<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Meltem Ersoy, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/meltem-ersoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/meltem-ersoy/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 07:31:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Meltem Ersoy, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/meltem-ersoy/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünya Tiyatroları Bu Dönemi Nasıl Geçirdi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/28/dunya-tiyatrolari-bu-donemi-nasil-gecirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 May 2021 07:31:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya tiyatroları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanata bakış]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Kooperatifi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada özel tiyatroların ve serbest, güvencesiz çalışanların bu krizle daha sert karşılaştığı aşikâr. Yine de kültür sanatın bir toplumda ve politikada nasıl bir yerinin olduğu süreçteki asimetrik etkilerin önemli sebeplerinden. Seyircinin sanata bakışı ve şehir ve ülke yönetimlerinin kültür sanata bakışının yansımaları da farklı oluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/28/dunya-tiyatrolari-bu-donemi-nasil-gecirdi/">Dünya Tiyatroları Bu Dönemi Nasıl Geçirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/17/farkli-ulkelerin-tiyatrolari-bu-donemde-ne-tur-destekler-aldilar/" target="_blank" rel="noopener">Bir önceki yazımda</a> İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa ve Amerika’daki bazı tiyatroların pandemi dönemini nasıl geçirdikleri ve nasıl bir destek sistemi içinde bulunduklarını yazmıştım. Türkiye’de tiyatroların durumunu anlamak için ise Tiyatro Kooperatifi ve Bilgi Üniversitesi Kültür Politikaları ve Yönetimi Araştırma Merkezi’nin araştırması bazı veriler sunuyor. Bu süreçte ek destek alamama durumunda özel tiyatroların %50sinin kapanmak durumunda kalacağı öngörülüyor. Sahne emekçilerinin işlerini yapamadıkları için farklı sektörlerde çalışmak durumunda kaldığı ifade ediliyor. Bu dönemde özel sektörden destek alabilen özel tiyatroların oranının yalnızca %10 olduğu, özel tiyatroların %63’ünün tüm bilet gelirinin 500 liranın altına düştüğü paylaşılıyor. Bu süreçte özel tiyatroların %60’ının borçlandığı, geliri olmaksızın %87’sinin kira ödemeye devam etmek durumunda olduğu da bilgiler arasında yer alıyor. Devletten alınan proje desteği ise kısıtlı kalmış görünüyor. Serbest çalışanlar, sektörün ortak çalıştığı diğer iş kolları, örneğin set kurulumundan sorumlu olanlar ya da örneğin bir sanat eseri sergilendiğinde oluşan hareketliliğin getirdiği kazanımlar konuya dahil bile değil.</p>
<p>Dünyada özel tiyatroların ve serbest, güvencesiz çalışanların bu krizle daha sert karşılaştığı aşikâr. Yine de kültür sanatın bir toplumda ve politikada nasıl bir yerinin olduğu süreçteki asimetrik etkilerin önemli sebeplerinden. Seyircinin sanata bakışı ve şehir ve ülke yönetimlerinin kültür sanata bakışının yansımaları da farklı oluyor.</p>
<p>Buradaki tiyatrolar bu dönemde çeşitli kampanyalarla ve çevrimiçi oyunlarla gelir sağlamaya ve varlıklarını sürdürmeye gayret ediyor. Bu çabalar çoğunlukla dönemi atlatmak için yara bandı görevi görüyor. Seyircinin desteği de elbette çok önem taşıyor.</p>
