<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>8 Mart Dünya Kadınlar Günü arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/8-mart-dunya-kadinlar-gunu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/8-mart-dunya-kadinlar-gunu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 13:30:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>8 Mart Dünya Kadınlar Günü arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/8-mart-dunya-kadinlar-gunu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadın+’ların 8 Mart’ı: ‘Farklı Kadınlık Deneyimleri ve Kadın Kimliğimizle Mücadelenin İçindeyiz’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2022 13:30:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Kİmliği]]></category>
		<category><![CDATA[TERF]]></category>
		<category><![CDATA[Trans Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Trasnfeminizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79364</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘8 Mart, tüm kadın ve kadın+’ların kendilerine biçilen kadere karşı verdikleri topyekûn mücadeleyi simgeliyor. Biz, kadın+’lar olarak mücadelenin içindeyiz.’ 8 Mart'ta kadınlar arasında sıfat, ırk, dil ve din farklılığının bir önemi olmadığını söyleyen ‘kadın +’ avukat Evrim Demirtaş, her kadın gibi kadın+ların da farklı kadınlık deneyimleri ve 'kadın' kimlikleri ile Kadınlar Günü’nde yerini aldığını vurguluyor.   </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz/">Kadın+’ların 8 Mart’ı: ‘Farklı Kadınlık Deneyimleri ve Kadın Kimliğimizle Mücadelenin İçindeyiz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>8 Mart Kadınlar Günü&#8217;nde farklı bir kadınlık deneyimine sahip, sivil toplum deneyimi olan bir hukukçu kadını dinledik. Kırmızı Şemsiye Derneği’nin eski koordinatörü olan ve serbest avukat olarak kariyerine devam eden Evrim Demirtaş ile 8 Mart’ta kendini “kadın” hisseden ve “kadın” olarak tanımlayan kadın+’ları ve kadın hareketi içindeki yerlerini, transfeminzmi, TERF&#8217;leri, İstanbul Sözleşmesi&#8217;ni ve dahasını konuştuk.</p>
<p><strong>Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? </strong></p>
<p>Bir kadın olarak tanımlıyorum ama ikili cinsiyet sisteminde yaşadığımız için öncelikle bir kadın olarak tanımlıyorum. İkili cinsiyet sistemini hem değiştirebilmek için hem günlük hayatta bizim de devletten ve insanlardan birtakım beklentilerimiz var. Dolayısıyla bu cinsiyet kimliğim: ben bir “trans kadınım”, uyum sürecindeyim. Uyum sürecim bittikten sonra ise “kadınım”.  Bu şekilde tanımlıyorum aslında. Türk Medeni Kanunu’nun madde 40 çerçevesinde bakarsak, “trans uyum süreci içerisinde bir kadınım”.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de kadınların neler yaşadığını bilen bir insan, her şeye rağmen “ben kadınım” diyorsa, bunun tartışılacak bir tarafı yok.</p></blockquote>
<p><strong>Kendinizi “kadın” olarak tanımladıktan sonra, başkası size “kadın değilsiniz” diyebilir mi? </strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-79367 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz-1-640x730.jpeg" alt="" width="267" height="305" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz-1-640x730.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz-1.jpeg 989w" sizes="(max-width: 267px) 100vw, 267px" />Kesinlikle diyemez, ben bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Biz ergenlik çağındaki insanlar değiliz, aklımız başımızda ve ne istediğimizi biliyoruz. Bir de şöyle düşünmek lazım: Türkiye’de ne yazık ki kadınların neler yaşadığını bilen bir insan, her şeye rağmen “ben kadınım” diyorsa “kadın hissediyorum” diyorsa, bugün bunun çok da tartışılacak bir tarafı yok bence. Çünkü kadın olmak Türkiye&#8217;de başlı başına birçok problemin devamında getiriyor.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet açısından kadın olmanın bir sürü dezavantajı var. Tüm bunlara rağmen bir insan açık kimliğiyle “ben kadınım” diyorsa, bunun üzerine söylem üretmeye ne gerek var? Süslü terimlere bence gerek yok.</p>
<blockquote><p><strong> </strong>Feminizm içinde translar hem var hem yok<em>.</em></p></blockquote>
<p><strong> </strong><strong>Feminist misiniz Evrim? </strong></p>
<p>Transfeministim. Aslında ben hep kendimi feminist olarak tanımladım ama şunu fark ettim, feminizm içinde translar hem var hem yok; yani translar hem var ama aynı zamanda dışlanıyorlar. Translar biyolojik cinsiyetlerinden kaynaklı olarak birçok problemlerle karşılaşıyorlar. En basiti tuvalet. Cinsiyetlere yüklenmiş olan birtakım ölçüler var bizim inanmadığımız. Dolayısıyla ben transfeminizmin çok kapsayıcı olduğunu düşünüyorum. Kadınları, trans kadınları, çok daha fazla kapsadığına inanıyorum ve feminizmi dönüştüreceğine inanıyorum.</p>
<p>Çünkü biz şunu diyoruz: biz iki cinsiyete de karşıyız. İkili cinsiyete karşıyken, zaten “kadınların kadın olmasından kaynaklı yaşadığı problemleri de durdurun” diyoruz. Feministler toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin onlara dayatmış olduğu problemler üzerinden teori kuruyorlar. Evet bunlara ben de katılıyorum ama 2022 yılındayız, hala kimin çayı demlediğini, kimin ev işi yaptığının ne önemi var? O da bir emek biçimi aslında. Tweetlerde ya da çok önemli kurumların paylaşımlarına bakıyorum, diyor ki ev işi bölünmeli. E biz bunu aştık zaten. Artık şu noktadayız; bu bölünsün diye ne yapabileceğiz? O kadın o ev işini yapmak istemiyorsa, zorla yapıyorsa, o olmasın diye biz neler üretebileceğiz?</p>
<blockquote><p>Transfeminizmin diğer kadınları da özgürleştireceğine inanıyorum.</p></blockquote>
<p>Bana da kurtuluş transfeminizm gibi geliyor açıkçası. Çok muhafazakâr translar da liberal, Marksist, Müslüman translar da var. Trans kadınlar, kadınlıklarını anneden ya da aileden öğrenmiyor. Kendi kadınlık deneyimlerini kendileri ortaya döküyorlar. Kendileri üretiyorlar. Ben transfeminizmin, diğer kadınları da özgürleştireceğine inanıyorum. Özgürlükten kastım, &#8220;ne istiyorsa, neyi diliyorsa yapsın&#8221; değil. Ev işini yapmak istiyorsa, o onun özgürlüğü, dilerse yapsın.</p>
<h5><strong>&#8216;8 Mart, Tüm Kadın ve Kadın+’Ların Onlara Biçilen Kadere Karşı Verdikleri Topyekun Bir Mücadele&#8217;</strong></h5>
<p><strong>8 Mart sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>8 Mart, tüm kadın ve kadın+’ların onlara biçilen kadere karşı verilen topyekun bir mücadele. Bir mücadeleyi simgeliyor benim için. Burada tabii ki erkeklere şu an için yer yok. Belki yüz yıl sonra tamam deriz ama yüz yıl sonra, zaten biz kadınlar bunu halletmiş olmalıyız bence. Benim için topyekûn bir mücadele. Çünkü kadın dediğimiz olgu da aslında toplumda ezilen gruplardan bir tanesi.</p>
<p>Mesele sadece biyolojik olarak yaşadıkları şeyler değil. Daha bir sürü şey var, erken yaşta evlilikler, pedlerin bu kadar pahalı olması, zorunlu seks işçiliği, insanın ticareti var. Erkekler savaş çıkarıyor, mağdur grupların başında yine kadınlar var.</p>
<p>Kadınlar dezavantajlı bir grupsa, tüm dezavantajlı kadın gruplarla bununla topyekün mücadele etmek gerekiyor. Çünkü 8 Mart&#8217;ta ırkımız yok, dilimiz yok, dinimiz yok. 8 Mart&#8217;ta nereden geldiğimiz, nerede olduğumuz, ne iş yaptığımız, zengin olduğumuz, olmadığımız? Bunların hiçbir önemi yok. Biz 8 Mart&#8217;ta kadın+’lar olarak oradayız. Yani sıfatların bir önemi yok. Orada önemli olan şey kadın olmamız.</p>
<blockquote><p>Seks işleri çok kırılgan bir grup, insanların tahmin edemeyeceği kadar kırılgan. Medyada hem onlara hem translara küfürler ediliyor. Zannediyoruz ki çok cesur kadınlar. Translar da öyle sanılıyor ama öyle değil.</p></blockquote>
<p>8 Mart aslında kapsayıcı ancak muhafazakarlaşan bir büyük bir kadın kitlesi de var. Bu nedenle, seks işçileri kendilerini onların yanında hissetmiyor ve o kitle “beyazlar”.  Aynı şey LGBTİ+ hareketi içinde de var, orada da “bembeyazlar” var. Mesela seks işçilerinin ne yaşadığını ne hissettiğini bilmiyor. Kayıtsız seks işçisinin yaşadığı eril şiddeti, fiziksel şiddetin hiçbirini bilmiyor. Mesela biz bunu konuştuğumuz anda diyor ki “zaten seks işçiliği bir insana ticareti” ama yüzyıllardır seks işçiliği var olan bir şey. Yine seks işçileri olacak. Onlar da kadın ve toplumun bir parçası: kadın+ onlar. Böyle herkesi kapsayıcı bir çağrı yapıp, o yaptığın çağrıya, “seks işçilerini dahil etmezsen, “cinsel sömürüdür” dediğin an zaten onu o alandan uzaklaştırırsın. Oysa seks işleri çok kırılgan bir grup, insanların tahmin edemeyeceği kadar kırılgan. Medyada hem onlara hem translara küfürler ediliyor. Zannediyoruz ki, çok cesur kadınlar. Translar da öyle sanılıyor ama öyle değil. Onlar, en basit temel ihtiyacını karşılarken bile anksiyete yaşayan bir grup.<br />
<strong><img decoding="async" class="wp-image-79369 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz-3-1.jpg" alt="" width="330" height="199" /></strong></p>
<p><strong>8 Mart trans kadınlar için ne ifade ediyor? </strong></p>
<p>Trans kadınlar da kadın+’lar arasında. Kendini “kadın” olarak tanımlıyorsa 8 Mart&#8217;ın o da bir öznesi çünkü uyum süreci içerisinde, hormonlar kullanıyor istiyorsa ve ekonomik gücü varsa uyum sürecini tamamlayacak. Uyum süreci tamamladıktan sonra ameliyat olacak. Dolayısıyla bir kadınlık deneyimi yaşıyor ve alanı güçlendiriyor. Aslında alışılmışın dışında çünkü anneler ya kız çocuklarına “şunu şöyle yap, bunu böyle yap” der; transların kadınlık deneyimi süreçleri bunu bile özgürleştiriyor kadın hareketinde kadın hareketinde. Çünkü bir perspektif sunuyor.</p>
<p><strong>&#8216;TERF&#8217; dediğimiz kişiler kim? Nasıl tanımlıyorsunuz? </strong></p>
<p>Ben hiçbirini tanımıyorum. Hiç vaktimi harcamam onlarla. Benim için terf’ler, nefret söylemi üreten ve hedef gösteren bir grup. Onlarla ilgili daha fazla konuşup, feminizmin kapsayıcılığını bence etkilememeliyiz. Alan açmamalıyız onlara.</p>
