<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öykü Yağcı, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/oyku-yagci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/oyku-yagci/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Mar 2021 08:19:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Öykü Yağcı, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/oyku-yagci/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Buna “Yaban” ve “Hayat” Denirse</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/buna-yaban-ve-hayat-denirse/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öykü Yağcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2021 08:19:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü]]></category>
		<category><![CDATA[av katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan ticareti]]></category>
		<category><![CDATA[yaban hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66429</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer bu hızda gidersek, özellikle hayvan kullanımı odaklı yaşam tarzımızı ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmezsek, zihniyetimizi ve yasaları dönüştürmezsek, çok yakında koruyacak ve “kutlayacak” bir yaban hayatı kalmayacak. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/buna-yaban-ve-hayat-denirse/">Buna “Yaban” ve “Hayat” Denirse</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Yaban Hayatı Günü, gezegenimizdeki yabani bitki ve hayvan türlerine dikkat çekmek ve koruma çabalarına dair farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2013 yılından bu yana kutlanıyor. Bugün aynı zamanda, kara avcılığı ve yunus avcılığı gibi süregelen pek çok ihlale rağmen Türkiye&#8217;nin de taraf olduğu Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’nin (CITES) 1973 yılında imzalandığı gün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM, küresel düzeyde korunması için hükümetlere çağrı yaptığı ekosistemi ve biyoçeşitliliği, &#8220;sürdürülebilir kalkınma&#8221; ve &#8220;insan refahına katkı&#8221; çerçevesinde ele alıyor. Oysa biz bu özel günü, doğayı kaynak veya stok olarak görüp geri dönüşü olmayacak şekilde tüketenlere seslenmek için, senede bir gün özel bir hatırlatma olarak görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaban hayatını çevreleyen yaşam ağını bir bütün olarak koruyup kollamak için tüketim alışkanlıklarımızla birlikte karar vericilerin bilinçsiz, duyarsız ve ticari çıkar odaklı uygulamalarına son vermek amacıyla ekolojik yıkım getiren projelere, hayvancılığa, av katliamına ve yaban hayvan ticaretine karşı sesimizi yükseltmeliyiz. </span></p>
<h5><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66431 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati-640x418.jpeg" alt="yaban hayatı" width="348" height="227" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati-640x418.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati-1024x668.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/yaban-hayati.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" />Havada, Karada, Suda: Devlet Eliyle İhlal ve Usulsüzlükler</b></h5>
<p><b>Yunuslar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2006-2007 yıllarında, Türkiye&#8217;nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat kapsamında korunan 23 afalina türü yunusun gösteri ve sözde terapi merkezlerinde işkenceyle eğitilmek üzere için canlı yakalandığını biliyor muydunuz? Peki, buna izin veren kurumun Tarım ve Orman Bakanlığı olduğunu, daha sonra ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının yaptığı şikayetler sonucu Türkiye&#8217;nin gözlem altına alındığını</span><span style="font-weight: 400;">1</span><span style="font-weight: 400;">? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ya da CITES kapsamında bir meta gibi ithal edilen ve bir memeli türü olan yunusların, yine aynı bakanlığın &#8220;kolaylaştırıcılıyla&#8221; Türkiye&#8217;ye 2000&#8217;li yılların ortasında bir balık türü olan &#8220;yunus çiklit&#8221; akvaryum balığı olarak </span><a href="https://youtu.be/wmeF--9VJ0A?t=1044"><span style="font-weight: 400;">ülkeye sokulduğunu</span></a><span style="font-weight: 400;">?</span></p>
<p><b>Yaban Keçileri</b> <b>ve Kızıl Geyikler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kez kara avcılığıyla ilgili daha güncel ihlallere gelelim&#8230; Aradan yaklaşık 15 yıl geçmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı&#8217;nın uluslararası sözleşmeleri ve dolayısıyla Anayasa&#8217;nın 90. maddesini alenen ihlal ettiğini gösteren Av Turizmi Uygulama Talimatı kararlarını görüyoruz. Ulusal mevzuat ve Bern Sözleşmesi ile koruma altına alınan nesli tehlike altındaki veya Türkiye&#8217;ye endemik yaban hayvanlarının (yaban koyunu, dağ keçisi, yaban keçisi, tüm geyik türleri) av turizmi kapsamında öldürülmelerine sözleşme şartlarını ihlal ederek izin veren bakanlık; ihalelerin iptali için açılan ve bizim de hayvan hakları örgütleriyle müdahillik başvurusunda bulunduğumuz davada, yaban keçilerinin koruma altında olduğunu kabul etmesine rağmen hayvanların avcılarca katli için &#8220;kırsal kalkınmaya destek amacıyla izin verildiğini&#8221; öne sürmekten çekinmiyor. Mahkemenin iki kez yetersiz ve temelsiz bulduğu bu savunma sonrası Antalya ve Isparta&#8217;daki </span><a href="http://haberler.tvd.org.tr/2020/12/08/av-ihalesi-iptal-edildi-47-yaban-kecisi-kurtuldu/"><span style="font-weight: 400;">47 yaban keçisi kurtuldu</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvanların lehine benzer bir karar yakın zamanda kızıl geyikler için </span><a href="https://www.sozcu.com.tr/hayatim/yasam-haberleri/kizil-geyikler-icin-emsal-olabilecek-karar/"><span style="font-weight: 400;">Eskişehir&#8217;den de geldi</span></a><span style="font-weight: 400;">, fakat Türkiye&#8217;nin pek çok yerinde bakanlık, korumakla yükümlü olduğu hayvanların ölüm emrini uyguladı.  </span></p>
<p><b>Kuşlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetkili kurumların havada, karada, suda yaptığı ihlallerden biri de, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) 2020-2021 av sezonu kararları. Dernek ve oluşumların, kamuoyu ile birlikte aylarca tepkisini gösterdiği bu kararlar arasında, IUCN kırmızı listesindeki “hassas” (VU) statüsüyle nesli tehlike altındaki üveyik ve elmabaş patka kuşlarının da avlanmasına izin verilmesi yer alıyordu. Oysa IUCN araştırması, son 40 yılda üveyik popülasyonunun %78, elmabaş patkaların ise son 20 yılda %50 azaldığını ortaya koyuyordu. </span></p>
<h5><b>Dev Geri Adım: “Hangi Hayvan Hakları Yasası”? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat ne oldu? Derneklerin ve aktivistlerin </span><a href="https://www.change.org/p/avc%C4%B1l%C4%B1k-tamamen-yasaklans%C4%B1n-hayvanlarya%C5%9Famakistiyor-avc%C4%B1l%C4%B1kcinayettir-tctarim-milliparklar"><span style="font-weight: 400;">kampanyalar</span></a><span style="font-weight: 400;">, milyonlarca yurttaşın da sosyal medya aracılığıyla duyurduğu avcılığın tamamen yasaklanması istemi görmezden gelindi ve birkaç av derneği ile turizm firmalarının aktivistlere alenen, milletvekillerine üstü örtülü tehditler ile dile getirdikleri talepleri kabul gördü. Öyle ki, hayvan hakları savunucularının birçok talebinin yasa teklifinde yer almayacağının sinyalini veren AK Parti Tekirdağ milletvekili Mustafa Yel, geçtiğimiz günlerde Devrim TV canlı yayınında, 2019&#8217;da başkanı olduğu Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu&#8217;nun raporunda &#8220;kapsam dahilinde&#8221; olmasına rağmen avcılığın, Hayvanları Koruma Kanunu&#8217;nda yapılması planlanan değişiklikler dahilinde yer almayacağını, </span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=3t8taAKf0q4&amp;ab_channel=DevrimMedya"><span style="font-weight: 400;">yasanın ve ellerindeki yasa teklifinin &#8220;kapsamı dışında&#8221; olduğunu</span></a><span style="font-weight: 400;"> söyledi. Bu duyduğumuz akla ve vicdana yatkın mı gerçekten? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hissedebilir, savunmasız bir hayvanı spor, hobi, zevk adı altında öldürmek hayvan haklarıyla ilişki bir yasayı bağlamayacak da hangi yasal düzenleme kapsamında ele alınacak? Hayvanların doğuştan gelen haklarının teslim edildiği bir Hayvan Hakları Kanunu için bir araya gelen </span><a href="https://yasamicinyasa.org/"><span style="font-weight: 400;">Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8216;nin</span><span style="font-weight: 400;"> dediği gibi; Ekim 2019&#8217;dan beri &#8220;adında &#8216;hayvan hakları&#8217; geçen yasa, hayvanların para karşılığı, zevk için sistematik katline ilgisiz&#8221;.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidar kanadından yunuslar için de iyi bir haber yok! Hayvanların yaşam hakkıyla birlikte 10 yıla yayılan kapsamlı ve etkili mücadele, kamuoyu tepkisi, uzman dernek, akademisyen ve hekimlerin bilimsel görüşleri ve mevcut hukuki yükümlülükler hiç utanmadan yok sayılarak, otelcilerden ve iş adamlarından oluşan birkaç yunus parkı sahibinin ticari çıkarlarını gözeten kararlar alınmış durumda. Çünkü AK Parti&#8217;nin yasa teklifinde mevcut 10 yunus gösteri merkezinin açık kalması ve yunus parklarının yasallaşmasını sağlayacak özel &#8220;düzenleme&#8221; getirilmesi planlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meslek örgütleri, dernekler ve duyarlı milyonlarca yurttaş </span><a href="https://yunuslaraozgurluk.com/?s=tbmm"><span style="font-weight: 400;">yıllardır &#8220;yunus parkları yasaklanıp kapatılsın, tesislerin ticari faaliyetlerine son verilip rehabilite merkezlerine dönüştürülerek hayvanlar koruma altına alınsın</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8221; diyerek adalet ve özgürlük taleplerini </span><a href="https://yunuslaraozgurluk.com/category/haberler/"><span style="font-weight: 400;">iletirken</span></a><span style="font-weight: 400;">, AK Parti hazırladığı yasa teklifinde birkaç hayvan tüccarının hayvanlar üzerinden elde ettiği turizm gelirinin ve ticari işbirliklerinin peşinde! “Yunus ithalatına yasak getirerek yeni hayvan alımının önüne geçeceğiz, dolayısıyla parklardaki hayvanlar ölünce tesisler de kapanacak” argümanının işlevsiz ve göstermelik olduğunu, esaret endüstrisinin bu şekilde sonlanmayacağını gayet iyi biliyorlar. Çünkü bugüne kadar Türkiye sularından kaçak yunus yakalandığına dair ihbarlardan haberdarlar. CITES dokümanlarındaki usulsüzlüklerden, yasal boşlukların nasıl etrafından dolandıklarından ve kendilerine mektup formatında gönderilen uzman görüşlerinden de&#8230;</span></p>