<p>Dijitalleşme, dünya tiyatrolarında farklı şekillerde karşımıza çıkıyor, benimseniyor ya da çokça eleştiriliyor. Örneğin Schaubühne Tiyatrosu sanat yönetmeni Thomas Ostermeier, bu konuda oldukça eleştirel yorumlar yapıyor. Gözlemlerine göre, bağımsız tiyatroların dijital ortamda performansı yeniden keşfedebilen bir örneği olmadığını, ayrıca internet üzerinden oyun sahnelediğimiz ve izlediğimiz zaman, üç boyutlu olan bir sanatı iki boyuta indirgediğimizi ifade ediyor. Bu gösterimlerin de sinema geleneğiyle rekabet eder hale geldiğini ve Netflix, Amazon Prime ve benzer platformların karşısında yer aldığını söylüyor. Ostermeier, tiyatroyu eşsiz kılanın anda sanat üretme kabiliyeti olduğunu söylüyor. Seyirci gerçek zamanlı bir eser üretimine tanıklık ediyor, o tanıklık aynı kişiler arasında bile olsa birebir tekrarlanamıyor. Büyüsünün gizli olduğu kısım da tam buralara denk geliyor. Dijital çağda, dış dünyayla aramıza bir ekran girdiği için insanların bu aracısız temasa gittikçe daha fazla özlem duyduğu fikrini aktarıyor.</p>
<p>Ostermeier’in dediği gibi tiyatro temelinde, özünde aynı mekanı paylaşan insanlarca deneyimlenen, ‘üç boyutlu’ bir sanat. Seyircinin ya da deneyimleyenin sanatçıyla olan ilişkisi de çok özel ve o ana ait. Fakat özellikle de fonlarla ilgili sıkıntılar nedeniyle kurumların ve sanatçıların oyunda kalmayı sürdürebilmesinin de yollarından biri çevrimiçi gösterimler. Ayrıca dijitalin ne şekillerde sahneye yansıyacağı ya da farklı sahneleme yollarının keşfi ve araştırması son aylarda arttığı gibi önümüzdeki dönemde de devam edeceğini ön görebiliriz.</p>
<p>Röportajda, Heiner Müller’in (dramaturg, yazar, yönetmen) 1990lardan bir sözünü hatırlatıyor. Aktardığına göre, Müller, tiyatroların, tiyatro yapanlar para almaya devam edeceği şekilde bir yıl kapanması gerektiğini söylüyor. Bu şekilde tiyatroların neden gerekli olduğunu idrak edeceğimizi anlatan bu söz üzerine, içerisinde bulunduğumuz dönemin düşünmeye fırsat yarattığını ifade ediyor. Tabii bu sözdeki para almaya devam etme şartının altını kalın kalın çizmek gerekiyor. Elbette piramidin tabanındaki ihtiyaçları karşılayabildiğimizde değeri çok daha net anlaşılabilirdi.</p>
<p>Amsterdam Uluslararası Tiyatrosu (ITA), ITALive üzerinden seyirciyle buluşmaya oldukça aktif bir şekilde devam etse de, sanat yönetmeni Ivo van Hove canlı, yüz yüze tiyatronun insanlarla beraber olma ve beraber harekete geçen duygulanma halini özlediğini ifade ediyor. Bir de performans bittikten sonra yeni fikirler bulmanın, bir topluluk halinde sanat üretmenin değerini hatırlatıyor. ITA, dijitalden oyun yayınlamaya sıcak bakarak, çekimlerini rock konserleri kaydetmeye alışkın bir TV ekibi ve yönetmeniyle hazırlayıp gerçekleştirmiş. İnternetten yayınlanan oyunlara dünyanın farklı yerlerinden çok güzel tepkiler geliyor. ITAlive yayınlarını takip eden seyircilerin %60ı onları daha önce izlememiş olan insanlardan oluşuyor. Ivo van Hove, süreci daha iyi yöneten ülkelere örnek olarak Fransa ve Almanya’yı gösteriyor. Bu ülkelerdeki desteklerin bir kısmına bir önceki yazıda yer vermiştim.</p>
<p>Fransa’ya baktığımızda, sahnelemeyi seçtikleri oyunların dönemle ilişkilendiğini görüyoruz. Odeon Tiyatrosu Eylül’de Racine’in Iphigénie oyununu sahnelemiş. Oyunda Yunan ordusu Truva’yı yok etmeye gidecekken rüzgar dindiği için denize açılamıyorlar. Oyunun temel sorusu, tekrar harekete geçebilmek için neyi feda edersin? Sanat yönetmeni Stéphane Braunschweig, bugün de ekonomiyi mi insan hayatını mı feda edeceğimiz şeklinde ikileminde kaldığımızı anlatıyor. Dönemin olumlu bir yansıması olarak ise kendi çeperi içinde hareket eden tiyatro gruplarının, sanatçılar, yönetmenler ve tiyatroların dayanışma hissini yeniden bulabildiğini ifade ediyor. Diğer sanat yönetmenlerine benzer şekilde, tiyatronun yokluğunun ne kadar gerekli olduğunu, dünyanın önemli bir ihtiyacı olduğunu ortaya çıkardığını ifade ediyor.</p>
