<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nihal Kocabay, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/nihalkocabay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/nihalkocabay/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 May 2019 08:20:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Nihal Kocabay, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/nihalkocabay/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yardım Eden Yardım Alanı Sergileme Hakkına Mı Sahip?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/09/yardim-eden-yardim-alani-sergileme-hakkina-mi-sahip/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Kocabay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2019 07:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğun fotoğraflarda kullanılması ve bunun özellikle sosyal medya üzerinden paylaşılması yani yıllar sonraya bile iz bırakması yardım yapan organizasyonların gündemine alması gereken konulardan biri. Yardım alan kişinin kimliğinin açık olarak tanınabileceği görsellerden uzak durarak farklı kadrajlar yakalayabilmek elbette mümkün ancak daha uğraş gerektiriyor. Fakat genelde tüm yardım alanların özelde ise çocukların mahremiyeti bu uğraşa değer. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/09/yardim-eden-yardim-alani-sergileme-hakkina-mi-sahip/">Yardım Eden Yardım Alanı Sergileme Hakkına Mı Sahip?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birine hayır yapmanın vicdani ya da toplumsal ya da her ikisini de kapsayan bir faydası var. İçinde bulunduğumuz ay nedeniyle çeşitli yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerinin de daha fazla ön plana çıktığı bir zamandayız. Peki ama yardım edilenin sergilenmesi ne kadar ahlaki? Bu yazı bu sorudan yola çıkarak ne yapılabilir’e dikkat çekmeye çalışıyor.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıdaki soruyu hepimiz çeşitli vesilelerle düşünmüşüzdür belki. Benim aklımda bir süredir takılıp kalmasını sağlayan ise bir köy okuluna yapılan destek kampanyasına ilişkin sosyal medya paylaşımı. Büyük bir iyi niyetle çocukların ihtiyaç duydukları şeyler seçilmiş, alınmış ya da paylaşılmış ve sonuçta toplanan ihtiyaçlar okula götürülmüş ve çocuklarla paylaşılmış. Aldıkları hediyeler karşısında çocuklar kuşkusuz çok mutlu olmuşlardır, çok sevinmişlerdir. Hikaye sadece burada bitmiş olsaydı da çocukların mutluluğunu anlayabilmemiz çok güç olmazdı. Ancak hikaye burada tamamlanmamış. Elbette günümüzün şiarı haline gelmiş olan “fotoğrafı yoksa olmamıştır” cümlesi yönlendiriciliğini yapmış. Hadi buna da tamam diyelim, belgelemek için ya da sadece size kalacak bir anı için yapabilirsiniz elbet. Sorun fotoğraf çekmekte değil. Sosyal medya hesabında çocukların her birinin yüzü netlikle seçilebilecek şekilde fotoğrafları yer alıyor. Yardım eden ve yardım alanın birbirini bilmemesi gerekliliğine hala inananlar için konuyu açıklayabilmek çok güç. Her yapılanın başkasına gösterilmesi gerektiğini düşünenlere de konuyu açıklayabilmek aynı oranda zor. </span></p>
