<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çernobil arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/cernobil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cernobil/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Mar 2022 07:20:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>çernobil arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/cernobil/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 12:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının iddiası Ukrayna'nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya'yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna'da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca devletler arasındaki rekabet çeşitli eşitsizliklerin kaynağı olmuştur. Harvey&#8217;in ifadesiyle sürekli birikime dayanan kapitalizmin içkin çelişkilerini dünya sahnesine taşıyan bu ilişki biçimi bize savaşın kaçınılmaz bir sonuç olduğunu hep hatırlatır. Bu durum, kapitalizmin tekelci karakterinden ileri gelirken emperyal devletler arasında kurulan bölgesel ittifaklar ve azalan fırsatlar karşısında kaynak ihtiyacı içinde bulunmanın itici kuvvetiyle bir başka ülkenin toprağını işgal biçiminde tezahür eder. [1]</span><span style="font-weight: 400;">Bu yazının iddiası Ukrayna&#8217;nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya&#8217;yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna&#8217;da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir. Hele bu ihtimal siyasi iktidarların ticari bağlantılarla elini güçlendirdiği ve kendi bekası için kapıyı açmaktan imtina etmediği durumlarda işgalci güçlerin pencereden değil, kapıdan girmesine olanak veriyorsa, bu süreç yazının ilerleyen kısmında açıklayacağımız üzere iktidarın “Ak” kuyusuna da dönüşebilir. </span></p>
<figure id="attachment_79128" aria-describedby="caption-attachment-79128" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-79128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg" alt="İnşasına devam edilen Akkuyu NGS" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs.jpg 729w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-79128" class="wp-caption-text">İnşasına devam edilen Akkuyu NGS</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmiş deneyimler referans alındığında enerji kaynaklarının savaş çıkarma payını azımsamak mümkün değildir. Bilindiği gibi 1. Dünya Savaşı&#8217;nın bitmesinden kısa bir süre sonra nüfus artışına bağlı olarak endüstrileşmede ilerlemenin sağlanması için doğal kaynaklara ihtiyacın artması, gelişme ve kalkınma ideali ikinci bir savaşı başlatma eğilimlerini beslemiştir. Akabinde, kaynak bağımlılığı ve uluslararasılaşmanın derinleşmesiyle bu ihtimalin güçlendiği de zamanda soğuk savaş döneminde görülmüştür. Maalesef bundan önce en son Suriye&#8217;de yaşandığı gibi bu saldırganlık hali çeşitli şekillerde de gerekçelendirilmektedir. Öyle ki yalnızca yenilenebilir enerji kaynağı olarak bilinen güneş ve rüzgar enerjisinin kapitalizmin “el koyma” yoluyla sürekli birikim hedefine hizmet etmediği söylenebilir. Bu enerji çeşidinin bağımlılık yaratmadığı gibi alınıp götürülemeyeceği için bir savaşı da tetiklemeyeceği kabul görür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;nın işgalinde beni yukarıdaki bağlam üzerine düşünmeye sevk eden şey Rusya ile çekişme  çerçevesinde kuşatmanın Çernobil&#8217;den başlaması oldu. İki ayrılıkçı bölge (Donetsk ve Luhansk) üzerinden yapılan açıklamalar,  düşmanlık mesajları, Rusya Devlet  Başkanı Putin&#8217;in SSCB&#8217;nin mirasına sahip çıkma kararı nasıl bir perdelemeydi de dünya kamuoyu olarak,  Çernobil&#8217;de bir nedenle 20-30 kat yükselen radyasyon dozlarını konuşmaya başlamıştık? Fakat daha da ilginci bu artışın askeri araçların tesis sahasına girmesiyle topraktaki radyoaktif tozların havalanmasıyla gerçekleştiği yönündeki açıklamalar oldu. Böyle komik bir gerekçe, Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil&#8217;de radyoaktif kirliliğe yol açmayacağına dair dünya kamuoyunu teskin etmek için mi yapılmıştı yoksa, bir başka operasyona dair soru işaretlerinin doğmasını gizlemek için mi ortaya atılmıştı? Zira uzmanlara göre de Rusya&#8217;ya ait güçler bölgede ateş açmamış ve patlama meydana gelmemişken yalnızca topraktaki radyasyon tozlarının havalanmasıyla radyasyon dozunun 20-30 kat yükselmesi pek mümkün değildi. Peki sahadaki radyasyonun yayılımının izlenmesi için kullanılan ölçüm monitörleri neden devreden çıkarılmıştı? Ya Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil tesisinde Ukraynalı askerlerle  mücadele etmesi, onları esir alması ve Çernobil tesisinin yönetiminin el değiştirmesi nedendi? Üstelik Çernobil&#8217;de üzerinde lahit olan 4.reaktörün içinde havuzlarda soğutma prosesine devam edilen 21 bin adet yakıt çubuğuna ek olarak tesis sahasındaki inşa edilerek yeni kullanıma açılan nükleer atık deposunda 4 bin metreküp yüksek seviyeli nükleer atık varken. Ayrıca bu tesislerdeki teknik görevlilerin zapturapt altına alınması Rusya güçleri için de risk demek değil miydi? Rusya&#8217;ya ait güçlerin yanında nükleer uzmanlar ve bilim insanları mı vardı? Kimi siyaset bilimciler ve bilirkişiler Çernobil&#8217;in Kiev&#8217;e gitmek için en kısa yol olduğundan yani yol üstünde olduğu için kuşatıldığından bahsediyor ancak, tesisin ele geçirilmesi bizim daha derin düşünmemizi gerekli kılıyor ki bu yazının derdi de nükleer enerjiye dair büyük resmi gösteren bir perspektif sunmak. Zira “el koymak” insanlık tarihine kök salmış olan kapitalizmin doğasından gelir ve çirkin sureti bütün eşitsizliklerin arkasında görülebilir. Dolayısıyla bugün yaşananlar da bu el koyma alışkanlığının nükleer enerji boyutunda yaşandığını bize söylüyor olabilir. Gelin şimdi büyük resmi görmemiz için eksik parçaları tamamlayalım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi nükleer enerji üretimini önceki ve sonraki prosesleriyle birlikte düşünmek gerekir. Yani nükleer enerji üretimi asla sadece bir tesis içindeki operasyondan ibaret değildir. Bu operasyonun gerçekleşmesi için nükleer yakıta ihtiyaç vardır, ham uranyumun işlenmesiyle elde edilen yakıt kullanım sonrasında nükleer atık haline gelir ve bu kez 20-30 yıl soğutulmasının ardından ya Ukrayna&#8217;daki gibi kuru depolanması yapılır ya da dünya genelinde (Fransa, İngiltere, Rusya, ABD, Hindistan, Japonya) sınırlı sayıdaki tesislerden birinde yeniden işlenir. En son ise dünyada henüz tam anlamıyla faaliyete geçmiş örneği bulunmamakla beraber nihai olarak  depolanması söz konusudur. [</span><span style="font-weight: 400;">2] Nükleer atığın işlenerek yeniden yakıt haline getirilmesinde ise Rusya&#8217;nın başı çektiği söylenebilir. Esasen dünya genelinde pek çok ülke ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde Rusya nükleer atıklardan yakıt üretme prosesinin de lideridir. Bu da Rusya tarafından üretilen reaktörlerde uranyum yakıtına göre bir kaza veya sızıntı halinde çok daha büyük ekolojik felakete neden olan bir yakıtın kullanıldığına işaret olarak düşünülebilir. [</span><span style="font-weight: 400;">3] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya nükleer atık geri dönüşümü  anlaşmalarından biri de Ukrayna ile yapmıştır. Buna göre  Ukrayna her yıl ülke sınırları içindeki 15 reaktörünün atıklarını Ukrayna 200 milyon dolar maliyete katlanarak Rusya&#8217;ya göndermektedir. Ne var ki 2005 yılında Ukrayna&#8217;da dönemin Enerji Bakanı Yuriy Nedashkovsky 250 milyon dolar karşılığında Çernobil tesis sahasında 100 yıllık bir koruma vadeden bir depolama tesisi kurulması için ABD menşeili Holtec firması ile anlaşır ve Rusya ile bu alışveriş sona erer. ABD menşeili Development Finance Corporation (DFC) şirketinin sağladığı finans kredisi desteğiyle Holtec tarafından  inşa edilen (en fazla 100 yıl koruma taahhüt eden) kuru-depolama tesisi 16 yılın sonunda deneme testleri  yapılmış olarak 6 Kasım 2021 tarihinde faaliyete açılır. Şimdilik 4 bin metreküp atık bulunsa da bu depo artık Ukrayna&#8217;nın  ihtiyacı olan enerjinin yüzde 51&#8217;ini üreten 15 nükleer reaktörün atıklarının muhafaza edileceği yerdir. Böylece Ukrayna bir seferde 250 milyon dolarlık maliyete katlanarak nükleer atığın Rusya tarafından alınması için her yıl 200 milyon doları Rusya&#8217;ya ödemekten kurtulmuştur. Yani ABD  tarafından bu deponun  inşa edilmesiyle Rusya hem nükleer yakıt üretimi için nükleer atık tedarikini hem de her yıl için 200 milyon dolarlık bir gelir kapısını kaybetmiş durumdadır. Üstelik 1991 yılından itibaren faaliyet gösteren Rusya menşeili nükleer yakıt şirketi TVEL en son nükleer atıklardan yakıt üretmek üzere yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapıp yeni bir tesisi Moskova&#8217;da operasyona başlatmışken.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan  Rusya&#8217;nın son 10 yıldır yurt dışı yatırımlarıyla dünya genelinde atağa kalktığı dikkate alınırsa yakıt ihtiyacının arttığı göz önüne alınmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun  Rusya yapımı reaktörlere yakıt tedarik etmek üzere kurulmuş bir kamu işletmesi olan TVEL  ülkedeki  76 reaktörün ve Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS  gibi inşaat halindeki reaktörler hariç bugün operasyon halindeki 13 reaktöre ek olarak 30 araştırma reaktörü ile yüzen ve buzkıran reaktörlerine yönelik yakıt üretmek için yıllık olarak 5500 ton uranyumu ve nükleer atığa  ihtiyaç duymaktadır. Zira bugün Ural dağlarında, Kalmika&#8217;da ve Hazar Denizi&#8217;nde açtığı madenlerle dünya genelinde uranyum rezervinin yüzde 9&#8217;una sahip olan Rusya için bu miktar, değil genişleyen nükleer portföyüne, kendi  nükleer santrallerin ihtiyacını karşılamaya bile yetmiyor. Esasen  ihtiyaç duyduğu yakıtın ancak yarısını karşılayabilen Rusya&#8217;nın önümüzdeki dönemde 6 yeni uranyum madeni daha açmaya hazırlanması da bu ihtiyaçtan bağımsız değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya&#8217;nın nükleer yakıt üretimi yapmak için darboğaz içinde olmasının bir diğer nedeni de  2014 yılından itibaren Avustralya&#8217;nın  Rusya tarafından Gürcistan&#8217;ın, Ukrayna&#8217;nın  işgal edilmesi girişimleriyle gerekçelendirerek bu ülkeye yönelik uranyum  ihracatını askıya almış bulunması. Bu konuda Avustralya Başbakanının parlamentoya verdiği demeçte, &#8220;Avustralya&#8217;nın şu anda Rusya gibi uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir ülkeye uranyum satmaya niyeti yok&#8221; sözleri de bir süredir Rusya&#8217;nın  nükleer santralleri için gereksinim duyduğu nükleer yakıtı tedarikinde örtük bir ambargoya mı maruz kaldığı yönündeki tespitimizi doğruluyor. [</span><span style="font-weight: 400;">4]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görünüşe göre Ukrayna&#8217;ya savaş ilanıyla  “işgalci güç” ilan edilen Rusya bugünkü aşamada ise  tüm diğer pazarlardan olabileceği gibi nükleer endüstri pazarından da dışlanacak. Bunun ilk emarelerini Finlandiya&#8217;da Hanhikivi 1 projesinin gözden geçirileceğine dair açıklamalar [</span><span style="font-weight: 400;">5] ortaya koyarken bu iddiamızı da Macaristan&#8217;daki Rosatom tarafından planlanan iki reaktörün inşa edilmesi planından da vazgeçilebileceği destekliyor. Benzer şekilde Rusya devletine ait TVEL ile 2016 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya&#8217;ya nükleer yakıt ikmalinde bulunan İsveç devletine ait enerji şirketi Vattenfall da bir sonraki duyuruya kadar Rusya&#8217;ya nükleer yakıt sağlamayacağını duyurmuş bulunuyor. Bununla birlikte Avustralya&#8217;da uranyum satışlarının yeniden başlamasına dair bir ihtimal gözükmediği gibi diğer tedarikçilerin de Rusya&#8217;yı kara listeye alması söz konusu.  Yukarıda belirttiğimiz gibi yerli madenler şu anda Rusya&#8217;nın yıllık uranyum ihtiyacının yaklaşık yarısını sağlayabilirken Rusya&#8217;nın  uranyum ithalatının engellenmesi elinin kolunun daha da bağlanması anlamına geliyor.  Rusya ile sivil nükleer ticarete dahil olan şirket ve kamu işletmelerinden de benzer duyuruların yapılacağı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıt tedarikini baltalayan süreçlerin daha ağırının bu kez  Rusya&#8217;nın yurt dışı yatırımlarına karşı uygulanmak üzere olduğu açık. Yani Rusya&#8217;nın liderliğindeki tüm yeni reaktör projeleri haydut devletin cezalandırılması için iptal edilebilir. Zira gördüğünüz gibi nükleer endüstrinin başını çeken Rusya örtük bir şekilde  maruz kaldığı nükleer yakıt ambargosunun üstüne şimdi de nükleer endüstri pastasından aldığı pay küçültülmekte, hatta kendi dilimi artık başka tabaklardadır. Nitekim nükleerin iklim krizine çözüm olarak enerji taksonomisine katılmasıyla kömürden vazgeçmek zorunda kalan Polonya&#8217;da ABD tarafından bir nükleer santral kurulmasında anlaşılmış olması da ABD ve Rusya arasında nükleer endüstri pastasında bir çekişme  ihtimalini güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede Rusya&#8217;nın  İran, Mısır ve Türkiye&#8217;deki nükleer santral  yatırımları ne olacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının bağlamı ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ülkemizde siyasi iktidarın hegemonyasını destekleyen ticari bağlantılarını güçlendirdiği, bizim büyük “iş anlaşması” olarak gördüğümüz Akkuyu NGS diğer ülkelerde iptal edilen projelere göre açık ara bağımlılık hatta teslimiyet içeren özellikte oluşuyla “Ak” bir kuyudan farksızdır. “Ak”lığı siyasi iktidarın projesi olmasından değil halen ülkemizde bu projenin gelişme ve kalkınma için kurulduğuna inanılmasından ileri gelmektedir. Bu projede “kuyu” olarak görünen en başta Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya&#8217;ya toprak ve  bir liman teslim edilerek  gerçekleştirilmesi ve Rosatom şirketinin yönetim hisselerinin hiçbir zaman yüzde 51&#8217;den az olmayacağının garanti edilmesiyle idarenin Rusya&#8217;ya verilmiş olmasıdır. Kaldı ki bugün bu projeye ait hisselerin yüzde yüzü Rusya&#8217;ya ait durumdadır.  