<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anma arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/anma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/anma/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jul 2019 07:07:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Anma arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/anma/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>2 Temmuz Kınamaları Ve Amaları, Fakatları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/12/2-temmuz-kinamalari-ve-amalari-fakatlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 07:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[2 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 2 Temmuz geldiğinde, 2 Temmuz anmalarının ve kınamalarının da etkisiyle, ümitsizleşirim. Aradan artık çok uzun yıllar geçti, ama ne Alevi nüfus, ne de bunu önemseyen diğer yurttaşlar bu travmayı atlamadı. Sanırım, bu travmanın atlatılamamasının önemli bir sebebi, yeniden bu tür vakaların yaşanabileceğine dair duyduğumuz kaygılar. Her yıl benzer içerikteki insaniyet mesajlarını paylaşmak ve okumak bu kaygıları tazeliyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/12/2-temmuz-kinamalari-ve-amalari-fakatlari/">2 Temmuz Kınamaları Ve Amaları, Fakatları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">En azından eskiye göre (örneğin 90’lı yıllara göre) 2 Temmuz kınama mesajlarının yoğunluğunun ve çeşitliliğin artmış olması iyi bir gelişme. 2 Temmuz’u hafızalarda sıcak tutmak ve toplum vicdanının bir yarası olarak hatırlatmak, yeni ve benzer olayları oluşturabilecek iklimleri değiştirmeye önemli bir katkı kanımca. Ancak mevcut anma ve kınamalar kaçaklarla ya da indirgemelerle hareket ettiğinde ve yıllar geçmesine karşın yüzeysel kalmaya devam ettikçe, yeterli etkiyi oluşturmuyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yanıt aradığım sorular var: Anma ve kınamalar sırasında, hafızayı güncellerken, acı duyanların acılarını paylaşmakla beraber bir yüzleşme ikliminin gelişimini hedeflemek nasıl mümkün olabilir? Ümitsizliğin derinleşmesini değil, ümit aralıkları oluşması nasıl sağlanabilir? Örneğin toplumun farklı kesimlerince vicdan çağrıları yanıtlarına verilen olumlu tepkiler, Alevilerin taleplerinin tanınması ve diğer kesimlerle diyaloğunun geliştirilmesi ile nasıl ilişkilendirilebilir?. Başka bir çok soru var. Ben bu yazıda ise bu soruların yanıtlarından ziyade, bağlam içinde kalmaya çalışarak, sadece 2 Temmuz vasıtasıyla yapılan kınama mesajları üzerinde durmak istiyorum. Başta da belirttiğim üzere, anma ve kınama mesajlarının yaygınlaşmasını ve çeşitlenmesini takdirle karşılamak gerektiği düşüncesindeyim. Ancak, hem Alevilerin, hem onların acılarını en başından beri sahiplenen kesimlerin hem de onlara görece daha uzakta olanların tepkilerinde, bahsettiğim yüzleşmenin ve/veya diyaloğun önünde bloklar kurulmasına neden olabilecek mahiyetler olduğunu gözlemliyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlardan ilki konuya duyarlı İslami camiadan gelen mesajların bir kısmında gördüğüm bir husus. Onların 2 Temmuz’u kınamaları, o mahalleden olmayanların ya da doğrudan Alevilerin kınamalarından daha ağırlıklı bir değer taşıyor. Zira bunu yaparken kendi mahallelerindeki bir çok önyargılı bakışa rağmen hareket ediyorlar ve Alevilere önyargılı kesimlere seslerini duyurma ve etki oluşturma olasılıkları daha fazla. Birçoğunun tonunda samimiyeti ve protestoların İslam adına yapılmış olmasından/görünmesinden ve sonuçlarından duydukları mahcubiyet, sorumluluk ve vicdani yaralanmayı da hissetmek mümkün. Öte yandan bunu yaparken, bir konudaki ısrarlarını, karşı mahalleye bir jest yapan benzer birçok çabada olan amalı, fakatlı bir tutumu da eleştirmek isterim: bu da kınamalarının yanına “tahrik”, “provokasyon” ya da “karanlık güçler” vurgularını eklemeleri.