<p>New York Halk Tiyatrosu’nun direktörleri Saheem Ali ve Shanta Thake, tiyatrodan değil ama sahneden uzak kaldıkları bu dönemde işlerinin esasının ne olduklarını düşündüklerini ve seyircinin kim olduğuna ve ne istediklerine kafa yorduklarını anlatıyorlar. Amerika, tiyatro alanında da diğer ülkelerden ayrılıyor gibi görünüyor. Sorunlar benzer ve ortak olsa da gündemdeki sosyal hareketler tartışmalara ağırlığını koyduğu için değerlendirmeler de bu çerçeveden etkileniyor. Bu röportajda, birçok kurumun sistemik ırkçılık konularını düşündüğünü söylüyorlar. Nasıl daha iyi vatandaşlar, insanlar ve sanatçılar olabiliriz diye düşünüyorlar. Sanatı insanların iyileşmesine ve yeni umutlar bulmasına yardım etmede çok merkezi buluyorlar. Güvenli şekillerde bir araya gelerek buna devam edebilmeyi umuyorlar. Ülkelerdeki gündem sanatla iç içe geçiyor ve sanat gündemden oldukça etkileniyor.</p>
<p>Önceki yazıda, İsveç’te sanata önem veren bir anlayışla performanslara katılmanın bir hak olarak görüldüğü notu bulunuyordu. Helsingborg Şehir Tiyatrosu, Şubat’ta Zoom’da bir oyun prömiyeri yaptığında çok ilgi gördüğünü paylaşıyor. Her gösteriyi 1000 kişi izlemiş olsa da, sanat yönetmeni Kajsa Giertz, canlı tiyatronun ritüelini, insanlarla beraber oyuna gitmek, arada dışarı çıkıp biraz konuşmak ve geri girmek gibi bir aradalıkları özlediğini aktarıyor. Ve o özel tiyatro büyüsü, olan her şeyin o an olduğu, yalnız bizim için olduğu ve tekrar olmayacağı durumu.</p>
<p>Yaşadıkları sıkıntıların dereceleri farklı olsa da dünyanın farklı yerlerinde tiyatroların benzer meselelerle karşılaştığı görülüyor. Bunun yanı sıra, tiyatroyla ilgili özlemlerimiz de oldukça örtüşüyor. Bu dönem yine farklı şekillerde olsa da sanatın gerekliliğini hatırlatmış olsa gerek.</p>
<p>Yukarıda alıntıladığım röportajlar, Philip Oltermann, Sarah Crompton ve Lisa O’Kelly’nin gerçekleştirdiği ve The Guardian’da yayınlanan röportajların kesitleridir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/28/dunya-tiyatrolari-bu-donemi-nasil-gecirdi/">Dünya Tiyatroları Bu Dönemi Nasıl Geçirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farklı Ülkelerin Tiyatroları Bu Dönemde Ne Tür Destekler Aldılar?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/17/farkli-ulkelerin-tiyatrolari-bu-donemde-ne-tur-destekler-aldilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 08:40:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen yıl sezonun ortasında kapanan, bu yıl sezon bile açamayan tiyatrolar, salonlarda bir araya gelmenin alternatiflerini üretmeye devam ediyor. Bu süreçte ekonomik zorluklarla baş edemediği için varlığını sürdüremeyen tiyatrolar her geçen gün artıyor. Peki, dünyanın önde gelen bazı tiyatroları bu dönemi nasıl geçiriyor? İngiltere, Almanya, Fransa, İsveç ve Hollanda’da nasıl yaklaşımlar var?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/17/farkli-ulkelerin-tiyatrolari-bu-donemde-ne-tur-destekler-aldilar/">Farklı Ülkelerin Tiyatroları Bu Dönemde Ne Tür Destekler Aldılar?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere kademeli açılma planı içerisinde sinema, müze ve tiyatroların açılacağı tarihi 17 Mayıs olarak duyurdu. Kültür sanat iyileşme fonuna 300 milyon paund ekleneceği de daha önce açıklanmıştı. Önemli kurumların devamı için destek gelmiş olsa da oyuncu, tasarımcı, sahne amiri, müzisyen gibi pek çok aktörün sıkıntıları devam ediyor. Hükümet destekli sigorta, vergi indirimindeki oranın yükseltilmesi devam eden talepler arasında. Sistem dışında kalan ve serbest çalışanlar ayrı bir sorun olarak dünyanın hemen her yerinde yardım paketlerinin de dışındalar. Bu kesimin sektörün oldukça önemli bir yüzdesine tekabül ettiği ve birtakım iyileştirmeler yapılmış olsa da binlerce kişinin yardım alma kriterlerine uymadığı bir durumdan söz ediyoruz.</p>
