<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ÇİTTA arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/citta/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/citta/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 10:46:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>ÇİTTA arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/citta/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ÇİTTA&#8217;dan Ekolojik Filmler Festivali&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/cittadan-ekolojik-filmler-festivali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 10:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİTTA]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ekololojikfilmlerfestivali]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Gaiafuturefood]]></category>
		<category><![CDATA[HeinrichBöllStiftung]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis]]></category>
		<category><![CDATA[korhanözkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürhane]]></category>
		<category><![CDATA[melikeselindurmazekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[mersinbüyükşehirbelediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebiliryaşam]]></category>
		<category><![CDATA[SYFF]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çukurova İnsan, Tohum Toprak Atölyeleri (ÇİTTA) tarafından düzenlenen “ÇİTTA Ekolojik Filmler Festivali” 25 – 26 Mayıs tarihlerinde Mersin Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/cittadan-ekolojik-filmler-festivali/">ÇİTTA&#8217;dan Ekolojik Filmler Festivali&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Festivalin ana destekçileri Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF) ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği iken, yerel destekçiler de Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Yenişehir Belediyesi, Mersin Kent Konseyi, Kültürhane ve Gaia Future Food idi. SYFF 2018 seçkisinden 17 ekoloji odaklı belgesel Mersinli izleyicilerle buluştu.</p>
<p>SYFF’den kordinatör Barbara Yazırlıoğlu Mersin’deki gösterimlerde yer aldı. Yazırlıoğlu festival sürecine ilişkin en büyük sıkıntılarının büyük kitlelere ulaşamamak olduğunu belirterek, &#8220;Ne kadar çok duyuru yapsak da küçük bir kitleye ulaşabiliyoruz. Daha fazla insan çekemiyoruz. Sanırım isimden de kaynaklı; ekolojik olması insanları biraz düşündürüyor da olabilir. İlgi çekici bulmuyorlar sanırım. Çünkü şu anki nüfus popüler kültüre daha yakın, konunun önemini yeterince kavramamışlar. Bu filmlerin neye dair olduklarını bilmiyorlar ama öğrenmek de istemeyen bir kitle var. Biz bu kitleyi yakalamaya çalışıyoruz&#8221; dedi.  Bu yüzden çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Yazırlıoğlu, &#8220;Ne kadar çok insana yayılırsa o kadar çok farkındalık artar, farkındalık arttıkça da insanlar tükettiği yiyecekleri, havayı, doğayı daha bilinçli tüketirler. Türkiye’nin pek çok yerinde SYFF’nin düzenlediği gösterimlerde yer aldım. Her şehrin dinamiği farklı elbette, Mersin’de ise aslında bu sene daha geniş bir kitleye ulaşabildik. Daha iyiye gidiyoruz. Kâğıt basmak yerine sosyal medyadan sesimizi duyurduk. Böylece hem daha ekolojik hem de daha etkili oldu.” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Doğayı Her Yerde Koruyucağız&#8221;</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-39131 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Barbara-2-640x427.jpg" alt="" width="474" height="316" />Festivalde filmlerin yanı sıra, filmlerde ele alınan konularla ilgili yerelden uzman konukların katılımıyla sohbetler de gerçekleştirildi. 25 Mayıs Cumartesi günü ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Korhan Özkan izleyiciyle bir araya geldi. Bir doğa bilimcisi olan, dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanında, Kuzey Kutbu’nda ve pek çok yerde araştırma imkânı olduğunu belirten Özkan, “Kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu belgesellerde gördüğümüz o doğanın muhteşem anlarının pek çoğuna tanıklık etme imkanlarım oldu. Kutuplarda sudan sıçrayan balinaları görmek veya Kuzey Denizi’nde deniz papağanlarını görmek benim için çok etkileyici olmuştu. Ama doğa her yerde, Vamizi belgeselinde çok güzel bir bitiş cümlesi vardı: ‘Doğa her yerde. Her yerde koruyacak, bu savaşı her yerde vereceğiz.’ İnanın bu filmde gördüğünüz her şey elinizin uzanacağı uzaklıkta. Marmaris’te haziran ayında Boncuk Koyu’na giderseniz sabah erken saatlerde kum köpekbalıklarıyla birlikte yüzebilirsiniz, son derece zararsız hayvanlardır. Deniz kaplumbağaları şu anda Mersin’in tüm kumullarında bizim kampüste de görebilirsiniz. Her akşam binlerce deniz kaplumbağası kıyılarımıza çıkıyor. Bütün bunlar el atabileceğiniz uzaklıkta, tanık olmak mümkün.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Dünyada üretilen enerjinin, maddenin yüzde 50’si doğrudan ya da dolaylı olarak insan tarafından kullanıldığını hatırlatan Özkan, &#8220;Oysa biz bir türüz sadece, bizimle birlikte adlandırabildiğimiz 2,5 milyon tür daha canlı var. Bu dramatik bir durum. Ancak ben umutsuz olduğumuzu düşünmüyorum, Vamizi örneği çok güzel kanıtı. Bunun nasıl olacağı önemli. Bir yaşam stili değişikliği yapmak zorundayız. Eskiden milli parklarda tutardık canlıları, ancak milli parklarla doğayı korumak mümkün değil. Yeni bir yol bulup kentte hem insanı hem doğayı bir arada var edecek çözümler bulmamız gerekiyor. Örneğin Mezitli’de (Mersin) deniz kaplumbağalarının yeniden üremesi için kumsal ve deniz lazım, bunlar zaten var. Üremesi için tek yapmamız gereken insan etkilerini kontrol edebilmek. Akdeniz fokları yeniden Mersin Limanı’na çıkabilir, deniz kaplumbağaları yeniden kumsallarımızda olabilir, başarıp ulaşabileceğimiz şeyler bunlar. Kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız; doğanın bizimle birlikte var olmasına izin verecek miyiz yoksa hep beraber yok mu olacağız?” dedi.</p>
<p><strong>Gıda Krizine Bir Çözüm Olarak Kent Bostanları</strong></p>
<p>26 Mayıs Pazar günü de Mersin Üniversitesi’nden Melike Selin Durmaz Ekenler ve Çitta Gıda Topluluğu üyeleri yereldeki deneyimleri üzerinden bilgi paylaşımında bulundu. Ekenler, kentlerde yereldeki sorunları çözmeye yönelik çok çeşitli bahçe ve bostan uygulamalarının önemine değinerek insanların buralarda hem bir araya geldiklerini hem de küçük de olsa temiz gıda üretildiğini belirtti: “Bahçe ve kent bostanları, kentte betonlaşan, kamusal alanın giderek daraldığı yerde bir araya gelerek topluluk inşasının gerçekleştiği alanlardan biri. Kadın kooperatifleri, gıda kooperatifleri de birer bostan örneği aslında. Çünkü yaparak bir araya geliyorlar. Yedikule Bostanları’nda bu filmlerde ve yereldeki bahçe bostan örneklerinde ‘gıda egemenliği’ ve bunun krizi üzerine neler yapılabileceğini görüyoruz. Bazı eylemlerin kentten başlaması gerekiyor zaten. Çünkü esas tüketim alanları kentler. Yine topraktan, insan ilişkilerimizden bağın da giderek uzaklaşıldığı yerler de kentler. Burkina Faso Bereketi filminin sonunda da dediği gibi çocuklar çok önemli. Ben yerelde okullarda da çok çalıştım. Orada çoğu çocuk ve yetişkinler de aslında kimi meyve ve sebzelerin nerede yetiştiğini bilmiyor. Ve gıdanın yolculuğunu farkında değiliz, neye ne kadar sabretmemiz gerektiğini farkında değiliz. Kent bahçeleri bu nedenle önemli; yaparak gösteriyor.”</p>
<p>ÇİTTA Ekolojik Filmler Festivali’nde yer alan filmlerin konuları şu şekilde:</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-39133 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/zz2-160x160.jpg" alt="" width="274" height="274" />Festivalde Barcelona’da bir tahliye protestosu sonrası şehrin belediye başkanlığı için kolları sıvayan ve bunu başararak kentin ilk kadın belediye başkanı seçilen Ada Colau’nun hikayesi <strong>Aday Ada</strong>, 30 farklı ülkede mikro krediler ile yenilenebilir enerjileri herkesle buluşturan Angaza Platformu’nun öyküsü Angaza, para için değilde gezegenin faydası için emeklerini ortaya koyanlara ışık tutan <strong>Gerçek Değer</strong>, Hindistan’ın yoksul mahallelerinde kendilerini dünyaya bağlayan internet laboratuvarlarının kapatılması riskine karşı harekete geçen genç kadınları perdeye yansıtan <strong>Açık Pencere</strong>, Mozambik’e bağlı Quirimbas Adatakımı’nın en büyük adası Vamizi’ndeki eşsiz doğa güzelliklerin karşı karşıya kaldığı tehlikeleri gözlemleyebileceğimiz <strong>Vamizi: Mercan Beşiği</strong>, büyükbabasına bahçesinde yardım ederken kendi köklerini yeniden keşfeden genç bir erkeğin hikayesini aktaran <strong>Büyükbabamın Bahçesi</strong>, koşulsuz vatandaşlık geliri konusunda çalışmalar yürütenlere tanık olacağımız <strong>Bedava Öğle Yemeği Cemiyeti</strong>, sütün sağlıklı doğal ve zengin besleyici değerler içerdiği algısı ne derece doğru sorusunun peşine düşen <strong>Süt Sistemi</strong>, Filistinli ve İsrailli çevrecileri bir araya getiren EcoPeace kurucularından Gidon Bromberg’i anlatan <strong>Ecopeace Orta Doğu</strong>, Kosta