<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selim Vatandaş, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/selim-vatandas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/selim-vatandas/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Jul 2021 09:37:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Selim Vatandaş, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/selim-vatandas/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Türkiye’de Suriyelilerle Uyumu Artık Konuşmamız Gerekiyor&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/03/turkiyede-suriyelilerle-uyumu-artik-konusmamiz-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2021 09:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[Göç İdaresi Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal Barın]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeliler]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal entegrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[uyum politikası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olan Hilal Barın, Türkiye’deki Suriyelilerin uyum sürecinde sivil toplum kuruluşlarının rolünü inceledi. Sivil toplumun Suriyelilerin uyumuna ilişkin sistemli bir akademik çalışmada bulunmadığı kaygısı ile gerçekleştirilen araştırmaya göre; Türkiye’de STK’lar Suriyelilerin uyumunu kolaylaştıracak birincil aktörler arasında yer alıyor. Suriyelilerin uyumu için insani yardım, hukuki destek, danışmanlık, istihdam, sağlık, eğitim, mesleki eğitim, kültür-sanat, araştırma ve konferans gibi çalışma alanlarına yoğunlaşan STK’lar fiili olarak başlayan uyum sürecinin giderek hızlanmasını sağlıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/03/turkiyede-suriyelilerle-uyumu-artik-konusmamiz-gerekiyor/">&#8216;Türkiye’de Suriyelilerle Uyumu Artık Konuşmamız Gerekiyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye uluslararası göç akışında kritik bir konumda. Güneyden kuzeye, doğudan batıya ve az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere yönelen göç hareketinde hedef ülkesi Avrupa olan birçok göçmenin yolu Türkiye’den geçiyor. Bu noktada Türkiye’nin hem kaynak, hem geçiş ülkesi hem de bazı göçmenler için hedef ülke olduğunu söylemek mümkün. Nitekim Türkiye’deki akademik göç yazını da göçün getirdiği cereyanların kısa ve orta vadede tartışmaya devam edileceğini vurguluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün sunduğu resmi rakamlara göre halihazırda 3.6 Milyon Suriye uyruklu kişi bulunuyor. Diğer uyruklardan ise 320 bin kişinin Türkiye’de yaşamını sürdürdüğü ifade ediliyor. Gayrı resmi rakamlar ise Türkiye topraklarında 5 milyonun üstüne yabancının olduğunu ifade ediyor. Her ne kadar koronavirüs döneminde uluslararası göç akışı radikal bir şekilde düşüş gösterse de “göç” dünyanın her zaman olduğu gibi kimilerince kabullenilmesi zor bir gerçeği olmaya devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öyle ki Birleşmiş Milletler dünyada uluslararası göçmen sayısının 2000 yılından beri %50 arttığını ifade ediyor. Dünya üzerinde en az 244 milyon göçmen yer değiştiriyor. Göçmenlerin aslında büyük bir kısmını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Durum böyleyken göç akışından neredeyse etkilenmeyen ülke kalmadığını söylemek mümkün.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle yoğun göç akışına sahip ülkeler göçmenleri “misafir” olarak kabul etmenin ötesinde artık “uyum” çalışmalarını da tartışmaya başlıyor. Örneğin, göçmenler için hedef ülke konumunda olan Almanya uyum çalışmalarında önde gelen ülkelerden biri konumunda.</span></p>
<h5><b>Suriyelilerin Kısa Vadede Dönebilmesi Mümkün Değil</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’ye ilk Suriyeli girişinin üzerinden tam 10 yıl geçti. Süreç içinde 680 binden fazla Suriyeli çocuk Türk eğitim sistemine dahil edildi. 1 milyondan fazla Suriyeli aktif olarak çalışmaya devam ediyor. Örneğin TEPAV raporunda Suriyelilerin Türkiye’de 20 Binden fazla şirket kurarak Türk ekonomisine katkı sağladığı ifade ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan Türkiye’nin gönüllü geri dönüşü ve üçüncü ülkelere yerleştirmeyi teşvik etmesi gerektiği vurgulanırken bir yandan asıl ihtiyacın kapsamlı uyum çalışmaları olacağının altı da çiziliyor. Çünkü biliniyor ki Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri neredeyse yok. Örneğin </span><i><span style="font-weight: 400;">Save The Children</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8216;ın araştırmasına göre, Suriyeli çocukların çoğu geleceklerini kendi ülkelerinde göremiyor ve Suriye&#8217;ye dönmek istese de bu talep halihazırdaki savaş koşulları nedeniyle imkansız görünüyor.</span></p>
<h5><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-72291 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/sivil-toplumun-rolu.jpg" alt="" width="251" height="387" />“Artık Resmi Olarak Uyum Çalışmalarının Konuşulması Gerekiyor.”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dr. Öğretim Üyesi Hilal Barın yaklaşık dört yıl süren doktora çalışmasında kamu kurumları ve saha görüşmeleri neticesinde Suriyelilerin büyük bir kısmının Türkiye’de kalıcı olduğu sonucuna ulaştığını ifade ediyor. Doktora çalışmasını “Türkiye’deki Suriyelilerin Enterasyonunda Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü” başlığı ile kitaplaştıran Hilal Barın ile Türkiye’de göç çalışan STK’ları konuştuk.</span></p>
<p><b>Yaptığınız saha çalışmasına göre STK’larla ilgili öne çıkan en önemli bulgu neydi acaba?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle son yıllarda göçün yoğunlaşması ile STK’lar sundukları hizmetler bağlamında göçmenler için devlet dışı aktörler olarak vazgeçilmez unsurlar haline geldi. Bu kuruluşlar göçmenleri koruma ile ilgili raporların hazırlanması, kamuoyunun ve medyanın haberdar edilmesi; göçmenlere barınma sağlanması, hukuki ve toplumsal danışma ve eğitim programları sunulması; sağlık, kalkınma, danışma, yerleştirilme ve uluslararası yardımlara ulaşma gibi konularda yardım etmeye devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de de bu gibi süreçleri kolaylaştırmak için özellikle Suriye krizi sonrasında STK’lar tarafından Suriyelilere yönelik sahada gerçekleştirilen yardımlar, programlar, faaliyetler, kampanyalar ve projeler Suriyelilerin toplumsal entegrasyonuna çok büyük rol oynadı. Bu faaliyetlerin yanı sıra devlet ve devletin yardım kurumlarının çalışmalarını ve Türkiye halkını mobilize ederek tüm dünyada krize neden olan Suriyelilerin “de facto entegrasyon” sürecine aracılık ettiler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede, Türkiye&#8217;de STK’lar birincil tamamlayıcı aktörler olarak faaliyetleri ile Suriyelilerin entegrasyonunu kolaylaştırmaktadırlar. Nitekim, sahada yaygın olarak STK’lar tarafından gerçekleştirilen bütünleştirici eylemlerin, Suriyeliler ile Türkiye toplumunu bir araya getirme girişimi etrafında odaklandığını müşahede ettim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’lar, şehirlere yerleşen Suriyeliler için insani yardım, nakit yardımı, psiko-toplumsal destek, istihdam, hukuki danışmanlık, toplumsal hizmetler, sağlık hizmetleri, eğitim ve mesleki eğitim, kültür ve sanat etkinlikleri, farkındalık yaratma kampanyaları, konferanslar, çalıştaylar, hizmetlere erişim hakkında bilgi paylaşımı  noktasında birçok faaliyetler gösterdi. Saha düzeyinde aktif faaliyet gösteren bazı STK’ların, faaliyetlerindeki gönüllülük motivasyonu ile birlikte acil durum anında gece gündüz bu ortamı yaratmak için çalıştıkları söylenebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriyelilerin varlığına dair farklı motivasyon, yöntem ve perspektiflere sahip olmalarına rağmen, farklı ideolojilerden tüm STK’lar (dini [İslamcı ya da Hıristiyan], işçi sendikaları, dayanışma grupları, ‘hak temelli’ STK’lar, ‘ihtiyaç temelli’ hizmet sağlayan STK’lar) olağanüstü koşullar altında aynı sorunun üzerine eğildi. STK’lar tarafından oluşturulan platformlar, ortaklıklar ve koordine edilmiş ekipler -sahada zaman zaman aksaklıklar olmasına rağmen- görece başarılı bir şekilde Suriyelilerin uyumu için çalıştılar. </span></p>
<p><b>STK’ların uyum sürecine etkisi ne derecede?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte STK’ların Suriyelilere destek olmak için iyi ilişkiler kurma çabaları ve entegrasyon faaliyetlerinin devam ettirilmesi için koordineye dayalı bir yardım ve destek sistemi belirli ölçülerde gerçekleşti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmada, Suriyeliler özelinde çalışan STK&#8217;ların politikalarını insani yardım, hukuki destek, danışmanlık, istihdam, sağlık, eğitim, mesleki eğitim, kültür-sanat, araştırma ve konferans/atölye gibi çalışma alanlarına yoğunlaştıkları tespit edildi. Bunun yanı sıra göç konusuyla ilgilenen STK’ların toplumsal entegrasyon konusunda birçok çalışması bulunuyor. </span></p>
<p><b>Toplum, uyum sürecinde nerede acaba?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de göç yönetiminde STK’ların da mobilize ettiği toplumun bizatihi kendisidir. Farklı kültürlerin karşılaşmasıyla insanların bir arada hayatlarını sürdürme isteği ile aslında entegrasyon gerçekleşiyor. Toplumsal krizler, patlamalar yaşanmadan hayırseverlik duygularıyla gerçekleşen ve hayırseverliği aşan, toplumsal entegrasyonu sağlayan STK yapılanmaları tabandan bir örgütlenmeyi mümkün kılmış yeni bir toplumsal olgudur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal entegrasyonun gerçekleşmesi için STK’lar süreçte aktif olarak yer almış devlet ve yerel halkla uyumlu çalışmalar yürütmüştür. Bununla birlikte toplumsal kabulün yüksek olması ve devam etmesi söz konusu olsa da durumun hep bu seviyede ilerleyeceğini düşünmek yanıltıcı olur. Doğru politika ve stratejilerin belirlenmesi ve bu yönde hareket edilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, entegrasyonun gerçekleşebilmesi için çift taraflı bir uyum söz konusu olmalı ve yerel halka güvenlik kaygıları yaşamamaları için yaşam standartlarında herhangi bir düşüş yaşanmayacağı noktasında da garantiler verilmelidir.</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-72293 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/uyum-politikasi.jpg" alt="uyum politikası" width="598" height="339" /></p>
<p><b>Uyum politikası artık zaruri mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye’de Mart 2011’den bu yana yaşanan iç savaşın bir ürünü olan Türkiye’deki Suriyelilerin kalıcılık ihtimalinin her geçen gün daha da artması geleceğe yönelik uyum politikalarının da ele alınmasını zorunlu kıldı. Uyum sorununa kısa vadeli politikalarla çözüm bulunamayacağını savunan bu çalışmalarda Suriyelilerin entegrasyonuna yönelik kurumsal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Çünkü, sorun artık Suriyelilerin salt temel ihtiyaçlarını karşılanmasıyla çözülebilecek bir sorun olmaktan çıktı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki Suriyeliler siyasal, sosyal ve ekonomik yönleriyle bir uyum ve güvenlik sorunu haline geldi. Yaşanan sorunlar sadece Suriyelilerle mâl edilmez ve çözüm için Türkiye halkının da katıldığı iki taraflı uyum sürecinin başlatılması gerekiyor. Bu konuda yapılacak idari-yasal düzenlemelerin yanı sıra Suriyelilerin Türkiye’nin sosyal, ekonomik, kültürel, demografik ve güvenlik yapılarına nasıl entegre edileceği hususunda uyum çalışmaları yapılması elzem. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Entegrasyon konusu, Türkiye genelinde sürekli olarak yükselen bir halk ve politika tartışması haline geldi. Suriyeliler özelinde başarılı bir uyum sürecinin nasıl olacağı ve uyumun neleri içereceği ve toplumsal hayata nasıl uyum sağlanacağına ilişkin bir uyum politikası herkesin eşit bir şekilde katılacakları bir süreç olarak algılanmalıdır. </span></p>
