<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arif Ali Cangı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/arif-ali-cangi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/arif-ali-cangi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2021 12:32:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Arif Ali Cangı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/arif-ali-cangi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Devlet,  Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesindeki Ödevini Yerine Getirmiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/devlet-anayasanin-17-ve-56-maddesindeki-odevini-yerine-getirmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 10:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de yapılan madencilik faaliyetlerinin Anayasa ihlali olduğunu savunan Çevre Avukatı Arif Ali Cangı, “Devlet, Türkiye’nin her yerinde madencilik arama ve işletme ruhsatları vererek Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesi'ndeki ödevini yerine getirmiyor. Anayasa ihlal ediliyor. Madenciler de bu suça ortak oluyorlar. Çünkü madencilik faaliyetleri karşısında koruma yasaları çok aşındırıldı. Diğer yandan konuyla ilgili kurullar da bağımsız ya da özerk değil. Dolayısıyla siyasi iktidarın emri altında çalışan komisyonlardan koruma kararları çıkmıyor” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/devlet-anayasanin-17-ve-56-maddesindeki-odevini-yerine-getirmiyor/">“Devlet,  Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesindeki Ödevini Yerine Getirmiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlıklı maden dosyamızın yedinci bölümünde, çevre hareketinin kıymetli aktivistlerinden biri olan “Çevre Avukatı Arif Ali Cangı” ile Türkiye’nin yasalara rağmen nasıl bir maden sahasına dönüştüğünü, altın madenciliğinin miladı olan Bergama’yı, çevre hareketlerinin önemini ve ekoloji mücadelesinin demokrasiye katkılarını konuştuk. Cangı, son olarak da nasıl bir maden yasası tasavvur ettiğini bizlerle paylaştı. </span></p>
<h5><b>“Altın Madenciliği Türkiye’ye, Ovacık Altın Madeni ile Girdi&#8221;</b></h5>
<p><b>Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de maden arama faaliyetlerinin doğaya ve insan yaşamına verdiği zararlar biliniyor. Özellikle Kaz Dağları’ndaki yıkıcı tahribat geniş çaplı bir itiraza sebep oldu. Mevcut </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>Maden Yasası’ bu tahribatlara nasıl alan açıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-62744 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ovacik-altin-madeni-640x320.jpg" alt="ovacık altın madeni" width="422" height="211" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ovacik-altin-madeni-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ovacik-altin-madeni.jpg 800w" sizes="(max-width: 422px) 100vw, 422px" />Bu iş 1990&#8217;lı yılların başından itibaren Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da başladı. Altın madenciliği Türkiye’ye, Ovacık Altın Madeni ile girdi. Önce taşımız toprağımız altınmış diye sevinen Bergamalılar, işin gerçeğini öğrenince, eşine çok ender rastlanır bir yaşamı savunma hareketini yarattılar. Bilimsel çalışmaları, hukuksal girişimleri, sivil itaatsizliğin en güzel örneğini sergiledi. Çoğunluğu kadınlardan oluşan etkili toplumsal bir direnişle, </span><span style="font-weight: 400;">1990’lı yıllara iz bıraktılar. Bugün Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin neresinde olursa olsun, bir çevre sorunu ve ona karşı mücadele varsa, Bergama hareketinin izlerini taşımaktadır. Bergama hareketine yönelik dezenformasyon ve psikolojik hareket örneklerinin aynısı zaman zaman diğer hareketler için de gündeme geliyor. Alman Vakıfları yalanı bunun en çok kullanılanı. Bergama hareketinin “her yer Bergama, hepimiz Bergamalıyız” sloganı, </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">kirli altın madenciliğini Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da önleyemezsek, ülkenin her tarafına yayılacak” anlamına geliyordu. </span></p>
<h5><b>“Madencilik, Dokunulmazlığı Olan Bir Faaliyete Dönüştü”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="wp-image-62722 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ARİF-ALİ-CANGI.jpg" alt="Arif Ali Cangı" width="264" height="381" />Bergama hareketinin önemli yanı, etkili bir toplumsal hareket olmasıydı. Bir diğer yanı da alınan yargı kararlarının, AİHM kararlarıyla çevre hukukuna kazandırdıklarıydı. Bu kazanımların önüne geçmek için uluslararası maden şirketlerinin hazırladığı metinler kanun haline getirilerek, Maden Kanunu ile madenciliğin yarattığı kirlilik ve yıkımı önleyen yasalarda ciddi değişikler yapıldı. Madencilik adeta dokunulmazlığı olan bir faaliyete dönüştü. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Söz konusu olan madencilik olduğu zaman; temiz suya erişim hakkı, mülkiyet hakkı, ormanların korunmasına dair anayasal güvenceler, kültürel ve doğal varlıkların korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler, imar ve planlama zorunlulukları yok sayıldı. Yerel yönetimlerin ruhsatlandırma ve denetleme hakları ortadan kaldırıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık her türlü izin ve ruhsat merkezi iktidar ile onun ildeki temsilcisi valilik tarafından veriliyor. Yerel yönetimlerin su havzasında olan madenleri bile denetleme yetkileri yok.  Madenciliği önceleyen yasal düzenlemelerle artık, ormanlar, meralar, su havzaları, sit alanları, geçimlik topraklar artık korumasız. Kazdağları’nın büyük bölümünün ruhsatlandırılmış olması her gün bir yerlere sondajlar vurulması, dağların madencilerin istilasına uğraması, Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">dan başlayan siyasi ve hukuki sürecin sonucu. </span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-62745 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sit-alanlari-korumasiz-640x320.jpg" alt="sit alanları korumasız" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sit-alanlari-korumasiz-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sit-alanlari-korumasiz.jpg 900w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h5><b>“</b><b>Madenciler Bu Suça Ortak Oluyor”</b></h5>