<p>Translara karşı insanların ön yargılı olduğunu biz biliyoruz ama “terf” dediğimiz kitle o kadar tehlikeli bir kitle ki; Twitter&#8217;da bazen paylaşımlarını görüyorum. Diyorum ki kendi kendime “bunlar ya trans kadınları tanımıyor ya da bir nefret körüklemeye çalışıyorlar.”</p>
<p>Translar için uyum süreci gerçekten zor. Hem sosyolojik olarak hem psikolojik olarak hem de ekonomik gerçekten zor bir süreç. Binlerce lira harcanan bir süreç. Dolayısıyla terf’ler, nefret söylemi yayarken, feminizme zarar verme amaçları var mı bilmiyorum ama gün sonunda feminizme zarar veriyorlar. Çünkü, doğrudan transları hedef gösteriyorlar ama kadın hareketine zarar verdiklerini düşünüyorum.</p>
<h5><strong>Feminist Hareketin Hem İçinde Hem Dışında Olmak!</strong></h5>
<p><strong>Kadın+’lar, feminist hareket ve kadın örgütleri içinde ne kadar yer bulabiliyor? </strong><strong>Dayanışma ne seviyede? Geçmişe göre bir değişim var mı? </strong></p>
<p>Tabii ki olumlu anlamda değişim var. En azından masaya oturtup kadın hareketiyle ilgili karar veren gruplarda yer alabiliyoruz ama şu çok sıkıntılı bir şey; bizi ya pamuklara sarıyorlar ya da ortaya atıyorlar ama biz bütün olmak istiyoruz. Dayanışmanın aslında tam içinde olmak nedir biliyor musun? Bütünleşmektir onunla. Aynı şekilde topyekun hareket etmektir.</p>
<p>Aslında onların da aşması gereken ön yargıları var. Çünkü onlar için “trans” olmak, destek olunması gereken, yardım edilmesi gereken bir grup. Tamam evet öyle. Gerçekten öyle ama böyle yaklaşınca, o tırtıl kozayı açamıyor ve uçamıyor ve hayatı boyunca o desteğe muhtaç bir şekilde yaşıyor.</p>
<p>Bir avukat olarak bir dernekte çalıştım, profesyonel de çalıştım, yöneticilik de yaptım orada. Feminist hareketin de tam içerisindeydim, kadın hareketinin, derneklerin, sivil toplumun. Tabii hem içerisindeyim hem dışındaydım. Bir grup var gerçekten çok destekliyor. Pamuklara sarıyor, bırakmıyor seni. Başka bir grup var, o da seni içine almıyor. Bunun ortası yok.</p>
<blockquote><p>Benim çok farklı gruplardan kadın arkadaşlarım var. Ben gerçekten hiç kadınlığımın tartışıldığını hatırlamıyorum onlarla. Bir kere bile benim “kadın” olmam tartışılmadı.</p></blockquote>
<p>Mesela, “ben de çalışabilirim seninle ya da ben de senin gibi düşünebiliyorum. Bu konuda mağdur değilim bak destek olabilirim” diyorsun. Seni bir şekilde özneleştiriyor orada, mağdurlaştırıyor aslında. Bu hem güzel bir şey, hem kötü bir şey. Abartmamak gerekiyor. Yani sürekli biri bana para verirse, ben nasıl öğreneceğim işimi? Ben nasıl avukatlık yapacağım? Ben gideceğim o karakola. Ben staj yaparken, bir ay çalıştığım kurum beni çok koruma refleksiyle kolladı. Ben dedim ki “bak bunu böyle yapma. Bu şekilde işi asla öğrenemeyeceğim. Söz sahibi olamayacağım.” Bir de transların sadece trans olmakla ilgili söylem üretebilme kabiliyeti var gibi geliyor ya da ben öyle hissediyor olabilirim ama benim gözlemlerim hep bu yönde oldu.</p>
<blockquote><p>Aslında trans kadınlar tahmin ettiklerinden çok daha güçlü. Dolayısıyla aslında onlara çok fazla şey öğretecekler. Öğretebilirler, dönüştürebilirler çünkü biz her şeyi kendimiz öğreniyoruz .</p></blockquote>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-79372 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz-5.jpg" alt="" width="355" height="200" />Kadın +’lar homojen bir kitle mi? Mülteci kadın+lar gibi gruplar göz ardı ediliyor mu? </strong><strong>Hak ihlalleri ve toplumsal farkındalık açısından farklı gruplar ne durumda? </strong></p>
<p>Kadın+lar içinde gri ve siyah kısımlarını da görebilmek gerekiyor. En basiti ana diline ulaşamayan kadın+lar var. Mülteciler ya da Türkçe bilmeyen diğer kadın+lar. Buradan da bir ayrımcılık yaşanıyor. Mülteci kadınlar gerçekten insan ticareti mağduru olabiliyorlar. Onlara hitap edip onların da ihtiyaçlarını görebilecek bir feminist bir çalışma yok ya da yetersiz.</p>
<p>Seks işçisi ile insan ticareti mağdurlarının ayırt edilmesi gerekiyor. Beyanları esas almak lazım. İnsan ticaretinde mağduru tespit etmek çok zor ama ona göre zaten terapi odaları kuracaksın. Onu yaşadığı alana uzaklaştıracaksın. Belki üç ay, dört ay, beş ay sonra zaten sana o insan ticaret mağduru olduğunu anlatacak ya da sen anlayacaksın.</p>
<p>Trans uyum süreci başlı başına problemli. Mesela biz “kadınların kullandığı pedlerin ücreti şu kadar oluyor bir ömür boyunca” diyoruz ama trans bir kadının da uyum süreci çok daha fazla maliyetli.</p>
<p>“Kadın+sın” dediğimiz zaman o grupta olan transların da çok temel ihtiyaçları var. Her kesimi kapsayarak düşünmek lazım. Evet, farklı farklı kadınlarız, farklı farklı özelliklerimiz var. Buna uygun olarak o deneyimi yaşayan insanları dinleyeceksin, o insanlardan beyan alacaksın. Temel ihtiyaçlarını liste edeceksin. Ona göre çözümler üreteceksin ve politika geliştireceksin. Aslında çok da zor bir şey değil.</p>
<p>Biz, Afgan kadınlarının, Suriyeli kadınların sorunları nelerdir? Biliyor muyuz?  Ben biliyorum; zorunlu seks işçiliği yapıyorlar. Birçok Afgan kadın özellikle bunu yapıyor ama biz de o kadınlar da bunu söyleyemiyor ya da dillendirmiyor. Çünkü Yabancılar Uluslararası Koruma Kanunu’na göre, seks işçiliği yaptığı tespit edilirse sınır dışı edilecek. Bunlar için de çözüm üretmek ve dayanışmayı güçlendirmek gerekiyor.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79370 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz-4.jpg" alt="" width="328" height="219" />Pandemi süreci, kadın+’ları nasıl etkiledi?  Hem sahadan bir avukat hem bir sivil toplum çalışanı ve bir gönüllü olarak baktığında, kadın+lar nasıl etkilendi? Son 2 senede ne oldu? </strong></p>
<p>Ekonomik şiddet arttı. Kadın+lar Ekonomik olarak şiddete maruz kaldılar ve ekonomik açıdan çok zor günler geçirdiler. Ev içi şiddet arttı. Çünkü çıkamadı, sığınamadı, anlatamadı ya da çaresiz kaldı. Trans kadın öğrenciler ailenin yanına dönmek zorunda kaldı. Daha önce ekonomik açıdan herkesi çok olumsuz etkileyen bir süreç geçirdik. Sağlık hakkına ulaşamadık, erişemedik.</p>
<p>Mesela seks işleri para kazanamadı pandemide, bulaş riski yüzünden. Sosyal devletin sunmuş olduğu bir takım desteklere erişemediler. Bu konuda da ayrımcılık yaşandığını biliyoruz, duyuyoruz. Aileler destek aldı ama yalnız yaşayan bekar bir kadın ya da bekar bir kadın + destek alamadı. Trans kadınların uyum süreçleri durdu çünkü hastaneler ve pandemi koşullarında bu tedavilere devam edilemedi.</p>
<h5><strong>&#8216;İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden Çıkılınca ‘Artık Bizim Haklarımız Yok Mu?’ Dedik!&#8217;</strong></h5>
<p><strong>Hukukçu bakış açısıyla, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çıkmak kadın haklarını nasıl etkiledi? Sahadaki gözlemleriniz ne yönde? </strong></p>
<p>İstanbul Sözleşmesi zaten uygulanmıyordu. Biz yazdığımız dilekçelerde, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden maddeleri referans veriyorduk ama bir tane olayda bile, ben bu henüz yeni başlayan avukatlık deneyimimde, uygulandığını görmedim ama gören de meslektaşımı duymadım. İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çıkılması bize şunu gösterdi; Türkiye&#8217;de haklarımız pamuk ipliğine bağlı. Demek ki bir gecede bu ülkede her şey olabilir. İstanbul Sözleşmesi uygulanıyor olmuş olsaydı, birçok kadın sığınma evi, kadınlara maddi destek, yaşanılan o nefret suçları, nefret, cinayetlerine karşı böyle etkili soruşturma olurdu. Evet zaten uygulanamıyordu ama bir anda çıkılıyor olması ben de açıkçası şunu uyandırdı; Türkiye bir anda AİHM’nin bağlayıcılığından ve Birleşmiş Milletler&#8217;den çıkabilir gibi geldi.</p>
<p>Sahadaki pratikler açısından, Sözleşme’den çıkınca tabii ki daha kötü oldu. İnsanlarda bir korku oluştu çünkü nefret söylemleri çok fazla artmıştı, ayrıca “LGBTİ+ olmak kadına, aileye zarar veriyor” sözleri yoğunlaştı. Bunlar bize şunu düşündürdü; artık bizim haklarımız yok mu? Bir anda insanlarda güvensizlik oluşturdu. İstanbul Sözleşmesi’ne her yerde atıf yaptığınız, uygulansın diye yıllarca mücadele verdiniz ve bir gecede geri çıkılıyor. Dolayısıyla güvensizlik oluştu.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de de muhafazakâr bir dalga var mı? Geçmiş yıllara kıyaslayınca, kadın hakları açısından biz ne durumdayız? </strong></p>
<p>Ben kendimi bildim bileli Türkiye hep böyleydi. Ben başka bir durum görmedim. Yine de çok olumsuz, karamsar olmamak lazım. Evet kötüye giden çok sert sert bir muhafazakâr dalga var ama onlar ne dediğini dahi bilmiyor bence. Farkında değiller. Yani kendi belalarının altını imzalıyorlar, haberleri yok. Farkında değiller.</p>
<p>Hukuktan yana, insan haklarından yana olmakla kime zarar gelebilir ki? Demokrasi kime zarar verebilir? Tabii çoğunlukçu demokrasiden bahsediyorum. Bunlar kimseye zarar vermez. Kimse kimseye zarar vermediği sürece, her isteyen istediğini yapabilir.</p>
<p>Evet bir muhafazakarlaşma var; çok keskin bir grup var ama tam tersi artık hangi azınlıkta ya da hangi grupta olduğunu fark etmeksizin dayanışan da güçlü bir grup var. Keşke bunların hiçbiri olmasa. Kişilere, isimlere, siyasi partilere, yalan takılmaya hiç gerek yok. İdeoloji kovalamaya bence hiç gerek yok. Önemli olan şey bir insanın mutlu olması zaten. Mutlu olabildiği gibi konuşabilmesi. “Neden ben seni rahatsız ediyorum? Benim varlığım seni niye rahatsız ediyor? Bana bunu anlat” diye sorduğumda cevap verebiliyor olması gerekir. Diyecek ki mesela “çocukları kötü etkiliyorsun”. Kaç tane çocuk Bülent Ersoy izledi, gördü, kaç tanesi trans olmuştur? Demokrasiden yana, insan haklarından yana tarafım; hala konuşmaya ve iletişime daha yatkın olduğunu görüyorum.</p>
<h5><strong>&#8216;Hepimizin Farklı Kadınlık Deneyimleri Var, 8 Mart’ta Her Kadın Deneyimine Yer Var</strong><strong>!&#8217;</strong></h5>
<p><strong>Ümitli misiniz? </strong></p>
<p>Ben gerçekten ümitliyim. Bizim Anadolu&#8217;da bizim çok güzel hikayelerimiz var. Yani Kürtlerin, Çerkeslerin LGBT+ların o kadar güzel kulaklıktan kulağa yayılan hikayeleri var ki. Farklı sözleri var ya ama hepsi aynı şeyi söylüyor. Sadece iletişim kuramıyorlar, birbirleriyle konuşamıyorlar.</p>
