri-bir-geri.jpeg 1000w" sizes="auto, (max-width: 325px) 100vw, 325px" />Basım ve dağıtım alanında yaşanan ayrımcılık ve ihlaller, </strong>Kürt yayıncılığının süregelen sorunu olarak öne çıkıyor. Dağıtım şirketleri, büyük kitap zincirleri ve sanal kitap satış sitelerinin tutumu bu yayınevlerinin eserlerini “öne çıkarmamak” şeklinde ortaklaşıyor. PTT ile gönderilen ürünlerin büyük ölçüde geri dönüyor olması 90’lı yıllardan bugüne devam eden bir sorun olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>KHK’lar ve belediyelere kayyım atanmasının,</strong> Kürt yayıncılığını çeşitli biçimlerde olumsuz etkilediği görülüyor. Belediyeler tarafından düzenlenen kitap fuarlarına Kürt yayınevlerinin katılmasının zorlaşması, Kürtçe kitapların belediye kütüphanelerinden kaldırılması, Kürtçe kreşlerin kapatılması gibi uygulamalar dilin görünürlüğünü azaltırken KHK ile ihraç edilen kamu personellerinin çoğunlukla bu alanın tüketicisi olmaları sebebiyle yayıncılığın bu yönden de olumsuz etkilendiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Kitap fuarlarına katılmada yaşanan sorun ve ihlaller, </strong>Kürt yayınevlerinin zayıflamasına etki eden başka bir alan olarak beliriyor. Bu dönemde ekonomik olarak güçsüzleşen yayınevlerinin fuarlara davet edilmemesi, katılma başvuruların kabul edilmemesi yahut kabul edilmişse bile son anda iptal edilmesi veya yerlerinin değiştirilmesi sektörün dezavantajlı durumunu pekiştiriyor.</p>
<p><strong>Kültür Bakanlığı&#8217;nın desteklerinde yaşanan ayrımcılık, </strong>“ilk eser” gibi desteklerde eserin dilinin Türkçe olması sebebiyle Kürt yazarları dışarıda bırakmakla başlıyor. Ayrıca bakanlığa bağlı kütüphanelere yapılan kitap alımlarında Kürt yayınevlerinden kitap alınmaması da bu alanın dezavantajları olarak öne çıkıyor. Bakanlık bugüne kadar Avesta’dan toplam 4 kitap alırken bunların sadece bir tanesinin Kürtçe olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Kitapların yasaklanması ve toplatılması, </strong>Kürt yayınevlerinin en mustarip olduğu konuların başında geliyor. İzleme kapsamında yayınevlerinden elde edilen bilgilere göre 2009 yılından bugüne kadar Kürt yayınevlerinden çıkan en az 117 kitap yasaklanmış. 102’si Aram, 15’i de Avesta yayınlarından çıkan bu kitapların 100’den fazlasının, çözüm sürecinin bitmesinden sonra yasaklandığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Cezaevlerine gönderilen kitapların mahpuslara verilmemesi, </strong>hem yayınevleri hem de mahpuslar açısından bir hak ihlali olarak beliriyor. Görüşülen yayınevi temsilcileri el konulan ve yasaklanan kitapların tamamına yakınının ev baskınlarında ismiyle, kapağıyla vs. polisin dikkatini çektiği için alınan yahut cezaevine gönderilip mahkumlara verilmeyen kitaplar olduğunu paylaşıyorlar. Yayıncılar sayfa sayısı yüksek olan birçok kitabın Emniyet’e bildirildikten sonra 24 saat içinde yasaklandığını, bu kadar kısa süre içinde bu kitapların okunup değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, “kitapların Kürt yayınevlerinden çıkmış olduğu ve Kürdistan gibi ifadeler içermesi sebebiyle hızlıca yasaklandıklarını” paylaşıyor.</p>
<p><strong>Yayıncılara yönelik yasal baskı </strong>da Kürt yayıncılığını olumsuz etkileyen bir ihlal alanı olarak öne çıkıyor. Kürt yayıncılığına yönelik ayrımcılık, baskı ve ihlaller yukarıda sayılan başlıkların yanında doğrudan yazarlar ve yayınevi yöneticilerini de hedef alıyor. Yayıncılara yönelik gözaltı, tutuklama gibi uygulamalar da yine çözüm sürecinin sona erip çatışmaların başlamasından sonra oluşan atmosferin etkisiyle yürütülüyor. Avesta Yayınevi&#8217;nin imtiyaz sahibi Abdullah Keskin ile J&amp;J Yayınları yöneticisi Azad Zal böyle bir atmosfer sonucunda yasal süreçlerden geçirildiler.</p>
<h5><strong>Keyfiyete ‘Propaganda’ Kılıfı</strong></h5>
<blockquote><p>Kürt yayıncılığının kendi halinde ilerlemesi için siyasete, sivil topluma, Kürt okur-yazarlara düşen sorumluklar bulunuyor.</p></blockquote>
<p>Kürt yayıncılığı alanında yürütülen soruşturma, kovuşturma ve kitap yasaklama kararlarının birçoğu “terör örgütü propagandası yapma suçu” sebebiyle veriliyor.  Bu madde bugün Türkiye’de sivil toplum, siyaset ve medya gibi alanlardan geniş bir kesimin ifade özgürlüğünü sınırlayan ve onları cezalandıran bir araç haline gelmiş durumda. Ancak hak ihlali bununla sınırlı kalmıyor, örneğin PKK kurulmadan önce yazılmış kitapların bile PKK lehine “örgüt propagandası” olarak değerlendirilmesi bu yöntemin kullanılma biçiminin keyfi olmasına dair önemli bir gösterge oluyor.</p>
<p>Raporda Kürt yayıncılığının yaşadığı sorunların çözümü için önerilere de yer veriliyor. Sorunun çözümündeki en önemli adımın Kürtçe’nin resmî olarak kabul edilmesi olduğu belirtilen rapora göre bu durum, eşitliğin toplumsal ve yasal düzeyde sağlanması anlamına gelecek. Okullardaki seçmeli derslerin ve Kürdoloji Enstitülerinin canlandırılması, devlet kurumları başta olmak üzere ayrımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılması, Kültür Bakanlığı ve bağlı kuruluşların Kürtçe kitapları alıp kütüphanelerine koymaları, Kürt yayınevlerinin çalışmalarını da engelleyen tartışmalı “terör propagandası” yaklaşımının ifade özgürlüğü lehine değişmesi, çok dilli eğitimin desteklenmesi belirtilen diğer çözüm önerileri…</p>
<p>Sonuç olarak; sadece ihtiyaca cevap vermeyi değil, talebi oluşturma yükünü de taşıyan Kürt yayıncılığının bugün Kürtlerin ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacak bir sektöre dönüştüğünü söylemek mümkün. Ancak bu yolculuğun, çoğu kendilerinin dışında olan etkilerle kesintiler yaşadığını, ilerleyişin “iki ileri bir geri” şeklinde olduğunu da söyleyebiliriz. Kürt yayıncılığının kendi halinde ilerlemesi için siyasete, sivil topluma, Kürt okur-yazarlara düşen sorumluklar bulunuyor.</p>
<p>Raporun tümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/kurt-calismalari-merkezi-iki-ileri-bir-geri-kurt-kulturel-yayinciliginin-maruz-kaldigi-hak-ihlalleri-raporu/" target="_blank" rel="noopener"><strong>buradan</strong></a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/27/turkiyede-kurt-yayinciliginin-ahvali-iki-ileri-bir-geri/">Türkiye’de Kürt Yayıncılığının Ahvali: İki İleri Bir Geri </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çözüm Sürecinden Pandemiye; Sivil Alanın Korunmasının Önemi…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/09/cozum-surecinden-pandemiye-sivil-alanin-korunmasinin-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 09:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salgın süresince edindiğimiz birçok alışkanlık salgından sonra da hayatımızın içinde olacak. Doğrudur. Ama işin hükümet ile sivil toplumun ilişkisine bakan yönüyle süreç fazlasıyla hükümet lehine -hükümet eliyle- işliyor. Hal böyle olunca sivil toplumun önünde önemli bir yük duruyor: Siyasi angajmanlardan uzaklaşmak, gettolarının ötesine geçebilmek ve el birliğiyle kendi “sivil” kamusal alanını inşa etmek. Siyasi merkeze o alanın sivil olduğunu, orayı sivil topluma bırakması gerektiğini söylemek ve göstermek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/09/cozum-surecinden-pandemiye-sivil-alanin-korunmasinin-onemi/">Çözüm Sürecinden Pandemiye; Sivil Alanın Korunmasının Önemi…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de sivil toplum 90’larda sınırlı bir imkan ve anlama sahipken 2000’li yıllarda canlanmaya, özellikle 2010’a doğru geniş bir kamusal alana hitap etmeye başlar oldu. Sivil toplumun kamusal alanda daha geniş bir yer edinmesi AK Parti’nin sivil toplumcu hüviyetinin güçlü olduğu bir süreçte ve İslami camianın da bu sürecin rüzgarıyla sivil toplum hüviyetine bürünmesiyle mümkün olabildi. Sivil toplum çeşitlenip yaygınlaşırken, sivil toplumun kamusal alanı da genişledi. Bunu en belirgin şekilde Çözüm Süreci diye adlandırdığımız dönemde gördük. Savunuculuk alanında çalışan STK’lar başta olmak üzere sivil toplum bu dönemde hem daha görünür hem de daha etkili oldu. Devamında, 2015’teki şehir çatışmalarıyla başlayan, 2016’daki darbe girişimi ve OHAL ile iyice pekişen süreçte çarpıcı biçimde karşılaştığımız gerçek, sivil toplumun “kamusal alandan kovulması” oldu. Burada kişisel olarak ayırdına vardığım ilk husus, o geniş kamusal alanın aslında ‘bahşedilmiş’ ve ‘gerekli görüldüğünde geri alınabilen’ bir alan olduğu ve sivil toplumun güçlü bir kamusal alanı ancak kendisi inşa edebilirse koruyabileceği oldu.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Cuma Çiçek tarafından Barış Vakfı için hazırlanan ve saha çalışmasında yer aldığım “Çözüm Sürecinde STK’lar” <a href="https://www.raporlar.org/cozumsurecistklar/">raporuna</a> gönderme yapmak ve üç kavramın altını çizmek istiyorum. Raporda gerek literatürün gerekse katılımcıların altını çizdiği kavramları hegemonya, gettolaşma ve angajman diye kullanmayı tercih ediyorum. Bu yazıda hegemonya üzerinde durmak istediğimden, diğer iki kavramı kabaca anacak olursam; raporda yakınılan ve eleştirilen hususlardan biri, Türkiye’deki aktif ve geniş alan kaplayan STK’ların siyasetle bir angajman ilişkisi içinde oldukları. Örneğin bir katılımcı STK’ları “rol alan değil, kendilerine rol verilen” örgütler olarak eleştiriyor. Benzer bir başka tespit, sivil toplum alanında bir “siyasal gettolaşma” yaşandığına yönelik -haklı- eleştiri. Bu siyasal gettolaşmanın bir sonucu olarak örneğin Çözüm Sürecinde bölgedeki “farklı mahallelerden” STK’lar, siyasi aktörler diyaloğu sürdürürken yakınlaşıp, çözüm süreci bitme yoluna girdiğinde uzaklaştılar. Bu hususlar, sivil toplumun kendi kamusal alanını elde etmek için yüzleşmesi, tartışması ve aşması gereken önemli ve zor meseleler.</p>
<h5><strong>Sivil Topluma Sınırlı Alan Açılıyor</strong></h5>
<p>Türkiye’de bugün yaklaşık 120 bin aktif dernek ve 5 bini aşkın vakıf bulunuyor. Ancak söz konusu raporda da altı çizilen husus, bu sayılara rağmen Türkiye’de sivil toplum geleneğinin zayıflığıdır. Rapordan alıntılayacak olursam <em>“burada altı çizilen en önemli dinamik sivil toplum alanını sınırlandıran ‘güçlü devlet’ geleneği. Buna göre, Türkiye’deki devlet geleneği bir yandan sivil topluma sınırlı bir alan açarken, öte yandan bu alanı büyük oranda yönetiyor ve/veya yönlendiriyor. Bu noktada ülkede “devlet eksenli” ya da “devlet odaklı” bir sivil toplum geleneğinin olduğunun altı çiziliyor.”</em> Hegemonyadan kasıt, Türkiye’de devletin hem sivil toplum alanını hem de STK’ların sivil toplum alanı içindeki sınırlarını ağırlıklı olarak devletin belirlemesidir. Rapora göre,<em> “Türkiye’deki devlet geleneği bir yandan sivil topluma sınırlı bir alan açarken, öte yandan bu alanı büyük oranda yönetiyor ve/veya yönlendiriyor.”</em></p>