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlkin, bir çok kınamaya 2 Temmuz’da solcuların ve/ve veya katılımcıların halkı kışkırttıkları yargısı da bir hata payı olarak eşlik edebiliyor. Bu vurgulu iliştirmeye itirazım var. Öncelikle boyutu ne olursa olsun hiç bir şiddet eylemi, tahrik ve/veya provakasyon ile masumlaştırılmamalı. Özellikle de neyin provokasyon neyin ifade özgürlüğü olduğu konusundaki sınırı da belirlemenin zorlaştığı zamanlarda. Ayrıca biri beni provake ettiğinde, bu provokasyonun beni getirmek istediği yere gelmeme, gayrimeşru olan tercihlerde bulunmamak benim sorumluluğum olmalı. Tahrik ve provokasyon hoşgörülmelidir demiyorum elbette. Hatta kimi zaman bunu planlı, sistematik ve örgütlü olan biçimleri olduğunu bu ülkede neredeyse herkes bilir. Fakat kitlelerin bu planlı/plansız provokasyonlardan bu kadar kolay etkilenebilmesini ve sağduyularını kaybetmesini ve bu durumun yadırganmamasını sorun etmeliyiz.  Öncesinde ya da sonrasında yapılan, “ama tahrik vardı/provokasyon vardı” açıklamaları, neredeyse uygulanan şiddetin de önüne geçebiliyor ve işlenen suçun hoş görülmesine, hatta sempati ile karşılanmasına neden oluyor. Bu açıklamalar sayesinde oradaydım, yine olsa yine orada olurdum diyenler hiç tükenmiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan Sivas’ta esas provokasyonun mağdurların varlığında değil, saldırgan kitleyi harekete geçiren, kitlenin içinden gelen bildik söylemlerde daha net bulunabileceği de ayrı bir boyut. Şenliklere gelmiş Alevilerin ve kanaat önderlerinin yaklaşımlarından hoşlanmayan kesimler elbette vardı ve hep olacak. Oradaki mağdurların hayata bakışları ve düşünceleri, faillere çok ters geliyor olabilir, yani hiç bir şey yapmasalar da failler tahrik oluyor olabilir. Ama bu toplumsal hassasiyetlere göre otosansürler uygulamak, bir kitle kendini kaybedip insanlıktan ya çıkarsa diye geri çekilmek, susmak, hatta kimi zaman (ki Aleviler için çoğu zaman) varlığını gizlemek zorunda kalmak, çoğunluğun tahakkümünü istemek değil mi?. Potansiyel mağdurlardan, kitle provoke olmasın diye, bu susma ve varolmama özenini beklemektense; farklılıklara dayanamayan potansiyel faillerin bu hemen provoke olan doğalarını değiştirmeye, değiştirene kadar da tedbirler almaya, onları durdurmaya yönelik hassasiyetler geliştirmek daha zahmetli olmakla beraber daha değerli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ek olarak, bu tür kınamaların ardına bir ama, fakat mahiyetinde bir gerekçe eklemek, faili meşrulaştırıcı etki oluşturduğu için de iyi durmuyor. Provokasyon hatırlatması -geçerli bir temeli olsun olmasın- isteyerek ya da istemeyerek failleri ve varsa geriplandaki güçleri masumlaştırıyor. Hatta hata payının ağırlığını şiddete uğrayanlara, katledilenlere yıkıyor. Bu bir tür örtük vicdan rahatlatma. Oradaki insanlar, aşırı tahrik olmuş, belki de tanımlanamayan güçlerin sürüklediği bir eylemliliğin içinde bulmuş olabilir kendilerini. Tüm bunlar kitlenin linç ve katliam girişimlerinin parçası olmasının, hatta orada olup da buna engel olmamanın büyük yanlışlığını değiştirmiyor ve hafifletici unsurlar olarak da görülmemeli. Kitlesel linç ve şiddet eylemleri bu toplumun kanıksanmış temayüllerinden ya da kabullenişmiş çaresizliklerinden biri olmamalı.  Bu tür bir vakanın içinde kendini bulan kişiler kendilerini meşru değil, rahatsız hissetmeli; ancak “o olayda provakosyon vardı” hatırlatmaları bu vicdan rahatsızlığının gelişmesine engel oluyor, şiddete, saldırıya hatta katliama bir haklılık payı veriyor. Böyle olunca da yine olur böyle vakalar kaygısı haklı bir kaygıya dönüşüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer bir eğilim de suçu karanlık/derin/dış güçlere atmak. Bunun olgu olup olmadığını bilmiyoruz,  elbette üzerine gidilmesi gereken iddialar, neden gidilmediği de belirsiz. Ancak kınamalarda bu göndermelerin altını kuvvetle çizenlerin de vicdan rahatlama arzularının yüksek olduğu görülüyor. Son kertede vakayı karanlık güçlerin planlı bir organizasyonu olarak gösteren resimde, kitle masumlaşarak temsil ediliyor. Saldırının arkasında oradaki geniş kitleden bağımsız nasıl bir güç ya da akıl olduğunu bilemiyoruz. Fakat orada olan ve saldırıyı destekleyen, yapılmasına engel olmayan, durdurmayan, gelişmelerden coşku duyan, zafer olarak gören, velhasıl saldırının bir parçası, faili olan geniş bir kitle ve bu kitle içinde daha ön planda yer almış kimseler olduğu açık. Dolayısıyla provokasyonların, eğer öyleyse dahi, karanlık güçler eliyle yapılması da kitleyi masumlaştırmıyor. Burada açık ki, bu sonucun oluşmasını, kendisi