<p>Avrupa’nın en önemli tiyatrolarından Berlin’in Schaubühne Tiyatrosu sanat yönetmeni Thomas Ostermeier Philip Oltermann’la röportajında, tiyatronun, pandeminin ilk kapanma döneminden (2020 Mart) Ekim başına kadar kapalı kaldığını aktarıyor. Bu süreçte hava filtrelerini değiştirip yeniden açılma için gerekli şartları oluşturuyorlar. 2020 yazında çalışmaya birkaç oyunun provasıyla başlıyorlar. Açılışından bir sonraki kapanmaya kadar ancak iki buçuk hafta açık kalabiliyorlar. Tiyatronun 240 sürekli ve kayıtlı çalışanı, Alman izin sistemine dahil. İlk kapanmada Alman sosyal sigorta sistemi maaşlarının %60&#8217;ını ödüyor. Tiyatro bu oranı %92/%94’e tamamlıyor. İkinci kapanmada sigorta gelirlerinin %80&#8217;ini karşılıyor, tiyatro üzerine % 18 ekliyor. Bu çalışanların ödeneği devlete gelirlerinden aktardıklarıyla oluşan sigortadan gelse de yapılmasına itiraz eden sesler olmuş. Schabühne, hem devlet ödeneği alan bir kurum hem de dört ortaklı bir özel şirket. İki gün içinde sendikayla bir anlaşmaya varabilmişler. Devlet tiyatroları ise ilk 10 ay oyuncularını bu sisteme dahil edememişler. Ostermeier’in aktardığına göre, birçok Amerikan ve İngiliz tiyatrosunda durum daha kötü, çünkü ancak tüm salonu açabilir ve bilet satabilirlerse hayatta kalabiliyorlar.</p>
<p>Gelelim Hollanda’ya. Amsterdam Uluslararası Tiyatrosu (ITA) sanat yönetmeni Ivo van Hove, Sarah Crompton’la röportajında pandemi sürecinde tiyatroda bir şekilde çalışmaya devam ettiklerini söylüyor. Mart 2020’de her şey kapanınca, Boccaccio’nun Decameron’unun okumalarını 100 bölüm olarak kaydetmişler. Tiyatroların açıldığı dönemde sosyal mesafeli seyircilerle üç yapım sahnelemişler. Haziran’da Hollanda Festivali’nde tekrar açılmayı umuyorlar. ITA’yı merkezi hükümet ve Amsterdam şehri destekliyor. Bu dönemde kaybettikleri bir gelir kaynağı uluslararası turlar. Hükümet ayakta kalmalarına yarayacak iki fon verdiği için personele, teknik ekibe ve tam zamanlı oyunculara (kadronun %70i) kapanma boyunca ödeme yapabilmişler. Serbest çalışanlarına da ödeme yapıp yeni yapımlarda görevlendirmeye devam etmişler. Hollanda hükümeti desteği çok hızlı ulaştırmış, fakat basın açıklamalarında tiyatronun adının geçmesi çok zaman almış. ITALive üzerinden farklı oyunları da seyirciyle dijital ortamda buluşturdular.</p>
<p>New York Halk Tiyatrosu’nun direktörleri Saheem Ali ve Shanta Thake, Sarah Crompton’la röportajlarında, pandemi döneminde üç oyun yönettiklerini, dijital işlerle yoğun bir program hazırladıklarını ve ufak bir mekandan da internette eş zamanlı oyun yayınladıklarını anlatıyorlar. New York devleti limitli kapasiteyle ve güvenlik önlemleriyle tiyatroların açılabileceğini duyurdu. Bu tiyatro ülkenin diğer tiyatrolarından farklı bir sistemle yönetiliyor. Bilet satışlarına çok bağlı değiller. New York Kültürel Kurumlar Grubu’nun bir parçası olarak şehirden fon alıyorlar. New York siyasetinde de temsilcilerin söylemlerinde de kültürün önemi farkında olunan bir gerçek. Yine de bağışçı tabanlarına bağımlılar. Altyapıyı ve personeli desteklemek ve ücretsiz sundukları dijital programı fonlamak için bağış toplamışlar. Serbest çalışan sanatçı inisiyatifi oluşturarak geliri olmayan ve federal yardım alamayanlar için 1000 dolarlık hibeler