<p>Devletin sivil toplum alanındaki alanı ve söylemi domine etmesinin göstergelerini ve sonuçlarını Çözüm Sürecinin bitiminde daha net görme imkanımız oldu. Bizzat çözüm süreci ismiyle kurulan sivil toplum kuruluşları, hükümetin söylemine paralel olarak hızlıca bu pozisyonu terk edebildiler.</p>
<p>Devlet, özellikle 2015’ten bu yana sivil toplum alanındaki hegemonyasını yukarıda bahsedilenden daha fazla genişletmiş, özellikle bugünlerde, kocaman cüssesiyle sivil toplum alanının nerdeyse tam ortasına yerleşmiştir. Elbette istisnaları olmakla birlikte devlet artık sivil toplum alanını raporda bahsedilen çerçevede domine etmekle kalmayıp sivil toplumdan rol çalmakta, sivil toplumun sivil toplum faaliyetlerini de -siyasi partilerin faaliyetlerinde yaptığı gibi- kendisine rakip görüp rahatsız olmaktadır.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu minvalde hızlıca birkaç örnek hatırlamak gerekirse; </span></p>
<ul>
<li><b><span style="font-weight: 400;">HDP’li Ergani Belediye’sinin Elazığ Depremi sebebiyle depremzedelere gönderdiği yardımlar, Elazığ Valiliği’nin emriyle şehre sokulmadan <a href="https://medyascope.tv/2020/01/27/hdpli-ergani-belediyesinin-depremzedelere-gondermek-istedigi-yardim-malzemeleri-elazig-valiligi-tarafindan-engellendi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">geri gönderildi</a></span><span style="font-weight: 400;">. Bu konuda eleştirilere cevap veren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “yardımların AFAD üzerinden koordine edildiğini aktardı ve HDP’li Ergani Belediyesine ait yardımların AFAD ile koordinasyon olmaksızın getirildiği için geri çevrildiğini” <a href="https://www.hurriyet.com.tr/gundem/hdpli-belediyenin-yardimi-geri-mi-cevrildi-bakan-soylu-acikladi-41430360" target="_blank" rel="noopener noreferrer">söyledi</a>.</span></b></li>
</ul>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Bitlis’in Ahlat İlçesinde ücretsiz maske ve imsakiye dağıtan <a href="https://www.karar.com/bitlista-maske-ve-imsakiye-dagitan-gelecek-partisi-uyeleri-gozaltina-alindi-1560610" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Gelecek Partisi yöneticileri</a></span><span style="font-weight: 400;"> ile Ağrı’da yardım kolisi dağıtan HDP yöneticileri<a href="https://artigercek.com/haberler/yardim-kolisi-dagitan-hdp-lilere-gozalti"> gözaltına alındı.</a></span></li>
</ul>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Korona sebebiyle ekonomik durumu kötüleşenlerle dayanışmak üzere CHP’li belediyelerin başlattığı kampanyalar engellenip bağış hesapları <a href="https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ibb-ve-abbnin-bagis-hesaplarina-bloke-konuldu-273546h.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bloke edildi</a> </span><span style="font-weight: 400;">ve Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bir dayanışma kampanyası başlatıldı.</span></li>
</ul>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">CHP’nin yönetimindeki Mersin Büyükşehir Belediyesinin ücretsiz ekmek dağıtması engellendi, İstanbul’da da yer yer fiili engeller çıkarıldı. Mersin Valiliği yaptığı açıklamada “…ekmek dağıtımı konusunda ayrı ve özel bir talep” olmadığını, ücretsiz ekmek dağıtımının “Vefa Sosyal Destek Grupları vasıtasıyla yapılabileceğini” <a href="https://halktv.com.tr/gundem/icisleri-bakanligi-belediyelerin-ucretsiz-ekmek-dagitmasini-yasaklad-423406h" target="_blank" rel="noopener noreferrer">söyledi</a></span><span style="font-weight: 400;">. Bu konu hakkındaki tartışmalar, yerel yönetimlerin benzer çalışmalarına “devlet içinde devlet”, “paralel yapılanma” gibi ithamlarda bulunulmasına kadar ilerledi. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Batman Valiliği, Vefa Sosyal Destek Grupları haricinde başka kurum, kuruluş, dernek veya tüzel kişilik eliyle <a href="https://www.batmancagdas.com/gundem/yeni-kararlar-2-h68721.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yardım yapılmasını yasakladı</a></span><span style="font-weight: 400;">. Ayrıca bütün sokağa çıkma yasağı kararlarında yardım ve dayanışma çalışmaları için sadece Vefa Sosyal Destek Grupları istisna tutuldu, bu durum yardım dağıtan sivil toplum için geçerli olmadı.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların haricinde de birçok il ve ilçede sivil toplum örgütlerinin kaymakamlık, müftülük, valilik gibi resmi kurumların merkezde olduğu platformlarda bir araya gelmeleri vakıa.</span></p>
<h5><strong>Sivil Toplumu Rakip Gibi Görmek…</strong></h5>
<p>Bir yandan sivil toplumun alanı daraltılırken, hükümet AFAD gibi devlet kuruluşları ve Kızılay gibi yarı devlet kuruluşları üzerinden ya da Cumhurbaşkanlığının başlattığı yardım kampanyasında olduğu gibi doğrudan sivil toplum hüviyetine bürünüyor ve bu hüviyete büründükten sonra da alandaki sivil toplum örgütlerini kendisine rakip olarak görüyor. Bu durumun iki sebebi olabilir: İlki, hükümeti ve Cumhurbaşkanını her işin kendisinden sorulduğu bir merkeze dönüştüren, her şeyi merkezden halleden yahut merkeze bağlayan katı politika. İkincisi de, sivil toplum hüviyetine bürünmenin hesap verme sorumluluğu yerine dayanışmayı öne çıkaran siyasi bir getirisinin olması ve dayanışma duygularını güdüleyerek sempatiyi siyasi merkez üzerine çekme çabası.</p>
<p>Salgın süresince edindiğimiz birçok alışkanlık salgından sonra da hayatımızın içinde olacak. Doğrudur. Ama işin hükümet ile sivil toplumun ilişkisine bakan yönüyle süreç fazlasıyla hükümet lehine -hükümet eliyle- işliyor. Hal böyle olunca sivil toplumun önünde önemli bir yük duruyor: Siyasi angajmanlardan uzaklaşmak, kendi gettolarının ötesine geçebilmek ve el birliğiyle kendi “sivil” kamusal alanını inşa etmek. Siyasi merkeze o alanın sivil olduğunu, orayı sivil topluma bırakması gerektiğini söylemek ve göstermek. Çünkü hükümetin maske dağıtım politikasında katı bir merkezi tutum içinde olmasının sonuçlarını hep birlikte yaşadık, gördük.</p>
<p>Son söz, yerel yönetimlerin sosyal hizmetler gibi önemli sorumlulukları olması hasebiyle merkezi hükümete göre daha sivil toplumcu bir tarafları hep vardır. Öte yandan sivil toplumun alanı iyice daralmışken muhalif camia belediyeler üzerinden bir alan açmayı makul buluyor olabilir. Ancak yine de bu eleştirilerin CHP başta olmak üzere diğer siyasi partiler için de geçerli olduğu hatırda tutulmalıdır. Zira yeterince tecrübe edildi ki sivil toplumun merkezde olmadığı, bizzat icra etmediği bir sivil toplum faaliyeti son tahlilde sivil toplumun alanını daraltmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/09/cozum-surecinden-pandemiye-sivil-alanin-korunmasinin-onemi/">Çözüm Sürecinden Pandemiye; Sivil Alanın Korunmasının Önemi…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dün, Bugün, Yarın: Diyarbakır İslami STK’ları Kürt Meselesi İçin Ne Düşünüyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/02/dun-bugun-yarin-diyarbakir-islami-stklari-kurt-meselesi-icin-ne-dusunuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 11:42:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün toplumun büyük çoğunluğuna inanılmaz gelse de Türkiye’de 2013-15 yılları arasında bir “Çözüm Süreci” yaşandı. Bu sürecin aktörleri, kurumları, temel kavşakları vardı. Peki, bugün artık Kürt Meselesi’ne siyasal çözüm talebi bile kriminal bir hale gelmişken ne yapmalı? </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/02/dun-bugun-yarin-diyarbakir-islami-stklari-kurt-meselesi-icin-ne-dusunuyor/">Dün, Bugün, Yarın: Diyarbakır İslami STK’ları Kürt Meselesi İçin Ne Düşünüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bu süreç yaşanmamış gibi gözümüzü kapatmamız mümkün mü? Bir daha asla yaşanmayacakmış gibi mi davranalım, bu mümkün mü? Peki ne yapmalıyız ya da ne yapıyoruz? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki Kürt Meselesi’nde esas barışın bir siyasal çözüm ile mümkün olabileceğini savunanlar, şiddeti savunanlar ya da şiddetin rüzgarıyla savrulanlar kadar göz önünde olamasa da hep bir şeyler yapma çabasında oldular, bugün de öyleler… Bunun için altının çizilmesi gereken ilk ve en önemli şeylerden biri Türkiye’de bir siyasal çözüm sürecinin yaşandığını unutmamak, unutturmamak. Unutmamamız gereken bu nokta, hatalardan dersler alınarak, belki bazen yöntem değiştirerek dönüp dönüp merkeze koyacağımız noktadır ve bir toplumsal barış inşa edilecekse bu noktanın merkeze alınmasıyla edilebilecektir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzatmadan esas mevzuya geçecek olursam, girişten de anlaşılacağı üzere bu bir objektif haber metni değildir. Yazıya konu kişi, kurum ve aktörlerin rızasını almadığım için isim zikretmeden izlenimlerimi, sübjektif olarak aktarmaya çalışacağım… Mevzumuz, islami sivil toplum camiasının bozulan çözüm süreci ve genel olarak Kürt Meselesi hakkında ne düşündüğü, söylediğidir…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm sürecinin bozulmasının birinci yılında Barış Vakfı, daha önce sürecin nasıl bozulduğuna dair hazırladığı geniş raporun yanına STK’ların çözüm sürecinde nasıl bir performans gösterdiğini irdeleyen, bunu STK temsilcileri ile yapılan mülakatlara dayandıran bir rapor eklemişti. Bu çalışmaların yanına başkaları ve başka toplantılar da eklendi. Hepsini zikredemeyeceğim, affetsinler. Hafıza Merkezi’nin hazırladığı son rapor vesilesiyle konuyu detaylandıracağım. “2013-2015: Türkiye Barış Süreci’nin Seyri, Kavramları ve Akamete Uğraması” başlığını taşıyan rapor adından da anlaşılacağı üzere neler yaşadığımızı, bunları hangi kavramlarla anlamlandırdığımızı ve nasıl akamete uğradığını hatırlatmaya çalışıyor. Zikrettiğim iki rapor vesilesiyle Diyarbakır ve Van’daki İslami Sivil Toplum çevresiyle görüşme ve toplantılarımız oldu. Dediğim gibi, çoğu hükümete yakın olan muhataplara sorup onaylarını almadığım için isimleri anmadan,  somut konuların altını çizmeye