20 milyar dolara inşa edilen Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya devletine ait Rosatom&#8217;un bir şirket olarak 15 yıl boyunca toplam 35 milyar dolarlık garanti ödemesiyle yatırımın geri dönüşünü en az yüzde 42 karla sağlayacak olması işin sadece maddi boyutu olmakla beraber Akkuyu NGS, bu ülkenin çalınan geleceğinden, bu projenin alternatif maliyeti ile başat ihtiyaçlarının karşılanmasından feragat edildiği gerçeğinden ayrı düşünülemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS&#8217;yi bu yazı özelinde Ukrayna&#8217;da yaşananlardan öğrendiklerimizle ele alırsak bu kuyunun derinliği yukarıdaki açıklamayla sınırlı değil, zira bu proje için katlanılan maliyetlerin aslında sonu  yok. Çünkü Akkuyu NGS&#8217;nin ÇED sürecinde bir evin tuvaletsiz inşa edilmesi metaforuyla açıklanan şekilde asla operasyon proseslerinden ayrı düşünülmemesi gereken nükleer atık maliyetine dair verilmesi gereken bilgi kendilerine sorulmasına rağmen ne şirket ne de hükümet yetkilileri tarafından  resmi olarak paylaşıldı. Fakat görüyoruz ki nükleer atık depolama maliyeti 250 milyon dolar ve yıllardır biz nükleer karşıtlarının telaffuz ettiği rakamları doğruluyor.  Ne dersiniz ömrü 80 yıl varsayılan nükleer santralin atıklarını her yıl Rusya&#8217;ya göndermek için en az 200 milyon dolar mı öderiz? Yoksa bir seferde 250 milyon dolarlık maliyeti üstlenip daha ağır yükten artık kurtulalım diyerek atıkları Rusya&#8217;ya göndermez ABD&#8217;ye ya da bir başka ülkeye kuru-depolama tesisi yaptırır da bedelini “yerli ve milli” bir teslimiyetle mi öderiz? Ancak bu bir seçenek bile olmayabilir. Çünkü Akkuyu NGS yukarıda açıkladığımız gibi Rusya&#8217;nın malı, Rusya ne  isterse öyle olur! Bununla beraber, nükleer atıkların yakıt yapılmak üzere her yıl 200 milyon dolar maliyete ve bu atıkların denizlerimizden ve boğazlardan geçiş riskine katlanıp Rusya&#8217;da  işlenmesinden sonra nihai atık kısmının Türkiye&#8217;de depolanmak zorunda olduğu ve Türkiye&#8217;ye  geri gönderileceği de bir gerçek. Zira Rusya kanunlarına göre nihai atıklar hangi ülkeden getirildiyse o  ülkeye geri gönderilmek zorundadır. Yani Türkiye nükleer atıklarını hem her yıl 200 milyon dolar ödeyerek Rusya&#8217;ya gönderecek hem de nihai atıklarını depolamak için 250 milyon dolarlık bir tesis inşa edecek!</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-79129 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png" alt="" width="640" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-1024x630.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rosatom&#8217;un Orta Doğu projelerine gelirsek,  resmi biraz daha netleştirmek gerekirse haritada görüldüğü gibi nükleer endüstri pazarı dünya genelinde ABD ve Rusya&#8217;nın  başını çektiği toplam 4-5 ülke için bir paylaşım alanıdır ve kurulan nükleer santraller de  konuşlandırıldıkları coğrafyaları kontrol aracıdır. Şunun altını çizmek isteriz ki,  Akkuyu NGS, Rusya&#8217;nın İran ve Mısır&#8217;daki  nükleer santral projeleriyle birlikte diğer emperyal devletlerle rekabetinde elini güçlendirerek  Doğu Akdenizi kontrol altına almasını sağlayacaktır. Özellikle Akdeniz&#8217;in karşı kıyısında Mısır&#8217;daki Rosatom girişiminin, geçen yıl Doğu Akdeniz&#8217;de yaşanan enerji çekişmesi çerçevesinde Doğu Akdeniz&#8217;de hakimiyet kurmaya hizmet edeceği görülür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının sonuna gelirken dilerseniz ülkemizde hala nükleer santral sahibi olmayı güç sayan</span><span style="font-weight: 400;"> yurttaşlarımızın 15 reaktörü ve 4 bin ton nükleer atığıyla Ukrayna&#8217;nın “nükleer güç” olup olmadığı sorusunu yanıtlamasını isteyelim. Ardından gelin şunu da itiraf edelim; emperyal devletlerin sahip olduğu teknoloji pazarında piyon olmak ve dışa bağımlı bir teknoloji kullanmak yerine iştahlı şirketlerini doyurmak zorunda olan devletlerin el koyma güdülerini beslemeyen doğaya uyumlu ve ekolojik hakları tahrip etmeyen kaynağını direkt doğadan alan, karmaşık prosesleri, olmadığı için teknolojik bağımlılık yaratmayan enerji  çeşidinin tercih edilmesi size de tek çözüm gibi görünmüyor mu? Ukrayna&#8217;nın acı deneyimi diğer devletlerin ders çıkararak nükleer enerjiden vazgeçmesini sağlamalıdır. Hazır iklim krizinde sürdürülebilirlik bağlamında iklim dostu taksonomisine nükleer enerjinin girip girmeyeceği tartışmasının eşiğindeyken nükleerden iklim krizine çözüm olmadığı [</span><span style="font-weight: 400;">6] gerçeğinin yanı sıra bir de “Dünya barışı” için vazgeçilmesi sağlanmalıdır. Ukrayna&#8217;daki işgal ve ilhak girişimi dünya genelinde nükleer karşıtlarının Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına(IAEA) Rosatom projelerinden vazgeçilmesi yönünde baskı yapacağı bir kampanyanın başlatılmasının fitilini ateşlemelidir. Kaldı ki bugün Rusya&#8217;nın yaptığını yarın başka devletler de yapabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;ye dönersek, itiraf edin, en çok da Akkuyu NGS inşaatı iyi ki henüz bitmemiş diye içinizden geçirdiniz değil mi? Fakat bugün bitmediyse de inşaat tamamlanmaya yakın. Şimdi arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın. Zira Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması bugün her zamankinden daha mümkün. Dünya devletleri birbiri ardına Rusya ile imzaladıkları projeleri iptal ederken ve Türkiye&#8217;de nedense her zaman hep bir çekince olarak sunulan “proje iptal bedeli” Avrupa&#8217;daki iptallerde telaffuz dahi edilmezken bu  rüzgarın akımından faydalanarak rahatlıkla Akkkuyu NGS için iptal girişiminde bulunulabilir. Kaldı ki Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;ya açtığı savaş ve işgal ötesinde ilhak girişimi bile mücbir sebep sayılabilir. Ne var ki ülkemizde siyasi beka için kazanılmak zorunda olan bir genel seçim varken hiç şüphesiz bunu yerli ve milli şirketlerimize rant vadeden, iş ve istihdam masalına yaslanarak Akkuyu NGS&#8217;yi her zaman seçim propagandası olarak kullanan siyasi iktidar yapmayacaktır. Fakat unutmayalım, Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması yönündeki talebi yükseltmek bu seçimlerden sonra imkansız hale gelecek. O nedenle bir kez daha yinelemekte yarar var: Ukrayna&#8217;nın acı deneyiminden yola çıkarak yani, başımıza gelecekleri şimdiden öngörerek Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulmasını sağlamak yalnızca bizim elimizde ve şuna