<h5><b>Yaban Hayatı Yok Oluşun Eşiğinde</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Av katliamı, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemi tehdit eden pek çok faktörden biri. Hayvancılık, kentleşme, yapılaşma, ormansızlaşma, habitat kaybı ve iklim değişikliği gibi insan kaynaklı diğer kritik tehditler ile birlikte yaban hayatının sonunu getiriyor. Köprü inşaatı ve otoyol yapımı sırasında İstanbul Boğazı&#8217;ndan yüzerek geçen yaban domuzlarını ve arabaların önüne atlayan tilkileri unutabilir miyiz? Her geçen gün azalan ve daralan doğal yaşam ortamları, yani ormanlar ve sulak alanlar, ek olarak avcılık baskısıyla birlikte hayvanlara yaşam alanı ve hakkı tanımıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 4 bininin endemik olduğu 19 bin omurgasız türe ve 70’i balıklar olmak üzere yaklaşık 100’ünün endemik olduğu en az 1,500 omurgalı türe ev sahipliği yapan Türkiye, BM’nin “tehdit altındaki memeli türleri ülke sıralaması” </span><a href="https://www.indexmundi.com/facts/indicators/EN.MAM.THRD.NO/rankings"><span style="font-weight: 400;">2018 raporuna göre</span></a><span style="font-weight: 400;"> kaçıncı sırada dersiniz? 192 ülke arasında 47. sırada; Şili, Bolivya, Gana ve Sierra Leone gibi ülkelerle yarışır halde.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM’ye göre yaban hayatını tehdit eden en büyük unsur, biyoçeşitlilik kaybının </span><a href="https://www.un.org/sustainabledevelopment/biodiversity/"><span style="font-weight: 400;">%80’inden sorumlu olan habitat kaybı</span></a><span style="font-weight: 400;">. İnsan faaliyetleri nedeniyle 1970’lerden bu yana memelilerin, kuşların, balıkların ve sürüngenlerin </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/2018/oct/30/humanity-wiped-out-animals-since-1970-major-report-finds"><span style="font-weight: 400;">en az %60’ının</span></a><span style="font-weight: 400;"> nesli tükenmiş durumda. Günümüzde </span><a href="https://ipbes.net/sites/default/files/2020-02/ipbes_global_assessment_report_summary_for_policymakers_en.pdf"><span style="font-weight: 400;">1 milyon hayvan ve bitki türü</span></a><span style="font-weight: 400;"> de yok oluşun eşiğinde. Değişip değiştirmezsek, önümüzdeki 30 yıl içinde canlı türlerinin %20’sinin nesli tükenmiş olacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bundan iki yıl önce </span><a href="https://conbio.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/conl.12627"><span style="font-weight: 400;">Conservation Letters adlı dergide</span></a><span style="font-weight: 400;">11</span><span style="font-weight: 400;"> yayımlanan bir çalışmaya göre de, türlerin hayatta kalmaları önündeki en büyük engel avcılık faaliyetleri. Hayvanlar 21. yüzyılda zevk, turizm geliri ve hobi gerekçesiyle; etleri, dişleri, derileri ve kürkleri için hala avlanıyor; inanılır ve kabul edilebilir gibi değil!</span></p>
<figure id="attachment_66432" aria-describedby="caption-attachment-66432" style="width: 400px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-66432 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/avustralya-ulusal-muzesi-arsivi.jpg" alt="Avcı, öldürdüğü Tasmanya kaplanıyla poz veriyor, 1869, Avustralya Ulusal Müzesi (NMA) arşivi" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66432" class="wp-caption-text">Avcı, öldürdüğü Tasmanya kaplanıyla poz veriyor, 1869, Avustralya Ulusal Müzesi (NMA) arşivi</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">20. yüzyılda dünya çapında devlet teşvikiyle yoğun avcılık sonucu nesli tükenen türleri hatırlayalım. Örneğin Tasmanya kaplanı*. Son derece gizemli ve çekingen olan bu hayvanlar Avustralya ve Tasmanya’ya endemik bir türdü ve 1930’larda neslinin tükendiği açıklandı. Passenger Pigeon olarak bilinen Göçmen Güvercin de 1900’lerin başında nesilleri yok olacak şekilde etleri için avlandı. Sumatra Orangutanları da yıllarca etleri için avlandı, ormanlık alanların hayvancılık sektörü için yok edilmesi sebebiyle de yaşam alanları her geçen gün azaldı. Orangutanların nesli yakın zamanda tükenebilir ve bunun sorumlusu, %70&#8217;lik bir oranla avlanma olarak öne çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de Türkiye’den örnek verelim: Kızıl geyiklerin nesli tükenmek üzereyken yakın zamanda Güzelbağ eski Belediye Başkanı MHP’li Mehmet Kula’nın avladığı geyikle fotoğraflarını hatırlarsınız. Yanında, Kütahya Türkmenbaba Yaban Hayatı geliştirme sahasında Milli Parklar görevlisi olan Kamil Bayır da vardı. Yani yok olma tehlikesiyle yüz yüze olan bir hayvan “yasal” bir şekilde öldürüldü.</span></p>
<h5><b>Çok Yakında Koruyacak ve &#8220;Kutlanacak&#8221; Bir Yaban Hayatı Kalmayacak</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="wp-image-66433 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/geyik-avi.jpg" alt="Çok Yakında Koruyacak ve &quot;Kutlanacak&quot; Bir Yaban Hayatı Kalmayacak" width="295" height="298" />Avcıların ve avı destekleyen bakanlıkların iddiasının aksine, doğanın dengesini korumak için avcılara ve insana gerek yok. Doğa kendi dengesini gayet güzel kuruyor ve koruyor. Asıl bu dengeyi </span><a href="https://tvd.org.tr/iklim-cevre/"><span style="font-weight: 400;">her türlü insan faaliyetiyle</span></a><span style="font-weight: 400;"> bozan biziz. Eğer bu hızda gidersek, özellikle hayvan kullanımı odaklı yaşam tarzımızı ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmezsek, zihniyetimizi ve yasaları dönüştürmezsek, çok yakında koruyacak ve “kutlayacak” bir yaban hayatı kalmayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kara hayvanlarının %80’ine ev sahipliği yapan ormanları, gezegenin %71’ini kaplayan okyanus ve denizleri, çevrelerindeki doğal yaşam alanlarını yüz binlerce hayvan türüyle birlikte korumak zorundayız. Çünkü birbirine bağlı yaşam döngüsünde biri olmadan diğerinin varlığı düşünülemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yüzden yılın geri kalanında, gezegeni yaban hayatıyla birlikte yok eden mevcut sistemleri sorgulamayı ve hak ihlallerine karşı sessiz kalmamayı sürdürürken, henüz kanun teklifi yasalaşmadan tepkimizi göstermeye de devam edelim. </span><a href="https://yasamicinyasa.org/tarim-komisyonuna-tweet/"><span style="font-weight: 400;">Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi’nin hazırladığı otomatik tweetlerle</span></a><span style="font-weight: 400;"> siz de avcılığın yasaklandığı, mevcut yunus parklarının kapatılıp hayvanların korunduğu ve çok daha geniş kapsamda sermayeden değil, hayvanlardan taraf olan dönüştürücü ve adil bir kanun için doğrudan tepkinizi TBMM’ye, yani kanun teklifinin 11 Mart’taki AK Parti grup toplantısından sonra sunulacağı Tarım Komisyonu vekillerine iletin. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/buna-yaban-ve-hayat-denirse/">Buna “Yaban” ve “Hayat” Denirse</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Senden Sonra</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/09/senden-sonra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öykü Yağcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2020 10:16:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Özgüner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=60666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çok insanın ve hayvanın hayatına dokunduğun için herkesin bir “senden önce” ve “senden sonra” dönemi olduğuna eminim. Bu da, senden sonra her yıl kayıtlara geçmesini umduğumuz Türkiye’nin hayvan hakları karnesi olsun. Senin başından sonuna kadar, çocukluğundan hayatının son gününe kadar insan üstü bir emek ve çabayla şekillendirdiğin ve yön verdiğin benzersiz mücadelenin devamı niteliğinde bir belge olsun.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/09/senden-sonra/">Senden Sonra</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Canım Burak,</p>
<p>Bugün aramızdan ayrılışının ilk yılı. Bu bir yıl sensiz nasıl geçti anlamadık. Seni kaybetmenin şokunu hâlâ üzerimizden atamışken, devam eden ihlaller karşısında kendimizi toparlamaya çalışıp senin yokluğunda elimizden geleni yapmaya çalıştık. Çözüm bulamadığımız ve çaresiz hissettiğimiz durumlarda her seferinde “Burak olsa ne yapardı” diye düşünüp ortak ideallerimiz doğrultusunda ve olabildiğince senin yöntemlerinle hareket etmeye çalıştık. Ama senin kadar dayanıklı, sabırlı ve üretken olamadığımız zamanlar çok oldu. İşte o anlarda yokluğunu daha çok hissettik.</p>