çalışacağım…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evvela; ne 2017’de ne de bugün Türkiye’nin batı yakasında olduğu gibi Kürt Meselesi esas gündem olmaktan çıkmış değil. Meselenin kriminalize edilmesi ve kamusal alanda tartışılırken bir kutuplaşma siyasetinin aracı olarak kullanılması, aktörleri özel alanlarına çekmiş olsa da bölgede siyaset siyasetle ilişkisi olan sivil toplum faaliyetlerinin merkezinde hala Türkiye’nin “Kürt Sorunu” dediği mesele var. Örneğin 2017 Mayıs’ında Van’da görüştüğüm bir İslami STK yetkilisi, ‘çözüm sürecinde bölgede psikolojik üstünlük PKK tarafında olduğu için hükümetin bazı adımları atmamasının kendileri için anlaşılır olduğunu ancak şehir çatışmaları sonrasında bu üstünlüğün hükümet tarafına geçtiğini ve bugün o adımların atılması gerektiğini’ söylemiş ve bu adımlara örnek olarak Kürtçe’nin resmi dil olması, anadilde eğitim hakkının tanınması gibi önemli talepleri sıralamıştı. Yine çözüm süreci devam ederken kendi kurumsal görüş ve önerilerini içeren bir rapor hazırlayıp hükümete sunduklarını ifade etmiş ve rapordan bir nüsha da bana vermişlerdi. O dönem görüştüğüm STK’lardan hükümete yakın olanlar dahil üzerinde en fazla ortaklaşılan talep Kürtçe’ye resmi bir statü verilmesi ve eğitim dili olarak yaygınlaştırılmasıydı. Bugün bu talep pek dillendirilmese de bu konularda bir geri adım olduğunu iddia etmek mümkün değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz hafta Hafıza Merkezi’nin taslak raporunu tartışmak üzere Diyarbakır’da 15 kadar islami STK temsilcisi ile bir toplantı gerçekleştirdik. Bu STK’ların büyük çoğunluğu hükümetle görüşebilen, AK Parti’ye desteğini kamusal alanda ifade eden kuruluşlar. Toplantıya katılan STK temsilcilerinin görüşlerinden altı çizilecek yerleri toparlayacak olursam; bugün hükümette baskın olan Kürt meselesinin “bittiğini” görüşüne katılmıyorlar. Bozulan çözüm sürecinin esas sorumlusu olarak gördükleri PKK’nin, Kürt meselesinin bir sonucu ve parçası olduğunu düşünüyor ancak PKK şiddetinin bugün çözümün önünde engel olduğu kanaatini taşıyorlar. Süreç boyunca PKK’nin bir tür hegemonya kurduğunu, İslami kesimin bu durumdan hem tedirgin hem de şikayetçi olduğunu vurguluyorlar. Çözüm Süreci’nin iki aktörlü ilerlemesinin yanlış olduğu görüşünü savunuyorlar ve “Kürt Meselesi herkesin meselesi olduğuna göre bölgeden çok aktörlü bir masa kurulmalıydı (ve kurulmalı)” diyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm Süreci’nin bozulmaya başlamasının miladı olarak 6-8 Ekim olaylarını görenlerin yanında Dolmabahçe Mutabakatı sonrasında netleşmeyen “silah bırakma kongresi” adımının esas bitirici etken olduğunu görenler hayli fazla. Süreci bozan aktörlerin başında devlet içindeki Fethullah Gülen Yapılanması’nı (Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) vurgusu yaparak) görüyorlar. 6-8 Ekim olaylarına Emniyet’in ‘neredeyse hiç müdahale etmemesini’ bu yapılanmanın bir komplosu olarak değerlendiriyorlar. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin bastırılmasında Sivil Toplum’un önemli bir rol oynadığını düşünüyor ve karar alma süreçlerine dahil edilmek istiyorlar. Suriye/Rojava meselesinin sürecin bozulmasında en önemli etken olduğunu ve ‘şehirlere hendeklerin kazılmasının çözüm arayışlarının önünde engel olduğunu ve çatışmayı derinleştirdiğini’ ifade ediyorlar… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kürt Meselesi’nin tarihsel bir sorun olduğunu ve Cumhuriyetle yaşıt olduğunu paylaşıyor, çözmeye en yakın olduğumuz yerde kaçırdığımızı düşünüyorlar. Eğer Kürt meselesi çözülürse başkanlık sisteminin daha anlamlı olacağını, çözümsüz kalması durumunda bu sistemin sürdürülebilir olamayacağını ifade edenler oluyor. Türkiye’de Kürtlerin asli unsur ve islam ümmetinin parçası olarak görülmediklerini, Kürtlere yönelik bir ayrımcılığın devam ettiğini düşünüyorlar. Sivil toplumun tarafların gölgesinde hareket ettiğini, bunun da sesi ve sözü yaygınlaştırmanın önünde bir engel olduğunu ifade ediyorlar. Siyasetle görüntü vermeyecek, meseleyi siyaset mecrasından koruyacak, herkese ulaşabilmenin yollarını arayacak, risk alacak aktörlerin çıkması gerektiğine inanıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hasılı, Çözüm Süreci Çerçeve Yasası olarak bilinen kanunun lağvedildiği, Türkiye’nin arabulucu  ve Türkiyeli bir STK olan İHH’nın da gözlemci olduğu Filipinler’deki çözüm sürecinin nihai anlaşma metninin devlet başkanı tarafından imzalandığı gün yaptığımız toplantıda Diyarbakır’daki İslami STK’ların genel yaklaşımı; ortada bir sorun olduğu ve halen bir çözüm beklediği, bu sorunun çözümünün bölgede birden çok aktörü meseleye dahil ederek mümkün olabileceği, sorunun çözümünde bugün anayasal vatandaşlık ve anadilde eğitim hakkına odaklanmak gerektiği, bunun sorunu büyük ölçüde çözeceği şeklinde özetlenebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantı ve görüşmelerden edindiğim izlenim; islami STK’lar böyle bir konu etrafında bir araya gelmeyi olumlu ve faydalı bir etkinlik olarak değerlendirerek sürdürmeye niyetlendikleriydi. Ayrıca sadece birbirleri ile değil, birbirlerine pek benzemeyenlerle de bir ara gelişlerin diyaloğu açık tutması noktasında kıymetli olduğu konusunda hemfikirler. Belki önümüzdeki süreç böyle el yordamıyla bir ara gelişlerin var edip büyüttüğü bir “Sivil Kamusal Alan” inşa edebilir, bu kamusal alan sivil topluma bahşedilmiş değil de sivil toplumun kendi inşa ettiği bir alan olduğu için daha önceki tecrübelerin aksine muhafaza edilebilir. Bahşedilmiş değil de inşa edilmiş bir “Sivil” Kamusal Alan’ın sahipleri Kürt meselesi başta olmak üzere toplumsal uzlaşma meselesinde daha güçlü bir aktör olabilir, “inatçı bir melankolik” Diyarbekir bir kez daha lokomotif olabilir, kim bilir…  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/02/dun-bugun-yarin-diyarbakir-islami-stklari-kurt-meselesi-icin-ne-dusunuyor/">Dün, Bugün, Yarın: Diyarbakır İslami STK’ları Kürt Meselesi İçin Ne Düşünüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahmut Bozarslan’la OHAL’de Gazetecilik Üzerine</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/mahmut-bozarslanla-ohalde-gazetecilik-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 08:03:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Bozarslan]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Gazeteciler İnisiyatifi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24340</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Son yıllarda yaşadığım zorluk 22 yıllık meslek hayatımdan daha fazla” Diyarbakır merkezli Özgür Gazeteciler İnisiyatifi, Ocak ayında medyadaki hak ihlalleri raporunu açıkladı. Başbakan Yıldırım’ın Afrin’e düzenlenen askerî harekâta ilişkin “medyadan beklentileri”nin eleştirildiği raporda hak ihlallerinin dökümü paylaşıldı. Gazeteci Mahmut Bozarslan ile hak ihlalleri raporundan hareketle OHAL’de gazeteciliği konuştuk… 12 Kasım 2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/mahmut-bozarslanla-ohalde-gazetecilik-uzerine/">Mahmut Bozarslan’la OHAL’de Gazetecilik Üzerine</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Son yıllarda yaşadığım zorluk 22 yıllık meslek hayatımdan daha fazla”</strong></p>
<p>Diyarbakır merkezli Özgür Gazeteciler İnisiyatifi, Ocak ayında medyadaki hak ihlalleri raporunu açıkladı. Başbakan Yıldırım’ın Afrin’e düzenlenen askerî harekâta ilişkin “medyadan beklentileri”nin eleştirildiği raporda hak ihlallerinin dökümü paylaşıldı. Gazeteci Mahmut Bozarslan ile hak ihlalleri raporundan hareketle OHAL’de gazeteciliği konuştuk…</p>
<p>12 Kasım 2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Olağanüstü Hâl (OHAL) Kanunu’nun 11. maddesi kapsamında faaliyeti durdurulan Özgür Gazeteciler Cemiyeti’nin üye ve gönüllüleri Özgür Gazeteciler İnisiyatifi ismiyle çalışmalarını sürdürüyorlar. Basına yönelik ocak ayı hak ihlalleri raporunu kamuoyu ile paylaşan inisiyatifin dökümüne göre 2018 yılında 5 Şubat itibariyle; 17 gazeteci gözaltına alındı, bu gazetecilerden 7 kişi tutuklandı. Yargılaması süren 6 gazeteciye toplam 10 yıl 8 ay hapis cezası verilirken 1 TV kanalına da para cezası kesildi. 1 gazetecinin Kuzey Kıbrıs’a gitmesinin engellendiğini duyuran raporda Evrensel Gazetesi’nin Diyarbakır Bürosu’na giren hırsızın haber ekipmanlarını çaldığı ve Afrin’e düzenlenen askerî operasyonu takip eden Ronahî TV muhabirinin yaralandığı bilgisi de yer aldı. Yine raporda yer alan bilgilere göre yeni yılda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından JinNews bugüne kadar 6 kez, 1HaberVar 1 kez, Mezopotamya Ajansı 1 kez ve Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 8 kez erişime kapatıldı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin internet sitesi Ocak ayı itibariyle toplam 51 kez erişime engellenirken, haberin hazırlandığı esnada erişim engeli 56 olmuştu. P24’ün çetelesine göre hâlihazırda Türkiye’de 156 gazeteci tutuklu bulunuyor.</p>
<p>21 Ocak’ta Afrin’e düzenlenen ve halen devam eden askerî harekât ile ilgili gazetecileri davet ederek medyadan beklentilerini anlatan Başbakan Binali Yıldırım’ın 15 maddelik <a href="https://odatv.com/odatv-en-kritik-toplantidan-bildiriyor-2101181200.html">beklentiler listesine</a> de tepki gösteren inisiyatif, hükümeti “basın üzerindeki baskılarına son vermeye”, gazetecileri de “hükümetin askerî politikalarına karşı basın-yayın ilkeleri çerçevesinde hareket etmeye” ve basın kuruluşlarını da “hükümetin bu tutumuna sessiz kalmamaya” çağırdı. Tutuklu bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını isteyen inisiyatifin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “’Savaşta önce gerçekler öldürülür’ düsturuyla 21 Ocak’ta Başbakan Binali Yıldırım’ın medya temsilcilerine verdiği 15 maddelik “yayın tavsiyesi” sadece geçmiş iktidarların yaptığı bir “hizaya çekme” alışkanlığından öte gazetecilik mesleğine açık bir tehdittir. Bu direktiflerin amacı, medyayı hükümetin ve onun savaş emellerinin hizmetine sokmaktır. Gazetecilerin bu tür tehditlerle “hazırola” konulması hiçbir zaman sonuç alıcı olmamıştır, olmayacaktır da. Yine gerçekler bu tür yöntemlerle asla sümenaltı edilemez.”</p>