<p><strong>8 Mart Kadınlar Günü mesajınız var mı?</strong></p>
<p>Ben daha lise yıllarımdan beri çalışıyorum. Kadın+lara, translara karşı nefret ve ayrımcılıktan ben etkilenmiyorum. Hiç önemsemem ama üzülen ve kırılan çok arkadaşımız var. Kadınlar zaten çok dezavantajlı. Birçok şeyin mağduru, daha fazla kadın hareketini bölmeye gerek yok. Hepimizin farklı kadınlık deneyimleri var. 8 Mart’ta her kadın deneyimine yer var. Herkese yer var. Hep birlikte dönüştüreceğiz. Bizim, kadın+lar olarak, istediğimiz şey aslında yaşam hakkımız. Bu kadar.</p>
<p>Erkekler, 8 Mart&#8217;ta alanlara gelmeyi şu an düşünmesinler. Belki on yıl sonra, yirmi yıl sonra, elli yıl sonra. Onlar bu alanı dönüştüreceklerse eğer, önce “erkeklik” çalışsın toplumsal cinsiyet eşitsizliği açısından. Kendi alanlarına dönüştürsünler. Onlar bu alana geldiklerinde aslında kadın hareketine bir destekte bulunmuyorlar. Online bu harekete destekte bulunmak ve dönüştürmek için “eleştirel erkeklik” dediğimiz alanda okuma yapsınlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/kadinlarin-8-marti-farkli-kadinlik-deneyimleri-ve-kadin-kimligimizle-mucadelenin-icindeyiz/">Kadın+’ların 8 Mart’ı: ‘Farklı Kadınlık Deneyimleri ve Kadın Kimliğimizle Mücadelenin İçindeyiz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Barış Süreçleri İçin Yeni Feminist Modeller Geliştirmemiz Gerekiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/07/baris-surecleri-icin-yeni-feminist-modeller-gelistirmemiz-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2021 07:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Emma Leslie]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Miriam Coronel-Ferrer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde, kadınların çatışma çözümü süreçlerine katılımını kutlama amacıyla düzenlediği online etkinlikte konuşan, çok sayıda barış sürecinde arabuluculuk yapan Dr. Emma Leslie: “Müzakereler ve barış süreçleri için yeni feminist modeller geliştirmemiz gerekiyor. Bu modellerin hiyerarşik olmaması ve olabildiğince katılımcı olması şart” diye konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/07/baris-surecleri-icin-yeni-feminist-modeller-gelistirmemiz-gerekiyor/">“Barış Süreçleri İçin Yeni Feminist Modeller Geliştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik Gelişim Enstitüsü, onuncu kuruluş yılını 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlediği “Zorlukların Üstesinden Gelmek ve Barışı Yeniden Gündeme Getirmek Karşılaştırmalı Çalışma” etkinliğiyle kutladı. Filipinler Hükümeti Başmüzakerecesi Prof. Miriam Coronel-Ferrer ile çok sayıda barış sürecinde arabuluculuk yapan Dr. Emma Leslie’nin konuşmacı olarak katıldığı etkinliğin açılışını yapan DPI Uzmanlar Kurulu Üyesi Prof. Sevtap Yokuş, onuncu yılını kutlayan kurumun barış süreçleriyle ilgili yaptıkları çalışmaların önemine vurgu yaptı.</p>
<p>Etkinliğin ilk konuşmacısı olan Filipinler Hükümeti Başmüzakerecesi Prof. Miriam Coronel-Ferrer, barış süreci sırasında karşılaştıkları zorlukları ve bunları nasıl çözümler getirildiğiyle ilgili bir sunum yaptı. Kadınların müzakerelerde yer almasının kendi başına yeterli olmadığını dile getiren Ferrer, “Nihai barış anlaşmasında da kadınların sorunlarını, toplumsal cinsiyet konularını ele alan hükümler bulunmalı.&#8221; dedi. Dünyanın her yerinde kadınların barış masalarında yer almalarını sağlamanın kolay olmadığını kadınların bunun için uzun mücadeleler yaptığını hatırlatan Ferrer, kadın liderliklerinin normalleştirilmesi, hükümet içinde kadınların temsil edilmesi gerektiğini söyledi. Ferrer, müzakerelerin anlaşmayla sonuçlanması ve barışın kalıcı olması için sivil toplum kuruluşlarının resmi mekanizmalar içinde yer almasının ve kadınların izleme görevi yapmasının önemine de vurgu yaptı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-66630" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/baris-yeni-feminist-model-min-640x507.jpg" alt="" width="360" height="285" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/baris-yeni-feminist-model-min-640x507.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/baris-yeni-feminist-model-min-1024x812.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/baris-yeni-feminist-model-min.jpg 1167w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Etkinliği ikinci konuşmacısı Dr. Emma Leslie de Filipinler başta olmak üzere yer aldığı uluslararası çatışma çözümü müzakarelerdeki deneyim ve gözlemlerine dair bir konuşma yaptı. Kadınların katıldığı müzakerelerin başarı yüzdesin arttığıyla ilgili bilgileri hatırlatarak, farklı görüşteki kadınların bir araya gelmesinin, sahada çalışanlarla masada yer alan gruplar arasında bağlantı olmasının önemli olduğunu söyledi. Müzakere ve barış süreçleri için yeni feminist modeller geliştirilmesi gerektiğini belirten Leslie, “Bu modellerin hiyerarşik olmaması ve olabildiğince katılımcı olması gerekiyor.&#8221; Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/07/baris-surecleri-icin-yeni-feminist-modeller-gelistirmemiz-gerekiyor/">“Barış Süreçleri İçin Yeni Feminist Modeller Geliştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YKKD, Yönetim Kurullarında Kadın Sayısını Artırmak İçin Fikir Fırtınası Yaptı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/12/ykkd-yonetim-kurullarinda-kadin-sayisini-artirmak-icin-fikir-firtinasi-yapti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Feb 2019 14:11:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[YKKD]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulunda Kadın Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35202</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yönetim Kurulunda Kadın Derneği  8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi iş dünyasına eşitlik çağrısı yaparken, YKKD Yönetim Kurulu üyeleri; “Yönetim kurullarında neden kadın olmadığını sorduğumuzda, ‘yönetim kuruluna hazır kadın üye çok aradık, ancak bulamadık’ yanıtını alıyoruz. Biz varız, 137 kişi olduk ve buradayız" dediler. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/12/ykkd-yonetim-kurullarinda-kadin-sayisini-artirmak-icin-fikir-firtinasi-yapti/">YKKD, Yönetim Kurullarında Kadın Sayısını Artırmak İçin Fikir Fırtınası Yaptı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların şirket, dernek ve sivil toplum kuruluşlarındaki temsil oranının artırılması ve yönetim kurullarında daha fazla kadının yer alması amacıyla çalışan Yönetim Kurulu’nda Kadın Derneği (YKKD) üyeleri, “3. Dönem Sertifika ve Mentorluk Programı” kapsamında iş dünyası temsilcileri ile bir araya geldi. İş dünyası temsilcileri ile kadın adaylar, kadınların yönetim kurullarında daha fazla yer alması için görüş alışverişinde bulundu.</p>
<p>YKKD 3. Dönem mentorları arasında yer alan Aclan Acar, Ali Ülker, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Bülend Özaydınlı, Canan Ercan Çelik, Cansen Başaran Symes, Erdal Aksoy, Evguenia Stoichkova, Feyhan Yaşar, Füsun Akkal Bozok, İzzet Garih, Lale Saral Davelioğlu, Mahmut Ünlü, Mehmet Ali Berkman, Mehmet Sönmez, Muzaffer Akpınar, Ömer Aras, Reha Yolalan, Selen Kocabaş, Sevdil Yıldırım, Tayfun Bayazıt, Dr. Yılmaz Argüden, YKKD Yönetim Kurulu Üyeleri Arzu Aslan Kesimer, Murat Yeşildere, Banu İşçi Sezen, Ebru Dorman, Burçak Güven, Özlem Cinemre, Elif Çelik, Yiğit Oğuz Duman, Özge Bulut Maraşlı, Nesrin Tuncer, Feza Tan, Ela Kulunyar, Demet Özdemir, Selen Okay Akçalı ile bir araya gelerek, iş dünyasındaki kadın-erkek eşitliği için yapılması gerekenleri konuştu.</p>
<p><strong>Arzu Aslan Kesimer: 137 Kadın Şu Anda Yönetim Kurullarında Üye Olmaya Hazır</strong></p>
<p>YKKD Başkan Yardımcısı Arzu Aslan Kesimer, yaptığı açılış konuşmasında kendisinin de YKKD’nin 1. Dönem mentisi olduğunu belirterek “Sizlerin de desteği ile YKKD’de üç dönemde 137 kadın aday hazırladık. 137 kadın şu anda yönetim kurullarında üye olmaya hazır ve aday. İstanbul Borsası’nda halka açık 403 şirket var. Bunların 159’unda hiç kadın yönetim kurulu üyesi yok. Yani 159 şirketin yönetim kurulunda erkekler toplanıyor, kararlar alıyor, şirketleri yönetiyor. Ama toplumun yüzde 50’sini oluşturan ve tüketim kararlarının %70’ini veren kadınlar orada yok” dedi.</p>
<p><strong>Murat Yeşildere: Türkiye’de Yönetim Kurulunda Kadın Konusu Bir Talep Konusudur</strong></p>
<p>YKKD Mentor Komitesi Eş Başkanı Murat Yeşildere ise, yaptığı konuşmada “Kadın liderlerin donanımları erkeklerle boy ölçüşmeye hazır. Kadınlar, erkek yönetim kurulu üyeleriyle hiçbir yetkinlikte geride kalan bir noktada değiller. Dolayısıyla Türkiye’de yönetim kurulunda kadın konusunun bir arz değil, talep konusu olduğunu söyleyebilirim. Kadınlar görev almaya hazır ve bu konuda güçlü bir istekleri var” dedi.</p>
<p><strong>Allianz Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Basaran Symes: </strong>Ben tek bir şey söylemek isterim. Konuştuklarımızı yapalım yeter. Çünkü bu masalarda hiç yeni bir şey duymuyoruz, herkes konuştuğunu yaparsa bu problemi çözeriz.</p>
<p><strong>Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker:</strong> Özellikle yönetim kademelerinde kadın sayısının artışı son yıllarda yönetimdeki çeşitliliği, bakış perspektifinin zenginleşmesine fayda sağladı. Ama şirketlerin en üst düzey organı olan yönetim kurulunda da kadının temsil edilmesi, homojen toplumdaki kadının birleştirici, uzlaştırıcı özelliklerinin ve aynı zamanda farklı bir bakış açısının temsili bizim için çok önemli.</p>