inanın bugün bu talebimizi iş insanlarından işveren derneklerine uzanan yelpazede iktidarın bütün kanallarına iletmek ve onları ikna etmek için elimiz hiç olmadığı kadar güçlü! </span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;">Harvey, D.,2012, Sermayenin Sınırları, çev. Utku Balaban, Ankara, Tan Kitabevi Yayınları,</span><span style="font-weight: 400;"> 528-530</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[</span><span style="font-weight: 400;">2] </span><span style="font-weight: 400;">Finlandiya&#8217;da 2004&#8217;te inşasına başlanmış olan Onkalo Atık Deposu&#8217;nun 2020&#8217;de operasyona başlatılması öngörülmekteydi. Yerin altında inşa edilen bu tesis de en fazla 100 yıllık koruma taahhüt etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[3</span><span style="font-weight: 400;">] </span><span style="font-weight: 400;">Nükleer atıktan işlenerek elde edilen yakıtın bir kaza veya sızıntı halinde yol açtığı ekolojik tahribat çok daha büyüktür. Kullanılmış MOX yakıtları  kullanılmış normal uranyum yakıtına göre beş kat daha fazla plütonyum barındırır. Pu-242’nin 380,000 yıllık, ve Neptunium-237’nin 2.14 milyon yıllık yarılanma ömürleriyle MOX atıklarının saklanması gelecek için çok daha ciddi riskler taşıyor.  Daha fazlası için bkz https://nukleersiz.org/mox/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[4</span><span style="font-weight: 400;">] https://theecologist.org/2022/feb/25/chernobyl-now-war-zone?fbclid=IwAR3Qomfzy-vq0cqLz1CbSR2k4hwjkbJUxmLRA_KnFFVaJDx6VOq6ObfZKHE</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5</span><span style="font-weight: 400;">] https://yesilgazete.org/finlandiya-rosatom-ile-imzalanan-nukleer-reaktor-projesini-gozden-gecirecek/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[6</span><span style="font-weight: 400;">] Bu konuda yeşil gazetedeki yazıların yanı sıra şu video da izlenebilir Bkz Nukleersiz.org https://youtu.be/zPVKk7NrHzE</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nereden Geliyor Bu İnsan Sevmezlik?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/nereden-geliyor-bu-insan-sevmezlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2021 07:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anthroposen]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[doğa katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[ekosid]]></category>
		<category><![CDATA[restorasyon çağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siz hangi tür insanları seversiniz? Bir avuç hijyenik beyaz orta sınıf versek sizi tatmin eder mi? Yurttaş olma dersini aldınız mı? Yurttaş olmanın sorumluluklarına kafa yordunuz mu? Üreten bir insanın dahi ürettiğinin dört katını tükettiğini biliyor musunuz? Sorumluluk almayıp, ‘topyekün insanlık suçlu’ demek sizi ne derece rahat kılıyor?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/nereden-geliyor-bu-insan-sevmezlik/">Nereden Geliyor Bu İnsan Sevmezlik?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda dünyanın çevre felaketleriyle altüst olması nedeniyle insan merkezli yaşama </span><i><span style="font-weight: 400;">Anthroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> adı kondu.</span> <span style="font-weight: 400;">Ancak çoğu insanın ağzına pelesenk olmuş bir deyiş var; “Dünyayı bu duruma insanlar getirdi.” Her insanı aynı kefeye koyarak tüm insanlık dünyayı bu hale getirdi demek ne derece doğru? Bu durumda </span><span style="font-weight: 400;">insanlı doğanın</span><span style="font-weight: 400;"> hepsi suçlu duruma düşmüyor mu? İnsansız olan doğa ise vahşi doğaydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa bu işin iki yüzü var; bir yanda bilinçli olarak doğayı maddi kaynak deposu olarak gören kapitalist zihniyet. Diğer tarafta (azınlık da olsa) dünyayı tüm canlılar için yaşanılır kılmaya çalışan sorumluluk sahibi insanlar. Özellikle son</span> <span style="font-weight: 400;">yirmi yıldır, çevre avukatları, </span><i><span style="font-weight: 400;">ekosid</span></i><span style="font-weight: 400;"> denilen doğa kıyımlarının uluslararası suç kapsamına alınması için çalışmalarını hızlandırdılar. Yaşayan ekosistemleri gerek toksik atıklarla gerek orman katliamlarıyla yaşanmaz kılan eylemlere </span><i><span style="font-weight: 400;">ekosid</span></i><span style="font-weight: 400;"> adı veriliyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan merkezli yaşamı eleşt</span><span style="font-weight: 400;">irirk</span><span style="font-weight: 400;">en sizin bu mücadelelerin neresinden, ne oranda tuttuğunuz önemli değil mi? Çözümün parçası mısınız ge</span><span style="font-weight: 400;">rçek</span><span style="font-weight: 400;">ten? İnsanı her şeyin suçlusu görüp şikayet ederken hangi kesime bir tuğla koyuyorsunuz? Yoksa insanları  ve doğal ortamları karamsarlıklarınızla karartmaya hizmet etmiş mi oluyorsunuz? Ekolojik politikalardan dahi kaçıp ‘tarafsızım’ demek insanlı doğanın tahribatına hizmet etmiyor mu? Ya da masa başı teorisyenlerden biriyseniz, çöküş senaryolarına bir diğerini daha mı ekleme çabasındasınız?</span> <span style="font-weight: 400;">Örneğin, savaştan kaçan Suriyeli sığınmacılarla komşu olmamak, onlara kiralık ev vermemek için mi çaba gösteriyorsunuz? Siz hangi tür insanları seversiniz? Bir avuç hijyenik beyaz orta sınıf versek sizi tatmin eder mi? Yurttaş ol</span><span style="font-weight: 400;">ma</span><span style="font-weight: 400;"> dersini aldınız mı? Yurttaş olmanın sorumluluklarına kafa yordunuz mu? Üreten bir insanın dahi ürettiğinin dört katını tükettiğini biliyor musunuz? Sorumluluk almayıp, ‘topyekün insanlık suçlu’ demek sizi ne derece rahat kılıyor?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, belki bu karşılaşılan musibetin sorumlusu insan. Ama hangi insan sorusu önemli değil mi sizce? Güney </span><span style="font-weight: 400;">y</span><span style="font-weight: 400;">arımküreyi sıcaklık dalgalarının kavurduğu şu yaz aylarında küresel iklim değişiminin suçlusu </span><span style="font-weight: 400;">Küresel</span><span style="font-weight: 400;"> Güney</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in alım gücü olmayan fakirleri mi? Yoksa hijyenikliğiyle doğayı pis gören, kendisi</span> <span style="font-weight: 400;">beyaz olduğu için ötekini kendinden görmeyen kolonyalist insan mı? </span><span style="font-weight: 400;">Başkalarını karşısına alıp düşman yaratan insan mı? Benzeri zihniyetlere bilinçli ya da bilinçsiz şekilde</span> <span style="font-weight: 400;">hizmet etmek istemiyorsanız, doğanın parçası olan yönünüzle durumu bir sorgulayın. Çünkü kafanızdan kolunuza hatta ayak parmaklarınzın ucuna kadar, siz de doğal döngünün bir parçasısınız. İçinizde insan kalmış öğelerinize bir sorun. Hâlâ ses yoksa, içinizdeki ırkçılık ve gericilik dalgasına ışık bulamıyorsanız yoksa siz </span><i><span style="font-weight: 400;">Mizantropik </span></i><span style="font-weight: 400;">misiniz?</span></p>
