<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blogcu Anne arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/blogcu-anne/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/blogcu-anne/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2020 05:24:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Blogcu Anne arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/blogcu-anne/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/19/pandemi-kosullarinda-nitelikli-ve-kapsayici-egitim-nasil-saglanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2020 05:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ACEV]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AÇEV]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Koç]]></category>
		<category><![CDATA[Blogcu Anne]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli Otizm Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Suat Kardaş]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Otizm Anneleri Topluluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57012</guid>

					<description><![CDATA[<p>140’dan fazla ülkenin nüfusunu aşan öğrenci sayısı olan Türkiye’de okulların hangi koşullarda açılacağı sorusu, pek çoğumuzu doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiriyor. Pandeminin mevcut eşitsizlikleri eğitim alanında da derinleştirdiği tespitinden hareketle, okulların açılmasının ya da açılmamasının yaratacağı risk ve fırsatları hem kamu sağlığı hem eşitsizlik açısından değerlendiren çeşitli uzman ve STK’ların görüşlerine başvurarak, pandemi koşullarında nitelikli ve kapsayıcı bir eğitimin nasıl sağlanabileceğini araştırdık. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/19/pandemi-kosullarinda-nitelikli-ve-kapsayici-egitim-nasil-saglanir/">Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ilk ve orta dereceli okullar ile liselerde 31 Ağustos tarihinde online eğitime başlanacağını ve 21 Eylül’de de yüz yüze eğitime geçilmesinin planlandığını duyurdu. MEB Bakanı Ziya Selçuk, pandemiyle mücadeleye uygun hareket edilmesinin okulların ne şekilde ve hangi tarihte yüz yüze açılmasında belirleyici olacağını kaydetti. Eğitim ve öğretimi layıkıyla devam ettirebilmek için okullara dönmek, yüz yüze eğitime başlamak gerektiğini hatırlatan  <a href="https://twitter.com/ziyaselcuk">Ziya Selçuk,</a> :  &#8220;Yüz yüze eğitime 21 Eylül&#8217;de başlayabilmemiz sizin elinizde. Gece gündüz çalışıyoruz…&#8217;Okulları birlikte açacağız&#8217; derken samimiyiz, sizleri bu sorumluluğa ortak olmaya çağırıyoruz. Sizsiz başaramayız. Lütfen maske takın, mesafenizi koruyun ki okulları açıp işimizi yapabilelim, çocuklar okullarına kavuşsun. Çocuklarımız ve öğretmenlerimiz adına rica ediyorum.&#8221; sözleriyle, ebeveynleri sorumlu davranmaya davet ediyor.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi de düzenlediği “Pandemide Okul Sağlığı” konulu basın toplantısında, “21 Eylül’e kadar gereken önlemlerin alanın tüm taraflarının ortak çabasıyla alınmalı, çocuklarımızın yüz yüze eğitime güvenli şekilde başlaması sağlanmalıdır.” çağrısında bulundu.</p>
<p>Okulların açılması için yapılması gerekenlerle ilgili <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/pandemide-okul-sagligina-iliskin-uzman-gorusleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Pandemide Okul Sağlığına İlişkin Uzman Görüşleri Raporu</a>’nu hazırlayan TTB, okullarla ilgili kararların yerel özelliklere, eğitimin düzeyine, mevcut olanaklara ve gereksinimlere göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. TTB’nin önerileri arasında, birinci basamak sağlık hizmetleri düzeyinde okul sağlığı hizmetleri yeniden yapılandırılması, okullarda psikososyal hizmetlerle ilgili ihtiyaçlara yönelik bir yapılanma ve örgütlenme modeli oluşturulması, teması azaltmaya yönelik uygun yöntemlerin bulunması için MEB’in, ilgili uzmanlık gruplarından ve sivil toplum kuruluşlarından görüş alması, işbirliği yapması gibi öneriler yer alıyor.</p>
<p><strong>Pandemi Koşullarında Eğitimin Riskleri ve Araştırma Bulguları </strong></p>
