<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özge Zihnioğlu, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/ozge-zihnioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ozge-zihnioglu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:04:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Özge Zihnioğlu, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ozge-zihnioglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Avrupa Birliği Sivil Toplum Desteklerinde Gelecek Dönem Beklentileri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/11/16/avrupa-birligi-sivil-toplum-desteklerinde-gelecek-donem-beklentileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Zihnioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2022 11:13:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[fon]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Birliği’nin Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı kapsamında 2014 ve 2016 yılları arasında Türkiye’deki sivil topluma verdiği desteklerin değerlendirme süreci kısa süre önce tamamlandı. Rapor, desteklerin yapısından sivil toplumun kamu kurumlarıyla yürüttüğü projelere kadar birçok tavsiyede bulunuyor. Bu değerlendirmelerden yola çıkarak AB’nin gelecek dönem destekleriyle ilgili üç önemli noktanın altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/11/16/avrupa-birligi-sivil-toplum-desteklerinde-gelecek-donem-beklentileri/">Avrupa Birliği Sivil Toplum Desteklerinde Gelecek Dönem Beklentileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Değerlendirmelerin öne çıkardığı önemli bir başlık sivil topluma verilen destek yöntemleriyle ilgili. AB, Türkiye’deki sivil topluma genel itibariyle proje bazlı, yani belli bir proje geliştirilmesi şartıyla fon sağlıyor. Burada önemli bir istisna, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi aracılığıyla yürütülen ve kurumsal hibe sağlayan BİRLİKTE programı. Çekirdek hibe veya genel operasyonel hibe olarak da bilinen kurumsal hibeler, STK’ların varlıklarını devam ettirmesi ve amaçlarını gerçekleştirmesi için herhangi bir proje ya da programa bağlı olmaksızın STK’lara verilen hibelerdir. Proje bazlı desteklerin özellikle fon sağlayan kurumlar için bazı kolaylıkları olsa da kurumsal destekler özellikle üç sebepten ötürü STK’lar için çok önemli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle, Türkiye’deki sivil toplum, kendi ayakları üzerinde durabilmek için maddi veya başka tür desteğe ihtiyaç duyan, daha ziyade küçük ölçekli gruplardan oluşuyor. AB’nin sağladığı proje bazlı desteklerin idari yükü gerek değerlendirme raporunda gerekse kendi araştırmalarım da dahil birçok çalışma tarafından ortaya konulmuştur. Bu sebeple, proje bazlı fonlar, sivil toplumun önemli bir kısmını dışarıda bırakır. Kurumsal destekler bu açığı kapatabilir. İkincisi, özellikle hak temelli çalışmalar için proje bazlı destekler uygun bir fonlama yaklaşımı olmayabilir. Bunun başlıca sebebi hak temelli çalışmaların aslında, hukuksal ve kurumsal yapıların yanı sıra tavır ve anlayışlarda da değişimi gerektiren uzun erimli bir süreç olmasıdır. Bu bağlamda, çıktı odaklı proje fonları hak temelli çalışmalar için uygun olmayabiliyor. Bu tür çalışmalar yapan gruplar için kurumsal destek önem kazanıyor. Son olarak, kurumsal hibe, alanlarında çok değerli tecrübe ve uzmanlığa sahip ancak mevcut siyasi ve sosyal ortamda amaçlarına yönelik faaliyet yapamayan ve farklı ihtiyaçlara sahip olabilecek