<p><b>Türkiye için uyum sürecinde model bir ülke var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumu oluşturan gruplar arasında ahengin sağlanması ancak kamu uyum politikaları ve grupların uyum stratejilerinin sosyal politika bağlamında ele alınması çerçevesinde birbirleriyle dengede tutularak sağlanabilecektir. Uyum stratejisinin; Avustralya, Kanada ve ABD gibi göçmen toplumlarda en fazla tercih edilen ve başarılı uyumu, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya gibi bazı ülkelerde, devletin ekonomik ihtiyaçları entegrasyon çabalarının üstüne çıkmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendine yeterlilik ve ekonomik bağımsızlık, dil bilgisi ile (bazen daha göç etmeden kaynak ülkede test edilmektedir) birlikte en üst seviye entegrasyon önceliklerindendir. Letonya, Romanya ve Hollanda gibi bazı ülkelerde entegrasyon stratejilerinde toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamına aktif katılıma özel önem verilmektedir. Finlandiya, Estonya, İrlanda, Lüksemburg, Polonya, Portekiz, İspanya gibi ülkelerde ise ev sahibi toplum ile göçmenler arasında pozitif ilişkilere odaklanılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin Belçika’da devletin entegrasyon ile ilgili en önem verdiği konu, 2012 yılı Temmuz ayındaki kanun değişikliğinden itibaren entegrasyonun son basamağı olarak görülen Belçika vatandaşlığının elde edilmesidir. Finlandiya’da mevcut entegrasyon politikası ise farklı halk grupları arasında olumlu davranışlar ve işleyen ilişkileri esas almaktadır. Bu konu vatandaşların, siyasi karar alıcıların ve diğer kamusal aktörlerin bir sorumluluğu olarak görülmektedir. Polonya’da ise ülkeye girişlerin geçici olduğu vurgulanmakta ve dil bilgisi ile iş yaşamına giriş entegrasyonun temel önkoşulları arasında tanımlanmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu örneklerin biri yahut hepsi bize uyar denemez, her ülkenin kendi gerçeklikleri doğrultusunda tarihsel ve toplumsal dinamikler göz önüne alınarak kendine özgü bir model oluşturması gerekmektedir.</span></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><b>Gelecekte Neler yapılabilir?</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Uyum için STK çalışanlarının eylem planı hazırlaması gerekiyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, AFAD ve diğer ilgili kuruluşları da uyum çalışmaları yapan STK’ları  eylem planına  dahil edebilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suriyelilere karşı yerel halkın tepkisini ölçecek araştırmalar yapılarak, olası risklere karşı halkı bilgilendirmeye yönelik projeler başlatılabilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">STK’larla belediyeler arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve paydaşlıklar kurulması Suriyelilerin entegrasyonunun yönetiminde kolaylaştırıcı rol oynayacaktır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suriyelilerle ilgili çalışma yapan STK sayısı oldukça yüksek olmasına rağmen, bu kuruluşlar arasında genel bir koordinasyon bulunmuyor. STK’lar daha sık bir araya gelmeli.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suriyelilerin hukuki mevzuat dâhilinde sahip olduğu haklar konusunda STK’lar aracılığı ile bilinçlendirilmesi gerekiyor.</span></li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><b>Kaynaklar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.tepav.org.tr/tr/calismalarimiz/s/399" target="_blank" rel="noopener">“TEPAV Suriye Sermayeli Şirketler Bülteni” Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı</a> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’, Hürriyet, 02.05.2021. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.dw.com/tr/ara%C5%9Ft%C4%B1rma-suriyeli-%C3%A7ocuklar-geri-d%C3%B6nmek-istemiyor/a-56812073" target="_blank" rel="noopener">“Araştırma: Suriyeli çocuklar geri dönmek istemiyor”, Deutsche Welle, 09.03.2021.</a> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barın, Hilal (2021). Türkiye&#8217;deki Suriyelilerin Entegrasyonunda Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü, Kadim Yayınları: 1-368.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erdoğan, M.ve Ünver, C. (2015) Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş, Düşünce ve Önerileri, TİSK, Ankara, s. 8.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/03/turkiyede-suriyelilerle-uyumu-artik-konusmamiz-gerekiyor/">&#8216;Türkiye’de Suriyelilerle Uyumu Artık Konuşmamız Gerekiyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Yeni Hükümet Sisteminde Göç’te de Kurumsallaşmalıyız”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/yeni-hukumet-sisteminde-gocte-de-kurumsallasmaliz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 13:59:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Hükümet SistemiCumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[göç politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mülteci Hakları Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye artık “göç-yoğun” bir ülke… Kimi ülkeler için kaynak, kimi göçmenler için konak ya da hedef bir coğrafya konumunda. Bu durum Türkiye’de siyasi karar alıcıların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yeni bir kurumsallaşma yoluna gitmesini de gerekli kılıyor. Göç yönetiminde kurumsallaşmayı inceleyen Uluslararası Mülteci Hakları Derneği hazırladığı raporda Cumhurbaşkanlığı’na doğrudan bağlı bir “Göç Politikaları Kurulu”nun oluşturulması önerisinde bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/yeni-hukumet-sisteminde-gocte-de-kurumsallasmaliz/">“Yeni Hükümet Sisteminde Göç’te de Kurumsallaşmalıyız”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2010’lu yıllarla birlikte giderek hız kazanan göç akışı ulus-devletleri göçmenlere karşı yaklaşımda yeni sınavlara tabi tutuyor. Göç yolunda bazı ülkeler kaynak, bazıları transit, bazıları ise hedef konumdayken; Türkiye söz konusu akışta her üç deneyimi aynı anda tecrübe eden kritik bir noktada bulunuyor. Bu durum Türkiye’nin kurumsal inşasında geçmişe oranla artık daha sıcak bir gündeme sahip olan göç başlığının yeniden ele alınmasını zaruri kılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Türkiye’de bir Göç Bakanlığı’na ihtiyaç var mı?” sorunsalı ile yola çıkan Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, Aslı Salihoğlu’nun küresel çapta 198 ülkeyi tarayarak kaleme aldığı “</span><b>Göç Yönetiminde Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">” başlıklı raporu yayımladı. Raporda ortaya çıkan başlıca sonuçlardan bir tanesi Türkiye’de göçe ilişkin yeni bir bakanlığa ihtiyaç olmadığı. Fakat raporun bir diğer çıkarımı ise mevcut ve gelecekteki göç dalgalarının daha etkin bir şekilde yürütülebilmesi için </span><b>Cumhurbaşkanlığı’na doğrudan bağlı bir “Göç Politikaları Kurulu” oluşturulması önerisi.</b></p>
<h5><b>Göçmene Her Bakanlık Farklı Yaklaşıyor!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç yönetimine ilişkin her kurumsal düzen farklı bir yaklaşımı da beraberinde getiriyor. Belirli bir ülkedeki göçten sorumlu kurum veya kuruluşların, ulusal hükümet düzenindeki yerleri, söz konusu ülkedeki baskın göç yönetimi anlayışını yansıtabiliyor. Öyle ki eğer “lider” göç kurumu İçişleri Bakanlığı’na bağlı ise, göçmene ilişkin güvenlikçi bir anlayışın hâkim olduğu gözlemlenirken Adalet Bakanlığı’na bağlı ise hak temelli uygulamalar öne çıkıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göçün devletler tarafından bakanlıklar düzeyinde nasıl ele alındığı incelendiğinde çok az ülkenin (taranan ülkelerin %10’u) bir göç bakanlığına sahip olduğu gözlemleniyor. Göç Bakanlığı’na sahip olan ülkeler çoğunlukla tek bir baskın göç dalgasını (örn. işgücü göçü, insani göç) yönetiyor. Ayrıca bazı ülkeler (%15) Göç Bakanlığı’nı bir başka bakanlıkla birleştirebiliyor. Ülkelerin büyük çoğunluğu ise (%55) göç hareketlerini İçişleri Bakanlığı bünyesindeki koordinasyon ile denetliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç yönetimde Dışişleri Bakanlığı’nın aktif rol alması işbirliği merkezli ve uluslararası bir yaklaşımı içerirken; eğer göç yönetimde lider kurum İçişleri Bakanlığı ise sınır kontrolü ve insan kaçakçılığıyla mücadele dahil olmak üzere göçün ulusal güvenlikle ilgili yönlerine odaklanılıyor.</span></p>
<h5><b>Türkiye’de Sistem Nasıl?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporun yazarı Aslı Salihoğlu göç yönetimindeki küresel standartlarla karşılaştırıldığında, Türkiye’nin halihazırdaki kurumsal düzenini “olgun” olarak değerlendiriyor. Salihoğlu’na göre bu düzenin yasal temelleri, Türkiye’ye Suriye savaşı sonrasında gelen kitlesel insani göç dalgalarını daha etkin yönetebilmek adına 2013 yılı ve sonrasında atıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşzamanlı olarak hem göç alan ülke, hem göç veren ülke, hem de transit geçiş coğrafyası konumundaki Türkiye, göç yönetimindeki sorumlulukları çeşitli bakanlık-altı göç departmanlarına dağıttı. İçişleri Bakanlığı merkezli şekillenen bu kurumsallaşma ulusal güvenlik meselelerinin ağır bastığı, ekonomik kalkınma gibi alt başlıkların görece göz ardı edildiği bir kamusal göç politikasını yansıtıyor.</span></p>
<h5><b>Türkiye’de Yeni Hükümet Sistemine Geçildi Fakat…</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş yaptı. Birçok bakanlık söz konusu yapılanmada yeniden şekillendi. Fakat 2013 yılında genel olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) çerçevesinde şekillenen göçün kurumsal denetiminin artık yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç var.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hükümet sisteminin değişmesi, göç bağlamında yeni bir kurumsallaşma modelini aramaya sevkediyor.</span></p></blockquote>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş sırasında ulusal yönetiminin birçok bileşeninin daha da merkezileştiğini vurgulayan Salihoğlu, Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulu’na göç alanında tanınan birkaç danışmanlık vasfı dışında, Türkiye’deki göç yönetimine ilişkin kurumsal düzenin büyük ölçüde değişmediğinin altını çiziyor.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu durum, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Göç Kurulu’nun ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kurumsal nüfuzunu ve yürütme yetkilerini göreceli olarak azalttı. Bu bağlamda hem mevcut kamusal düzende güvenlikçi politikaların vurgulanması hem de göç alanındaki başlıca devlet kurumlarının cumhurbaşkanlığı sisteminde ana karar mercilerinden uzak kalmaları, orta-uzun vadede ülkemizdeki göç politikalarının bütüncül ve etkin yönetimini güçleştiriyor.</span></p>
<h5><b>Cumhurbaşkanlığı’na Doğrudan Bağlı Bir “Göç Politikaları Kurulu”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporun yazarı Salihoğlu’na göre Türkiye’de karma göç dalgalarının gelecekte daha da artacağını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Söz konusu dinamikler ekonomik kalkınmayı, insan haklarını ve göç politikalarının ulusal güvenlikle olan ilişkisini eşit derecede vurgulayan, merkezi yönetim süreçlerine olabildiğince dahil bir kurumsal mimarinin gerekliliğini de mecbur kılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salihoğlu’nun vurguladığı üzere bu etkin yönetim, yapısal olarak Göç Kurulu’nun feshedilmesi ve yerine Cumhurbaşkanlığı’na doğrudan bağlı bir “Göç Politikaları Kurulu”nun oluşturulması ile elde edilebilir. Bu kurul, devlet paydaşlarını (İçişleri, GİGM, AÇSHB, UİGM, Dışişleri, KTB, vb.) ve ulusal güvenlik, ekonomi, hukuk, dışişleri, sosyal hizmetler, eğitim ve sağlık dahil olmak üzere birçok alandan uzmanı bir araya getirerek göç alanında bütüncül politika yönetimini ana karar mercii olan Cumhurbaşkanlığı’na taşıyabilir. Göç Politikaları Kurulu’nun oluşturulması, bütüncül bir ulusal göç stratejisinin tasarımını kolaylaştıracak, ekonomi ve hukuk alanlarında uzman ve yetkili paydaşların Türkiye’nin göç yönetimindeki göreceli önemini artıracak bir siyasi manevra olacaktır.</span></p>