<p>Pandemide eğitimin uzaktan sürdürülmesinin sakıncalarına işaret eden uzmanlar, bazı çocukların pandemide uzaktan eğitime erişemediğini ve dahası okula dönmeme riski olduğunu hatırlatıyor.  Suat Kardaş tarafından kaleme alınan <a href="https://medium.com/@suatkardas/%C3%A7ocuklarda-covid-19-ve-okul-ortamlar%C4%B1n%C4%B1n-covid-19-yay%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1ndaki-etkisi-8edc34b6ac96">Çocuklarda COVID-19 ve Okul Ortamlarının COVID-19 Yayılımındaki Etkisi</a> adlı yazıda, yapılan bir araştırmanın verilerine dayanarak salgının okulların yeniden açılmasıyla salgının yayılımındaki hızlı artış arasında ilişki tespit edilemediği kaydediliyor. Araştırma, çocuk bakım merkezleri ve eğitim kurumlarını kapatmanın COVID-19 virüsünün yayılımını engellemek için tek başına etkili bir kontrol önlemi olmadığını çünkü çocukların virüsün semptomlarını (eğer gösteriyorlarsa) çok hafif gösterdiklerine işaret ediyor. Araştırma, okulların açılması ya da kapalı tutulması ve okullardaki kontrol önlemleri ile ilgili kararların toplumdaki diğer fiziksel mesafe ve halk sağlığı önlemleri ile tutarlı olması gerektiği sonucuna varıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-57015" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/kapak-2-640x167.jpg" alt="Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?" width="360" height="94" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/kapak-2-640x167.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/kapak-2-1280x333.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/kapak-2-1024x267.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/kapak-2.jpg 1920w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /> Eğitim Reformu Girişimi&#8217;nden Umay Aktaş Salman, pek çok çocuğun iyi olma hali, uzaktan eğitime erişememe, okula dönememe ihtimali, risk altındaki çocukların izlenmesi ve desteklenmesi, okulların fiziksel kapasiteleri ve bütçeleri arasındaki fark konuşulmadan çözümler eksik kalacağını belirtiyor. Eğitimci <a href="https://twitter.com/AliKoc_edu/status/1291441665614512129">Ali Koç </a>ise okulun çocuklar için güvenli bir alan sunduğu gerçeğini hatırlatıyor ve ekliyor; “Okulların yeniden açılmaması demek; okul terklerinin, çocuk işçiliğinin, çocuklara yönelik şiddetin, madde bağımlılığının artması demektir. Okulların yeniden açılmaması demek; genç gebeliklerin, beslenme riskinin, cinsiyet eşitsizliklerinin artması demektir. Okulların yeniden açılmaması demek, ailelerin ekonomik yükünün artması demektir. Okulların yeniden açılması demek; sosyal, ekonomik ve sağlık eşitsizlikleri derinleşmeden, çocuklarımızın geleceğinden ödün vermemek demektir.”</p>
<p>Türk Eğitim Derneği tarafından yapılan <a href="https://tedmem.org/yayin/covid-19-surecinde-egitim-uzaktan-ogrenme-sorunlar-cozum-onerileri">COVID-19 Sürecinde Eğitim: Uzaktan Öğrenme, Sorunlar ve Çözüm Önerileri</a> başlıklı araştırmada, 2020-2021 eğitim öğretim yılında okulların güvenli bir şekilde açılabilmesi ve öğrenmenin sürdürülebilmesi için somut öneriler yer alıyor. Dünyadaki gelişmeleri, sorunları ve çözümleri izleyerek, eleştiri, görüş ve önerini öğrencilerin, ebeveynlerin ve öğretmenlerin iyi olma haline katkıda bulunmaya gayret eden çalışmada, yetişkinlerin özensiz ve sorumsuz davranışlarının bedelini çocuklara ödetmeye hiç kimsenin hakkı olmadığını kaydediliyor.</p>
<p><strong> </strong>Eğitim-Sen tarafından yapılan <a href="http://egitimsen.org.tr/pandemi-kosullarinda-egitim-arastirmasi/">Pandemi Koşullarında Eğitim Araştırması’na</a> göre, Türkiye’de eğitim-öğretime ara verilmesinden 18 milyonu aşkın öğrenci, 1 milyonu aşkın eğitim emekçisi etkilendi. Eğitim sisteminin, okulların ve eğitim emekçilerinin pandemi koşullarında eğitime ne kadar hazır olduğunu ortaya çıkaran araştırmaya katılanların büyük bir bölümü (yüzde 96,4) salgın sürerken eğitim öğretimin başlaması durumunda, kendi sağlığının ve ailesinin sağlığının tehdit altında olacağını düşünüyor. Türkiye’de salgın sürerken okulların açılması halinde 18 milyon öğrenci ve 1 milyonu aşan eğitim emekçisinin salgının hedefi haline geleceğini savunan  araştırma, salgın tehdidinin daha da arttığı koşullarda okulların açılmaması gerektiği sonucuna varıyor.</p>
<p><strong>AÇEV: Fırsat Eşitsizliklerini Yüz Yüze veya Uzaktan Eğitim Y</strong><strong>ö</strong><strong>ntemleriyle Giderme Çabası</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-57014 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/burcu-gündüz-foto.jpg" alt="Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?" width="231" height="231" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/burcu-gündüz-foto.jpg 231w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/burcu-gündüz-foto-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 231px) 100vw, 231px" />Pandemi koşullarında STK’ların bu döneme özgü eğitim faaliyeti kapsamında geliştirdikleri çalışmalar, salgının yaygınlaştığı tespitleri nedeniyle daha hayati bir öneme sahip. Bu kapsamda iki farklı STK’dan görüş alarak, eğitimde farklılıkların ve eşitsizliklerin gözetildiği bir modelin nasıl oluşturulabileceği sorusuna yanıt aradık.</p>