<p><b></b><b>Anayasa</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>nın 56. Maddesine rağmen maden şirketlerinin maden arama faaliyetleri sırasında doğaya ve yaşama verdiği zarar açık bir Anayasa ihlali olmuyor mu? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 56. ve 17. Maddesi&#8217;ni birlikte değerlendirmekte yarar var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;nde, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmü yer alıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;nin gerekçesinde, vatandaşın korunmuş çevre şartlarında, beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamanın Devletin ödevi olduğu, Devletin hem kirlenmenin önlemesi hem de tabii çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerektiği belirtilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 17. Maddesi ise  yaşama hakkını, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına alınıyor. Yaşamın sonunu getireceği artık herkesçe kabul edilen küresel iklim krizi ve yaşanan Covid-19 salgını, sağlıklı ve dengeli bir çevre olmadan yaşamın olacağını artık herkesin görmesi lazım. Dolayısıyla yaşama hakkının ön koşulu, temiz hava, temiz suya, temiz gıdaya ulaşabilme hakkı, yani sağlıklı çevrede yaşama hakkıdır. </span></p>
<h5><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62743 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-3-640x320.jpg" alt="maden dosyası" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-3-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-3.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></h5>
<h5><b>“Anayasa İhlal Ediliyor”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Konumuz madencilik olunca, bir başka konuya dikkat çekmek istiyorum. Covid-19 virüsünün insana, yaban hayatından geçtiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yaban hayatına yani doğal ortamlara müdahalenin en yıkıcı olanı madencilik. Devlet her yerde madencilik arama ve işletme ruhsat ve izinleri vererek Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;ndeki ödevini yerine getirmiyor. Çevresini korumak için mücadele edenlere olmadık davalar açılarak, vatandaşın hakları ihlal edildiği gibi anayasal görevini yerine getirmesi engelleniyor. Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesi&#8217;nin yok sayılarak, Anayasa ihlal ediliyor. Madenciler de bu suça ortak oluyorlar.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<h5><b>“ÇED</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den Muafiyet Olması, Ruhsat Alana Her Yolu Açıyor”</b></h5>
<p><b></b><b>Maden arama faaliyetlerine başlayabilmesi için maden ruhsatı almak yeterli mi? Doğaya böylesine zarar veren bir faaliyete nasıl müsaade ediliyor? Maden şirketleri bu ruhsatı almak için hangi süreçlerden geçiyor? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha önce Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından tespiti yapılan maden sahaları, artık Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ihaleye çıkartılıyor. İhaleyi alan şirkete, arama ve işletme ruhsatı ve izni veriliyor. Çevre Kanununun 10. Maddesindeki  </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri, ÇED kapsam dışıdır” düzenlemesi, </span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/07/20090708-9.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 8.7.2009 tarih ve 27282 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararı</span></a><span style="font-weight: 400;"> ile iptal edilmişti. Mahkeme kararı önemli değerlendirmeler içeriyordu. </span></p>
<h5><b>“</b><b>ÇED ile Korunmaya Çalışılan Temel Unsur, Çevre ve İçerisindeki Varlıklardır”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62726 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-640x360.jpg" alt="çevre" width="368" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" />Yasa’nın değiştirilen 10. Maddesinde belirtilen, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi’ (ÇED), aynı Yasa’nın değiştirilen 2. Maddesi&#8217;ne göre gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek, olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade eder.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri aranmaktadır. ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED kapsamı dışında tutulan arama faaliyetlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığı açıktır. Bu açıdan kural kapsamındaki arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için ÇED’in öngörülmesi, Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;nde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereğidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuralla, petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirilmesi kapsamı dışında tutulması Anayasa’nın 56. maddesine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.</span></p>
<h5><b>“</b><b>ÇED</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den Muafiyet Olması, Ruhsat Alana Her Yolu Açıyor” </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına rağmen Maden Kanunun 17. Maddesi&#8217;ne son fıkra olarak; &#8220;jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz” düzenlemesi getirilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların dışındaki maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri de ÇED Yönetmeliği</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin EK-2</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler listesinde yer alıyor, yani ÇED gerekli değildir kararı veriliyor. ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den muafiyet olması, ruhsat alana her yolu açıyor. </span></p>
<h5><b>“Pek Çok Maden İşletme Faaliyeti Kanuna Karşı Hileyle ÇED</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den Kaçırılıyor”</b></h5>
<p><b>ÇED raporları ne kadar yeterli? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden arama faaliyetlerine ya ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den muaf ya da ÇED gerekli değil kararları ile başlanabiliyor. Üstelik yine Maden Kanunun 17. Madedesi&#8217;ndeki </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Arama döneminde teknolojik araştırma, geliştirme, pilot çalışmalar ve pazar araştırmaları yapmak üzere arama faaliyet raporu ile birlikte müracaat eden ruhsat sahibine, arama ruhsat döneminde arama faaliyetleri yapılırken zorunlu olarak çıkan madenden numune alınmasına ve sevk edilmesine izin verilebilir” düzenlemesi ile ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den muafiyetle işletme dahi yapılabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşletme faaliyetleri de</span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/10/20131003-3.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;"> ÇED yönetmeliği</span></a> <span style="font-weight: 400;">Ek-1 ve Ek-</span><span style="font-weight: 400;">2</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ye göre, 25 hektardan az arazi yüzeyinde (kazı ve döküm alanı dahil) planlanan açık işletmeler için ÇED gerekli değildir kararı verilebiliyor ve çoğunlukla da veriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den kurtulmak için çoğunlukla projeler, 25 hektardan az araziler için projelendiriliyor, orada iş bitince yeniden 25 hektardan az projelendirilme yapılıyor. Bu şekilde pek çok maden işletme faaliyeti kanuna karşı hileyle ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den kaçırılıyor. </span></p>