<p><b>Mahremiyete Değer Vermeli</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yardım eden ve yardım alan arasında olanın mahremiyeti her daim önemli ama söz konusu çocuk olduğunda ise bu daha önemli hale geliyor. Yetişkinler bu tür yardımlar alırken kameralardan kaçmaya, bazen yüzünü kapatmaya çalışarak kendini görünmez hale getirebiliyor. Konudan bir miktar saparak şunu da belirtmek gerekiyor ki, yüzü gizlemek utanılacak bir şey yapıldığında ortaya çıkan bir davranış biçimi, oysa yardımı alan kişinin utanması gereken bir şey yok. Yüzünü örtmesi gereken kim? Sorusu da bir ek olarak burada kalsın. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar kendilerine gösterilen ilgiden memnun oluyor olsalar gerek. Bir etkinlik düzenleniyor, o etkinliğin öznesi onlar haline geliyor, çeşitli hediyeler veriliyor ve mutlu oluyorlar. O sırada gördükleri objektiflere sevecenlikle ve mutlulukla gülümsüyorlar. Onların o fotoğrafların neden çekildiği, nerede kullanılacağı, ileride karşısına çıkıp çıkmayacağı gibi bir soruyu kendisine sormayacağı aşikar, böyle bir beklentimiz de yok elbette. Çünkü o çocuk. Bu soruyu sorması gerekenler yine başkaları. </span></p>
<p><b>Etik Kodlar Belirlenmeli</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuğun fotoğraflarda kullanılması ve bunun özellikle sosyal medya üzerinden paylaşılması yani yıllar sonraya bile iz bırakması yardım yapan organizasyonların gündemine alması gereken konulardan biri. Yardım alan kişinin kimliğinin açık olarak tanınabileceği görsellerden uzak durarak farklı kadrajlar yakalayabilmek elbette mümkün ancak daha uğraş gerektiriyor. Fakat genelde tüm yardım alanların özelde ise çocukların mahremiyeti bu uğraşa değer. Yardım organizasyonlarının kendi faaliyetlerini görünür kılmak için yardım ettikleri kişileri teşhir etme haklarının olmadığının ayırdına varması gerekiyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorun genelde yardım alanların kimliğinin görünür şekilde temsil edilmesi. Ancak söz edildiği gibi konu çocuk olduğu zaman hem kendisinin bilinçli bir karar verişe sahip olmaması hem de ileriki zamanlar içinde unutmayan bir belleğe sahip olan internette fotoğraflarının yer alması çocuğun mahremiyetine de zarar verici olarak düşünülmeli. Bu nedenle yardım organizasyonlarının kendilerine konuya ilişkin bazı etik kodlar belirlemesi gerekiyor gibi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/09/yardim-eden-yardim-alani-sergileme-hakkina-mi-sahip/">Yardım Eden Yardım Alanı Sergileme Hakkına Mı Sahip?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Hak Mücadelesini Haksızlaştırma Çabası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/02/bir-hak-mucadelesini-haksizlastirma-cabasi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/02/bir-hak-mucadelesini-haksizlastirma-cabasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Kocabay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2018 08:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[#KöleDeğiliz]]></category>
		<category><![CDATA[3. havaalanı]]></category>
		<category><![CDATA[3. havaalanı işçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Şık]]></category>
		<category><![CDATA[Ragıp Duran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31066</guid>

					<description><![CDATA[<p>3. havaalanı inşaatı bugünlerin malum konusu. İsim konusunda yaşanan tartışma kadar değerli görülmese de inşaat emekçileri haklarının peşinde. Çalışma şartlarından memnun olmayan işçiler kimilerine göre “manidar” bir zamanda haklarını savunmaya geçtiler. Dile getirilen şartlara baktığınızda da insanca çalışmak dışında bir istekleri yok. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/02/bir-hak-mucadelesini-haksizlastirma-cabasi/">Bir Hak Mücadelesini Haksızlaştırma Çabası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstekleri tekrardan yazmayacağım, arzu edenler şuradan bakabilirler: https://t24.com.tr/haber/yuzlercesi-gozaltina-alinan-havalimani-iscileri-ne-talep-ediyor,700828</p>