<p>Ebeveynlerin ve çocukların karantina koşullarına özgü ihtiyaçlarını karşılamak üzere içerik ve destek programları geliştiren AÇEV,  pandemide eğitimin sürekliliğin eşitlik temelinde sağlanması gayretlerine iyi uygulama örneklerinden biri…Bu çerçevede, AÇEV’in geliştirdiği özgün içerik ve destekler ile hayata geçirmeyi tasarladığı çalışmaları, <a href="https://www.acev.org/">Anne Çocuk Eğitim Vakfı</a> (AÇEV) Genel Müdürü Burcu Gündüz Maşalacı ile konuştuk.</p>
<p>Çocukların potanisyellerini gerçekleştirebilmeleri için destekleyici bir çevre oluşturmanın önemine dikkat çeken AÇEV, bunun sağlanmasının büyük ölçüde özel sektör ve kamu kurumlarının ürettikleri hizmetler ve politikalara bağlı olduğunu görüşünde… AÇEV Genel Müdürü Burcu Gündüz Maşalacı, içinde bulunduğumuz günlerde hanedeki öğrenme ortamının iyileşmesine odaklanan ve bu süreçte farklı paydaşlara çağrıda bulunacakları bir kampanyanın hazırlığı içinde olduklarını belirtiyor.</p>
<p><strong> </strong>Pandemi süreci başladığında yüz yüze eğitim faaliyetlerine zorunlu olarak ara veren AÇEV, tüm faydalanıcı gruplara uyguladıkları programları çevrimiçi araçlarla sürdürmeye başladı. Burcu Gündüz Maşalacı , AÇEV’in pandemide izlediği stratejiyi şöyle anlatıyor: “Bu dönem en büyük önceliğimiz ev içerisinde iyi olma halinin korunması oldu. Gönüllü eğitimcilerimiz aracılığıyla katılımcı ebeveynlerle, saha ekiplerimiz aracılığıyla da eğitimcilerimizle temas kurarak, ebeveynlerin bu döneme özgü ihtiyaçlarını karşılamak üzere geliştirmiş olduğumuz içerikleri ve destek programlarımızın özet içeriklerini onlara ulaştırdık.”</p>
<p>AÇEV ayrıca, ebeveynlerin çocuklarıyla etkileşim halinde olmaları ve onların gelişimlerine katkı sağlayacak etkinlik önerilerine kolayca erişmeleri amacıyla içerikler üretti ve bu içeriklerle sosyal medya kanallarında paylaştı. Okulların açılacak olmasına ilişkin olarak Burcu Gündüz Maşalacı, konuyu “olumlu” ya da “olumsuz” olarak değerlendirmek çok zor olduğunu belirtiyor ve gerekçelerini sıralıyor: “Bu bir kamu sağlığı meselesi ve kararın veriler ışığında, çok disiplinli bir yaklaşımla, bilimsel temelli olarak verilmesi gerekiyor. Özellikle hane ortamının çocuk gelişimini yeteri kadar destekleyemediği ailelerde, çocukların okuldan uzak kalmalarının maliyeti çok büyük olabilir. Okulu, çocuğun yalnızca akademik olarak eğitim gördüğü bir kurum olarak değil, onun çok yönlü gelişiminin izlendiği ve desteklendiği bir ortam olarak düşünmeliyiz. Bunu yaparken hem haneler arasında çocuk gelişimini destekleyici olma durumu açısından fırsat eşitsizliklerini gözetmeli hem de bu eşitsizlikleri yüz yüze veya uzaktan eğitim yöntemleriyle gidermenin yollarını aramalıyız.”</p>
<p><strong> </strong><strong>Pandeminin Kad</strong><strong>ı</strong><strong>nlar ve </strong><strong>Ç</strong><strong>ocuklar</strong><strong> Üzerinde Değişkenlik Gösteren Etkileri </strong></p>
<p>Pandeminin dezavantajlı gruplar arasında yer alan kadınları ve çocukları çok daha fazla ve olumsuz etkilediğini biliyoruz. Eğitimde fırsat eşitsizliğinin pandemi ile arttığı tespitlerine katılan Maşalacı şunları vurguluyor: “Daha çok dikkat çekmemiz gereken konu pandeminin kadınların ve çocuklarının tamamını aynı şekilde etkilemediğidir. Buradaki etki düzeyleri yaş grubuna göre, ailenin sosyoekonomik gelir düzeyine, eğitim durumuna, istihdam koşullarına göre önemli düzeyde değişiklikler gösteriyor. Bazıları uzaktan eğitim araçlarıyla eğitimlerine devam edebilseler de sosyoekonomik imkansızlıklar nedeniyle pek çok çocuk bu fırsata erişemedi. <a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/egitim-izleme-raporu-2020-egitim-yonetisimi-ve-finansmani/">Erişebilenler arasında yapılan değerlendirmelerde</a> de, yüz yüze eğitimin yarattığı etkiye çoğunlukla ulaşılamadığı ön plana çıktı. Özetle aslında tüm bu süreçte okulların destekleyici bir ortam olarak çocuğun ekosisteminden çıkması, haneler arasındaki eşitsizliklerin çocuk gelişimi üzerine etkisini çıplak şekilde gözler önüne serdi.  Çocuklar pandemi sürecinde tüm bu eşitsizliklerle evde baş başa kalmak durumunda kaldı.”</p>
<p>Burcu Gündüz Maşalacı, çocuk gelişimi bakımından haneler arasındaki eşitsizliklerin azaltılmasının uzun vadede AÇEV’in en önemli meselesinden biri olduğunu vurguluyor.  Maşalacı, ev içinde çocuk gelişimini destekleyici materyallere erişimin artırılmasının AÇEV’in uzun vadeli savunu konusu olacağını, bu kapsamda hem uygulama örnekleri hem savunu faaliyetleri ile bu konunun önemine dikkat çekecek şekilde şekillendirmeyi tasarladıklarını belirtiyor.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="alignright wp-image-57016" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/AÇEV-foto-2-e1597783003424-640x393.jpg" alt="Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?" width="360" height="221" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/AÇEV-foto-2-e1597783003424-640x393.