<h5><b>“Parasını Veren Olumlu Karar Çıkacak ÇED Raporunu Düzenletiyor”</b></h5>
<figure id="attachment_62725" aria-describedby="caption-attachment-62725" style="width: 415px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62725" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1-640x426.jpg" alt="Fotoğraf: Özge Bekçili" width="415" height="276" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 415px) 100vw, 415px" /><figcaption id="caption-attachment-62725" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Özge Bekçili</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e tabi projelerde de ÇED raporları güvence sağlamıyor. Raporların çoğu kes-yapıştır raporlar şeklinde düzenleniyor, gerçek anlamda sahada bilimsel çalışma yapılmıyor, taahhütler soyut biçimde düzenleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu raporlarını düzenleyen gerçek ve tüzel kişilerin ücretlerini proje sahibinden doğrudan almaları bir başka güvensizlik halini oluşturuyor. Zira olumsuz rapor düzenleyen kişi ve firmaya hiçbir proje sahibi para vermez. Yani parasını veren olumlu karar çıkacak ÇED raporunu düzenletiyor. Bu raporlarına dayanılarak verilen ÇED olumlu kararlarının yürütmesinin durdurulması ve iptal kararları da uygulanmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2009/7 sayılı genelgeyle mahkemece yürütmesi durdurulan ya da iptal edilen ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">lerin sözüm ona eksikliklerini giderecek yeni ÇED raporları hazırlanıyor. Halkın katılımı olmadan İnceleme Değerlendirme Kurulu incelemesiyle ÇED olumlu kararı veriliyor, süreç hızlı işletiliyor. Mahkeme kararının uygulanması için zorunlu azami süre olan 30 günde tamamlanarak, hukuka aykırı işletmenin kesintisiz çalışması sağlanıyor.</span></p>
<p><b>Ormanlara, doğa koruma ve önemli doğa alanlarına nasıl maden ruhsatı verilebiliyor? Yasalarla koruma alanı kapsamında değil mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu olan madencilik olunca, bütün koruma yasaları etkisiz hale getirilmiş durumda. Maden Kanunun ‘Madencilik Faaliyetlerinde İzinler’ başlıklı 7. Maddesi&#8217;nde bu konuda ayrıntılı düzenlemeler var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin; Devlet ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici tesislere Orman Kanunu hükümlerine göre izin verilir. İmar planı bulunmayan alanlarda yapılan veya yapılacak olan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı geçici tesisler ve bunların müştemilatı için imar planı yapılmaz. Maden arama faaliyetleri, bu kanunda sayılanlar dışında herhangi bir izne tabi değildir. Madencilik faaliyetleri, İzin Yönetmeliğinde duyarlı alanlar hep </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">madencilik faaliyetlerine izin verilir” yazar.</span></p>
<figure id="attachment_62727" aria-describedby="caption-attachment-62727" style="width: 380px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62727" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-640x424.jpg" alt="Fotoğraf: Evrim Tonguç Kızıl" width="380" height="252" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-640x424.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-1024x679.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 380px) 100vw, 380px" /><figcaption id="caption-attachment-62727" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Evrim Tonguç Kızıl</figcaption></figure>
<h5><b>“Maden İşletmelerinin Ruhsatı Ancak 3 Yılın Sonunda İptal Edilebiliyor”</b></h5>
<p><b>Mevcut maden yasasına göre madencilik faaliyetleri yürüten şirketlerin yükümlülükleri nelerdir?</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketlere yüklenen yükümlülüklerin yaptırımı para cezası ile sınırlı. Ruhsatın iptali son derece zor. Örneğin, ÇED olmadan ya da ÇED izinlerine aykırı hareket eden maden işletmelerinin ruhsatı ancak 3 yılın sonunda iptal edilebiliyor.</span></p>
<p><b>Kaz Dağları’nda, milyonlarca yılda oluşmuş doğal varlıklarımız ve binlerce yıllık kadim kültürümüz madencilik ruhsatlarının faaliyete geçmesiyle yok olacaktır. 5403 sayılı ‘Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nu arazi kullanım planlarının hazırlanması konusunda gerekli hükümleri içerdiği halde neden bir ilerleme kaydedilemiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü madencilik faaliyetleri karşısında koruma yasaları çok aşındırıldı. Diğer yandan konuyla ilgili kurullar da bağımsız ya da özerk değil. Dolayısıyla siyasi iktidarın emri altında çalışan komisyonlardan koruma kararları çıkmıyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>Mecliste görüşülen Enerji Piyasası ve Madencilik Kanunu‘yla ilgili değişiklik öngören torba yasaya karşı, yaşam savunucularından, çevre örgütlerinden ve toplumun büyük bir kesiminden sesler yükseldi. ‘Doğanın ölüm fermanı’ denilen bu torba yasa mecliste kabul edildi. Konuyla ilgili değerlendirmeleriniz ne yönde? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘</span><span style="font-weight: 400;">Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ 25 Kasım’da mecliste kabul edildi. 2 Aralık tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.</span><span style="font-weight: 400;"> Ekoloji hareketlerinin ve kamuoyunun tepkisi sayesinde maden kanununda yapılacak önemli değişiklikler yapılamadı, yapılan değişiklikler daha çok ruhsat sahiplerinin parasal yükümlülüklerine ilişkin ve ruhsatların devrini kolaylaştıran değişikliklerdir. Var olan Maden Kanunundaki düzenlemeler, doğanın ve yaşam alanlarının feda edilmesine yetiyor da artıyor bile.</span></p>
<h5><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62728 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/MADENE-HAYIR-640x427.jpg" alt="madene hayır" width="358" height="239" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/MADENE-HAYIR-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/MADENE-HAYIR.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 358px) 100vw, 358px" /></h5>
<h5><b>“</b><b>Ekoloji Mücadelesi, Demokrasi Mücadelesine de Çok Şey Katacak”</b></h5>