<p>Senin ardından dünya ne yazık ki daha güzel bir yer de olmadı. Müdahale edebildiğimiz ve edemediğimiz çok sayıda hayvan hakları ihlali oldu; bu ihlaller yine tüm türler için, tüm şiddetiyle devam etti. Hatta bazen boş bulunup “Burak iyi ki bu olanları görmedi, duymadı; üzüntüsünden kahrolurdu” dediğimiz bile oldu. Özellikle de pandeminin ilk zamanlarındaki belirsizlik ve panik sürecinde, hayvanlara yönelik tehditler karşısında&#8230;</p>
<p>Sonra bazen kabusa dönen rüyalarımızda, bazen Eray teyze ve Nihat amcayla beraber baktığımız eski fotoğraflarında, bazen de evinde odanın hemen dışındaki duvarlara astığın eski gazete kupürlerinde, artık birer anıya dönüşmüş olan Facebook’un hatırlattığı paylaşımlarda ve tekrar tekrar izlediğimiz eski videolarında yeniden bir araya geldik. Ama bu buluşmalar hep çok kısa geldi, özlem gidermeye yetmedi.</p>
<p>Yine de senden sonra senin başlattığın ve yakından takip ettiğin hayvan haklarıyla ilgili mücadelelerde ümit verici bazı gelişmeler de oldu. İşte o anlarda yine yokluğunu hissedip bu kez de “Keşke Burak bu olanları görseydi, dünyalar onun olurdu; daha büyük bir umutla mücadeleye devam ederdi” dedik.</p>
<p>Şimdi her yıl bunu biz arkadaşlarının veya başkalarının yapması ümidiyle, senin için, hayatını adadığın hayvan haklarıyla ilgili hafıza niteliğinde bir arşiv oluşturmaya karar verdik. İlkini, Fatoş ve Aslı (*) ile birlikte, kurucusu olduğun Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) adına ben kaleme alıp senden sonra olanları sana ve herkese anlatmak istiyorum.</p>
<h5><strong>TBMM’de Hayvan Hakları  </strong></h5>
<p>Gece gündüz demeden kurulması için çağrı yaptığın <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/27/meclisteki-hayvan-haklari-arastirma-komisyonu-ne-ise-yarar/">TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu</a> sen hayattayken, Ekim 2019’da <a href="https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem27/yil01/ss132.pdf">tavsiye niteliğindeki raporunu</a> Meclis Başkanlığı’na sundu. Farklı ilkelerle çalışan hayvan hakları gruplarını ve savunucularını Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu adı altında örgütleyip bu süreçte Meclis’i mesken tuttuğun, bilgin ve azminle milletvekillerine tek tek ulaşabildiğin için, <a href="https://youtu.be/eeCbbLAf9po">tam olarak istediğimiz gibi olmasa da</a>, pek çok kararın hayvanlar lehine çıkmasını sağladın.</p>
<p>Ama raporun Meclis Genel Kurulu’nda vekillerle paylaşıldığı güne, 16 Ocak 2020’ye yetişemedin. O gün orada bizimle birlikte olmanı o kadar çok istedik ki, çünkü senin hakkında o kadar güzel şeyler söylendi ki&#8230;</p>
<p>Komisyon üyelerinden <a href="https://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem27/yil3/ham/b04401h.htm">CHP milletvekili Deniz Yavuzyılmaz</a> seni unutmadı ve “9 Kasım 2019’da kısacık ömrünü, tüm canlıların iyiliğine adamış Sevgili Burak Özgüner’i kaybettik. Hayvan Hakları Yasası’nın çıkarılması konusunda uzun yıllar mücadele veren, Komisyonumuzun çalışmalarına ve bu raporun hazırlanmasına destek olan hayvan hakları savunucusu, iyi kalpli, sevgi dolu, örnek insan Burak Özgüner’i sevgiyle ve dostlukla anıyorum,” dedi.</p>
<p>Bir diğer komisyon üyesi <a href="https://youtu.be/VUbt4xDgdfQ">CHP milletvekili Sera Kadıgil</a> de raporu sana adadı: “Deniz de bahsetti, bize çok yardım eden bir arkadaşımız var, Burak. Burak’ı 32 yaşında kaybettik, bu raporun her köşesinde emeği vardır Oytun Hoca’yla Emrah’la birlikte. Ben bu raporu da izniniz olursa 32 yaşındaki kardeşimiz, arkadaşımız Burak’a adamak istiyorum.”</p>
<p>O akşam, Komisyon üyesi Oya Ersoy adına kürsüye çıkan <a href="https://youtu.be/NRg-2wGkp6o">HDP milletvekili Rıdvan Turan</a> da aslında tüm milletvekillerinden beklediğimiz Meclis’te tarihi bir konuşmaya imza attı. Senin de Meclis’teyken sık sık görüştüğün Komisyon üyelerinden <a href="https://youtu.be/6urTyHvZrSs">İyi Parti milletvekili Zeki Hakan Sıdalı</a> da Genel Kurul konuşmasında, şekillenmesinde herkesten çok katkın olan raporu, önemsediğin ve önemsediğimiz pek çok noktaya atıfta bulunarak özetledi. Kürsüdeki bu konuşmaları dinleyebilmeni o kadar isterdik ki&#8230; O zaman Meclis’te yarattığın farkındalığı ve gerçekleştirdiğin değişimi görebilecektin.</p>
<p>Senden sonra, pandemi tüm yaşamı (ve ziyaretleri) durdurana dek, yasama sürecini takip etmek ve yıllardır sürüncemede bırakılan Hayvan Hakları Yasası’nın <a href="https://twitter.com/search?q=%23hayvanlardantarafol&amp;src=typed_query">hayvanlardan taraf olmasını</a> sağlayabilmek için Meclis’e farklı tarihlerde iki kez gittik ve Tarım Komisyonu üyeleri başta olmak üzere çok sayıda vekille görüştük. Hayvan ticareti ve istismarını sürdürmek için lobi yapan yunus parkçıların, pet shopçuların, hayvan dövüşçülerinin ve avcıların dolaştığı koridorlarda kaldığın yerden devam etmeye çalıştık. Varlığındaki gibi olmasa da, hâlâ farklı yöntemlerle ve inandığımız ilkelerle ediyoruz.</p>
<p>Ama senden sonra yaşanan tüm o vahşete, milletvekillerinin yeni kanun tekliflerine ve onca kamuoyu tepkisine rağmen hayvana şiddetin, hayvan istismarının ve hayvan esaretinin yasaklandığı, faillere ertelemesiz hapis cezalarının öngörüldüğü o beklediğin kanun bir türlü Meclis gündemine taşınmıyor. Ekim 2019’da dediğin gibi sadece “<a href="https://birikimdergisi.com/guncel/9736/hayvan-haklari-konusunda-gostermelik-adimlar-atiliyor-hayvan-haklari-yasama-izleme-delegasyonundan-burak-ozguner-ile-soylesi">göstermelik adımlar atılıyor</a>”.</p>
<h5><strong>Faytonsuz İstanbul</strong></h5>
<p>Senden sonra, yıllarca takip ettiğin, söylemini şekillendirdiğin ve hayvan hakları savunucusu pek çok farklı grubun sayısız eylemle devam ettirdiği fayton karşıtı mücadele, 19 Aralık 2019’da 81 atın Adalar’da Ruam nedeniyle öldürüldüğü haberiyle yeniden alevlendi. Aslında 105 at öldürülmüş, fakat bu sayı Türkiye’deki at yarışlarına kısıtlamalar getirilmesin diye uluslararası kuruluşlardan <a href="http://hayvanhaklariizleme.org/blog/tarim-ve-orman-bakanligina-hazine-arazileri-atlarin-rehabilitasyon-alani-icin-kullanilsin/">gizlenmişti</a>.</p>
<p>İşte bu süreçte, 41 gün boyunca kış soğuğuna ve tüm zorluklara rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önündeki Saraçhane Parkı’nda çadırlarla nöbet tutan Yaşam Nöbeti’ndeki hayvan hakları aktivistleri ve arka planda Yaşam Nöbeti’ne destek olan hayvan hakları örgütleri, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik çağrılardan vazgeçmeyerek 16 Ocak 2020 tarihinde Adalar’da atlı faytonların kaldırılmasını sağladı.</p>
<p>O zaman seninle paylaşmak için yanıp tutuştuğumuz yeni yılın ilk umut verici gelişmesi buydu: 2020’nin ilk aylarında Türkiye çapında olmasa da ideallerinden biri gerçekleşmiş oldu ve fayton işkencesi İstanbul’da son buldu. Burada sürdürülen mücadeleye ve çadır alanına da ilk günden beri senin ismin verildi: Burak Özgüner Yaşam Nöbeti ve Alanı&#8230;</p>
<h5><strong>Batıkent Köpek Katliamı Davası</strong></h5>
<p>5 Nisan 2019’da Ankara Batıkent’te 3 kişi tarafından zehirlenerek öldürülen 16 köpeğin davası İstanbul, Ankara ve Adana’daki baroların, avukatların, hayvan koruma gönüllülerinin ve hayvan hakları aktivistlerinin baskısıyla ancak aylar sonra görülmüştü ve davanın Eylül’deki ilk duruşmasında, yine kurucusu olduğun Hayvan Hakları ve Etiği Derneği olarak<a href="https://www.facebook.com/hayvanhaklarietigi/posts/2613510715359751"> davaya müdahil olmuştun</a>. Hatta davanın<a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/25/batikentte-kopekleri-olduren-saniklar-tutuksuz-yargilanacak/"> ilk olma özelliklerine dair</a> bir yazı da kaleme alıp şöyle demiştin: “Köpekleri öldüren sanıklar, ‘hayvanlara zarar verecek şekilde çevreyi kasten kirletmek’ suçundan, ilk kez en az 5 sene hapis cezası ile yargılanıyorlar. Davanın ikinci özelliği ise, ilk kez bir yerel yönetimin, sokak köpeklerini zehirleyerek katleden sanıklar hakkında şikâyetçi olması…”</p>
<p>Hayvanları korumayan bir 5199 sayılı kanunun gölgesinde bu yargılamanın emsal oluşturmasını isterken, hayvana şiddette cezasızlığın ortadan kaldırılması ve hapis cezasının, ortadan kaldırmak istediğimiz hayvanların “mal” statüsü ve çevreyi kirletme gerekçesiyle değil, aslen hayvanların “birey” statüsü ve hayvana kötü muamele nedeniyle verilmesi için çabalıyordun.</p>
<p>Beklediğin mevcut adaletsizlik düzeni dahilindeki emsal karar, aramızdan ayrılışından iki ay sonra, 20 Ocak 2020 tarihinde çıktı: 3 katil, &#8220;sahipli hayvanı öldürmek ve çevreyi kasten kirletmekten&#8221; ilk kez 10&#8217;ar yıl hapis ile 15&#8217;er bin lira adli para cezasına mahkum edildi.</p>
<p>Bu da o zaman görmeni istediğimiz bir haber olmuştu. Ama 45 dakika boyunca can çekişerek hayatını kaybeden köpekler için adalet yine uzun sürmedi: Tutuklamaya itiraz edilmesi sonucunda katiller, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı.</p>
<p>Belki bu sefer olmadı, 16 köpek için adil bir karar verilmedi. Ama gelecek yıl sana vereceğimiz en büyük haberin, senin de yıllarca talep ettiğin gibi, sahipli/sahipsiz hayvan ayrımının kaldırılması ve hayvana şiddetin ertelemesiz/para cezasına çevrilmeyecek şekilde en az 3 yıl olduğuna dair yasal düzenleme ve daha fazlası olmasını diliyorum.</p>