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/AÇEV-foto-2-e1597783003424.jpg 1016w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Çocuğun</strong><strong> B</strong><strong>ütüncül Gelişimini Merkeze Alan Bir Bakış Açısı&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong>Çocukların iyi olma halinin, ailenin de iyi olma halini korumasına bağlı olduğunu ve sürecin bütüncül bir politika ile şekillenmesi gerektiğini kaydeden Maşalacı; &#8220;Çocuğa etki eden her kişi, kurum, hizmet ve politika çocuğun gelişimine doğrudan veya dolaylı dokunmuş oluyor. Buradan hareketle, pandeminin de getirdiği yeni dünya düzeni ve riskleri bir arada değerlendirdiğimizde, pandeminin eğitimi yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sunduğunu söyleyebiliriz. Hane ortamıyla okul ortamını bir arada gözeten ve bu yönüyle çocuğun bütüncül gelişimini merkeze alan bir bakış açısının geliştirilmesi için doğru zamandayız. Bugün söz konusu bakış açısını geliştirebilirsek, geleceği değiştirme fırsatımız var.” diyor.</p>
<p>Pandemide kısa vadede başta okul ve aile olmak üzere çocuğa dokunan, gelişiminde rol ve sorumluluk sahibi tüm aktörlerin iş birliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuzu kaydeden AÇEV Genel Müdürü, bu süreçte ve devamında ebeveyn &#8211; eğitim kurumu- öğretmen iş birliği sürekli, yapıcı ve çocuk gelişimini merkeze alan bir şekilde olması gerektiğini söylüyor.  Bunun sağlanması için öncelikle bilimsel temelli veri toplamak, paylaşmak ve ona uygun hizmet ve politikalar üretmek gerekli diyen Maşalacı, bu kapsamda AÇEV’in önümüzdeki dönemde kanıt temelli politika önerilerine odaklanmayı sürdürmeyi planladığını söylüyor.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-57017" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/IMG-20200817-WA0005-640x640.jpg" alt="Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?" width="360" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/IMG-20200817-WA0005-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/IMG-20200817-WA0005-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/IMG-20200817-WA0005-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/IMG-20200817-WA0005.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Pandemide Farklı Gelişim Gösteren Tüm Çocukları Kapsayan Eğitim İhtiyacı</strong></p>
<p>Pandemide engelli çocukların eğitimde karşılaştıkları sorunları konuştuğumuz Türkiye Otizm Anneleri Topluluğu’ndan, Denizli Otizm Derneği İletişim Koordinatörü ve Otizmli Deniz’in annesi Dudu Karaman Dinç, salgın sürecinde engelli çocukların ailelerinin kendi kendilerine kaldıklarına dikkat çekiyor. Otizmli çocuklar için MEB’ in EBA uygulamasından verim alınamadığını belirten “Bizim çocuklarımız için uzaktan eğitim için uygun değil” diyor. Otizmli çocuklar için eğitimin bireysel ve yüz yüze olması gerektiğini vurgulayan Dinç, alışveriş merkezleri dahil her yerin açık olması nedeniyle, gerekli düzenlemelerin yapılarak bu okulların da açılıyor olmasını, Otizmli Anneler grubu adına talep ettiklerini belirtiyor.</p>
<p>Bazı ailelerin okulların açılması durumunda dahi çocuklarını okula göndermeyi tercih etmeyebileceğini belirtirken sözlerini şu şekilde açıklığa kavuşturuyor: “Burada bizim için temel mantık şu: eğitimden mahrum kalan ve çocuğunu göndermek isteyen çocukların eğitime ulaşabilmelerini sağlamak…MEB evde ve hastanede de eğitim verebiliyor.  MEB’in kimseyi bırakmadan yöntemlerini çeşitlendirmesi gerekiyor.”</p>
<p>Bakan Ziya Selçuk tarafından yapılan son açıklamada, engelli çocuklara ilişkin bir ifade yer almadığını hatırlarlatan Dinç, &#8220;Biz de Otizm Anneleri olarak ‘31 Ağustos Çok Geç Olmadan’ başlığıyla bir hareket başlattık; bizim çocuklarımız ne olacak? Onlara nasıl çözümler üretilecek? bunları soruyoruz.” diyor. Kaynaştırmaya devam eden otizmli öğrencilerin de EBA’dan yararlanamadığını ekleyen Dudu Kahraman Dinç,  kimseyi geride bırakmama prensibinden hareketle, farklı gelişim gösteren tüm çocukları kapsayan, ama onları kapsarken, down sendromlu çocuğun ya da başka engel bir grubunun değişkenlik gösteren ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde, gerektiğinde eve öğretmen göndererek, farklı gelişim gösteren çocukların özel durumlarını özel eğitimde göz ününde bulundurarak MEB’in strateji belirlemesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Pandemide Kollektif Doğruya Ulaşma İhtiyacı </strong></p>