<h5><b>Mizantropi </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Mizantropi, Yunanca felsefi bir kavramdır. İnsanın yanlış evrim geçirdiğini öne süren bir düşünce akımıdır. </span><i><span style="font-weight: 400;">Mīsos, </span></i><span style="font-weight: 400;">sevmemek/nefret etmek,</span><i><span style="font-weight: 400;"> ānthropos</span></i> <span style="font-weight: 400;">ise</span> <span style="font-weight: 400;">insan anlamındadır. Elbette</span> <span style="font-weight: 400;"> mizantropiyi insan doğasına dayandıranlar da mevcut. Buna göre; insanın doğasında acımasızlık, yarış, açgözlülük, bencillik, kaynakları boşa harcama, dogmatizm, kendi toprağından ve kanından olmayanı düşman görme gibi negatif öğeler içerir. Buna karşın, </span><span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">nsanı düşünce üreten politik bir hayvan olarak düşünürsek, özü toplumsallığa ve karşılıklı dayanışmaya dayanır. Topluluk halinde yaşama eğiliminde olan, yardımlaşmacı bir öz taşır. Ancak, yaşayan bir organ</span><span style="font-weight: 400;">izma</span><span style="font-weight: 400;"> olarak, içinde bulunduğu çevre koşulları, ekonomik durum vb. durumlarla şekillenebilir. Dolayısıyla kendine adaletli sosyal sistemler ve kurumlar geliştirmeye çalışmıştır. İnsan merkezli düşünceye eleş</span><span style="font-weight: 400;">tiri</span><span style="font-weight: 400;"> çabalarından biri de Yeni Zelanda’daki Wanganui nehriyle başlayıp dünyaya yayılan bir nehrin, bir ormanın da insan kadar hakkı olması gerektiğidir.</span></p>
<h5><b>Covid-19 Sürecinde İnsanlık</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid-19 sürecinde doğal çevrenin insanlar olmadan ne kadar temiz kalabildiğini, paylaştıkları görüntülerle kanıtlama</span><span style="font-weight: 400;">ya</span><span style="font-weight: 400;"> çalışanlar oldu. İnsan ve canlı özgürlüğünü birlikte</span> <span style="font-weight: 400;">savunmak yerine, doğa insanlar olmadan kendi başının çaresine bakıyor düşüncesini desteklediler. Oysa, daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi, doğa artık insan olmadan kendini yenileyemeyecek</span> <span style="font-weight: 400;">kadar yorgun. Pandemi döneminde dört duvar arasında biriktirilen toksik tıbbi atıklar dahil, tonlarca petrokimya ve temizlik atıklarının nereye gittiğini düşünüyorsunuz? Yoksa o insan saymadığınız üçüncü dünya ülkelerine satılan çöplerden olduğunu mu savunacaksınız? Aynı gökyüzü altında yaşadığımızı pandemi süreci göstermedi mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle Türkiye’de, insan</span> <span style="font-weight: 400;">sevmezlik noktasına gelenlerden, ‘artık insan yerine hayvana yatırım yapıyorum’ sözünü de sıkça duyar olduk. Elbette hayvanlar da duyguları olan yaratıklar ve bize en yakın canlılar. Çünkü biz de birer</span> <span style="font-weight: 400;">hayvanız. Hayvanlarla insanlar hatta bitkilerle insanlar (hatta görünmeyen mikroorganizmalarla da) arasında yakın bir bağ yok mu? Dolayısıyla insan merkezlilik -ki eril kişinin merkeze alındığı anlamında, İngilizcedeki ‘</span><i><span style="font-weight: 400;">mankind</span></i><span style="font-weight: 400;">’ olarak kullanılır. Burada elbette tarihsel olarak ekonomi, teknoloji, politika gibi konularda eril tahakkümün olageldiğini de göz önünde bulundurmalıyız. Dolay</span><span style="font-weight: 400;">ısıy</span><span style="font-weight: 400;">la </span><i><span style="font-weight: 400;">mankind</span></i><span style="font-weight: 400;"> sözcüğü yerine oturuyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Bunun yerine, nötr</span> <span style="font-weight: 400;">bir dil olarak, insanlık anlamına gelen, </span><i><span style="font-weight: 400;">humankind</span></i><span style="font-weight: 400;"> sözcüğünü kullananlar da mevcut. Bu ise, ya</span><span style="font-weight: 400;">şay</span><span style="font-weight: 400;">an tüm organizmaları kapsaması anlamında </span><i><span style="font-weight: 400;">livingkind.</span></i><span style="font-weight: 400;"> Yeni bir bakış açısı için bu sözcüğün daha iyi oturduğu kanaatindeyim. Eğer ekosistemde insan-hayvan-bitki-mikroorganizma birlikteliğinden söz ediyorsak, insan merkezlilik yerine, tüm yaşayan organizmaları dikkate almamız gerekiyor. </span><i><span style="font-weight: 400;">Ekosid</span></i><span style="font-weight: 400;"> dahil tüm bu dil arayışlarında yerli (</span><i><span style="font-weight: 400;">indigenous</span></i><span style="font-weight: 400;">) kültürler imdadımıza yetişiyor. Her yerli topluluk, gelişimleri püri pak olmasa da, yeryüzündeki </span><span style="font-weight: 400;">ekosistemler onların yaşattığı kültürler sayesinde varlığını sürdürüyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Üstelik yerlilerin yarattığı kültür yaşayan ve yaşamayan çevrenin de birbiriyle bağlantısı var. Örneğin, Çernobil nükleer kazası yüzünden kurumakta olan geniş çaptaki</span> <span style="font-weight: 400;"> kızıllaşan orman, kurtların da içinde olduğu değişik restorasyon biçimleriyle, tekrar yaşayan bir alan haline getirilmeye çalışılıyor. Kısacası, yok edilmiş ekosistemlere dahi bir canlı organizma mayası gerekiyor. Öyleyse tüm insanlığı suçlayıp,  yerimizden dua ederek, tüm c</span><span style="font-weight: 400;">anlı</span><span style="font-weight: 400;">lar için meditasyon yapmayı bırakalım. Yeniden yaşayan ortamlar yaratmak için acil çaba bekleniyor. Eğer hâlâ ikna olmadınızsa ve &#8220;Doğanın bir parçası olduğumu kabul ediyorum ama ahhh şu insanlar olmasa,’ diyorsanız, ABD’li siyahi feminist Bell Hooks’un bir deyişini anımsatalım: ‘Sevgi harekete geçmeyi gerektirir’. Sevgi  zerresini içimizde yaşatmakta yarar var. Zaten asıl problem insanın doğayla kurduğu ilişkiye bağlı değil mi? Kısacası, üretim ve tüketim ilişkilerinde hangi ağlara hizmet ettiğimiz&#8230; Nasıl yönetildiğimiz ve hangi sosyal sitemlerle organize olmayı tercih ettiğimiz…</span> <span style="font-weight: 400;">Belki her insanı sevmek zorunda değiliz. Belki onlar da içlerindeki utanç duygusuyla baş başa kalıp uyanacaklardır. Ancak çağımızın onarma/restorasyon çağı olması gerektiğini aklımızdan çıkarmayalım. Bu restorasyonu da insanlar yapacak!</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/nereden-geliyor-bu-insan-sevmezlik/">Nereden Geliyor Bu İnsan Sevmezlik?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/11/nukleer-karsitlari-renas-ve-torosdan-unsmile-cikartmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2021 12:10:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Caretta Ekolojik Ahval]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Circular Çevre ve Sanat Etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Toros Levent]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Renas Kurtuluş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71303</guid>