<p><b>90</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>lı yılların başında Bergama-Ovacık</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>ta başlayan altın madenciliği önemli bir ekolojik sorun haline geldi ve bu soruna karşı örgütlenen toplumsal hareketlerin simgesi oldu. Kazdağları’nda verilen mücadele ile de Türkiye genelinde bir ses getirdi. Bilmeyen okurlarımız için çevre ve yaşam savunucularının </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>altına hücum</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>a karşı verdiği diğer mücadeleleri sıralayabilir misiniz?</b></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Bergama Çevre Hareketi, çevre örgütlenmesinin simgesi oldu.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ege Bölgesindeki altın madenlerine ve diğer doğaya yapılan saldırılara karşı çalışan Ege Çevre ve Kültür Platformu / </span><a href="https://www.egecep.org.tr/"><span style="font-weight: 400;">EGEÇEP</span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İzmir</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in su havzasındaki altın madenine karşı Efemçukuru için </span><span style="font-weight: 400;">Elele Hareketi</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Madra Dağının tepesindeki </span><span style="font-weight: 400;">TÜMAD Altın Madenine karşı Burhaniye Çevre Platformu / </span><a href="https://ekolojibirligi.org/etiket/burcep/"><span style="font-weight: 400;">BURÇEP </span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da </span><a href="https://ekolojibirligi.org/etiket/bergama-cevre-platformu/"><span style="font-weight: 400;">Bergama Çevre Platformu</span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Dikili Çevre Platformu / </span><a href="https://ekolojibirligi.org/dikili-de-dikcep-ile-ekoloji-mucadelesine-katiliyor/"><span style="font-weight: 400;">DİKÇEP </span></a></li>
<li><a href="https://twitter.com/KazdaglarK?ref_src=twsrc%5Egoogle%7Ctwcamp%5Eserp%7Ctwgr%5Eauthor"><span style="font-weight: 400;">Kazdağları Kardeşliği</span></a></li>
<li><a href="https://twitter.com/kazdagikoruma"><span style="font-weight: 400;">Kazdağlarını Koruma Platformu<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62747 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-platformlari-640x384.jpg" alt="çevre platformları" width="425" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-platformlari-640x384.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-platformlari.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 425px) 100vw, 425px" /></span></a></li>
<li><a href="https://www.canakkaleicinde.com/canakkale-cevre-platformu/"><span style="font-weight: 400;">Çanakkale Çevre Platformu</span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Artvin Çevre Platformu </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Erzincan İliç’te örgütlü olmasa da tek başına Sedat Cezayirlioğlu bir örgüt gibi çalışıyor. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Madenin kapasitesini artırması karşısında Kemaliye Çevre Platformu doğdu. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Fatsa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da altın madenine karşı </span><span style="font-weight: 400;">Fatsa Ünye Doğa Koruma Platformu. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Kütahya Murat Dağı’ndaki altın madenciliği girişime karşı </span><span style="font-weight: 400;">Murat Dağı Çevre Koruma Platformu / MURATÇEVKOP</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Sivas Kangal-Bakırtepe Altın Madenine karşı </span><span style="font-weight: 400;">Bakırtepe Çevre Platformu</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Emirdağ’ın dağlarındaki altın madeni arama faaliyetlerine karşı ve Kapadokya</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da yeni başlayan altın madeni arama faaliyetlerine karşı hareketler oluşuyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Kısacası ülkenin her yerinde altın madeni arama ve işletme faaliyeti var, her yerde de onlara karşı halk hareketleri oluşuyor. Kanunlarla sağlıklı çevrede yaşama hakkı güvencesi zayıflamış olsa da yaşamın korunmasının güvencesi bu hareketler olacak. Ekoloji mücadelesi, demokrasi mücadelesine de çok şey katacak. </span></p>
<figure id="attachment_62729" aria-describedby="caption-attachment-62729" style="width: 365px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62729" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-640x426.jpg" alt="Fotoğraf: Özge Bekçili" width="365" height="243" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 365px) 100vw, 365px" /><figcaption id="caption-attachment-62729" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Özge Bekçili</figcaption></figure>
<h5><b>“</b><b>Soma ve Ermenek Maden İşçileri, Direnerek Haklarını Alacaklar”</b></h5>
<p><b>Söz verildiği halde Somalı ve Ermenekli madenciler neden yıllardır tazminatlarını alamıyor? Madencilerin hak arama mücadelesini nasıl yorumluyorsunuz?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Metalik madencilik bir yandan doğayı tahrip edip, çevre sağlığını bozarken, diğer yandan çalışanları için büyük risk taşımaktadır. Bunun başında da kömür madenciliği geliyor. Her an göçük ve gaz tehlikesi ile çalışan maden çalışanları, öldükleri zaman gündeme geliyorlar ne yazık ki. Soma ve Ermenek maden işçileri bu günlerde ölmeden gündem olmayı başardılar, direnerek haklarını alacaklar, onları selamlıyorum.</span><b><br />
</b></p>
<p><b>Dünyada madencilik faaliyetlerini iyi denetleyen bir mekanizma var mı? Türkiye ile kıyaslarsak, alınması gereken önlemleri özetlemeniz mümkün mü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada madencilik faaliyetlerinin denetlenmediği ülkeler bizim gibi çevre koruma güvencesi olmayan ülkeler, sağlıklı çevrede yaşama hakkının güvencede, hukuk güvenliğinin olduğu ülkelerde bizdeki gibi denetimsiz madenciliğe kesinlikle izin verilmiyor. Ama o ülkelerden bizim gibi ülkelere maden şirketleri gelip denetimsiz madencilik yapıyorlar, doğamızı ve yaşam alanımızı tahrip ediyorlar, ne yazık ki o ülkelerin yurttaşlarından bu konuda tepki yükselmiyor. Oysa çevre kirliliği sınır tanımaz.</span></p>
<figure id="attachment_62730" aria-describedby="caption-attachment-62730" style="width: 343px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62730" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN-640x426.jpeg" alt="Fotoğraf: Ali Akın" width="343" height="228" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN-1024x682.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN.jpeg 1100w" sizes="auto, (max-width: 343px) 100vw, 343px" /><figcaption id="caption-attachment-62730" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Ali Akın</figcaption></figure>