<p>BlogcuAnne.com’un yazarı Elif Doğan’a bir veli olarak okulların açılmasına ilişkin bireysel değerlendirmelerini ve diğer velilere ilişkin gözlemlerini sorduk. Doğan, bu koşullar altında okul öncesi, ortaokul ve lise kademesindeki 3 çocuğunu, eğitim hayatına gerekirse bir süre ara vermeyi göze alarak, okula göndermeme taraftarı olduğunu söylüyor ve gerekçelerini anlatıyor:  “Hiçbir şey için kesin olarak konuşamıyorum. Şahsen, çok güvendiğim sağlıkçılara danışıyorum ve halk sağlığını önceliklendirdiğini düşündüğüm kişileri takip ediyorum.  Bu kişiler, COVID-19 ile ilgili hala çok fazla bilinmeyen olduğundan, bu koşullarda risk alınmaması ve okulların bu koşullarda açılmaması taraftarı. Çok bilinmeyenli bir süreçten geçtiğimiz için, kendi çocuklarım ve kendi sağlığım için bu durumu ürkütücü buluyorum.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-57018" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/elif-dogan.jpg" alt="" width="270" height="360" />Evde kalmanın çocuklara daha az iyi geldiğini, okula gitmenin daha iyi geldiğini düşünmekle birlikte, pandemiden en fazla özel gereksinimli ve sınıfsal olarak dezavantajlı çocukların olumsuz etkilendiğini belirten Elif Doğan, nitelikli eğitime bir şekilde ulaşabilecek olan çocukların uzun vadede daha az yara alarak çıkacaklarını ancak dezavantajlı durumdaki çocuklara bu koşullarda ne yapılması gerektiği sorusuna yanıt bulmanın güç olduğunu kaydediyor. Elif Doğan’ın, vurguladığı önemli bir konu, hayatımızdaki birçok şey gibi “okullar ne işe yarıyor? Çocuklara ne katıyor?” sorusunun pandemide öne çıktığını belirtmesi…Bu sorunun yanıtının çocuklara göre farklılık gösterdiğini kaydeden Doğan, gözlemlediği kadarıyla diğer velilerin okulların açılmasına ilişkin yaklaşımlarının, ebeveynlerin koşullarına ve imkanlarına göre çok farklılık gösterdiğini belirtiyor.</p>
<p>Veli, öğretmen, çocuklar, özel okul sahibi dahil tüm aktörlerin bu süreçte bir şekilde mağdur olduklarını kaydeden Doğan, söz konusu mağduriyetlerin giderilmemesi ve pandeminin getirdiği kaygı nedeniyle taraflar arasında birbirini suçlayıcı yaklaşımlar görebildiğimize işaret ediyor.</p>
<p>Birçok ülkenin nüfusundan daha yüksek sayıda öğrenciye sahip olan Türkiye’de ‘pandemide eğitim’ gibi büyük ölçekli bir soruna nasıl yanıt bulunacağı, sürecin nasıl yönetileceğine dair kimsenin fikrinin olmadığını düşünen Elif Doğan’a göre, tek bir doğru yok. Bu nedenle, çoğunluğun kurallara uyma eğilimi göstermediği Türkiye’de, karar alıcıların önceliği halk sağlığına vererek sorunun çözümünü şekillendirildiği ve sürecin şeffaf yönetildiğine toplumun ikna olması, kollektif doğruya ulaşmada önemli bir faktör…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/19/pandemi-kosullarinda-nitelikli-ve-kapsayici-egitim-nasil-saglanir/">Pandemi Koşullarında Nitelikli ve Kapsayıcı Eğitim Nasıl Sağlanır?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Anneler Günü’nde Babalar Anne Olsun!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/12/anneler-gununde-babalar-anne-olsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 May 2019 08:50:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[Blogcu Anne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlık, annelik ve ebeveynlik üzerine paylaşımları ile annelerin en çok takip ettiği blogger’ların başında gelen Blogcu Anne Elif Doğan ile Anneler Günü’nde anneleri konuştuk.<br />
Kentli ve eğitimli annelerin en büyük sorunu olarak 'anneliğin nasıl olması gerektiğinin' dayatılmış ve tanımlanmış olmasını gösteren Blogcu Anne, “İki tarafı ilgilendiren bir sorunu, tek tarafla çözemezsiniz. Biz kadınlar konuşalım, konuşalım… Erkeklerin dâhil olmasını talep ediyorsak, o zaman bu konuyu önlerine götürmemiz lazım” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/12/anneler-gununde-babalar-anne-olsun/">‘Anneler Günü’nde Babalar Anne Olsun!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyayı kullanan gençlerin bir zaman sonra ebeveyn olması, özellikle annelikle ilgili araştırmalarını kitapların yanı sıra sosyal medyada sürdürmesi, yıllar önce blogger annelik kavramını ortaya çıkarmıştı. Bazıları uzun süre devam edemese de bir kısmı hatırı sayılır takipçilere ulaştı, içlerinde ilham veren içerikler ve fikirler paylaşanlar oldu. Bu blogger anneler içinde paylaştığı içerikler itibariyle Blogcu Anne farklılaşıyor. Sadece anne olarak değil, bir birey olarak pek çok alanda kendini sürekli geliştiren ve takipçileriyle de bunu paylaşan Blogcu Anne Elif Doğan ile “Anneler Günü” özelinde bir röportaj gerçekleştirdik.</p>
<p>Yeni kitabının yazımına küçük bir mola vererek sorularımızı yanıtlayan Blogcu Anne ile iş hayatında cinsiyet eşitsizliğini, babaları, büyük kentlerde ebeveyn olmanın zorluklarını, eğitimde fırsat eşitliği sunulmamış kadınların mücadelesini desteklemek için neler yapılabileceğini, her yıl düzenlenen Dijital Topuklar’ı ve babaları konuştuk.</p>
<p><strong>İş hayatında cinsiyet eşitsizliği yaşandığını biliyoruz. Özellikle anneler, bu anlamda dezavantajlı mı? </strong></p>