planlanmasa da, saldırının içinde olan ve sonuçlardan da memnuniyet duyan bir nüfus vardı (hatta çoğu zaman olduğu gibi orada olmayıp, bu coşkuyu paylaşan kalabalıklar da az değildi). Bu nüfusun bu memnuniyetini ve vicdansızlığını doğuran düşmanlık iklimini sorgulamak, bu düşmanlık iklimini kullanışlı bir silaha çeviren karanlık güçleri (eğer öyleyse) konuşmaktan daha önemli değil mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci eleştirim ilkinin aksine bir kısmında samimiyetinden de şüphe duyduğum, mesajlarını bağlamdan uzaklaştırarak, şarta bağlayarak ya da kapsam genişleterek yapılan kınama paylaşımları. Bunlardan yaygın olanı başka bir katliam kınamasını ya da vakaları da pakete ekleyen mesajlar. Bir başka deyişle 2 Temmuz kınamasını ancak başka bir kınama ile birleştirerek yapanlar/yapabilenler. Farklı bağlamları olan vakaları sepet yaparak aslında her ikisini de sıradanlaştırıyor bu girişimler. Oluyor böyle katliamlar bir tek sizin başınıza gelmedi diyor. Örneğin “Başbağlar katliamını siz kınamadınız, ama biz Sivas katliamını kınıyoruz”  ya da “Başbağlar katliamını da Sivas katliamını da kınıyorum” türü paylaşımlar, her iki olayı da bir tür basitleştirme ya da normalleştirme etkisi yaratıyor. Srebrenitsa katliamı mesajlarına 2 Temmuz’u iliştirmek de benzer bir örnek. “Bu tür vakalar oluyor, bir tarafta o varsa diğer tarafta da bu var” algısına yol açan bu kınamaları bir pakete sokma girişimleri, meselelerin kendilerinin konuşulmasından bir kaçış oluyor. 2 Temmuz örneğinde Alevilere yönelik ayrımcı sosyolojinin silikleştirilmesine yol açıyor. Bunun diğer bir versiyonu kınamayı daha evrensel bir pakete yerleştirmek. Kim yaparsa yapsın kimden gelirse gelsin bu tür katliamlara lanet olsun söylemi. Konuya girmeden girmeye çalışan, “kınamasam olmaz, kınasam taraf görünürüm” kaygılı tutumlar. Bunun bir türünü, Kürt sorunu ile ilgili bir çatışmalı durum oluştuğunda, sanki meselenin Kürtlerle ilişkisi hiç yokmuş gibi, genel barış çağrıları yapan mesajlarda da görmeye alışkınız, özellikle sanatçı mesajları böyledir. Bu evrenselleştirerek konuya temas etmemeye çalışma çabası da yine esas failleri, mağdurları ve meseleyi silikleştirmeye, önemsizleştirmeye hizmet edebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üçüncü eleştirim ise Alevilere ya da onların acısını aynı ya da benzer mahallelerden paylaşan diğer kesimlere. 2 Temmuz’da yaşananların nasıl adlandırıldığı, farklı imalara yol açabiliyor. Aleviler yaşananlara katliam demeyi tercih ediyor. İslami kesimden gelen kınamalarda ise Sivas olayları/hadisesi tabirleri öne çıkabiliyor. Kimi zaman Aleviler arasında ya da mahalleye yakın birileri yaşananlara (yanlışlıkla ya da bilerek): yaşananlar, Sivas olayları ya da vaka diyecek olduğunda ağır tepkilere maruz kalabiliyor. Katliam tanımlamasına itirazın arkasında, bu tanımlama ile İslamcıların (ya da başka bir jargonla Siyasi İslamcıların) hatta orada bulunanlardan da daha geniş bir İslamcı kesimin suçlu ve fail olduğu mesajı verdiği kaygısı var. Bu yüzden yaşananları hiç tasvip etmese de bu şekilde adlandırmak istemeyen, kendisini Siyasi İslamcılar kümesinde görse de Alevilere yönelik saldırıları, şiddeti, nefreti doğru bulmayanlar var. Aleviler ise bu travma karşısında, faili kim olursa olsun, (devlet ya da örgütlü bir İslamcı grup ya da başka güçler), bir bireyi değil, bir topluluğu hedeflemiş olan bu saldırıyı katliam olarak nitelemeyi uygun görüyor. Bununla birlikte geri plandaki algılarında suçladıkları kesimin İslamcılık olduğu sanırım aşikar. Her iki tutumu ya da arada salınan tutumları tartışmak mümkün. Fakat katliam demediği için, bu konuda duyarlılık gösterenlere sert tepkiler vermek, bu duyarlıkların derinleşmesine, devam etmesine ve çeşitlenmesine zarar veriyor. Oysa karşı mahalleden gelen bir kınama ve veya vicdan muhasebesi tercih ettiği dil ve doz ne olursa olsun, değerli bulunmalı (yukarıda eleştirdiğim pozisyonlar dahil) ve bu aralığın genişletilmesi için bir fırsat olarak görülmeli ki o zaman 2 Temmuzun faillerini ve bu fiiliyata neden olan iklimi masaya yatırma şansı yükselebilsin.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karşı mahalleden gelen kınamaların bir ümide dönüştürülmesinin önündeki bir engeli de tarihsel tutarsızlık arayışları oluşturuyor. 