<h5><strong>HAKİM ve Hayvan Hakları İhlal Raporları</strong></h5>
<p>Seni hayattayken en çok yıpratan hayvan hakkı ihlal raporları, psikolojik olarak en zorlayıcı görevlerden biri olmasına rağmen senin ardından devam etmeliydi. Çünkü bu raporları; yaşam hakları yok sayılan hayvanlara yaşatılan sistematik istismarı somutlaştıracağı, Meclis’te ve toplumda hayvana bakışı değiştireceği için HAKİM’in kuruluş misyonlarından biri olarak belirlemiştiniz.</p>
<p>Senden sonra, bu zorlu ve yıpratıcı süreçte raporların hazırlanması ve sonuçların duyurulması için Onur’dan Alaz’a, Zeynep’ten Ceren’e (**) kadar pek çok kişi HAKİM’le dayanışma gösterdi; katledilen ve ömür boyu sömürülen hayvanların sesini duyurabilmek için destek verdi.</p>
<p>Bu <a href="http://hayvanhaklariizleme.org/dosyalar/hayvan-hakki-ihlalleri/yasayi-beklerken-hayvan-hakki-ihlalleri-raporu-ocak-2020/">aylık</a> ve <a href="http://hayvanhaklariizleme.org/blog/hakim-2020-6aylik-ihlal-raporu/">altı aylık</a> raporların hayvanları doğrudan ilgilendiren sonuçlarıyla ilgili sana iyi haberler vermek isterdik ama şu an için yapamıyoruz; çünkü pandemi boyunca hayvanlar sokaklarda, evlerde ve ormanlarda daha savunmasız kalırken, yine pandemi gerekçesiyle geri plana itildi.</p>
<p>Başlattığın ve devamını hep birlikte getirmeye çalıştığımız raporların olumlu bir yansıması ve hayvanlara dolaylı bir etkisi olarak belki söyleyebileceğimiz tek şey, <a href="http://hayvanhaklariizleme.org/wp-content/uploads/2020/08/HAK%C4%B0M-RAPORU-2020-%C4%B0LK-YARI-TBMM_son.pdf">Meclis çıktılarındaki</a> soru önergelerinin çeşitliliği ve bazı siyasi partilerin/milletvekillerinin HAKİM raporlarını kaynak olarak göstermesi. Bu duyarlılığın yasama sürecine yansıması için daha fazlasını yapmamız gerekecek.</p>
<h5><strong>Yunus Parkları </strong></h5>
<p>Yıllardır mücadele ettiğimiz, senin de her ümitsiz oluşumda beni devam etmeye motive ettiğin Bodrum’daki yunus parkı, yeni belediye başkanı Ahmet Aras’ın tesis ruhsatını iptal etmesiyle Ağustos 2019’da mühürlenmişti. Hemen ardından işletmeci İsmet Parmak’ın, 2019 seçimlerinde AKP’den Muğla Menteşe belediye başkan adaylığına soyunan avukatı Gültekin Akça aracılığıyla belediyeye açtığı dava yunusların aleyhine sonuçlanmış, hayvan hapishanesi kapılarını yeniden açmıştı. Bu süreçte yaşadığımız öfke ve hayal kırıklığına uzakta da olsak sen de bizzat tanık olmuştun; saatlerce telefonda konuşup döndüğümde görüşmek üzere planlar yapmıştık.</p>
<p>Senden sonra, yine yıllardır beklediğimiz bir iyi haber Marmaris’ten geldi. Yerelde mücadele veren hayvan hakları ve çevre örgütlerinin de çabalarıyla buradaki yunus gösteri ve terapi merkezi, yeni belediye başkanı Mehmet Oktay tarafından kapatıldı. Tam sevinecek ve bir adım ötesini uygulayacakken, hayvan tüccarlarının ruhsat iptalinin iptalini gerçekleştirip yasal boşluklardan faydalanarak hayvan hapishanesini yeniden açtığını öğrendik.</p>
<p>Bunları anlatıyorum, kayıtlara geçmesini istiyorum çünkü şimdilik senin yokluğunda gerçekleşen bu son örnek, ilkiyle birlikte umut kırıcı görünse de aslında yunus parklarının ve benzer hayvan hapishanelerinin artık yerelde de istenmediğini gösteriyor. Karşılıklı çıkar zincirinin yeni (bazı) yerel yönetimlerce kırılabildiğini, kırılabileceğini gösteriyor. Daha da önemlisi, senin her zaman yaptığın gibi, Türkiye’nin dört bir yanındaki hayvan hakları savunucularına mücadele azmi aşılıyor.</p>
<p>Senden sonra, fakat pandemi önlemleri öncesi, <a href="https://www.facebook.com/IstanbulVeterinerHekimlerOdasi/photos/a.364305473750876/1411359962378750">çeşitli meslek örgütlerini de</a> HAKİM ve Yunuslara Özgürlük Platformu’na bilimsel destek vermek üzere harekete geçirmek için adım attık. Daha fazlasını yapacağız, merak etme.</p>
<p>Marmaris için henüz umutlarımız ve planlarımız tükenmedi. Meclis düzeyinde Türkiye çapındaki tüm yunus parklarını kapatacak ve mevcut hayvanları koruyacak bir yasal düzenleme için de… Bu yüzden, gelecek yıl sana ve esaret endüstrisine karşı pes etmeden devam eden herkese bu konuda dünyanın en güzel haberlerinden birini vermeyi umuyorum.</p>
<h5><strong>Av ve Av Turizmi Katliamı </strong></h5>
<p>Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu sürecinde avcıların vekillerce dinlenmesini engellemek ve protesto etmek için <a href="https://www.facebook.com/hayvanhaklarietigi/posts/2644099798967509/">47 STK’nın altına imza attığı o bildiriden</a> çok sonra bazı olumlu gelişmeler oldu.</p>
<p>Evet, o süreçte belki hayvan katillerine TBMM’de söz verilmesini engelleyemedik ama çok sayıda hayvan özgürlüğü aktivisti ve hayvan hakları örgütüylebir olup  art arda düzenlediğimiz farkındalık yaratan etiket çalışmalarıyla (<a href="https://twitter.com/search?q=%23%C3%A7%C3%BCnk%C3%BCavcinayettir&amp;src=typed_query">1</a>, <a href="https://twitter.com/search?q=%23yabandakatliamvar&amp;src=typed_query">2</a>,<a href="https://twitter.com/search?q=%23avkatliam%C4%B1nadurde&amp;src=typed_query"> 3</a>) yaban hayvanlarının aleyhine olabilecek, <a href="https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem27/yil01/ss221.pdf">Tarım Komisyonunca onaylanan kanun teklifin</a>deki 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun <a href="http://www.yunuslaraozgurluk.com/av-katliamina-dur-de">9. maddesindeki değişikliği </a>Temmuz ayında (şimdilik) engelleyebildik. Ama hayvanlar için risk henüz tamamen ortadan kalkmış değil; bu yüzden takipte olacağız.</p>
<p>Dahası, seni kaybedişimizin ardından etkilerini hem Türkiye’de hem de dünya çapında artıran gençlerin, Fridays for Future hareketinin de ilk etapta #GeyiklereDokunma çağrısıyla, ardından da tüm avcılık faaliyetlerinin yasaklanması talebiyle<a href="https://www.change.org/p/avc%C4%B1l%C4%B1k-cinayettir-av-ihaleleri-iptal-edilsin-avc%C4%B1l%C4%B1k-komple-kald%C4%B1r%C4%B1ls%C4%B1n-tctarim"> imza kampanyası açarak</a> Ağustos başında 31 bin kişiye ulaştığına şahit olduk. Hatta geçtiğimiz yıllarda yalnızca bazı türler için av yasağı getirilmesi için çabalayan doğa ve çevre koruma örgütlerinin kapsam genişleterek, bizim gibi <a href="https://t.co/ac3S1CvRmi?amp=1">avcılığın tamamen yasaklanması için</a> çağrı yaptığını ve çok sayıda ünlü ismin katılımıyla güçlü bir kamuoyu oluşturduğunu gördük.</p>
<p>Özetle son dönemde av karşıtı toplumsal örgütlenme ve kamuoyu tepkisi her zamankinden çok daha yüksek oldu. Bunda elbette, izleseydin yine mahvolacağın ve sayfalarca yazı kaleme alıp başvuru yapacağın katliamların ve av katliamı ihalelerinin de etkisi oldu. Çünkü Merkez Av Komisyonu’nun 2020 kararları ve Av Turizmi Uygulama Talimatı, yine yaban hayatının sonunu getirecek şekilde Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.</p>
<p>Bunun ardından gerçek kişiler, barolar ve hayvan hayvan hakları savunucuları birlikte hareket ederek farklı şehirlerde Tarım ve Orman Bakanlığı’nın izin verdiği av turizmi uygulamalarına karşı dava açtı, bazı ihalelerinin durdurulmasını sağladı ve birbirlerine umut oldu, örnek oldu. Biz de hep birlikte nesli tükenme tehlikesi altındaki yaban keçilerinin Antalya-Isparta’da öldürülmesini engellemek, Türkiye çapında da pek çok hayvan türünün öldürülmesine izin veren Av Turizmi Uygulama Talimatı’nın iptalini sağlamak için Salda için Türkiye Grubu’nun açtığı iki davaya da <a href="http://www.yunuslaraozgurluk.com/hayvan-haklari-dernekleri-av-turizmi-davasina-mudahil-oldu">müdahil olduk</a>.</p>
<p>Şu an davalar sonuçlanmadı ve yaban hayvanları spor, turizm ve hobi adı altındaki bu zulümden kurtulamadı. Ama bu yönde sesler daha yüksek çıkmaya başladı. Keşke burada olsaydın, duyabilseydin&#8230;</p>
<h5><strong>Hayvan Deneyleri</strong></h5>
<p>Kurucularından biri olduğun <a href="https://www.deneyehayir.org/">Deneye Hayır Derneği</a>’nde de açtığın yolda önemli gelişmeler oldu. Hayvan Hakları ve Etiği Derneği üzerinden Tarım ve Orman Bakanlığı aleyhine açılan HADMEK davası Ağustos ayında istediğiniz gibi sonuçlandı. Hayvan deneylerinin ve karşı mücadelenin tarihini anlatan, sana ve mücadelene adanan Hayvan Deneyleri kitabı Haziran ayında çıktı. Dernek aynı zamanda, tıpkı 2018’de HAKİM’in seçildiği gibi, Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanları’ndan biri oldu.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Yine yaşadığın sürece yakından takip edip sonlandırılması için çabaladığın canlı hayvan ithalatı, hayvan polisi uygulamasının başlaması ve havai fişeklerin pek çok belediye tarafından kullanımının yasaklanması belki ilk etapta seni de heyecanlandırabilecek ama sonrasında çıkış noktaları açısından görseydin seni de karamsarlığa itebilecek gelişmeler olduğu için ayrı birer başlık açamıyorum. İlki, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açıklamalarının aksine ithalatın devam etmesi ve bu konuda gönderilen soru önergelerinin çoğunun yanıtsız kalması. İkincisi, henüz yasal altyapısının oturtulmadığı ve hayvana şiddetin karşılığının halen cezasızlık olduğu bir ülkede yeni ve bir dolu bilinmezlik içeren bir uygulama olduğu için. Üçüncüsü de yine sadece (bazı) belediyelerin kullanımına son verdiği, il düzeyinde valilik, Türkiye çapında Meclis düzeyinde herhangi bir yasak getirilmediği için…</p>