<p>2015’in yazında başlayan çatışmalarla birlikte bölgede giderek zorlaşan gazetecilik, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve ardından ilan edilen OHAL ile birlikte yapılması çok güç bir mesleğe dönüştü. Özgür Gazeteciler İnisiyatifi’nin açıklaması vesilesiyle Sivil Sayfalar’ın mikrofonunu bölgede 20 yıldan fazladır gazetecilik yapan Mahmut Bozarslan’a tuttuk.</p>
<p><strong>Çözüm süreci günlerinden bu günlere nasıl savrulduğumuzu anlamlandırabiliyor musun, ne düşünüyorsun? </strong></p>
<p>Çözüm sürecinde bugünlere gelinmesinin nedenini iki kelimeyle özetlersek, güvensizlik ve samimiyetsizlik. İki taraf da süreç boyunca bir birine şüpheyle baktı. Devlet karşısında illegal bir örgüt vardı, doğal olarak tam güvenemedi. Örgütün karşısında da, tarihi tecrübeleri hiç te iyi olmayan bir devlet vardı. Haliyle örgüt de devlete güvenemedi. İki taraf da güven sağlayıcı adımlar atmadı. Devletin atacağı basit bir iki adım Kürtlerin güveninin sağlar, bu güven PKK üzerinde baskı oluştururdu ama yapılmadı. Bir yandan PKK ve İmralı ile görüşmeler yapılırken, bir yandan bölgedeki askeri mevziler tahkim edildi. PKK güçlerini dışarı çekerken, yerel birimleri Lice yolu gibi yerlerde hendek eylemlerine başladı. İki taraf da samimi değildi. Eğer samimiyet olsa güven sağlayıcı adımlar da atılırdı.</p>
<blockquote><p>“1996 yılından beri aralıksız gazetecilik yapıyorum. Bu süreçte bölgede yaşananların ‘tanığı, mağduru, sanığı’ oldum. 2015 yılına kadar yaşadıklarım bir yana, 2015 yılında bugüne kadar yaşadıklarım bir yana. Son 2-3 yılda yaşadığım zorluklar, bütün meslek yaşamımda yaşadıklarımdan çok daha fazla. Özellikle hendek çatışmaları sürecinde, sadece benim için değil bölgede görev yapan bütün gazeteciler için durum aynıydı. Buna hükümet yakın olanlar da dâhil.”</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki taraf bir birine salvolar yaparken bu kez Rojava meselesi patlak verdi. Türkiye’nin, yüzyıllardır değişmeyen devlet refleksi Kürtlere karşı yine harekete geçti. Türkiye Suriye’de Kürt oluşumuna karşı çıkınca Türkiye’deki süreç de tehlikeye girdi. Aslında girmesi iki tarafın da işine geldi ya da iki taraf da öyle olmasını istedi. Hükümet güç kaybını buradan telafi etme yolunu seçti. PKK de, yeniden çatışmalı süreci başlatarak hem taban kaybetmekten kurtulmayı, hem de devleti burayla meşgul ederek Rojava’dan uzak tutmayı hedefledi. Gerginlik arttıkça Kürtler PKK etrafında daha da kenetlenecekti. Örgütün Rojava’daki çatışma sürecinde insan kaynağına oldukça fazla ihtiyacı vardı. Bu dönemde PKK Türkiye’deki güçlerinin çoğunu oraya kaydırdı. Çözüm süreci başarıya ulaşsa, kenetlenme zayıflar ve insan kaynağı azalırdı. PKK’ye göre zeminin legal siyasete kaymaması gerekiyordu. Türkiye açısından ise AK Parti kaybettiği oylarını milliyetçi kesimden almanın hesabını yaptı. Bunun en iyi yolu da yeniden çatışmaların başlamasıydı. Sonuçta Ceylanpınar’da iki polisin şaibeli bir şekilde öldürülmesiyle her şey altüst oldu.  Biz bu eleştirileri yaptığımızda PKK cenahının ilk tepkisi ‘Ama devlet zaten savaş istiyordu’ oluyor. Evet, istiyordu ama PKK tuzağa düşmemeliydi.</p>
<blockquote><p>“Ulucami önünde halk röportajı yapmak istiyoruz. Polis hemen başımızda bitiyor ve yasak olduğunu söylüyor. Yasağın STK’ları ve basın açıklamalarını kapsadığını söylesek de anlatamıyoruz. Tansiyon yükselince vazgeçiyoruz. OHAL sonrasında Dağkapı meydanında yine halk röportaj ve yine polis. Başımıza insanlar toplandığı gerekçesiyle izin vermiyorlar. Zar zor iki röportaj yapabiliyoruz.”</p></blockquote>
<p><strong>Bölgede uzun yıllardır gazetecilik yapıyorsun, kişisel gazetecilik geçmişini göz önüne alarak son bir iki yılın gazeteciler açısından nasıl geçtiğini anlatır mısın bize?</strong></p>
<p>Ben 1996 yılından beri aralıksız gazetecilik yapıyorum. Bu süreçte bölgede yaşananların ‘tanığı, mağduru, sanığı’ oldum. 2015 yılına kadar yaşadıklarım bir yana, 2015 yılında bugüne kadar yaşadıklarım bir yana. Son 2-3 yılda yaşadığım zorluklar, bütün meslek yaşamımda yaşadıklarımdan çok daha fazla. Özellikle hendek çatışmaları sürecinde, sadece benim için değil bölgede görev yapan bütün gazeteciler için durum aynıydı. Buna hükümet yakın olanlar da dâhil.  Biz serbest çalışanlar olarak herkesin hedefi olduk. Muhalif medya devletin ve ona yakın olanların, hükümete yakın medya örgütün ve ona yakın olanların hedefi haline geldi. Zaman zaman fiziki saldırılar dahi oldu. Midyat’ta bir bombalı saldırıyı haber yapmaya giderken saldırıya uğradık örneğin. Gözaltı ve tutuklamalar zaten artık sıradanlaştı.</p>
<p><strong>Açık havada sivil toplum etkinlikleri bölgenin neredeyse tamamında OHAL nedeniyle yasaklı, dışarıda insanlardan görüş almak bile engelleniyor çoğu zaman, bu durum sizi nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Bu yasak Diyarbakır için OHAL’den önce ilan edildi. Ağustos 2015’te ilan edilen bir valilik genelgesiyle yasaklandı. Bir iki örnekle durumumuzu anlatayım: Ulucami önünde halk röportajı yapmak istiyoruz. Polis hemen başımızda bitiyor ve yasak olduğunu söylüyor. Yasağın STK’ları ve basın açıklamalarını kapsadığını söylesek de anlatamıyoruz. Tansiyon yükselince vazgeçiyoruz. OHAL sonrasında Dağkapı meydanında yine halk röportaj ve yine polis. Başımıza insanlar toplandığı gerekçesiyle izin vermiyorlar. Zar zor iki röportaj yapabiliyoruz. HDP’nin önünde basın açıklaması yapılacak. Polis izin vermiyor. Hem onlara hem gazetecilere. OHAL gerekçesiyle yasak olduğunu iddia ediyor. Polisi böyle olmadığı konusunda ikna etmeye çalışsak da, iş bizi gözaltına alma tehdidine kadar gidiyor. Sonrasında bir polis müdürü gelip böyle olmadığını memuruna anlatınca sorun çözülüyor. Ben hendek çatışmalarının yaşandığı süreç boyunca, her kimlik kontrolünde kimliğimin sahte olmadığını ispatlamaya çalıştım.  Artık sokakta çekim yaparken bile çekinir hale geldi.</p>
<p><strong>OHAL’i bir gazeteci için başkalarından farklı kılan nedir? Son bir ayda gazetecilere dönük ihlaller bazı yılların genel toplamından fazla, bu durumu nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Aslında bu bölgede OHAL normal yaşamdır bizim için. Çünkü nerdeyse hiç OHAL’siz zaman görmedik. OHAL demek daha rahat gözaltına alınabilmek demek, daha fazla korku demek, daha az seyahate edebilmek demek, haber yazarken bile korkmak demek… Gazeteciler için son günlerdeki en önemli etken Afrin operasyonudur. Maalesef Afrin ile ilgili kim ağzını açıp hükümetin belirlediği çizgi dışında konuştuysa gözaltına alındı, hakkında soruşturmalar açıldı. Afrinle ilgili neredeyse konuşulmaz bir durum oluştu. Sadece havuz medyası konuşabiliyor. Sadece haberler değil paylaşım yapanlar da bundan nasibin aldı. Ayrıca bazı gazeteci arkadaşlarımız hakkında yıllar önce açılan ama sonuçlanmayan soruşturmalar da, ne hikmetse bu dönemlerde yeniden gündeme alındı. Bu soruşturmalar özellikle muhalif isimler üzerinde tehdit unsuru gibi kullanılıyor.</p>
<p><strong>Gazeteciliğin yapılması çok güç bir döneminden geçiyoruz, bu dönemde senin motivasyonun nedir, ne kadar dayanabilirsin?</strong></p>
<p>İyi kötü hala bir şey yapabilmek beni motive ediyor. Hala sessizlerin -olabildiği kadar- sesi olabilmek güç veriyor bana. Birkaç kez Avrupa’ya gitme/yerleşme teklifi aldım. Ama yüreğim gitmeme el vermedi. Doğduğum toprakları bu halde bırakıp gitmek içime sinmedi. Bu nereye kadar gider açıkçası tahmin etmek zor. Bugünkü şartlara bakarak konuşursak çok uzun sürmez diye tahmin ediyorum. Ben, yakın bir can güvenliği sorunu yaşamadığım sürece, burada kalıp bu işi yapmayı istiyorum.</p>
<p><strong>Son olarak; Afrin’e düzenlenen askerî operasyon Türkiye’de gazeteciliği de yeniden tartışmaya açtı. Binali Yıldırım’ın “medyadan beklentileri”ni nasıl değerlendiriyorsun, Türkiye medyası nasıl bir sınav veriyor, nasıl yaklaşmalıydı?</strong></p>
<p>Türkiye medyası kriz dönemlerinde hiçbir zaman iyi bir sınav vermedi/veremedi. Geçenlerde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına baktım, Türkiye’nin en güvenilir kurumları arasında medya son sıralarda. Başbakanın taleplerini iletmesi de aslında yeni bir uygulama değil. Eskiden de yapılıyordu. Yani kısacası Türkiye medyası cephesinde yeni bir şey yok. Böyle olunca hem güvenilirlik sarsılıyor hem bilgi kirliliği ortaya çıkıyor.  Bu uygulamalar belki 20 ya da 30 yıl önce -devlet bakış açısıyla- işe yarardı. Ama bugün internet çağındayız. Siz basına istediğiniz kadar sınır koyun, o sınırlar yabancı basına işlemiyor. İnsanlar gerçekleri yabancı basından öğreniyor. Artık vatandaş gazeteciliği diye bir durum var. Akıllı telefon kullanmayı bilen herkes bir gazetecidir. Yani bilgi artık telefon sinyallerinin ucundadır. Basına koşul getirirseniz, haklı dahi olsanız inanılırlığınız kalmaz. Türkiye basını açısından ben çok şaşırmadım. Sadece çıtayı biraz yükseltmişler. Medya kuruluşlarının sahipleri işadamı olunca böyle durumlar kaçınılmaz oluyor. Bununla birlikte çok da komik durumlar dikkat çekiyor. Mesela geçen bir görüntü izledim, muhabir yere yatmış güya çatışma bölgesinden anons geçiyor, arkasında asker ayakta, sigara içiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/mahmut-bozarslanla-ohalde-gazetecilik-uzerine/">Mahmut Bozarslan’la OHAL’de Gazetecilik Üzerine</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma Çiçek:  ‘Toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<aside class="mashsb-container mashsb-main mashsb-stretched"></aside>
<p>Barış Vakfı, iki yıl kadar süren son çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının durumuna odaklanan bir rapor yayımladı. Raporda öne çıkan vurgular ise STK’ların çözüm sürecindeki yetersizliği ve tarafların STK’lardan bağımsız olmak yerine taraf olmayı bekledikleri. Raporu kaleme alan akademisyen Cuma Çiçek, “Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler” saptamasında bulunuyor<strong>.</strong></p>
<p>Barış Vakfı, 2013-2015 yılları arasında yaşanan çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının (STK) performansını kendi ağızlarından dinleyerek bir rapor yayımladı. Akademisyen Cuma Çiçek’in yazdığı rapor Ankara, İstanbul, Van ve Diyarbakır’da toplam 45 STK temsilcisi ve üç uzman ile görüşüldü.</p>
