<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anayasa Mahkemesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/anayasa-mahkemesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/anayasa-mahkemesi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Apr 2022 18:04:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Anayasa Mahkemesi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/anayasa-mahkemesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Anayasa Mahkemesi, DKK&#8217;ya Verilen &#8216;Dernek Yetkililerini Görevden Alma&#8217; Yetkisini İptal Etti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/17/anayasa-mahkemesi-dkkya-verilen-dernek-yetkililerini-gorevden-alma-yetkisini-iptal-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Mar 2022 14:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Alican Uludağ]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek Yetkililerini Görevden Alma]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Denetleme Kurulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi (AYM) Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) denetim faaliyetleri kapsamında 'dernek görevlilerini görevden uzaklaştırma' yetkisini Anayasaya aykırı bularak iptal etti. DW Türkçe'den Alican Uludağ'ın haberine göre, AYM kararında, 'dernek kurma hakkının Anayasada düzenlendiğini" hatırlattı ve "kişi haklarıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamayacağı' gerekçesiyle "görevden uzaklaştırma-açığa alma" yetkisini iptal etti.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/17/anayasa-mahkemesi-dkkya-verilen-dernek-yetkililerini-gorevden-alma-yetkisini-iptal-etti/">Anayasa Mahkemesi, DKK&#8217;ya Verilen &#8216;Dernek Yetkililerini Görevden Alma&#8217; Yetkisini İptal Etti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2021&#8217;de yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile DDK&#8217;ya verilen yetkiler meslek odaları, sendikaları, kooperatifleri, birlikleri, dernek ve vakıfları da denetleyecek şekilde genişletilmişti. Söz konusu Kararname, DDK&#8217;ya denetim sırasında dernek görevlileri hakkında görevden uzaklaştırma tedbiri uygulama veya bu tedbirin uygulanmasını yetkili makamlara önerme yetkisi veriyordu.</p>
<p>DDK&#8217;nın bu yetkiyi kullanabilmesi &#8221; denetimi güçleştiren veya engelleyen davranışlarda bulunma,&#8221; &#8220;görevde kalması halinde kamu zararını artıracağının anlaşılması,&#8221; &#8220;suç delillerini karartılması&#8221; ve &#8220;kamu hizmetinin gerekleri yönünden görevi başında kalmasında sakınca görülmesi&#8221; gibi gerekliliklerin bulunması gerekiyordu.</p>
<p><strong>AYM&#8217;nin İptal Kararı DDK&#8217;nın Açığa Alma Yetkisine Dair</strong></p>
<p>CHP tarafından &#8220;DDK&#8217;ya verilen yetkilerin iptali istemiyle&#8221; açılan davada, AYM  Cumhurbaşkanlığı kararnamesindeki &#8220;tedbiri uygulayabilir veya&#8221; ibaresinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi.</p>
<p>Diğer bir deyişle, AYM&#8217;nin iptal kararı, DDK&#8217;nin dernek denetimleri sırasında Kararnamede belirtilen şartların gerçeklemesi durumunda dahi, DKK&#8217;ya &#8220;doğrudan açığa alma yetkisi&#8221; veren hükmün iptal edilmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Bununla birlikte, DDK, yukarıda sıralanan gerekliliklerin bulunması durumunda, dernek yetkililerini &#8220;görevden uzaklaştırma tedbirini yetkili makamlara önerme yetkisini&#8221;  kullanmayı sürdürecek.</p>
<p>AYM&#8217;nin kararı ile ilgili detayları içeren habere <a href="https://www.dw.com/tr/anayasa-mahkemesi-ddkn%C4%B1n-dernek-y%C3%B6neticilerini-a%C3%A7%C4%B1%C4%9Fa-alma-yetkisini-iptal-etti/a-61158473" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/17/anayasa-mahkemesi-dkkya-verilen-dernek-yetkililerini-gorevden-alma-yetkisini-iptal-etti/">Anayasa Mahkemesi, DKK&#8217;ya Verilen &#8216;Dernek Yetkililerini Görevden Alma&#8217; Yetkisini İptal Etti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişmeyen Kader: Parti Kapatmalar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/28/degismeyen-kader-parti-kapatmalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Kobulan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 10:17:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[HDP kapatılma davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianame Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından oy birliği ile kabul edildi. AYM’nin kabulü ile HDP’nin kapatılmasına dair dava süreci resmen başlamış oldu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/28/degismeyen-kader-parti-kapatmalar/">Değişmeyen Kader: Parti Kapatmalar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">HEP, DEP, HADEP, DEHAP, ÖTP, DTP şimdi de HDP. İlk kez 1991 seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile yaptığı ittifakla Türkiye’de legal siyasete giren Kürtler, o günden bu yana siyaset arenasında. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">90’lardan günümüze Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle her defasında Anayasa Mahkemesi (AYM) Kürt partilerini kapattı. Gerekçe ise hep aynı oldu: </span><span style="font-weight: 400;">&#8220;Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak” ve &#8220;yasaya aykırı siyasi faaliyetlerin mihrakı olmak&#8221;. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi de sırada HDP var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından 7 Haziran’da HDP’nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen iddianame oy birliği ile kabul edildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamede, &#8220;Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği&#8221; suçlaması yöneltilen HDP&#8217;nin &#8220;temelli kapatılması&#8221; isteniyor. Ayrıca HDP’nin Hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması, varsa banka hesabının bloke edilmesi, Hazine yardımı ödenmişse Hazine’ye iadesine karar verilmesi talepleri de söz konusu iddianamede yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HDP’ye üye kayıtlarının durdurulması gerektiği belirtilen iddianamede, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Mithat Sancar, Pervin Buldan gibi isimlerin de aralarında bulunduğu 451 siyasetçiye, temelli kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren beş yıl süreyle siyasi yasak konulması istendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi, savunmaların alınmasından sonra HDP&#8217;nin kapatılarak, iddianamede hakkında siyasi yasak istenen 451 yönetici veya üyesinin tümüne veya bir kısmına siyaset yasağı getirebileceği gibi, sadece hazine yardımının kesilmesi yönünde de karar verme hakkı bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk olarak 17 Mart&#8217;ta hazırladığı iddianameyi AYM&#8217;ye göndermişti. Ancak Yüksek Mahkeme, iddianamede eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle ilk iddianameyi iade etmişti. HDP’nin temelli kapatılması talebine &#8220;suçların odağı&#8221; olması gerekçe gösteriliyor.</span></p>