<p>Bu yazının derdi bir hak mücadelesinin nasıl haksızlaştırılmaya çalışıldığı. Bu tür konularda üç maymunu oynayan bir kitle medyası varken hak haberlerine erişimin kaynağı alternatif haber mecralarından ve sosyal medyadan geçiyor. Artık her toplumsal olay, her toplumsal hareket reel alanda yaşandığı gibi sanal kamusal alanda da yaşanıyor. 3. Havaalanı inşaatında yaşananlar, konuya ilişkin bir kamuoyu oluşturmak için #KöleDeğiliz etiketiyle paylaşılmaya başlandı. Buraya kadar süreç olağan. Olağan olan ama tuhaf olan ise bu hak mücadelesini haksızlaştırmak ya da küçük görmek için yazılanlar ya da “bulmuşlar da buluyorlar” imaları.</p>
<p>Bir koro şeklinde söylenen şeylerden biri havaalanının zamanında açılmaması için eylem yapıldığı. Bazı medya mensuplarının da çanak tuttuğu bir görüş bu. “Neden önce değil de şimdi yapılmış” manasında yazılar. Bıçak kemiğe dayandı diye bir söz vardır, bilir misiniz? Belki bu yüzdendir. Sabrın sonu selamettir anlayışı çökmüştür belki de artık. Belki öncesinde sözler verilmiş ama o sözler tutulmamıştır. Bir mücadelenin başlangıcı için “neden şimdi?” sorusu onu meşru olmayan bir duruma düşürmenin temel ilkelerindendir.</p>
<p><strong>“Benim yoksa onun da olmasın” </strong></p>
<p>Bir diğer haksızlaştırma biçimi ve belki de ilkinden daha korkuncu direnenler gibi işçi olanların yaklaşımı. #KöleDeğiliz etiketi altında yazılan bir tweet inşaatlarda çok kötü koşullarda çalıştığını söyleyen bir işçiye aitti ve diyordu ki “3. Havaalanı İnşaat’ı en iyi yerlerden biri.” Kötüden örnek olmaz derler. Yani diğer yerler kötü olduğu için kötüsüne razı mı olmalılar? Ya da eğer diğer yerler daha kötüyse birlikte mücadeleye değmez mi? İnsanın kendisine ve kendi gibi olanlara böylesine yabancı, böylesine başkasının gözlükleriyle bakmasına ne denebilir? Asgari şartların sağlanması gerekliliğine destek yerine “daha kötüleri var” kalıbı… Birlikte daha iyi şartlarda çalışalım yerine benim yoksa onun da olmasın yaklaşımı. Lakin bunu yazan işçiye yıllardır bu söylenmemiş midir? “Falanca yerde nasıl çalışıyorlar, bir de buradan şikayet ediyorsunuz” diye. Muktedir olanın sözünü duyaduya aslında mazlum olan bir muktedir olmuştur o da.</p>
<p>Bir diğer husus ise dışlama, ötekileştirme. Her olaya uygulanan ve uygulanabilecek bir yöntem ötekileştirme. İşçilerin direnişinde de ortaya çıkıveriyor. Ne istediklerine dahi bakılmadan terörist olmakla suçlanıyorlar söylemlerde. Erkin (siyasal ya da ekonomik) karşısına dikilmiş olan her şey ve herkes talebi ne olursa olsun tek bir yaftayla bertaraf edilebiliyor ne de olsa.</p>
<p>Son bir grup daha var. Onlar ise kendilerine dokunmadığı sürece bu konuları hiç düşünmeyenler, kendilerine has başka gündemler yaratanlar, “iki slogan atılıyor” diye olayı küçümseyenler.</p>
<p><strong>Gazetecilik ezilenden yana olmalıdır.</strong></p>
<p>Bu olay gündeme gelince medya ile ilişkisini düşünmek kaçınılmaz. Zira iletişim fakültelerinde öğrendiğimiz ve hala öğretmekte olduğumuz gazetecinin toplumdan yana taraf olmasıdır. Üç gazetecinin vaktiyle söyledikleri geldi aklıma.</p>
<p>Umur Talu ile yaptığımız söyleşi sırasında şöyle demişti: “Gazetecilik yaptığım saatlerde ezilen mağdur edilen, hırpalana insanları düşünüyorum. Bu insanları düşünmeden gazetecilik nasıl yapılır bu beni rahatsız ediyor.”</p>
<p>Bir diğeri Ragıp Duran’dı: “Benim derdim gazetecinin mutlaka ve mutlaka bir kere gazetecilikten taraf olmasıdır. Siyasi ve ideolojik olarak da güçsüzden, zayıftan, eşitlikten, insan haklarından, adaletten, evrensel değerlerden yana olması, taraf olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü isteseniz de istemeseniz de mecburen taraf olacaksınız. Dolayısıyla iyi bir taraftan olun ki bir anlamı olsun.”</p>