<p>STK’ların kendi dilinden süreçteki pozisyonlarının dinlendiği raporda, çözüm sürecinde, Türkiye tarihine nazaran daha olumlu ve katılımcı bir yöntem izlendiğini ifade eden STK temsilcileri; sivil toplumun süreçteki katılımını yetersiz bulurken, tarafların onlardan beklentisinin ‘objektiflik’ olmamasından yakınıyorlar. STK’ların başka STK’lar, medya, akademi ve siyasetle ilişkilerine ‘çözüm’ bağlamında odaklanan rapor, yaşanması muhtemel ‘çözüm süreçleri’ için STK’lar için bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p>Kürt meselesinin ulusal sınırları aşmış olması, dünya deneyimlerindeki benzerlikler, sorunun silahla halledilemeyeceği gibi çıkarımlar sebebiyle STK temsilcileri “çözüm için masanın yeniden kurulmasını” kaçınılmaz bulurken, yeni bir çözüm süreci için daha hazırlıklı ve daha bağımsız olmaları gerektiğini kabul ediyorlar.</p>
<p>Barış Vakfı adına “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu kaleme alan Cuma Çiçek ile sivil toplumun ahvalini, Sivil Sayfalar için konuştuk…</p>
<p><strong>Türkiye’de ve bölgede bağımsız bir sivil toplum yapısının oluşmadığı, rapora katkı veren STK temsilcilerinin de ağırlıklı görüşü. Bağımsız bir sivil toplum örgütlenmesi neden mümkün değil ve nasıl mümkün olabilir?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Türkiye’de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir siyasi kültürümüz ve geleneğimiz var. Uzun yıllar siyaset dediğimizde bırakın sivil toplum örgütlerini siyasi partiler de akıllara gelmezdi, esasında devlet gelirdi. Bugün de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Siyaseti devletle sınırlı algılayan bir toplumsal geleneğimiz var. Oysa siyaset gündelik hayatın her alanındadır. Kazandığımız ekmekten, konuştuğumuz dile, komşumuzla ilişkilenme biçimimizden, kadın-erkek arasındaki ilişkilere, çocuklarımızın yetişme biçimlerinden hayal dünyalarına kadar her alanı etkilemekte, sınırlandırmakta, şekillendirmekte. Buna karşın toplumun büyük bir çoğunluğu siyaseti beş yılda bir yapılan seçimlere katılmakla sınırlandırmış durumda. Bu anlamda bahsettiğiniz değişim için kapsamlı bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var ve bu öyle birkaç yılda olacak bir dönüşüm değil ne yazık ki. Büyük emekleri, farklı alanlarda mücadele ve deneyim biriktirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İkinci olarak belki siyaset kurumuna dair toplum içerisindeki negatif algıdan bahsetmek gerekiyor. Bizim toplumda “örgüt” kavramı suç ile eşdeğer görünüyor. Örgütlü olmak, örgüte katılmak suça bulaşmakla özdeşleşmiş durumda. Oysaki örgütlenme tam da gündelik hayatımızı her yönüyle etkileyen, siyaset kurumuna müdahil olmanın başat yollarından biridir. Tabii bu konuda ülkedeki siyasi deneyim ve geçmiş önem arz ediyor. Bir tür askeri yönetim olan 1927-1952 Umumi Müfettişlikler, 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, 1987-2002 olağanüstü hal yönetimi, 1997, 2007 post-modern darbeleri, en son 2016’da askeri darbe kalkışması ve ardından ilan edilen ve bugün hala süren OHAL, Türkiye’de siyasetin toplumsallaşmasına pek de uygun olmayan bir siyasi-yönetsel geleneğin olduğunu gösteriyor. En önemlisi toplumun siyasete katılımını sınırlandıran bu siyasi-yönetsel geleneğin neredeyse yüz yıllık bir sürekliliğe sahip.</p>
<p>Toplumsal yapıyla ilgili altını çizmem gereken bir diğer mesele, belki de en önemli mesele, kamu, kamusal sorumluluk, toplum algısı, topluma karşı sorumluluk algısının toplumsal yapımız içerisinde her geçen gün kaybolması. Neo-liberal ekonomi ve buna dayalı politik sistem toplumsal dayanışma ağlarını, kültürel ve zihinsel dünyamızı her geçen gün dağıtıyor. Bakın Türkiye toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenir sıklıkla. İslam dininin ekonomi-politiğine dair sıklıkla hatırladığım ve hatırlattığım bir hadis var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi bu sözü tek başına kapı komşunuz olarak algılamayın. Diyarbakır, Mardin’in komşusudur, İstanbul Edirne’nin komşusudur, Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu sözü evrensel bir yerden okursanız, esasında size yerel ölçekten sınır-ötesi düzeye kadar dayanışmayı, adaleti emreder. Türkiye’de toplumun neredeyse tamamı Müslüman olduğunu iddia ediyor, okuldan çok camii bulunuyor, öte yandan, milyonlarca yoksul insan var. Bir yanda milyonlarca işsiz, 1.400 TL ile çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli varken, öte yandan ülkenin kaynakları bir azınlık zümrenin elinde her geçen gün tekelleşmekte. Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ortalama gelirinin tam sekiz katı. En zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden elde ettiği pay, en yoksul yüzde 40’nın aldığı toplam payın 1.9 katı. Neo-liberal ekonomi-politik toplumsal dayanışma ağlarımızı, toplumsallığımızı dağıttıkça, kamusal sorumluluğumuzu, eşitlik ve adalet fikriyatını ortadan kaldırdıkça çevresine karşı kör, ilgisiz, hatta çevresinin mahrumiyeti üzerinden biriktirmeyi normalleştiren bir toplum şekilleniyor. Bu da sivil topluma, siyasete katılımı sınırlandıran en önemli dinamiklerden biri.</p>
<p>Ülkemizdeki devlet geleneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu konuda yukarıda bahsettiğim yüz yıllık askeri yönetimler, darbeler ve olağanüstü hâl yönetimi geleneğimiz tek başına zaten tabloyu özetliyor. Türkiye’de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, azınlıklar, ekonomi-politik gibi ana siyasi meseleler üzerine ana-akım partiler arasında bir mutabakatın olması tam da siyaseti şekillendiren bir devlet geleneğine işaret eder. 2000’li yıllardaki tüm reform söylemlerine rağmen, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden OHAL yönetimi, bugün bu alanda pek de mesafe alamadığımızı gösteriyor.</p>
<blockquote><p>‘Olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.’</p></blockquote>
<p>Son olarak, siyasi partiler ve gruplar düzeyinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de siyaset yapma biçimlerinin büyük oranda toplum değil, devlet merkezli olduğu söylenebilir. Çok fazla iktidar odaklı, çok fazla merkeziyetçi, çok fazla lider odaklı, çok fazla erkek, aşırı düzeyde kapalı siyasi hareketlerle karşı karşıyayız. Son yıllarda özellikle ana-akım Kürt hareketinin katkısıyla Türkiye’de kadınlar siyaset alanında çok daha fazla görünür oldular. Türkiye’deki seküler siyasi gelenek bu konuda önemli bir referans oluşturmuştu. Ancak Kürt siyasetinin bu konuda önemli bir canlanma ve farklılık yarattığı açık. Özellikle HDP ile birlikte çok daha fazla görünür olan eş-başkanlık uygulaması, kadın kotası gibi konular diğer partiler içerisinde de önemli etkiler yarattı. Ancak geriye kalan hususlarda tüm siyasi farklılıklara rağmen ortak bir geleneğin olduğu söylenebilir. Tüm bu hususlar toplum merkezli, yerelleşmiş, makro düzeyle birlikte mikroya odaklanan, mikro düzeyler arasında ilişki kurarak makro düzeyde dönüşümü hedefleyen toplumsal mobilizasyon süreçlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Hem toplumsal yapıdan hem devlet geleneğinden hem de siyaset yapma biçimlerimizden kaynaklı olarak bugün sivil toplumun devlet ve siyasi partiler ve hareketler karşısında oldukça zayıf olduğu, büyük oranda siyaset kurumunun gölgesinde ya da onun organik bir aracına dönüştüğü görüyor. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümünde etkin bir sivil toplum geleneği yaratmak istiyorsak bahsettiğim üç alanda kapsamlı dönüşümlerin yaşanması gerekiyor ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kürt sorununda silahı merkez, sivil aktörleri de çevre olarak konumlandırıyor ve bu aktörlerin yer değiştirmediği sürece çözümü pek mümkün olmayacağını söylüyorsunuz. Sivil iradenin merkeze yerleşeceği, silahın çepere çekileceği bir denklemi sivil toplum kuruluşları nasıl kolaylaştırabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesinin silahtan arındırılıp, şiddet zemininden diyalog ve müzakere zeminine, siyaset zeminine çekilmesi birçok dinamiğe bağlı. Bu tek başına HDP’nin ya da KCK’nin tercihlerine bağlı değil. Oyun alanı içerisindeki diğer aktörlerin tercihlerine de bağlı. Ve bu aktörler bugün büyük oranda çeşitlenmiş, üstelik siyaset yaptıkları coğrafyalar da genişlemiş durumda. Artık sınır-ötesi bir bağlamda meseleyi düşünmek ve ele almak zorundayız.</p>
<p>Bununla birlikte, ana-akım Kürt siyaseti içerisinde dikkate değer bir dönüşüm krizi yaşandığını düşünüyorum. Bu krizin aşılması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözümüne büyük bir katkı sunabilir. 1999 yılıyla birlikte Kürt sosyo-politik alanını şekillendiren üç önemli dönüşüm yaşandı. Birincisi Öcalan’ın yakalanması sonrası Kürt siyaseti siyasi-ideolojik ve örgütsel bir dönüşüme gitti. İkincisi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ivme kazandı. Son olarak, ana-akım legal Kürt partileri yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Şimdi bu üç dinamiğin sonucu olarak, Türkiye’deki Kürt siyasi muhalefeti önemli bir dönüşüm yaşadı. Ben bu dönüşümü üç kavramla formüle ediyorum: Kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma. Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik dönüşüm ve zorunlu göç süreciyle birlikte Kürt muhalefeti zaten büyük oranda kentleşmişti. Yukarıda saydığım üç dinamik kentleşmeyi daha da hızlandırdı. Legal alanda bir yandan ana-akım legal Kürt partileri güçlenirken, öte yandan yerel yönetimler gibi devasa bir alan Kürt siyasetine açıldı. Tüm bu süreçler yaygın bir alanda legalleşmeyi getirdi. Son olarak hem kentleşme hem de legalleşme, Kürt siyasetinin şehirlerde, siyaset, sivil toplum, medya, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütlenmeleri gibi alanlarda göz ardı edilmeyecek ölçüde kurumsallaşmasını sağladı.</p>
<p>Kürt siyaseti kanaatimce bu dönüşüme ayak uyduramadı. Özetle toplumsal alanda yaşanan bu dönüşüme paralel olarak şiddet meselesi Kürt siyasetini belirleyen ana dinamik olmaktan çıkabilir ve sivil siyaset Kürt muhalefetinin yeni merkezi olarak şekillenebilirdi. Kürt siyaseti 1999 yılından bu yana tüm tartışmalara ve girişimlere rağmen bunu sağlayamadı. İşin doğrusu devlet de bu dönüşümün olması için gerekli koşulları sağlamadı, çoğu durumda engelleyici pozisyonlar aldı. Yine Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşlar da bu dönüşümü zorlaştırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24825 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg" alt="" width="270" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi-320x208.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /><br />