<h5><b>Süreç Nasıl İşleyecek?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">AYM&#8217;nin iddianameyi kabul etmesi ile HDP hakkındaki kapatma davası süreci de resmen başlamış oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HDP&#8217;nin ön savunmasını vermesinin ardından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, esas hakkındaki görüşünü AYM&#8217;ye sunacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şahin&#8217;in sözlü görüşünün HDP&#8217;ye iletilmesinin ardından, HDP&#8217;liler de sözlü savunmalarını yapacak. Sözlü açıklama ve savunmaların tamamlanmasının ardından görevlendirilen AYM raportörü, gerekli bilgi ve belgeleri toplayarak esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu süreçte gerek HDP, gerekse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mahkemeye ek savunma ve ek delil sunabilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi bu sürecin ardından toplanarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın kapatma talebini esastan görüşmeye başlayacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi, siyasi parti kapatma davalarında üyelerin üçte iki çoğunluğunun oyuyla karar alabiliyor. Buna göre HDP hakkındaki kapatma davasında da partinin temelli kapatılması ya da Hazine yardımından yoksun bırakılması kararları 15 üyenin en az 10&#8217;unun kabul yönündeki oyuyla mümkün olabilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete&#8217;de yayımlanacak.</span></p>
<h5><b>AYM’nin Önündeki İki Seçenek</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">AYM&#8217;nin önünde iki seçenek bulunuyor. AYM, HDP&#8217;nin temelli kapatılmasına karar verebilir. Böyle bir durumda, söz ve eylemleriyle partinin temelli kapatılmasına neden olan parti yöneticisi deneticisi veya üyelerine 5 yıllık siyasi yasak getirecek, partinin malvarlıkları da Hazine&#8217;ye devredilebilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mahkemenin önündeki ikinci seçenek ise HDP&#8217;nin kapatılması yerine hazine yardımından yoksun bırakılması. Buna göre parti faaliyetine devam eder ve yöneticileri ve üyeleri için siyasi yasak söz konusu olmaz. Suçun ağırlığına göre Mahkeme, partinin Hazine yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.</span></p>
<h5><b>Hem Destek Hem Tepki</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın HDP’nin kapatılmasına dair iddianame hazırlaması ve AYM tarafından kabul edilmesine siyasi partilerin bir kısmı destek verirken, bir kısmı da “siyasi bir dava” olduğunu söyledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hakkında kapatma davası açılan HDP’lilerin asıl ne söyleyeceği merak konusu oldu. HDP’nin Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kapatma davasının arka planında “siyasi, tehdit ve şantaj kampanyası”nın yer aldığını vurguladı. HDP’nin kapatılması davasının siyasi olduğunu söyleyen Sancar, “Nasıl bu davanın savcısı iktidarsa, bu davanın avukatı da halkın kendisidir” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, &#8220;Bugüne kadar kaç siyasi parti kapatıldı ve hangi sonuç elde edildi? Düşüncenin ifade edilmesinden korkmayacaksınız. Siz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı&#8217;na talimat verip parti kapat diyorsanız orada demokrasi olmaz. Parti kapatmaya yönelik hiçbir eylemi doğru bulmuyoruz” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da HDP’nin seçimlerde aldığı oy oranlarını hatırlatarak, “Siyasi meşruiyet toplum desteği ile sağlanır” vurgusu yaptı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da “Siyasi partileri kapatmak, seçilmiş milletvekillerinin haklarını ellerinden almak Türkiye&#8217;nin önünü açmaz; toplumsal barışı bozar” değerlendirmesinde bulundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise, HDP’nin kapatılması istemine “Ben hukukçu değilim” şeklinde yorum getirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HDP’nin kapatılması için sık sık çağrı yapan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de HDP’nin kapatılmasını “namus görevi” olarak gördü. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önceki dönemlerde sık sık HDP’yi “Terör” ile ilişkilendiren AK Parti’den ise herhangi bir açıklama gelmedi. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Haziran’daki partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda “7 Haziran 2015 seçimlerini unutmayın” sözleri, HDP’nin kapatılmasına yönelik görüşünü de ortaya koyuyordu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/28/degismeyen-kader-parti-kapatmalar/">Değişmeyen Kader: Parti Kapatmalar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Savunucuları Muhalefete Yönelik “Nefret Söylemlerine” Dikkat Çekiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/18/hak-savunuculari-muhalefete-yonelik-nefret-soylemlerine-dikkat-cekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Kobulan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2021 11:49:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Poyraz]]></category>
		<category><![CDATA[Figen Yüksekdağ]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71643</guid>

					<description><![CDATA[<p>HDP İzmir İl binasında Deniz Poyraz’ın öldürülmesiyle sonuçlanan saldırıya tepkiler sürüyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) iktidarın muhalefete yönelik kullanmış olduğu “nefret söylemlerine” dikkat çekerken Hak İnisiyatifi, HDP binasına saldırıda parti binasını korumakla görevli polislerin ihmali olup olmadığının araştırılmasını istedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/18/hak-savunuculari-muhalefete-yonelik-nefret-soylemlerine-dikkat-cekiyor/">Hak Savunucuları Muhalefete Yönelik “Nefret Söylemlerine” Dikkat Çekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) yaptığı yazılı açıklamada, iktidarın muhalefete yönelik kullanmış olduğu “nefret söylemlerine” dikkat çekti. Açıklamada, HDP binaları önünde günün 24 saati nöbet tutan görevli polislere vurgu yapılarak, binaların korunmasına rağmen saldırılara maruz kaldığı belirtildi.</p>
<p>“HDP İzmir İl Binası’nın önünde polis koruması olduğu halde bu saldırı önlenememiştir. Bu durumda saldırılara göz yumulduğu gibi bir sonuç çıkarılabilir” denilen açıklamada, her konuşmasında HDP’yi gösteren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa etmesi veya görevinden azledilmesi istendi.</p>