grupların desteklenmesi için önem taşıyor. Bu üç sebepten ötürü kurumsal hibeler önceliklendirilmeli, devam ettirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Tabii burada altı çizilmesi gereken bir nokta proje bazlı destekler ve kurumsal hibelerin her zaman birbirini dışlamadıklarıdır. Örneğin birçok donör kurum proje bazlı desteklere ek olarak kısmi kurumsal destek de sunmaktadır. Tüm bu sebeplerden ötürü nihai raporun da altını çizdiği üzere sivil topluma yönelik kurumsal hibeler artırılmalı ve yayıngınlaştırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda öne çıkan bir diğer önemli konu STK’ların politika yapım sürecine katılımı ve daha genel olarak kamu kurumlarıyla diyalogudur. Rapor, STK’ların politika yapım sürecine katılımında kamu kurumlarıyla artan diyaloga, geliştirilen, denenen ve yaygınlaştırılan modellere, araçlara ve kılavuzlara atıf yaparak kapasitenin geliştiğini vurguluyor. Şüphesiz bu tür araçlar STK’ların kamu kurumlarıyla diyalog kurması açısından önemli adımlar ama STK’ları da kapsayan bir politika yapım süreci için STK’ların ve özellikle kamu kurumlarının atması gereken daha çok adım var. Değerlendirmeler sivil toplum ve kamu kurumları arasında etkili bir iletişim olduğunu ifade ediyor, ancak ileriye dönük olarak bu diyalog STK’ların politika yapım sürecine samimi olarak katılımına öncülük etmelidir. Bu, tabii, STK’ların tüm önerilerinin veya tasarılarının kabul edilmesi anlamına gelmez ancak &#8216;hangi öneriler, nasıl değerlendiriliyor, hangileri kabul ediliyor, geri bildirim süreci var mı&#8217; gibi soruların hepsi geçerli sorulardır. Bu tür soruların sorulmadığı durumlarda iş birliği izlenimi yaratmak çok kolaydır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuyla bağlantılı bir diğer nokta karar vericilerin bu sürece katılımıdır. Türkiye’de kamu kurumlarında STK’larla işbirliği geleneği olmadığı gibi STK’larla samimi bir işbirliği yapma konusunda da isteksizlik mevcut. Tam da bu sebeple, kamu kurumlarının STK’larla yaptığı AB projelerine üst düzey katılımın sağlanmasının bu çekincelerin aşılmasına yardımcı olacağı kanaatindeyim. Kamu kurumları ve sivil toplum arasındaki mesafe kısmen içinde bulunduğumuz dönemin sonucu olsa da daha büyük ölçüde karşılıklı güven inşası ile ilgilidir. Bu sebeple, kamu kurumlarıyla STK’ları bir araya getiren AB projeleri devam etmeli, ancak bu projelere üst düzey katılım da sağlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AB’nin sivil toplum destekleriyle ilgili altı çizilmesi gereken üçüncü önemli nokta, gelecek dönemde Dış İşleri Bakanlığı bünyesindeki AB Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü gibi Türk kamu kurumlarının da bu fonların planlanması ve/veya yürütülmesinde rol alması gerektiğidir. AB’nin Katılım Öncesi Mali Yardımı altındaki sivil toplum destekleri son döneme kadar AB Başkanlığı tarafından yürütülmekteydi, ancak 2016 yılındaki darbe girişimi sonrası sivil toplumun faaliyetleri için ortamın elverişsizleşmesiyle birlikte AB, sivil toplum fonlarının yürütülmesini merkezileştirme, yani bu desteklerin yürütmesini kendisi yapma kararı aldı. Fakat bu kurumların AB fonlarının yürütülmesinde rol oynaması iki sebepten ötürü önemli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk olarak, iki kurumun da sivil toplumun farklı aktörleriyle çalışma konusunda geniş bilgi ve tecrübesi var. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün özellikle yereldeki aktörler ve dinamikler konusunda, AB Başkanlığı’nın ise AB programlarını yürütmek konusundaki bilgi ve tecrübesinin yeri kolay doldurulamaz. Ayrıca, AB fonlarının Türkiye’deki STK’lara etkisini araştırırken görüştüğüm birçok STK temsilcisi her türlü idari zorluğa rağmen AB Başkanlığı’yla çalışma konusunda olumlu görüşler paylaşmıştır. Sivil toplum ve kamu kurumları arasındaki mesafe ve tereddüt düşünüldüğünde bu tutum aslında çok önemli. Bir diğer önemli konu, başta Batılı ülke ve kurumlar olmak üzere yurtdışı kaynaklı fonlara yönelik artan şüphecilik ve hatta yaftalamalardır. Bu sorun, genel siyasi bağlamla ilgili ve özellikle yurtdışı fonlarla çalışan STK’lar için giderek daha büyük bir kaygı unsuru olmaya başladı. Bazı STK’lar yurtdışı menşeli fonlardan uzak durmaya diğer bazıları da başvurmadan önce iki kez düşünmeye başladı. Türkiye’deki Batı algısının kısa dönemde değişmesi mümkün olmayabilir. Ancak AB programlarının planlaması veya yürütülmesinde Türk kamu kurumlarının da dahil olması, özellikle AB fonlarını yaftalayan kişilerin gözünde bu fonlara meşruiyet sağlayacağı için önemlidir. Bu sebeple, AB eğer sivil topluma yönelik desteklerin yönetiminde AB Başkanlığı’na bir rol vermeyecekse de en azından raporun altını çizdiği gibi bu kurumlarla güçlü bir diyalog geliştirme gayretinde olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği’nin Katılım Öncesi Mali Yardım aracı kapsamında Türkiye’deki sivil topluma sağladığı desteklerin değerlendirmesi, bu desteklerin katkısı kadar sorunlarını yansıtması açısından da önemli bir çalışma. Önümüzdeki dönemde yapılması gereken, bu desteklerin sivil toplumun dinamik yapısını ve ülkenin değişen koşullarını da yansıtacak şekilde düzenlemeler yapılmasıdır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/11/16/avrupa-birligi-sivil-toplum-desteklerinde-gelecek-donem-beklentileri/">Avrupa Birliği Sivil Toplum Desteklerinde Gelecek Dönem Beklentileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mültecilerin Sosyal Uyumu Konusunda STK’ların Faaliyetleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/15/multecilerin-sosyal-uyumu-konusunda-stklarin-faaliyetleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Zihnioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2022 08:34:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal uyum]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[uyum politikası]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönerimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81581</guid>

					<description><![CDATA[<p>STK’larla görüşmeler sosyal uyum konusunun sadece mültecilerin Türk toplumuyla yan yana geldiği faaliyetlerle değil daha geniş bir perspektiften düşünülmesi gerektiğini bize gösteriyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/15/multecilerin-sosyal-uyumu-konusunda-stklarin-faaliyetleri/">Mültecilerin Sosyal Uyumu Konusunda STK’ların Faaliyetleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz on yılda, Türkiye’deki sivil toplumun gündemini en çok meşgul eden konulardan biri mültecilere yönelik çalışmalar oldu. 2011 yılında, Suriye’de iç savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye’deki mülteci nüfusu hızlı ve düzenli bir şekilde artmış, 2022 itibariyle, 3.5 milyonu Suriyeli olmak üzere toplam 4 milyona yaklaşmıştır. Bu dönemde, mülteci odaklı çalışan STK’ların yanı sıra eğitim, insani yardım gibi farklı alanlardan birçok STK, mülteci çalışmalarına odaklandı. Aynı zamanda, yerel