<p>Raporun tamamına ulaşmak için <a href="https://umhd.org.tr//upload/Dokuman/opt-goYcY-yoYnetiYmiYnde-tuYrkiYye-178J9YYA6UTU7EYWX2J9.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/yeni-hukumet-sisteminde-gocte-de-kurumsallasmaliz/">“Yeni Hükümet Sisteminde Göç’te de Kurumsallaşmalıyız”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mültecilerin Yeni Sınavı: Aşı Pasaportu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/multecilerin-yeni-sinavi-asi-pasaportu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2021 09:19:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı pasaportu]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[küresel göç]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel göç akışı güneyden kuzeye, doğudan batıya, çevre ülkeden merkez ülkeye, sömürülenden sömürene, yoksun coğrafyadan zengine bir seyir izlerken; bu seyir şimdi yeni bir sınav ile karşı karşıya: Aşı Pasaportu! Her ne kadar kulağa hoş gelen bir söz öbeği olsa da aşı pasaportu meselesinin adil olmadığına ilişkin tartışmalar var.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/multecilerin-yeni-sinavi-asi-pasaportu/">Mültecilerin Yeni Sınavı: Aşı Pasaportu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada çapında yaklaşık 1 milyar uluslararası göçmen bulunuyor. Bu sayının 80 milyonu zorla yerinden edilen göçmenlerden oluşuyor. Göç gündemi ısındıkça devletler sınırlarındaki kalelere yeni taşlar ekliyor. Aralık 2019’da küresel koronavirüs krizinin patlak vermesi ile özellikle düzensiz göçmenler için sınırlar arası geçişler oldukça zorlaştı. Bunun ötesinde dezavantajlı gruplar arasında yer alan mültecilerin aşılama sürecine ilişkin bir planlama ortaya konulamıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteciler koronavirüs salgınında çok sayıdaki risk faktörünü bir arada yaşamanın ağır yükünü taşıyorlar. Öyle ki; ülkesini terk etmek zorunda kalan birçok insan zor ve kalabalık yaşam koşulları, evden çalışabilme imkanlarının bulunmadığı kayıt dışı istihdam, yeterli su ve hijyene erişimlerin kısıtlı olması gibi çeşitli sınavlarla karşı karşıya geliyorlar. Mülteciler ayrıca bazı ülkelerde ırkçı yaklaşımlar, güvensiz yasal statü, kısıtlayıcı politikalar, sağlık sistemleri hakkında sınırlı bilgi, dilsel ve kültürel engeller ve yetkililere güvensizlik dahil olmak üzere, kamu ve sağlık hizmetlerinin önünde çok sayıda engelle </span><a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33640075/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">karşılaşıyorlar</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<h5><b>Koronavirüs Dönemi’nde Engellerden biri de Aşı Pasaportu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel göç akışı güneyden kuzeye, doğudan batıya, çevre ülkeden merkez ülkeye, sömürülenden sömürene, yoksun coğrafyadan zengine bir seyir izlerken; bu seyir şimdi yeni bir sınav ile karşı karşıya: Aşı Pasaportu! Her ne kadar kulağa hoş gelen bir söz öbeği olsa da aşı pasaportu meselesinin halihazırda adil olmadığına ilişkin tartışmalar var.</span></p>
<h5><b>Aşı Pasaportu Nedir?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pasaport aslında yabancı ülkelere gidecek olanlara yetkili makamlarca verilen ve yabancı ülke yetkililerinin kimlik incelemesinde geçerli olan </span><span style="font-weight: 400;">belgedir</span><span style="font-weight: 400;">. Aşı pasaportu ise koronavirüs aşısı olduktan sonra sahip olabileceğiniz; restoran, sinema, konser gibi kalabalık alanlara, uçaklara erişime ve ülkeler arası geçişte size kolaylık sağlayan hüviyet niteliğindedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı pasaportu  Covid-19 salgınına karşı tüm dünyada önlemler alındığı dönemde uluslararası insan hareketliliğinin “daha güvenli” bir şekilde sağlanabilmesi için bir geçiş kartı niteliğinde. Aşı pasaportu uygulaması her ne kadar koronavirüsün devletler arası yayılımında engelleyici bir faktör gibi gözükse de örneğin Dünya Sağlık Örgütü söz konusu uygulama ile ilgili çekincelerinin bulunduğunu belirtiyor. </span></p>
<h5><b>Dünya Sağlık Örgütü’nden Ulusal Hükümetlere: “One Minute”</b></h5>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-67879" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-saglik-hizmetleri-1-640x426.jpg" alt="dünya sağlık örgütü" width="305" height="203" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-saglik-hizmetleri-1-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-saglik-hizmetleri-1.jpg 700w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü aşı pasaportları ile ilgili bir “pozisyon bildirisi” yayımlamış durumda. Bildiriye göre “aşılamanın bulaşıyı azaltmadaki etkinliği de göz önünde bulundurulduğunda halihazırda ulusal otoriteler ve seyahat acentaları uluslararası insan hareketliliğine karşı bir kanıt belgesi sunmakla yükümlü olmamalı! İkinci olarak aşıların sınırlı tedariği de göz önünde bulundurulduğunda, seyahat edenlerin ‘tercihli ve öncelikli olarak aşılanması’, yüksek risk altında olduğu düşünülen dezavantajlı nüfuslar için yeni riskleri ve adaletsizlikleri de beraberinde getirebilir. Bunun yanında şu aşamada [Şubat 2021 kastediliyor] aşılanmış kişiler için bile seyahat riskini azaltma önlemlerinin uygulanmaya devam edilmesi gerekiyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örgüt aşılamaya ilişkin temel endişelerini bilimsel, etik, yasal ve teknolojik olmak üzere dört boyutta tartışıyor. </span></p>
<p><b>Bilimsel olarak:</b><span style="font-weight: 400;"> Koronavirüs aşılarının etkinliği ile ilgili bazı belirsizlikler devam ediyor. Örneğin SARS-CoV-2 varyantları dahil olmak üzere aşıların:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bulaşmayı sınırlamadaki etkinliği</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Takviye dozlarının zamanlaması</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Asemptomatik enfeksiyona karşı koruma sağlayıp sağlamadığı</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Öncelenmesi gereken yaş ve nüfus grupları</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Münhasır kontrendikasyonları</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Seyahatten ne kadar önce sunulacağı</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">antikorları olan kişilere yapılıp yapılmayacağı meseleleri tartışılmaya devam ettiğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. </span></li>
</ul>
<p><b>Etik olarak: </b><span style="font-weight: 400;">Halihazırda çok az kişinin aşıya erişim imkanı bulunuyor. Mart 2021 itibariyle nüfuslarını aşılamaya başlayan ülkelerin neredeyse tümü orta-üst ve üst gelir seviyesindeyken; özellikle orta, orta-alt ve düşük gelir seviyesine sahip ülkeler aşıdan mahrum durumda. DSÖ bu yönüyle COVID-19 aşılarının adaletsiz dağılımının zaten var olan eşitsizlikleri derinleştirebileceği ve yeni eşitsizlik biçimlerini ortaya çıkarabileceği endişesinin de altını çiziyor. DSÖ’ye göre “Mevcut bağlamda, seyahatin bir koşulu olarak aşılama gerekliliğinin getirilmesi, zaten sınırlı olan aşı tedarikine eşit küresel erişimin engellenmesi gibi yeni bir problem potansiyeline sahip.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında aşıya erişim imkanı olan insanların uluslararası hareketlilikte muafiyete sahip olup, aşı olamayanların seyahat özgürlüğünün kısıtlanması insan haklarına da aykırı olacaktır. Bu bağlamda Dünya Sağlık Örgütü bildirisinde açıkça aşılamanın bireyler, toplumlar ve küresel sağlık için faydalarını en üst düzeye çıkarma olasılığı düşük olduğunu vurguluyor. </span></p>
<p><b>Yasal Olarak:</b><span style="font-weight: 400;"> Uluslararası Sağlık Tüzüğü’ne [2005] taraf olan devletlerin giden veya gelen uluslararası yolcular için aşı kanıtı şartı getirilmesine ilişkin hükümlerine uymaları bekleniyor. UST Acil Durum Komitesi’nin 14 Ocak 2021’de gerçekleştirdiği toplantı bildirgesi ülkelerin uluslararası seyahat edenler için aşı kanıtı istemesi için erken olduğunu </span><a href="https://www.who.int/news/item/15-01-2021-statement-on-the-sixth-meeting-of-the-international-health-regulations-(2005)-emergency-committee-regarding-the-coronavirus-disease-(covid-19)-pandemic" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">vurguluyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Halihazırda sadece “Sarı Humma” için ülkeler bir aşı kartı talep edebiliyor. Aşının adaletsiz ve usulsüz yayılma ihtimali tüzüğün 31, 36, 40 ve 43. maddeleri ile 6 ve 7 numaralı ekine aykırı görülüyor.</span></p>
<p><b>Teknolojik Olarak: </b><span style="font-weight: 400;">Bir bireyin aşı durumunu doğrulayabilme yeteneğinin gelişmesi, güvenli veri erişimini veya alışverişini desteklemek için uluslararası işbirliği ve teknolojik alt yapının bulunması gerekiyor. Aşılama ile ilgili dijital çalışmalar DSÖ bünyesinde de devam ediyor. Örgüt, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde olası kullanıma açılabilecek bir dijital aşı sertifikası için yönetişim çerçevesi ve şartnameler oluşturmak için ortaklarla birlikte çalışmaya devam ettiğini vurguluyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-67876 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-asilamada-nerede.jpg" alt="dünya aşılamada nerede" width="594" height="397" /></p>
<h5><b>Hangi Ülkeler Aşı Pasaportu Uygulayacak?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Mart ayında Avrupa Komisyonu Covid-19’a rağmen aşı olmuş kişilerin Avrupa Birliği içinde serbest dolaşımının mümkün olabileceğini duyurdu. Avrupa Parlamentosu ise bir yandan aşılanmış AB vatandaşlarının kıta içinde özgürce seyahat edebilmesini sağlayabilmek için “Dijital Yeşil Sertifika” isimli bir belge üzerinde </span><a href="https://tr.euronews.com/gezi/2021/03/19/ab-icinde-yesil-pasaport-sahipleri-icin-en-iyi-seyahat-rotalar" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">çalışıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şubat ayında da Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz; Avrupa Birliği çapında aşı pasaportlarının savunucuları arasında yer alırken İzlanda’da bu yılın başında aşı pasaportlarını dağıtmaya başlamıştı. Macaristan ise iki doz aşı olanlara sokağa çıkma yasaklarına karşı muafiyet </span><a href="https://tr.euronews.com/gezi/2021/02/25/covid-19-as-pasaportu-nedir-ulkeler-uygulama-hakk-nda-ne-dusunuyor" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">getiriyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Durum böyleyken The Economist dergisi aşı pasaportuna sahip olanlarına uluslararası seyahatlerde olmayanlara göre büyük bir fark “yaratacaklarını” ifade </span><a href="https://www.economist.com/science-and-technology/2021/03/13/are-vaccine-passports-a-good-idea" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">ediyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<h5><b>Mültecilerin Dezavantajlı Grupta Olduğu Unutulmamalı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha geçen ay, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, mültecileri aşılama programlarına dahil etmenin “salgını sona erdirmenin anahtarı” olduğunu vurgulamıştı. Neyse ki, Ürdün ve Lübnan gibi bazı kilit mülteci ev sahibi devletler, ulusal COVID aşısı uygulamalarına mültecileri dahil ettiğini ifade etti fakat konuya ilişkin net bir eylem henüz bulunmuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim dünyanın en fakir eyaletlerinde yaşayan 10 kişiden tahminen 9&#8217;unun bu yıl aşı olamayacağı tahmin </span><a href="https://www.sbs.com.au/news/why-a-vaccine-passport-could-further-disadvantage-refugees-and-asylum-seekers" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">ediliyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Mülteciler için aile birleşimi ve zorunlu göç gibi durumlarda &#8220;Aşı Pasaportu&#8221; talep etmek, sığınma ve güvenliğe erişimlerinde ek bir engel oluşturacak. Bu yönüyle aşı pasaportlarının tüm insanlar için etkili olabilmesi için koronavirüs koşullarının göz önünde bulundurulduğu göçmen reformuna ihtiyaç var. Bu yönüyle bu yazı “aşı pasaportuna çıkmamakla birlikte” söz konusu pasaportun cevaplardan çok yeni soruları beraberinde getireceğini vurguluyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/multecilerin-yeni-sinavi-asi-pasaportu/">Mültecilerin Yeni Sınavı: Aşı Pasaportu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Koronavirüs Krizi İklim Konusunda Artık Toparlanmak İçin Bir Fırsat Olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/17/koronavirus-krizi-iklim-konusunda-artik-toparlanmak-icin-bir-firsat-olabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2021 12:09:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Hugh Montgomery]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[Lancet Countdown]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67162</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son beş yıldır iklim değişikliği ve sağlık arasındaki bağlantıyı araştıran Lancet Countdown 2020 raporunu yayımladı. Paris İklim Anlaşması'nın 5. yıl dönümünde aralarında Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası'nın da yer aldığı 35 farklı kurumdan 120 uzman 43 farklı göstergeyi analiz etti. Rapora göre son 20 yılda yaşlı nüfusun aşırı sıcaklara bağlı ölüm oranı yaklaşık yüzde 54 artış gösterdi. Ayrıca uzmanlar iklim değişikliğinin hayvanlardan insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar sonucu ortaya çıkan salgın riskini de artıracağını düşünüyor. Lancey Countdown Başkanı Montgomery’e göre, Koronavirüs krizi iklim konusunda artık toparlanmak için bir fırsat olabilir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/17/koronavirus-krizi-iklim-konusunda-artik-toparlanmak-icin-bir-firsat-olabilir/">&#8220;Koronavirüs Krizi İklim Konusunda Artık Toparlanmak İçin Bir Fırsat Olabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Küresel iklim hareketleri değişiyor mu? Eğer değişiyorsa bu insanlık için yeni sağlık risklerini de beraberinde mi getiriyor? Lancet Countdown isimli girişim iklim koşullarının küresel düzeyde sağlığın altında yatan sosyal ve çevresel belirleyicilerdeki etkisini inceliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçekleştirilen araştırmalara göre endüstri devriminden günümüze küresel sıcaklık 1-2 derece arasında yükseldi. Öyle ki 1880&#8217;den beri, Dünya&#8217;nın ortalama yüzey sıcaklığı her on yılda 0,07 derece artmaya devam ediyor. Bu oran tek başına önemsiz görülmekle beraber, zaman içindeki dönüşüm ve getirdiği toplumsal sonuçlar endişe veriyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-67167 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/aylik-ortalama-kuresel-isi-degisimi-640x405.jpg" alt="aylık ortalama küresel ısı değişimi" width="640" height="405" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/aylik-ortalama-kuresel-isi-degisimi-640x405.