<p>Hak İnisiyatifi de yaptığı açıklamada, HDP binasına saldırıda parti binasını korumakla görevli polislerin ihmali olup olmadığının araştırılmasını istedi.</p>
<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) açıklamasında saldırıyı kınarken, HDP’ye yönelik nefret söylemlerinin son bulmasını istedi. Etkili bir soruşturma yürütülerek, saldırının tüm boyutları ile aydınlatılmasını talep eden İHD, HDP binalarının “sahici” olarak korunmasını istediklerini vurguladı.</p>
<p>Saldırıya dair açıklama yapan bir çok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi ve barolar, iktidarın kullanmış olduğu “nefret söylemleri”nin saldırıya zemin hazırladığını kaydederek, bu “nefret söylemleri”nin sonlandırılmasını istedi.</p>
<p><strong>&#8220;Bu Kaos Planlarını Biliyoruz&#8221;</strong></p>
<p>Deniz Poyraz&#8217;ın hayatını kaybettiği saldırının ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, il binasında ertelenen bir toplantı olduğunu, katilinin amacının katliam yapmak olduğunu söyledi. Saldırıdan iktidar ortaklarının sorumlu olduğunu savunan Sancar,  <span class="sari-kutu-100">&#8220;Bir kaos planı, iç çatışma hesabı devreye sokulmuştur. Biz bunun farkındayız. </span><span class="sari-kutu-100">Bütün bu oyunlara ve Deniz kardeşimizin katledilmesine karşı sesimizi en gür biçimde yükselteceğiz. Bu oyunları boşa çıkarmak için yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. </span><span class="sari-kutu-100">Demokrasi ve muhalefet çevreleri bu mücadeleyi sadece HDP&#8217;ye bırakırsa, bu, kaos planı sahiplerini sevindirir. </span><span class="sari-kutu-100">Buradan çağrı yapıyorum; Meclis&#8217;te bulunan ve bulunmayan bütün siyasi parti başkanları en kısa zamanda bir araya gelelim. Ortak tutumu Türkiye halklarına hep birlikte gösterelim.&#8221; dedi. </span>Sancar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize&#8217;de saldırıya uğrayan İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener hakkındaki sözlerini hatırlatarak, “Soruyoruz, bu sözünüzü bir kez daha tekrarlayıp açıklayın. Ne demek istediniz, bu sözün altını doldurmak zorundasınız” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/18/hak-savunuculari-muhalefete-yonelik-nefret-soylemlerine-dikkat-cekiyor/">Hak Savunucuları Muhalefete Yönelik “Nefret Söylemlerine” Dikkat Çekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAZLUMDER: “Parti Kapatma Davası ve Ömer Gergerlioğlu’nun Vekilliğinin Düşürülmesi Kabul Edilemez”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/mazlumder-parti-kapatma-davasi-ve-omer-gergerlioglunun-vekilliginin-dusurulmesi-kabul-edilemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 11:38:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67253</guid>

					<description><![CDATA[<p>MAZLUMDER (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği) HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürülmesi ve Halkların Demokratik Partisi'nin kapatılması talebiyle açılan dava hakkında bir açıklama yayınladı. Açıklamada, sivil siyasi alanın güçlendirilmesinin toplumsal barışa ve bir arada yaşama kültürüne katkı sunacağı hatırlatılarak, siyasi partilerin kapatılması yerine, suç işlediği iddia edilenlerin münferiden ve adil bir şekilde yargılamanın gerektiği ve Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine izin verilmesinin kabul edilemez olduğu vurgulanıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/mazlumder-parti-kapatma-davasi-ve-omer-gergerlioglunun-vekilliginin-dusurulmesi-kabul-edilemez/">MAZLUMDER: “Parti Kapatma Davası ve Ömer Gergerlioğlu’nun Vekilliğinin Düşürülmesi Kabul Edilemez”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>MAZLUMDER tarafından yapılan <a href="https://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/insan-haklari-eylem-plani-gunlerinde-parti-ka/13965" target="_blank" rel="noopener">“İnsan Hakları Eylem Planı Günlerinde Parti Kapatma Davası Ve Ömer Gergerlioğlu’nun Vekilliğinin Düşürülmesi”</a> başlıklı açıklamada şu ifadelere yer veriliyor:</p>
<p>“İnsan Hakları Eylem Planı&#8217;nın tanıtımının yapıldığı günlerde ortaya çıkan böylesi örnekler, “kâğıt üzerindeki taahhütleri değil gerçek uygulamaları takip edeceğiz” şeklindeki çekinceleri maalesef haklı çıkaracak mahiyettedir.</p>
<p>Geldiğimiz noktada vurgulamak isteriz ki sivil siyaset alanının açık tutulması esastır. Suç ve şiddet içermedikçe ve bunları teşvik etmedikçe, aykırı, hatta şok edici söz ve tutuma sahip partilerin kapatılması hukuksuzdur. Bu hukuksuzluğa göz yummamak seçme seçilme hakkına saygının ve seçmen iradesine temsil hakkı sağlanmasının yegâne garantisidir. Refah Partisi ve ardıllarının kapatılması ve AK Parti’ye karşı girişilen hukuksuz kapatma teşebbüsü süreçlerinde; hukuksuz eylemleri varsa şahısların şahsen yargılanmaları gerektiği, kişilerin beyan ya da eylemleri dolayısıyla milyonlarca insanı ilgilendiren ve parti kurumsal kişiliğinin yok edilmesi anlamına gelecek kapatma yöntemine başvurulmasının hukuksuz olacağı defalarca zikredilmişti.</p>
<p>Yine adil yargılanma ilkeleri açıkça ihlal edilerek, zorlama ve kanuna bile aykırı yorumla cezalandırılan HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi de bu kapsamda hukuksuz bir girişimdir. Doğası itibariyle ifade özgürlüğünün ve seçme seçilme hakkının yanında durması gereken TBMM’nin geçmişte yaşanan onca tecrübeye rağmen böyle bir sürece izin vermesi de oldukça vahimdir.</p>
<p>MAZLUMDER olarak,</p>
<ul>
<li>Sivil siyasi alanın güçlendirilmesinin toplumsal barışa ve bir arada yaşama kültürüne katkı sunacağını hatırlatarak, siyasi partilerin kapatılması yerine, suç işlediği iddia edilenlerin münferiden ve adil bir şekilde yargılanmalarının gerektiğini,</li>
<li>HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun zorlama ve kanuna dahi aykırı yorumla cezalandırılmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, ifade özgürlüğü ve seçme seçilme hakkının yanında durması gereken meclisin Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine izin vermesinin kabul edilemez olduğunu, en güçlü şekilde vurgularız.”</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/mazlumder-parti-kapatma-davasi-ve-omer-gergerlioglunun-vekilliginin-dusurulmesi-kabul-edilemez/">MAZLUMDER: “Parti Kapatma Davası ve Ömer Gergerlioğlu’nun Vekilliğinin Düşürülmesi Kabul Edilemez”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Hak Arama Yolu Olarak CİMER Ve Sosyal Medya Neden Ön Planda?&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/hak-arama-yolu-olarak-cimer-ve-sosyal-medya-neden-on-planda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2020 09:05:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[BM İstanbul Protokolü]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Periyodik İnceleme raporu]]></category>