Rika’da yoğun turizmin tehdit ettiği <strong>%2,5 Osa Yarımadası</strong>, giysileriniz nasıl üretiliyorun arka planını ortaya çıkaran <strong>Adil Ticaret: İlk Adım</strong>, Afrika’nın kuzeyinde sapa bir köyde insanların terk etmek yerine kalıp arazilerini onararak dönüştürmeye karar verdiğinde nelerin mümkün olduğunu gösteren <strong>Etiyopya Yükseliyor</strong>, Yedikule Bostanları’nın yaşayan en eski bostancısı Recep Eraslan’ın hikayesini aktaran <strong>Yedikule Bostanları</strong>, Batı Afrika’da bulunan küçük bir ülke olan Burkina Faso’daki tarımsal direnişin ve gıda egemenliği mücadelesini anlatan <strong>Burkina Faso Bereketi</strong>, sıfır müşteri ve 17.000 çalışan ile bir başarı hikayesini ortaya çıkaran New York Park Slope Gıda Kooperatifinin 40 yılı aşkın başarısının sırrına şahit olacağımız <strong>Gıda Koop</strong>, kornea ve organ naklinin hayati önemini gözler önüne seren <strong>Kornea İkilisi</strong>ve bir avuç sıra dışı genç doktor ve aktivistten oluşan bir ekibin “herkes için sağlık hakkı” için verdikleri küresel mücadeleyi gözler önüne seren <strong>Yörüngeyi Değiştirenler </strong>filmleri yer aldı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-39129 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Alper-emre-2-640x480.jpg" alt="" width="508" height="381" />ÇİTTA’dan Alper Tolga Akkuş ve Emre Murat Varlık’la temelde üretici ve tüketiciyi bir araya getirmeyi hedefledikleri bu kolektif topluluk ve festivalle ilgili konuştuk:</p>
<p><strong>Temel olarak üreticiyle tüketiciyi bir araya getiriyorsunuz, bu ihtiyaç neyden kaynaklanıyor? </strong></p>
<p><strong>A.T.A: </strong>Bu ihtiyaç çağımızda gıdanın sağlıksız olmasından kaynaklanıyor. Hazır gıda çok sıkıntılı, ambalajlı ürünler de öyle. Endüstriyel üretimde ilaç kullanımı çok fazla.</p>
<p><strong>E.M.V: </strong>İnsanları bir araya getiren en büyük ihtiyaç, temiz gıdaya ulaşım ihtiyacı elbette. Çukurova Bölgesi her ne kadar çok büyük tarımın yapıldığı bir yer olsa da kullanılan ilaç miktarı o kadar yüksek miktarlara ulaştı ki taban altı sularımızda bile kirlilikler görülmeye başlandı. Öncelikle insanlar bu amaçlarla, temiz gıdaya nasıl ulaşabiliriz düşüncesiyle hareket ediyor. Bunu yapmanın tek yolu da ya kendiniz üreteceksiniz ya da bulamıyorsanız üreticiyi bulacaksınız, onu da bulamıyorsanız organik pazarların yolunu tutacaksınız.</p>
<p><strong>Öyleyse ilk hedefiniz üretmek.</strong></p>
<p><strong>E.M.V: </strong>Evet, ilk hedefimiz üretmek. En küçük kapasitede bile olsa, balkonumuzda küçük bir şeylerde de olsa üretmek. Kendi ihtiyacımızın ya da çevremizdekilerin ihtiyacının bir kısmını da olsa karşılayabilecek kapasiteye ulaşmak. Kendimiz üretmediğimiz sürece doğru yapıldığından emin olma şansımız çok yok.</p>
<p><strong>ÇİTTA’da süreç nasıl ilerliyor?</strong></p>
<ol>
<li><strong> M. V: </strong>Biz üreticiyi buluyoruz, onunla bir anlaşma yapıyoruz. “Biz sana tohumu da vereceğiz, toprağın da güzel, organik ilaç nasıl yapılır, onu da gösteririz, bizim istediğimiz gibi yap. Kimyasal gübre ve ilaç kullanma, ürünün kalitesine razıyız, normalde toptancıya/hale/markete çok düşük fiyatlara satmak yerine biz daha iyi fiyatla alalım” diyoruz. Aracıları ortadan kaldırıyoruz. Onlara 50 kuruş, 1 TL gibi fiyatlara satarken örneğin organik pazarda fiyatı 6 TL olan ürün aracıyı da ortadan kaldırdığımız için 5 TL gibi bir fiyata alıyoruz. Hem satıcının alım garantisi oluyor hem de tüketici temiz olduğunu bildiğimiz gıdaya erişim sağlayabiliyor.</li>
</ol>
<p><strong>A.T.A:</strong>Üretici eskisinden satabildiği fiyattan çok daha iyisine satabiliyor, daha karlı. Çünkü öncesinde o parayı aracı kazanıyordu. Sizin pazarda 6 TL’ye aldığınız domatesi aracılar tarladan 40-50 kuruşa alıyorlar. Bunun içine hal komisyonu vs de giriyor. Her bir aracı yüzde yirmi ekleye ekleye size gelene kadar 6 lirayı buluyor. Ben direk üreticiden alıyorum, 5 liraya alıyorum, kazanacaksa üreticim kazansın. Ayrıca sağlıklı gıdaya da ulaşmış oluyoruz.</p>
<p><strong>E.M.V: </strong>Arada ziyaretlere giderek üreticinin takibini de yapıyoruz. Şu anda piyasada herhangi bir ürüne 8-10 kere ilaç atılıyor. Bazı ürünlere ise daha çabuk olgunlaşsın diye hasattan önce 3-4 kere ilaç atılıyor. Sevkiyat zincirinde korumak ve raf ömrünü uzatmak için de tekrardan ilaçlar kullanılıyor.</p>