<p><b>Son olarak, doğa koruma alanlarından önemli doğa alanlarına, tarım alanlarından meralara, ekolojik, kültürel ve ekonomik değere sahip alanları, madencilik uygulamalarına kapatmak için nasıl bir kanuna ihtiyacımız var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Korunması gereken doğal ve kültürel varlıkların olduğu yerlerde, ekolojik hassas bölgelerde, su havzalarında, ormanlık alanlarda, meralarda, doğa koruma alanlarında,  önemli doğal alanlarda, tarım alanlarında, meralarda madencilik yasaktır”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/devlet-anayasanin-17-ve-56-maddesindeki-odevini-yerine-getirmiyor/">“Devlet,  Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesindeki Ödevini Yerine Getirmiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Yeni Bir Yaşam Biçimi Planlamaya İhtiyacımız Var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/05/yeni-bir-yasam-bicimi-planlamaya-ihtiyacimiz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 10:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[5 Haziran Dünya Çevre Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Ali Cangı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54567</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çevre ve Ekoloji Avukatı Arif Ali Cangı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle İzmir’in çevre sorunlarına dair sorularımızı yanıtladı. Yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Cangı; 'yeni politikalara, yeni bir yaşam biçimi planlamaya ihtiyacımız var.' dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/05/yeni-bir-yasam-bicimi-planlamaya-ihtiyacimiz-var/">&#8221;Yeni Bir Yaşam Biçimi Planlamaya İhtiyacımız Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İzmir için gelecekte yaşanacak en önemli çevre sorunun ne olduğunu düşünüyorsunuz, bu soruna hangi faaliyetler kaynaklık ediyor ve çözüme yönelik önerileriniz nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-54569 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/Arif_Ali_Cangı.jpg" alt="Arif Ali Cangı" width="334" height="193" />İzmir’in gelecekte yaşayacağı en önemli sorunu “su”dur. Küresel iklim değişikliği ile zaten azalan temiz su kaynakları, bunun üstüne su havzalarının kirlilik yaratan faaliyetlere açılması. Somut olan Efemçukuru Altın Madeni işletmesi. İzmir’in en önemli su havzası, altın madeninin kirlilik tehdidi altında. Kentin su ihtiyacının % 40’ını sağladığı Tahtalı Barajı havzasının yüzeysel sınırında bulunan Efemçukuru Köyü’nde tüm uyarılara ve bilimsel tespitlere rağmen 1 Haziran 2011’den bu yana altın madeni işletiliyor. Kayaç yapısı ağır metalden zengin olana bölgede yapılan madencilik faaliyeti sonucunda ağır metallerin aktive hale gelmesi, yer altı ve yüzey sularını kirletmesi riski konusunda onlarca bilimsel rapora rağmen maden çalışmaya devam ediyor. Bu maden yüzünden İzmir’in gelecekteki su ihtiyacı için yaklaşık 200 bin kişinin içme ve kullanma suyunu sağlayacak Çamlı Barajı projesine izin verilmiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu havza İzmir’in temiz kalmış tek yüzeysel su kaynağı. Burası dışında elde edilen yer altı suları arsenikten zengin, çok büyük miktarlarda paralar harcanarak arsenik arıtma tesisi kuruldu. İzmir’in eksik kalan su ihtiyacı şimdilik Gördes barajından sağlanmaya çalışıyor. Bu arada Gördes barajı tabanı su kaçırdığı için bunda da aksama var, diğer yandan orası da nikel madeni kirliliği tehdidi altında. Düşünebiliyor musunuz; bir şirketin altın madeni işletmesi için Türkiye’nin 3. büyük kentine başka bir havzadan su getiriliyor, İzmir temiz suya muhtaç hale getiriliyor. Su havzasını denetlemekle yetkili ve görevli olan İzmir Su Kanalizasyon İdaresi (İZSU) kirletici madene sokulmuyor. Mahkeme tarafından yapılan bilirkişi incelemesinde maden işletmesi yüzünden ağır metal kirliliğinin başladığı tespit edildi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Daha fazla gecikme olursa, kitlesel ölümler ve bölgemizin yaşanmaz hale gelme riski mevcut.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetim etkisiz kalmış durumda, merkezi yönetimin tam desteği ile altın madeni su havzasını kirletmeyi sürdürüyor. Soruna ilişkin hukuksal süreçte tam bir keşmekeş yaşanıyor, uzayıp giden bir türlü sonuçlanmayan davalarla uğraşıyoruz. Gazetelerde de haber olan 8 Mart 2019 tarihinde yapılan keşif maden işletmesinin müsaade ettiği ölçüde yapılabildi, davacılar yanında müdahil olan İzsu&#8217;nun istediği havuzlardan örnek alınmasına şirket tarafından müsaade edilmedi, ağır metal kirliliği tespiti açısından asıl incelenmesi gereken pasaya ulaşılması engellendi ve tam bir skandallarla dolu keşif yapıldı. Maden işletmesi kapasite artırımına gitti, kapasite artırımı için verilen 31.12.2012 tarihli ÇED olumlu kararı hakkında Danıştay geçtiğimiz günlerde “hukuken böyle bir işlem yok” dedi, Danıştayın yok saydığı ÇED olumlu kararına dayanılarak verilen izin, lisans, ruhsatla maden çalıştırılıyor. Danıştay kararı üzerine dayanaksız kalan bu izin, lisans ve ruhsatlar derhal geri alınıp İzmir Valiliği tarafından maden mühürlenmelidir. Tabi ki bu kendiliğinden olmayacak, öncelikle İzmir&#8217;e temiz su sağlamakla yükümlü olan İzsu&#8217;nun ve bizzat İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı  Sayın Tunç Soyer&#8217;in devreye girmesi, İzmir&#8217;in sağlığını geleceğini düşünen herkesin her kurumun ses çıkarması, altın madeni değil “suyumuzu koruyun” talebinde bulunması gerekiyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bir an önce önlem alınması gerekiyor. Öncelikle yeni hiçbir tesise izin verilmemeli, var olanların da vazgeçilemeyecek olanlar dışındakilerin derhal kapatılmalı, kalanların kirliliğe yol açmayacak şekilde her türlü önlemi alması sağlanmalıdır. </span></p></blockquote>
<p><b>Petrokimya tesisleri, demirçelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri, termik santraller ile Aliağa ilçesi de İzmir için önemli çevre sorunlarına ev sahipliği yapıyor. Burası bölge halkı ve çevre için ne anlama geliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir ve bölgenin çevre sorunları denilince ilk akla gelen yerlerden birisi de Aliağa. Termik Santral ve Aliağa deyince yıllar önce yaşanan çevre hareketi akla gelir. </span><span style="font-weight: 400;">Petrokimya tesisleri, demirçelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri, termik santraller… Aliağa’da Termik Santral macerası 30 yıl  yıl önce de yaşandı, İzmirliler Konak’tan Aliağa’ya kadar elele oluşturdukları insan zinciriyle bu belayı def etmişlerdi. Bu hareket yargı kararları ile tamamlanan süreç sonunda, bir yandan termik santrali önlemiş diğer yandan Türkiye Çevre Hareketi için güzel bir miras bırakmıştı. Yıllar sonra Aliağa’da yeniden termik santral gündeme geldi ve şu anda yasal olarak verilmiş gayri sıhhi müessese izni olmadan çalışan bir termik santral var. Aliağa, kapasitesinin çok üzerinde kirlilikle boğuşuyor, bu kirlilik sadece Aliağa&#8217;yı, Foça&#8217;yı, Menemen ovasını değil İzmir kentini ve bölgeyi doğrudan etkiliyor. Diğer yandan küresel iklim  krizine çok büyük katkısı var. Bir an önce önlem alınması gerekiyor. Öncelikle yeni hiçbir tesise izin verilmemeli, var olanların da vazgeçilemeyecek olanlar dışındakilerin derhal kapatılmalı, kalanların kirliliğe yol açmayacak şekilde her türlü önlemi alması sağlanmalıdır. Bütün bunların uzmanlardan ve bağımsız katılımcılardan oluşacak çalışma grupları ile tespit ve değerlendirmeleri yapılmalıdır. Daha fazla gecikme olursa, kitlesel ölümler ve bölgemizin yaşanmaz hale gelme riski mevcut.</span></p>