gruplar, mültecilerin kurduğu STK’lar ve uluslararası STK’lar da bu alanda aktif bir şekilde yer aldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Büyük çoğunluğu kamp dışında yaşayan mültecilerin başta insani yardım, daha sonra eğitim, sağlık ve iş hayatına katılım gibi olanaklara erişimlerinde tüm bu STK’lar, ilk günlerden bu yana yardımcı rol üstlendi. Son 4-5 yılda ise Türk toplumundaki mültecilere yönelik artan hoşnutsuzluk dalgasının da etkisiyle, STK’lar mültecilerin sosyal uyumuna yönelik projelere yönelmeye başladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2020-21 yıllarında Mercator Vakfı’nın desteğiyle yürüttüğüm bir araştırmada, ulusal/yerel, uluslararası ve mültecilerin kurduğu STK’ların mültecilere yönelik çalışmalarının genel olarak üç ana grupta toplandığını gözlemledim[1]:</span><span style="font-weight: 400;"> (1) sadece mültecilerin katılımına yönelik faaliyetler, (2) mültecileri Türk toplumuyla bir araya getiren faaliyetler, (3) mültecileri yetki sahibi kişi ve/veya kurumlarla bir araya getiren faaliyetler. İlk grupta Türkçe dil dersleri, eğitim, kültürel ve spor faaliyetleri gibi aktiviteler yer alıyor. Bunun yanı sıra ruhsal danışmanlık ve terapi sunmak, mülteci öğrenci, yetim ve dullara burs vermek, yurt ve sığınma evleri açmak da bu gruptaki faaliyetler arasında yer alıyor. Bu faaliyetlerin temel amacı mültecilere güvenli bir ortam yaratmak, onları desteklemek ve diğer mültecilerle bağlarını güçlendirmek. Bunlar, sadece mültecilere yönelik olduğu için sosyal uyuma katkılarının genel olarak olmadığı veya çok dolaylı olduğu var sayılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci grupta, STK’ların Türk toplumu ve mülteciler arasında karşılıklı hoşgörü ve uyumu artırmaya ve iki toplum arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik faaliyetleri yer alıyor. Bunlar, Türk toplumu ile mültecileri bir araya getiren öğrenci kulüpleri, çocuklar ve gençlere yönelik kamplar, kadınlara yönelik yemek pişirme ve el becerileri kursları ve daha genel olarak sosyal faaliyetler, konferanslar, toplantılar, yarışmalar, mesleki eğitim ve beceri kurslarını kapsıyor. Örneğin bir STK, Türk, Suriyeli, Afgan ve İranlı katılımcıların beraber yer aldığı müzik grupları organize etmiş. Hatta bazı STK’lar sadece kişileri değil şirketleri de bir araya getirmiş, Suriyeli KOBİ’lerin Türkiye’deki iş piyasasına daha kolay uyum sağlayabilmeleri ve yeni ortaklıklar kurabilmeleri için Türk KOBİ’leriyle birlikte mentorluk programı kurmuş. Son gruptaki faaliyetler ise mültecilerin alanlarına göre yetki sahibi kişi ve kurumlarla ilişkilerine yardımcı olan faaliyetleri içeriyor. Örneğin mülteci girişimcilere resmi işlemler, vergi ödeme, ilgili kamu kurumları ile ilişkiler üzerine eğitimler; okullara kayıt, evlilik, kimlik sorunları, adli süreçler konusunda bilgi ve yönlendirme sağlayan ve daha genel olarak hak ve sorumlulukların anlatıldığı sosyal koruma masaları bu grupta yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların bu faaliyetlerine bakıldığında genel beklenti, ikinci gruptaki, mültecileri Türk toplumuyla bir araya getiren faaliyetlerin sosyal uyumu desteklemesidir ancak araştırma, bu tür faaliyetlerin sosyal uyuma etkisinin sınırlı olduğu gösteriyor. Bunun temel olarak üç sebebi vardır. Birincisi, Türk toplumuyla mültecileri bir araya getiren faaliyetlerin katılımcılarının genellikle karşılıklı diyaloga açık kişiler olmasıdır. Ayrıca, diyaloga daha