<p>Aslında iş hayatı genel olarak erkekler tarafından ve erkekler için oluşturulmuş bir düzenle devam ediyor. Dolayısıyla kadınların da kadın olarak buralarda var olması istenmiyor. 2018’deki Dijital Topuklar’da Bekir Ağırdır’ın bir konuşması vardı, “İş dünyasında duygulara yer açmak” diye. Bu sene de bu konulara Dijital Topuklar’da girmek istiyoruz. Artık bugüne kadar ataerkil reflekslerle yürütülen birçok şeyin savaşlara neden olduğu, yeni şeylerin söylenmeye, yeni duygulara yer açmaya başlanması gerektiği konuşuluyor. Dolayısıyla bu sadece kadınlara atfedilen özellikler, ama erkeklerin de içinde olan duygular tabii. Daha şefkatli bir güç. Gücün tanımının değişmesi başarının tanımının değişmesi.</p>
<p>Dün İngiltere’deki Telegraph Gazetesi’nde bir yazı okudum. Annelerin yapılacak listesinde 26 madde. Bu maddelerin tamamı da annelerin yapması gereken şeyler değil aslında. Çocukların beslenme çantasını hazırlamak gibi… Bunlar annelerin üzerine kalmış. Kadınların sadece çalışmaları, artık cinsiyet eşitliğini yakalamaları için yeterli değil. Ev içinde eşitlik olması lazım ki kadın iş hayatında taleplerini daha yüksek sesle dile getirebilsin. Tabii ki orada da güçlü olması lazım ki ev içinde de güçlü olsun. Çok girift bir sorun ve tek taraflı olarak sadece kadınların çözüm bulmaya çalışmasıyla çözülmeyecek.</p>
<p><strong>Kadınların erkeklere göre iş hayatında avantajlı olduğu konular var mı? </strong></p>
<p>Bence bunun yanıtı organize olmak, aynı anda birden fazla iş yapabilmek falan değil. Bunlar kadınlara yüklenen, dayatılan işlerin doğurduğu şeyler. Ama bizim küçüklüğümüzden beri duygularımızla daha yakın olmamıza izin verilmesi, oğlan çocuklarının önünün kapatılması, ‘erkek adam ağlamaz’ denilerek onların duygularından soyutlanması,  fakat bizim soyutlanmamamız, artık avantaj olmaya başlayacak. Aslında erkekler arındırılmışlar, bazı pozitif şeylerden. Dolayısıyla onlar şimdi bizim avantajımızmış gibi oluyor; eğer izin verilirse, alan açılırsa. Yoksa kadınların sırf kadın oldukları için, çocuk doğurabildikleri için avantajları olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p><strong>Modern, kentli, eğitimli annelerin en büyük sorunları neler sizce? </strong></p>
<p>Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmaları. Bir yandan işyerinde rekabet etmek.  Ayrıca anneliğin nasıl olması gerektiğinin dayatılmış ve tanımlanmış olması. Mesela Twitter’da geçenlerde kıyamet koptu, bir baba kızına anneliği öğretiyor. Bir baba kızına annelikle ilgili ne anlatabilir? Kendi annesiyle ilgili deneyimini anlatabilir, duygusu ve tecrübesinden başka bir şey anlatamaz.</p>
<p>Oğlum 8. sınıfın sonuna yaklaşıyor ve LGS diye bir gerçek var artık. En azından akademik çalışmanın ne olduğunu öğrenmesi adına karşılaşması gereken bir şey olacak bu. Bununla yüzleşirken rakamları öğrendik, aşağı yukarı 1,5 milyona yakın çocuk sınava giriyor. Bunların 2-3 bini modern, eğitimli ailelerin istediği okullara girebiliyor, o da o paraları verebilirseniz. Sadece annelerin özelinde tabii ki çok fazla sorun var, onlara dayatılan şeyler yüzünden. Ama genel olarak bence ebeveynlik çok fazla yük altında, çok zor ve destek sistemi yok. Tek başınızasınız. Birçok şeye yetişmeye çalışıyorsunuz ve yetişebileceğiniz size pompalanıyor. ‘Çocuk da yaparım kariyer de’, ‘10 kaplan gücünde anneler’ falan deniyor ama bunun altı hiç doldurulmuyor. Sanki istemek yeterliymiş gibi anlatılıyor. Ama nasıl olacağını kimse söylemiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunların Önemli Kısmı Cinsiyet Eşitsizliğine Dayanıyor</strong></p>
<p><strong>Sizce yasalar çalışan anneleri nasıl destekliyor? </strong></p>
<p>Benim kurumsal tecrübem yok. Dolayısıyla bu konudaki aktarımlarım gözlemlerimden ibaret. Ama herhalde çok az kadın hak ettiğimi alabildim, diyebilir. Gerçekten de iş hayatında sorun yaşayan ya da yaşayacağını düşünen kadınların oranı yüzde 50. Oldukça geriden geliyor bu konuda yasalar. Biz yurtdışında yaşıyorduk, sonradan geldik. Süt izni gibi bir şeyden haberim yoktu. Ben Amerika’da yaşıyordum, orada daha da beter zaten. 6 hafta sadece federal izin var. Türkiye’de devlette çalışan kadınlar biraz daha bu konuda rahat, ama özel sektör çok acımasız. Mesela okul yok, hangimizin evinin yakınında nitelikli anaokulu, nitelikli devlet okulu var? Bu kadar çalışıp çabalayıp çocukları özel okula vermeye çalışıyoruz. Türkiye’de özel okulların oranı zaten yüzde 3. Biz aslında o kadar küçük bir kitleyiz ki burada debelenen. O yüzde 3’ün de yüzde kaçı Bihter Ziyagil kıvamında yaşıyor zaten? Hepimiz, ya başka çocuk yapmıyoruz, ya tatil yapmıyoruz, evimizi satıyoruz, ev satın almıyoruz. Sağlık için de aynısı geçerli. Gelişmiş bir ülkede vatandaşlık hakkı olması gereken şeyleri satın almak için debelenip duruyoruz ve bunu yaparken de yine sınavlara hazırlıyoruz çocukları, yine dershaneye gönderiyoruz, yine özel ders aldırıyoruz. Bir yandan da bu kaotik şehirlerde, bu stresle çocuk büyütmeye çalışıyoruz. O yüzden, çok fazla derdimiz var. Bunların çok büyük bir çoğunluğu cinsiyet eşitsizliğine dayanıyor, aslında çok büyük bir çoğunluğu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cinsiyet Eşitliğini Erkeklerle de Konuşmak İstiyoruz</strong></p>