<p>Atladığımız ve aktaramadığımız daha çok başlık olsa da devamını sonra getirmek üzere kesiyorum.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Pek çok insanın ve hayvanın hayatına dokunduğun için herkesin bir “senden önce” ve “senden sonra” dönemi olduğuna eminim. Bu da, senden sonra her yıl kayıtlara geçmesini umduğumuz Türkiye’nin hayvan hakları karnesi olsun. Senin başından sonuna kadar, çocukluğundan hayatının son gününe kadar insan üstü bir emek ve çabayla şekillendirdiğin ve yön verdiğin benzersiz mücadelenin devamı niteliğinde bir belge olsun.</p>
<p>Canım Burak, önümüzdeki yıl sana daha güzel haberlerle gelmeyi ümit ediyoruz. Yeniden bir araya gelinceye dek #BurakAramızda demeye devam edeceğiz. Seni çok seviyoruz ve özlüyoruz.</p>
<p>&#8211;</p>
<p>(*) Fatma Biltekin ve Aslı Alpar</p>
<p>(**) Onur Tekşen, Alaz Ezgi Akdağ, Zeynep, Ceren Alkan</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Öykü Yağcı (Yunuslara Özgürlük Platformu, HAKİM, Vegan Derneği Türkiye)</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/09/senden-sonra/">Senden Sonra</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlık Serüveninde Hayvancılık Endüstrisi, Ticaret ve Salgınlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/10/insanlik-seruveninde-hayvancilik-endustrisi-ticaret-ve-salginlar/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/10/insanlik-seruveninde-hayvancilik-endustrisi-ticaret-ve-salginlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öykü Yağcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 08:40:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[hayvancılık endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Suat Erus]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52352</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda The Guardian gazetesinde Laura Spinney imzasıyla yayımlanan bir makale, salgın sürecinde karşılaştığım pek çok yazı gibi COVİD-19 pandemisinde endüstriyel hayvancılığın rolünü sorguluyordu. Kuş gribinden domuz gribine kadar hayvansal ürünlerin üretim biçimine dair tarihsel ve güncel bir perspektif sunan makale, aradaki bağlantıyı net bir şekilde ortaya koyan çok önemli bilimsel çalışmalar da paylaşıyordu. Kuş ve domuz gribiyle ilgili olarak makaledeki bazı çarpıcı bölümlere bu yazımda yer verirken, aynı zamanda Koç Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi biriminde görev yapan Opr. Dr. Suat Erus’a da, hayvancılığın salgınlar gibi insan sağlığı açısından doğrudan ve dolaylı yıkıcı sonuçlarını soruyorum. Ayrıca Vegan Sağlık Profesyonelleri Twitter hesabı ve YouTube kanalı aracılığıyla “beslenmeyle ilgili çarpıtılmamış bilimsel verileri sunmayı amaçlayan” bir hekim olarak görüşünü ve değerlendirmelerini merak ediyorum. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/10/insanlik-seruveninde-hayvancilik-endustrisi-ticaret-ve-salginlar/">İnsanlık Serüveninde Hayvancılık Endüstrisi, Ticaret ve Salgınlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Elbette bilim insanlarına göre hayvancılık, her yıl yaklaşık 2,7 milyon insanın ölümüne yol açan zoonozların</span><span style="font-weight: 400;"> tek sorumlusu değil. Türkiye’de de artış gösteren ve yetkili kurumlarca göz yumulan avcılık, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi, (pet shoplar, akvaryumlar, yunus parkları, hayvanat bahçeleri ve kürk çiftliklerini beslemeye yönelik) yaban hayat ticareti ve kaçakçılığı, hobi olarak yaban hayvanı bakmak ve canlı hayvan ticareti gibi pek çok vahim uygulama, türlerin yeryüzünden silinip gitmesine neden olduğu gibi, bu salgınlara ve bulaşıcı hastalıklara da zemin hazırlıyor</span><span style="font-weight: 400;">. Bunun nasıl olduğunu satır aralarında göreceğiz. </span></p>
<p><b>Her şeyden önce modern endüstriyel hayvancılık sistemleri ile hayvandan insana geçen hastalıklar (zoonoz) arasında nasıl bir bağlantı var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada bir denge var, bu denge bilebildiğimiz kadarıyla milyonlarca canlı türüne milyonlarca yıldır ev sahipliği yapıyor. Kimi canlı türleri bazı nedenlerle yok oluyor, bazıları ortam şartlarına adapte oluyor ve neslini sürdürüyor; böylelikle denge korunmuş oluyor. Bazı canlılar binlerce ihtimal gerçekleştikten sonra insan türü için bir tehdit oluşturabiliyor. Bunun oluşma ihtimali normal şartlarda çok düşük. Ama bunu bir piyango gibi düşünürseniz, bilet aldıkça size çıkma ihtimali artar. Bu, amorti de olabilir (Mevsimsel Grip), büyük ikramiye de olabilir (Veba, İspanyol Gribi, Covid-19). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvandan hayvana, hayvandan insana, insandan insana veya üçlü yollar kullanan birçok mikroorganizma var. Hayvanlarla bu kadar çok içli dışlı olmamızın bedeli de bu zoonozlar. Canlı veya yakın zamanda ölmüş hayvanları o kadar çok kullanıyoruz ki, vücutlarında onları hasta etmese de bizi hasta etme potansiyeli yüksek mikroorganizmalar taşıyorlarsa, onlara maruz kalma riskimiz artıyor. Bunu sadece ölümcül bir grip salgını olunca hatırlıyoruz belki ama ülkemizin birçok yerinde çoğunlukla inek sütünden bulaşan Brusella hastalığı çok sık görülüyor. Kuduz, tularemi, şarbon gibi örnekler de sayılabilir. İnsanı hasta eden tüm hastalıklar hayvan kaynaklı değil, ama hayvancılığın dünyada bu kadar yapılması ve doğasında olması gereken hayvanlarla bu kadar yakın yaşıyor olmamız hastalanma ihtimalimizi artırıyor.</span></p>
<p><b>Tavukçuluk, Kuş Gribi ve Direnç Kaybı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim The Guardian makalesindeki kritik örneklerden biri de, dünya çapında salgına dönüşme potansiyeli bir hayli yüksek olan ve son 500 yıl içinde 15 farklı pandemiye neden olan grip ve hayvancılık arasındaki ilişki&#8230; </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-52354 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/marigus-gilbart.jpg" alt="Marigus Gilbart" width="617" height="229" /></p>
<p><b>Yerel ve küresel düzeyde salgınlara neden olan bu virüsleri göz önünde bulundurduğumuzda, ABD Başkanı Trump’ın ve bazı kesimlerin yaptığı gibi bir ülkeyi hedef göstermek ne kadar doğru? Sorun olarak görülen bu beslenme veya inanç sistemi yalnızca Çin’e mi özgü? </b></p>
<figure id="attachment_52355" aria-describedby="caption-attachment-52355" style="width: 361px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-52355 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/The-Bureau-of-Investigative-Journalism.jpg" alt="The Bureau of Investigative Journalism" width="361" height="197" /><figcaption id="caption-attachment-52355" class="wp-caption-text">Foto: The Bureau of Investigative Journalism</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Her coğrafyanın kimi zaman kültürleriyle iç içe olan beslenme alışkanlıkları doğal olarak birbirinden farklı. Bilginin bu kadar küreselleştiği bir zamanda doğduğumuz coğrafyayı kaderimiz olarak görmeyi biraz kadercilik gibi görüyorum. Hiç kimse, kültürü ve alışkanlığı yüzünden önlenebilir bir sebepten hayatını kaybetmemeli diye düşünüyorum. Bugün dünya genelinin en önemli ölüm sebebi olan damar tıkanıklığına bağlı kalp krizi ve inme hastalığı tamamen yanlış alışkanlıklarımıza bağlı olmasına rağmen ‘kader’ gibi görülürken, herhangi bir coğrafyadaki yanlış beslenme alışkanlığını kimsenin eleştirmeye hakkı olduğunu da düşünmüyorum. Amerika, Çin ve Rusya gibi ülkelerin bu salgın yüzünden veya sayesinde neler yapacağı işin politik kısmı, o konuları da farklı gözlüklerle okumak gerekiyor.</span></p>
<p><b>“Parayı Takip Etmek Yeterli” </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında farklı gözlüklerle okunması gereken pandemiler politik, ekonomik, sosyolojik ve ekolojik yönleriyle dev aynasındaki insanın, gezegenin bir parçası olarak gerçek konumunu en acı haliyle yüzümüze vuruyor. Hatta yine insan eliyle inşa edilmiş ülke sınırlarını ve ayrımcılık unsurlarını ortadan kaldırarak aslında hepimizi ortak bir paydada buluşturuyor; hem “iş” hem “suç” ortaklığı açısından&#8230; </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-52356 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/donusum-vakalari-640x331.jpg" alt="" width="640" height="331" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/donusum-vakalari-640x331.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/donusum-vakalari.jpg 648w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>Son yüzyılda karşılaştığımız ölümcül salgınların ve pandemilerin hayvan kökenli olması, fakat nedensellik açısından yeterli bilgi sahibi olunmaması hem evcil hem de yaban hayvanlarına dair hatalı algıya neden oluyor. Bir tıp doktoru olarak zoonozlara dair bu hatalı algıyı değiştirmek için ne söylemek istersiniz?  </b></p>