dağıtmışlar. Ülkede kültür sanattan sorumlu bir hükümet görevlisi bulunmuyor. Sanata desteği artırmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Fransa’nın beş ulusal tiyatrosundan biri olan Paris’teki Odean Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni Stéphane Braunschweig, Lisa O’Kelly ile röportajında diğer ülkelerdeki gibi Mart 2020’de kapandıklarını, sonrasında da Eylül’de açıp Ekim sonu tekrar kapandıklarını anlatıyor. Odeon Tiyatrosu 2021 Mart ayında da kültürel etkinliklerin durdurulmasına tepkiyle işgal edilmişti. Protestolar, işsiz kalan 10 çalışanın 6&#8217;sının destek alamadığını ifade ediyor ve hükümetlerini göreve çağırıyorlardı. 2020 Mart’ında başlayan süreçte tiyatro yalnızca iki yapım sahneleyebilmiş, 14&#8217;ünü iptal etmek ya da ertelemek durumunda kalmış. Ne zaman açılacakları da net değil. Ulusal bir tiyatro oldukları için fonların %62&#8217;si yıllık devlet ödeneği olan 12.3 milyon avrodan geliyor. Fransa’da tiyatro, sinema ve televizyonda çalışanlar için bulunan işsizlik sistemi, çalışmadıkları dönemde maaş almaları ve profesyonel kimliklerini sürdürmeleri için katkı sağlıyor. Bu ödenek, tiyatronun devamını sağlıyor, fakat yapımlar, bağımsız sanatçılar ve teknisyenlerin maaşları için bilet satışına ve tur gelirlerine ihtiyaçları var. Bunların üzerine de sponsor gerekiyor.</p>
<p>İsveç’in Helsingborg Şehir Tiyatrosu sanat yönetmeni Kajsa Giertz, Lisa O’Kelly ile röportajında 22 Mart 2020’de kapandıklarını, sosyal mesafeli olarak yaz sonrası tekrar açılıp Kasım’da kapandıklarını söylüyor. Sağlık riski yaratmamak için monolog provalarıyla çalışmaya devam ediyorlar. Ağustos’ta açık hava tiyatrosu yapmayı düşünüyorlar. Belediyeden %70, devletten %20 fon alıyorlar. Bilet gelirleri normalde %10 gelir sağlasa da bu dönemde büyük oranda kaybediliyor. İsveç’te hükümet tiyatronun herkes için olması gerektiğine inandığı ve demokrasinin bir parçası olarak kabul ettiği için insanların maddi gücü yetmediği için tiyatroya gidememesi ihtimalini istemiyor. Tiyatro biletleri bu nedenle bir sinema biletinden çok pahalıya satılmıyor. Sanata o kadar önem veriliyor ki politikalarını herkesin görme imkanına sahip olacağı şekilde düzenliyorlar. Bilet geliri düşüşünü kapsayan destek de almışlar. Fakat özel tiyatrolar ve bağımsız çalışanlar yine sistemin dışında. Destek için başvurabilseler de, Giertz süreçlerin yavaş olduğunu aktarıyor ve bu kadar uzun zaman işsiz kalmanın yaratacağı güvensizlik hissinden dolayı başka bir iş yapmaya karar vermelerinden korktuğunu dile getiriyor. Sahne tasarımcıları, yönetmenler, ışıkçılar için bir şeyler kurmaya, gelecek için bir imkan oluşturmaya çalıştıklarını ifade ediyor. Konunun devamı, bir sonraki yazımda.</p>
<p>Yukarıda alıntıladığım röportajlar, Philip Oltermann, Sarah Crompton ve Lisa O’Kelly’nin gerçekleştirdiği ve The Guardian’da yayınlanan röportajların kesitleridir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/17/farkli-ulkelerin-tiyatrolari-bu-donemde-ne-tur-destekler-aldilar/">Farklı Ülkelerin Tiyatroları Bu Dönemde Ne Tür Destekler Aldılar?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Odak Belirleyici Olarak Sanatla İlişkimiz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/26/bir-odak-belirleyici-olarak-sanatla-iliskimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2021 07:52:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alain de Botton]]></category>