90’lı yıllarda 2 Temmuz için iyi bir pozisyon almadığı düşünülen kişi ya da çevrelerin bugünkü olumlu tavırları, geçmişteki yüklerine takılıyor. Bunu bir anektotla örneklemek isterim. 2000’li yılların başlarında Kürtler ve Aleviler örneklerinde bir ayrımcılıkla mücadele projesi tasarlamıştık. Geleneksel mağduru güçlendirme projelerinin aksine, hedef grubu Kürtler ve Aleviler olarak değil, Alevi olmayan Müslüman mütedeyyin kesim ve Türkler olarak belirlemiş, işbirliğini de zaruri görmüştük. Mazlum-Der işbirliği açısından iyi bir kurum olarak görünmüştü bize. O zamanki genel başkan, kendi tabanlarında bu tür bir projenin zorluklar yaratacağını, tepki alacağını ve istenmeyeceğini, ama yönetim olarak da bu tür bir sorumluluktan kaçamayacaklarını ifade ederek, işbirliği talebimizi olumlu karşılamıştı. Alevi STK’larından en önde gelen iki tanesinden biri, Kürtlerle Alevileri bir arada ele almasından dolayı projeyi doğru bulmadı. Diğeri ise dernek tabanının Mazlum-Der ile bir araya gelmeyi kabul etmeyeceğini öne sürerek ile talebimize olumsuz döndü. Gerekçe ise Mazlum-Der’in 2 Temmuz sonrası tavrına yönelik eleştirileri idi. Üstelik, Mazlum-Der’in ilerleyen yıllarda bu tavrını değiştirmiş olduğunu, hatta yaşananları bir katliam olarak değerlendirip kınamış olmalarını teslim ediyorlardı, ama  bu dönüşüm geçmiş performansın izini silememişti. Hattı zatında, Mazlum-Der’in kendisinin ve/veya yönetimlerinin değişmiş olabileceği de değerlendirme kapsamında değildi. Bu örnek çok rahat çoğaltabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Travmatik toplumsal olayların, katliamların anmalarındaki temel hedeflerden biri toplumsal hafızayı güncelleştirmek ve vicdan muhasebelerini güçlendirerek, süregelen sorunların çözümüne katkı sağlamak. Böyle olunca da geçmişte iyi bir tutum sergilememiş olan kişi veya çevrelerin bugün olumlu bir tavır sergilemelerini takdirle karşılamalı, tepkiyle değil. Aksi çözümü değil, çözümsüzlüğü güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son bir notum da şu: Alevilere yönelik saldırı ve katliamların konuşulduğu yer ve zamanlarda, bu olayları ortaya çıkaran ve bugün de aslında belli ölçülerde güncel olan nefret ikliminin konuşulması, anlaşılması ve geriletilmesi bir hedef olmalı. Örneğin bir araştırmacı olarak 2 Temmuz mağdurlarının ve ailelerinin yanısıra, orada olan, aktif ya da pasif, önde ya da geride, bilinçli ya da bilinçsizce bu suça iştirak edenlerle ya da vicdanları bu meseleden yara almamış olanlarla görüşebilmek, bugünkü duruşlarını görmek ve meselenin kapsamlı bir sosyolojik analizini yapabilmek isterdim. Maalesef bu tür girişimler kabul görülmüyor ve farklı taraflardan tepki çekmeye de çok açık. Ben buna rağmen fırsatım olursa ve kolektif bir çalışma imkanı doğarsa, böyle bir çaba içerisinde yer almak isterim elbette. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/12/2-temmuz-kinamalari-ve-amalari-fakatlari/">2 Temmuz Kınamaları Ve Amaları, Fakatları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Macide Tanır Ölüm Yıl Dönümünde Anıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/08/macide-tanir-olum-yil-donumunde-anildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Feb 2019 22:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Emirgan Mezarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Macide Tanır]]></category>
		<category><![CDATA[Rona Yırcalı]]></category>
		<category><![CDATA[TEV]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Günay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk tiyatrosunun unutulmaz oyuncularından, dünya tiyatro edebiyatının 50’den fazla seçkin eserinde başrol üstlenen Macide Tanır, 6. ölüm yıl dönümünde Emirgan Mezarlığı’nda bulunan kabri başında Türk Eğitim Vakfı (TEV) yönetimi, bursiyerleri,yakınları ve sanatçı dostları tarafından anıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/08/macide-tanir-olum-yil-donumunde-anildi/">Macide Tanır Ölüm Yıl Dönümünde Anıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aldığı sayısız ödül ile başarılarını taçlandıran ve Cumhuriyet tarihinin yetiştirdiği en değerli tiyatro sanatçılarından biri olarak kabul edilen Zehra Macide Tanır’ın anma törenine Türk Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Rona Yırcalı, Türk Eğitim Vakfı Genel Müdürü Yıldız Günay, TEV yetkilileri, bursiyerler ve sanatçının sevenleri katıldı.</p>