<figure id="attachment_52357" aria-describedby="caption-attachment-52357" style="width: 414px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52357" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/jean-robert.jpg" alt="Fotoğraf: AFP Biosphoto / Jean Robert" width="414" height="274" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/jean-robert.jpg 566w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/jean-robert-350x231.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 414px) 100vw, 414px" /><figcaption id="caption-attachment-52357" class="wp-caption-text">Fotoğraf: AFP Biosphoto / Jean Robert</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlar bilmediği şeylerden korkuyorlar. Biz Uzakdoğu’da yenen hayvanların büyük bir çoğunluğunu, değil tabağımızda, gündelik hayatımızda bile göremiyoruz. Kedi köpekle büyüyen Türk insanı, birçok ülkenin insanı gibi onları bir dost olarak görüyor, oysa onlardan bize zarar gelmiyor olmasının en önemli nedeni kontrollü şekilde hayatımızda olmaları. Yoksa Covid-19 olmasa bile kedi köpekten bulaşan hastalıklar da var. Aslında burada anlaşılması gereken; kedi, köpek, inek, tavuk veya balık gibi hiçbir hayvanın hayatımızda normal doğası dışında var olmaması gerekliliği. Bugün dünya üzerinde milyarlarca tavuk, milyarlarca inek, trilyonlarca deniz canlısı her gün insan eliyle doğurtulup öldürülüyor. Bunun yanında belki binlerce yarasa, yılan, çekirge vb. de bu sayılara ufak bir katkı yapıyor. Bu büyüklükte bir organizasyonda mutasyona uğramış bir virüsün sizi bulması hiç de düşük bir ihtimal değil, nitekim tarih de bunu doğruluyor zaten.</span></p>
<p><b>Grip ihraç edilebilir mi? </b></p>
<figure id="attachment_52358" aria-describedby="caption-attachment-52358" style="width: 330px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52358" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/avustralya.jpg" alt="Animals Australia" width="330" height="190" /><figcaption id="caption-attachment-52358" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Animals Australia</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Dr. Erus’un bahsettiği bu dev organizasyonun büyüklüğünü anlamak ve tarihin nasıl tekerrür ettiğini görmek için yakın zamana göz atalım: Sadece 2017’de yaklaşık 2 milyar koyun, tavuk, domuz, sığır ve keçi, salgın hastalık endişelerine rağmen kamyonlar ve gemiler aracılığıyla</span><span style="font-weight: 400;"> dünyanın dört bir yanına dağıtıldı. Türkiye de, Brezilya’dan ithal ettiği binlerce sığır ile akıl almaz boyutlardaki uluslararası canlı hayvan ticaretinin gündemine, NADA gemisindeki hayvanların içler acısı hali ve hayvanlarda tespit edilen şarbon hastalığıyla oturdu. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz insan ve hayvan hakları savunucusu dostum, Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden (HAKİM) Burak Özgüner o zaman, 2011’den bu yana takip ettiği canlı hayvan taşımacılığı trajedisine dikkat çekmek için şöyle yazmıştı</span><span style="font-weight: 400;">: “</span><span style="font-weight: 400;">Bu her şeye muktedir olma hâlinin, bizim dışımızdaki canlılara soykırım, yeryüzüne ise felaket olarak döndüğünü bir kez daha hatırlatmak isterim.</span><span style="font-weight: 400;">” 2019’da kaleme aldığı bir diğer yazısında ise</span><span style="font-weight: 400;">, aynı zulmün bu kez karada, 533 kamyonluk bir konvoyda, Türkiye-Bulgaristan sınırında tekrarlandığını aktarmış, </span><span style="font-weight: 400;">canlı hayvan taşımacılığı ve ticaretinin yasaklanması için bir kez daha TBMM’ye seslenmişti: </span><span style="font-weight: 400;">“</span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=ujp9msxp3xs&amp;feature=emb_title"><span style="font-weight: 400;">EuroGroup For Animals’ın yayınladığı görüntülerde</span></a><span style="font-weight: 400;">, Türkiye-Bulgaristan sınırında, kamyon kasasında bekletilen hayvanların, hissedilen sıcaklık olarak 45 santigrat derecelik bir sıcaklığa maruz bırakıldığı görülüyor. Hayvanlar Türkiye sınırında canlı canlı ‘pişiriliyor’!”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her yıl kendi dışkıları içinde, ezilme tehlikesiyle, sıcak ve havasızlıktan bunalmış şekilde, korkunç şartlarda ölüme doğru yol alan bu hayvanlar, aynı zamanda taşıdıkları acılar ve hastalıklarla birlikte bir ülkeden diğerine ihraç ediliyorlar. Bilimsel araştırmalar da gıda amaçlı canlı hayvan ticaretinin küresel boyutunu salgınlar ekseninde farklı şekillerde gözler önüne seriyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-52359 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/gilbert.jpg" alt="" width="628" height="214" /></p>
<h4><b>“İnsan hayvanları ve hayvansal ürünleri tüketmeseydi Covid-19 gibi virüslerle karşılaşmayacaktı” söylemlerine denk geliyoruz. Bu söylemdeki doğruluk veya hata payı nedir? </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlar hayvanları yemeseydi belki milyonlarca yıl bu yeni tip Koronavirüsle karşılaşmayacaktı. Ama tarih boyunca, insan hiç hayvan yemeseydi belki nesli tükenecekti. O yüzden, geçmişe dönük bu spekülatif varsayımlar üzerinden konuşmaktansa şimdiki zamandan bahsetmek bence harekete geçmek için daha önemli. İnsanlar tarih boyunca, kıtlık ve açlık zamanlarında, hayatta kalmak için hayvan etlerinden faydalandı. Ama geldiğimiz noktada çok iyi biliyoruz ki hayvancılık, hem insana, hem hayvanlara, hem de üzerindeki diğer tüm canlılarla birlikte gezegene büyük zarar veriyor. Sadece etik ve insan sağlığı açısından değil, milyarlarca hayvanın sadece dünya üzerindeki varlığı bile çok ciddi ekolojik bir problem, buna bir de tabağınıza gelene kadar geçen sürede harcanan enerji, yakıt, su ve salınan sera gazlarını da katmayı unutmayın.</span></p>
<p><b>Kısırdöngü: Hayvancılık, İklim Krizi ve Salgınlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52360 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/truth-dig.jpg" alt="" width="390" height="255" />Hayvancılık endüstrisi üretimi, ulaşımı, dağıtımı, atıkları ve neden olduğu türler ve topluluklar arası adaletsizlik ile yeryüzünü her geçen gün daha da yaşanılmaz hale getiriyor. Et, yumurta ve süt için yetiştirilen ve öldürülen hayvanlar, dünyadaki sera gazı emisyonlarının en az %15&#8217;ini oluşturuyor. Araştırmalar bu oranın, hava ve kara taşıt trafiğinin neden olduğu sera gazı emisyonundan daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda tarım alanlarının yaklaşık %70’i de, yine iklim krizinin başlıca nedenlerinden biri olan hayvancılık endüstrisine yer açmak için yok ediliyor. Bu da ormansızlaşmanın, biyoçeşitlilik kaybının ve su kirliliğinin en temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki uzman kuruluşlara ve bilim insanlarına göre zoonotik salgınlar da çok daha fazla türde ve sayıda hayvanın üretilmesi, doğadan yakalanması, gıda sistemine dahil edilmesi ve farklı amaçlarla ticaret ağına sokulmasıyla baş göstermiyor muydu? İnsan faaliyetleri için el değmemiş doğal yaşam alanlarının yok edilmesi, yollar inşa edilmesi ve o görünmeyen sınırın ortadan kaldırılmasıyla kendini göstermiyor muydu? </span></p>
<p><b>Son olarak hayvanları ve hayvansal ürünleri besin olarak tüketmenin ahlaki boyutunu bir başka önemli tartışmanın konusu olarak bir kenara koyarsak ve bu kez bu bağlamda, insan sağlığı açısından değerlendirirsek, hayvan yemek ve süt, yumurta gibi hayvansal ürünleri tüketmek yalnızca ölümcül virüsler açısından mı riskli mi, yoksa başka hastalıklara da zemin hazırlıyor mu?</b></p>
<figure id="attachment_52361" aria-describedby="caption-attachment-52361" style="width: 351px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52361" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/AFP.jpg" alt="GETTY" width="351" height="237" /><figcaption id="caption-attachment-52361" class="wp-caption-text">Fotoğraf: AFP/GETTY</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvansal gıdalar tıpkı bitkisel gıdalar gibi bir pakettir. Bu paketin içinde mutlaka ki işimize yarayan öğeler vardır. Örneğin et, protein açısından iyi bir kaynak olmasına rağmen, yüksek oranda doymuş yağ, trans yağ, kolesterol, okside demir ve bağırsağımızda kanserojen maddelere dönüşen bazı moleküller içerir. Bu tıpkı içinde bol miktarda su olduğu için kolanın sağlıklı olduğunun iddia edilmesi gibi. Kalsiyum için süt, omega-3 için balık, demir için kırmızı et, probiyotik için yoğurt tüketmeye gerek yoktur, hatta tüketilmemelidirler. Probiyotik almanın en riskli yolu yoğurttur. Süt ve süt ürünleri, trans yağ içeren, anne ineğin cinsiyet hormonlarını ve buzağının 1 ton olması için gereken büyüme hormonlarını içeren bir sıvıdır. Bugün biliyoruz ki sigarayla akciğer kanseri arasında nasıl bir ilişki varsa, işlenmiş et ürünleri salam, sucuk, sosis ve bağırsak kanseri arasında da benzer bir ilişki vardır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha önce de vurguladığım gibi, kıtlık yaşamayan insanın doğasında aslında hayvansal besinlerin yeri yok. Bugün dünyadaki en çok ölüme sebep olan hastalıkların büyük bir bölümü doğrudan hayvansal gıdalarla beslenme sonucunda oluyor ve biz bunları kadere bağlayıp kabulleniyoruz. Örneğin dünyada damar tıkanıklığına bağlı kalp krizi ve inmeden ölen insan sayısı günde 47 bin civarında, yani sadece her iki günde bir en başından beri Covid-19’un öldürdüğünden daha fazla kişi ölüyor. En başta dediğim gibi, evet bir denge var ama biz dengeyi hep bozan taraftayız.</span></p>