<p><b>Ekoloji hareketi için önemli bir yere sahip olan Bergama bölgesinde çevre sorununa yol açan çalışmalar için neler söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre hukukunun ve sağlıklı yaşam hakkının yok sayılması konuşulurken Bergama-Ovacık altın madeni sorunu atlanmamalı. Hatta Türkiye ekoloji hareketinden bahsederken Bergama atlanmamalı. Zira, Ovacık Altın Madeni ve ona karşı yürütülen Türkiye Ekoloji Hareketi&#8217;nin dönüm noktalarından olan Bergama Hareketi, açılan davalar ve verilen yargı kararları, mahkeme kararlarını takmayan idari uygulamalar, ekoloji hareketini itibarsızlaştırmak,  kriminalize etmek için yürütülen algı operasyonları, psikolojik hareket uygulamaları, son olarak FETÖ/PDY soruşturması nedeniyle maden şirketinin kayyıma devredilmesi, patronunun  terör suçlusu olarak arananlar listesinde yer alması gibi yönleriyle bu konu 1990’lı yıllardan bu yana Türkiye’nin tarihinde önemli bir yer kaplıyor. Bergama da çok değerli bir toplumsal hareket oldu, sağlıklı çevrede yaşama hakkını koruyan önemli yargı kararları alındı ancak bir şey değişmedi, Eurogold, Normandy, Newmont, Koza, TMSF yönetimindeki Koza fark etmiyor, siyanür liç yöntemiyle işletilen Ovacık Altın Madeni, çevre sağlığı ve canlı yaşamı için yaratacağı riskleri tespit eden onlarca bilimsel rapora, onlarca mahkeme kararına, AİHM kararına rağmen faaliyetini yıllardır sürdürdü. Bergama da deprem bölgesidir, olası bir depremde Ovacık Altın Madeni&#8217;nin atık havuzlarının patlaması riski çok yüksek, bu riski neden göze alalım? Birilerinin altın karı için Bakırçay öldürülüyor. Bergama Ovacık Altın Madeni kapatılmadan, bu ülke toprakları benzer yıkımlardan kurtulamaz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal tepki sayesinde konuyla ilgili acele kamulaştırmalar geri alındı ancak bu haliyle tehlike geçmiş değil. Bir şekilde bölgenin ekolojisini olumsuz etkilemeyecek, sosyal ve  kültürel yapısına, uygun, yerel ekonomiye hizmet edecek, Yarımada&#8217;ya özgü bir bir turizm anlayışında ortaklaşılması, o doğrultuda plan ve projeler yapılmalıdır.</span></p></blockquote>
<p><b>İzmir Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin sınırları yeniden belirlendi, bu proje ve ilgili projeler ne gibi çevre sorunlarına yol açacak?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Körfeze köprü ve tüp  geçişi, Turizm adı altında Yarımada&#8217;nın talan edilmesi projeleri, </span><span style="font-weight: 400;">Gediz Deltası&#8217;ndaki doğal yaşam alanına çok büyük zarar vereceği için mahkemece iptal edilmesine karşın, Körfez Geçiş Projesi bir türlü gündemden çıkartılmıyor, zaman zaman ısıtılıp ısıtılıp  getiriliyor. Ben bunun nedenini turizm adı altında Yarımada&#8217;ya biçilen yeni elbise ile doğrudan ilgili  olduğunu düşünüyorum. Bu günlerde en önemli gündemimiz bu konu biliyorsunuz. 12.02.2020 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile İzmir Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesinin sınırlarının yeniden belirlendi, ilan edilen Çeşme Kültür ve Turizm Koruma Gelişim Bölgesi (ÇKTKGB) alanı yaklaşık olarak toplam 120.170.000. m2 (12017 Hektar) aşmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerence Körfezi batısındaki Çeşme Yarımadası toplam alanı 300.000.000 m2 (30.000 Hektar) olup ÇKTKGB yarımadanın yaklaşık %40 ını kaplamaktadır. Turizm bölgesi sınırları içine deniz yüzeyleri- deniz alanları dahil edilmiştir. Turizm Bölgesi olarak ilan edilen deniz alanı;  güneyde Yumru Koy’un açıkları, Mersin körfezi açıkları, Kokar Koy açıkları ile Ege Denizinin deniz alanlarıdır. Bu geniş deniz alanı içinde Cirakan Adası, Böğürtlen Adası ve Carufa Adası, ilan edilen turizm bölgesi sınırları içinde kalmaktadır. Kuzeyde ise Ildırı ve Narlıca Kuzeyinde kalan geniş deniz alanları turizm bölgesi sınırlarına dahil edilmiştir. Karabağ Adası turizm bölgesi deniz alanı dahilinde kalmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Turizm Bölgesi dışında toplam 11 adet Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Turizm merkezleri ile birlikte turizm bölgesi, Çeşme ve Alaçatı merkezi yerleşimleri dışında Çeşme Yarımadası&#8217;nın tamamını kapsamaktadır. Bu şekilde Yarımada turizm bahanesiyle halka kapatılıyor, bölgenin doğal ve kültürel varlığı hesap edilecek, var olan susuzluğa yapılacak devasa turizm tesislerinin tüketimi de eklenince bölge çöle dönecek. Toplumsal tepki sayesinde konuyla ilgili acele kamulaştırmalar geri alındı ancak bu haliyle tehlike geçmiş değil. Bir şekilde bölgenin ekolojisini olumsuz etkilemeyecek, sosyal ve  kültürel yapısına, uygun, yerel ekonomiye hizmet edecek, Yarımada&#8217;ya özgü bir bir turizm anlayışında ortaklaşılması, o doğrultuda plan ve projeler yapılmalıdır.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">O atıklar oradan taşınmadan, nerede muhafaza edilecekse, en az zararlı halde kontrol altına alınmadan, failleri ortaya çıkartılıp, cezalandırılmadan bize uyku haram olmalı.</span></p></blockquote>