		<category><![CDATA[İç Güvenlik Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğçe Duygu Köksal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de insan haklarının durumunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) raportör olarak görev almış olan İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Tuğçe Duygu Köksal ile konuştuk. Köksal’a göre, Türkiye’de sosyal medya üzerinden adalet sağlanıyor algısının kamuoyunda yerleşmemesi gerekiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/hak-arama-yolu-olarak-cimer-ve-sosyal-medya-neden-on-planda/">&#8216;Hak Arama Yolu Olarak CİMER Ve Sosyal Medya Neden Ön Planda?&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2020 küresel insan hakları raporuna göre, Çin, insan hakları için küresel bir tehdit; diğer otokratik popülist iktidarlar ise insan hakları hukukunu göz ardı ediyor. Raporda, “Türkiye’de son dört yılda, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin zedelenmesi ile derin bir insan hakları krizi” yaşandığı savunuluyor.</span></p>
<p><b>İnsan haklarının durumuna dair dünyada ve Türkiye’de genel bir değerlendirme yapar mısınız? Popülist siyasetin insan haklarında bir geriye gidişe sebep olduğunu söyleyebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-47345 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/20191011TCHD8-640x422.png" alt="" width="318" height="210" />Popülist siyasetin etkisini aslında tüm ülkeler açısından görüyoruz. Özellikle sığınmacılar ve yabancılar açısından baktığımızda, Avrupa ülkelerinde de popülist söylemlerle daha muhafazakar ve daha ulusalcı bir çerçeve çiziliyor. Özgürlükçü bakış açısının toplum içinde yükselmesi, özellikle sivil toplum üzerindeki baskılar, sivil toplum ve iktidarda aynı görüşte olmayan kişiler üzerinde, ceza hukukunun kullanılması yoluyla engelleniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm ülkelerde terör ve dolayısıyla güvenlik tehdidinin varlığı, devlet makamlarının özgürlük ve güvenlik dengesinde, takdir yetkisini güvenlikten yana kullanmasına yol açıyor. Ancak bu devlet otoritelerine bir açık çek vermiyor. Özellikle açılan soruşturmalarda ve devam eden yargılamalarda, tarafsız-bağımsız mahkemelerce yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edilemeyeceği, tutuklamanın son çare olduğu gibi pek çok usuli garantinin göz ardı edildiğini görüyoruz. Mevzuattaki pek çok garantinin uygulanmaması nedeniyle ihlallerin gündeme geldiği de düşünüldüğünde, öncelikli sorunumuzun mevzuatta yapılacak değişiklikler değil hâkim teminatının, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının uygulamada da sağlanması olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<blockquote><p>Cezasızlık, özellikle devlet görevlilerinin yargılandığı davalarda karşımıza çıkıyor.</p></blockquote>
<p><b>Siyaset- hukuk ilişkisini, en yalın haliyle, nasıl ifade edersiniz? Ankara’da JİTEM olarak bilinen yapının failleri olarak nitelendirilen sanıkların beraatına hükmedilmesini nasıl değerlendirirsiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasal garanti altındaki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının uygulamada sağlanamadığı, coğrafi teminatın bulunmadığı bir yargı sisteminde, özellikle hak savunucularının, muhaliflerin ya da devlet görevlilerinin yargılandığı davalarda, siyasi bir etkinin asla söz konusu olmayacağından bahsetmek gerçekçi olmaz. Cezasızlık problemi, özellikle devlet görevlilerinin yargılandığı davalarda karşımıza çıkıyor. Hâlbuki BM İstanbul Protokolü’nün uygulanması ve işkenceye karşı sıfır tolerans ilkesi, hiçbir koşul altında taviz verilmeyen bir devlet politikası olmalıdır. Cezasızlıkla mücadelenin devletin tüm organlarıyla işbirliğiyle yapılması gerekir. Yargıya güvenin kamuoyu nezdinde de görünür şekilde sağlanması ve yargı reformunun asıl olarak bunu hedef alması önemli.</span></p>
<p><b>“Kavala Kararındaki Tespitler, İddianamenin Temelden Çöküşüdür”</b></p>
<p><b>Osman Kavala’nın, AİHM kararına rağmen, beraatına hükmedilmemesi, ne anlama geliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Osman Kavala’nın yargılandığı davanın iddianamesinin içeriği ve sözde delillerin niteliğine bakıldığında, AİHM kararına gerek olmaksızın, sadece Ceza Muhakemesi Kanunu 100. maddenin koşulları gerçekleşmediği için, tahliye edilmesi gerekir. Dolayısıyla, AİHM kararının kesinleşip kesinleşmemesinin somut olayda, tahliye kararı verilmesine engel oluşturmaz. Bu davada, yargının tarafsız ve bağımsız biçimde hareket ettiği algısının kamuoyu nezdinde oluşturulması önemli… AİHM kararında yer alan tespitler, tüm iddianamenin temelden çöktüğünü gösteriyor. Dolayısıyla, bu tespitler sadece Kavala’nın tahliye olmasını değil, bu davada yargılanan tüm hak savunucularının beraat etmesini gerektirir.</span></p>
<p><b> “Güçlü Bi</b><b>r Sivil Toplum İçin Varlığına Saygı Duyan Siyasi İrade Oluşmalı”</b></p>
<p><b>Son OHAL dönemi, sizce geçmiş OHAL dönemlerinden farklı mı? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece OHAL dönemi değil, OHAL sonrası İç Güvenlik Yasası sonrasında, daha önce alınan tedbirlerle ilgili halen mağduriyetlerin giderilmemiş olması; bana göre en önemli garantilerden biri olan Anayasa Mahkemesi denetiminin temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren bazı başvurularda suskun kalması ya da hak ihlali görmemesi… Ancak, AİHM tarafından aynı konularda ihlal kararı verilmesi, ifade özgürlüğünün, kişi özgürlük ve güvenlik hakkının, adil yargılanma garantilerinin kişiden kişiye uygulanmasında farklılık oluyormuş algısının kamuoyu nezdinde oluşmasına sebebiyet vermekte. Bunu önlemek için, güçlü bir sivil toplum ve onun varlığına saygı duyan ve çalışmalarına sağlıklı bir ortam sağlayan bir siyasi iradenin oluşması gerekir. Özgürlükçü söylemlerin sözde kalmaması ve uygulamaya demokratik şekilde yansıtılması önemli bir meseledir.</span></p>