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/aylik-ortalama-kuresel-isi-degisimi.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h5><b>Küresel Isınmanın Nedenleri Ne?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel ısınmaya neden olan dinamikleri İklim Veri Tabanı Uzmanı </span><a href="https://twitter.com/neilrkaye/status/1349771090403454993"><span style="font-weight: 400;">Neil R. Kaye</span></a><span style="font-weight: 400;"> iki döneme ayrılarak inceliyor.  Birinci dönem 1851-1935 tarihleri aralığında ikinci sanayi devrimi süreciyle örtüşüyor. İkinci dönem ise 1935’ten günümüze üçüncü sanayi devriminin getirdiği sonuçlara bağlanıyor. Kaye’ye göre sanayi devrimi sonrası fosil yakıtları yakma pahasına yaşanan büyük teknolojik gelişmeler önemli miktarda karbondioksit ve diğer sera gazları açığa çıkarıyor. Nitekim bilim adamlarının atmosferdeki gaz birikimlerini ve küresel ısınmayla sonuçlanan ilişkisini tam olarak anlayabilmeleri yıllar alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle 1950&#8217;lerden sonra küreselleşme ve sanayi ilerledikçe, mal ve hizmet hareketi dünya tarihindeki en yüksek hızı yakalayarak, nüfuz artışı ve tüketimin hızı bir çeşit çarpan etkisi </span><a href="https://www.visualcapitalist.com/global-temperature-graph-1851-2020/"><span style="font-weight: 400;">yapıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Kaye, bu yönüyle insanlığın gelişiminin küresel ısınma ile karmaşık da olsa bağlantılı olduğunu vurguluyor.</span></p>
<h5><b>Küresel Isınma Gelecek Yüzyılımızı Belirleyecek mi?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan bilim adamları arasında küresel ısınma ve iklim değişikliği tartışmaları süregelirken; öte yandan Kyoto Protokolü (2005) ve Paris Anlaşması (2016) gibi devletler arası zeminler meselenin ciddiyetini ortaya koymaya başladı. Bu yönüyle iklim hareketleri ve küresel ısınmaya ilişkin tartışmaların geleceğimizi şekillendiren mega trendlerden biri olma ihtimali oldukça yüksek görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-67173 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/lancet-countdown.jpg" alt="lancet countdown" width="293" height="210" />Söz konusu gelişmeleri mesele edinen Lancet Countdown, 101 ülkeden 50&#8217;sinin iklim değişikliğinin getirdiği olumsuz koşullar sonucu oluşacak sağlık sorunlarına ilişkin bir planının bulunmadığı gerekçesi ile uyarıyor. Lancet Countdown’a göre 2018 yılındaki 296.000 ölümün sorumlusu aşırı sıcaklar olduğunu unutmamak gerekiyor. Artan hava sıcaklıkları aynı zamanda humma, sıtma ve bulaşıcı bakteriyel hastalıkların da hızlanmasına neden oluyor. Bunun yanında mahsul verimliliğinin düşüşüne ve gıda güvencesi olmayan kırılgan coğrafyalar için yeni riskleri de beraberinde getiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumun Eş Başkanı Prof. Hugh Montgomery iklim değişikliğinin ülkeler arasında ve ülkelerin içinde var olan sağlık eşitsizliklerinin ölçeğini genişlettiğinin altını çizerek koronavirüs krizinin toparlanmamız için bir fırsat olduğunu vurguluyor. Montgomery mülakatında sözlerini kayda değer bir cümle ile sonlandırıyor: “Orman yangınları, seller ve kıtlık gibi olaylar, ulusal sınır ya da banka hesabı </span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/101-ulkeden-50sinin-saglik-ve-iklim-degisikligi-plani-yok/2064159"><span style="font-weight: 400;">gözetmiyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Lancet Countdown Araştırması şu beş başlığa dikkat çekiyor:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Her ülke iklim değişikliğinden zarar görecek. Örneğin 21. yüzyılın sonunda 565 milyon insanın deniz seviyesinin yükselmesiyle yerinden olma ihtimali var. Bu da yeni zorunlu göç hareketlerini tetikleyebilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Doğanın bozulması hem ekolojik çöküşe hem de zoonoz hastalıkların yayılmasına neden oluyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sağlık ve iklim risklerini ayrı ayrı ele alamayız: 2020’de Karayipler ve Pasifik&#8217;teki salgınla aynı zamana denk gelen yıkıcı ABD orman yangınları ve tropikal fırtınalar, açık bir şekilde dünyanın tek bir krizle başa çıkma lüksüne sahip olmadığını gösteriyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Dünya, yeşil Covid-19&#8217;un yeniden inşasına öncelik vermeli: Küresel sistemde özellikle bazı devletler dünyanın fosil yakıtlara “boğulmasını” önlemek için yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi öngören programlar ortaya koyuyor. Bu, her yıl fosil yakıtların açığa çıkmasının doğrudan bir sonucu olarak hava kirliliğiyle ilişkili 7 milyon ölümün azaltılması anlamına gelebilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Düşük karbonlu diyetlere geçiş, sürdürülebilir bir toparlanmanın parçası </span><a href="https://www.greenqueen.com.hk/lancet-countdown-2020-5-actions-the-world-must-take-to-tackle-converging-climate-health-crises/"><span style="font-weight: 400;">olacaktır</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></li>
</ul>
<h5><b>İklimin Önündeki Yeni Risk: Bulutlara Neler Oluyor? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı devletler iklim koşullarındaki tehlikenin farkındayken, bazı devletler maalesef ulusal çıkarlarını küresel sağlığın önüne koyabiliyor. Çin, [en azından kendi sınırları içinde] iklimi kontrol edebilmek için “bulut tohumlama” denilen bir yöntem kullanıyor. Bulut tohumlama ile bulutlardan düşen yağış miktarını değiştirmek için çeşitli maddelerle bulut içerisindeki bazı fiziksel gelişmeleri değiştirerek bilinçli olarak hava durumu </span><a href="https://www.elektrikport.com/teknik-kutuphane/ele/12086#ad-image-0"><span style="font-weight: 400;">değiştirilebiliyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Fakat iklim kontörlü konusunda ülkeler arası yeterli koordinasyon olmazsa uzun vadede ülkelerin birbirini “yağmur hırsızlığı” ile suçlayacağı olası gerilimlerle karşılaşmamız muhtemel görülüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-67168 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-tohumlama-640x492.jpg" alt="bulut tohumlama" width="640" height="492" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-tohumlama-640x492.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-tohumlama.jpg 1020w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca yağmurun yağışına hükmetmeye çalışan insanlık, bugün bilim insanların geliştirdiği lazerlerle, şimşekleri; okyanustaki petrol sızıntıları ile kasırgaları dizginlemeyi hedefliyor. Yağmur sezonunda gerçekleştirilen Pekin Olimpiyatları’nda yağmur yağmaması nedeniyle Çin hükümeti gökyüzüne 1100 roket fırlatarak bulutlara müdahale edebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67170 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-olusturma-640x352.jpg" alt="bulut oluşturma" width="372" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-olusturma-640x352.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-olusturma.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 372px) 100vw, 372px" />Aslında doğaya söz konusu yöntemlerle müdahale çabası yeni değil… 70 yıl önce de ABD’de bilim insanları bulut oluşturma yöntemiyle belirli bölgelere yağmur yağdırmayı deniyordu. Örneğin, “Bulut Tohumlama” teknolojisi California eyaletinde yaklaşık 50 yıldır </span><a href="https://www.bbc.com/future/article/20140504-will-we-ever-control-the-weather"><span style="font-weight: 400;">kullanılıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Fakat iklimsel koşullara karşı gerçekleştirilen bu yapay müdahalenin getirdiği riskler kamuoyunu endişelendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İklime müdahale etmek isteyen bilim insanları bir yandan doğayı denetim altına alma çabasına girerken öte yandan hava koşullarına egemen devletlerin “bencil” müdahalesinin nelere mal olabileceğini göz ardı ediyor. Tayvan Üniversitesi’nden akademisyenlerin vurguladığı üzere; iklim kontrolü konusunda yeterli koordinasyon sağlanamazsa, ülkelerin birbirini gelecekte “Yağmur Hırsızlığı” ile suçlama ihtimali muhtemel görünüyor. Örneğin Tibet Platosu’nda gerçekleştirilmesi planlanan bulut ekimleri Muson yağmurları üzerinde olumsuz etkide bulunarak çevre ülkelerdeki iklimi de sarsabilir. İklim konusunda ülke çıkarlarını önceleyen devlet merkezli politikalar çatışmaya varabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası kamuoyunun iklim koşullarına olumsuz etki eden faktörler konusunda ulusal hükümetlere daha fazla baskı kurması gerekiyor. İklim gibi küresel bir mesele için uluslararası sistemin önde gelen aktörlerinin iş birliği içinde bir araya gelmesi şart. Aksi takdirde gelecek nesiller sanayi devrimi hiper hız kazanan “tüketim” sürecinin ağır bedellerini ödemek zorunda kalacak.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/17/koronavirus-krizi-iklim-konusunda-artik-toparlanmak-icin-bir-firsat-olabilir/">&#8220;Koronavirüs Krizi İklim Konusunda Artık Toparlanmak İçin Bir Fırsat Olabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa’da 20 Bin Mülteci Çocuk Kayıp</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/26/avrupada-20-bin-multeci-cocuk-kayip/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 08:26:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mülteci Hakları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Resmi rakamlara göre Avrupa’da yaklaşık 20.000 mülteci çocuk kayıp durumda. Uzmanlar ise gerçeğin resmi makamların açıkladığı rakamların çok daha üstünde olduğunu ifade ediyor. En büyük endişe ise kayıp mülteci çocukların uluslararası suç örgütlerinin eline düşmüş olma ihtimali…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/26/avrupada-20-bin-multeci-cocuk-kayip/">Avrupa’da 20 Bin Mülteci Çocuk Kayıp</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle 2015 yılında Kuzey Afrika ve Ortadoğu hattından Avrupa’ya doğru yönelen 2 milyonun üzerinde göçmen zorlu koşullar altında Almanya, Fransa ve Hollanda gibi hedef ülkelere ayak basmıştı. İnsanları göçe zorlayan sebeplerin başında şiddet, silahlı çatışma, zulüm, doğal afetler, iklim değişikliği nedeniyle oluşan tahribat, yoksulluk, eşitsizlik ve kişilerin daha iyi bir yaşam arayışı gelmekteydi. Göçmenlerin büyük birçoğu Avrupa ülkelerinde daha iyi eğitim alacağını ve daha iyi bir iş bulacağını düşünmekteydi. Fakat göçmen ailelerin bir kısmı kaçış esnasında ayrı düştü. Göçmen çocukların bir diğer kısmı ise yetişkin aile bireyleri olmadan göç etmek zorunda kaldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-64548 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/ab-ulkelerine-multeci-basvurusu-640x650.jpg" alt="Ab ülkelerine mülteci başvurusu" width="295" height="300" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/ab-ulkelerine-multeci-basvurusu-640x650.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/ab-ulkelerine-multeci-basvurusu-1024x1040.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/ab-ulkelerine-multeci-basvurusu.jpg 1041w" sizes="auto, (max-width: 295px) 100vw, 295px" />Günümüzde kayıp mülteci çocuklarla ilgili en büyük problemlerden biri 2018’den bu yanda verilerin kaygı verici bir şekilde kesilmiş olması&#8230; Avrupa Birliği otoriteleri 2016 yılında resmi olarak Avrupa’da 10.000 kayıp mülteci çocuğun bulunduğunu <a href="https://www.europarl.europa.eu/EPRS/EPRS-AaG-599292-Disappearance-migrant-children-in-Europe-FINAL.pdf" target="_blank" rel="noopener">ifade etmekteydi.</a></span><span style="font-weight: 400;"> Ötesinde EUROPOL Kurmay Başkanı Brian Donald’ın verdiği bilgilere göre, bazı refakatiz mülteci çocukların cinsel şiddet kurbanı olduğu yönünde kanıtlar <a href="https://www.ecre.org/concerns-over-abuse-of-women-and-children-on-the-move-in-europe/" target="_blank" rel="noopener">bulunmaktaydı.</a></span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün ise Avrupa’da kayıp mülteci çocukların sayısının 50.000’in üstünde olduğu ifade ediliyor. Sivil toplum örgütleri ve milletvekilleri konuya ilişkin raporlar hazırlanmasına rağmen çocukların neden ve nasıl kaybolduğuna dair sorular halen<a href="https://www.aa.com.tr/tr/yasam/uzmanlara-gore-2018den-beri-kayip-multeci-cocuklarla-ilgili-veri-akisi-bulunmuyor/1991661" target="_blank" rel="noopener"> yanıtlanmış değil.</a></span></p>