<p><strong>Peki siz ne kadar miktarda ilaç kullandırtıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>E.M.V:</strong>Hayır. Yok. Biz mümkün olduğu kadar hiç kullandırtmıyoruz. Aslında her dakika üreticimizin başında olmadığımız için bilemeyiz ama mesela bizim üreticilerimizden Ali abi (Ali Çelik) bu konularda çok bilgili ve duyarlı. Tahtacı Türkmen köyü’nde (Adana Karaisalı) tepenin üzerinde bir yerde yaşıyorlar, burası 30 yıldır hiç tarımın yapılmadığı bir yer. Zaten orman toprağı, tertemiz, 30 yıldır hiç tarım yapılmadığından ilaç da yok toprakta. Barajın olduğu, şehrin içme suyunun geçtiği bir yer burası. Yapılaşma da yasak, ilaç kullanımı da yasak bölgede. Çukurova’da böyle bir üretici bulmak çok büyük bir şans. Çünkü o kadar çok ilaç attık ki ovada temiz bir yer olduğunu iddia etmek çok zor. Nispeten yukarılar ovaya göre daha temiz. Trafik yoğun olmadığı için şehre göre egzoz gazı da çok daha az. Diğer yandan gıda topluluğuna katılıp sonradan üretici olan arkadaşlarımız da oldu. Her gün daha da çoğalıyoruz. Artık pek çok yerde şehir bostanları kuruluyor. Bunlar da temiz gıdaya ulaşmak için iyi örnekler.</p>
<blockquote><p>“Yemek yemenin birazcık düşünülerek yapılması gerekiyor, artık mevsimsel döngülere bile bakmadan her an her şeye ulaşabildiğimiz, bolluk bereket ülkesinde yaşadığımız bir şımarıklık söz konusu”</p></blockquote>
<p><strong>Üretilen ürünlerin dağıtımı nasıl sağlanıyor?</strong></p>
<p><strong>A.T.A: </strong>Bir WhatsApp grubumuz var. Orada üreticilerimiz mesela Ali Bey ya da Ebru Hanım her hafta liste gönderiyor; her üründen ellerinde ne kadar olduğunu paylaşıyorlar. Her hafta o işin takibini yapan bir gönüllümüz oluyor. Herkes hangi üründen ne kadar almak istediğini yazıyor. Gönüllümüz Mersin’de tüketiciyle buluşturuyor.</p>
<p><strong>E.M.V:</strong>Burada başka bir market olarak görmekten ziyade emek vermenin önemi var. Hayatımızda en önemli aktivite olan yemek yemenin birazcık düşünülerek yapılması gerekiyor. Bugün herkesin kahvaltısında 3 çeşit peynir var, çünkü ulaşımı çok kolay. Artık mevsimsel döngülere bile bakmadan her an her şeye ulaşabildiğimiz ve bolluk bereket ülkesinde yaşadığımız için bir şımarıklık söz konusu. Birazcık daha gıdayla ilgili düşünmeye itmek adına da sorumluluk almak adına da insanların bu zamanını harcayıp çok yoğun tempolarından 2-3 saat zaman ayırıp dağıtımıyla ilgilenmesi veya konuyla ilgili belgesellerin izlenmesi, ekolojik atölye çalışmalarına katılmaları önemli. Kültürhane’de tavukçuluk üzerine bir eğitim düzenledik, 80-90 kişi sığamadık, 5-6 saat süren uzun bir eğitimdi. İnsanlar da kendilerini çaresiz hissediyorlar. Alternatifi yok zannediyorlar. Tarımla uğraşan insanlarda da aynı düşünce var; insanlar başka türlü bir tarımın mümkün olduğunu bilmiyorlar bile. Gübresiz-ilaçsız nasıl olacak diyorlar, çok da güzel olabiliyor. Beslenme çok kompleks bir şey. Doğada ne yiyeceğini bilmeyen tek canlı biziz. Bu konularda doktorlarımız da eğitim hayatı boyunca sadece 6 saat gibi kısa bir eğitim alıyorlar tek ders alıyorlar yani, ziraatçilerimiz tamamen kimyasal ve mekanik bir sistem üzerine eğitiliyorlar. Oysa binlerce yıldan beri süre gelen Çin tıbbından, Hint tıbbından, bizde de İbn-i Sina’dan biliyoruz ki ne yersen osun, yediğin ilacındır aynı zamanda. Şimdiki sistem içerisinde ise ölü bir toprakta ölü bir tarım yapılıyor, bunun sonucu da ağır oluyor, kronik pek çokhastalığın sebebi de bu.</p>
<p><strong>Festivaldeki bu film gösterimleri ile ilgili ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p><strong>M. V:</strong>İnsanların bu filmlerde anlatılan iyi örnekleri bilmesi adına önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendi yoğun zamanlarında araştırabilecekleri, peşine düşüp öğrenebilecekleri şeyler değil. İnsanların davranış değiştirmeleri yani üretim ve tüketim sürecine daha iyi katılabilmeleri için güzel örneklere ihtiyaçları var. Festivalin amacı da bu. Sadece tarıma indirgemek de yanlış, her türlü üretimin bir bedeli var. Biz bu bedeli burada ödemiyor bile olabiliriz, giydiğimiz bir t-shirt bile eğer 35 bin km yol yapıyor ve Hindistan’da bir nehri yok ediyorsa bunda bizim de sorumluluğumuz var. Başka türlü bir üretim, başka türlü bir tarım, başka türlü bir şehir, başka türlü bir yaşam mümkün.