					<description><![CDATA[<p>Caretta Ekolojik Ahval’de bu hafta nükleer karşıtı iki genç aktivistten 2. Circular Çevre ve Sanat Etkinliği için hazırladıkları “Unsmile” çıkartmalarının hikayesini dinliyoruz. Programda 2009 doğumlu Yusuf Renas Kurtuluş ile Uğur Toros Levent’in 'nükleer santralli bir dünya canlıları sadece üzer, yüzlerde yayılması beklenen gülümsemeyi tam tersine çevirir' fikrinden hareketle tasarladıkları “Unsmile” projesi üzerinden nükleer karşıtı aktivizm konusunu masaya yatırdık.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/11/nukleer-karsitlari-renas-ve-torosdan-unsmile-cikartmasi/">Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Caretta’nın bu programında haber takibi yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta “2. Circular Çevre ve Sanat Sergisi”ni konuştuğumuz konukların arasında bulunan Bengisu Muazzez Kurtuluş’un program sırasında bilgisini ilettiği, 12 yaşındaki oğlu Renas ile arkadaşı Toros’un sergi mekanında gerçekleştirdikleri nükleer karşıtı etkinliğin detaylarını konuşmak üzere genç aktivistleri konuk ediyoruz bu hafta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Heykel yapmakla ilgilenen Renas Kurtuluş ile basketbol oynayan, aynı zamanda sokak hayvanlarını düzenli olarak beslediğini belirten Toros Levent 6. sınıfa devam ediyor. Nükleer konusu ile ilkokul birinci sınıfa gittikleri dönemde aileleri ve televizyon aracılığı ile bilgi sahibi olduklarını kaydeden genç aktivistler ekoloji ve sanatı buluşturan Circular’a hazırladıkları “Unsmile” çıkartmaları ile katıldılar. Dünyadaki en çok bilinen “Smile” (Gülümseme) emojisini tersine çeviren “Unsmile” çıkartmasında gözlerin bulunması gereken yerde ise nükleeri betimleyen radyasyon simgesi yerleştirilmiş. Renas ve Toros böylelikle huzurlu, sağlıklı bir doğal çevre için nükleerin yer almadığı bir gezegen tasavvurunu öne çıkarma hedefi ile yola çıkmış. Unsmile çıkartması; tam tersi olduğunda, nükleerli bir dünyanın canlıları mutsuz kılacağı öngörüsünde bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">7- 9 Haziran tarihleri arasında Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen 2. Circular Çevre ve Sanat Sergisi’nin açılışı sırasında “unsmile” çıkartmalarını dağıttıklarını ifade eden Renas ve Toros, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in de kendileri ile kısa bir sohbetin ardından çıkartmalardan aldığını kaydetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı, Çernobil ve Fukuşima nükleer kazaları, radyasyon, nükleer santrallerin canlı yaşamına zararlı etkileri konusunda da bilgilerini paylaşan genç aktivistler, pandeminin ardından yeni yeni açılan okullarında ve dersanelerinde de arkadaşlarına ve öğretmenlerine çıkartma dağıttıklarını, onlarla da nükleerli bir dünyanın tehlikeleri hakkında konuştuklarını ifade ettiler.</span></p>
<h5><b>“Savaş Olmasaydı Nükleer Silahlar da Yapılmayacaktı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer dahil tüm çevre sorunlarının temelinde savaşın yattığını belirten Renas’ın bu konudaki görüşü şöyle, “Savaş en büyük sorun. Savaş olmasaydı nükleer silahlar yapılmayacaktı. Bunun için nükleer santral kullanılmayacaktı. Onun dışında savaş olmasaydı ülkeler arasında bir yarış olmayacaktı. Bu durum da yenilenebilir enerji kaynaklarından aldığımız ile yetinmemizi sağlayacaktı”</span></p>
<h5><b>“Teneffüste Yürümek Bile Bana Yorucu Geliyor”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi tedbirleri kapsamında uzun süredir okullardan uzak kalmaları hakkında ne düşündüklerini sorduğumuzda Toros’un yanıtı oldukça ilginç oldu. Toros, sorumuzu “Üç gündür okullarımız açık. Ve bu üç günlük dönemde okulda teneffüs sırasında yürümek bile bana çok yorucu geliyor. Çünkü normalde odamda sandalyemde hareket bile etmiyor, masa başından kalkmıyordum. Şimdi teneffüsten böyle (nefes alıp veriyor tam bu esnada) geliyorum. Ve yaptığım tek şey ise dışarıda bir tur yürüyüp gelmek sadece” şeklinde yanıtladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Renas ile Toros’un nükleerin dışında program sırasında hakkında en fazla konuştukları konu ise son dönemde Marmara Denizi’ni kaplayan ve nasıl çözüm bulunacağına dair endişeler yaşanan musilaj ya da diğer adı ile deniz salyası oldu. </span></p>
<p><iframe title="Spotify Embed: Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/episode/01lNEWpRhPVf7qT553KnKG?si=d1010652bad149f8&#038;utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/11/nukleer-karsitlari-renas-ve-torosdan-unsmile-cikartmasi/">Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemiden Çernobil&#8217;e İnkar, İhmal ve Bir Öngörü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/24/pandemiden-cernobile-inkar-ihmal-ve-bir-ongoru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2020 14:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer Silaha ve Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[Ulrich Beck]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53034</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve yeşile hasret kentlerde nefes alınabilecek alanlar kaçınılmaz olarak kalabalıklar ürettiği için parklar, bahçeler, deniz kenarları yasak. Bir aydan fazla bir süredir koruma adı altında eve kapatılan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlar için bu durumun anlamı daha da büyük zira,  dışarıya adım atmalarının karşılığı gittikçe dibe vurmuş olan ekonomik koşullarda karşılaşabilecekleri fahiş para cezaları.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/24/pandemiden-cernobile-inkar-ihmal-ve-bir-ongoru/">Pandemiden Çernobil&#8217;e İnkar, İhmal ve Bir Öngörü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını sokaktaki yaşama es verdirip hayatı mekanların içine sıkıştırınca şehirdeki insanın doğadan kopuk oluşu da daha dramatik hale geldi. Özellikle İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve yeşile hasret kentlerde nefes alınabilecek alanlar kaçınılmaz olarak kalabalıklar ürettiği için  parklar, bahçeler, deniz kenarları da yasak. Üstelik bir aydan fazla bir süredir koruma adı altında eve kapatılan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlar için bu durumun anlamı daha da büyük zira,  dışarıya adım atmalarının karşılığı gittikçe dibe vurmuş olan ekonomik koşullarda karşılaşabilecekleri fahiş </span><span style="font-weight: 400;">para cezaları. </span><span style="font-weight: 400;">Tek teselli  ise bu günlerin sağlıklı şekilde atlatılması halinde &#8220;yakında&#8221; çayıra, çimene güneşe, seyirlik denize yeniden kavuşma ihtimali&#8230; Ne var ki virüs yeterince öldürücü ve bulaşıcıyken  hayati risk teşkil etmeyen işyerlerinde üretime devam edildiği için salgının hız kesmesi pek mümkün değil.  