<p><strong>ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden:</strong> Yönetim kurullarının en önemli görevi, konuları çok faklı bakış açılarından değerlendirmek. Bu nedenle çeşitlilik, aslında yönetim kurullarına zenginlik katıyor. Kadınların yönetim kurullarında bulunması ise bu çeşitliliği sağlamanın önemli unsuru. Ülkemizde bugün yönetim kurulunda kadın oranı yüzde 15 dolaylarında, YKKD faaliyete başladığında dernek başladığında yüzde 11 civarındaydı. Dolayısıyla ilerleme hızı oldukça yavaş. Aşağı yukarı aynı seviyede başladığımız İngiltere’de aynı süreçte bu oran yüzde 30’a kadar çıktı. Dolayısıyla hızlanma ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Doğan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Danışmanı Özge Bulut Maraşlı:</strong> Dünyada ve ülkemizde kadının toplumsal yerinin her gün geliştirilmesi için yüzlerce çalışma yapılıyor. Bu çalışma farklı seviyelerde eğitim üzerine, istihdam üzerine. Ancak bizim yönetim kurulunda kadın derneğiyle yapmış olduğumuz çalışma, kadınların karar merceğinde yer alması üzerine odaklandı. Umut ediyoruz ki önümüzdeki dönem içerisinde Türkiye’de kayda değer gelişmeleri de paylaşabiliyor olalım. Tüm dünya nüfusunun yüzde 50’si kadın. Kadınlar hayat konusundaki, ailelerin içerisine pek çok tercihe yön veriyor. Dolayısıyla her alanda onları güçlü kılmak için, geleceğe onları hazırlamak için, karar mekanizmalarında da kadınların yer alması gerektiğine inanıyoruz.</p>
<p><strong>Bayazıt Yönetim Danışmanlık Kurucusu Tayfun Bayazıt: </strong>Daha fazla kadının nasıl istihdamda olumlu katkılarını görüyorsak, yönetim kurulları karar kalitelerini arttırma açısından da daha fazla kadının yönetim kurulunda bulunması büyük önem taşıyor. Yönetim kademesinde başarılı olan, kendini ispat etmiş olan kadınların yönetim kurullarında daha fazla rol almaları, yönetim kurullarının bu açıdan da kendilerine yer açması açısından YKKD’nin çok ciddi katkıları olduğunu görüyorum.</p>
<p><strong>MV Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Muzaffer Akpınar:</strong> 35 yıllık iş hayatımda kadınlarla çalıştım. Kadınlarla beraber çalıştığım her iş ortamında, çok büyük başarılara beraberce imza attık. Çok büyük kıymet verdiler. Çok büyük öngörüler, iç görüler, çok büyük düşünceler ve aksiyonlar ortaya koydular. Her zaman beraberce gururla çalıştık, keyifle çalıştık. Hiçbir zaman kimliklerini bilmedim aslında öyle bir farkındalığımda olmadı. Bu farkındalığın olmadığı bir dünyayı hayal ediyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/12/ykkd-yonetim-kurullarinda-kadin-sayisini-artirmak-icin-fikir-firtinasi-yapti/">YKKD, Yönetim Kurullarında Kadın Sayısını Artırmak İçin Fikir Fırtınası Yaptı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“ODTÜ’de de mi taciz var?”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/27/odtude-de-mi-taciz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülşah Aksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2017 14:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Ezidi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Koç Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[ODTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ODTÜ Kadın Dayanışması]]></category>
		<category><![CDATA[ODTÜ’de Tacize Son]]></category>
		<category><![CDATA[Özgecan Aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök]]></category>
		<category><![CDATA[Şengal]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[Taciz Önleme Birimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13946</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Neydi gerçek ODTÜ? Örneğin ataerki pas geçebilmiş miydi burayı? Cevabı bizden duyun istedik- Hayır. Ve evet- ODTÜ’de de taciz var.&#8221; ODTÜ Kadın Dayanışması nedir, kimlerden oluşur, neler yapmıştır, neyi hedeflemektedir? Bu soruların cevabı bu kısacık sorudan çıkar aslında.  Sonuçta dünya sıralamalarına çokça kere üst sıralardan girmiş, Türkiye’de sayılı olarak addedilen üniversitelerden biriydi ODTÜ. Altmış senelik [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/27/odtude-de-mi-taciz-var/">“ODTÜ’de de mi taciz var?”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Neydi gerçek ODTÜ? Örneğin ataerki pas geçebilmiş miydi burayı? Cevabı bizden duyun istedik- Hayır. Ve evet- ODTÜ’de de taciz var.&#8221;</strong></p>
<p>ODTÜ Kadın Dayanışması nedir, kimlerden oluşur, neler yapmıştır, neyi hedeflemektedir? Bu soruların cevabı bu kısacık sorudan çıkar aslında.  Sonuçta dünya sıralamalarına çokça kere üst sıralardan girmiş, Türkiye’de sayılı olarak addedilen üniversitelerden biriydi ODTÜ. Altmış senelik tarihiyle köklü bir okuldu, öyle ki ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Hürriyet Ankara’ya verdiği bir röportajda şöyle bahsediyordu okulumuzdan- ‘ Ülkenin konjonktüründen dolayı farklı yansımaları oluyor. AB projelerinde Türkiye’nin en büyük projelerini getiren bir üniversiteyiz’ ve ekliyordu ‘ODTÜ’yü farklı tanıtmak istiyoruz!’. Peki, ne kadar farklı anlatabilirdik ODTÜ’yü? Neydi gerçek ODTÜ? Örneğin ataerki pas geçebilmiş miydi burayı? Cevabı bizden duyun istedik- Hayır. Ve evet- ODTÜ’de de taciz var.</p>
<p>İşte ODTÜ Kadın Dayanışması bu iki cevabın birleşmesiyle meydana geldi. Otuz beş bine yakın nüfusu olan bir kampüs üniversitesinde tacize karşı, tecavüze karşı, şiddete karşı, homofobiye ve kadın düşmanlığına karşı, cinsiyet eşitsizliğine dayalı uygulamalara karşı sesimizi çıkarabileceğimiz, muhatap alınabileceğimiz bir yer yoktu. Sözcü Gazetesi’nin Mart 2017 tarihli haberine göre ODTÜ dört farklı sıralamada (WEBO-456, US News- 231, QS-475, RUR-341) ilk 500’e girebiliyordu; fakat üniversitesinin yüzde 50’sini yani kadınları görmezden geliyordu. Elbette üniversitedeki kadınlar taciz, tecavüz olaylarında bir araya geliyor, dayanışıyor ve kadın mücadelesini kampüs içine de taşıyorlardı fakat üniversite yönetiminde bizleri muhatap alacak bir birim yoktu. 2014 senesinde 100.Yıl Mahallesi’nde yaşayan iki kadının kaçırıldığı iddiası bir araya gelmenin elzemliğini bir kez daha göz önüne getiren ve dayanışmanın kurulma sürecini fitilleyen bir olay oldu bu süreçte. 2014 senesinde bir gece 100.Yıl mahallesinde<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> yaşayan üniversite öğrencilerinin dayanışma amaçlı kurmuş olduğu, kuruluşundan sonra gerek kampüste gerek Ankara’nın çeşitli yerlerinde yaşayan ODTÜ öğrencilerinin de katıldığı şu an 18.000’den fazla üyesi bulunan ‘100. Yıl Evleri’ Facebook grubunda bir ileti yazıldı. İletide iki kadının bir araca zorla bindirildiği ve bu sırada kadınların yardım istediği yazıyordu. Olayla ilgili okulda gidilebilecek hiçbir yer yoktu ve polis herhangi bir şikâyet olmadan bir şey yapılamayacağını söylüyordu. Bu süreçte çokça kadın bir araya geldi ve neler yapılabileceğini tartışmaya başladı. Olaydan birkaç gün sonra kadın arkadaşlar durumlarının iyi olduğuna dair haber aldık fakat ihtimaller herkesi öfkelendirmiş, yapılan tartışmalar kadınların bir araya gelme sürecini hızlandırmıştı. İşte bu olayın ardından hızlı etkili haberleşme için &#8216;100.Yıl&#8217; ve &#8216;ODTÜ’de Tacize Son&#8217; grubu kuruldu.</p>
<p>100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son Grubu kuruluşunu şu bildiri ile duyurdu: ‘<em>Biz kadınlar her gün tacize uğruyoruz, kimilerimiz paylaşabiliyoruz kimilerimizse sessiz kalıyoruz. Sesimizi çıkardığımızda da şiddete maruz kalıyoruz, çözümden uzak sorulan sorulara cevap veriyoruz ve olayı her anlatışımızda bu şiddeti tekrar tekrar yaşıyoruz. Korkutuluyoruz, sindirilmeye çalışılıyoruz, biz sustukça şiddet katlanarak artıyor. Bildiğimiz tek şey var şiddetin haklı bir tarafı yoktur! Bunu büyük harflerle haykırıyoruz! Sevgiliden, abiden, babadan, tanıdığımız tanımadığımız birinden gördüğümüz şiddeti, tacizi ifşa ediyoruz, korkmuyoruz çünkü biliyoruz ki artık yalnız değiliz, şiddetin meşrulaştırıldığı eril söylemlere savaş açıyoruz. Bütün kadınları hep birlikte</em> <em>mücadele etmeye çağırıyoruz</em>!&#8217;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13948" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/odtü.jpg" alt="" width="677" height="960" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/odtü.jpg 677w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/odtü-640x908.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/odtü-610x865.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/odtü-320x454.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p>Kuruluşunun ardından grup sadece taciz konuşulmadı, okuldaki birçok kadının konuştuğu, paylaştığı, birlikte ürettiği, birlikte çözüm aradığı bir dayanışma platformu halini almaya başladı. Yaşadığımız taciz olaylarını kadınların bir arada olduğu bu kapalı grupta anlatabiliyor, yalnız olmadığımızı bir kez daha görebiliyor aynı zamanda beraber yardımlaşıp dayanışmayı büyütebiliyorduk. Aynı zamanda grup dünyada ve ülkede olup bitenlere karşı sesimizi duyurmak için neler yapabileceğimi tartıştığımız ve çeşitli eylemler örgütlediğimiz bir platform halini almıştı. Bu eylemlerden en büyüğü 2015 senesinde Özgecan Aslan cinayetinin ardından tecavüze karşı, kadın cinayetlerine karşı örgütlediğimiz kadın yürüyüşüydü. Okulda yapılan eylemlerin yanı sıra kampüs içinde büyük bir kadın yürüyüşü yapıldı. Yüzlerce kadın o gün sokakta, kampüste kadın cinayetlerine karşı, tacize, tecavüze, şiddete karşı susmayacağımızı haykırdık, ‘Yasta Değil İsyandayız! Özgecan İçin Ayaktayız!&#8217; şiarıyla sokağa çıktık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13949 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/odtü2.jpg" alt="" width="351" height="233" /></p>
<p>Bu sokağa çıktığımız ilk gün ya da son gün değildi. Öncesinde de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ve 25 Kasım Uluslararası Kadına Karşı Şiddete Hayır Günü’nde ODTÜ’lü Kadınlar olarak sokağa çıkmış, kadın mücadelesini kampüsten sokağa, sokaktan kampüse taşımıştık. Fakat dayanışmamız artık çok daha güçlü ve sayımız artık çok daha fazlaydı. Biz kadınları görmezden gelen rektörlüğün karşısında kadınlar kendi birimini çoktan oluşturmuştu bile. Sayımız ve dayanışmamız büyüdükçe özellikle taciz olayları karşısında daha sistematik şekilde mücadele etmemizin gerektiğini düşündük ve yöntem tartışmalarına başladık. Bu tartışmalar sırasında hukuki süreçlerle ve haklarımızla ilgili daha çok bilgi edindik. 100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son grubunu daha güvenli bir hale getirmek için tartışmalarda bulunduk ve bütün çeşitliliğiyle okul öğrencisi olan kadınların katılımına açık bir forum aldık. Forumun sonucunda ODTÜ Kadın Dayanışması kapalı grubu kuruldu, gruba dört maddelik kurallar eklendi. Bu kurallardan üçünü aşağıda sıralıyoruz:</p>