<p><b>Yaşama saygı evrensel bir yasa olabilir mi?</b></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">Bitkilerin En Güzel Tarihi” adlı kitabın önsözü günümüzün de bir özeti gibi. Kitap, katlanarak artan insan nüfusuyla birlikte yerkürenin her karış toprağının hayvancılık, ormancılık ve madencilik faaliyetleriyle işgal edildiği bu dönem için şöyle diyor: “Yaşama saygıyı evrensel bir yasa olarak ilan etmenin zamanı gelmiştir. (&#8230;) </span><span style="font-weight: 400;">Artık bitkilerin serüveni, kendi yasalarını dayatmaya çalışan insanların serüvenine bağlı.</span></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın ve insan dışı hayvanların serüveni de bizim bireyler ve karar vericiler olarak seçeceğimiz tarafa&#8230; Siz hangi taraftasınız? </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/10/insanlik-seruveninde-hayvancilik-endustrisi-ticaret-ve-salginlar/">İnsanlık Serüveninde Hayvancılık Endüstrisi, Ticaret ve Salgınlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/10/insanlik-seruveninde-hayvancilik-endustrisi-ticaret-ve-salginlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs’ten Ders Çıkaracak mıyız, Çıkarmak Zorunda mıyız? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/koronavirusten-ders-cikaracak-miyiz-cikarmak-zorunda-miyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öykü Yağcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51521</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyayı sosyal, ekonomik ve politik düzeyde hiç beklenmedik bir anda benzersiz bir yıkıma uğratan COVID-19 pandemisi, milyonlarca insanı umutsuzluğa sürüklüyor, pek çok kişi için bir distopyayı temsil ediyor. Olur da yakın (veya uzak) bir zamanda yeni tip koronavirüs’ten kurtulabilirsek, bir sonraki pandemiyi beklemeden beslenme, hobi, eğlence, giyim ve turizm  alışkanlıklarımızı, kısaca bireyler olarak yaşantımızı ve hükümetler nezdinde yasalarımızı değiştirecek miyiz? Doğa ve hayvanlarla ilişkimizi sorgulamak için daha uygun bir zaman, daha acil bir gerekçe var mı? Veya tüm bunlardan ders çıkaracak mıyız, çıkarmak zorunda mıyız? </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/koronavirusten-ders-cikaracak-miyiz-cikarmak-zorunda-miyiz/">Koronavirüs’ten Ders Çıkaracak mıyız, Çıkarmak Zorunda mıyız? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kısa bir zaman aralığında COVID-19’a dair birçok yazı kaleme alındı. Hiç bilinmeyen bir virüs karşısında farklı kanallardan uğradığımız bilgi bombardımanı, yaşadığımız endişe hali ve engel olamadığımız merak duygusu sırasında neyin doğru, neyin yanlış olduğunu çoğumuz karıştırdık. Virüse dair içeriklerde ise, özellikle ana akım ve sosyal medyada çoğu zaman ya hatalı ya da eksik bilgiler paylaşıldı; virüsün çıkış ve yayılma zeminini hazırlayan döngüdense insan üzerindeki etkileri hep tartışıldı. Daha da kötüsü virüsün ortaya çıktığı Çin ve Çinliler siyaset dünyasında ve sosyal yaşamda hedef gösterildi, nefret ve ırkçılık objesi haline getirildi. Çinlilerin “beslenme” kültürü eleştirilirken, tavuk, dana veya domuz yeme gibi diğer “kabul görmüş” benzer pratikler aklanmaya çalışıldı. Üstelik insanlık, daha önce pek çok kez kuş gribi, deli dana ve domuz gribi (H1N1) gibi ölümcül salgınlarla test edilmiş olmasına rağmen. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben de tüm bu bilgi deryası ve kirliliği arasında elimden geldiğince mevcut güvenilir kaynakların bazılarını kullanarak neyi yanlış yaptığımızı ve bu yanlışı nasıl düzeltebileceğimizi düşünmek amacıyla aklımdaki soruları sizlerle paylaşmak istedim. </span></p>
<p><b>Dünya Çin’den Büyüktür</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yapılan bilimsel araştırma</span><span style="font-weight: 400;">, Wuhan’daki bir canlı hayvan pazarında ortaya çıktığı tahmin edilen yeni koronavirüs COVID-19’a dair iki farklı senaryo sunuyor. “Birinci senaryoya göre, virüs insan dışı bir konakta doğal seçilim yoluyla bugünkü hastalık oluşturan durumuna evrim geçirdi ve sonra insanlara sıçradı. (&#8230;) Diğer senaryo önerisine göre ise, virüsün hastalığa yol açmayan bir formu bir hayvan konaktan insanlara sıçradıktan sonra bugünkü hastalık oluşturan durumuna insanda evrimleşti”</span><span style="font-weight: 400;">. Genetik bazı analizler de</span><span style="font-weight: 400;">, bu virüste aracı olduğu tahmin edilen hayvanlardan birinin, nesli tükenme noktasına gelecek kadar yasadışı ticareti yapılan ve Çinliler tarafından aynı zamanda besin olarak tüketilen pangolinler</span><span style="font-weight: 400;"> olabileceğini öne sürdü. Ancak bilim insanları henüz hangi hayvan olduğu konusunda kesin bir kanıya varmış değil. Şimdilik bilinen, virüsün laboratuvar kökenli olamayacağı; yani biyo-silah olarak üretildiğine dair komplo teorilerine kapalı olması</span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün 8 milyarlık dünya nüfusunun üçte birinden fazlasının evlerine kapanmasına neden olan COVID-19, Çin’de son 40 yıldır kırsal ekonomik kalkınmanın en önemli ayaklarından biri olarak devlet eliyle desteklendiği bilinen yaban hayvan ticaretinin boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. </span><span style="font-weight: 400;">Deve kuşu, yılan, ayı, yarasa, hamster, kaplumbağa, timsah gibi pek çok hayvan yasal ve yasadışı avcılık, üretim, ithalat ve ihracat aracılığıyla başta Çin olmak üzere dünyanın farklı ülkelerine ölü ya da diri olarak gıda, geleneksel ilaç, ev/hobi hayvanı ve hatıra amaçlı (</span><i><span style="font-weight: 400;">trophy</span></i><span style="font-weight: 400;">) satıldı, kullanıldı, esir edildi, öldürüldü. Bir zamanlar özgür olan bu hayvanlar, “taze” servis edilmek için canlı canlı kaynar sulara atıldı, hayattayken acı içinde derilerinden oldu, tuzaklar kurularak yakalandı, alt alta üst üste kafeslerde kendi dışkıları içinde tutuldu, vücutlarının bazı parçaları kopmuş şekilde korku ve panik halinde öldürülmeyi bekledi. Oksimoron gibi olacak ama her biri uzun veya kısa süreli de olsa ölümü yaşadı</span><span style="font-weight: 400;">. Öyle ki yasak olmasına rağmen kuşaklı kiraz kuşu gibi türlerin neslinin, özellikle Çin’de yoğun avlanma baskısı ve insan tüketimi yüzünden Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) listesinde dünya çapında tehlike altına girdiği biliniyor</span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün salgınla birlikte Çin’de “insan tüketimi için” izin verilen 54 tür hayvan ve bu hayvanları yetiştiren 20 bin üretim merkezi geçici olarak yasaklandı. Türkiye de yurtdışından her türlü (egzotik ve pet) hayvan, hayvansal ürün ve yan ürünlerin ithalatının geçici süreyle durdurulduğunu açıkladı</span><span style="font-weight: 400;">. Oysa </span><span style="font-weight: 400;">Çin, 2002-2003’te yine hayvanlardan insanlara geçmiş olan, yedi ay içinde 32 ülkede 8 bin vaka ile yaklaşık 1000 kişinin canını almış olan ölümcül SARS virüsünün neden olduğu salgın sonrasında benzer bir yasak getirmişti. Fakat bu yasak devam etmedi. Türkiye’de de çeşitli ek gerekçelerle bu yasağın kısa süre sonra kaldırılacağını tahmin ediyorum. Nitekim bugüne kadar hayvan hakları savunucularının tüm talep ve çağrılarına rağmen, hayvanat bahçeleri ve yunus parklarına, hobi amaçlı yaban hayvan hapsetmeye ve canlı hayvan ticaretine ne yazık ki hiçbir yasak getirilmedi. Aynı şekilde, hayvan hakları savunucuları pet shoplarda ve internette (egzotik ve pet) hayvan satışının yasaklanmasına yönelik yasağı beklerken, Tarım ve Orman Bakanlığınca pet shop yönetmeliğinin hayvan tüccarları lehine değiştirilmesi ve kararın son ana kadar gizlenmesi de, bu zararlı zihniyetin arsız bir ek göstergesi</span><span style="font-weight: 400;">. Bakmayın, Türkiye’deki yetkili bakanlıklar ve bazı milletvekilleri bugün hala insan-hayvan etkileşiminin son derece yoğun ve riskli olduğu hayvanat bahçelerini, akvaryumları ve yunus parklarını turizm getirisi ve istihdam alanı olarak göstermeye çalışan iş adamlarına taviz vermeye devam ediyor. Türkiye, bilim insanlarının bulaşıcı hastalıklarla ilgili uyarılarına rağmen her geçen gün bu ticari tesislerin yenilerinin açılmasına izin veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (CDC) web sitesinde</span><span style="font-weight: 400;"> her 4 yeni bulaşıcı hastalıktan 3’ünün insanlara hayvanlardan bulaştığı yazıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise &#8220;süt ve et dahil olmak üzere, çiğ veya az pişmiş hayvan ürünleri tüketmenin, bir başka insan koronavirüsü olan MERS hastalığına neden olabileceğini</span><span style="font-weight: 400;"> vurguluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zoonozların yüzde 70’inin yaban hayvanlarından kaynaklandığını düşünürsek</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">Columbia Üniversitesi Enfeksiyon ve Bağışıklık Merkezi Direktörü Ian Lipkin’in söylediği aslında insan ve hayvan sağlığı konusunda mantıklı geliyor</span><span style="font-weight: 400;">: “Yaban hayvan pazarlarını kapatırsak, bu salgınların çok büyük bir kısmını tarihe gömeriz.” Ama bir yere kadar… </span></p>