<p>Rona Yırcalı: Macide Tanır Örnek Bir Cumhuriyet Kadınıydı</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34994" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/macide-tanır-anma-640x480.jpg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/macide-tanır-anma-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/macide-tanır-anma.jpg 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Macide Tanır’ın anma töreninde konuşan TEV Yönetim Kurulu Başkanı Rona Yırcalı; &#8220;Türk Eğitim Vakfı bu yıl kuruluşunun 52. yılında ve kuruluşundan bu yana Türk eğitimine ve Türk gencine hizmet etmektedir. Vakfımızın bu yolculuğunda çalışmalarımıza katılarak varlığımızı anlamlı ve sürekli kılan hayırseverlerimiz olmuştur. Şu ana kadar Vakfımıza vasiyet ve hibe yoluyla 1.500’e yakın bağışçımız mal varlıklarını emanet etmişlerdir. Bağışçılarımız arasında kamuoyu tarafından tanınan kıymetli isimler var. Türk tiyatrosuna gelişiminde önemli katkılarda bulunan Macide Tanır da bu isimlerden biridir. Hayatı boyunca gösterdiği dik duruş ile demokratik yaklaşımı ve tiyatroya verdiği önemle Türk gençlerinin ileriye gitmesine katkılarda bulunmuştur. Tiyatroda yetiştirdiği ve önünü açtığı gençler gibi bağışlarıyla TEV öğrencilerinin yoluna ışık olan Macide Tanır aynı zamanda örnek bir cumhuriyet kadınıydı. Konservatuvara girdiği 1944 yılından 1985 yılına kadar, 41 yıl Türk tiyatrosuna hizmet vermiş, hem Türk hem de yabancı eserlerde önemli roller üstlenerek halkımızın kültür seviyesinin ilerlemesinde etkili bir kişi olmuştur. 50’den fazla eserde başrol oynamış, bunların neticesinde 63 ödüle layık görülmüştür. 2011 yılında devlet sanatçısı olarak da ödüle layık görülen Macide Tanır, Alman büyükelçiliğinin de takdirini kazanmış bir sanatçıdır. Çok değerli ve saygın tiyatro sanatçısı, Cumhuriyet kadını Macide Tanır’ı bir kez daha rahmetle anıyor, törenimize katıldığınız için teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/08/macide-tanir-olum-yil-donumunde-anildi/">Macide Tanır Ölüm Yıl Dönümünde Anıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİKEV, doğum gününde Ali İsmail’i anıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/14/alikev-dogum-gununde-ali-ismaili-aniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2017 13:47:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz VakfI]]></category>
		<category><![CDATA[ALİKEV]]></category>
		<category><![CDATA[ALİKEV Müzik Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Aylin Aslım]]></category>
		<category><![CDATA[Defne Gençlik Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Düşlerindeki Özgür Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat Tanış]]></category>
		<category><![CDATA[Samandağ Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Teoman Kumbaracıbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi tarafından, onun düşlerini devam ettirmek için kurulan Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), Ali İsmail’i doğum gününde, 18 Mart 2017 Cumartesi günü Samandağ’da anacak. Anmada Aylin Aslım, Fırat Tanış, Teoman Kumbaracıbaşı’nın yanı sıra ALİKEV Müzik Topluluğu’nu oluşturan gençler de sahne alacak. Etkinlikte, gelenekselleşen Ali İsmail Korkmaz Ödülü de sahibini bulacak. Sevgili Ali [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/14/alikev-dogum-gununde-ali-ismaili-aniyor/">ALİKEV, doğum gününde Ali İsmail’i anıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="entry-title" data-fontsize="20" data-lineheight="30"><strong>Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi tarafından, onun düşlerini devam ettirmek için kurulan Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), Ali İsmail’i doğum gününde, 18 Mart 2017 Cumartesi günü Samandağ’da anacak. Anmada Aylin Aslım, Fırat Tanış, Teoman Kumbaracıbaşı’nın yanı sıra ALİKEV Müzik Topluluğu’nu oluşturan gençler de sahne alacak. Etkinlikte, gelenekselleşen Ali İsmail Korkmaz Ödülü de sahibini bulacak.</strong></p>
<div class="post-content">