<ul>
<li>Grupta konuşulan her şey yine grup içerisinde kalır, dışarıyla paylaşmıyoruz</li>
<li>Kimsenin diline, dinine, inancına, etnik kimliğine, cinsiyetine ve yönelimine karşı hakaret ve nefret söyleminde bulunmuyoruz.</li>
<li>Kişilerin açık kimliğini belli edecek bilgileri karar almadan paylaşmıyoruz.</li>
</ul>
<p>ODTÜ Kadın Dayanışması yine 100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son grubu gibi hareket ediyor fakat bunu daha sistemli ve yöntem olarak daha güçlü bir şekilde yapıyordu. 2016 senesinin 8 Mart’ında daha önce hep beraber yazıladığımız Barış Duvarı’mız önünde bir barış zinciri oluşturduk ve o senenin 8 Mart’ını barış talebimizle örgütledik. Öncesinde ODTÜ Rektörlüğü tarafından üç kez silinen Barış Duvarı’mıza bir kez daha sahip çıktık, kampüsten kadınların barış sesini yükselttik. Yine aynı sene 8 Mart’a ODTÜ Kadın Dayanışması olarak çıktık. Nisan 2016’da senelerdir okulda çeşitli siyasetlerden, gruplardan, topluluklardan kadınların da mücadelesini verdiği, talep ettiği rektörlük bünyesinde ‘Taciz Önleme Birimi’nin kurulması için eylemlerimize başladık. Bu süreçte taleplerimizden biri ‘Herkesin Bildiği Tacizci’nin okuldan atılması idi. Kampüs içinde hakkında on ikiden fazla dilekçenin verilmiş olduğu bir tacizci vardı ve rektörlük bununla ilgili hiçbir şey yapmıyordu. Bu yüzden 27 Nisan 2016 tarihinde rektörlük önünde oturma eylemlerimize başladık. İki talebimiz vardı:</p>
<p><strong>1</strong>-Herkesin Bildiği Tacizci Okuldan Atılsın!</p>
<p><strong>2</strong>&#8211; Taciz Önleme Birimi Kurulsun!</p>
<p>Oturma eylemlerimiz ve ODTÜ Kadın Dayanışması öncesinde de bu okulda yaşamış yüzlerce kadının verdiğini mücadele sonucunda 24 Mayıs 2016&#8217;da, ODTÜ Rektörlüğü, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve <a href="http://genduy.odtu.edu.tr/2016/ODTU_ToplumsalCinsiyetEsitligi_Komisyon_Yonergesi.pdf">Cinsel Tacizi Önleme Birimi Yönergesini</a> yayınladı. 26 Mayıs 2016 günü de ODTÜ’de yurtlar bölgesinde başlayan ‘Şiddete, Tacize, Tecavüze, Cinayetlere, Kadın Düşmanı Yasalara Karşı Ses Çıkarıyoruz! Unutma, Sen Susunca Eksiliyoruz’ şiarıyla bir gece yürüyüşü gerçekleştirdik. Ağustos ayında Şengal bölgesindeki katliama karşı Ezidi Kadınlar için ‘Şiddet Dil Olduğunda Sessizlik Direniştir’ sloganıyla sessizlik eylemlerimizi gerçekleştirdik. 2016 Ekim’ine geldiğimizde de rektörlüğün bir kez daha sildiği ‘Barış Duvarı’mızı tekrar inşa ettik.</p>
<h4>&#8220;Biliyoruz ki üniversite içinde ve üniversiteler arasında kadın dayanışması güçlendikçe, seslerimize sesler eklendikçe hep birlikte özgürleştireceğiz kampüslerimizi&#8221;</h4>
<p>2017 senesinde de gündemimiz, aslında çok uzun senedir gündemimizde olan, okuldaki cinsiyet eşitsizliğe dayalı uygulamaları yok etmeye yönelik. ODTÜ bir kampüs üniversitesi olduğundan sınırları içinde çokça kadın ve erkek yurdu barındırıyor. Fakat bu yurtlardaki cinsiyete dayalı ayrımcılığa göz yumuyor. Erkek yurtlarında giriş ve çıkış saatleriyle ilgili dayatmalar bulunmazken, kadınlar geç girdiklerinde savunma yazmaya, açıklama yapmaya maruz bırakılıyor. Senelerdir bir ODTÜ geleneği (!) olarak lanse edilen ‘elektrikler kesildiği zaman erkek yurtlarından çıkan öğrencilerin kadın yurtları önünde istedikleri cinsiyetçi sloganları atma, homofobik küfürleri etme eylemi’ hakkı kadınların muhalefetine rağmen engellenmezken, kadınların özgür ve eşit yaşama hakkı gasp ediliyor. Bunun yanı sıra, senelerdir var olma mücadelesi veren kadınların ve aynı zamanda yirmi seneden fazladır yine bir var olma mücadelesi veren LGBTİ Dayanışması’nın ODTÜ Rektörlüğü Kültür İşleri bünyesinde resmi bir topluluk olma talebi geri çevriliyor. Kadınların ve LGBTİ&#8217;lerin seslerini kısmaya çalışıyorlar. Toplantı yapan kadınlara ‘izinsiz sınıf kullanmak’ gibi ifadelerle soruşturmalar açılıyor, LGBTİ standı ‘izinsiz’ denilerek iç hizmetler görevlileri tarafından engelleniyor, kadın eylemlerine destek veren öğrenci toplulukları kapatılmakla tehdit ediliyor. Bu sene ODTÜ gündemine ‘8 Mart Yasakları’ olarak girmiş uygulamalar, kadınların seslerinin yükselmesine yönelik korkuyu bir kez daha gözler önüne seriyor. Okulda faaliyet yürüten ODTÜ Kadın Dayanışması ve ODTÜ Kadın Çalışmaları Atölyesi’nin de içinde bulunduğu, birçok resmi öğrenci topluluklarından kadınların bir araya gelerek oluşturduğu ODTÜ 8 Mart İnisiyatifi Kültür İşleri’nin ‘polis tehdidine’ rağmen etkinliklerini yapmış olması bu korkunun ne kadar yerinde olduğunu da gösteriyor aslında.</p>
<p>Türkiye’nin birçok yerindeki üniversitelerde öğrenim gören kız kardeşlerimizin bizlerle benzer sorunları yaşadıklarını biliyoruz. Fakat bildiğimiz, deneyimlediğimiz bir diğer olgu da kadın dayanışmasının gücü oldu bu üç sene içinde. Bu süreçte diğer üniversitelerdeki kadınlarla iletişimimiz hiç eksilmedi. Geçtiğimiz dönem Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) ile üniversitelerdeki kadın mücadeleleri konusunda ortak etkinlik yaptık, Koç Üniversitesi’nden kadın arkadaşların 25 Kasım sürecinde aldıkları cezalara yönelik bulunduğu dayanışma çağrısına ses vermeye çalıştık. Biliyoruz ki üniversite içinde ve üniversiteler arasında kadın dayanışması güçlendikçe, seslerimize sesler eklendikçe hep birlikte özgürleştireceğiz kampüslerimizi.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Ankara’yı bilmeyenler için 100.Yıl ODTÜ’nün A4 çıkışı tarafında bulunan ve kampüse yakınlığı sebebiyle üniversite öğrencilerinin çoğunluk olarak yaşadığı bir mahalledir.</p>
<p><i>Bu haber Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi kapsamında hazırlanmış ve yayına alınmıştır. </i></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/27/odtude-de-mi-taciz-var/">“ODTÜ’de de mi taciz var?”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UN Women Türkiye Temsilcisi: Kadınlar değişimin asıl elçileridir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/un-women-turkiye-temsilcisi-kadinlar-degisimin-asil-elcileridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Gürer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 09:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Ingibjorg Solrun Gisladottir]]></category>
		<category><![CDATA[İzlanda]]></category>
		<category><![CDATA[kadının güçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Un Women]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ingibjorg Solrun Gisladottir 28 yaşında siyasete atılmış, 28 yıl boyunca aktif politika yapmış bir kadın. İzlanda’nın ilk Kadın Birliği Partisi’nin kurucularından. Eski İzlanda Dışişleri Bakanı. Eski Belediye Başkanı, şehir konseyi üyesi. Şimdi ise Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü ve Türkiye Temsilcisi. 1982 yılından bu yana kadın meseleleri konusunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/un-women-turkiye-temsilcisi-kadinlar-degisimin-asil-elcileridir/">UN Women Türkiye Temsilcisi: Kadınlar değişimin asıl elçileridir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ingibjorg Solrun Gisladottir 28 yaşında siyasete atılmış, 28 yıl boyunca aktif politika yapmış bir kadın. İzlanda’nın ilk Kadın Birliği Partisi’nin kurucularından. Eski İzlanda Dışişleri Bakanı. Eski Belediye Başkanı, şehir konseyi üyesi. Şimdi ise Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü ve Türkiye Temsilcisi. 1982 yılından bu yana kadın meseleleri konusunda savunuculuk yapan Gisladottir’e siyasi yaşamının başlangıcından bu yana yaşadıklarını, tecrübelerini, aşılan engelleri ve Türkiye’de geçirdiği 3 yılı Sivil Sayfalar adına Pınar Gürer ve Mehmet Ali Çalışkan sordu.</strong><span id="more-17746"></span></p>
<p><strong>Siyasi hayatınız ve Türkiye&#8217;deki tecrübelerinizi sizinle birlikte değerlendirmek, farklılıkları ve benzerlikleri görmek ve Türkiye&#8217;deki durum hakkında çıkarımlar yapmak istiyoruz. Fakat önce politik hayatınızla başlayalım, ilk kadın siyasi partisi ile…</strong></p>
<p>Partiyi 1982 yılında kurmaya karar verdik. Belediye meclisleri ve parlamentodaki kadın sayısını artırmak, çocuklar için iyi ve bütçeye uygun kreş olanakları sağlamak ve daha iyi şartlarda doğum izni hakkı için savunuculuk yapan ve kadın hareketinde oldukça aktif olan kadınlardık. Tüm dünyadaki kadınlar için son derece önemli olan bu meseleler için çalışıyorduk. O zamanlar, yani 80’lerin başlarında İzlanda’da parlamentodaki kadın oranı yüzde 6’ydı. Çocuklar için kreş bulabilmek zordu. Doğum izinleri de çok kısaydı. O zamanlar kadınlar İzlanda’da ekonomide oldukça aktifti, iş gücü piyasasındaydılar. Ancak ihtiyaç duydukları hizmetlerden yoksundular. Sürekli bir partiden diğerine dolaşıyor, kadınları siyasete, belediye meclislerine ve parlamento seçim listelerine dahil etmenin yollarını ve partilerin bu konulara yönelik politik bir programa sahip olmalarının kadınlar ve erkekler için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyorduk. Lakin ya hiçbir şey olmadı ya da olan şeyler çok yavaş oldu. Biz de “<em>Tamam, yeter artık. Parti parti dolaşmak yerine başka bir şey yapmamız gerekiyor ki ,bu meselenin ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasını sağlayalım</em>” dedik. Ve şöyle düşündük; neden seçimlere katılmıyoruz? Neden biz de seçim rekabetine girmiyoruz? Kendi partimizi kurmaya karar verdik. Oy verenlerin yarısı kadındı, çok sayıda erkeğin de bize  destek verdiğini görüyorduk. Erkekler belki bize oy vermeyeceklerdi ancak biz nasıl tepki vereceklerini merak ediyorduk. Ne olacağı hakkında hiçbir fikrimiz yoktu ya da ne kadar destek alacağımızı hiç bilmiyorduk. Nasıl bir tepki alacağımızı da… Sadece yapmaya ve denemeye karar verdik. 1982 baharıydı ve ilk seçim belediye meclisi seçimi idi. Oyların yüzde 11’ini aldık ve ilk seçimde ben belediye meclisi üyesi oldum. O zaman 27 yaşındaydım. Böyle bir sonuç alınca dedik ki, tamam, önümüzdeki yıl neden parlamento seçimlerinde de katılmayalım? Böylece bir sonraki sene parlamentoya üç kadın vekil dahil ettik. Partimiz tam anlamı ile icraata başlamış oldu. Bu gelişmeler İzlanda’da büyük değişikliklere vesile oldu. Bize göre bu, siyasi partileri uyandırma çağrısı gibi bir eylemdi. Siyasi partilerin, halkın kadınlara oy vermeye ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir politik gündemi desteklemeye hazır olduklarını anlamalarını sağladı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12161" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/1975-izlanda-grev.jpg" alt="" width="1280" height="772" /></p>