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/cittadan-ekolojik-filmler-festivali/">ÇİTTA&#8217;dan Ekolojik Filmler Festivali&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çukurova’da Ekolojik Bir Gıda Topluluğu: ÇİTTA</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/01/cukurovada-ekolojik-bir-gida-toplulgu-citta/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 09:56:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİTTA]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova Ekoloji İnisayatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova İnsan Tohum ve Toprak Atölyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolok Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çukurova İnsan Tohum ve Toprak Atölyeleri (ÇİTTA) Mersin’de iki yıl önce kurulan bir gıda topluluğu... Adana’daki Çukurova Ekoloji İnisayatifi ile ortaklaşa hareket eden topluluk üyeleri ile Kültürhane’de yaptıkları haftalık toplantıda bir araya gelip, çalışmalarını ve gıda meselesine bakışlarını konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/01/cukurovada-ekolojik-bir-gida-toplulgu-citta/">Çukurova’da Ekolojik Bir Gıda Topluluğu: ÇİTTA</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>ÇİTTA’nın bir araya geliş sürecini anlatır mısınız?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-37065 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/çitta3.png" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/çitta3.png 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/çitta3-160x160.png 160w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" />Serdar İskit: </b><span style="font-weight: 400;">Ekolok Derneği Mersin’de bir dernek, bu derneğin etrafında toplanmış dört beş kişilik bir ekip ile Adana’da bundan tamamen habersiz yine kendi içerisinde organize olan dört beş kişiden oluşan ekip aynı şeyi dilemişler. Diledikleri de ekoloji konusunda bir ‘keşke eğitim alabilsek’ ve bu konuda da iki tarafta Buğday Derneği adresini keşfetmiş. Yine birbirinden habersiz biçimde başvurmuşlar. Buğday Derneği</span><span style="font-weight: 400;"> ortak hareket etmeyi önerdi. Biz de bu vesileyle Mersin ekibiyle tanışmış olduk. Birlikte bir gün Adana’da, bir gün de Mersin’de yapılan  ‘Ekolojik Yaşama Giriş’ eğitimine katıldık. Sonrasında da kentlerin çok yakın olmasınında verdiği kolaylık ve  doğal sosyal bağlar vesilesiyle, sık sık bir araya geldik. Buradaki eğitim sonrasında daha derinleşecek başka eğitim çalışmaları yaptık birlikte. Sonunda birlikte gelişen iki kardeş sivil inisiyatif olmuş oldu. Mersin kendine ÇİTTA ismini uygun gördü. Biz  Adana’da Çukurova Ekolojik Yaşam İnisiyatifi’ni aldık.  </span><span style="font-weight: 400;">Aynı arka plandan geliyoruz. Adana’da biz hasbelkader daha küçük bir yapılanma olarak faaliyet göstermeye başladık. Ama Mersin daha idealist bir yapıda grup olduğu için onlar gıda topluluğuna hemen girişemediler. Çok hazırdılar her şey vardı. Kültürhane’nin kurulması özellikle bu vasatı artık en olumlu noktaya getirdi. Artık hiçbir şeye ihtiyaç yoktu belki ama bir kıvılcıma ihtiyaç vardı belki orada da kafa kafaya tokuşturup kıvılcımı çaktık. </span></p>
<p><b>Nasıl bir üretim ve tüketim tahayyül ediyorsunuz?</b></p>
<p><b>Özlem Özgür Arıkan: </b><span style="font-weight: 400;">Önce aslında tüketimden başlamak lazım herhalde. Tüketim ne kadar az o kadar iyi, ne kadar bilinçli o kadar iyi. Ne kadar dönüştürülebilir, tekrar tekrar kullanılabilir, paylaşılabilirse o kadar iyi. Bu kadarına çok ihtiyacımız var mı? Bu kadar almak, tekrar tekrar yapmak, çeşitlendirmek zorunda mıyız? Daha azına kanaat edemez miyiz? Aslında birazda bunları konuşmaya çalışıyoruz burada ki hem söyleşilerde, hem etkinlerde. Tüketimi azalttıktan sonra elimizdekilerin zaten yeteceği aşikar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üretiminde yönteminin adil olması bizim için öncelikli. Hem toprağa, hem havaya, hem suya, hayvana, insana, gezegene zarar vermeyecek şekilde olması bizim için öncelikli olması sanırım. Bunun üzerine konuşuyoruz zaten. Pratikte ne kadar uygulanabilir? Hani bizim ürünler misal baraj havzasından geliyor ama hava, toprak orada da kirleniyor. Oradaki suya belki bir yerden bir şeyler katılıyor. Üretimin sürdürülebilir, ekolojik bir yöntemle olması tercihimiz. Şu anki pek müsade etmiyor. Biz o konuda insanların gözünü açmaya çalışıyoruz. Yiyoruz, içiyoruz, bütün bunlara dokunuyoruz, hayatımıza sokuyoruz. Ama bize ne yaptığından bihaber yaşıyoruz. Söyleşilerde, etkinliklerde biraz da aslında yapmak istediğimiz bunları duyurmak, farkındalığı artırmak. </span></p>
<p><b>Topluluk neler yapıyor, üretilen ürünlerin paylaşımı ve dolaşımını nasıl sağlıyor?</b></p>