<p>Sevgili Ali İsmail Korkmaz’ın “Düşlerindeki Özgür Dünya” için yola çıkan ALİKEV, Ali İsmail’in doğum gününde bir kez daha; belki Alisiz ama Alinin düşleri ve umutlarıyla, umuda kucak açanları bir araya getiriyor.</p>
<p>ALİKEV tarafından her yıl Ali İsmail’in doğum gününde gerçekleştirilen anma, bu yıl ilk kez Samandağ’da gerçekleşecek. Ali İsmail’in düşlerini ve umutlarını her yere taşımayı amaçlayan ALİKEV bu yıl etkinliği Samandağ’da gerçekleştirecek.</p>
<p><strong>ALİ İSMAİL KORKMAZ ÖDÜLÜ SAHİBİNİ BULACAK</strong></p>
<p>Ali İsmail Korkmaz Ödülü, her yıl bir sanat dalında ve gençlere yönelik olarak gerçekleştirilen yarışma sonucunda Ali İsmail’in doğum gününde veriliyor. Ali İsmail Korkmaz Ödülü, bu yıl özgürlük teması ve illüstrasyon dalında yapılan yarışmaya katılan sanatçılar arasından sahibini bulacak.</p>
<p>Ödül törenin ardından Teoman Kumbaracıbaşı, Aylin Aslım ve Fırat Tanış’ın yanı sıra ALİKEV’deki birbirinden yetenekli genç arkadaşlarımızdan oluşan ALİKEV Müzik Topluluğu sahnede yerlerini alacaklar.</p>
<p>Ayrıca 18 Mart Cumartesi ve 19 Mart Pazar gününü kapsayan hafta sonu boyunca ALİKEV, Samandağ Belediyesi Deniz Hızır Alanı, Defne Gençlik Merkezi ve Ekici’de bulunan Ali İsmail’in evinin önünde atölye çalışmaları ve söyleşilerle gençleri ve çocukları yalnız bırakmıyor.  ALİKEV tarafından gerçekleştirilecek etkinliklere katılım ücretsiz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12400" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/alikev-dogum-gununde-ali-ismail-i-aniyor-257933-1.jpg" alt="" width="620" height="868" /></p>
<p><strong><u>Anma Gecesi:</u></strong></p>
<p><strong>Tarih: 18 Mart Cumartesi | </strong><strong>Saat: 20.00 | </strong><strong>Yer: Samandağ Belediyesi Yeni Çarşı Salonu</strong></p>
<p><strong><u>Etkinlikler:</u></strong></p>
<p><strong>18 Mart Cumartesi- ALİKEV</strong></p>
<p>13.00 Söyleşi – Sosyal Sorumluluk ve Sportif Yaşam</p>
<p>Önder Yılman ( ALİKEV Sportif Bağış Kampanyaları Koçu)</p>
<p><strong>18 Mart Cumartesi- SAMANDAĞ- Deniz Hızır Alanı</strong></p>
<p>11.00 Drama- Hamit Demir – 12.30 Ebru Atölyesi Ezgi Caymaz</p>
<p>14.00 Kukla Atölyesi – Adem Dağlar</p>
<p>15.30 Kil İşleri Atölyesi – Cem Atmaca</p>
<p><strong>19 Mart Pazar- ALİKEV</strong></p>
<p>14.00 Öykü Atölyesi- Semih Çelenk (13-18 Yaş Arası)</p>
<p><strong>19 Mart Pazar- DEFNE BELEDİYESİ GENÇLİK MERKEZİ- Harbiye</strong></p>
<p>11.00 Kil İşleri Atölyesi- Cem Atmaca</p>
<p>12.30 Drama- Hamit Demir – Seher Duygu Dinç</p>
<p>14.30 Ebru Atölyesi Ezgi Caymaz</p>
<p>16.00 Kukla Atölyesi Adem Dağlar</p>
<p><strong>19 Mart Pazar EKİNCİ MAHALLESİ- Ali İsmail’in Evinin Önü</strong></p>
<p>11.00 Ebru Atölyesi – Ezgi Caymaz</p>
<p>12.30 Kukla Atölyesi – Adem Dağlar- Şafak Dağarslan</p>
<p>14.30 Kil İşleri Atölyesi – Cem Atmaca</p>
<p>16.00 Drama – Hamit Demir- Seher Duygu Dinç</p>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/14/alikev-dogum-gununde-ali-ismaili-aniyor/">ALİKEV, doğum gününde Ali İsmail’i anıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faili değil, kurbanı yaşatmak için: Yaralarımızı iletişimle sarmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/06/29/yaralarimizi-iletisimle-sarmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2016 14:58:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Havalimanı Saldırısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=8324</guid>

					<description><![CDATA[<p>10 Ekim bombalı saldırısının ardından “yas iletişimi” üzerine biraz çalışmıştım. O vakitler iletişim literatüründe böyle bir kategori başlığı oluşmamıştı. Hâlâ da yok. İnsanlık tarihi bize iletişimin yas tutmanın en önemli araçlarından biri olduğunu söylüyor. İnsanın varlığını (türünü) sürdürme içgüdüsü, sadece hayatta kalmayı değil, türdaşlarını unutmamayı da içeriyor. Dünyadan gidenlerin ardından, onları diğer insanlara anlatma ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/06/29/yaralarimizi-iletisimle-sarmak/">Faili değil, kurbanı yaşatmak için: Yaralarımızı iletişimle sarmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>10 Ekim bombalı saldırısının ardından “yas iletişimi” üzerine biraz çalışmıştım. O vakitler iletişim literatüründe böyle bir kategori başlığı oluşmamıştı. Hâlâ da yok.</h3>