ziyade kapalı olan Türklerin mültecilere kıyasla oranı bu tür faaliyetlerde çok daha azdır. İkinci temel sıkıntı dil bariyeridir. Türkçe dil dersleri birçok sivil toplum projesine entegre edilmiş olsa da çocuklar ve gençler dışında grupların yer aldığı bu tür karma projeler çoğunlukla tercüman aracılığıyla yürütülüyor. Bu da hem aktivitelerde iki toplum arasındaki etkileşimi sınırlıyor hem de kurulan diyalogun proje sonrasında devamına engel oluyor. Son olarak, projelerin ve STK’ların daha genel sürdürülebilirlik sorunu geliyor. Mültecilere yönelik projeler yapan STK’ların birçoğu bunları kurum dışından aldıkları fonlarla yapabiliyor. Birçok STK çalışanı, son yıllarda bu konuda azalan yurt dışı fonların bu tür projelerin devamlılığını olumsuz olarak etkilediğinin altını çiziyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna karşın mültecileri yetki sahibi kişi ve/veya kurumlarla bir araya getiren, özellikle girişimcilerle iş insanlarını Türk iş piyasasına girmesine yardımcı olan faaliyetlerin sosyal uyuma önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Bunun bir sebebi, bu faaliyetlerin mültecilerin sisteme adapte olmalarını ve resmi bir statü kazanmalarını kolaylaştırmasıdır. Bunun sonucu olarak mültecilerin Türklerle daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir ilişki kurabilmeleridir. Örneğin, Türkiye’deki herhangi bir sektörde çalışan Suriyeli bir şirket, Türk muhataplarıyla iş ilişkisine girebilir, tedarik zincirinde yer alabilir veya ortaklık kurabilir. Bu türden ilişkiler, zamanla karşılıklı önyargıların kırılmasına ve sosyal uyuma olanak sağlar. Tabii burada, birçok STK’nın dile getirdiği temel sıkıntı, yerel yönetimlerde ve kamu kurumlarında mültecilere yönelik tavrın büyük değişkenlik göstermesidir. Sivil toplum çalışanları, örneğin bazı kurumların resmi prosedürleri yavaşlatarak mültecilerin şirket açmasını zorlaştırırken, kimi belediyelerin mültecilerin işlerini kolaylaştırmak için Arapça bilen personel istihdam ettiğini vurguluyor. Bu tür tavırlar kişiden kişiye veya kurumdan kuruma değişmekle birlikte, olumsuz tavırların tekil vakalar olmaması, mültecilerin sisteme adapte olmasını ve daha genel olarak sosyal uyumunu olumsuz olarak etkiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de STK’lar, son on yılda mültecilere yönelik farklı konularda çok sayıda faaliyet yürüttü ve yürütmeye de devam ediyor. Son yıllarda, bu faaliyetler daha ziyade sosyal uyum konusuna odaklandı. Ancak STK’larla görüşmeler sosyal uyum konusunun sadece mültecilerin Türk toplumuyla yan yana geldiği faaliyetlerle değil daha geniş bir perspektiften düşünülmesi gerektiğini bize gösteriyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[1]: Bu araştırmanın sonuçlarıyla ilgili daha detaylı analize buradan ulaşabilirsiniz: Özge Zihnioğlu &amp; Müge Dalkıran (2022) From social capital to social cohesion: Syrian refugees in Turkey and the role of NGOs as intermediaries, <i>Journal of Ethnic and Migration Studies</i>, 48:11, 2455-2472 (https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/1369183X.2022.2047908).</span></p>