Dolayısıyla bir ay sonrası için pandemiye veda  planları kamuoyuna ilan edilirken alınmayan önlemler nedeniyle alınan önlemlerin  manasızlaştığı ortam eve kapatılabilenlerin kapatılma sürelerinin uzayacağına ve bir süre daha  gerçeklerin inkar edileceğine delalet. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Risk sosyoloğu Ulrich Beck hayatın içine işlemiş olan genel riskler karşısındaki siyasi tavırda inkar ve ihmalin çok belirleyici olduğundan bahseder [1]. </span><span style="font-weight: 400;">Bu açıdan siyasi iktidarın bugün koronavirüs karşısında almadığı önlemler diğer bir deyişle gerçeklerden kaçınma hali tam da 34 yıl önce 26 Nisan&#8217;da yaşanan Çernobil Nükleer Felaketi karşısında dönemin siyasi iktidarının sergilediği tavra denk düşer. Etkisi milyonlarca yıl sürecek radyoaktif parçacıkların patlamayla havaya karışarak binlerce kilometre katetmesi bugüne dek milyonlarca insanın sağlığını dolayısıyla yaşamını olumsuz etkilemiş lakin nasılsa Türkiye&#8217;ye hiç uğramamıştır(!). Dönemin başbakanı Turgut Özal &#8216;çayda radyasyon yoktur&#8217; derken, yeni mahsul fındıklarla çaylar okullarda,  kışlalarda bedava dağıtılmış, dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren ise radyasyon olmadığını kabul etmeyen toplumsal muhalefete &#8220;Biraz radyasyon kemiklere iyi gelir&#8221; yanıtını vermiştir. 2000 yılında Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yürütülen bir çalışmayla devlet eliyle yapılacak resmi bir araştırmanın önemine işaret eden bulgular ortaya konmuşsa da ülke genelinde Çernobil etkisinin tespit edilmesine dönük bir araştırmalardan  kaçınılmış, &#8216;radyasyon yok, sağlık tehlikesi yok&#8217; oyununun oynanması tercih edilmiştir. Oysa Avrupa&#8217;da  Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin etkileri üzerine yapılmış bir dizi araştırmadan yalnızca biri olan 2016 tarihli  Nükleer Silaha ve Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler (IPPNW) tarafından yapılan bir araştırma Çernobil&#8217;in 2050 yılına kadar 40 bin yeni kanser vakasının nedeni olacağına işaret etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beck bilimsel rasyonellikte dönüm noktası addedilen risk bilincinin, ileri uygarlıkta ortaya çıkmış olmasına rağmen modernlikle çelişircesine baskılandığına dikkat çeker. Buna göre riskler teori ile pratiğin ayrımına, uzmanlık ehliyetlerine; kurumsal yetki alanlarına; değer ve olgu arasındaki ayrıma; siyaset, kamuoyu; bilim ve ekonominin görünürdeki alanlarıyla çakışır.[2] </span><span style="font-weight: 400;">Bugün de dünya genelinde ekonomilerin, yatırımların istikrarsızlaştığı ortamda siyasi iktidarlar bir şekilde dizginleri  elden bırakmadan süreci atlatma gayesini taşıyor. Nitekim Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin etkilerinin inkar edilmesinin arka planında çalışan siyasi akıl yurttaşlarının sağlığını, selametini sağlamaktansa gelecekte nükleer santral sahibi olma ihtimalini saklı tutmak adına küresel nükleer endüstri ile söz birliği yapma önceliğinden yana çalışmıştır. Nihayet bu ketum tavır meyvelerini (!) 2010 yılında hükümetle rarası anlaşmayla  Mersin&#8217;e nükleer santral kurulmasının yeniden gündeme getirilmesiyle vermiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıllardır sivil toplumun sesinin yargı ve yasama süreçlerinde boğulmasının, toplumsal muhalefetin yok sayılmasının neticesinde 1. reaktörün inşaatı tamamlanma aşamasına gelmişken elektrik üretimine başlanacağı ilan edilen 2019 yılına göre şimdiden 4 yıllık bir gecikme  hasıl olmuş bulunuyor. Siyasi iktidarın tarihi olaylarla yaratmaya çalıştığı özdeşlik algısı gereği nükleer santralin açılışı,  Cumhuriyetin yüzüncü yılına tekabül eden 2023 yılına yetiştirilmek istendiği için, açılışı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı&#8217;na yetişsin diye hızlı bitirildiğinden ve  risk taşıdığından dem vurulan Marmaray&#8217;a benzemesi bir felaketle sonuçlanabilir. Şu anda genel hayat açısından aciliyeti olmayan bir iş olması itibariyle beş bin işçinin çalıştığı inşaatta faaliyetlere ara verilmeden devam edilmesi, bu felaketin ayak sesleri sayılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konfiçyüs&#8217;ün &#8216;geleceği belirlemek istiyorsanız geçmiş üzerinde çalışın&#8217; sözünün bu topraklarda maalesef karşılığı fazlasıyla var. Meseleyi Akkuyu NGS ile ele alınca, bunca yılda değil siyasi refleksin değişmemesi, boynuzun kulağı geçtiği söylenebilir ve bu durum yaşanabilir bir gelecek açısından büyük risk teşkil ediyor. Zira pandeminin müsebbibi birçok ülkenin suçlamalar yönelttiği bir ülkeyken dahi önlemlerin alınmasından geri durulurken nükleer santralin kurulmasına önayak olan bir siyasi iktidarın  sınır aşan etkilere  haiz nükleer felakete yol açması  halinde inkarcılığı daha öteye taşıyacağı muhakkak. O zaman insanlarla  araya konan fiziki mesafenin yerini doğaya karşı çekilecek set alırken yaşamak için alınan nefese, beslenmek için gereken gıdaya hep biraz şüpheyle yaklaşılacak. Şüphesiz yasama, yargı erklerinin yürütme erkinin çatısı altında toplandığı , millet meclisinin hiç olmadığı kadar  güçten düştüğü bir siyasi  altyapı varken, inşaatı devam ettirilen  nükleer santralin  yapımının durdurulmasının artık beyhude olduğu düşünülebilir. Ne var ki her geçen senenin yeni sorunlar ve bir öncekine göre daha kötü sürprizler getirdiği deneyimlendiği üzere gerçekleşmemiş olan felaketlerin mucizelerle durdurulandan niye farkı olsun?  Öyleyse o mucizenin kendimiz olabileceğini  düşünmemize de bir mani yok&#8230;</span></p>
<p>[1]: <span style="font-weight: 400;">Beck, U  Risk Toplumu, Başaka Bir Modernliğe Doğru, Çev: kazım Özdoğan, Bülent Doğan  İthaki , İstanbul  P 356</span></p>
<p>[2]: <span style="font-weight: 400;">a.g.e , 106 </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/24/pandemiden-cernobile-inkar-ihmal-ve-bir-ongoru/">Pandemiden Çernobil&#8217;e İnkar, İhmal ve Bir Öngörü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çernobil’de Güneş Elektriği Üretimi Başladı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/12/cernobilde-gunes-elektrigi-uretimi-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Oct 2018 12:20:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil nükleer santrali]]></category>
		<category><![CDATA[güneş enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenebilir enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Çernobil Bağış Fonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31409</guid>