<p>İnsanlık tarihi bize iletişimin yas tutmanın en önemli araçlarından biri olduğunu söylüyor. İnsanın varlığını (türünü) sürdürme içgüdüsü, sadece hayatta kalmayı değil, türdaşlarını unutmamayı da içeriyor. Dünyadan gidenlerin ardından, onları diğer insanlara anlatma ve hatta tarihe kaydetme refleksi olarak yani iletişim biçiminde tezahür ediyor.</p>
<p>Yakınlarını kaybeden insanlar onların ardından ağıtlar yakıyor, şiirler okuyor, hikâyelerini anlatıyorlar. Mezar ziyaretleri, ölüm ve hatta doğum yıldönümleri, kaybın hayatımızdaki izlerinin daha uzun süre kalmasını sağlamak için yapılan şeyler. Bir açıdan bakarsan dua etmek bile kayıplarımızın ardından onunla iletişimi sürdürmek için yapılan bir eylem sayılabilir.</p>
<p>Bir bombalı saldırının ardından doyurucu bir yazı yazacak çok sayıda yazar var. Ancak bu tür meselelere iletişim açısından yaklaşmanın pek yapılmayan bir şey olduğunu düşünüyorum.  Bu yüzden, okurun anlayışına sığınarak, bu yazıda özellikle güncel politik değerlendirmeye girmeden, meselenin sadece iletişim boyutuna odaklanmayı tercih ediyorum.</p>
<h4><strong>Kitle İletişim Araçları Yas Tutma Zemini Olabilir mi?</strong></h4>
<p>Büyük toplumsal kayıplarda, yası iletmenin bir yolu olarak kitle iletişim araçları ve bunlara yön veren iletişim içerikleri devreye girer. Sadece kitle katliamları değil, savaşlar, deprem, sel gibi çeşitli doğal felaketler, Soma, Ermenek gibi büyük iş kazaları ve benzeri olaylar sonrası ortaya çıkan toplumsal travmalar da bu kitle iletişimine konu olur.</p>
<p>Kitlesel toplumsal kayıplarda kollektif enerjimizi doğru kullanmak ve bunu iletişim yoluyla çoğaltabilmek özel bir önem kazanır.</p>
<p>Katliamların ardından sıklıkla söylenen şeylerden biri “felaket kurbanlarının bir sayı ya da istatistik verisi değil, hayatta varlıkları olan, iz bırakan, sahici insanlar oldukları”dır.</p>
<p>İşte tam da bu yüzden kurbanların hikâyelerini yazmak, anlatmak, onlar hakkında film, belgesel gibi görsel, biyografi gibi yazılı, müzik eserleri, besteler gibi işitsel ürünler ortaya çıkarmak önemlidir.</p>
<p>Pek çok gazetenin yaptığı fotoğraf seti yayımlamak buna iyi bir örnek. Ama bununla yetinmeyip bir kaç cümlede de olsa bu insanların hikâyelerini de bu görsellere eklemek gerekir. Yok olup gidenler bir isim, yaş ve şehirden ibaret değiller. Onlar birinin evladı, birinin ana babası, birinin iş arkadaşı. Dün bizimle yaşayan ve bir değer ifade eden insanlar. Bu değerlerini hatırlamak, hatırlatmak ve görünür hale getirmek yas iletişiminin başlangıç noktası olmalı.</p>
<p>Kurbanların bir büyük felaketle aramızdan alındığını uzun süre gündemde tutmak, onları sürekli olarak hatırlamamızı sağlayacak iletişim faaliyetleri ve işler yapmakla mümkün olabilir.</p>
<h4><strong>Kurbanların Hikâyelerini Kaydetmek </strong></h4>
<p>Yas iletişiminin işlevlerinden en önemlisi, anıları biriktirmek ve kurbanları unutturmamaktır.</p>
<p>10 Ekim katliamında, ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğrencileri, kaybettiklerimiz anısına kampüse güvercin figürleri asarak, bir ipe dizili onlarca güvercin figürünün üzerinde yazan kurban isimlerinden oluşan bir enstalasyon yapmıştı. Benzeri pek çok iş yapılacaktır. Ama bu işleri kitle iletişim araçlarıyla duyurmak, etkisini sadece yapıldığı yerde bırakmamak gerekir.</p>
<p>Anı köşeleri oluşturarak kurbanların hikâyelerini buralarda temsil etmek önemlidir. İnsanlar her bir kurbanın temsilini üstlenerek “benim yaşımdaydı”, “meslektaşım(ız)dı” başlığıyla anlatabilir. “Bir evlattı / babaydı / anneydi / dedeydi / nineydi”, “bir kadındı”, “bir işçiydi” gibi başlıklarla kurbanlar hakkında yazılı ya da sözlü kısa bilgiler verebilir. Süreklilik açısından bu bilgilerin zamanla çoğaltılıp derinleşmesi ve belli periyotlarla güncellenmesi de önemlidir.</p>
<p>Yaratıcı eylemler ve etkinlikler yapmak da bu iletişimin bir parçası olabilir. Mesela kurbanları toplu taşıma araçlarında, sokakta, sinemada, lokantada “katledilmeseydi, şu anda burada oturuyor olabilirdi” gibi gerçek olması muhtemel durumlarda temsil etmek türünde yaratıcı etkinlikler yapılabilir.</p>