<h5><b>Kayıp Mülteci Çocuklarla İlgili Türkiye’den Avrupa’ya Tepki</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa’da kayıp mülteci çocuklarla ilgili Türkiye’deki birçok dernek ve kanaat önderi de çalışmalar yürütmekte. Bu kesimin en büyük endişesi Avrupa’daki refakatsiz mülteci çocukların zorla fuhuş, uyuşturucu kaçaklığı, emek sömürüsü, organ ticaretinde kullanılıyor olma ihtimali…</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-64551" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/abdullah-resul-demir-640x360.jpg" alt="abdullah resul demir" width="347" height="195" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/abdullah-resul-demir-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/abdullah-resul-demir-1280x720.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/abdullah-resul-demir-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/abdullah-resul-demir.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 347px) 100vw, 347px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de mülteci hakları alanında çalışmalar yürüten derneklerden biri olan Uluslararası Mülteci Hakları Derneği (UMHD) çocuk mültecilerin büyük bir kısmının sığınma talebinden önce veya süreç devam ederken kaybolduğunu ifade ediyor. Derneğin Başkanı Avukat Abdullah Resul Demir’e göre, “Çocuk mültecilerin, taleplerinin olumsuz değerlendirilme ve nihayetinde de sınır dışı edilme korkusu nedeniyle başka ülkelere kaçmış olma ihtimali söz konusu…” Bu yönüyle çocuk mültecilerin “kayıp” olarak nitelendirilmelerinin temelinde de kendilerinden haber alınamaması yatıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Demir’e göre Avrupa’daki refakatsiz çocukların kaybolma nedenleri arasında Avrupa ülkelerindeki yetersiz kabul koşulları, prosedürler, aksaklıklar, aile birleştirme sürecindeki neticesizlikler ve refakatsiz çocuklara atanan vasilerin verimsizlikleri yer alıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son 20 yılda mülteci sayısı %100 aratarak 79 milyona çıktığının altını çizen Demir, Birleşmiş Milletler Yüksek Komisyonu’nun yayınladığı son rapora göre Dünya üzerindeki mülteci sayısının yüzde 40’ının yani 32 milyonunun çocuklardan oluştuğunu ifade ediyor. Demir’e göre bu istatistiklere bakıldığında son 5 yılda Avrupa’ya göç etmek isteyen çocuklar 1 milyona ulaşırken refakatsizler 100 bini bulabiliyor.</span></p>
<figure id="attachment_64549" aria-describedby="caption-attachment-64549" style="width: 314px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-64549" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/celil-akdogmus-640x426.jpeg" alt="celil akdoğmuş" width="314" height="209" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/celil-akdogmus-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/celil-akdogmus.jpeg 679w" sizes="auto, (max-width: 314px) 100vw, 314px" /><figcaption id="caption-attachment-64549" class="wp-caption-text">Av. Celil Akdoğmuş</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Derneğin gönüllü avukatlarından Celil Akdoğmuş’a göre ise “Türkiye’deki vatandaşlar ve STK’lar, Avrupa’daki kayıp mülteci çocuklarla ilgili çabasında oldukça gayretli. Özellikle Milletvekili Serap Yaşar’ın bu alandaki mücadelesi dikkate değer konumda. Kendisinin 2 yıl süren saha çalışmaları, STK ziyaretleri, resmi kuruluşlarla görüşmeler sonrasında kaleme aldığı </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/Avrupa%E2%80%99da-Kay%C4%B1p-M%C3%BClteci-ve-G%C3%B6%C3%A7men-%C3%87ocuklar.pdf"><span style="font-weight: 400;">rapor</span></a><span style="font-weight: 400;"> Avrupa Konseyi Parlamenterler meclisi tarafından yayımlandı. Yaşar’ın çalışmalarını AB’nin temsil organı olan Avrupa Parlamentosu milletvekilleri de yakından takip ediyor.” Akdoğmuş ayrıca Mültecilerin Hukuki Statülerine Dair Cenevre Sözleşmesi’nin 3. Maddesi gereğince devletlerin çocuk mültecilerin de üstün yararını gözetmesi gerektiğini ifade ederken 22. madde uyarınca refakatsiz çocuk mültecileri de koruma, onlara yardım etme ve bu çocukların aileleri ile yeniden bir araya gelme noktasında iş birliği yapma yükümlülüğü bulunduğunun altını çiziyor. Akdoğmuş’a göre Avrupa’da otoritelerin şu somut adımların takip edilmesi gerekiyor:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kabul tesisleri korunaklı, insan onuruna yaraşır bir hayat için uygun şartları ihtiva eder olmalı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kolluk kuvvetleri ve adli birimler arasındaki iş birliği arttırılmalı, Interpol, Schengen Bilgi Sistemi, Europol, Eurojust gibi kurumlar aracılığı ile bu iş birliği geliştirilmeli,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kayıp mülteci çocuklar İnterpol tarafından sarı bülten ile aranmalı ve Schengen bilgi sistemine dahil edilmeli,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Belgesiz çocuk mülteciler ilk fırsatta belirleyici kişisel bilgileri ile kayıt altına alınmalı,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Refakatsiz çocukların aileleri ile birleşmeleri adına bilgi paylaşımı yapılmalı.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası Mülteci Derneği’nin gönüllü avukatlarından Esma Yurt’a göre ise Avrupa’nın öncelikli olarak insan kaçakçılarına karşı etkin yaptırımlarla tedbir alması gerekiyor. Yurt’a göre “Avrupa ülkeleri sınır kontrollerini artırmak yerine, yasa dışı suç şebekelerini çökertmek için insan onuru merkezli bir yaklaşımla çaba sarf etmek zorunda&#8230; Ayrıca Avrupa ülkelerinde  savaş koşullarında yetim veyahut savaş mağduru çocuklar [bebek kurtarma operasyonu adıyla] yetimhanelerden ve kamplardan alınarak milli köklerinden koparılıyor. İnsani amaçla yapılıyor gibi gösteren evlat edinme programları misyonerlik aracıyla çocukları kök ve dinlerinden kopararak eğitime tabi tutuyor. </span></p>
<blockquote><p>2014 yılında Almanya’ya ulaştığında 16 yaşında olan Mawlid, burada iki farklı şehirde kayıt altına alınmış. Açıklayıcı bilgilendirme ve yaş tespiti için tıbbi muayeneye tabi tutulduktan sonra ilk kabul merkezlerinde ve refakatsiz mülteciler için hazırlanan yurtlarda kalan Mawlid, bu sırada birçok gencin aile bireylerini aramak veya başka ülkelere gitmek için ortadan kaybolduğunu belirtiyor.</p>
<p>(İNSAMER, 2019)</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği, üye ülkelerdeki kayıp mülteci çocukların bulunması ve aile birleşimi konusunda yeterince etkin değil. Her ne kadar Türkiye’deki otoriteler ve kamuoyu Avrupa’daki refakatsiz çocuklarla ilgili baskı yapsa da özellikle 2018’den sonra Avrupa’nın konuya ilişkin hassasiyetinde zayıflama görülüyor. </span></p>
<p>Kapak görseli: Laura Borràs</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/26/avrupada-20-bin-multeci-cocuk-kayip/">Avrupa’da 20 Bin Mülteci Çocuk Kayıp</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Alışkanlıklarımızda Neleri Değiştirdi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/09/koronavirus-aliskanliklarimizda-neleri-degistirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2021 14:45:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik hayat]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Visual Capitalist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel düzeyde yaşanan Koronavirüs pandemisinin  e-ticaretten işyeri kültürüne, telefon kullanım alışkanlıklarından kırsala göç trendine kadar gündelik hayatta alışkanlıkları değiştireceği düşünülüyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/09/koronavirus-aliskanliklarimizda-neleri-degistirdi/">Koronavirüs Alışkanlıklarımızda Neleri Değiştirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuşkusuz ki aşı çalışmaları hız kazandıktan sonra koronavirüsün ilk dalgasındaki büyük çalkantı yerini umutlu bekleyişe bıraktı. Fakat son yüzyılda hiçbir gelişme tüm dünyayı evine hapsedecek kadar büyük olmamıştı. Her ağır sınav ardında bir iz bırakır: Şu günlerde ise koronavirüs salgının e-ticaretten işyeri kültürü, telefon kullanım alışkanlıklarından kırsala göçe kadar bir dizi alışkanlığı değiştirebileceği düşünülüyor.</p>
<h5><strong>Akıllı Telefonlar Elden Düşmüyor</strong></h5>
<p>Bir “telefon”a indirgemenin mümkün olmadığı bu akıllı cihazlar iş hayatımızın eli ayağı oldu. Ötesinde zamanımızı nasıl geçirdiğimiz de dahil olmak üzere gündelik hayata ilişkin algımızı dolaylı ya da doğrudan etkiledi. Visual Capitalist’e göre cep telefonlarının hayatımızdaki nüfuzu akıl almaz derecede artmış görünüyor: 2008 yılından 2018 yılına bir kişinin ekranda kalma süresi 12 kat yükseliş göstermiş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63745" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_1-1-640x463.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="463" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_1-1-640x463.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_1-1.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Günümüze yaklaştığımızda telefon ekranına bakma oranı sadece genç ve yetişkin nüfus değil çocuklarda da hızlı bir oranda artmış durumda. Araştırmaya göre 18 yaşından küçüklerin %44’ünün artık günde 4 saatten daha fazla telefon ekranına kilitlendiği ifade ediliyor. Bu oran koronavirüs salgının öncesindeki döneme göre neredeyse 2 kat artmış <a href="https://www.visualcapitalist.com/5-big-picture-trends-being-accelerated-by-the-pandemic/">durumda</a>. Koronavirüs çocukların ekranlara olan bağımlılığını online ders, online ödevler ve sınavlar gibi çeşitli gerekçelerle artırıyor.</p>
<p>Oyun sektörü ise koronavirüs salgınında “kazanan” bir başka dijital segment konumunda. İlkbaharda giderek yükselen video oyun satışları 2020 yılının sonuna doğru büyük bir ivme kazandı. Ötesinde video oyun şirketleri evde karantina sürecinde yeni kazanılan oyuncuların salgın sonrasında da bu yeni alışkanlıklarını bırakmayacağını <a href="https://www.visualcapitalist.com/50-years-gaming-history-revenue-stream/">düşünüyor</a>. Ayrıca oranlara göre Türkiye’deki nüfusun %40’ının günde 2-3 saatini bilgisayar oyunlarına ayırdığı ifade <a href="https://www.khas.edu.tr/sites/khas.edu.tr/files/inline-files/TEA2020_Tur_WEBRAPOR_1.pdf">ediliyor</a>. Oranın bu derece yüksek olmasında şüphesiz ki karantina süreçlerinin de etkisi bulunmakta…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63746" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_2-1-640x155.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="155" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_2-1-640x155.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_2-1.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Salgının getirdiği bir diğer sonuç da internete olan bağımlılığımızın daha da artması oldu. İnternet hızının artması için uluslararası otoriteler zaten elinden geleni yapmaktaydı. Fakat koronavirüs sürecindeki kamuoyu baskısı “hızlandırma” sürecine ivme kazandıran bir başka dinamik oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63747" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_3-640x172.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="172" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_3-640x172.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_3.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Öyle ki tüm dünyada internet trafiğinde en yüksek kullanım oranları yakalandı. Hemen hemen her bölgede oranların %50’ye yaklaştı ya da üzerine çıktı.</p>