<p><b>Arıkan: </b><span style="font-weight: 400;">Topluluğumuz hem savunuculuk yapıyor hem de topluluk destekli tarım modeli ile gıda paylaşımı yürütüyor. Üreticilerimiz var, ekolojik, geleneksel yöntemlerle üreten. Onlardan mevsiminde ürün ne ise alıp adil şekilde bölüştürüyoruz. Plastik kullanmıyoruz mesela. Taşırken karbon ayak izimizi az tutmaya çalışıyoruz. Yöntemleri de daha adil kurmaya çalışıyoruz. Film grubu, atölye düzenlemek, şenlik yapmak, podcast hazırlamak, radyo programlarına çıkmak, okullarda savunuculuk çalışması yapmak gibi çalışmalarımız var. İş biraz sadece gıda, mutfaktan çıksın, anlık senin benim evime temiz gıda girmesinden öte bir şey olsun. Hak savunuculuğu yapılsın derdimiz biraz da o. Çünkü gıda gelmeyebilir, çiftçimiz hasta olabilir, bırakıp gidebilir, pes edebilir, bir şey olabilir. Hiç gıda bulamayabilirsin ama yine bu savunmaya değer bir şey. </span></p>
<p><b>Topluluk Sisteminde Çalışırken Fiyatı Üretici Belirliyor</b></p>
<p><b>Topluluk üretim sürecine nasıl faydası oluyor?</b></p>
<p><b>Alper Tolga Akkuş: </b><span style="font-weight: 400;">Gıda topluluğunun şu anda Adana’da ve Mersin’de  üretim sürecinde çiftçilere desteği var. Bunlar direkt ürettikleri emtiayı, organik ürünleri direk kendi üyelerine iletiyorlar. Mersin’ de doksana yakın kişi var, Adana’ da on sekiz aile var. Bu üreticilerin tüm üretimlerini tüketmiyoruz ama onlara bir katkısı oluyor. Adana’da toplama zamanı bazı ürünlerini ekipten kişiler gidip ona da katılıyorlar, destek oluyorlar.  Toplantılar oluyor. Bu ayrı bir katkı oluyor üretim sürecine. Film günleri ve atölyeler var. </span></p>
<p><b>Arıkan: </b><span style="font-weight: 400;">Tarım nasıl yapılır, toprakta bir şey nasıl yetişir, büyür bunları fazla bilmiyoruz. Çiftçiye desteğe gittiğimizde bize diyor ki: ‘Şunları şöyle toplayacaksınız. Bunların bu renk olanını alın, bunlara dokunmayın’. Biz bayağı kent soylu insanlarız aslında bir çoğumuz. Bunları bilmemek ayıp değil ama öğrenmemek ayıptı. Çiftçiler de bize öğretiyorlar. Bir mercimeği nasıl savurduğunu anlatıyor, nasıl saklandığını, unu nasıl yapacağız, soğanı nasıl saklayacağız. Hem saklama hem de nasıl dönüştürüleceğini öğretiyorlar yada bunu nasıl yapmamızı hatırlatıyor. Bende mesela o pratik yoktu. Gıdayı dönüştürme yada mevsiminde tüketme, yoksa yememe. Bilinçlendi bayağı bizim üreticilerimiz. </span></p>
<p><b>Yılmaz Kilim: </b><span style="font-weight: 400;">Bu günlerde güncel olarak tartışılan konu gıda fiyatlarındaki artış. Bunu toptancı mı artırıyor, markette ki satış yapan mı artırıyor? Yoksa girdiler yüksek olduğu için, maliyeti yüksek olduğu için mi onu bilmiyoruz. Bir çözüm olarak tanzim satış sistemi kuruldu. Onun üzerinden insanlara gıda ulaştırılmaya çalışılıyor. Topluluk sisteminde çalışırken fiyat üretici belirliyor. Üretici kendi girdisine ve emeğine göre değer biçiyor. Bildiğim kadarıyla gıda topluluğu bu fiyata müdahale etmiyor. Bu yüksek, bu düşük diye herhangi bir değerlendirmede bulunmuyor. Ayrıca üreticinin ihtiyacı olduğunda topluluk gidiyor. Örneğin yabani ot ayıklamak,  ürünü hasat etmek gibi konularda da üreticiye destek oluyor. </span></p>
<p><b>Kooperatiflerle ilişkileriniz var mı, varsa nasıl?</b></p>
<p><b>Kilim: </b><span style="font-weight: 400;"> Doğrudan üretici ile ilişki kurmaya çalışıyoruz. Ucuz gıdaya erişmekten çok burada üreticinin emeğinin karşılanması veyahut temin ettiğimiz gıdanın gerçekten sağlıklı bir gıda olması veya gıda etiği egemenliği üzerinden hareket etmek gibi bazı ilkeler nedeniyle doğrudan üretici ile ilişki kuruluyor. Arada kooperatif, Ziraat Odası gibi diğer kuruluşlara yer vermiyor.</span></p>
<p><b>Arıkan: </b><span style="font-weight: 400;">Ama Hopa Çay Kooperatifi, Dersim’den Ovacık Kooperatifi’nin ürünlerini alıyoruz ya da İstanbul’daki Boğaziçi Üniversitesi Kooperatifi, Kadıköy Kooperatifi gibi oluşumlarla sürekli iletişim halindeyiz. Bizim bölgemizde yetişen bazı ürünler var bazıları yok. Onlar araştırdıkları için, yakın zamanda mesela pirinç mevzusu oldu. Onların bulduğu bir pirinç üreticisi güvenilir,sınanmış, güven ilişkisi kurulmuş&#8230;  Biz dedik ki; ‘Pirincimizi oradan alabiliriz. ’Biz de burada bir bakiye toplamaya başladık mesela. Bazı ürünler haftalık değil aylık, altı aylık alabiliyorsun. Onlarda buradaki üreticilerden talep edebiliyorlar. Üretim ve tüketim kooperatifleri ile ilişkimiz iyi. Ama istediğimiz kadar gelişkin değil. Geldiklerinde diyorum; ‘daha çok iletişimi zenginleştirelim. Bizde neler var, sizde neler var hatta bunun web tabanlı bir uygulaması olsun. Daha hızlı ilerlesin.  Türkiye’nin birçok yerinde kent bostanları, mahalle inisiyatifleri var. Adana’da Ekin tüketim Kooperatifi var, yeni açıldı. Ovacık Kooperatifi’nin de bir ofisi var.</span></p>