Şimdi sivil toplum bu alanda bir rol oynayabilir mi? Açıkçası 2015-2017 kent çatışmaları, 15 Temmuz askeri darbe kalkışması ve OHAL ile birlikte bugün bu dönüşüm çok daha zor. Zira, Kürt siyasetindeki legalleşme ve kurumsallaşma büyük bir darbe aldı. HDP’nin iki eş başkanı dahil birçok vekili tutuklu, belediyelerin tamamına yakınına kayyım atandı, Kürt meselesine duyarlı medya kuruluşlarının ve neredeyse tamamı kapatıldı, sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün kapasına mühür vuruldu, açık olanlarının çalışma düzeyi çok alt seviyelere gerilemiş durumda. Kısa vadede böylesi bir dönüşüm beklememek gerekiyor.</p>
<p>Ancak orta ve uzun vadede bu dönüşüme sivil toplum örgütleri katkı sağlayabilirler. Bu konuda sivil toplumun yüzünü siyaset kurumundan biraz topluma çevirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet merkezli bir siyaset algısından, toplum merkezli bir siyaset algısına geçişte sivil toplum örgütleri bir rol oynayabilirler. Tabii bu konuda öncelikle sivil toplumun kendi içinde böylesi bir dönüşüm yaşaması gerekir. Sivil toplum aktörleri, siyasi partiler ve devlet ile toplum arasında bir köprü kurma rolünden öteye geçerek, toplumun doğrudan siyasete katılımını destekleyici, toplumsal kapasiteyi artırıcı bir misyon üstlenebilirler. Daha açık bir ifadeyle, toplumu temsil etmek ve onun adına konuşmak yerine, toplumun doğrudan siyasete katılma ve konuşma kapasitesini güçlendirebilirler, buna dönük işlere odaklanabilirler.</p>
<blockquote><p>‘Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- vatandaşların korunması, 2- izleme ve hesap verebilirlik, 3- savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- doğrudan hizmet sağlama.’</p></blockquote>
<p><strong>Son çözüm sürecinde, çözümün aktörleri sivil toplumu sürece dahil ettiler. Bugün aktörler arasında çözüme dair bir manzara olmadığını düşününce, taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü sizce?</strong></p>
<p>Taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü? Şimdi taraflardan bağımsız demeyelim ama toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Dünyanın farklı zaman ve mekanlarında ortaya çıkan bu tür devlet-içi (intrastate) kimlik temelli teritoryal çatışmalara ilişkin bilgiler bize çatışma çözümü ve toplumsal barış inşasının çok düzeyli, çok aktörlü bir diyalogu, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektirdiğini söylüyor. Zira, bu tür çatışmalarda büyük ölçekli can kayıpları ve çoklu yıkımlar meydana geliyor. Şimdi çatışma çözümü büyük oranda çatışan aktörler arasında bir diyalog ve müzakere ile belki sağlanabilir. Ancak barış inşası çatışan aktörlerle sınırlı bir diyalog ve müzakereyle sağlanamaz. Bu noktada üst-liderlik dediğimiz ve doğrudan çatışan aktörlere gönderme yapan düzey kadar orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde diyalog, müzakere ve helalleşme süreçleri önem arz ediyor. Orta düzey daha çok kurumsal aktörlere ya da örgütlenmiş gruplara işaret ederken, toplumsal düzey doğrudan farklı halk grupları arasındaki ilişkilenmelerin altını çiziyor. Şimdi sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal-düzey ve orta-düzey müzakere süreçlerinin en önemli aktörlerinden biridir. Bununla beraber, özellikle üst-düzey liderlik alanında da önemli roller oynayabilir.</p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- Vatandaşların korunması, 2- İzleme ve hesap verebilirlik, 3- Savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- Grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- Çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- Doğrudan hizmet sağlama. Ara buluculuk, izleme ve hesap verebilirlik gibi fonksiyonlar esasında çatışan aktörlere dönük çalışmalar iken, geriye kalan çalışmalar büyük oradan doğrudan topluma dönük faaliyetler. Hatta yukarıda sayılan fonksiyonların büyük oranda orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde yürütülen ilişkilenme, diyalog, müzakere ve helalleşme çalışmaları olduğu söylenebilir. Sivil toplum aktörleri çatışmaların sürdüğü bu dönemde, taraflar arası bir diyaloğu beklemeden doğrudan toplumsal alana hitaben yukarıdaki fonksiyonların birini ya da birkaçını birden gerçekleştirebilir.</p>
<blockquote><p>“‘Sivil toplum gettolarının’ iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler.”</p></blockquote>
<p>Hem Türkiye genelinde hem de Kürt alanında sivil toplum aktörleri büyük oranda siyaset kurumuna angaje olmuş, hatta çoğu durumda siyaset kurumunun gölgesinde kalmış durumda. Bu kategorideki sivil toplum kuruluşlarından ziyade, herhangi bir siyasi partiye ya da gruba angaje olmamış, siyasete mesafeli durmuş sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlarla özellikle mikro ölçekte bağ kurmaları önem arz ediyor. Bu konuda ikinci olarak, farklı siyasi angajmanlara sahip sivil toplum aktörleri arasındaki diyaloğu ve iş birliğini geliştirici çalışmalar ön açıcı olabilir. İlgili aktörlerin “kendi siyasi mahallelerinden” çıktığı, farklı mahalledeki aktörlerle konuştuğu, karşılıklı anlama ve öğrenme süreçlerinin inşa edildiği deneyimler yol gösterici olabilir. Üçüncü olarak, “sivil toplum gettolarının” iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler. Son olarak, “farklı siyasi mahallerde bulunan”, “farklı sivil gettolarda yaşayan” aktörler özellikle konu bazlı çalışmalarla ortaklık inşa edebilirler. Bugün Kürt meselesini doğrudan konuştuğunuz zaman bir araya gelemeyecek birçok aktör, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaletsizliği, eğitim, anadil, göç gibi konular etrafında bir araya gelebilirler. Bu konuları konuşmak Kürt meselesini de daha detaylı konuşmayı sağlayacaktır. Türkiye genelinde yaygın çalışmalarla çözüme dönük bir sivil hareket ortaya çıkmadıkça Kürt meselesi çatışan aktörlerin tercihlerine bağlı olarak bir seyir izleyecektir. Ben böylesi bir hareketin ortaya çıkışının zor ama mümkün olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Bugünlerde pek muhtemel değil ama iki aktörlü bir çözüm masasına dönüldüğünde sivil toplumun süreçte güçlü bir aktör olabilmesi için bugün ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için yukarıda özetlediğim alanlarda ciddi çalışmalar yapmış, birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.</p>
<p>İkinci olarak, bu sürecin bir hazırlık süreci olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki sivil toplum aktörleri çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oldukça zayıf durumdalar. Bu konuda dikkate değer bir kapasite sorunu yaşanıyor. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında önemli bir birikim oluşmuş durumda. Yine yukarıda saydığım yedi fonksiyon içerisinde izleme ve hesap verebilirlik ile savunuculuk ve kamusal iletişim alanında önemli bir kurumsal deneyim söz konusu. Ancak diğer beş alanda dikkate değer bir kurumsal kapasite sorunu yaşanıyor. Birçok yerde, farklı zaman ve mekanlarda bu tür devlet-içi kimlik temelli teritoryal çatışmalar yaşandı, yaşanıyor. Bu alanda önemli bir birikim oluşmuş durumda. Ancak Türkiye’deki STK camiasının örneğin bu alanlarda benzer deneyimler yaşamış STK’larla sınır-ötesi ilişkileri yok denecek kadar az. Bu alanda Türkçe ya da Kürtçe yazılmış metinler neredeyse hiç yok.</p>
<p>Özetle, sivil toplum aktörleri bu süreci olası bir müzakere süreci için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirebilirler. Bir yandan toplumsal alanda çalışmalara odaklanırken, öte yandan çatışma çözümü ve barış inşası konusunda kurumsal bilgilerini ve tecrübelerini büyütebilirler.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunun Türkçe versiyonuna erişmek için <a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 07:41:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[etyen mahçupyan]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Veysi Altıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı, Kürt sorununun çözüm sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolünü konu alan rapor yayımladı. Hazırlık çalışmalarına 2017 Mayıs ayında başlanan “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” başlıklı rapor Cuma Çiçek tarafından hazırlandı. Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş’ın yaptığı rapora Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan danışman olarak katkıda bulundu. Raporda, çözüm sürecinde sivil toplum [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/">Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış Vakfı, Kürt sorununun çözüm sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolünü konu alan rapor yayımladı.</p>
<p>Hazırlık çalışmalarına 2017 Mayıs ayında başlanan <strong>“</strong><strong>2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları”</strong> başlıklı rapor Cuma Çiçek tarafından hazırlandı.</p>
<p>Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş’ın yaptığı rapora Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan danışman olarak katkıda bulundu.</p>
<p>Raporda, çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının barış inşasına dair çalışmalarının muhasebesi ile pozisyonlarının ve kapasitelerinin analizini bulabilirsiniz.</p>
<p>Aynı zamanda, yeni bir barış sürecinin gelişmesi için sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi aktörlere dönük önerileriler de raporda yer alıyor.</p>
<p>Çalışma sırasında Ankara’da 11, İstanbul’da 10, Diyarbakır’da 13, Van’da 11 sivil toplum kuruluşu temsilcisiyle ve Diyarbakır’da 1, İstanbul’da 2 sivil toplum kuruluşu üzerine çalışan uzmanlarla olmak üzere, toplam 48 kişi ile görüşme yapıldı.</p>
<p>Barışın inşasıyla ilgili teorik bir çerçeve sunularak başlanan raporun ikinci bölümde müzakere süreçlerinin katmanları ele alınıyor. Devamında ise Türkiye’de sivil toplumun ve çatışma çözümünün genel bir değerlendirmesi ve geniş olarak 2013-2015 yıllarında çalışma yürüten sivil toplum kurumları analiz ediliyor.</p>
<p>Çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinin muhasebesinin yapıldığı sonraki bölümde aynı zamanda çözüm sürecinde çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının ortak yönleri tespit ediliyor.</p>
<p>Sonuç bölümünde ise Kürt meselesinde müzakere ve uzlaşının imkanları ile çözüm ve uzlaşı için sivil toplum kuruluşlarının rolüne yönelik öneriler yer alıyor.</p>