<p><em>Görsel: Grace Heejung Kim</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/15/multecilerin-sosyal-uyumu-konusunda-stklarin-faaliyetleri/">Mültecilerin Sosyal Uyumu Konusunda STK’ların Faaliyetleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplumda Dayanışma ve İş Birliği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/sivil-toplumda-dayanisma-ve-is-birligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Zihnioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 10:37:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[Diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[iş birliği]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de sivil toplum yaklaşık 10-15 yıldır önemli bir dönüşüm içerisinde. Bu dönüşümde artan kısıtlayıcı yasal düzenlemeler ve keyfi bürokratik uygulamaların etkisi, bu tür müdahalelerin sivil toplumu nasıl dönüştürdüğü, yeni örgütlenme biçimleri ve sivil alanlar gibi konular gerek sivil toplum içerisinde gerekse akademide çokça tartışıldı. Bununla birlikte, bu dönüşümün çok fazla konuşulmayan unsuru ise bu dönemde sivil toplum içerisinde gelişen dayanışma kültürü. Bu dayanışma kültürünü sivil toplum içerisinde temel olarak iki boyutta görebilmek mümkün.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/sivil-toplumda-dayanisma-ve-is-birligi/">Sivil Toplumda Dayanışma ve İş Birliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dayanışmanın ilk boyutunu STK’ların farklı grup, örgüt ve aktörlerle yaptığı iş birliği oluşturmaktadır. Gerek belirli bir amaca yönelik geçici işbirlikleri gerekse daha uzun süreli çoklu yapılar sivil toplum içerisinde yeni değil. Ancak son dönemde ortaklaşa yürütülen kampanyaların, birçok alanda oluşturulan platformların yaygınlaştığını görmekteyiz. Bunların bir kısmını belli bir amaca yönelik kısa veya uzun sürelik kampanyalara yönelik işbirlikleri oluşturuyor. Örneğin Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi için yapılan eylemlerden Cerattepe’ye çok sayıda mücadelede farklı gruplar yan yana yer aldı. Kanal İstanbul Koordinasyonu çevre örgütlerinin yanı sıra Kadın Meclislerinden ODTÜ Mezunlar Derneği’ne kadar geniş bir yelpazede onlarca sivil toplum aktörünü ve hatta siyasi partileri kapsamaktadır. Bu tür işbirlikleri geçici olsalar dahi, aktörler farklı katkılar sundukları için yürütülen mücadelenin etkisini önemli ölçüde artırmaktadır. Örneğin küçük çaplı yerel bir grup mücadelenin yerel halk nezdinde duyulmasını ve mücadeleye yerel halkın desteğinin kazanılmasında, gönüllülerin veya protestoların organizasyonunda önemli bir rol üstelenebilmektedir. Bununla birlikte çevre hareketleri genelde uzun süreli bürokratik ve hukuki süreçleri de beraberinde getirebilmektedir. Bu süreçlerin takibi teknik ve hukuki uzmanlığın yanı sıra maddi kaynakları da gerektirmektedir. Daha büyük STK’lar ve odaların bu hareketlerin içinde yer alması, bu süreçlerin takibi açısından önemlidir. Bu anlamda, sivil toplumun içindeki farklı gruplar ortak hareket ederek birbirlerini tamamlamaktadır (Zihnioğlu, 2019).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum içerisinde sadece belirli amaçlara yönelik değil aynı zamanda uzun erimli işbirliklerine de artık daha sık rastlıyoruz. Örneğin Afet Platformu, Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) son dönemde öne çıkan bu tür yapılardan sadece birkaçı. Bu tür platformların ortaya çıkmalarındaki temel nedenlerden bir tanesi sivil toplumun gelişmesine paralel STK’ların giderek daha çok uzmanlaşması ama diğer yandan gerek kısa süreli krizlerin gerekse daha derin toplumsal sorunların çok boyutlu müdahaleyi gerektirmesidir. Bu sebeple, sivil toplumun gündemindeki birçok sorunun sağlıklı ve sürdürülebilir çözümü farklı alanlarda uzmanlığa sahip sivil toplum aktörlerinin iş birliğini gerekli kılmaktadır. Örneğin