<p><b>Küçük Üretici Ürününü Satamıyor</b></p>
<p><b>Küçük üreticilerin karşılaştığı sorunlar nedir? Nasıl başa çıkma stratejileri var?</b></p>
<p><b>Sema Uğurlu: </b><span style="font-weight: 400;">Küçük üreticinin karşılaştığı en büyük sorun ürününü satamıyor olması. Satmadığı için üretemiyor zaten. Artı ekolojik ve sürdürülebilir tarımı zaten çiftçilerimiz çok uzun yıllardır terk ettikleri için girdi fiyatları bu sefer yükselmiş oluyor. Gübreleme, ilaçlama, işçi masrafları derken zaten fiyatlar şişmiş oluyor. Satamayınca bu sefer üretimi de bırakmaya başlıyor. </span></p>
<p><b>İskit: </b><span style="font-weight: 400;">Küçük üreticinin dünyada sorunları birbirine çok benziyor. Çünkü tüm dünyada ortak bir şey yürütülüyor. Ellerindeki alanın alınması ve endüstrinin fabrikası haline getirilmesi için çok akıllıca politikalar, stratejiler üretiyor ve uyguluyor alanda. Mesela bir dönem bir banka durup dururken kredi vermeye başlıyor. Bahsettiğim dönem kredilerin Türkiye’de henüz bu kadar yaygın olmadığı bir dönem. Hindistan’da da benzer bir hikaye var, Afrika’da benzer bir hikaye var. Bunu bilen biliyor veya köylünün bir kısmı da atasının toprağına sahip çıkmak için bu oyuna gelmiyor. Ama çoğu insan, mevcut sistem para üzerine kurulu olduğu için 7ekonomi, tarlamı satayım kamyon alayım, taşıyıcılığa başlayayım&#8217;a düşüyor. Borçlanıyor bankaya ve bu ipotek karşılığında tarlasını terk etmek zorunda kalıyor. Bu tür oyunlar var. Bu oyunlara karşı güçlü olabilmesinin tek yolu aslında mevcut olduğu alanda üretim yapabilmesi ve refahı bulabilmesi. Kentlere göçteki önemli nedenlerden bir tanesi aslında çoluğuna çocuğuna okuma olanağı sağlamak. Kentlinin giderek hak etmediği kentte yaşamanın hiyerarşik statüsünün olması var. Köylerde bu şu an çok büyük sorunumuz. Bir başka örnek vereyim Çanakkale tarafından kentte veya kasabada evi olmayana, kötü bir söylem ama, kız vermiyorlar, Anadolu söylemi olduğu için söylüyorum bunu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci bir nokta küçük çiftçi tek başına, bir organizasyonun içinde değil. Endüstriyel çiftçilik yapanların bankalarla kurduğu ilişkiler biraz daha sürdürülebilir ilişkiyken küçük çiftçilerin ilişki kurması ve bunu bu şekilde halletmesi mümkün değil. O nedenle kooperatifler ve topluluk destekli tarım gruplarının önemi burada aslında onların bu finansal zorluklarına banka yoluyla değil de faizsiz kredi kaynağı olarak kentteki kendi tüketici popülasyonunu kullanabilmeleri bir yandan da. </span></p>
<p><b>Arıkan: </b><span style="font-weight: 400;">Genel olarak çok fazla aracı olduğu için çiftçiye maliyeti elli kuruş olan bir şey tabağımıza geldiğinde altı yedi liraya ulaşıyor.  Yedi sekiz aracıdan geçiyor. Buna da kentte yaşayan insanlar olarak çok vakıf değiliz. Taban fiyatlar çok düşük olduğu için ekolojik olsun ya da olmasın, bu kadar aracı olduğunda zaten  büyük alıcıların, halcilerin yanında çok istismar ediliyor. Malları gerçekten çok ucuza kapatılıyor. Ekmeyi bırakıyor insanlar. Bir söyleşiye İrem Çağıl gelmişti; ‘limonun ağacını kesip odununu sattığında kazandığı para limonu sattığından daha çok diye ağacı kesiyor’ dedi insanlar. Böyle şeyler yaşıyorlar. Sattığı ürünü ederinde ulaştıramıyor. Yine topluluk destekli tarım, gıda toplulukları yada tüketici kooperatiflerinin varlığı aracıları ortadan kaldırılması açısından da kıymetli. Benim üreticim de beş liradan veriyor, piyasada altı lira olan bir şey mesela. Altı liradan satılan elli kuruştan başlıyor. Benim üreticim mesela daha sürdürülebilir bir şey kazanıyor. Ama orada da ne sıkıntı var. Köylerde inanılmaz bir göç, çoğu aile çiftçiliği yapılan işler bunlar. Dönemsel yaptığın iş değil bu, sürekli bakman gerekiyor. Aileler kalmıyor, köy okulları kapatıldı, oraya hizmet yok. </span></p>
<p><b>Köyleri Boşaltıyorlar, Köylüyü İstemiyorlar</b></p>
<p><b>Ahmet Hilmi Aktekin : </b><span style="font-weight: 400;">Özellikle bu hale getirdiler. Köyleri boşaltıyorlar, köylüyü istemiyorlar. Onu büyük şirketler yapacak. Geri dönecekler ama işçi olarak. Toprağı topluyorlar, fabrika gibi düşünüyorlar toprağı, toprak öyle bir şey değil hepimiz biliyoruz. Planlı ve dış ayakları var bunun. Arazi toplayan firmaları bir araştırın ya da yerli kişilere inanılmaz kolaylıklar sağlıyorlar. </span></p>
<p><b>Geleneksel yada endüstriyel üretim yapan çiftçilerle bir ilişkiniz var mı? Bir yanda ekolojik üretim yapan çiftçiler var, mutlaka karşılaşıyorsunuzdur.</b></p>