					<description><![CDATA[<p>1986 yılında yaşanan nükleer felaketin ardından 2000 yılında tamamen devreden çıkan Çernobil nükleer enerji santrali sahasında güneşten elektrik üretimi başladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/12/cernobilde-gunes-elektrigi-uretimi-basladi/">Çernobil’de Güneş Elektriği Üretimi Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ukraynalı enerji şirketi Rodina ve Alman Enerparc AG işbirliği ile hayata geçen 1 MW’lık proje, 26 Nisan 1986 tarihinde patlayan santralin 4. reaktörün olduğu alanın 100 metre yakınında yer alıyor.</p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamaya göre şirketler sosyal sorumluluk çalışması olarak gördükleri Solar Chernobyl projesinin kurulu gücünü 100 MW’a çıkarmayı hedefliyorlar.</p>
<p>Ayrıca santralin elektrik üretiminden sağlanan gelirin projenin yatırım maliyetini karşılamasının ardından elde edilen gelir oluşturulacak Yeşil Çernobil Bağış Fonu‘na aktarılacak. Fon ile de yeşil enerji projelerinde çalışmak isteyen yetenekli Ukraynalı öğrencilerin eğitimine ve Kiev bölgesinde kamuya yönelik yeşil enerji girişimlerine destek olunacak.</p>
<p><iframe title="SOLAR CHERNOBYL - 1 MWp. The 1st Solar Power Plant in the Chernobyl Zone." src="https://player.vimeo.com/video/262979330?dnt=1&amp;app_id=122963" width="500" height="281" frameborder="0" allow="autoplay; fullscreen; picture-in-picture; clipboard-write; encrypted-media"></iframe></p>
<p>1 Temmuz 2018 tarihinde elektrik üretimine başlayan proje Ukrayna yönetimi tarafından 2019 yılına kadar devreye girecek olan güneş enerjisi yatırımları için kilovat-saat için 15 avro-sent olarak uygulanan alım garantisinden yararlanacak.</p>
<p>Ukrayna’da 2017 yılının ilk dokuz aylık döneminde 500 MW gücünde güneş enerjisi santrali devreye girmiş durumda.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/10/11/cernobilde-gunes-elektrigi-uretimi-basladi/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/12/cernobilde-gunes-elektrigi-uretimi-basladi/">Çernobil’de Güneş Elektriği Üretimi Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fukuşima Felaketinden Yedi Yıl Sonra İlk Resmi Radyasyon Ölümü Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Sep 2018 09:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Japonya’da hükümet, ülkenin Çernobil vakası sayılan Fukuşima Nükleer Felaketinin başlamasından yedi yıl sonra ilk resmi radyasyon ölümünün gerçekleştiğini açıkladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/">Fukuşima Felaketinden Yedi Yıl Sonra İlk Resmi Radyasyon Ölümü Gerçekleşti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ilgın Yorulmaz’ın BBC Türkçe’de çıkan haberine göre, ölen kişinin nükleer santralde kazadan kısa süre sonra ölçüm yapan 50’li yaşlardaki bir santral çalışanı olduğu belirlendi.</p>
<p>O zamandan bu zamana Japon hükümeti radyasyona maruz kalmış dört santral çalışanının kanser olduğunu açıklamıştı.</p>
<p>Hükümet ilk defa kazanın sonrasında radyasyona bağlı bir ölüm vakası ve bunun tazminat ödemesi ile karşı karşıya kalmış durumda…</p>
<p>Japonya’nın Pasifik kıyısında ve Tokyo’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktaki Fukuşima’da Mart 2011’de 9.0 şiddetinde deprem ve sonrasındaki tsunami nedeniyle santralde elektrik kesilmiş, sürekli soğutulması gereken reaktör aşırı ısınıp erimişti.</p>
<h3 class="story-body__crosshead">Japonya’nın nükleer enerji bağımlılığı</h3>
<p>Japonya’da 42 adet kullanılabilir nükleer reaktör mevcut. Çoğunu, Fukuşima da dahil 50 milyon kişinin yaşadığı Tokyo ve çevresine de elektrik veren TEPCO (Tokyo Electric Power Company) işletiyor.</p>
<p>Ancak Japon nükleer enerji endüstrisinin imajı özellikle Fukuşima felaketinden sonra o kadar kötüleşti ki Japon Atom Endüstrisi Forumu’na göre 42 reaktörden şu an sadece 3’ü çalıştırılıyor.</p>
<p>Japonya’da nükleer santral karşıtları bu reaktörlerin kapalı kalmasını istiyor ve buna gerekçe olarak geçmişten pek çok örnek sıralıyorlar.</p>
<p>Bu gerekçelerden en önemlisi, geçen yıl Tokyo yakınlarında bir bölge mahkemesinin resmi adıyla Fukuşima Daiichi (1 No’lu Reaktör) kazasında hükümetin ihmali olduğuna dair kararı. Mahkeme, Fukuşima’dan tahliye edilenlere yüklü tazminat ödenmesine de hükmetmişti.</p>
<p>Yanı sıra TEPCO, kendisinin işlettiği ve zamanında dünyanın en büyüğü olan bir başka reaktörün şiddetli bir depreme dayanamayacağı ile ilgili gizli bir analiz raporu olduğunu geçen yıl itiraf etmek durumunda kalmıştı.</p>
<p>Japonya’da nükleer güvenliğin denetlenmesi konusunda yetkili resmi kuruluşlar var. Ancak yaptırımları çok zayıf ve kısıtlı.</p>
<p>Örneğin geçen yılki itiraftan sonra TEPCO, Japon Nükleer Düzenleme Kurumu (Nuclear Regulation Authority) tarafından sadece güvenlik belgelerini yeniden düzenlemesi ile ilgili uyarı aldı.</p>
<h3 class="story-body__crosshead">Fukuşima ne olacak?</h3>
<p>“Meyve Krallığı” olarak bilinen ve şeftalisiyle ünlü Fukuşima, adı deprem ve onun yol açtığı nükleer felaketle anılmadan önce Japonya’nın önemli bir tarım merkeziydi.</p>
<p>Yedi yıl önceki felaket ülkede Fukuşima’nın nükleer zehirle eş anlamlı olduğu algısını yarattı. İçme suyunun nükleer atıkla kirlenmesi sonucu bazı kasabalar tamamıyla tahliye edildi.</p>
<p>Fukuşima’da nükleer temizlik ve reaktörlerin devre dışı bırakılması çalışmaları hala devam ediyor. Bölge, ekonomik olarak da toparlanmaya ve yok olan imajını düzeltmeye çalışıyor.</p>
<p>Japon hükümeti trenlere ve kamu alanlarına astığı ilanlarda Fukuşima’nın tarım ürünlerinin yenilebileceğini söylüyor ve nükleer enerjinin güvenli olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Hükümet çalışabilir durumdaki 43 reaktörünün yanlızca dokuzunu yeniden operasyona açabilmişken yenilenebilir enerjilerin payını da  2030 yılına dek %30’a çıkarmayı planlıyor.</p>
<p>Öte yandan  hükümetin yeni açıkladığı radyasyona bağlı resmi ilk ölüm haberi nükleer reaktörlerin yeniden açılmasını da engelleyebileceği düşünülüyor.</p>
<p>Japonya’daki nükleer felaketler, dünyada örneğin Rusya’daki Çernobil’in aksine sel, toprak kayması, tayfun ve deprem gibi Japonya’nın son yıllarda artan oranda muzdarip olduğu doğal afetlerin sonucu olarak meydana geliyor.</p>
<p>Fukuşima’dan alınan dersle 6 eylül sabahı Japonya’yı oluşturan dört adadan ikinci en büyüğü olan kuzeydeki Hokkaido’yu vuran 6.7 şiddetindeki deprem sonrasında hükümet yetkilileri Hokkaido’ya elektrik sağlayan Tomari nükleer santralinin elektriğinin emniyet amaçlı durdurulduğunu açıkladılar.</p>
<p>Santral, Fukuşima’nın aksine dışarıdan elektrik almaksızın bir hafta kendi elektriğiyle çalışabilme özelliğine sahip.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/">Fukuşima Felaketinden Yedi Yıl Sonra İlk Resmi Radyasyon Ölümü Gerçekleşti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