<p>Bazen bir not pusulası, bazen yüksekçe bir yere çıkarak konuşma bu işlevi yerine getirmeye yeter. Küçük çıkartmalar, el ilanları, 6 saniyelik vine filmleri vb. hepsi bu tür iletişimlerin araçları olabilir.</p>
<h4><strong>Toplumsallaşmış Yas Sağlıklıdır</strong></h4>
<p>Bu yazının konusu gereği, toplumsal manada yaygınlaşmış, bu yüzden de kitle iletişimi yoluyla yayılan bir yastan söz ediyoruz.</p>
<p>Bu konuda herkes bir şeyler yapabilir. Müzisyenler, yazarlar, ressamlar, karikatürcüler, bakkallar, manavlar ya da doktorlar. Herkes ama herkes bir şeyler yapabilir. Önemli olan bir ortak enerji ortaya çıkartmak için organize olmaktır.</p>
<p>Popüler kültür ve araçlarının kullanılmasından kaçmamak, yasın her toplumsal katman tarafından görünmesini sağlar. Senaryo yazarları ellerine aldıkları her senaryoya bir kurbanın hikâyesini, onu beceremezlerse sadece adını girebilirler mesela. Televizyonlar her sabah bir kurbanın hikâyesiyle açılabilir. Gazeteler her biri hakkında bir gün olmak üzere onlarca, yüzlerce gün, küçük de olsa bir köşelerini ayırabilir.</p>
<p>Siyasi partiler, meslek örgütleri, STK’lar bu türden çabalara içerik desteği verebilir ve çoğaltabilir.</p>
<h4><strong>Sözcülük Üstlenmek</strong></h4>
<p>Hemzemin radyo programlarından birinde yas iletişiminde bir yöntem olarak “sözcülük üstlenmek” diye bir kavram ortaya atmıştım. Kurbanlardan birinin temsilini kişisel olarak üstlenmek&#8230; Bir nevi “Hepimiz Ermeniyiz!” sloganındaki tavrın bireyselleşmiş hâli.</p>
<p>Belki sosyal medya profilinde ismine onun da ismini eklemek, belki bir yaka rozetine temsilini üstlendiğimiz kurbanın ismini yazarak taşımak etkili işler olabilir ve hem olayı, hem kurbanları topluma anlatmak için yeni iletişim kanalları açabilir.</p>
<p>Böyle durumlarda kurbanları anma ya da anısını yaşatma amaçlı resim, heykel, karikatür, şarkı gibi ürünler ortaya çıkartmak yaygın bir davranış. Ama çoğu zaman felaketin sonuçları çok  büyük olabiliyor.</p>
<p>Soma’da 301 madenci, 11 Eylül’de 3000’e yakın (2996), yakın dönemdeki hac felaketinde gayrı resmi rakamlara göre 1400’e yakın hacı öldü. Adapazarı, Düzce ve yakın zamandaki Van depremleri de bu kitlesel kayıpların olduğu toplumsal felaketler. Madımak’ta 37, Ankara katliamında 109, dünkü havalimanı saldırısında şu ana kadar 41 insan öldü. Hepsinin ortak noktası onlarla, yüzlerle ifade edilen sayıda insanı yitirmiş olmamız. Böyle durumlarda tüm kurbanları anlatabilmek için “sözcülük üstlenmek” iyi bir yol olabilir.</p>
<h4><strong>Faili Değil Kurbanı Yaşatmak</strong></h4>
<p>Zaman içinde yaygınlaşarak ve/veya bir mücadele sonucu toplumsallaşmış, bu yüzden de kitle iletişimi yoluyla yayılan bir yastan söz ediyoruz. Böyle durumlarda kurbanlar kadar failler de konuşulur ve bu acının öfkeyle karışmasına neden olur.</p>
<p>Ne olursa olsun hakikatler yüzleşmek, felaketin üzerindeki bilinmezlik perdesini kaldırmak önemlidir. Ama son noktada bizim için kurbanlar önemli. Sonuçta faillere ya da fail olan doğa olayına vb. öfkemizin nedeni insanlarımızı aramızdan almış olmaları.</p>
<p>Bu yüzden failleri ya da nedenleri unutmamak, ama özellikle ilk günlerdeki infialin ardından faile değil, kurbanlara odaklanmak önemli. Yas iletişimi sürecinde zamanla failin ağırlığının azalıp kurbanın bilgisinin daha fazla duyulması ve gündeme gelmesi sağlıklı bir sonuçtur.</p>
<h4><strong>İletişimle Bir Vicdan Kalkanı Oluşturmak</strong></h4>
<p>Kitle iletişimiyle yayılan her insan hikâyesi, her bilgi ve duygu, her bir kurbanın bir değerler manzumesi olduğunun kanıtıdır. Bu kanıtlar üst üste yığılıp biriktikçe kaybın değeri ve hayattan alıp götürdükleri daha kolay hayal edilebilir hale gelir.</p>
<p>Gerek bireysel, gerek kitle iletişimiyle ulaşılan her bir insan giderek kurbanlarla daha fazla özdeşlik kurabilir hale gelir. Bu özdeşlik, kendimiz kadar önemli ve değerli birini kaybettiğimizi fark etmeyi sağlar. Böylece bir başka saldırının zihinsel meşruiyet zemini azalır. Bir başka deyişle, kayıplarımızın birer insan olarak hikâyeleri, onlara maruz kalanların zihninde ve elbette toplumsal hafızada bir vicdan kalkanı oluşturur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/06/29/yaralarimizi-iletisimle-sarmak/">Faili değil, kurbanı yaşatmak için: Yaralarımızı iletişimle sarmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