<p><b>Arıkan: </b><span style="font-weight: 400;">Ürün tedarikimiz yok onlardan. Ama rastlaşıyoruz tabi. Dönüşebilirler, konuşuyoruz tabi meta zoru olmadan. </span></p>
<p><b>Uğurlu: </b><span style="font-weight: 400;">Ben çiftçi bir ailenin çocuğuyum aslında. Babam Mersin’in eski limoncularından. Hatırı sayılır miktarda da bahçemiz var. Tabi bir kısmı tırpanlandı, inşaat oldu. Şu anda yaşlı olduğu için ilgilenemiyor. Bahçe işlerimizi yapan çalışanımız var. Tarsus’un bir köyünden çıkmış gelmiş. Köyden gelmiş ama şöyle bir durum var. İki yıldır başının etini yürüyorum sürekli; ‘İsmail  ne olur ilaç atma, gübre atma’. Her seferinde ‘abla olmaz’ diyordu bana. En son bahçenin boş olan bir kısmı var. Dedim ki ; ‘bak gel buraya bir şey ekelim, ilaç kullanmayalım. Ektiğini de kendin çalış, kendin sat.’ Ekim ayıydı ‘bakla ekelim’ dedim. ‘ama sakın ilaç kullanmayacağız. Bakacağız oluyor mu olmuyor mu.’ Gerçekten hiç ilaç kullanmadan yaptı ve gördü bunu, hiç inanmıyordu. Bir tarafa da ıspanak ekti. Altı kilo falan çıkmış ve onu da bir öğretmen grubuna vermiş çok beğenmişler. Şimdi diyor ki baklalar bir kaç haftaya bitlenebilir ne yapacağız? Ama tarım ilacı değil de doğal ilaç ne yapacağız onu soruyor. Böyle böyle dönüşecek bence.</span></p>
<p><b>Aktekin: </b><span style="font-weight: 400;">Annemin köyünde benim arazim. Annem çok ilginç bir kadındı. Kesinlikle doğal gübre dışında bir şey kullanmadı ve ilaç kullandırmadı orada, kimseye de vermedi. ‘Boş kalsın, ben o ilaçları sokmam’ diyordu. Annem ebe hemşireydi ama köy çocuğu. Toprakla bağını hiç koparmadı. Gelirlerdi yalvarırlardı vermedi. Ama köyde herkes o kadar çok kullanıyor ki benim orada kullanılmayan portakalda ilaç artığı da bulursunuz, yapay gübre artığı da bulursunuz. Anlatıyorum bir araya gelelim. Ekolojik tarım kooperatifi kuralım. Daha çok para kazanırsınız, bir sonra ki adımda köyün adını koyarsınız markanıza. Dinlemiyorlar beni. </span></p>
<p><b>Uğurlu: </b><span style="font-weight: 400;">Baklaları İsmail’le birlikte topladık. Normalde ot kurutma ilacı veriyorlar çiftçiler. Babam onu hiç bir zaman bahçeye sokmadı.Babam;  ‘Narenciyeye ilaç vermesen de olur, ilaç vermemek lazım’ der. Yan bahçedeki adam bu yaz on bir kez bahçesini ilaçladı mesela. İsmail şunu söyledi, ‘ Bundan sonra ot kurutma ilaçları yasaklanacakmış. Çünkü arıları öldürdüğü için devlet artık uyanmış organik nasıl yöntemler olabilir devlet eğitim verecekmiş’ dedi. Bence yavaş yavaş bir yerlerden, çok yavaş ama dönülebiliyor. </span></p>
<p><b>&#8220;Küçük Aile Çiftçisinin Refahını Sağlamaya Çalışıyoruz&#8221;</b></p>
<p><b>İskit: </b><span style="font-weight: 400;">Otuz dönüm üstündeki arazi sahipleri ile bizim ki gibi grupların iletişim kurmasını çok anlamlı görmüyorum. Çünkü bizim  temel hedefimizde refahını sağlamaya çalıştığımız küçük aile çiftçisi dediğimiz çiftçiler var. Bunların da dünyadaki tanımlaması otuz dönümün altında. Şöyle bir gerçek var bu çiftçiler ilginç bir şekilde, dünyadaki gıdanın herhangi bir ekonomik seviyedeki insanın yediği gıdanın yüzde yetmiş ile seksenini karşılıyorlar. Dolayısıyla diğer tarafta ki büyük arazide üretim yapan insan dönüşürse sevinirim kendi adıma. Benim asıl hedefim. Mevcut ekonomik sistem içerisinde tekerini çevirebiliyor. Kötü çeviriyor, dünyaya zarar vererek çeviriyor ama. Diğeri ise çeviremediği için benim gıdamın gıda egemenliği ve güvenliği konusunda bir şey oluşuyor. Yani kentlerdeki insanların güvenlik yaklaşımlarında risk oluşuyor. Biz büyük toprak sahipleri ile bunu çözemeyiz. Çünkü onlar bunu kültür yapmaya ve dönümlerce alana aynı ürünü ekip pasif şekilde hasat etmeye çok alışkınlar. Bunun üzerinden de verim odaklı para kazanmaya çok alışkınlar. Organik tarım diyoruz. Doğa dostu tarım çok emek yoğun bir şeydir. Ot ilacı kullanmamanın bedeli haftalarca arazide otları yolması yada çapalamasıdır mesela. Böyle olunca on dönüm, yirmi dönüm işleyen bir aileye ortalama dört kişiden oluşuyor olsa bile o alanı işlemesi, mekanize desteği bile olsa zordur. O nedenle bizimki gibi grupların dönüştürmesi gereken tür çiftçinin konvansiyel üretim yapanlar değil , konvansiyel yapıyor olsa da küçük aile çiftçisini dönüştürmek gerektiğini düşünüyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/01/cukurovada-ekolojik-bir-gida-toplulgu-citta/">Çukurova’da Ekolojik Bir Gıda Topluluğu: ÇİTTA</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