<p><b>Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik iddiasının zayıflaması, sizce insan haklarına nasıl yansıdı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-47348 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/insan-haklari-g%C3%B6rseli-foto.jpg" alt="" width="350" height="194" />Yargı ve temel haklar ve adalet, özgürlük ve güvenlik konularını kapsayan 23. ve 24. Fasılların açılması talebi, Avrupa Birliği’ne (AB) hep iletildi. Ancak şu da düşünülmeli: bu fasıllar açılınca Türkiye ayrıca bir uyum yükümlülüğü altına girecek. Yargı reformu gerçek anlamda gerçekleştirilmeden, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı uygulamada sağlanmadan, bu uyum süreci için toplumsal alt yapı sağlanmadan, bu yola girmek ne kadar doğru olur? Bizim özgürlükleri güvence altına alma noktasındaki sorumluluğumuz ne AİHM’de ihlal çıkmaması ne de Avrupa Birliğine girmek olmalı. Devlet, bunu dış baskılar nedeniyle değil, bir devlet politikası olarak, gerçek anlamda bir hukuk devleti olabilmek için gerçekleştirmeli. Dolayısıyla, Avrupa Birliği’ne girip girmemek, benim gözümde bir kriter değil.</span></p>
<p><b>Türkiye’nin BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğu Evrensel Periyodik İnceleme raporuna ilişkin değerlendirmeniz nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezinin de aralarında bulunduğu pek çok kurum ve STK  tarafından Evrensel Periyodik İnceleme raporuna, adil yargılanma hakkından, özgürlük-güvenlik hakkına, sığınmacılardan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüklerini ele alan pek çok konuda görüş bildirildi. Türkiye’nin cevabından ziyade, aslında incelemenin sonucuna odaklanmak daha doğru; Devlet’in cevaplarının ne derece sonuca etki ettiğine bakmakta fayda olacaktır.</span></p>
<blockquote><p>Hak arama yolu olarak ilk CİMER’in akla gelmesi, hukuk devletinde düşündürücüdür.</p></blockquote>
<p><b>Uluslararası Af Örgütü Türkiye ve Metropoll’ün yaptığı İnsan Hakları Algısı Araştırması’na göre, “toplumun % 82&#8217;si temel hak ve özgürlükleri ihlal edildi” ve “10 kişiden sadece 2’si başkasının haklarını savunma konusunda harekete geçti”. Yani, toplum, şikâyet ettiği konularda harekete geçmiyor. Bu tablo değişebilir mi? Nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şikayet mekanizmalarının etkin şekilde harekete geçirilmesi gerekir. Örneğin, Kolluk Denetim Komisyonu Kuruldu, Yönetmeliği çıktı; ilk toplantısını Eylül 2019’da gerçekleştirdi. Ancak ne kapsamda faaliyet gösterecek, henüz etkin şekilde göremiyoruz. Bu mekanizma işlerse, kolluk faaliyetlerinin denetlenmesi açısından çok önemli bir gelişme olacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47347 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/C%C4%B0MER-Foto.jpg" alt="" width="299" height="169" />Vatandaş, en çok CİMER üzerinden yürüyen şikâyet mekanizmasını kullanıyor. Kötüye kullanmalar da oluyor elbette. Etkili bir yol gerçekten; hızlı sonuç alamadığınız vakalarda, CİMER üzerinden yapılan şikâyetle sonuç elde edebiliyorsunuz. Hak arama yolu olarak CİMER’in ilk olarak akla gelmesi, bir hukuk devletinde kabul edelim ki düşündürücüdür. İşte bu sistemin olumlu taraflarının değerlendirilip, belki dersler çıkartılıp, devletin tüm organlarının şikâyet mekanizmasının kendiliğinden etkin şekilde işlemesi için çaba gösterilmesi gerekir. Kamuoyunda şikâyetin hızlı ve etkin şekilde soruşturulduğu inancının ve yargıya güvenin yerleşmesini sağlamak gerek. </span></p>
<p><b>Adalet Bakanlığı’nın “Yeni bir İnsan Hakları Eylem Plânı” hazırlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları Eylem Planı içeriği ve bu konuda yapılan toplantıları, sivil toplum mensuplarının katkılarının alınması için davet edilmesini, elbette ki önemli buluyorum. Katılımcı bir çerçeve çizilmeye çalışılıyor. Bir gayret olduğu kanaatindeyim. Avrupa Konseyi destekli yeni bir proje de bu çerçevede başlatıldı. Önemli olan, bu katkıların mevzuata ve asıl olarak da uygulamaya ivedilikle yansıtılması&#8230; </span></p>
<p><b>“Sosyal Medya Üzerinden Adalet Sağlanma Algısı Kamuoyunda Yerleşmemeli”</b></p>
<p><b>Bireylerin ve STK’ların, hak arama özgürlüğü kapsamında etkili başvuru yollarına ulaşabilmeleri için, nasıl bir yol izlemelerini önerirsiniz? Sivil toplum, bu konuda ne kadar etkili?   </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun farkındalık yaratma konusundaki desteği ve gücü, kamuoyu için çok önemlidir. Yine Barolar tarafından verilen eğitimler, farkındalık kampanyalarının hukuk yollarına başvuru konusunda bilincin artırılmasına etkisi yadsınamaz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal medya üzerinde gerçekleştirilen kampanyalar önemli bir yer teşkil ediyor son zamanlarda. Çoğu vakada, özellikle kadın ve çocuk haklarıyla ilgili konularda, yargının da harekete geçmesine ve bazı davalar açısından farkındalık oluşmasına da neden olabiliyor :İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Korunması Kanunu çerçevesinde farkındalık artırılması konusundaki etki yadsınamaz. Bu konuda Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun da aktif davranması beklenir. Ancak uygulamada hiçbir etkisini göremiyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu da belirtmek gerekir ki; her ihtimalde adaletin mahkemelerde sağlanması, adalet duygusunun içselleştirilmesi, sadece sosyal medya üzerinden adalet sağlanabiliyor algısının da kamuoyunda yerleşmemesi gerekir.</span></p>
<p><b>İnsan haklarına ilişkin, yakın zamanda sizi umutlandıran bir gelişme oldu mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2019 yılında en gurur duyduğum olay, kadın hareketinin gücünü iliklerimize kadar hissetmiş olmamızdır. Kadına karşı şiddetle mücadelede hem dünyada hem de Türkiye’de yükselen hak savunuculuğu benim için bu yıla damga vuran olaydır. Uygulamada var olan hak ihlallerini duyurmak ve devlet organlarını da harekete geçirerek gerçek anlamda farkındalık sağlanmasını, politika değiştirilmesini sağlamak için sivil toplumun gücünün ne kadar önemli olduğunu görmemize etki etti diye düşünüyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/hak-arama-yolu-olarak-cimer-ve-sosyal-medya-neden-on-planda/">&#8216;Hak Arama Yolu Olarak CİMER Ve Sosyal Medya Neden Ön Planda?