<h4><strong>“24 Ekim 1975, İzlandalı kadınlar greve gitti. 1980 yılında ilk kadın başkan adayı seçimlerde yarışıyordu”</strong></h4>
<p><strong>Kadınların ekonomik yaşama katılımlarının oldukça yüksek olduğu ancak siyasi katılımın olmadığı bir durumu anlamak biraz zor. İzlanda&#8217;da kadınları ekonomik yaşama dahil etmek biraz zaman aldı mı yoksa her zaman ekonomik yaşamın içindeler miydi? </strong></p>
<p>İzlanda’da kadınlar her zaman ekonomide aktifti çünkü biz balıkçılıkla geçinen bir toplumuz. Erkekler günlerce ya da haftalarca süren balık avına çıktıklarında, diğer kalan her şey ile kim ilgilenecek? Kadınlar. Erkekler balığa çıkıyor, kadınlar da çiftçilikle uğraşıyordu yani kadınlar çiftliklerden sorumluydu. Bununla beraber, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra şehir düzenleri tekrar kurulmaya başlandığında durum biraz değişti. Şehirlerde kadınlar diğer birçok ülkede olduğu gibi daha çok evlerde çalışmaya başladı. 70’li yıllarda ise kadınlar ciddi anlamda ekonomiye katılmaya başladı. Ekonomide oldukça aktiftiler, lakin kreş olanaklarına sahip değildiler. Bu durum aileler için çok büyük bir yüktü. Ayrıca o zamanlar kadınların ekonomi için ne kadar faydalı olduğu fark edilmiyordu. Olaylar birbirini takip etti ve 1975 yılının 24 Ekim’inde İzlandalı kadınlar greve gitti. Gerçekten çok mühim bir olaydı. Kadınlar greve gitti, çalıştıkları yerlerden çıkıp greve katıldılar. Bir zaman sonra herkes kadınlar olmadan ne hastanelerin ne okulların ne bankaların ne de evlerin düzenli bir şekilde işleyemediğini fark etti. Kadınların ülke ekonomisine katkısı çok büyüktü. Grev, erkekler için de aydınlatıcı oldu. Bu olaydan sonra kadınların siyasete katılımını ve siyasetteki temsiliyetini düşünmeye başladık. Kadınların ekonomiye katkıları büyük olduğu gibi, elbette  siyasette de var olmalıydılar, ülkeyi yönetmek ya da yaşadıkları yerleri yönetmek, yerel yönetimler konularında söyleyecekleri vardı. 1975 yılında kadınlar greve gitti, 1980 yılında ilk kadın başkan adayı seçimlerde yarışıyordu. 1980 yılında bu kadın aday seçildi ve dünyanın demokratik yolla seçilen ilk başkanı oldu. Kendisi, bekar bir anneydi, hiç evlenmemişti ve evlat edindiği bir çocuğu vardı. Hiç de evlenmedi. İzlandalılar her zaman bekar anneleri kabullendikleri için, bu durum hiçbir zaman sorun olmadı.</p>
<p><strong>Böyle liberal bir toplum, değerlere meydan okumayı ve kadınların ekonomiye oldukça yüksek bir oranda katılmasını kabul ediyor ancak uzun bir süre kadınların politikaya katılımını kabul etmiyor&#8230;</strong></p>
<p>Kabul etmiyor, erkeklerin iktidarı yüzünden kabul etmiyor! Evet, biz ataerkil bir toplumuz, ataerkil bir geçmişten geldik. “Karar vericiler erkekler. Güç erkeklerde vücut bulur, kadınlarda değil.  Kadınlar katkı yapabilir, katılım gösterebilirler ama karar vericiler erkeklerdir” anlayışı nedeni ile kabul etmiyor&#8230;</p>
<h4><strong>“Kadınlara karşı olan oy verenler değildi, sistemdi!”</strong></h4>
<p><strong>Görebildiğim üç dönüm noktası var; bunlardan biri ’75 eylemleri, diğeri ’80 yılında hiç evlenmemiş bekar bir annenin başkanlığa aday olması, bir diğeri de daha sonradan bir siyasi partiye evrilecek olan belediye meclisinin oluşması. </strong></p>
<p>Evet. Ve o zaman, <em>eğer o yapabiliyorsa, biz de yapabiliriz!</em> diye düşündük ve karar verdik; “<em>Tamam, deneyelim</em>,”. Ayrıca şunu fark ettik, oy verenlerin kadınlara karşı hiçbir alıp vermediği yoktu, siyasi partilerin ise vardı. Kadınları durduran siyasi partilerdi! Benim çıkardığım ders bu oldu… Sonra konu benim kariyerime geliyor, çünkü 1994 yılında siyasi partilerin kurduğu koalisyonda belediye başkanlığına aday oldum. Belediye Meclisi’nde 60 yıl boyunca sağ görüş hakimdi. 1994 yılında sol ve merkez sağ kanatlarıyla bir koalisyon oluşturmayı ve çoğunluğu sağlamak istedik. Beraber çalışmak istiyorduk çünkü tüm partiler birbirlerinden kopmuştu. Sağ kanat son derece birleşik, sol kanat ise bir o kadar ayrıydı. Ve sol muhalifler olarak bizlerin 60 yıl boyunca şehrin yönetiminde hiçbir sözümüz olmamıştı. ’94 yılında koalisyon olarak seçimlere katıldık, belediye başkanı adayıydım, kadın bir belediye Başkanı adayı…. Seçim neticesinde oyların çoğunluğunu aldık, %52! Ne de olsa ortak bir program üzerinde birleşmiştik ve tek belediye başkanı adayımız vardı. Oy verenlerin, belediye başkanının kadın olmasına karşı hiçbir çekinceleri yoktu. Buna çok defa şahit oldum, kadınlara karşı olanlar oy verenler değil, sistemdi!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12162" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/Vigdís-Finnbogadóttir.jpg" alt="" width="1200" height="811" /></p>
<h6><em>*Vigdís-Finnbogadóttir, İzlanda ve Avrupa&#8217;nın ilk kadın Cumhurbaşkanı, dünyanın demokratik yolla seçilen ilk kadın Cumhurbaşkanı.</em></h6>
<p><strong>Güç kazandıktan sonra siyasi hayat tecrübeleriniz nasıl oldu? Kadın olduğunuz için engellerle karşılaştınız mı?</strong></p>
<p>Evet elbette, çok fazla engel vardı. Engel olarak ilk deneyimlediğim şey şu oldu; çok genç bir kadındım, şehir meclisine seçildiğim zaman 27 yaşındaydım, belediye başkanı olduğum zamansa 39. Ciddiye alınmam çok zor oldu, bu gerçek anlamda üstesinden gelmem gereken bir zorluktu. Genç bir kadın olarak yaşı daha büyük erkeklerden oluşan siyasi partiler ile mücadele etmek gerçekten zordu. O zamanlar şehir meclisinin en genç ismi bendim. Ayrıca yeni başladığımız zamanlar hep “B<em>u çok saçma, bu ciddi siyaset değil</em>” deniliyordu. Bu da ayrıca üstesinden gelmemiz gereken bir durumdu. Bunun üstesinden gelebilmek için de her zaman uğraştığımız kişilerden çok daha iyi hazırlanmış olmalıydık. Her zaman böylesi argümanlara cevap verebilmek için hazır olmalıydık.</p>
<p><strong>Peki ekibiniz? Ekibinizin cinsiyet dağılımı nasıldı? </strong></p>
<p>%50 &#8211; %50’di.</p>
<h4><strong>“Liderlik her zaman bir ekip işidir”</strong></h4>
<p><strong>Ekibiniz içerisinde hiç zorlukla karşılaştınız mı yoksa her daim destekçiler miydi? </strong></p>
<p>Her zaman destek oldular. Ayrıca orada öğrendiğim bir şey varsa o da liderliğin bir ekip işi olduğuydu. Liderlik her zaman bir ekip işidir. Bir lider, ancak ekibi kadar iyidir.</p>
<p><strong>Kararları nasıl alıyordunuz? Karar alma süreçlerinde neleri değiştirdiniz? </strong></p>
<p>Kararları alan ben değildim, bizdik. Ekip, tam anlamı ile her şeyi sahipleniyordu. Ayrıca çoğu zaman bir fikir birliği vardı, ekip içinde fikir ayrılığına düşmüyorduk. Bir programımız ve odaklanmaya karar verdiğimiz öncelikli fikirlerimiz vardı…</p>
<p><strong>Müzakere etmenizi gerektiren hiçbir mesele olmadı mı? Çünkü politikada öngörülemeyen sorunların çıktığını biliyoruz ve bu sorunlar karar verici ekipleri ayırabiliyor ve zaman zaman tartışmalar yaratabiliyor. </strong></p>
<p>Tabi ki oldu. Özellikle dönemimizin sonuna yaklaşırken müzakere gerektiren koşullar oldu Üç dönem üst üste seçilmiştik; 94’ten 98’e, 98’den 02’ye ve ‘02’den ‘06’ya kadar. Ve ben 2003 yılında istifa etmeye karar verdim. Bu yüzden tabii ki üzerinde müzakere etmemiz gereken meseleler oldu ve biz bunları tartışmayı bildik. Konular üzerinde çoğunlukla aynı görüşe sahiptik ve elbette ki fikir özgürlüğümüz de vardı, farklı görüşe sahip olanları her zaman bunları dillendirmeleri için hep teşvik ettik.</p>
<p><strong>Belediye başkanı olarak seçilmenizden önceki altmış yıl boyunca belediye başkanlarının karar alma mekanizmaları nasıldı? </strong></p>
<p>Benden önceki belediye başkanı ilk olarak 1982 yılında seçilmişti ve çok otoriterdi. Esas karar verici hep oydu.</p>
<p><strong>O zaman siz karar alma anlayışını da mı değiştirdiniz? </strong></p>
<p>Evet, değiştirdik. Kesinlikle değiştirdik.</p>
<h4><strong>“Şehirler hizmet sağlayıcılardır”</strong></h4>
<p><strong>Bunun sadece yönetimin feminizasyon-eşitleşmesi süreci olmadığını, aynı zamanda bir tür demokratikleştirme süreci olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Evet, bu bir nevi belediye meclisindeki kültürün değişimi gibi oldu. Biz de zaten bunu hedefleyerek bu yola girmiştik çünkü bizden önceki yönetim belediye meclisini adeta bir üs olarak görüyordu, İzlanda’daki sağ kanat partisi üyelerini istihdam eden bir üs. Onlar belediye meclisini bir otorite kaynağı olarak görüyordu, biz ise hizmet sağlayıcı…  Şehirler, yönetimler, hizmet sağlayıcılardır. Meclislere bu şekilde bakılmalı ve anlayış da bu yönde olmalı. Bu nedenle belediye meclisinin kültürü değişmişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12163" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/reykjavik.jpeg" alt="" width="1024" height="576" /></p>
<p><strong>Reykjavik Belediyesi&#8217;nden sonra parlamento üyesi oldunuz, değil mi? Şehir yönetiminden sonra parlamento nasıldı? </strong></p>