<p>Ve son olarak Ahmet Şık’ın mahkeme savunmasında söylediği şu sözleri: “Doğru ve yanlış gerçek ve yalan, haklı ve haksız, zalim ve mazlum arasındaki karşıtlıkta ve elbette ki adaletsizlikte gazetecinin tarafı bellidir.”</p>
<p>Belki de önce medya tarafını bilmelidir. Medya tarafını bilmelidir ki toplumun yanında durabilsin, durabilsin ki toplum başkalarının gözlüğü ile gördüğü dünyayı kendi gözleriyle görebilsin. Lakin medya, inşaat ve enerji üçlü sektörü patronajlı medya kuruluşlarında çalışan emekçilerin bunları yazabilmesi mümkün mü sorusu belki başka bir tartışmanın konusu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/02/bir-hak-mucadelesini-haksizlastirma-cabasi/">Bir Hak Mücadelesini Haksızlaştırma Çabası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/02/bir-hak-mucadelesini-haksizlastirma-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ki(MS)e Bilmez, Medya hiç Bilmez</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/29/kimse-bilmez-medya-hic-bilmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Kocabay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 May 2018 12:53:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Multiple Skleroz Günü]]></category>
		<category><![CDATA[MS hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Multiple Skleroz (MS)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl mayıs ayının son Çarşamba günü Dünya Multiple Skleroz Günü olarak kabul ediliyor ve özellikle bu gün hastalık hakkında farkındalık oluşturmak için çabalanıyor. Farkındalık oluşturmak medyada yer almaktan geçiyor olsa da medyanın konuyu ne kadar farkında olduğu tartışılır. Acı soslu haberler, MS hastalarını ötekileştirici içerikler, korkunç hastalık ya da sinsi hastalık tanımlamaları, Türkiye’de 35 binden fazla kişiyi etkileyen MS’i “tık” haberciliğine kurban ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/29/kimse-bilmez-medya-hic-bilmez/">Ki(MS)e Bilmez, Medya hiç Bilmez</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Her yıl mayıs ayının son Çarşamba günü Dünya Multiple Skleroz Günü olarak kabul ediliyor ve özellikle bu gün hastalık hakkında farkındalık oluşturmak için çabalanıyor. Toplumda farkındalık oluşturmanın yolu elbette medyadan geçiyor. Farklı etkinlikler düzenlense de medyada yer alınmadığı sürece toplumsal bir duyarlılık oluşturabilmek mümkün değil. Ancak medyanın MS ve benzer hastalıklar konusunu ne kadar farkında olduğu tartışılır bir olgu. Yazının esas konusunu MS’in medyada nasıl yer aldığı oluşturacak olsa da öncelikle kısaca MS’in ne olduğundan söz etmek gerekiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Çoklu sertleşme olarak Türkçeleştirilebilen MS, “vücudun bağışıklık (immün) sisteminin yanlışlıkla kendisine saldırdığı bir nörolojik hastalıktır”.  Özellikle sinir liflerinizdeki koruyucu kılıfa (miyelin) ve aksona saldırı olur. Miyelin hasar gördüğünde, beyniniz sinyalleri doğru şekilde gönderemez (bkz. <a href="http://www.yolarkadasimsin.com/ms-sozluk">http://www.yolarkadasimsin.com/ms-sozluk</a>). Yani MS hastaları biraz şaşkın bir bağışıklık sistemine sahiptir. Bağışıklık sisteminin sinir hücrelerine saldırması sonucu zarar gören hücreler beynin gönderdiği mesajları iletme konusunda sorun yaşarlar. Hasarın oluştuğu yere göre kişinin hareketlerinde kısıtlanmalar olabilir. MS hastaları yüzde, kollarda, bacaklarda uyuşma, bulanık ya da çift görme, kolda ve bacakta kuvvet kaybı, ince hareketlerde beceri kaybı, baş