<p>Rapor, Türkçe, İngilizce ve Kürtçe dillerinde yayınlandı.</p>
<p><a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Raporun Türkçesine ulaşmak için tıklayın</a>.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://bianet.org/bianet/insan-haklari/192549-baris-vakfi-ndan-3-dilde-cozum-surecinde-stk-ler-raporu" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Bianet </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/">Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaleti Ortak Payda Edinerek Demokrasiyi Talep Etmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/27/gergerlioglu-kazanc-olacaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2017 10:05:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17156</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Yapılması gereken adaleti ortak payda edinerek, demokrasiyi talep etmektir. Adalet isteklerinin artması ve her şikayetçi kesimin özeleştiri yapması, korkularımızdan arınmış bir adalet isteğinin somutlaşmasını sağlayabilir&#8221; Kürt meselesinde &#8216;Çözüm süreci&#8217;nin bozulup çatışmanın büyük bir şiddetle geri dönmesi, toplumsal hayatımızın her yanını derinden etkiledi. Öyle ki, çözüm sürecinde herkesin rahatlıkla kullandığı ifadeler, paylaştığı görüşler artık cezalandırılmaya başlandı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/27/gergerlioglu-kazanc-olacaktir/">Adaleti Ortak Payda Edinerek Demokrasiyi Talep Etmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Yapılması gereken adaleti ortak payda edinerek, demokrasiyi talep etmektir. Adalet isteklerinin artması ve her şikayetçi kesimin özeleştiri yapması, korkularımızdan arınmış bir adalet isteğinin somutlaşmasını sağlayabilir&#8221;</strong></p>
<p>Kürt meselesinde &#8216;Çözüm süreci&#8217;nin bozulup çatışmanın büyük bir şiddetle geri dönmesi, toplumsal hayatımızın her yanını derinden etkiledi. Öyle ki, çözüm sürecinde herkesin rahatlıkla kullandığı ifadeler, paylaştığı görüşler artık cezalandırılmaya başlandı. Ömer Faruk Gergerlioğlu da bu cezalandırma politikasından payını alanlardan biri. Asker ve PKK militanı iki tabutu temsil eden bir eylemde çekilmiş fotoğrafı, bir çatışmasızlık ve barış mesajıyla paylaşan MAZLUMDER eski Genel Başkanı Gergerlioğlu, hekimlik görevinden önce açığa alındı ardından KHK ile ihraç edildi. Yaklaşık dokuz ay işsiz kalan Gergerlioğlu, geçtiğimiz günlerde Batman’da bir hastanede hekimliğe yeniden başladı. Kendisiyle ihraç psikolojisini, ailesinden çok uzakta bir yerde işe başlamasını ve Batman-Kocaeli hattını konuştuk…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bir hekim olarak, Kürt meselesinde ölümün yerine çözümün ikame edilmesi gerekliliğini vurgulayan bir sosyal medya paylaşımı sebebiyle açığa alınıp iki buçuk ay sonra da KHK ile ihraç edildiniz. Yaklaşık dokuz aydır işsizdiniz. Bu süreçte bir KHK’lı olarak iş ararken nelerle karşılaşıyordunuz ve yeniden çalışmaya başlamak nasıl bir duygu?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17161 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02.jpeg" alt="" width="254" height="338" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02.jpeg 1200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.02-320x427.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 254px) 100vw, 254px" />Açığa alındıktan 2,5 ay sonra KHK ile devlet memurluğu görevimden ihraç edilmiştim ve toplam 8,5 aydır doktorluğumu yapamıyordum. Ayrıca hayatın içinde birçok saçma siyasi kararla en basit dernek üyeliklerim bile engelleniyordu. İhraç sonrası özel sektörde iş aradım. Fakat KHK ile ihraçlara karşı önemli bir rezerv vardı. Göğüs hastalıkları uzmanı arayan birçok hastaneye başvurdum, KHK’lı olduğumu duyunca ya dönüş yapmadılar ya da KHK’lı hekim çalıştırmama kararları olduğunu bildirdiler. Bakanlıktan araştırma yaptığımda bu konudaki yoğun sorundan dolayı bir müddet sonra genelge ile özel hastanelere  “KHK’lı çalıştırabilirsiniz” açıklaması yapıldığı söylendi. Bunu hastanelere ilettiğimde “KHK’lı doktor almaya kalktığımızda sağlık müdürlükleri bizi uyarıyor, ‘tavşana kaç tazıya tut’ tavrındalar” diyorlardı. Kimi hastane “tamam, anlaşırız” dedikten sonra arayıp “KHK’lı olduğunuz için sıkıntı çıkacağını düşündük, vazgeçtik” diyordu.  Ticari danışman firmalar yayımladıkları ilanlarda KHK’lı kabul eden ve etmeyen hastane listeleri oluşturuyorlardı, kabul edenler ise  çok az sayıda ve ucuza çalıştırmak isteyen hastaneler oluyordu. Benimle mülakat yapan bir Alman gazeteciye  anlatmıştım bunu,  bu ilanlardaki ayrımı duyunca kulaklarına inanamadı ve görmek istedi, gösterdim. Almanya’nın saygın bir gazetesinde bu KHK listesini haber yaptı. Sanırım ona, yakın tarihlerinden bir şeyler hatırlatmıştı. 8,5 ay sonra gördüğüm bir ilanda Batman’da bir özel hastanenin branşımla ilgili bir doktor arayışında olduğunu görünce temasa geçtim ve anlaştık. 8,5 ay boyunca doktorluğumdan uzak kalmıştım, özlemiştim, aşk ve şevkle işime başladım, ben mutlu oldum hastalarım da mutlu oldu sanırım. Haksız ve zalim bu kararla hayattan dışlandığınızı hissediyorsunuz. Zira çok ağır ve uzun bir eğitim sonucu uzman doktor oluyorsunuz. Ayrıca yetişmeniz için büyük bir emek sarfı oluyor, hem sizin tecrübeniz hem de devletin birikimi ihraçla heba edilmiş oluyor. Ülkenin yetişmiş birçok değeri böyle sudan bahanelerle, keyfi kararlarla mağdur edildi, ediliyor. En çok mağdur olan ise hastalarımız oluyor. Benim son çalıştığım yerde 16 yıldır sürekli takibimde olan hastalarım vardı ve ayrılışım onlar için çok zararlı oldu. Zira takipleri aksadı, hastalıklarının tüm kişisel özelliklerini biliyordum  ve bu tedavi takibi için çok önemlidir. Alanında ender birçok akademisyen arkadaşımın takibindeki hastalar için de bu böyle olmuştur.</p>
<p><strong>Kocaeli Türkiye’nin en fazla nüfus yoğunluğu olan bir havzada yer alıyor. Yaklaşık 20 milyon nüfus barındıran Marmara bölgesinde iş mi yoktu, neden Batman?</strong></p>
<p>Kocaeli’de zaten iş bulmam neredeyse imkânsızdı. Aslında Kocaeli’de çok tanınmış bir doktor olduğum için özel hastaneler nezdinde aranan bir doktor olurdum. Ancak açığa alınmam ve ihracım sırasındaki medyatik dezenformasyon ve gürültü özel hastaneleri ürküttü sanırım. Branşım alanında doktor arayan bir hastane başvurumu inceledikten sonra dönüş yapmadı. Marmara bölgesinde çok hastaneye başvurdum fakat bölgeye olan yoğun müracaat dolayısıyla ihtiyaç azlığı ve ihtiyacı olanın da KHK’lı almak istemeyişi  beni uzak bir ildeki seçeneği tercihe itti.</p>
<p><strong>Bölgeyi bildiğinizi, buraya sık gelip gittiğinizi biliyoruz. Ama yerleşik olmak başka bir şey. Nasıl karşılandınız, nelerle karşılaştınız?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17162 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26.jpeg" alt="" width="410" height="307" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26.jpeg 1600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.52.26-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 410px) 100vw, 410px" />Daha önceden bölgeye sık sık gidip gelirdim ve insan hakları alanındaki çalışmalarımdan dolayı özel ilgimin olduğu bir alandı. Batman’da çalışmaya başladığımı sosyal medyadan yayımlayınca büyük ilgi gördü. Medyada haber oldu çünkü benim ihracım son derece bilinçli ve önyargılı bir siyasi tercihti, barış isteğinin cezalandırılmasıydı. Sürekli adalet, barış diyen birisinin çatışmanın tercih edildiği çözüm süreci sonrası memuriyet görevinden ihracının siyasi bir anlamı vardı. Göreve başlamam tüm barış yanlılarını mutlu etmişti. Tanıdığım, tanımadığım birçok kişiden çok sıcak, çok içten tebrik mesajları aldım. Onları sevindirdiğim için bir kat daha mutlu oldum zira bu, onlar için de çok motive ediciydi. Barış istediğimiz için ihraç edilmemizin büyük bir anlamı vardı.  Bu anlamı iyi bilen Batman halkı sağ olsun beni büyük bir ilgiyle karşıladı. Birçok kişi muayene sırası alıp, polikliniğime gelip “aslında hasta değilim sizinle tanışmak ve takdirlerimi bildirmek istemiştim” dedi. Mesai arkadaşlarımın çoğunun başımdan geçenleri duyduğunu anladım, beraber çalıştığımız için mutlu olduklarını ifade ettiler. Caddede yürürken bile tanımadığım Batmanlılar beni durdurarak  ihraç için üzgün olduklarını ancak bu haksızlığın Batman’da bitmesi ve yeni görevim için sevgi, saygı ve takdirlerini ilettiler. Batman’da önceden tanıştığımız arkadaşlarım, eski dernek çevrem sağ olsun çok ilgi gösterdiler. Tabip Odası ve diğer bazı STK’lar “hoş geldin” ziyaretlerinde bulundular.  Her geçen gün Batman’ı daha çok seviyor ve alışıyorum.</p>
<p><strong>Sivil toplumcu yönünüz hekimliğinizin çok önünde, o yüzden sormak isterim. Batman&#8217;da sivil toplum alanında temaslarınız, çalışmalarınız oldu mu, neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17160 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37.jpeg" alt="" width="260" height="347" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37.jpeg 1200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.43.37-320x427.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" />Sivil toplum çalışmalarından hiç kopmadım, halihazırda da Hak ve Adalet Platformu’nun sözcüsüyüm. Batman’da  ilk olarak Türkiye Küçük Millet Meclisi toplantısına katıldım, genel ve yerel sorunlar hakkında konuştuk.  Batman’da çevre açısından büyük bir sorun olduğunu fark ettim. Betonlaşmanın çokluğu, ağaçlandırmanın azlığı oldukça dikkat çekiciydi. İlk işim Orman Müdürlüğü’nden fidan alarak Batmanlı arkadaşlarımla fidan dikimi yapmak oldu. Batmanlılara da tavsiye ettim. Ayrıca Suriyeli aileleri ziyaret ederek onların halini tespit ederek bir doktor olarak yardımcı olmaya çalıştım. Çeşitli kamu kurumlarındaki hastalarımdan  konularıyla ilgili Batman’ın sorunlarını sordum ve meseleleri dinledikçe daha da ilgimi çekti.  Bazı yerel dernek temsilcileriyle, KHK’lı kaderdaşlarımla uzun sohbetler yaparak dertleştik, dertleşiyoruz. Bölgenin etkin şahsiyetleri, ilim adamlarıyla tanışıyorum. Çevreyi gezerek her açıdan birebir temas niyetim var. İlk olarak arkadaşlarımla Midyat’a giderek Ezidi ve Süryani yetkililerle görüştüm. Tahmin ettiklerimi ilk ağızdan dinlemek çok önemli ve çarpıcıydı.</p>