&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK İnisiyatifi’nden Raporlama İçin Destek Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/11/hak-inisiyatifinden-raporlama-icin-destek-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jan 2020 09:15:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik Soruşturması Yasa Tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İNİSİYATİFİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46766</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAK İnisiyatifi, güvenlik soruşturmasında yaşanan hak ihlalleriyle ilgili yapacağı rapor çalışması için sosyal medyadan destek çağrısında bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/11/hak-inisiyatifinden-raporlama-icin-destek-cagrisi/">HAK İnisiyatifi’nden Raporlama İçin Destek Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HAK İnisiyatifi’nden yapılan açıklamada, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği kamu görevlisi alımında güvenlik soruşturması uygulamasının yeniden gündeme getirildiği belirtilerek, “Güvenlik soruşturmalarında yaşanan hak ihlalleriyle ilgili bir rapor hazırlığında kullanılmak üzere güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmış ve dava başta olmak üzere bunun nedenini herhangi bir yolla öğrenmiş kişilere ulaşmaya çalışıyoruz” denildi. Bilgileri alınan kişilerin rızaları olmadığı sürece gizli tutulacağı da belirtilen açıklamada başvuruların bilgi@hakinisiyatifi.org adresine yapılması isteniyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/11/hak-inisiyatifinden-raporlama-icin-destek-cagrisi/">HAK İnisiyatifi’nden Raporlama İçin Destek Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYM&#8217;den İfade Özgürlüğü Alanında Önemli Karar&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/23/aymden-ifade-ozgurlugu-alaninda-onemli-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kadri İnce]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 07:57:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çerka Şoreşe]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Meki Katar]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde ifade özgürlüğü alanında önemli bir karara imza attı. Meki Katar’ın yaptığı bireysel başvuruya ilişkin kararda yer alan ifadeler, son yıllarda yargı eliyle önemli bir daralmaya maruz bırakılan ifade özgürlüğünün alanını bir nebze olsun uluslararası standartlara yaklaştırmaktadır. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/23/aymden-ifade-ozgurlugu-alaninda-onemli-karar/">AYM&#8217;den İfade Özgürlüğü Alanında Önemli Karar&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kararda, içinde kişileri şiddete başvurmaya yönlendiren ifadeler yer almayan ve terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan açıklamaların terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik etme olarak kabul edilemeyeceğinin altı çizilmiştir. </span></p>
<p><b>Ne Olmuştu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başvurucu Meki Katar 26.12.2013 tarihinde Malatya’da gerçekleştirilen Roboski anma eylemine katılmıştı. Eylem esnasında “Çerka Şoreşe” (Devrim Çarkı) isimli marşı söyleyen, ardından &#8220;Önderimiz Başkan Öcalan&#8221; şeklinde slogan atan başvurucu ‘terör örgütü propagandası yapmak’ gerekçesiyle cezalandırılmıştı. </span><span style="font-weight: 400;">İncelenen başvuruya (Genel Kurul, Başvuru No: 2015/4916, 03.10.2019) konu olayda başvurucunun cezalandırılmasına neden olan eylemler, kişinin PKK terör örgütünü övdüğü kabul edilen bir marşın söylemesi ve PKK&#8217;nın kurucusunu öven sloganları atmasıdır.</span></p>
<p><b>İfade Özgürlüğü Yönünden Önemi Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kişiye ceza veren Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, bahse konu marşın PKK terör örgütünün marşı olduğunun herkesçe bilindiğini ifade etmiş, ancak marşın şiddete teşvik edip etmediği yönünde yeterli bir değerlendirme yapmamıştır. Bu husus Anayasa Mahkemesi’nce öznel bir değerlendirme olduğu, ancak cezalandırma için nesnel bir değerlendirme yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca aksi bir tutumla yapılacak öznel değerlendirmeler veya varsayımlarla kişilerin cezalandırılmasının ve düşünce açıklamalarına bu şekilde müdahale edilmesinin ifade özgürlüğünün ihlalini oluşturacağı vurgulanmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Terör örgütü liderini öven söylemlerde bulunması kişinin başlı başına cezalandırılması için yeterli olmadığı hususu belirtilerek, söylemin yapılmasıyla şiddete teşvikin oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekliliği ifade edilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mahkeme yalnızca başvuruya konu eylemde yapılan basın açıklaması, atılan sloganlar ve okunan marşı tek başına değerlendirmemiştir. Olayı bir bütün olarak ele alarak, yetkililerin iki yıl önce meydana gelen ve çok sayıda kişinin ölümüne neden olan olaya ilişkin etkili soruşturma yapılmaması, yaşam hakkının ihlal edilmesi gibi konular amacıyla toplanıldığına işaret etmiştir. Bu nedenle eylemin, başvurucunun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin devlet politikalarından veya devletin politik uygulamalarından memnuniyetsizliklerinin dile getirilmesinin aracı olarak kullanıldığı değerlendirmesini yapmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başvuruya konu gösteri ve toplantıya ilişkin görüntülerde İnönü Üniversitesi kampüsü içinde gerçekleştirilen toplantı boyunca herhangi bir şiddet olayının yaşanmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca toplantının barışçıl olmadığını veya gösteriye katılan kişilerin toplantıdan sonra şiddet içeren eylemlerde bulunduklarını gösteren herhangi bir delil bulunduğu da ileri sürülmemiştir. Bu nedenle mahkeme, ilk derece mahkemesinin konuşmanın yapıldığı kapsamı ve göstericilerin davranışlarını dikkate almadığı kanaatine ulaşmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kararda AİHM kararlarına ve Yargıtay değerlendirmelerine sıkça atıflar yapılarak, toplantı sırasında gerçekleşen eylemlerde ifade özgürlüğünün çerçevesi çizilmeye gayret edilmiştir. Somut olayla da bu örneklenmiştir:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bir bütün olarak ele alındığında toplantıda söylenen marşın ve atılan sloganın toplantıya katılanların taraftarı olduğu ideolojiye manevi destek verdiği ileri sürülse bile marş ve sloganın şiddeti, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik ettiği gösterilebilmiş değildir. Bundan başka bahse konu marş ve sloganın şiddeti yaymasının muhtemel olduğunu ve bunun hızla yayıldığını doğrulayan ve potansiyel olarak tehlikeli bir etkiye sahip olduğunu gösteren bir delil de gösterilebilmiş değildir. Söz konusu marş ve slogan, kişilere yönelik derin ve akıl dışı bir nefret aşılamak suretiyle şiddeti teşvik edecek nitelikte de bulunmamıştır.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, kararın ifade özgürlüğü-terör propagandası ayrımı noktasında kapsamlı bir inceleme yapma gayretinin olduğunu, emsal nitelikte ve olumlu anlamda çarpıcı bir karar olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/23/aymden-ifade-ozgurlugu-alaninda-onemli-karar/">AYM&#8217;den İfade Özgürlüğü Alanında Önemli Karar&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anayasa Mahkemesi&#8217;nden Örgütlenme Özgürlüğüne Destek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/08/anayasa-mahkemesinden-orgutlenme-ozgurlugune-destek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2019 11:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, yasal bir derneğin faaliyetlerine katılmanın terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyette delil olarak kullanılmasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal olduğuna karar verdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/08/anayasa-mahkemesinden-orgutlenme-ozgurlugune-destek/">Anayasa Mahkemesi&#8217;nden Örgütlenme Özgürlüğüne Destek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;ndan yapılan açıklamada, mahkemenin 9 Ekim tarihinde Ahmet Urhan&#8217;ın yaptığı başvuruyu  değerlendirdiği ve Anayasa&#8217;nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdiği belirtiliyor.</p>