dönmesi, denge sorunları, titreme ve yorgunluk gibi belirtiler yaşar. “Atak” olarak adlandırılan bu dönemlerde ortaya çıkan rahatsızlıklar genellikle kortizon tedavisi ile giderilmeye çalışılır. Ayrıca MS’de atak sıklıklarını, şiddetini azaltmaya yönelik olan koruyucu tedavi uygulaması yapılır. Dünyada 2,3 milyon, Türkiye’de ise 35 bin MS hastası olduğu tahmin ediliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Çaresizlik soslu haberler</span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Günümüzün en fazla kullanılan kavramlarının arasında yer alan “özel olmak”, “özel hissetmek”, “size özel” gibi tüketim toplumu kavramları aslında tam da MS için. Çünkü her MS hastası farklı, herkesin MS’i farklı. Belirtiler ve hastalığın seyri kişiden kişiye göre farklılık gösterir. Özellikle medyanın belirtmeyi çok sevdiği “tekerlekli sandalyeye mahkumiyet”, oransal olarak az sayıda MS hastasını etkiler. Lakin acı ve çaresizlik ile soslanan haberler ilgi çektiğinden olsa gerek haberlerin bu şekilde verilmesi daha fazla tercih ediliyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilimsel bir çalışma değil bu yazı elbette. Şimdi Google’da bir arama yaparak çıkan haberlere bakalım. Bakalım neler var? Öncelikle söylemek gerekir ki tüm haberleri olumsuz olarak nitelendiremeyiz. Haberleri okuyanların bilinçlenmesi adına hastalığı tanıtan içeriklere yer verildiğini söylemek gerekiyor. Ayrıca yeni tedavi yöntemleri ve hasta hikayeleri haberlerin arasında yer alıyor. Fakat olumlu haberlerin içinde bile yer verilen bazı tanımlamalar MS ile ilgili “ürkütücü” bir senaryo çizmeye yetiyor. “Hastalığın pençesine düşen” tanımlaması bunlardan biri, “yatağa/tekerlekli sandalyeye mahkum olmak” ise bir diğeri. Tanımlamalar elbette bunlarla bitmiyor “korkulan hastalık”, “elden ayaktan düşüren hastalık” olarak da felaket senaryoları arka arkaya sıralanıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Medya&#8217;dan MS’e yeni çareler</span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Üzerine yoğunlaşılan bir diğer tanımlama ise “sır hastalık” ya da “gizemli hastalık” tanımlamaları. MS’in ortaya çıkış nedeninin tam olarak bilinmiyor oluşu bir gerçeklik ancak medyayı bu tür başlıkları atmaya iten ilgi çekmenin ötesinde bir şey olmasa gerek. Gizemli şeyler doğal olarak merak uyandırır. Ancak bu merak bilinç uyandırmaktan daha çok mistik bir sosla servis edilen haberler dışında bir şey değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Boşa umut tüccarlığı yapan haberler ise bir diğer yaklaşımdır. Kapari ve keçi sütüyle iyileşmiş olduğu öne sürülen MS hastalarının hikayeleri en sevilen haber konularından olabilir. MS ataklar ve çoğunlukla iyileşmelerle (MS’in türüne göre) seyreden bir hastalık olmasından dolayı atakların arasındaki süre uzama gösterebiliyor. Ancak sevimli bir keçinin ya da eskiden pek de bilmediğimiz bir bitki olan kaparinin mucizevi bir şey olarak sunulmasının ne kadar akla yatkın olduğu tartışılır. Hatta pek çok hekime göre tartışılmaz, çünkü mucize diye bir şey yoktur bu hastalıkta. Tüketilen besinler elbette sadaece karın doyurmaya yaramaz, şifa da oluştururlar. Fakat sayılı kişide belki bir şekilde işe yarayan ya da belirttiğimiz gibi hastalığın seyrinden kaynaklı olan iyileşme döneminin uzun sürmesinin tüm ilaçları bırakarak keçi sütü ve kapariden umut beklemeye yönlenmeyi haklı çıkarmaz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Medyada sonsuz kere atılmış haber başlıklarından biri ise “MS’e çare bulundu”dur. Arama motorlarına bu başlığı kopyalayıp yapıştırmak en