<p><strong>Haberler İnternetten Okunuyor</strong></p>
<p>Koronavirüs salgının internete olan bağımlılığı artırmasından yayın organları da nasibini aldı. Kadir Has Üniversitesi’nin Türkiye çapında gerçekleştirdiği araştırmada katılımcıların haberleri okuma yaklaşımlarının yıldan yıla internete eğilim gösterdiği gözlemleniyor. Araştırmada 2018’de katılımcıların %56’sı haberleri internetten okuduğunu ifade ederen 2020 yılında bu oran %62’ye çıkmış <a href="https://www.khas.edu.tr/sites/khas.edu.tr/files/inline-files/TEA2020_Tur_WEBRAPOR_1.pdf">durumda</a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63748" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_4-640x268.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_4-640x268.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_4.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Tüketicilerdeki Büyük Çalkantı</strong></p>
<p>Ekonomiler küresel satışlarda iki önemli dinamiğe odaklandı: Bunlardan ilki fiziksel satın alma sürecini olabildiğince sorunsuz hale getirmekti. İkincisi ise e-ticaret hattını çabuk ve çevik yapmaktı. Koronavirüs özellikle bazı tüketicilerde muhafazakar alışkanlıkları kırdı. Bu durum e-ticaretin lojistik sektörü ile oluşan evrimini daha da hızlandırdı. Capgemini’ye göre koronavirüs sürecinde her dört kişiden üçü satınalmalarında “temassız ödeme dahil” olmak üzere dijital cüzdanlarını kullandı. Bu durum fiziki paranın piyasadaki görünürlülüğünü azaltmış görünüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63749" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_5-640x268.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_5-640x268.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_5.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>ABD’de e-ticaret hacmi beklenenden %12 daha yüksek ivme kaydedebilir. Öyle ki koronavirüs öncesinde e-ticaret kullanımına ilişkin tahminler 2030’a kadar %22 iken; koronavirüs krizi ile birlikte %34’e kadar yükselmiş durumda.</p>
<p><strong>Hangi Kuşak Daha Çok Etkilendi?</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre koronavirüs salgınında en olumsuz etkilenen nesil gençler oldu. Hem koronavirüs öncesindeki ekonomik krizden, hem de koronavirüsün derinleştirdiği ekonomik çalkantıdan doğrudan etkilendiler. Üniversitelerde okuyanlar ve yetişkinlerin bir çoğu ailesinin yanına geri dönmek zorunda kaldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63750" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_6-640x225.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_6-640x225.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_6.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Araştırmaya göre 2000 sonrası doğan neslin %39’u koronavirüs sonucu oluşan ekonomik sarsılmadan büyük oranda etkilendi. En az etkilenen nesil ise ABD’de “boomer” olarak da adlandırılan 1947-64 yılları arasında doğmuş Y kuşağı oldu.</p>
<p><strong>Artık Milyonerler daha da Milyoner</strong></p>
<p>Rakamlar koronavirüs salgının milyonerleri beklendiği kadar etkilemediğini gösteriyor. Grafikler krizin ilk aşamasındaki Mart ayında gelirlerin kısmen düşüş gösterdiğini ifade etse de Eylül ayında en fakir taban ile en zengin tavan arasındaki açığın artmaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63751" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_7-640x393.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="393" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_7-640x393.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_7.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Koronavirüs salgınının getirdiği krizde bile milyonerler her zamanki servetlerini daha da katlamış gözüküyor. Küresel bütçeyi ortadan ikiye böldüğümüzde üstteki yarıya sahip olanların servetinin kazanç sağladığını, alttaki parçaya kalanların ise durgunluk ve alım gücünde düşüşle yüz yüz yüze geldiğini görüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63752" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_8-640x154.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="154" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_8-640x154.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_8.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre en zengin 10 milyoner ayrı ayrı Suudi Arabistan, İsviçre, Türkiye, Tayvan ve İsveç’in milli hasılasından daha fazla servete sahip konumda… Bu durumda da devletler mi yoksa zengin şirketler mi tartışmasını [tabii ki devletler] derinleştirmeye devam etmekte.</p>
<p><strong>Geri Göç mü Başladı?</strong></p>
<p>Hepimizi evlerine hapseden salgın ekonomik krizin getirdikleri ile birlikte kentlerde tutunmamızı zorlaştırdı. USPS verisine göre örneğin ABD’de insanlar kentlerde artık tutunamamaya başladı. Bu durum internet olanaklarının getirileriyle beraber kırsala dönüşü hızlandırmış görünüyor. ABD’de “uzaktan çalışabilen” insanlar daha ucuz bir coğrafyada da gelir elde edebildikleri için kentten taşınma kararı alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63753" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_9-640x221.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="221" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_9-640x221.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_9.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Koronavirüs salgınından önce [2019’da], esnek veya uzak bir işyeri politikasına sahip olmayan şirketlerin yarısından fazlası, bunun nedeni olarak &#8220;uzun süredir devam eden şirket politikası&#8221;nı göstermekteydi. Bunun durum “işler her zaman böyle yürür!” cümlesi ile gerekçelendirilmekteydi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63754" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_10-640x176.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_10-640x176.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_10.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Koronavirüs salgını ise birçok şirketin bu politikalarını yeniden düşünmeye zorladı. Çalışanların neredeyse tümü salgın sürecinde yapılan araştırmalarda en azından bazı zamanlarda uzaktan çalışmak istediğini beyan etti. Şirketler de bu talebe kayıtsız kalamadı. İş yeri sahiplerinin %82’sinin uzaktan çalışmaya belli koşullarda izin verebileceği kayda düşüldü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/09/koronavirus-aliskanliklarimizda-neleri-degistirdi/">Koronavirüs Alışkanlıklarımızda Neleri Değiştirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler Ne Kadar Etkin?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/dayanisma-gununde-birlesmis-milletler-ne-kadar-etkin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2020 12:07:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İnsani Dayanışma Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62820</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 20 Aralık 2020… Birleşmiş Milletler’in hükümetlere uluslararası anlaşmalara verdikleri taahhütlere saygı göstermelerini hatırlatmak ve halkların farkındalığı için 2005 yılından bu yana kutladığı Uluslararası İnsani Dayanışma Günü… BM’nin kuruluş hedeflerinin merkezinde uluslararası sistemin istikrar ve güvenliği yer alıyor. Peki sistem ne durumda? Uzlaşı, işbirliği ve dayanışmaya mı yoksa çatışmaya mı eğilimli?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/dayanisma-gununde-birlesmis-milletler-ne-kadar-etkin/">Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler Ne Kadar Etkin?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası sistem son yüzyılda iki büyük savaş gördü. İlk büyük savaşın [1914-18] sonu Milletler Cemiyeti, ikinci büyük savaşın [1939-45] sonu Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi gibi birçok işbirliği girişimini de beraberinde getirdi.</p>
<p>Soğuk Savaş döneminde [1945-90] kutuplar arası ilişkiler nükleer başlıkların sırtında seyrederken iki kutuplu sistem kapanışını Afgan Savaşı [1978] ve ABD’nin Irak müdahalesi [1991] ile yaptı. Soğuk Savaş sonrası ABD önderliğindeki tek kutuplu dönem ise Balkanlar’daki soykırım, Afrika’daki yeni gerilimler ve devlet dışı aktörlerin yükselişini de beraberinde getirdi. 11 Eylül 2001 sonrası ise yeni bir difüzyonla birlikte geldi. Son yirmi yıldır “çok kutuplu dünya” tartışılmaya devam ederken Orta Doğu sistemin yeni sınavı oldu… 2020 sonrası dönem ise koronavirüs gibi daha önce hiç görülmemiş yeni bir kırılma ile karşı karşıya…</p>
<p>Liderler söylemde sürekli barış, işbirliği ve dayanışma ihtiyacından bahsetmelerine karşın pratikte korku ve güvenlik tehditleri yeniden üretildi. Gelinen noktada son bir yıldır neredeyse bütün bir kürenin evlerine kapandığı, kaygı dolu yeni bir kırılmanın içinde olduğumuzu görmekteyiz.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-62822" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_1.jpg" alt="Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler ne kadar etkin?" width="460" height="341" />İnsanlar Niçin Bir Arada Yaşarlar?</strong></p>
<p>Bu soru birçok farklı cevap verilebilir fakat verilecek her cevabın arka planında güvende hissetme ve huzur arayışı yer alır. Bireyin güvenliğinin tesis edilmesi ve bu durumun sürdürülebilir kılınabilmesi için temel zemin ise “bir aradalık”tır. Birleşmiş Milletler aynı zamanda; 193 farklı üye ülkesi için barış içinde bir arada yaşayabilme ülküsünü sürdürebilecek dayanışma mekanizmasıdır.</p>
<p>Bunun farkındalığı ile 20 Aralık’ta kutlanan Uluslararası İnsani Dayanışma Günü <a href="https://www.un.org/en/observances/human-solidarity-day">BM için</a>;</p>
<ul>
<li>Çeşitlilik içinde birliğin kutlanmasıdır.</li>
<li>Hükümetlerin uluslararası anlaşmalara verdikleri taahhütlere saygı göstermelerinin yeniden hatırlatılmasıdır.</li>
<li>Dayanışmanın önemi konusunda halkın bilinçlendirilmesidir.</li>
<li>Yoksulluğun ortadan kaldırılması için yeni girişimleri teşvik etmektir.</li>
</ul>
<p>Fakat BM’nin söz konusu idealleri işletme konusunda yeterince etkin olabildiğini kim söyleyebilir. BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesine [ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya] verilen veto yetkisi nedeniyle uluslararası krizlerde etkin çözüm bulamıyor.</p>
<p><strong>Uluslararası Sistem İşbirliğine Açık mı?</strong></p>
<p>Birbirine benzeyen aktörlerin güvenlik kaygısıyla bir araya gelişini “ittifak” olarak isimlendiriyoruz. İttifaklar aktörler için; sistemde gücü dengeleme, iktisadi akışı kolaylaştırma ve aktörlerin kimliklerini pekiştirebilmesini mümkün kılmaya çalışan “lig ve statü” beyanlarıdır.</p>
<p>Örneğin, Avrupa Birliği günümüzde ittifak ilişkilerinin devlet-üstü düzeyinde geniş zemine yayıldığı demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları iddiasında bir işbirliği modelidir. Avrupa Birliği içinde istikrarın sürdürülmesine ilişkin kaygı birliğin derinleşmesini sağlayan temel motivasyondur. Fakat bu durum [kısmen] sadece bu birliğe üye 28 devlet için geçerli… Öyle ki, Avrupa Birliği, Küresel Barış Endeksi’ne göre sistem içinde “en huzurlu” bölge iken; kendi sınırları içinde dış politika, göç, ırkçılığa karşı mücadele gibi çeşitli başlıklarda ulusal devletlerin baskısı nedeniyle dayanışma konusunda büyük çatlaklar yaşıyor.</p>
<blockquote><p>“En huzurlu” ülkeler ile “en huzursuz” ülkeler arasındaki açık daha da artmışken, Birleşmiş Milletlerin küresel dayanışma mücadelesinde yol kat edebildiğini ifade etmek mümkün değil.</p></blockquote>