<p>Resmi Gazete&#8217;de de yayınlanan kararda, &#8220;Olayda başvurucunun örgütlenme özgürlüğü kapsamında kalan eylemlerinin terör örgütü üyeliğinin delili olarak kabul edilmesiyle başvurucunun söz konusu hakkına bir müdahalede bulunulduğu açıktır. Bu müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe örgütlenme özgürlüğünü ihlal edecektir.&#8221; deniliyor.</p>
<p>Açıklamanın tamamı için <a href="https://www.anayasa.gov.tr/tr/haberler/bireysel-basvuru-basin-duyurulari/yasal-bir-dernegin-faaliyetlerine-katilmanin-teror-orgutu-uyeligi-sucundan-mahkumiyette-delil-olarak-kullanilmasi-nedeniyle-orgutlenme-ozgurlugunun-ihlal-edilmesi/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/08/anayasa-mahkemesinden-orgutlenme-ozgurlugune-destek/">Anayasa Mahkemesi&#8217;nden Örgütlenme Özgürlüğüne Destek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hem Geç, Hem Güç: AYM’nin Barış Akademisyenleri Kararı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/01/hem-gec-hem-guc-aymnin-baris-akademisyenleri-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Özbank]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, ülkemizde bir süreden beri fiilen askıya alınmış durumdaki hukukun üstünlüğü ilkesinin yeniden işlerlik kazanması, içinde yaşadığımız kutuplaşma döngüsünün kırılması, ülkenin birbirleriyle göz göze bakamaz hale getirilmiş kesimleri arasında, farklılıklarla bir arada yaşama yönünde ortak bir iradenin yeniden filizlenebilmesi için atılmış, geç ama doğru bir adım olarak görülebilir mi?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/01/hem-gec-hem-guc-aymnin-baris-akademisyenleri-karari/">Hem Geç, Hem Güç: AYM’nin Barış Akademisyenleri Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bugün sohbetimize ‘biz hangi konuda ayrıştığımız için, birbirimizle göz göze bakamaz hale geldik?’ sorusuna yanıt arayarak başlamak niyetindeydim. Ama araya Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri ile ilgili verdiği hak ihlali kararı girdi ve <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/18/kutuplasma-ve-politik-teori/" target="_blank" rel="noopener">Sivil Sayfalar&#8217;a yazdığım</a> ikinci yazımı sıcağı sıcağına bu konuya ayırmamın daha doğru olacağını düşündüm. Aslında bunu yaparak içinde yaşadığımız kutuplaşma döngüsüne odaklanma sözü verdiğim bu yazıların ana doğrultusundan çok da sapmış olacağımı düşünmüyorum. Zira hem bu kararın alınış biçimi, hem ana akım medyanın söz konusu haberi verirken kullandığı saldırgan dil, hem de bazı üniversite yönetimlerinin bu karara gösterdikleri ‘yerli ve milli’ tepki, içinde yaşadığımız kutuplaşma sürecine örnek teşkil eder nitelikteler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önce konuyu bir hatırlayalım: 2016 yılının Ocak ayında, ülkenin Güneydoğusu’nda, Cizre’de, Diyarbakır Sur’da, sokağa çıkma yasaklarının, şehir çatışmalarının sürdüğü, aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu sivil ölümlerinin yaşandığı bir şiddet ortamında, profesör, doçent, yardımcı doçent, doktor, araştırma görevlisi ve doktora öğrencisi ünvanlı, aralarında benim de bulunduğum, sayıları 2000’i aşan bir grup akademisyen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bir bildiri yayınlamıştık. Söz konusu bildiri, içinde bazılarına biraz köşeli gelen ifadeler barındırsa da, esasen ülkede varolan şiddet ortamına son verilmesi çağrısı yapan, devlete hukuk çerçevesindeki görevlerini anımsatan ve devletin adını kullanarak suç işleyenlerin tespit edilerek cezalandırması için yine devleti göreve davet eden, barışçı bir metindi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne var ki devletin en üst makamları devletin, bir hukuk devletinin asli görevini yapmaya, yani hukuk içerisinde hareket etmeye davet edilmesini, devlete hakaret olarak değerlendirdiler.  Şiddetsizlik çağrısı yapan barış bildirimizi, terör propagandası yapmakla suçladılar. Bildiriyi imzalayan akademisyenler, iktidara yakın medya organlarında isimleriyle, resimleriyle hedef gösterildiler. Mafya liderleri imzacı akademisyenleri kanlarını dökmekle tehdit etti. Ve nihayet, iktidar yanlısı köşe yazarları hükmü verdiler, cezayı kestiler: söz konusu ‘hain’ akademisyenler sivil ölüme mahkum edilmeliydi. İşsiz, aşsız, itibarsız bırakılmalıydılar&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuçta yüzlerce akademisyen, önce üniversite yönetimlerinin marifetiyle, daha sonra, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde yayınlanan Kanun Hükmündeki Kararnamelerle (KHK) üniversitelerdeki görevlerinden çıkartıldılar. Bu durumun haksızlığını, hukuksuzluğunu dile getiren bir basın açıklaması yapan dört akademisyen tutuklanarak hapse atıldı. Bir kısmımız yurt dışına çıktık — kaçmak için değil, ekmeğimizi kendi ülkemizde kazanmamızın koşulları kalmadığı için. Yurt dışına çıkan bazılarımız, pasaportlarımız KHK’larla iptal edildiği için memlekete geri dönemedi. Yurt dışındaki üniversitelerden davet edilen bazılarımız da, yine pasaportları KHK’larla iptal edildiği için, ekmeklerini davet edildikleri üniversitelerde kazanma şansından mahrum bırakıldılar. Yaşadığı hukuksuzluğun ağırlığına tahammül edemeyen genç bir meslektaşımız, Mehmet Fatih Traş, kendi canına kıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve hepimiz hakkında ağır ceza mahkemelerinde davalar açıldı. Hepimiz aynı bildiriyi imzalamıştık, ama terör propagandası suçundan bazılarımız 15 ay, bazılarımız 22 ay, bazılarımız  27 ay, bazılarımız 33 ay ceza aldık. 