<p><strong>Batman-Kocaeli üzerinden bir kıyas yapmak gerekirse, neler gözlemlediniz, bunlarla ilgili değerlendirmeleriniz neler?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17163 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56.jpeg" alt="" width="372" height="279" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56.jpeg 1600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/WhatsApp-Image-2017-07-26-at-09.53.56-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 372px) 100vw, 372px" />Batman’da ekonomik, siyasi, sosyal sorunlar çok. Kürt meselesi hakkında yaptığım gözlemlerde sorularım karşısında insanlarımızda önemli bir umutsuzluk, bezginlik, bıkkınlık, kırgınlık olduğunu gözlemledim. Bölgenin makus talihi en önemli sorun. Buraya gelince Batı illerinden burayı değerlendirmenin yanlışlığını bir daha idrak ettim ve hayıflandım. Hayıflandım, zira ezbere siyasi yaklaşımlar, sorunlardan habersiz partizanlığın göremediği çok önemli gerçekler var. Hangi siyasi çevreyle konuşsam bazı ortak sorunların  varlığı bir gerçek, farklı siyasi çekişmeler de mevcut.  Batman ve bölgede nüfus yoğun ve insani ilişkiler batıya göre daha sıcak. Misafirperverlik, arkadaşlık, akrabalık ilişkileri daha yoğun. İnsani temaslar daha yoğun ve  geleneksel istek, baskı ve kurallar çok. Batman’da  kamu sağlık kuruluşlarının ihtiyaca cevap vermede zorlandığını görüyorum. Hızla artan nüfusa karşı bölgede ciddi sağlık yapılanmasının gerekliliği çok belirgin. Batman’da genç nüfusun çokluğu ve batıya göre çok belirgin bir işsizliğin olması çok üzücü. Geldiğim il olan Kocaeli ile Batman arasında  bu alanda önemli bir uçurum var.</p>
<p><strong>Kürt meselesinde siyasal çözüm ihtimalinin bir kere daha akim kalmasıyla 2015 yazından beri giderek daha da zorlaşan bir atmosferde yaşıyoruz. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra yaklaşık bir yıldır OHAL ile yönetiliyoruz ve siz de OHAL kanunlarının verdiği yetkiyle işinizden oldunuz. Bütün bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye’nin o görece huzurlu ortamına dönmek hala mümkün mü, bunun için kim ne yapmalıdır?</strong></p>
<p>Çözüm sürecinin bitişi büyük kötülüklerin başlaması için elverişli bir vasat oluşturdu. Demokrasiden sapma sonrası  iç çatışmalar, darbe ve OHAL keyfiliği gerçekleşti, daha da kötüye gidiyoruz. Çatışma ortamında demokrasinin olmayacağı bellidir. Türkiye&#8217;nin kendi kurucu anlayışından kaynaklanan demokrasi sorunu vardı, bunu iyileştirme yönünde adım atılması büyük bir ihtiyaç iken sorunu daha da büyütecek bir yol tercih edilmiş oldu. Tercih bu  topraklara yapılmış büyük bir kötülük oldu.</p>
<p>Yeniden çözüm ve barış tercih edilmelidir, bu olmazsa olmazdır. Bölgeye üstenci bir bakışla biçilmiş çözümlerin başarısız olduğu göründüğü halde tekrarı deneniyor. Bu, sorunların daha da kronikleşmesine yol açacaktır. Görece huzurlu ortama dönmek en azından şimdiki kötü gidişatın önlenmesi için çok önemlidir, şarttır. Bu ortama dönüş uzun zaman alacak olsa bile mutlaka tercih edilmesi gerekendir, bu yüzden taraflar yeni bir konsensüs sağlamalıdır.</p>
<p>Yapılması gereken adaleti ortak payda edinerek, demokrasiyi talep etmektir. Adalet isteklerinin artması ve her şikayetçi kesimin özeleştiri yapması, korkularımızdan arınmış bir adalet isteğinin somutlaşmasını sağlayabilir. Şu an hepimizin yoğunlaşması gereken budur diye düşünüyorum. Yaşadığımız son musibetler her kesime başkası için de insan haklarını istemeyi öğretmişse, sıkıntılarımız bir kayıp değil kazanç olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/27/gergerlioglu-kazanc-olacaktir/">Adaleti Ortak Payda Edinerek Demokrasiyi Talep Etmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır’da ‘barışın imkanları” konuşuldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/06/diyarbakirda-barisin-imkanlari-konusuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 13:13:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mıgırdiç Margosyan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi bünyesinde oluşturulan Toplumsal Barış Ağı, Diyarbakır ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları ile ‘yeni bir barış sürecinin imkânları ve sivil toplumun katılımını’  başlıklı bir çalıştay düzenledi. Çalıştaya, İstanbul ve bölge şehirlerinden katılan sivil toplum temsilcileri, kaybedilen barış sürecinin tecrübelerinin yeni bir süreçte nasıl değerlendirilmesi gerektiğini tartıştılar.   Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/06/diyarbakirda-barisin-imkanlari-konusuldu/">Diyarbakır’da ‘barışın imkanları” konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi bünyesinde oluşturulan Toplumsal Barış Ağı, Diyarbakır ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları ile ‘yeni bir barış sürecinin imkânları ve sivil toplumun katılımını’  başlıklı bir çalıştay düzenledi. Çalıştaya, İstanbul ve bölge şehirlerinden katılan sivil toplum temsilcileri, kaybedilen barış sürecinin tecrübelerinin yeni bir süreçte nasıl değerlendirilmesi gerektiğini tartıştılar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı, üçüncü bölgesel toplantısını Diyarbakır’da gerçekleştirdi. İstanbul, Batman, Urfa, Muş, Hakkari, Van, Malatya ve Diyarbakır’dan sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri, akademisyenler ve aktivistlerin katıldığı çalıştay gün boyu ‘toplumsal uzlaşı ve yeni bir çözüm sürecinin imkanları’ konusunu tartışarak STK’ların bu süreçlerde nasıl rol oynayabileceğine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Açılış konuşmasında toplantının amacının ‘ülkedeki barış sürecinin yeniden tesisi için neler yapılabileceği ve bu süreçte sivil toplumun ne gibi roller üstlenebileceğine dair tartışmalar yapmak’ olduğunu dile getiren DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, Toplumsal Barış Ağı bünyesinde bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmaların taslak raporlara dönüştüğünü ve tartışmaların ardından yapılan çalıştayın yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacağını aktardı.</p>
<h4>“STK’LAR DA KENDİSİYLE YÜZLEŞMELİ”</h4>
<figure id="attachment_14385" aria-describedby="caption-attachment-14385" style="width: 339px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-14385" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2.jpg" alt="" width="339" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2.jpg 1200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-640x424.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-1024x678.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-610x404.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ditam2-320x212.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 339px) 100vw, 339px" /><figcaption id="caption-attachment-14385" class="wp-caption-text">Mıgırdiç Margosyan (solda) ve Hakan Tahmaz</figcaption></figure>
<p>Barış Vakfı yöneticisi Hakan Tahmaz’ın “Barış Süreçlerinde Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü” ve Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan’ın “Çok Dilli, Çok Dinli ve Çok Kültürlü Toplumlarda Toplumsal Uzlaşı” üzerine konuştuğu ilk oturumun ardından ikinci oturumda ağ bünyesinde kurulan &#8220;Barış Sürecini Yeninden Başlatma ve Geliştirme Komisyonu&#8221; ile &#8220;Azınlık ve Kültürel Hakları Geliştirme Komisyonu&#8221; tarafından hazırlanan taslak raporlar üzerinde değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>“Türkiye’nin kırmızı çizgilerini belirleyen tek ve en önemli konunun Kürt meselesi” olduğunu söyleyen Hakan Tahmaz konuşmasında, sivil toplum örgütlerinin barış süreçlerindeki rolünü anlattı. Türkiye’de bozulan &#8216;çözüm sürecinden&#8217; herkesin çıkarması gereken dersler olduğunu vurgulayan Tahmaz’ın konuşmasında öne çıkan vurgular şöyle: <em>“Barış süreçlerinde geçmişle yüzleşme önemlidir ancak bunun anlamlı olabilmesi için sadece siyasilerin değil sivil toplum örgütlerinin de kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Çözüm süreci Türkiye’nin kendi sivil toplum gerçekliği ile tanıştığı bir süreç de oldu aynı zamanda. Sivil toplum örgütleri bu süreçlerde öncelikle toplumun değişim ve dönüşümünü sağlayacak çalışmalar yapmalıdır. Ancak bunu yaparken sivil toplum örgütleri için en büyük tehlike siyasi pozisyon üzerinden çalışma yürütmektir. Barış çalışması yapıyorsanız önemli olan nesnel olmak ve politik pozisyon almayan bir tavır benimsemektir. Biz Barış Vakfı olarak siyasi gelişmelere reaksiyon vermek yerine bu gelişmelerin muhtemel bir barış imkânı açısından doğurduğu sonuçları göz önüne sermeye çalışıyoruz.” </em></p>
<p>Çocukluğunun Diyarbakır’ında çok dilli ve çok kültürlü yaşamın, uzlaşma ve çatışmalarını kişisel hatıralarıyla anlatan Mıgırdiç Margosyan, özellikle 1950’li yıllarda yaşanan Kıbrıs olaylarının kalan Ermenileri de göç ettirdiğini vurgulayarak şunları dile getirdi: “Surp Giragos Kilisesi’nde yaşam yeniden inşan edildi birkaç yıl önce. Ama dün &#8216;rahmetli&#8217; Gavur Mahallesi’ne gittim, her şey mahv û perişan olmuş, geriye hiçbir şey kalmamış. Bu yıkımı anlatmaya gücüm yetmiyor. Şunu gördüm: Devran döndükçe ve zihniyet değişmedikçe dönüp dönüp aynı yere tosluyorsunuz.”</p>
<p>Çalıştayın öğleden sonraki oturumunda ise, ‘Barış Sürecini Yeninden Başlatma ve Geliştirme Komisyonu’nun hazırladığı taslak rapor hakkında Sedat Yurtdaş tarafından, ‘Azınlık ve Kültürel Hakları Geliştirme Komisyonu’nun hazırladığı rapor hakkında ise Aziz Yağan tarafından birer sunum yapılarak değerlendirmelerde bulunuldu. <em>Türkiye’de bir barışın olmazsa olmazları nelerdir? Kürt meselesinin sınır aşırı boyutu, artan aktör ve faktörler çözüme nasıl etki etmektedir? Çözüm süreci neden bozuldu, siyasi partiler ve sivil toplumun süreçteki hata ve eksiklikleri nelerdi? 16 Nisan referandumunun sonuçları Kürt meselesini nasıl etkileyebilir? Dünyadaki farklı çözüm deneyimlerinden Kürt meselesinde bir çözüme neler aktarılabilir?</em> gibi sorulara cevap aranan toplantının tartışmalarından sonra raporların mayıs ayı içinde tamamlanarak 20 Mayıs ve 3 Haziran tarihlerinde geniş katılımlı iki toplantı ile kamuoyuna açıklanması bekleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/06/diyarbakirda-barisin-imkanlari-konusuldu/">Diyarbakır’da ‘barışın imkanları” konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