<p>Bir şehri yönetmek çok daha eğlenceli! Çünkü çok fazla bürokrasi yok ve her şey çok daha hızlı gerçekleşiyor. Bir karar alıyorsun, bu kararın sonuçlarını biliyorsun, etkiyi görüyorsun, sonuçları çok daha hızlı bir şekilde alıyorsun. Ama parlamento, devlet yönetimi süreçleri, çok daha yavaş ve çok daha fazla zaman alıyor. Şehir yönetmekten farklı ama aynı zamanda da ilgi çekici.</p>
<h4><strong>“Her ne kadar cinsiyete duyarlı bir siyaset yapılıyor olsa da cinsiyet konusu konuşulmaya başlandığında ilgileri bir anda buharlaşıyor, yok oluyor”</strong></h4>
<p><strong>Hükümet yıllarınıza kadar uğraştığınız meselelerin genellikle İzlanda’nın sorunlarından kaynaklandığını anlıyorum. Türkiye deneyiminizden önce, dünyanın geri kalanında gözlemlediğiniz sorunlar ne oldu? Toplumsal cinsiyet meselelerinde dünyanın geri kalanı ile İzlanda’nın benzerlikleri ya da farklılıkları nasıl gördünüz? </strong></p>
<p>İskandinavya’daki ülkeler arasında benzerlikler çoktur. Yaklaşık aynı zamanlarda İskandinavya ülkelerindeki kadınlar yönetimlerde yüksek kademelere ulaştılar ve siyasete katılmaya başladılar. Bu yüzden, İskandinav ülkeleriyle  birçok yönden benzerlikler var. Fakat, dışişleri bakanları ile yapılan toplantılarda şunu fark ettim ki, her ne kadar toplumsal cinsiyete duyarlı bir siyaset yapılıyor olsa da toplumsal cinsiyet konusu konuşulmaya başlandığında, bu konuya olan ilgiler, hassasiyetler bir anda buharlaşıyor, yok oluyor. Konuya gerçekten ilgili değiller. Bu “sert siyaset”, bu “ciddi siyaset” ve konu “ciddi siyasete”geldiğinde toplumsal cinsiyet konusu gündem dışı kalıyor.</p>
<p><strong>İzlanda Parlamentosu’nda kadın yüzdesi nasıl? </strong></p>
<p>Sanırım şu an %47.</p>
<p><strong>Türkiye’deki derneklerden, partilerden, kuruluşlardan birçok kadın lider ve kadın siyasetçi ile tanıştınız. Onların hikayeleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizinki ile benzerlik gösteriyor mu, önlerinde engeller var mı? </strong></p>
<p>Evet, birtakım engeller var. Diğer tüm ülkelerdeki gibi Türkiye’de de durum aynı. Siyasi partiler içinde bir takım menfaat hesapları var. Çoğunlukla, kadınların aşması gereken bir <em>cam tavan</em>* olduğundan bahsediyoruz ancak aynı zamanda bir cam kapıdan da bahsetmemiz gerekiyor. Kadınlar eşikte duruyorlar. Kadınlar her zaman siyasette görünür değiller belki ama oradalar. Ve birçoğu da siyasetin içinde. Bu yüzden siyasi partiler, parti içindeki anlayışı, hâkim olan kültürü değiştirmek için gerçekten çaba göstermeli. Ancak bu olursa, kadınlar siyasi partileri içinde kendilerini evdeymiş gibi hissedebilirler. Aynı zamanda kadınlar bütün karar alma pozisyonlarında yer bulabilmeliler. Bence bu, birçok ülkenin ortak sorunu.</p>
<p><em>* Glass Ceiling Effect: Bir organizasyonda kadın ya da erkek veya azınlıkların üst yönetim basamaklarına çıkmasını engelleyen, ayrımcılık gibi görünmeyen engellerle baş etme durumu.</em></p>
<h4><strong>“Kadınların ekonomide aktif olarak yer alması, refahının ön şartıdır”</strong></h4>
<p><strong>Türkiye deneyiminizden sonra toplumsal cinsiyet meseleleri açısından Türkiye&#8217;ye baktığınızda, Türkiye&#8217;ye özgü ne görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bana göre Türkiye’ye özgü olan mesele, kadınların iş gücüne, ekonomiye katılımlarının düşüklüğü. 2016 yılındayız ve Türkiye’de kadınların ekonomiye katılım rakamları oldukça düşük, hatta Türkiye OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleri arasındaki en düşük orana sahip. Bence bu durum Türkiye için oldukça ciddi bir sorun. Türkiye yeni bir ekonomik model hayata geçirmeyi düşünüyor ve ben, kadınların da bu modelin bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Kadınların ekonomide aktif olarak yer alması, iş hayatına katılmaları, refaha erişmenin ön koşuludur. Türkiye gelişmiş bir ülke ve bence bu rakamlar farklı olmalı.</p>
<p><strong>En çok altı çizilen konu Türkiye&#8217;de kadınlara yönelik şiddet ve belki de kadınların siyasette temsili. Ancak ekonomik katılım en göz ardı edilen meselelerden biri.</strong></p>
<p>Evet, aslında bu meselelerin hepsi birbirleriyle ilişkili. Eğer kadınların ekonomik bağımsızlıkları yoksa, mecliste yer alma ihtimalleri oldukça düşük. Kadınların ekonomik güçlerinin, bağımsızlıklarının olmaması aynı zamanda kadına yönelik şiddetin de önemli sebeplerinden biri çünkü ekonomik bağımsızlıkları olmayan kadınların şiddet mağduru olmaları durumunda, bu duruma karşı gelebilme imkanları olmayabiliyor. Bu yüzden, bu konuların birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bence kadınların ekonomik güçlenmesi daha birçok başka konu için de bir ön şarttır, kilit noktadır.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de kadın örgütlerine veya toplumsal cinsiyet temelli çalışan örgütlere baktığımızda, çoğunluğunun ekonomik konulara veya kadınların ekonomiye katılması konusuna odaklanmadığını görüyoruz veya genel olarak özel sektöre baktığımızda bir grup odaklanıyor gibi görünse de özel sektörün çoğunluğu bu konuyu ciddiye almıyor. Kadının ekonomiye katılımının düşük olması meselesinin üstesinden nasıl gelinebileceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Kadınların ekonomik açıdan aktif olabilmeleri için gereken ön koşullardan biri de kendilerine sunulan, ulaşılabilir olan hizmetler. Türkiye’nin kreş hizmeti, yaşlı ve hasta bakım evleri gibi hizmetlerini geliştirmesi gerekiyor çünkü, şu hali ile, ücret karşılığı olmadan yapılan bu bakım hizmetlerinin yükü, olduğu gibi kadınların omuzlarında. Kadınlar bu bakımları üstlenirken, tabii ki kayıtlı ekonomiye aktif olarak katılmakta zorlanıyorlar. Başka bir konu, Türkiye için ilginç olan bir şey de kadınların yüzde 80’inin kendi banka hesaplarının olmaması. Eğer kendine ait bir banka hesabın yoksa kendi parana da erişimin yok demektir. Bu durum, elbette ki kadınların refahını etkiliyor, kadınların kendi paralarına erişim hakkı olmalı, tek başına bir birey olarak, bir yetişkin, bağımsız bir birey olarak…</p>
<h4><strong>“Kadınlar hem birer bağımsız birey hem de annedir”</strong></h4>
<p><strong>Hükümetin kadınların ekonomik güçlenmesine karşı olan tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Çoğunlukla kadınların annelik rolünün altının çizildiğini görüyoruz. </strong></p>
<p>Olay şu ki, kadınları ele alırken bazı rolleri birbirleriyle birleştirerek kadınları düşünmemiz gerekiyor. Kadınlar hem birer bağımsız birey hem de annedir. Birçok kadın anne olmak ister, fakat kadınlar sadece anne olmak istemez hem bir birey hem de anne olmak ister. Bu rollere, bu pozisyonlanmalara birlikte sahip olmak ister. Bu nedenle, bu rolleri nasıl birleştireceğimize bakmamız gerekir, bir rol diğerini hariç tutmamalı. 1982 yılında kadın partisini kurduğumuz zaman tam da buna karşı savaşıyorduk. Biz, her ikisi de olabiliriz! Toplumun aktif üyeleri ve anneler. Erkekler toplumun aktif bireyleri ve aynı zamanda baba olabiliyor. Çocuğu hem anne hem baba büyütüyor ve her ikisi de çocuğuna en iyisini vermekle sorumlu. Çocukların en iyi şekilde yetişmesi sadece kadınların sorumluluğu değil.</p>
<p><strong>Bu durum İzlanda erkeklerini değiştirdi mi? Erkeklerin babalık rollerinde değişiklik oldu mu? Çocuğa bakmak ya da ev işleri yapmak gibi sorumlulukları almaya başladılar mı? </strong></p>
<p>Evet, kesinlikle. Bu konuları konuşmaya 70’li yıllarda başladık ancak büyük sıçrama 80’lerde oldu, erkekler çocuk bakımı ile daha fazla ilgilenmeye başladı. Babalık izni hakkı çıktı ve erkekler babalık izinlerini kullanmaya başladı. Fakat bu babalar için bir rüşvet gibi değildi, gerçekten bu haklarını kullanmaya başladılar. Bunun bir sebebi de doğum izinlerinin şu şekilde ayarlanmış olmasıydı; anne için 3 ay, baba için 3 ay ve hem annenin hem de babanın bir 3 ay daha izin kullanma hakları vardı. Yani anne isterse 6 ay, baba da 3 ay doğum izni kullanabiliyordu. Fakat eğer baba kendi hakkı olan 3 ayı kullanmazsa, artı üç ay haklarını kaybetmiş oluyorlardı. Yani artı 3 ay hakkı, devredilebilir bir hak değildi. Baba 3 ay almaz ise ailecek o artı 3 ayı kaybetmiş oluyorlardı.</p>
<p><strong>Yani, kadınların siyasete katılımı karar verme süreçlerini değiştirdi, demokratikleştirdi ve erkeklerin tutumlarını değiştirdi. </strong></p>
<p>Bence erkeklerin de büyük oranda kazanımı oldu. Çocuklarıyla birlikte vakit geçirme ve onlarla daha yakın bir ilişki kurma fırsatı yakaladılar. Bence kazanımları büyük oldu.</p>
<h4><strong>“Yaşanan tartışmalar, bu hak kazanımlarının hiçbir zaman sonsuza dek kazanılmış zaferler olarak görmememiz gerektiğini farkına varmamızı sağladı”</strong></h4>
<p><strong>Türkiye’de geçirdiğiniz zaman boyunca kadın meseleleri üzerinde birçok tartışma yaşandı. Hangisi sizin için en şaşırtıcı oldu? </strong></p>
<p>Bana en zor gelen tartışma çocuk yaşta evlilik konusu oldu. Bir tarafta bununla ilgili açık bir mevzuat var fakat diğer yanda var olduğunu bildiğimiz çok sayıda çocuk yaşta evlilik söz konusu. Hatta konunun ciddiyeti ile ilgili zaman zaman tartışmalı mesajlara şahit oldum. Buna nasıl tolerans gösterilebildiğini anlamak benim için her zaman çok zordu. Genç kızlar kendilerinden yaşça büyük erkekler ile zorla evlendiriliyor. Bu kız çocuklarının herhangi bir karar verebilmeleri için yaşları çok küçük. Yani bu bir rıza değil. Genç bir kız ve yaşlı bir adam arasında son derece büyük bir güç farkı var. Gerçekten hiç mantıklı ve adil değil. Bu konu benim için en zor algılayabildiğim konu oldu. Bunun Türkiye’de yasal olmadığını biliyorum.</p>
<p>Ben Türkiye’deyken birçok tartışma yaşandı. Fakat şu da var ki, tartışmalar Avrupa ve Orta Asya bölgesi genelinde de yaşanıyordu. Yaşanan tartışmalar, bu hak kazanımlarının hiçbir zaman sonsuza dek kazanılmış zaferler olarak görmememiz gerektiğini farkına varmamızı sağladı. Türkiye mevzuat açısından birçok konuda oturmuş bir yapıya sahip. Son on yılda Türkiye’deki yasal çerçevede birçok gelişme yaşandı. Bence bu konudaki ilerlemenin hakkını vermek gerekir. Ama ne var ki, bu yasal çerçevenin uygulanıyor da olması gerekiyor. Mevzuatların uygulanmasında sıkıntı yaşayan ülke sadece Türkiye değil. Bu durumu Avrupa ve Orta Asya’da da görüyoruz. 20 sene önce Pekin Deklarasyonu ve Pekin Eylem Planı ile oluşturulmuş çatı, yasal çerçevenin bir parçasıdır, bu konudaki gerçek mirasımız, referansımız o olmalı. Cinsiyet eşitliğini sağlamak için birçok anayasa değişiklikğine, yasal düzenlemelere şahit olduk. Ancak uygulamada büyük boşluklar var.</p>