<p><b>Son olarak uzun yıllardır bölge halkının ve sivil toplum örgütleri ve çeşitli kitle örgütlerinin  gündeminde olan Gaziemir nükleer bulaşıklı atıklardan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gaziemir-Karabağlar sınırları içindeki Aslan Avcı Kurşun Fabrikası atıkları içinde çıkan atıklardan söz ediyorum. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), kirliliğin Europium- 152 (EU 152) radyoaktif kaynaklı, nükleer yakıt  çubuklarının ergitilmesiyle oluştuğunu tespit etti. Radyoaktif atıkların Türkiye&#8217;ye ithali ve ticareti yasak. yani  yaşadışı yollarla getirilmiş Gaziemir’deki nükleer atıkların varlığı Nisan/2007&#8217;de tesadüfen ortaya çıktı, Aralık/2012&#8217;ye kadar kamuoyundan gizlendi. Radikal Gazetesi’nin 3 Aralık 2012 tarihli sayısında Serkan Ocak imzası ile manşetten duyurulması üzerine ciddi bir tepki oldu. İlk tepkiye henüz bir aylık olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi gösterdi. Ardından olay, fabrika sahasında oturan mahalle sakinlerinin, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) başta olmak üzere İzmir’deki ekoloji hareketlerinin, sivil toplum örgütlerinin, Çevre Mühendisleri Odası, İzmir Tabip Odası ve diğer demokratik kitle örgütlerinin gündemini oluşturdu. ABD&#8217;den nükleer fizikçi Prof. Dr Hayrettin Kılıç, Almanya&#8217;dan Nükleer Karşıtı Hekimler Birliği&#8217;nden Dr. Angelika Claussen Alex Rosen ile Dr. Alper Öktem ile birlikte uluslararası düzeyde ciddi bir çalışma yürütüldü ve halen Türkiye Nükleer Karşıtı Hareketin gündeminde. Ama hiç bir şey değişmedi. Atıklar halen orada duruyor, civarında yaşayanları, İzmirlilerin sağlığını tehdit ediyor. Nereden, hangi yollarla, kimler tarafından getirildiği halen ortaya çıkartılmadı, açılan davalar beraatle sonuçlandı. Bu olayla ilgili  TAEK, Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilgili tüm kurumlar sınıfta kaldı. Gaziemir&#8217;deki atıklarla baş edemeyen bu ülkede nükleer santral yapılmaya çalışılıyor. Geriye iş İzmirlilere düşüyor, o atıklar oradan taşınmadan, nerede muhafaza edilecekse, en az zararlı halde kontrol altına alınmadan, failleri ortaya çıkartılıp, cezalandırılmadan bize uyku haram olmalı.</span></p>
<p><b>İzmir ve çevresine ait maalesef çok fazla çevre sorunu var. Peki sizin çözüm önerileriniz nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre kirliliğinin ve ekolojik bozulmanın temel sebebi sistemseldir. Bugün artık insan emeğinin yanı sıra doğal varlıklar da sömürüden nasibini alıyor. Kapitalizmin sürekli büyüme ve kalkınma anlayışı, bunu hedefleyen endüstrileşmenin geldiği aşamada, yenilenemeyen doğal varlıklar hızla tükeniyor, oluşan atıklar çevrenin taşıma kapasitesinin çok üzerinde kirlilik oluşturuyor. Nükleer ve tehlikeli atıklar yaşanabilir bir gelecek vaat etmiyor, onun yerine hastalıkların ve ölümün habercisi. Doğal varlıkların ölçüsüz tüketilmesi, yaşam alanlarının geri dönüşsüz kirletilmesi, fosil yakıt endüstrisi sonucu oluşan küresel iklim değişikliği ile ekolojik yıkımın eşiğe geldik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre sorunlarının ilk farkına varıldığı dönemde bir tür koruma kavramı olan ‘sürdürülebilir kalkınma’ kavramı bugün artık, kirletmenin, yok etmenin kılıfı halini aldı. Türkiye’de de bu politikaların en vahşisi uygulanıyor. Tam bir kuralsızlık hali söz konusu. Hükümetin aldığı günübirlik kararlarla şu ana kadar kazanılmış çevre hukuku kuralları yerle bir ediliyor. Türkiye bugün karbon salınımını en çok  artıran ülkelerden birisi. Avrupa ülkelerinin vazgeçtiği çok enerji tüketen kirli teknolojilerle çok yoğun yatırımlar yapılıyor. Yanlış politikalar ve yaşanan iklim krizi neticesinde tarım ve hayvancılığın geçimlik iş olmaktan çıkması, ortaya çıkan işsizlik ve yoksulluk yüzünden Türkiye insanı, madencilik ve diğer kirli işlerde karın tokluğuna çalışmaya mahkum ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Kirlilik yaratan işletmelerin yoksul halkın geçim kapısı haline gelmesi, bunlara karşı toplumsal tepkiyi zayıflatıyor.  Bunun sonucu tam bir denetimsizlik hali yaşanıyor, hava, su, toprak kısaca yaşam varlıkları yok oluyor, kirleniyor. Yaşadığımız pandemi süreci pek çok şeyi bize göstermiş olmalı. Düşünebiliyor musunuz? Gözle görünmeyen küçücük bir varlık, virüs yaşamı teslim aldı, çok kalkınmış, ağır silahlara sahip, çok zengin olan, güçlü iktidarlarla yönetilen ülkeler virüs karşısında aciz kaldı. Bunun bir anlamı olmalı. Demek ki; bu dünyada sadece biz yaşamıyoruz, doğanın hakimi ve sahibi değiliz. Benzer pandemileri yaşamak istemiyorsak, yaşamın sürmesi isteniyorsa, atılacak her adımda  yaşam alanlarının ve varlıklarının korunması esas alınmalıdır. Bu da doğayla uyumlu bir ekonomiyi, doğayla uyumlu bir toplumsal hayatı oluşturmak, kısacası yaşamın bütününü ekolojik hale getirmek gerekiyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özet olarak şunu söyleyebilirim; ekolojinin ve kent yaşamının korunması, yaşamın savunulması konusu kısa erimli bir mücadele değildir, sorunlar devam ettiği sürece onların çözümü için, yeni sorunların yaşanmaması için herkesin bulunduğu yerden gücü yettiği ölçüde mücadele etmesi gerekir, bunun sonucunda gözle görünür bir kazanım olmasa da asıl kazanım mücadelenin sürmesidir. Çünkü savunulan sadece bu kuşağın değil, gelecek kuşakların da yaşama hakkıdır, mücadele de kuşaktan kuşağa kadar aktarılacaktır. İnsanlık tarihi de böyledir.</span></p>
<p><b>Son olarak neler söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda  sorunlardan söz ederken her birinin çözümü için önerilerimi de açıklamıştım. Çevre kirliliğinin ve ekolojik bozulmanın temel sebebi sistemsel olduğunu da özellikle vurguladım. Mutlaka yeni bir bakış açısı, yeni politikalara yeni bir yaşam biçimini planlamaya ihtiyacımız var. İzmir&#8217;in, Ege Bölgesi&#8217;nin sorunlarını çözümü de İzmirlilerin ve bölgede yaşayanların karar süreçlerine katılması, yerel yönetimlerin bu işi koordine etmesi, bilimsellikten ödün vermeden önceliği yaşamın korunmasına veren önlemler, kararlar ve planlarla mümkün olabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğayla uyumlu, yaşamın korunduğu, sağlıklı günler diliyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/05/yeni-bir-yasam-bicimi-planlamaya-ihtiyacimiz-var/">&#8221;Yeni Bir Yaşam Biçimi Planlamaya İhtiyacımız Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Orman Yangınlarının Çıkartılması Ve Söndürülmemesi Ağır Hizmet Kusuru’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/28/orman-yanginlarinin-cikartilmasi-ve-sondurulmemesi-agir-hizmet-kusuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2018 08:47:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[orman yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30981</guid>

					<description><![CDATA[<p>''Yanıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Hem de her geçen gün daha da şiddetlenerek, bir öncekinden daha fazla insan-hayvan canına, doğa tahribatına mal olarak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/28/orman-yanginlarinin-cikartilmasi-ve-sondurulmemesi-agir-hizmet-kusuru/">‘Orman Yangınlarının Çıkartılması Ve Söndürülmemesi Ağır Hizmet Kusuru’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="https://www.sivilsayfalar.org/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Sivil Sayfalar</strong></a> ve <a href="https://yesilgazete.org/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Yeşil Gazete</strong></a> ortaklığında bu soruna el atalım, gündeme taşıyalım istedik.</em></p>