depremle birlikte gelen afet sadece arama kurtarma çalışmalarını değil, psiko-sosyal destek sağlanması, ihtiyaç tespiti, gönüllü ve ayni yardım koordinasyonu gibi farklı sivil toplum gruplarının uzmanlıklarını gerektiren çok çeşitli müdahale alanları doğurmaktadır. Deprem gibi Türkiye’de sık görülen ve hızlı müdahale gerektiren doğal afetlerde Afet Platformu gibi önceden oluşturulmuş yapılar daha etkin müdahaleye olanak sağlamaktadır. Platform benzeri yapıların son dönemde artmasının bir diğer nedeni de 1990’ların ikinci yarısından itibaren önemli gelişme kaydeden sivil toplum içerisindeki birçok aktörün birbirini tanımaya ve birbirlerinin uzmanlıklarını öğrenmeye başlamasıdır. Aynı zamanda kimi STK’lar birlikte daha güçlü olduklarının farkına varmaktadır. Araştırmalar, STK’ların faaliyet gösterdikleri alanlarda farklı görüşten STK’larla bir araya gelmekten imtina ettiğini gösterse bile (<a href="https://yada.org.tr/wp-content/uploads/2020/03/17-Sivil-Toplum-Kurulu%C5%9Flar%C4%B1na-Y%C3%B6nelik-Alg%C4%B1-ve-Yakla%C5%9F%C4%B1mlar.pdf" target="_blank" rel="noopener">Adhoc Araştırma ve Yaşama Dair Vakıf, 2021</a>), mevcut platform ve ağlar sivil toplum içerisinde çalışma kültürünün gelişmesine katkı sağlayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumdaki dayanışmanın ikinci boyutu hedef kitlelerine yöneliktir. Türkiye’de dayanışma kültürü üzerinden çalışan hayırsever STK’lar şüphesiz çok eskiden beri faaliyet göstermektedir. Ancak son dönemde ortaya çıkan gruplar daha ziyade ihtiyaç ve imkan sahibi kişileri bir araya getiren platformlar olarak önceki yapılardan farklılık taşımaktadır. Özellikle pandemi ile birlikte kurulan yerel Dayanışma Ağları, Yurttaş Dayanışma Ağı, Sanal Hastane ve pandemi öncesi dönemde çalışmalarına başlayan İhtiyaç Haritası dayanışma kültürünü sivil topluma taşıyan uygulamalardır. Bu tür bir yaklaşım sadece sivil toplum içerisinde değil, askıda fatura gibi uygulamalarla belediyeler tarafından da bu dönemde benimsenmiştir. Bu tür uygulamaların sivil toplum içerisinde yaygınlaşmasının temel sebeplerinden bir tanesi Yardım Toplama Kanunu’nun genel anlamda yardım toplama faaliyetini kısıtlayan yaklaşımıdır. Yeni uygulamalar, Yardım Toplama Kanunu’na takılmadan ihtiyaç sahibine ulaşabilmektedir. Ayrıca, bu tür uygulamalarla ihtiyaç sahibiyle bağışçıyı doğrudan buluşturan STK’lar, kendilerine yönelik güvensizliği de aşmış olmaktadır (<a href="https://yada.org.tr/wp-content/uploads/2020/03/17-Sivil-Toplum-Kurulu%C5%9Flar%C4%B1na-Y%C3%B6nelik-Alg%C4%B1-ve-Yakla%C5%9F%C4%B1mlar.pdf" target="_blank" rel="noopener">Yaşama Dair Vakıf, 2014</a>).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de sivil toplum içerisinde dayanışma ve işbirliğine yönelik uygulamalar son 10 yılda giderek daha fazla görülmeye başlandı. Bu yapıların etkin sonuç doğurabilmesi için sivil toplumun bundan sonraki adımı bu yapıların farklı görüşten grupları kapsaması ya da hedeflemesi olmalıdır.</span></p>
<h5><b>Kaynakça</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Zihinoğlu, Özge (2019) The Prospects of Civic Alliance: New Civic Activists Acting Together with Civil Society Organizations. </span><i><span style="font-weight: 400;">Voluntas</span></i><span style="font-weight: 400;"> 30, 289–299.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/sivil-toplumda-dayanisma-ve-is-birligi/">Sivil Toplumda Dayanışma ve İş Birliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