az 5 yıldır bu ve benzer başlıkların kullanıldığını gösterecektir. Bilimsel çalışmalardaki bazı ilerlemeler doğrudan bu başlıklarla verilerek hastalara ve hasta yakınlarına sahte umutlar verebilmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Medya ünlü MS’liyi sever</span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Medyatik konuların bir diğeri ise ünlü MS hastalarıdır. Her MS hastası bu konuda elbette ki uzman değildir, bir uzman gibi haber kaynağı olarak onları kullanmanın Türkiye’de binlerce kişiyi etkileyen bir hastalık konusunda doğru/yanlış verdikleri bilgiyi kamuoyu ile paylaşmanın sorumluluğu tartışmalı. Ayrıca her kişiyi farklı şekilde etkileyen MS için bir veya iki kişinin yaşamış oldukları deneyimler tüm hastalara mal edilemeyecek kadar çeşitlilik gösterebilir. Belirtileri benzer olsa da sonuçları MS’in tipine göre çok farklı olabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Medya yapısı gereği özellikle kitle medyası sansasyonel haber vermeyi elbette tercih edilecektir. Özellikle “tık”lanma üzerine kurulmuş olan internet haberciliği “sır hastalığa çare bulundu”, “elleriniz uyuşuyuyorsa siz de…” gibi merak ve endişe uyandıracak başlıkları atmaktan çekinmeyecektir. Belki de ilk kez hastalığın detayları ile yayına verdiği haberde karşılaşan editörün birincil düşüncesi “acaba hastalar ne düşünür?”den ziyade, “bu haber kaç tık alır?” olacaktır. Medyanın savunduğu ve aslında çok da inandırıcı olmayan kamu yararı ifadesi diğer soruya üstün gelen ikinci soru ile bir kez daha çökecektir. Sağlık haberciliğini başarı ile yürüten kişiler hasta haklarına da saygı göstermekte, boşa umut tacirliği yapmamakla birlikte ne yazık ki sayıları azdır ve onları haberleri bu kadar talep de görmemektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Medyanın içine düştüğü bir diğer sorunlu ifade ise olumlama yapmaya çalışırken MS hastalarını ötekileştirmesidir. “MS hastaları da çalışabilir”, “MS hastaları da çocuk sahibi olabilir”, “MS hastaları da evlenebilir” vs gibi uzatılabilecek bir liste ile ötekileştirme söylemi ortaya çıkar. Hastalığın ve hastaların olumlamaya çalışıldığı bu içerikler, medya çalışanlarının belki de farkına varmadan hastaları ötekiştirdiği kalıp cümlelerdir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Kitle medyasından değil, uzman sitelerden bilgi edinin</span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">MS ya da benzeri olan karmaşık hastalıklarla ilgili bilgi alabilmek için özellikle kitle medyasında yayınlanan haberler genel olarak bilgilendirmekten ziyade, hastaların moralini bozmaktan çok öteye giden yaklaşımlara neden olmazlar. İnternette yapılacak olan bir taramada karşımıza çıkan bu tür haberler omuzları çökük olarak ekran karşısına geçmiş olan hasta ya da hasta yakınını daha da çökertmekten çok pek de işe yaramaz. Bilgi edinmek için en yararlı ve doğru bilgiye ulaşılabilecek olan adresler hastalığa ilişkin olan derneklerin internet siteleri ya da bu derneklerin desteklediği ortak platformlardır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Son olarak farkındalık oluşturmak için siz de Mayıs ayının son Çarşamba günü MS’e dikkat çekmek için bir fular, bir bluz, bir kurdele ile “hayata turuncu kat”ın. MS ile ilgili detaylı bilgi edinmek için <a href="https://www.turkiyemsdernegi.org/">https://www.turkiyemsdernegi.org/</a> sitesini ziyaret edebilirsiniz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/29/kimse-bilmez-medya-hic-bilmez/">Ki(MS)e Bilmez, Medya hiç Bilmez</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