<p><em>Gezegen çapında sorunu kavramak, yerelde durum tespiti yapmak, kimlikler işin içine girdiğinde orman yangınlarına karşı tavırda değişim oluyor mu (bknz. Dersim Yangınları) araştırmak , uzmanlara danışmak ve en nihayetinde dosya konusunun bittiği an itibarı ile kapsamlı bir <a href="https://yesilgazete.org/blog/etiket/orman-dosyasi/" target="_blank" rel="noopener"><strong>#OrmanDosyası</strong></a> içerik dizgesini önünüze sunmaktır ana gayemiz.&#8221;</em></p>
<p><em><strong>Bahar Topçu</strong>, çevre mücadelesinin yakından tanıdığı <strong>avukat Arif Ali Cangı</strong> ile Dersim yangınlarını konuştu.</em></p>
<p>Dersim ormanlarındaki yangınları önleme ya da yangın sonrasındaki süreçlere dair hukuki sorularımızı <strong>Arif Ali Cangı</strong>’ya yönelttik.</p>
<p>Cangı’nın aktardığına göre çıkarılan yangınların söndürülmemesi ağır hizmet kusuru olduğundan devlete tazminat davası açılabilmeli.</p>
<figure id="attachment_30983" aria-describedby="caption-attachment-30983" style="width: 256px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-30983" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Arif-Ali-Cangı-640x353.jpg" alt="" width="256" height="141" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Arif-Ali-Cangı-640x353.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Arif-Ali-Cangı-610x336.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Arif-Ali-Cangı-320x176.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Arif-Ali-Cangı.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 256px) 100vw, 256px" /><figcaption id="caption-attachment-30983" class="wp-caption-text">Arif Ali Cangı</figcaption></figure>
<p><strong style="font-size: 16px;">B.T: </strong><strong>HDP’den Alican Önlü‘nün verdiği soru önergesine göre son kırk yıldır devlet kayıtlarında Dersim’de orman yangını yok. Bunun nedeni bu yangınların terörle mücadele kapsamına alınması mı?</strong></p>
<p><strong>A.A.C: </strong>Bunun anlamı olsa olsa Dersim bölgesindeki Orman İdaresinin görevini yapmadığı, ormanla ilgilenmediğidir.</p>
<p>Oysa terörle mücadele ile orman yangını çıkarma, hukuken birbiri ile çelişen olaylardır. Şöyle ki;  Terörle Mücadele Kanunu’nun 4.maddesine göre; Orman Kanununda tanımlanan “kasten orman yakmak” eylemi kimi durumlarda terör suçu kabul edilmiş.</p>
<p>Bu durumda  ormanların yakılmasının önlenmesini aynı zamanda terörle mücadele kapsamında değerlendirmek gerekir. Yaşananlar ise tam tersi, terörle mücadele kılıfı altında orman yakma eylemi suç olarak değerlendirilmiyor ve yangınlar söndürülmüyor, soru önergesine verilen yanıttan anlaşıldığı üzere kaydı dahi tutulmuyor.</p>
<h5><strong>Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi ne yapıyor?</strong></h5>
<p><strong><span style="font-size: 16px;">B.T. </span>Yangınlara neden müdahale edilmiyor? </strong></p>
<p><strong>A.A.C: </strong>Yangınlara neden müdahale edilmiyor sorusuna akıl,mantık ve var olan hukuki mevzuat çerçevesinde yanıt vermek çok zor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün ‘<strong>Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi” </strong>var.Bu dairenin var oluş nedeni ve görevleri sadece orman yangınları. Orman yangınlarının çıkmasına, yayılmasına engel olmak; orman yangınlarına müdahale ve yangınlarla mücadele tekniklerini geliştirmek, ilgili personeli eğitmek gibi… Ormanlar yanarken bu daire ne yapıyor?</p>
<p>Orman yangınları ‘terörle mücadele’ amacıyla çıkartılıyor, o yüzden söndürülmüyorsa bunun da vicdanen ve hukuken kabul edilir bir yanı yok. Ormanı yakmak, içinde yaşayan tüm canlıları ile birlikte o ekosistemi yok etmek, o bölgedeki yaşamı bitirmektir. Yaşamın olmadığı yerde asayişi sağlasanız ne olur ki?</p>
<h5>Cumhuriyet Savcılıkları Soruşturma Açmalı</h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-30984 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Dersim-yangınları-2-640x359.jpg" alt="" width="335" height="188" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Dersim-yangınları-2-640x359.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Dersim-yangınları-2-610x342.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Dersim-yangınları-2-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Dersim-yangınları-2.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 335px) 100vw, 335px" /></p>
<p><strong style="font-size: 16px;">B.T: </strong><strong>Ormanlarla ilgili yasalarda herhangi bir politik eylem nedeniyle yangın çıkarılamaz ve yangın çıkartanların cezası da herhangi bir affa tabii tutulamaz, deniyor. En azından Dersim Barosu yangınlara dair bu şekilde bir açıklama yaptı. Peki, bu yangınları Devlet görevlileri çıkarıyorsa, buna karşı yapılması gerekenler nelerdir? Türkiye’de hiç benzer bir çevre katliamında -özellikle yangınlar için- Devlete açılan bir dava var mı?</strong></p>
<p><strong>A.A.C:</strong> Gerçekten de Anayasa (madde 169) “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceğini, ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamayacağını, münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamayacağını, ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçların genel ve özel af kapsamına alınamayacağını” düzenliyor.</p>
<p>Anayasa ayrıca Devlete, “Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları çıkarmak, tedbirleri almak, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirmek, bütün ormanları gözetme” görevi vermiş. Anayasada yüklenen bu görevlerin aksine davranan devlet görevlilerinin duraksamadan soruşturulması, cezalandırılması gerekiyor.</p>
<p>Cumhuriyet Savcılıklarının resen soruşturma açması zorunludur. Devlet bu görevini yapmıyorsa, yurttaş olarak fiili yapılacaklar sınırlı ne yazık ki. Sorun devletin hukuk devleti olup olmadığında düğümleniyor.</p>
<p>Orman yangınlarının çıkartılması ve söndürülmemesi idare hukukuna göre en basit anlamda ağır hizmet kusurudur. Hizmet kusurundan doğan zararların tazmini için devlete karşı tazminat davası açılabilir mağdur olanlar. Onun için öncelikle Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan rakam belirtilerek maddi ve manevi tazminat istenmeli, talebin açıkça ya da 60 günde yanıt verilmeyerek zımnen reddedilmesi halinde idare mahkemesinde tam yargı (tazminat) davası açılabilir.</p>
<p>Dersim Barosu’nun bu hukuki yolun kullanılmasında destek olacağını düşünüyorum. Orman yangınına ilişkin benzer bir dava örneğini hatırlamıyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/28/orman-yanginlarinin-cikartilmasi-ve-sondurulmemesi-agir-hizmet-kusuru/">‘Orman Yangınlarının Çıkartılması Ve Söndürülmemesi Ağır Hizmet Kusuru’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