<p>Tarık Oğuzlu’nun vurguladığı üzere “devletler birbirine güvenmiyor.” Uluslararası ilişkilerin çıkar-merkezli doğası uzun vadeli işbirliklerini engelliyor. Güven eksik… İlişkilerde gerilme arttıkça uluslararası örgütler de [AB dahil] devletler tarafından bir diğerinin aleyhine avantaj elde edebilmek için kullanılan araçlar konumuna indirgeniyor. Bu yönüyle ulus-devletler, doğru ve yanlış varsayımlarına ilişkin egemenlik haklarını aşırı derecede kıskanıyorlar. Aldatma ve göreceli kazançlar konusundaki endişeler, devletlerin güvene dayalı ilişkiler geliştirmesini <a href="https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/we-are-now-living-in-world-of-structural-realism">engelliyor</a>.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-62823" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2-640x489.jpg" alt="Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler ne kadar etkin?" width="440" height="336" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2-640x489.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2-1024x783.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Gorsel_2.jpg 1074w" sizes="auto, (max-width: 440px) 100vw, 440px" />Bu nedenle işbirliği ve dayanışma maalesef ancak çatışmadan sonra gelebiliyor. Son on yılda, biz göremesek bile yüzbinlerce hayat şiddet ve siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle alt üst oldu. Birleşmiş Milletler ise söz konusu çalkantılarda etkin ve yapıcı bir tutum izleyemedi. <a href="https://www.visionofhumanity.org/wp-content/uploads/2020/10/GPI_2020_web.pdf">Küresel Barış Endeksi</a>’ne göre 2012-2017 yılları arasında şiddetin maddi maliyeti Suriye, Libya, Yemen, Orta ve Kuzey Afrika’daki artan gerilimler nedeniyle geçmiş döneme göre %11 artarak 14,6 trilyon dolara yükseldi. 2019 yılında şiddetin küresel ekonomi üzerindeki ekonomik etkisi, satın alma gücü paritesi cinsinden 14,5 trilyon dolar oldu. Endekse göre “en huzurlu” ülkeler ile “en huzursuz” ülkeler arasındaki açık daha da arttı. Dünyada en az 96 ülke bir şiddet olayına maruz kaldı. 2011-2019 arasında isyanlar, genel grevler ve hükümet karşıtı gösteriler %244 arttı.</p>
<p>Küresel dayanışmanın önemi her geçen gün daha da artıyorken devletler [özellikle orta ve küçük güçler] kısa vadeli çıkarları pahasına stratejik özerkliklerini korumayı önceliyorlar. Küresel koronavirüs salgını da gösterdi ki normlara dayalı uluslararası sistem hedefinden giderek uzaklaşıyoruz. Devletleri başarısız kabul edebileceğimiz Uluslararası İnsani Dayanışma Günü’nde, neyse ki, sivil toplum ayakta kalmaya ve insanlığa güç vermeye devam ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/dayanisma-gununde-birlesmis-milletler-ne-kadar-etkin/">Dayanışma Gününde Birleşmiş Milletler Ne Kadar Etkin?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eve Geri Dönmek: Batıda Ebeveynlerle Yaşama Oranları Arttı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/eve-geri-donmek-batida-ebeveynlerle-yasama-oranlari-artti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2020 08:41:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[genç yetişkinler]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tek başına evin mali yükünü kaldıramayan genç yetişkinler ebeveynlerinin evine geri dönüyor. ABD’de yetişkinlerin yarısından fazlası ebeveynleri ile yaşıyor. Pew Araştırma Merkezi’ne göre bu oran büyük buhrandan sonraki en yüksek konumunda… Avrupa Birliği ortalaması ise %70’e yaklaştı. Koronavirüs krizi ile birlikte gelen ekonomik istikrarsızlıklar genç yaştaki insanların işlerini kaybetmesine yol açtı. Bunun yanında üniversite kampüslerinin de kapalı olması birçok öğrencinin ailelerinin yanında geri dönmesine neden oluyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/eve-geri-donmek-batida-ebeveynlerle-yasama-oranlari-artti/">Eve Geri Dönmek: Batıda Ebeveynlerle Yaşama Oranları Arttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs salgını küresel çapta insanların hayatlarını sürdürme tarzını derinden etkiledi. Salgının bulaşı oranının yüksek olması ve hastanelerin yoğun bakımlarının ağır vakalar için yetersiz olması nedeniyle insanlar evlerine kapanmak zorunda kaldı. Salgın aynı zamanda küresel çapta ekonomileri de derinden sarstı. ABD’de tahminlere göre yaklaşık 30 milyon kişi [her 10 kişiden 1’i] </span><a href="https://www.wsj.com/articles/how-many-u-s-workers-have-lost-jobs-during-coronavirus-pandemic-there-are-several-ways-to-count-11591176601" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">işini kaybetti</span></a><span style="font-weight: 400;">. Avrupa Birliği’nde ise salgının daha ilk iki haftasında bile bu rakam 1 milyonun </span><a href="https://www.euronews.com/2020/03/31/coronavirus-in-europe-one-million-job-losses-in-two-weeks-is-tip-of-the-iceberg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">üstündeydi</span></a><span style="font-weight: 400;">. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne [İLO] göre 18-24 yaş arası nüfusta her 6 kişiden 1’inin işleri salgının başlaması nedeniyle durdu. İşini kaybetmeyenlerin bile çalışma saatleri 4’te 1 oranında düştü. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/genc-yetiskinler.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-61850 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/genc-yetiskinler-640x523.jpg" alt="koronavirüs ABD'de ebeveynlerle birlikte yaşayan genç yetişkinlerin sayısında artışa neden oldu" width="640" height="523" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/genc-yetiskinler-640x523.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/genc-yetiskinler.jpg 840w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece salgın koşulları değil özellikle 2008’den bu yana yaşanan ekonomik krizler yetişkinlerin ebeveynlerinin evine dönmesinin nedenlerini derinleştirdi. </span><a href="https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/09/04/a-majority-of-young-adults-in-the-u-s-live-with-their-parents-for-the-first-time-since-the-great-depression/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">Pew Araştırma Merkezi</span></a><span style="font-weight: 400;">’nin çalışmasına göre ABD koronavirüs vakalarının bu yılın başlarında yayılmaya başlamasından bu yana ebeveynleriyle birlikte yaşayan 18-29 yaş arasındaki çocukların payı, bir önceki zirve olan [1929] Büyük Buhran dönemini geride bırakarak ilk defa çoğunluk haline geldi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pew Araştırma Merkezi&#8217;nin aylık Nüfus Sayımı Bürosu verilerinin analizine göre, Temmuz 2020’de genç yetişkinlerin % 52&#8217;si ebeveynlerinden biri veya her ikisiyle birlikte yaşadı. Ebeveynlerle birlikte yaşayanların sayısı Şubat ayına göre 2,6 milyon artarak 26,6 milyona çıktı. ABD’de anne babalarıyla birlikte yaşayan genç yetişkinlerin sayısı ve payı etnik köken, cinsiyet, kırsal nüfus ve metropol olmak üzere tüm bölgelerde genişledi. Ebeveynlerin yanına dönen en büyük kitle 18-24 yaş arası nüfus oldu. Bir yönüyle Z kuşağı olarak tabir edilen yeni kuşak, güvenilir olmayan iş koşulları ve giderek artan yaşam maliyetinin yanında bir de Koronavirüs salgının getirdiği sınavlarla karşı karşıya…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En genç yetişkinler (18-24 Yaş) koronavirüs salgını sonrasındaki ekonomik çalkantıdan en çok etkilenen kanat konumunda. Çünkü onların işlerini kaybetme ya da ücret kesintisine uğrama riski daha yüksek. ABD’de her on gençten biri salgın sonrasında taşınmak zorunda kalmış durumda. Salgın nedeniyle taşınmak zorunda kalan tüm yetişkinlerin % 23&#8217;ünün en önemli gerekçesi üniversite kampüslerinin kapanmış olması… Diğer % 18&#8217;i ise iş kaybı veya diğer mali nedenler sonucu taşınmak zorunda kalmış. </span></p>
<h5><b>Niçin Ebeveynlerin Evine Dönüyorlar?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/neden-ebeveynlerle-yasiyorlar.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-61851 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/neden-ebeveynlerle-yasiyorlar-640x456.jpg" alt="neden ebeveynleriyle yaşıyorlar" width="640" height="456" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/neden-ebeveynlerle-yasiyorlar-640x456.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/neden-ebeveynlerle-yasiyorlar.jpg 948w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ebeveynleriyle birlikte yaşayan genç yetişkinlerdeki artışı açıklayabilecek birkaç muhtemel faktör bulunmakta… Bu faktörlerin başında iş piyasasının yetersizliği ve evliliğin ertelenmesi geliyor. Üniversite mezunu “barista olmak” ya da “motosikletli kurye hizmeti vermek” ABD’de Y kuşağının milenyum yüzyılındaki portresi haline gelmiş </span><a href="https://www.visualcapitalist.com/us-young-adults-living-with-their-parents/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">durumda</span></a><span style="font-weight: 400;">. Aslında ABD tarihinde şimdiye kadarki en eğitimi nüfusla karşı karşıyayız. Ne yazık ki bir üniversite diploması bu nesil için ekonomik olarak başarıya giden yolun haritasını çizmiyor. Ekonomik kriz dönemlerinde en ağır darbe 19-24 yaş arasındaki nüfusun üzerine inebiliyor. İkinci olarak ise, evliliklerin ertelenmesi ve bu nedenle ebeveyn yanında kalma süresinin uzaması bir diğer faktör olarak karşımızda… Günümüzde insanlar önceki tarihsel ortalamalardan 10 yıl daha geç </span><a href="https://www.pewsocialtrends.org/2020/05/27/as-millennials-near-40-theyre-approaching-family-life-differently-than-previous-generations/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">evleniyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Bunun yanında zaman geçtikçe genç yetişkinlerin geçmişe göre daha düşük oranlarda evlendiğini de ifade etmek gerekiyor.</span></p>
<h5><b>Avrupa’da Durum Ne?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/avrupada-ebeveynle-yasam-oranlari.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-61852 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/avrupada-ebeveynle-yasam-oranlari-640x496.jpg" alt="avrupada ebeveynle yaşam oranları" width="640" height="496" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/avrupada-ebeveynle-yasam-oranlari-640x496.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/avrupada-ebeveynle-yasam-oranlari.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa’da 20’li yaşlardaki her 5 kişiden 2’si ebeveynleri ile </span><a href="https://qz.com/1805520/nearly-40-percent-of-europeans-in-their-late-20s-still-live-at-home/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">yaşıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Özellikle Hırvatistan, Slovakya, İtalya, ve Malta’da ebeveynleri ile birlikte yaşayan genç yetişkinlerin (16-29 yaş) sayısı %70’in üstünde. Söz konusu durumun merkezinde ise bireylerin anne ve babaları ile yaşama arzusun değil, büyük ölçüde özellikle ekonomik daralma yer alıyor. Uzmanlara göre 2008’deki Küresel Ekonomik Kriz ve 2010’daki Avrupa borç krizi bir çeşit “Bumerang Nesli”ni de beraberinde </span><a href="https://qz.com/1805520/nearly-40-percent-of-europeans-in-their-late-20s-still-live-at-home/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">getirdi</span></a><span style="font-weight: 400;">. Artık tek başına bir evin yükünü çekemeyen gençler ebeveynlerinin yanına dönüyor. Bu durumu Avrupa Birliği’nin resmi metinleri de ortaya koymakta… Eurostat’a göre gençler arasında maddi yoksulluk 2008’de oldukça yüksekti fakat ekonomik krizin yaralarının zamanla sarılmasıyla düşüş eğilimi </span><a href="https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=Young_people_-_social_inclusion" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">göstermişti</span></a><span style="font-weight: 400;">. 2020 Koronavirüs krizi ise çok daha büyük bir kapanma riskini beraberinde getiriyor. Ekonomik nedenler dolayısıyla 30 yaş üstü nüfus bile ailesi ile birlikte aynı evde kalmak zorunda kalıyor.</span></p>
<h5><b>Konuyla İlgili Görüşler&#8230;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Genç nüfus üniversite yoluna düşmekle birlikte kendine yeni bir hayat çizmek istiyor. Mezuniyetten sonra ebeveynin yanında dönmek istememek aslında artık “kendi ayakları üstünde durabilen” ve bir başka evi besleyebilen bir birey içgüdüsünün tezahürü… Aksi takdirde [Pew araştırmasının da ifade ettiği üzere] mesele ebeveynlere karşı bir hoşnutsuzluk değil. Bununla birlikte son on yıllık ekonomik deneyimler ise genç yetişkinlerinin arzularının tersi yönünde bir seyir izlemekte. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD’den </span><a href="https://qz.com/1894046/the-economic-and-social-benefits-of-living-with-your-parents-as-an-adult/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">Sarah Tod</span></a><span style="font-weight: 400;">’a “ailesini sevdiğini, ihtiyacı olduğunda kendisini yanlarına alacaklarını bildiğini ve bunun için şanslı olduğunu” ifade ediyor. Tod’a göre “birçok modern Amerikalı orta sınıf gibi işlerimizi kaybettiğimizde, bir ayrılık yaşadığımızda veya başka bir nedenle kendimizi bir krizin içinde bulduğumuzda ebeveynlerimizin yanına dönüşümüzü bir başarısızlık işareti olarak gördük. Uygun bir alternatifi olan hiçbir yetişkin eve geri dönmez diyebilirsiniz, anne bananın yanına taşınmak en büyük korkunuz olabilir. Fakat unutulmamalıki anne ve babaya geri dönmek en iyi fikirdir de…”</span></p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/aile-evine-donen-genc-yetiskinler.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-61853 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/aile-evine-donen-genc-yetiskinler-640x794.jpg" alt="aile evine dönen genç yetişkinler" width="640" height="794" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/aile-evine-donen-genc-yetiskinler-640x794.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/aile-evine-donen-genc-yetiskinler.jpg 840w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></p>