<p><strong>Dijital Topuklar 2019’da bu konular tartışılacak mı? </strong></p>
<p>Tam şu anda içeriğini toparlamaya başladık, bir şey söylesem yanlış olur. Genel olarak zaten dertlerimiz var. Biz zaten bir içerik üretimi platformu olarak ortaya çıkmıştık. Feminizm, bizim ilk yıl gündeme getirdiğimiz bir konu değildi. Birkaç sebebi vardı bunun. Hem çok alanımız olduğunu düşünmüyorduk, hem de korkutucu olacağını düşünüyorduk, ama bundan 4 sene önceydi. Şimdi çok değişti her şey. Artık neredeyse 8 Mart reklamı yapmayan firma yok. Ha, 9 Mart’ta aynı şeyi devam ettiriyorlar mı, o ayrı. Ama en azından bu konu artık radarlarında. İçerik üretimi bir tanesiydi, cinsiyet eşitliği ve feminizm bir diğer konu. Dijital gelecek adı altında çocukların sosyal medyayı kullanmaları, sosyal medyada kullanılmaları gibi konuları ele alıyoruz. Aynı zamanda ebeveynlerin, çocukların dijitalle olan etkileşime tepkileri, bu konudaki korkularımız, kaygılarımız… Ne kadarı gerçekçi, ne kadarı aşırı, bunları ele almaya çalışıyoruz. Bir de girişimciliği konuşuyoruz. Dolayısıyla bu ana başlıklar altında her sene, konularımızı farklı bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Cinsiyet eşitliğini kadınlarla konuştuğumuz kadar, bu sene erkeklerle de konuşmak istiyoruz. Çok sevdiğim bir söz var: &#8220;İki tarafı ilgilendiren bir sorunu, tek tarafla çözemezsiniz.&#8221; Biz kadınlar konuşalım, konuşalım… Biz kadınlar erkeklerin dâhil olmasını talep ediyorsak, o zaman bu konuyu önlerine götürmemiz lazım ki şimdi artık bu bakış açısıyla yaklaşan, Instagram’da babalıkla ilgili paylaşımlar yapan ve bunu gerçekten ‘Burada ben de varım’ demek için yapan adamlar var, olması lazım.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘Başkalarının Sorumluluklarını Onlar Adına Almayı Bırakmalıyız’</strong></p>
<p><strong>Babaların annelerin hayatındaki rolüne ilişkin ne söylemek istersiniz? Sizin sosyal medyada #yarımdeğilişbölümü diye bir mottonuz da var bu konuda…</strong></p>
<p>Burada bir yanlışlık var diye keşfettim. Ondan sonra da bu konuda daha çok okumaya başladım. Biraz kendiliğinden gelişti. Çünkü ilk başlarda hiçbir sıkıntı yoktu, biz gayet memnunduk, her şey yolundaydı. Çocuk sayısı arttıkça insan kanyağı yetersizliğinden dolayı daha çok bunları yaşamaya başladık. Yoksa kurduğumuz düzende, ilk başlarda o dışarıda çalışacaktı, ben evde çalışacaktım. Son derece adil bir iş bölümüydü. Ama ev işinin nasıl bir kara delik olduğunu o zamanlar ben bilmiyordum, tecrübe etmeden önce. Dışarıda çok çalışıyorlar, hiçbir şey demiyorum ama ev hiç bitmiyor, 24 saat. Otururken çorap katlıyorsun, telefonla konuşurken bulaşık makinesini boşaltıyorsun. Mesai başladı, bitti diye bir şey yok. Zaten bütün bu yaşadıklarımız da yıllardır feministlerin söylediği şeyler. Sadece, feminizm biraz daha “popüler” olmaya başladığı için “Aaa bu da böyleymiş aslında” denmeye başlandı. #yardımdeğilişbölümü de daha halk diliyle söylediğim bir şey, ama yıllardır akademide söylenen şeylermiş.</p>
<p>Eşbaşkanlı ebeveynlik diyorum ben buna. Hiçbirinin bir diğerinden daha ağır olmasına gerek yok. Erkeklerin yapamadığı tek şey, doğurmak ve emzirmek yani, onun dışında yapamayacağı hiçbir şey olmaması lazım. Bana, “3 oğlunuz var, bir de eşiniz 4” diyorlar. Ne münasebet. 43 yaşında adama ben niye annelik yapayım? Birincisi oğullarım daha çocuk, henüz erkekleşmediler. İkincisi hayır, kabul etmiyorum bunu. Ona da ayıp. İlk başlarda birçok şeye öfkeyle yaklaşıyordum; ne giysin, ne yesin. Çok saçma şeyler bunlar. Bir yandan birçok şeyi okuyorum ve kendimi geliştiriyorum ebeveynlik ve kadınlık konusunda. Altını çizip burayı sen de oku, diyorum. Ne kadar güzel, ne kadar rahat bir hayat ya. Eğer o bunu yapmazsa, aran da açılmaya başlıyor. Sen daha demokratik bir ebeveyn oluyorsun, o daha geleneksel bir yerde kalıyor. Onun da öfkesi oluyor. Biz de buralarda çok tıkandık, uğraştık tabii. Kendini geliştirip bulunduğun yerden çıkmaya çalışırken eşini de oradan çıkarmak gibi bir sorumluluk yükleniyor sana ve bunu da öfkeyle yapmayacaksın, deniyor.  