<figure id="attachment_51523" aria-describedby="caption-attachment-51523" style="width: 334px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-51523" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/endustriyel_sut-640x427.jpg" alt="Almanya’daki “modern” bir süt üretim fabrikasında sağımhane, Wikipedia arşivi" width="334" height="223" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/endustriyel_sut-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/endustriyel_sut-1280x854.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/endustriyel_sut-1024x683.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 334px) 100vw, 334px" /><figcaption id="caption-attachment-51523" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Almanya’daki “modern” bir süt üretim fabrikasında sağımhane, Wikipedia arşivi</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve sahtecilikten sonra dünyanın dördüncü büyük yasadışı ticareti alanı olan yaban hayvan ticaretine</span><span style="font-weight: 400;"> ve Çin’de 14 milyonluk “istihdam yaratan”, yılda 76 milyar dolarlık bir değeri olan</span><span style="font-weight: 400;"> yaban hayvan üretim çiftliklerine karşı</span> <span style="font-weight: 400;">bu yasaklar yeterli mi? Daha da önemlisi, biyogüvenlik perspektifinden alınmış bu “geçici” yasal önlemler Ebola, SARS, MERS, kuş gribi, domuz gribi, COVID-19 ve daha bilmediğimiz 1,7 milyon civarında olduğu tahmin edilen (hayvanları etkileyebilecek) diğer virüsler</span><span style="font-weight: 400;"> karşısında sorunun özünü anlamamızı sağlayacak ve değişimi beraberinde getirecek mi? </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Örneğin, Çin kurbağaları “taze taze” yediği için yerden yere vurulurken, Türkiye’de üretilip dünya pazarına besin olarak satılan kurbağa ve salyangozları yok sayabilir miyiz? Çin dışındaki tüm ülkelerde endüstriyel hayvancılık tavuklardan ineklere, balıklardan koyunlara milyonlarca hayvanı benzer vahim şartlarda türlü işkencelere maruz bırakırken</span><span style="font-weight: 400;">, uluslararası canlı hayvan ticareti ve taşımacılığı tam hız sürerken, zoonotik hastalıklara karşı bu hayvanlar antibiyotiklere boğulurken</span><span style="font-weight: 400;"> mezbahalardan süt, yumurta, et, balık üretim çiftliklerine kadar sofralarımıza taşınan “diğer” hayvanlara yönelik tutumumuzu sorgulamayacak mıyız? Bu hayvanların bağırsak, karaciğer, dil, testis gibi organ ve beden parçalarının hiçbir zorunluluk ve ihtiyaç olmamasına rağmen zevkle tüketilmesini “normal” mi bulacağız? </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Ve tabii sorun (yabani) hayvanlara sadece besin olarak bakmakta mı? Ya hobi olarak yaban hayvanı satanlar &#8211; alanlar ve moda dünyası için kürk çiftliklerinde gözlerden uzak kıyım gerçekleştirenler? Ya hayvan sevgisi, eğitim, bilim, sosyal fayda ve eğlence maskesiyle lanse edilen hayvanat bahçeleri, yunus parkları, akvaryumlar ve hayvanların “çalışmaya” zorlandığı sirkler ve turistik geziler ne olacak? İnsanlarla uzaktan ya da yakından etkileşime zorlanan tüm bu hayvanlar ve bu hayvanlarla yakın etkileşimde olan ziyaretçiler, bakıcılar ne olacak?</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Ve son olarak sorun sadece salgın ve sağlığa dair duyulan endişe mi? Yoksa sorun küresel tüketim çılgınlığı çerçevesinde işin ahlaki boyutu mu? Tüm bunlar uluslararası salgınların ışığında doğayla ve hayvanlarla ilişkimizi masaya yatırmaya yetmez mi?</span></li>
</ul>
<p><b>Beslenme Pratiklerinin de Ötesinde Bir Sorun: “Rahatsızlık Unsuru Biziz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu anda Netflix’teki en popüler içeriklerden biri olan </span><i><span style="font-weight: 400;">Pandemic: How to Prevent an Outbreak</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı belgeselde sıkça gördüğümüz, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nde yıllarca görev yapmış olan ve zoonotik</span><span style="font-weight: 400;"> salgınları yakından takip eden Dennis Carroll, yarasaların çevrelerindeki herhangi bir örselenme faktörüne bağlı olarak COVID-19’u bulaştırıp bulaştırmadığına dair soruya, son röportajlarından birinde şöyle diyor</span><span style="font-weight: 400;">:  “Çevrelerindeki rahatsızlık unsuru biziz. Daha önce hiç gitmediğimiz ekobölgelere her geçen gün daha fazla nüfuz eder olduk. (&#8230;) Sorun yalnızca (hayvancılık, ormancılık, madencilik faaliyetleri için) işçileri bu bölgelere göndermek, buralarda çalışma alanları yaratmak değil. Sorun yollar inşa etmek, dolayısıyla bu bölgelere insan popülasyonlarının erişimini daha fazla açmak. Yollar aynı zamanda hayvanların da şehirlere inmesini kolaylaştırıyor. Tüm bu dramatik değişiklikler enfeksiyon riskini artırıyor.” Evet, neredeyse tüm virologlar, epidemiyologlar ve zoologların tamamı yaşam alanlarının yoğun tahribatı ve hayvan-insan biraradalığının riskleri konusunda hemfikir. </span></p>
<p><a href="https://www.ecohealthalliance.org/"><span style="font-weight: 400;">EcoHealth Alliance</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi sivil toplum kuruluşlarının 1940’tan bu yana salgınları yakından takip ettiğini belirten Carroll, bugünkü yayılma vakalarının 40 yıl öncesine oranla iki, üç kat daha fazla olduğunu belirtiyor. Bunun nedenini ise 8 milyarlık insan nüfusunun son derece hızlı artışına ve elbette insan popülasyonunun (bitmek bilmeyen) hayvansal beslenme talebi doğrultusunda doğal alanların özellikle hayvancılık uygulamaları için yok edilmesine bağlıyor</span><span style="font-weight: 400;">. Hükümetler ve bireyler de “atalet” ile yönetildiği için bu değişim, uyum sağlama ve evrim sürecinin uzun sürdüğünü vurguluyor.  </span></p>
<figure id="attachment_51524" aria-describedby="caption-attachment-51524" style="width: 343px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-51524" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/Orangutan-640x425.jpeg" alt="orangutan iş makinesi" width="343" height="228" /><figcaption id="caption-attachment-51524" class="wp-caption-text">Endonezya’da palm yağı üretimi için ormanların yağmalanması sırasında evinin tamamını kaybeden Borneo orangutanı iş makinesine engel olmaya çalışıyor, BBC video arşivi</figcaption></figure>
<p><b>Sorun Global, Çözüm Yerel ve Bireysel Olabilir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan-insan etkileşiminde geldiğimiz noktada hükümetler ve bireyler nezdinde göz ardı ettiğimiz, kabul etmek istemediğimiz unsurlar olduğu aşikar. Özellikle de hayvanlara ve onların doğal yaşam alanlarına yönelik soykırıma varan düzeydeki insan sömürüsüne dair etik tartışmalarda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Singapur’daki Duke-NUS Tıp Fakültesi’nde görev yapan ve yıllardır yarasalardaki patojenleri inceleyen Linfa Wang, “Hayvanların kendisi sorun değil. Sorun, onlarla etkileşime geçtiğimizde ortaya çıkıyor,” diyor. Yani tüm bu kitlesel ölümlere neden olan virüslerden insan dışı hayvanlar değil, aslında insanın bizzat kendisi sorumlu. Hayvanları mal olarak gören ve doğal yaşam alanlarını her geçen gün daha fazla tahrip ederek içinde kendine yaşanılamaz bir dünya yaratan insan.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O halde tam da böylesine küresel bir kriz zamanında birey olarak geleceğe dair nasıl bir plan yapabiliriz? Hayvanları veya bir ulusu suçlayıp aradan sıyrılmak pek çok kişi için en kolayı. Zor olan günlük alışkanlıklarımızı, zevklerimizi ve bize öğretilenleri sorgulamak. Dünyanın doğal kapasitesini zorlayan, hayvanları köleleştiren, biyoçeşitliliği yok eden ve adaletsiz gıda dağılımını tetikleyen mevcut tüketim düzeninin ve bunu empoze eden kurumların değişme vakti artık gelmedi mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarım ve devlet politikalarında köklü bir değişim belki zaman alacak; belki de kitlesel ölüm-kalım meseleleriyle hızlanacak. Ama hepimiz kendimizi, sevdiklerimizi ve parçası olduğumuz gezegenin tüm bileşenlerini koruyabilmek, yaşatabilmek adına bireysel ve yerel ama küresel etkisi olacak adımlar atabiliriz. Bunun için önce kendimizden başlayabiliriz. Tıpkı evlerimizde şu anda pek çoğumuzun yapmaya çalıştığı gibi bencilliğimizden sıyrılıp “diğerlerinin” hayatı ve iyiliği için çabalayabilir, dayanışmayla hayatta kalabilirsek de bu uğraşın çerçevesini genişletebiliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başlığın ikinci kısmının yanıtını, yani zorunda olup olmadığımızın yanıtını size bırakıyorum.</span></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>https://www.nature.com/articles/s41591-020-0820-9</li>
<li>https://evrimagaci.org/covid19-koronavirus-salgini-insan-yapimi-degil-ve-dogal-yollarla-evrimlesti-8381</li>
<li>https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/32197085</li>
<li>https://www.iucn.org/commissions/ssc-groups/mammals/specialist-groups-f-z/pangolin</li>
<li>https://www.sciencedaily.com/releases/2020/03/200317175442.htm</li>
<li>https://www.dw.com/en/global-ideas-yellow-breasted-bunting-songbird-superstition-eradication/a-18507830</li>
<li>https://www.evrensel.net/haber/396910/koronavirus-onlemleri-kapsaminda-cinden-hayvan-ve-hayvansal-urun-ithalati-durduruldu</li>
<li>https://www.ntv.com.tr/turkiye/petshoplara-yeni-duzenleme,YlvPnWn0vU6Toz_F-0s21A</li>
<li>https://www.cdc.gov/onehealth/basics/zoonotic-diseases.html</li>
<li>https://www.who.int/csr/disease/coronavirus_infections/MERS_CoV_RA_20140613.pdf</li>
<li>https://journals.plos.org/plosntds/article?id=10.1371/journal.pntd.0006976</li>
<li>https://www.nationalgeographic.com/science/2020/01/new-coronavirus-spreading-between-humans-how-it-started/</li>
<li>https://www.bbc.com/news/science-environment-51310786</li>
<li>https://www.scientificamerican.com/article/how-chinas-bat-woman-hunted-down-viruses-from-sars-to-the-new-coronavirus1/</li>
<li>https://www.livescience.com/61848-scientists-hunt-unknown-viruses.html</li>
<li>https://www.who.int/news-room/detail/07-11-2017-stop-using-antibiotics-in-healthy-animals-to-prevent-the-spread-of-antibiotic-resistance</li>
<li>http://nautil.us/issue/83/intelligence/the-man-who-saw-the-pandemic-coming</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/koronavirusten-ders-cikaracak-miyiz-cikarmak-zorunda-miyiz/">Koronavirüs’ten Ders Çıkaracak mıyız, Çıkarmak Zorunda mıyız? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