<p><a href="https://theconversation.com/yes-more-and-more-young-adults-are-living-with-their-parents-but-is-that-necessarily-bad-146979" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">Jeffrey Arnett</span></a><span style="font-weight: 400;"> de “geri dönmenin” pek de kötü bir durum olmadığı kanaatinde. “Bir önceki nesilde yetişkin olmak tipik olarak istikrarlı bir iş, uzun vadeli bir ortaklık ve finansal bağımsızlığı ifade etmekteydi. Evet, gelişmekte olan birçok yetişkin özellikle koronavirüs krizi nedeniyle şu anda ebeveynleriyle yaşıyor. Eve dönmek yeni fakat unutmayın ki alışılmadık bir şey değil. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 1900&#8217;lerden önce, gençlerin 20&#8217;li yaşların ortalarında evlenene kadar evde yaşaması normaldi ve bu konuda utanılacak bir şey yoktu. Nitekim ebeveynler de bundan memnun durumda.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel sistem ne zaman sona ereceği müphem yeni bir krizin içinde… Hiç şüphesiz ki bu çalkantı uzun vadeli toplumsal sonuçları da beraberinde getirecek. Çalışma tipimiz, ailelerimizle ilişkilerimiz ve tüketime yaklaşımımız kısmen evrilmiş durumda. Bu yeni alışkanlıkların post-koronavirüs [koronavirüs sonrası] döneme ne derece aktarılacağını ise her zaman olduğu üzere “zaman” gösterecek.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/eve-geri-donmek-batida-ebeveynlerle-yasama-oranlari-artti/">Eve Geri Dönmek: Batıda Ebeveynlerle Yaşama Oranları Arttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk-Yunan İlişkilerinde Sivil Girişimler ve Siyaset</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/30/turk-yunan-iliskilerinde-sivil-girisimler-ve-siyaset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 10:16:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Özsüer]]></category>
		<category><![CDATA[Türk - Yunan ilişkileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşık 200 yıldır dalgalı bir seyir izleyen Türk-Yunan ilişkilerindeki hareketlilik her iki kanadın da kimliğini “besleyen” ana damarlardan biri oldu.  Komşular her ne kadar belirli dönemlerde gergin ilişkilere sahip olsa da özellikle 1999 İstanbul depremi ve 2020 İzmir depremi gibi doğal afetlerde birbirine yaklaştılar. Bunun ötesinde Türk ve Yunan kanaat önderlerinin ilişkilerin iyileştirilmesi anlamında tarihsel süreçte birçok girişimi oldu. Peki söz konusu sivil girişimler huzuru inşa etmede ne derece etkiliydi? Meseleyi, Yunan siyasi tarihi alanında uzman isim İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Özsüer ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/30/turk-yunan-iliskilerinde-sivil-girisimler-ve-siyaset/">Türk-Yunan İlişkilerinde Sivil Girişimler ve Siyaset</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hocam, devletlerin dönem içinde sık sık değişen, gerginleşen ilişkilere karşı toplumsal hafıza ve gündelik hayat açısından [Türkler ve Yunanlar] iki toplumla ilgili gözlemleriniz nelerdir acaba? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61623 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/esra-ozsuer-2.jpg" alt="Esra Özsüer" width="305" height="219" />Türk-Yunan ilişkilerinde belli konular etrafında uyuşmazlık, kriz ve çatışma eksenli kronik sorunlar sürekli kendini tekrar eden bir görüntü veriyor. Bu noktada Türk-Yunan dış politikasında tekrarlayan çatışmalara örnek teşkil edecek pek çok siyasi ve askeri temelli sorun tarihin belli dönemlerinde tetiklendi. Bu sorunların büyük bir kısmı da tarihsel geçmişe ya da inşa edilen “öteki” algısına dayanan kurgulardan destek buldu. Üstelik her iki toplumun algı ve söyleminde “öteki”, düşman rolünde karşımıza çıktı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle bu temel yargının kökeninde Türkiye ile çatışma ilişkisi olan Yunanistan gibi ülkelerin ulus devletleşme süreçlerindeki “Osmanlı” geçmişinin bulunduğunun altını çizmek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ardılı olduğu düşünülen Osmanlı Devleti, ulusal kimliğin bir tezahürü olarak devletlerin aynı zamanda bağımsızlık mücadelesi verdikleri başat güç konumunda. Bu güce karşı başlatılan isyan hareketleri sonucunda, mesela Yunanistan, bağımsızlığını elde etti ve “despotizm” sayılan dönemden kendisini soyutladı.</span></p>
<p><b>Peki tarihsel arka plana baktığımızda Türkiye kanadında durum nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-61624 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/turkokratia.jpg" alt="Turkokratia" width="257" height="400" />Türkiye açısından da Yunanlar içeriden başlattıkları isyan hareketiyle vatan topraklarının parçalanmasına neden olan eski bir tebaadır. Yine tarihin ileriki dönemlerinde (1919-1922) işgalci güç olarak karşımıza çıkan ekspansiyonistlerdir. Türk-Yunan devlet kimliğindeki taraflar düşmanlık ilişkisinin sürekli inşa edildiği ve karşılıklı olarak yeniden üretildiği bir kısır döngüde hareket eder. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilhassa Türk-Yunan dış politikasında bir tarafın kaybı diğer tarafın kazancı olarak görüldüğünden kolektif bellekteki imgeler çoğu zaman olumsuz söylem, sembol ve eylemlerden de etkilenerek değişmesi zor sterotiplere dönüşür. (Hain Yunan ya da barbar Türk gibi) Her kriz anında “düşman öteki” imgesi hatırlanır ve iki ülke, ilişkilerini siyasal ve toplumsal bağlamda çıkmaza sokar. </span></p>
<p><b>Bu tarihin günümüzdeki bir yansımasıdır sanırım Doğu Akdeniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, Doğu Akdeniz krizi ile yeniden gündeme oturan Türk[iye]-Yunan[istan] krizinde de toplumsal refleksler bilhassa sosyal medya üzerinden niyet ilişkisini de gözler önüne serdi. İlişkilerin gerginleştiği, tarihin travmalarının hatırlandığı kısaca “Pandora’nın kutusu”nun yeniden açıldığı her durum toplumsal bağlamda sokakta da etkisini gösteriyor. Her iki toplumun da gerek ana akım medya gerekse sosyal medya aracılığıyla siyasa ve söylemden doğrudan etkilenen pek çok yumuşak karnı var. Başka bir deyişle Türkiye ve Yunanistan gibi her iki aktörün travmatik sonlarını hazırlayan “Aşil topuğu” tarihi mirastan dolayı hep aynı neden-sonuç ilişkisiyle vurulur. </span></p>
<p><b>İlişkiler gerginleştiğinde toplumsal tepkilerin de katılaşıyor. Bunun kökeninde okullardan kültür endüstrisine ötekileştirici söylemlerin sürekli tekrarlanıyor olmasının bir nedeni var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkisinin azımsanmayacak derecede önemli ve hatta büyük olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni de aslında ulusal kimlikten ziyade devlet kimliğinin nasıl tanımlandığıyla ilintili aslında. Türk[iye] ve Yunan[istan] örneğinde devlet kendi kimliğini çoğu yerde dış politikayla özdeşleştirdi. Yani dış politikada inşa edilen söylemde çoğunlukla her iki devletin birbirine “düşman” olduğu yinelenir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Algı, söylem ve siyasal üçgeninde var olduğu düşünülen bu özneler arası düşmanlık ilişkisi, konstrüktivist yaklaşım ile açıklanabilecek bir teorik altyapıya da sahip. Zira her iki aktör dış politikasında konstrüktivizm ilkelerine dayanarak hem kendi kimliğini hem de ötekinin kimliğini “tehdit” unsuru olarak birbiri üzerinden inşa etti. Hopf’un da belirttiği üzere “tehdit”, mevcut olan gücü sizin nasıl algıladığınız ile direkt bağlantılı aslında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Türk[iye]-Yunan[istan] arasında kurulan söylem ve siyasa ilişkisinde tarihsel geçmiş ve politik gerçeklik arka planda önemli bir rol üstlenir. Bu doğrultuda dil aracılığıyla ortaya koyulan söylem toplumun yönlendirilmesinde aracı unsurdur. Türk[iye] ve Yunan[istan] özelinde düşünüldüğünde devlet liderleri dış politikalarındaki karar sürecini sorumluluklar ve haklar bağlamında yönetirler. Bu hak ve sorumluluklar içinde “öteki düşman” sürekli gözlemlenmesi ve dikkat edilmesi gereken bir noktada ele alınır. Doğal olarak her iki ülkenin birbirlerine olan güvensizlik ve istikrarsızlığı krizlerin devamlı tekrarlanmasına yol açıyor. Bu durum da söylemi yeniden inşa ettiği gibi söylem tarafından da inşa ediliyor. Kısırdöngü tanımı sanırım iki ülke ilişkilerine açıklık getirebilecek anahtar kelimelerden sadece biri konumunda.</span></p>
<p><b>Peki, tırmanan gerginliğe karşı, farklı meslek gruplarından Türkiyeli ve Yunanistanlı kadınların iki ülke arasındaki artan gerilime dur demek üzere yaptığı barış çağrısının sizce bir karşılığı var mı sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61625 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yunan-turk-iliskileri-640x384.jpg" alt="yunan türk ilişkileri" width="335" height="201" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yunan-turk-iliskileri-640x384.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yunan-turk-iliskileri.jpg 760w" sizes="auto, (max-width: 335px) 100vw, 335px" />Kanaatimce bu türden eylemler her iki ülke arasında köklü değişimlere neden olmasa bile çözüm odaklı atılan güçlü adımlar. Örneğin Yunanistan’daki Türk dizileri bile Yunanların kolektif belleğindeki Türk[iye] imajını olumlu yönde bir hayli değiştirdi. Bu diziler sayesinde Yunan halkı kapısını çalmaya korktuğu komşusunu anahtar deliğinden gözleyebiliyor ve o kapının ardında tahmin ettiğinden [kurguladığından] çok daha benzer ve hatta “onlar”dan unsurlar buluyor. Bu yüzden temas ve tanışma, kaynağı ne olursa olsun, iki ülke arasındaki yakınlaşmada oldukça önemli bir rol üstlenmekte.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Yunanistan’daki Türk dizileri bile Yunanların kolektif belleğindeki Türk[iye] imajını olumlu yönde bir hayli değiştirdi.</span></p></blockquote>
<p><b>Bu sivil girişimlerin bir karşılığı var mı hem yöneticiler hem de toplum üzerinde?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası İlişkilerde ana aktör devlettir fakat toplumun üyeleri de STK’lar gibi sivil örgütlenmeler düşünüldüğünde ülkeler arasındaki gerginliğin bir nebze de olsa tansiyonunu düşürebilir. Nihayetinde yanlış ya da bozuk olan bir düzene karşı yapılan başkaldırının göz ardı edilmesi mümkün değil. Aslında son dönemlerde Türkiye ve Yunanistan’da eş zamanlı yaşayan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim ki halklar barış yanlısı bir tavır halinde hareket etme gayretinde.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Post-Covid dünyada kimse savaş çığırtkanlığı ya da propagandası yapmıyor ki zaten gerginliklerin böyle bir sınıra dayanmasını her iki toplum da istemiyor. Bu noktada STK’lar, genellikle, kriz ya da [sıcak] çatışma söz konusu olduğunda seslerini duyurabildikleri ölçüde barış elçiliği rolünü sahiplenmiş durumdalar. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Doğu Akdeniz krizi ile gerginleşen ikili ilişkiler 30 Ekim İzmir/Sisam depremi ile bir kenara itilerek yeniden yumuşama eğilimi gösterdi.</span></p></blockquote>
<p>Hümanist değerleri vurgulayan, siyasi karmaşadan uzak, politik çıkarların gölgesinden sıyrılmış her tür yapıcı adım Türk[iye] ve Yunan[istan] arasındaki gerilimi tamamen olmasa da belirli sınırlarda yumuşatacak güce sahip. Örneğin Doğu Akdeniz krizi ile gerginleşen ikili ilişkiler 30 Ekim İzmir/Sisam depremi ile bir kenara itilerek yeniden yumuşama eğilimi gösterdi. İki ülke liderleri dayanışma mesajlarıyla ılımlı bir atmosfer yarattı. STK’lar yayımladıkları mesajlarla komşusunun yanında olduğunu gösterdi. Acılar etrafında toplanıp dostluk mesajı veren aynı halk maalesef her siyasi krizde birbirinden uzaklaşıyor. Ezcümle her iki yakada da STK’lar özgür ve faal çalışma alanlarına sahip olmalı. Siyasetin yapamadığını çoğu yerde STK’lar üsleniyor ve gördüğümüz kadarıyla bunun da üstesinden başarıyla geliyorlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/30/turk-yunan-iliskilerinde-sivil-girisimler-ve-siyaset/">Türk-Yunan İlişkilerinde Sivil Girişimler ve Siyaset</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