Bu çok zor bir şey. Genel olarak öfkeye yer var, ama tüm ilişkilerinde yapıcı olmaya başlamak gerek. O bardaklar inci gibi dizilince ne oluyor, dizilmeyince ne oluyor? (Erkeklerin bulaşık makinesini boşaltmasıyla ilgili) Yıllarca mesela Doğan bulaşık makinesini yerleştirmedi. Temizleyip koyardı, bulaşık makinesine yerleştirmeye hazır. Ama yerleştirmezdi çünkü ben istemiyordum. Benim istediğim gibi yerleştirmiyordu. Onun 3 makinede yıkadığı bulaşığı ben tek makinede yıkarım. Ama zaten ben tetriste daha iyiydim! Evin bu kadar düzenli, bu kadar temiz olması, kimin faydasına? Ama bir tek ben yapıyorum, tam delilik. O yüzden başta öfkeyle anlatmaya çalıştım, işe yaramadı. Sonra bıraktım, bulaşık makinesini yerleştirsin. İstediği gibi. Başkalarının sorumluluklarını onlar adına almayı bırakmak gerekiyor. Öfkeyle değil, bırakmak…</p>
<p><strong>Annelerin hayatını kolaylaştırmak için babalara bir çağrınız var mı? </strong></p>
<blockquote><p>23 Nisan’daki gibi, anneler gününde babalar anne olsun! Babaları da çocuk yetiştirmenin yükünü fark etmeye davet ediyorum. Çünkü tek kişilik bir şey değil bu. Evet bekâr anneler, babalar var. Yapılıyor da ama çok yıpratıcı.</p></blockquote>
<p><strong>Bir anne sözlüğünüz var. Bu konuştuğumuz konular çerçevesinde bir anne tanımınız var mı? </strong></p>
<p>Daha önce yaptığım tanımlamalar içinden şunları söyleyebilirim: Gece uykusunda ‘Baba!’ diye ağlayan çocukla kalkıp ilgilenen kişi. Bir sürü çocuk ağlaması içinden kendi çocuğunun ağlamasını ayırt edebilen bir tür dedektör, bir çeşit zombi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Kadınlar Erkeklere, Anneler Çocuklara Hizmet Etmez’</strong></p>
<p><strong>Anneliğin tek başına bir kariyer olarak görüldüğü bir toplumda, bir anne olarak bu düşünceyle ilgili neler yapabiliriz? </strong></p>
<p>Sanırım mücadeleyi nasıl tanımladığımıza bağlı. Hepimizin içinde var, bu kodlanan şeyler. Anneler Günü’nde muhtemelen benim de çocuklarım bana sabah kahvaltısı hazırlayacak. Çok hoşuma gidecek ama önce kendi doğrularımızın peşinden gitmek ve bunları paylaşmaktan da korkmamak, çekinmemek, devam etmek gerek.   Bir noktadan sonra öfkeyi bir kenara bırakıp materyal şeylerle konuşmaya başlayınca, çok da söyleyecek şeyleri kalmıyor. İşte kadının hizmet etmesi… Hizmet, satın alınır. Kimse kimseye hizmet etmez. Hizmetçiler hizmet eder, onlar da maaşlı çalışanlardır. Dolayısıyla kadınlar erkeklere, anneler çocuklara hizmet etmez. Bu, ev işçiliği, karşılıksız emek vermek. Öncelikle bunun adını koyalım, biz de farkında varalım. Bunları paylaştıkça normalleşmeye başlayacak.</p>
<p><strong>Çalışan anneler deyince eğitim anlamında fırsat eşitliği sağlanmamış ve/veya büyük şehirlerde yaşamayan ama kendini sadece anne olarak tanımlamayan, el emeğiyle var olmaya çalışan kadınlar var.  Siz bu annelerle ilgili ne söylemek istersiniz? </strong></p>
<p>Bu benim de düşündüğüm bir konu. Kitabımı yazarken o kadınlar bunu okumak isteyecekler mi, okuduklarında kendilerinden bir şeyler bulabilecekler mi, diye düşünüyorum. Çok kolay bir şey değil, çünkü ben de bulunduğum çevre içinde, ait olduğum gruba dair bir şeyler deneyimliyor, yazıyor ve paylaşıyorum. Bence biraz başka hayatları görüp, açık olup, kendi sorunlarımızın dışındaki sorunları görmeliyiz. Çok kıymetli. Ebeveynin küçümsenmesiyle, şimdi evi işlerinin yeniden bu kadar popüler olmasıyla de çok alakalı. Ama çok fazla bir araya gelme şansımız olmuyor. Çoğumuzun evine, mutlaka destek için birileri geliyor. Onların sorunlarını fark etmek, onun da bir çalışan kadın olduğunu düşünmek bence çok kıymetli. Eve gelen kadınlara bazen çok acımasız yaklaşılabiliyor. Kendi yapmadığımız bir işi başkasından talep etmeye hakkımız olduğunu düşünmüyorum, evle ilgili.</p>
<p><strong>Bu anneleri kendi alanımıza nasıl dâhil etmeliyiz, ya da dâhil etmeyi düşünebilir miyiz? Bu kadınlarla bir buluşma sağlanması mümkün olabilir mi? </strong></p>
<p>Bu yıl Dijital Topuklar’ı İstanbul dışına çıkarmayı çok istedik. Ama seçim vs. nedeniyle gerçekleşemedi. Dijital Topuklar olarak böyle bir niyetimiz var. İstanbul’daki etkinliğimiz biletli, ama İstanbul dışında öyle yapmak istemiyoruz. Burada konuştuklarımızı oradaki kadınlara taşımak ve oradaki kadınları da duyup dinlemek istiyoruz. Kadınların Doğu’da olsun, Batı’da olsun, eğitimli olsun, eğitimsiz olsun, bir araya gelip sorunlarını çözebilmesi için bunu hemzemin bir şekilde yapmak lazım. Hemzemin yerlerde buluşursak o zaman farklılıklarımızın aslında o kadar büyük olmadığını, zannettiğimizden daha çok ortak noktamız olduğunu ve birbirimize daha çok şey verebileceğimizi görürüz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/12/anneler-gununde-babalar-anne-olsun/">‘Anneler Günü’nde Babalar Anne Olsun!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