15 ay ceza alan arkadaşımız, siyaset bilimi profesörü Füsun Üstel, hakkında verilen hüküm kesinleştiği için hapse girdi, iki ay yattıktan sonra tahliye edildi. Bir arkadaşımız, matematik doçenti Tuna Altınel, yargılandığı mahkemede savunmasını verdikten sonra, önce yaşadığı ve çalıştığı ülke olan Fransa’ya geri dönmekten alıkonuldu, sonra da tutuklanarak hapse atıldı. Altınel bu yazı yayına girmeden iki gün evvel serbest bırakıldı. Bazılarımızın yargılaması sürüyor. Bazılarımızsa devlete hakaret suçunu düzenleyen TCY 301. maddeden yargılanmak üzere sıramızı bekliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte çok azımız bildiriden imzamızı geri çektik. Aksine sayımız 1128’den 2112’ye yükseldi. Devletin en üst makamlarından, YÖK’ten, üniversite yönetimlerinden, savcılıklardan, mahkemelerden, OHAL koşullarından, bizleri halk düşmanı ilan eden iktidar yanlısı medyadan ve o medyanın karalama kampanyasına inanan toplum kesimlerinden kaynaklanan tüm baskılara, tüm tehditlere rağmen “pardon, o imzayı atmakla yanlış yapmışız” demedik, çoğumuz. Neden? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendi adıma, çok basit bir yanıtı var bu sorunun: Çünkü o bildiriye imza atmamın yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Tam aksine, bir hukuk devletini hukuk içinde kalmaya davet etmemin; sorunları silahla değil, diyalogla çözmeye çalışmanın daha doğru olduğunu söylememin; ülkeyi yakan, geren, etnik kimlikler ekseninde düşmanlık tohumları eken bir şiddet sarmalından çıkmak yönünde irade beyan etmemin anamın ak sütü gibi hakkım olan ifade özgürlüğümün kapsamında olduğunu biliyorum.  Bildirimizin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından devletin en üst makamlarının teşvikiyle bize karşı yürütülen — ve halen de yürütülmekte olan — linç kampanyası da, devleti hukuk içinde kalmaya davet ederek ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğumuzu, bu davetin hala ne kadar geçerli olduğunu kanıtlayan, onlarca, yüzlerce örnekten biri olmaktan öte bir anlam taşımıyor bence. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve tabii, tüm bunları dile getirmemin, bir hakkın kullanımı olmanın ötesinde, bana, bize, akademisyen veya değil, hepimize düşen bir yurttaşlık görevi olduğuna da inanıyorum. Ülkemiz, Anayasasının ikinci maddesinde yazan “insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olmanın gereklerini ancak, savaş yerine barışı, silah yerine diyaloğu, tek seslilik yerine çoğulluğu, gerilim yerine uzlaşmayı yüksek sesle ve cesaretle savunan yurttaşların sayısının artmasıyla yerine getirebilir kanaatindeyim. Zira ancak çoğulcu, eşitlikçi, barışçı, diyaloğu ve akılcı tartışmayı özendiren değerlerden müteşekkil bir demokratik siyaset zemininde buluşabildiğimiz ölçüde, etnik, vicdani ve ideolojik farklılıklarımızla birlikte, barış içinde bir arada yaşayabileceğimizi düşünüyorum. Ve ancak böylesi bir siyaset zeminde buluşabildiğimiz ölçüde, son yıllarda içinde yaşadığımız kutuplaşma ve otoriterleşme döngüsünü kırmak yönünde adımlar atabileceğimizi&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi Anayasa Mahkemesi (AYM) sözü geçen bildiriye imza attığımız için yargılanmamızın bir “hak ihlali” olduğuna karar verdi. Bizim en başından beri bildiğimiz, savunmalarımızda, yazılarımızda dile getirdiğimiz bir hukuki gerçeği teyit etti. Sanki teyit edilmesi gerekli, hakkında karar alınması güç, karmaşık bir hukuk problemi varmış gibi! Sanki “‘insanlar ölmesin’ demenin, devlet adına suç işleyenlenlerin tespit edilerek cezalandırılması için, yine devleti göreve davet etmenin, anayasasında kendini “insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti” olarak tanımlayan bir ülkede ifade özgürlüğü kapsamında görülmesi gerektiğini bilmek için, üç buçuk yıl, yüzlerce yargılama ve nihayet AYM genel kurulunun kararı gerekiyormuş gibi! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki anayasa Mahkemesi&#8217;nin bu kararı, ülkemizde bir süreden beri fiilen askıya alınmış durumdaki hukukun üstünlüğü ilkesinin yeniden işlerlik kazanması, içinde yaşadığımız kutuplaşma döngüsünün kırılması, ülkenin birbirleriyle göz göze bakamaz hale getirilmiş kesimleri arasında, farklılıklarla bir arada yaşama yönünde ortak bir iradenin yeniden filizlenebilmesi için atılmış, geç ama doğru bir adım olarak görülebilir mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar AYM’nin ihlal kararı için yazdığı gerekçe, ifade özgürlüğünün sınırlarını İskandinav demokrasilerini kıskandıracak genişlikte tanımlayan sarih ve güçlü bir hukuk metni niteliği taşısa da, ben bu soruya temkinli bir yanıt vermekten yanayım. Barış akademisyenlerinin yargılanmasının bir hak ihlali olarak görülmesinin hukuki bir zorunluluk olduğu bizzat AYM yargıçları tarafından, üstelik de üniversitelerde ifade özgürlüğü bahsinde okutulabilecek açıklıkta, ikna edici gerekçelerle anlatılmışken, kararın sekize sekiz eşitlikle ve mahkeme başkanı Zühtü Aslan’ın oyunun iki oy sayılması sayesinde kıl payı ihlal yönünde çıkmış olması, aksi yönde oy kullanan 8 üyenin yazdıkları iki paragraftan ibaret karşı oy yazısında ise </span><i><span style="font-weight: 400;">“</span></i><span style="font-weight: 400;">hak ihlali yoktur” yönündeki görüşün “devlete sadakat ilkesine” dayandırılmış olması, içinde yaşadığımız kutuplaşma sarmalına, AYM’nin de kapılmış olduğunu düşündürüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı şekilde iktidar yanlısı medyanın bu kararı en hafif ifadeyle “tartışmalı,” en ağır ifadeyle “skandal” olarak görmesi, bazı üniversite yönetimlerinin AYM kararını ve barış bildirisi imzacılarını kınayan açıklamalar yapmaları, öğretim üyelerini zorlayarak Malazgirt savaşına gönderme yapan ‘1071’ imzalı tepki metinleri yayınlamaları, AYM’nin verdiği ihlal kararının, kutuplaşmayı yumuşatan değil, ona örnek teşkil eden bir nitelik taşıdığı izlenimini veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Velhasıl, bu ülkede hukukun evrensel ilkeleriyle bile sınırlandırılmasına tahammülü olmayan tekçi ve mutlak bir devletçilik anlayışı dışındaki her türlü görüşün savunulmasını varoluşsal bir beka meselesi olarak gören ve sanki diğer görüşleri savunan insanlar da ‘yerli ve milli’ değillermiş gibi, ‘yerli ve milli’ tanımlamasını kendi inhisarında tutmaya çalışan siyasetçiler ve onları  destekleyen toplum kesimleriyle, yıllardır yaşadığımız çatışmalardan, gerginliklerden, hukuksuzluklardan, adaletsizliklerden yorgun düşmüş, ama yine de farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşayabilecekleri yönündeki umutlarını bir şekilde muhafaza etmeye çalışan toplum kesimleri arasındaki ayrışma, sanki bir kez de bu karar üzerinden yaşanacakmış gibi duruyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AYM’nin Barış Akademisyenleri ile ilgili verdiği hak ihlali kararı doğruydu, ama geç geldi. Umalım ki kararın okunması, anlaşılması, benimsenmesi ve gereğinin yerine getirilmesi sancılı ve güç olmasın. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/01/hem-gec-hem-guc-aymnin-baris-akademisyenleri-karari/">Hem Geç, Hem Güç: AYM’nin Barış Akademisyenleri Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