<p><strong>Yani bir siyasi irade eksikliği mi var? </strong></p>
<p>Bu alanda siyasi liderlik eksikliği var. Mevzuat var olabilir ancak bunu uygulamak için siyasi bir iradeye ve liderliğe ihtiyaç vardır. Bu oldukça önemli.</p>
<h4><strong>“Kadınlar değişimin asıl temsilcileridir. Bütün bunların arkasındaki itici güç kadınlar olmuştur”</strong></h4>
<p><strong>Bu başarılarda Türkiye’deki kadın kuruluşlarının rolü olduğunu düşünüyor musunuz? </strong></p>
<p>Evet, kesinlikle! Kazanımlarda her zaman kadınların rolü oldu. Şu anda toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda olduğumuz yerde olmamızın, başarılarımınız sebebi kadın hareketidir. Kadınlar değişimin asıl temsilcileridir. Bütün bu kazanımların arkasındaki itici güç kadınlar olmuştur. Bunu farklı yöntemlerle, farklı yollarla yaparlar ancak her zaman itici güç onlardır. Bunu birçok kez söyledim; güçlü, aktif ve görünür olmak için kadın hareketine ihtiyacımız var. Ancak meseleleri politik düzeye taşımak ve karar verme süreçlerini etkilemek için siyasetin içinden isteyerek, inanarak, gönülden bize destek veren bir müttefike de ihtiyacımız var. Bütün bunlar bir araya geldiği zaman, yani hem güçlü bir kadın hareketi hem de siyasi liderlikte bir müttefik, olaylar gerçekten hızlı gelişmeye başlar. Asıl zorluk siyasi liderlikte bir müttefik bulmaktır.</p>
<h4><strong>“Sürekli negatif şeylere odaklanırsanız insanlar sıkılır ve bunalırlar. Meselelere yaklaşmanın pozitif bir yolunu bulursanız daha çok insanı çekersiniz, daha çok insanı harekete geçirirsiniz”</strong></h4>
<p><strong>Türkiye’deki kadın kuruluşlarının gündemlerine baktığımız zaman önceliklerinin hükümeti destekleyici ya da hükümete meydan okuyan bir tutumda olduklarını görüyoruz. Fakat siz Türkiye’nin en önemli meselesinin kadınların ekonomiye katılımları olduğunun altını çizdiniz. Kadınların ekonomik katılımını artırmak için özel sektör ile yakın temas kuran STK’lar ya da kadın kuruluşları görmüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>1982 yılında kadın hareketini başlattığımız zaman, bu durum İzlanda’daki toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yapılan çalışmalarda bir çeşit paradigma değişimine sebep oldu çünkü karar verdiğimiz bir başka şey de meselelere olumlu tarafından yaklaşmaktı. Sadece olumsuzluklara odaklanmayacaktık, yaşadığımız zorluklara ve bu zorlukların, ayrımcılıkların, tüm olumsuz şeylerin kadınlar üzerinde ne kadar kötü etkisi olduğuna, sadece bu konulara odaklanmamaya karar vermiştik. Politik açıdan ya da herhangi bir açıdan kadınları ayıran birçok durum söz konusuydu. Biz, bizi ayıran konulara değil, bir araya getiren konulara odaklandık. Birçok ortak noktamız vardı; kreşlerin olmaması, doğum izinlerinin yetersiz olması, kadın ve erkek arasındaki ücret farklarının yüksek olması ve bizi bir araya getiren daha birçok konu… Bizi bir araya getiren konulara odaklandık. Savunuculuğumuzda da hep pozitif olduk, kadınlar eğer karar alma süreçlerine katılmazsa toplumun neler kaybedeceğini ve kadınların topluma olan katkılarını anlatmaya odaklanmıştık. Bunu pozitif bir yaklaşımla yapmak oldukça fazla enerji yaratmıştı. Çünkü sürekli negatif şeylere odaklanırsanız insanlar sıkılır ve bunalırlar. Meselelere yaklaşmanın pozitif bir yolunu bulursanız daha çok insanı çekersiniz, daha çok insanı harekete geçirirsiniz. Bu eleştiri yapmaya devam etmeyeceğiniz ve eleştirel düşünme tarafınızı kapattığınız anlamında da gelmez.</p>
<p><strong>Türkiye’deki STK’ların da bu rolü oynaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>İnsanlara neyi nasıl yapacaklarını söylemeye genelde çekinirim. Bizim kullandığımız yol buydu. Ve işe de yaradı. Fakat ülkeden ülkeye bağlam değişiklik gösterir ve sizin burada Türkiye’de uğraştığınız meseleler çok daha ciddi meseleler. Konu ne olursa olsun bizi ayrı düşüren şeylere değil birleştiren konulara odaklanmak, bunu da pozitif bir yolla yapmak her zaman güç verir.</p>
<h4><strong>“Türkiye’nin artık büyük adımlar atma vakti geldi ve bence Türkiye’nin buna ihtiyacı var”</strong></h4>
<p><strong>Kadın meseleleri konusunda özel sektörü, kamu sektörünü ve sivil toplum sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Özel sektörde çok fazla fırsat olduğunu düşünüyorum. Orada kadınlar için bir alan var gibi görünüyor. Ve özel sektörde kadınların katkılarının ne kadar önemli olduğuna dair bir anlayış da var. Şu anda, Türkiye’deki genel durum itibariyle birçok zorlukla karşı karşıya olsa da tabii ki çok güçlü bir sivil toplum var. Öte taraftan, Türkiye’deki siyasetin içinde birlikte çalışılamayacak, müttefik olmayan insanlar da var. Siyasetle ilgili olan şey de bu, güç temelli olması. Bu zaman zaman mücadele etmesi zor bir engel. Türkiye’de kadınlara 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanındı. Başlangıç için çok umut vadeden bir durumdu bu. Ama her şey son derece yavaş gelişiyor. Ancak 2000 yılına geldiğimiz zaman bir artış gördük. Bu olumlu bir artış tabii ki ancak bu konuda atılan adımlar çok küçük. Türkiye’nin artık büyük adımlar atma vakti geldi. Ve bence Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Türkiye’de çok kutuplaşmış bir toplum var, toplumda çok fazla ötekileştirme var. Bence Türkiye’deki kadınların, bu politik atmosferi daha olumlu bir hale gelmesine katkıları olacaktır. Bu, Türkiye siyaseti için iyi bir adım olacaktır.</p>
<p><strong>Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? </strong></p>
<p>Türkiye’de geçirdiğim 3 yıl benim için çok güzeldi. Yaşananlara rağmen İstanbul’da kendimi hep güvende hissettim. Gerçekten hissettim. İstediğim her yere gittim ve hiçbir türlü tacize uğramadım. Hatta geçen gün bu cümleyi eşime kurdum. Tabi ki hatırı sayılır bir yaşa ulaştım, artık genç bir kadın değilim, ancak bu güvende olma hissini Avrupa’daki birçok ülkede yaşamadım. Türkiye’de sadece güzel ve iyi tecrübeler edindim. İstanbul’da buranın bir sakini gibi, sıradan bir birey gibi yaşadım. Toplu taşımayı kullandım, taksiye bindim, yürüdüm, tek başıma,korumasız bir şekilde hep gezdim. Burada olmak gerçekten çok güzeldi. Ve her yerde oldukça yardımsever insanlarla karşılaştım. Türkçe bilmiyorum ama idare ettim, insanlarla iletişim kurabildim. Türkiye’de yaşadıklarımdan çok şey öğrendim ve bu fırsata sahip olduğum için minnettarım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeviri ve düzenleme: Şule Serter</p>
<h6><em>Haber kapak fotoğrafı credit: UN Women </em></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/08/un-women-turkiye-temsilcisi-kadinlar-degisimin-asil-elcileridir/">UN Women Türkiye Temsilcisi: Kadınlar değişimin asıl elçileridir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Modern&#8217;den kadınlara özel</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/28/istanbul-modernden-kadinlara-ozel/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 09:35:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul modern]]></category>
		<category><![CDATA[kadın atölyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11952</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Modern, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde kapılarını ücretsiz olarak tüm kadınlara açacak. Türkiye&#8217;nin ilk modern sanat müzesi İstanbul Modern, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde müze girişi, atölye çalışması, rehberli tur ve film gösteriminden, tüm kadınların ücretsiz faydalanabileceğini açıkladı. Kadınlara yönelik düzenlenecek atölye çalışmasında katılımcıların, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak bir duvar resmi oluşturacağı belirtilirken, rehberli [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/28/istanbul-modernden-kadinlara-ozel/">İstanbul Modern&#8217;den kadınlara özel</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="spot"><b><i>İstanbul Modern, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde kapılarını ücretsiz olarak tüm kadınlara açacak.</i></b></h3>
<div class="spot"></div>
<div class="icerikyazi">
<p>Türkiye&#8217;nin ilk modern sanat müzesi İstanbul Modern, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde müze girişi, atölye çalışması, rehberli tur ve film gösteriminden, tüm kadınların ücretsiz faydalanabileceğini açıkladı. Kadınlara yönelik düzenlenecek atölye çalışmasında katılımcıların, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak bir duvar resmi oluşturacağı belirtilirken, rehberli turda ise modern ve çağdaş sanat alanında üretim veren kadın sanatçılardan Aliye Berger’in gravürleri, Semiha Berksoy’un “Hapishanede Ziyafet”, Nilbar Güreş’in “Soyunma”, Hale Tenger’in “Strange Fruit”, Handan Börütecene’nin “Kendini Bana Getir”, Selma Gürbüz’ün “Silik Kostüm” ve “Otoportre”, İnci Eviner’in “Yeni Vatandaş I-II-III”, Nil Yalter’in “Başsız Kadın ya da Göbek Dansı”, Fahrelnissa Zeid’in “Soyut Kompozisyon”, Nur Koçak’ın “Cahide’nin Öyküsü” adlı yapıtlarının inceleneceği ifade edildi. Etkinlik kapsamında, uzay ve bilimlerinin derinliklerindeki sorunları çözmeye çalışan 3 siyahi kökenli kadının gelmiş geçmiş en önemli NASA operasyonlarından birinde oynadıkları rolü anlatan &#8220;Gizli Sayılar&#8221; adlı film de, 8 Mart’ta İstanbul Modern Sinema’da kadın izleyicilerle buluşacak.*</p>
</div>
<div class="icerikyazi"></div>
<div class="icerikyazi">*Doğan Haber Ajansı</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/28/istanbul-modernden-kadinlara-ozel/">İstanbul Modern&#8217;den kadınlara özel</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