		<category><![CDATA[John Armstrong]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Terapi Olarak Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Ursula LeGuin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67663</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada bu kadar mesele varken, günlerimiz zor konularla yoğrulurken, kültür sanat konuşmak anlamsız, önemsiz, gereksiz mi? </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/26/bir-odak-belirleyici-olarak-sanatla-iliskimiz/">Bir Odak Belirleyici Olarak Sanatla İlişkimiz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><i><span style="font-weight: 400;">Terapi Olarak Sanat</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitabında, Alain de Botton ve John Armstrong, sanatın işlevlerini hatırlama, umut, acı, yeniden dengeleme, kendini anlama, gelişim ve değer bilme olarak belirliyor. Bu işlevlerden umut üzerine söyledikleri, muhtemel bazı ikilemler üzerine önermeler içeriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitabın bu bölümü resim üzerine odaklansa da genel anlamda sanatla ilişkimiz üzerine bir yorum sunuyor. Yazarların üzerine düşündükleri sorulardan biri, güzel, hoş resimlere bakmanın, daha acil çözülmesi gereken, siyasi, ekonomik, ahlaki sorunları göz ardı etmemiz için bir alan mı yaratıyor olduğu üzerine. Sanatsal eserler bu anlamda, yaşadıklarımızı, çevremizi düzeltme çabamıza ket mi vuruyor? Hoş, estetik olana baktıkça, yaşanan olumsuzluklara karşı duyarsızlaşıyor muyuz? Oradaki güzelliklere odaklandıkça, gözümüzü kaçırıp eleştirel bir açısıyla hayata bakmaktan uzaklaşıyor muyuz? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Botton ve Armstrong, bu endişelerin gerçekçi olmadığını, hayata pespembe bakmaktan ziyade ‘aşırı kasvetten muzdarip’ olduğumuzu ifade ediyor ve diyorlar ki mesele ‘sorunların ve adaletsizliklerin’ farkında olmamız değil, bunlar karşısında kendimizi ufak ve güçsüz hissetmemiz. Bu cümle bir anlamda duygularımıza tercüman oluyor. Bu kadar konunun arasında, umudu korumaya ihtiyacımız olduğunu söylüyorlar, bu da doğru. “Matisse’in resmindeki dansçılar bu gezegenin dertlerini inkar etmiyorlar, ancak gerçeklikle kusurlu ve çelişkili, ama sıradan olan ilişkimizin durduğu yerden, onların tavırlarına cesaretlenmek için bakabiliriz,” diyor ve ekliyorlar: “Dünya daha iyi bir yer olsaydı, belki de güzel sanat eserlerinden daha az etkilenirdik.” Bu, hareketsiz kalmak ya da her şeyden elini çekmek anlamına gelmediği gibi duyarsızlaştığımızı da göstermiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazen bir kitap, tam da ihtiyacınız olan konulara, meselelere değiniyor. Yazarlar, sanat eserlerinin bazen insanı ağlatacak kadar duygulandırdığını, ama bunun nedeninin eserlerin üzücü olmasında değil de temsil ettikleri güzelliğin belki erişilmezliğinde ve böylece çekici oluşunda yattığını ifade ediyor. (Art as Therapy, 2013, sf. 12-24) İzlediğiniz, gördüğünüz, şahit olduğunuz, karşılaştığınız, dinlediğiniz, deneyimlediğiniz bir eserde tüyleriniz diken diken olduğunda, ruhunuzda derin bir yere değdiğinde, harekete geçen hisse bu da dahil olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanat, ortaya çıkardığı karşıtlıkla bir umut yaratabilir ya da bunun bin bir başka yolunu içinde barındırabilir. Böylece, hayatın zorluklarından, içinde hissettiğimiz açmazlardan sıyrılmak, bazen olabilecek olanı hayal etmek, sınırlarını esnetmek için bir imkan sunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine de, temelde, dünyanın dönmesi için hava gibi su gibi bir gereklilik değil. C.S.Lewis, 1960’ta, “Dostluk, tıpkı felsefe gibi, sanat gibi gereksizdir. Hayatta kalma değeri yoktur; daha ziyade hayatta kalmaya değer veren şeylerden biridir,” derken arkadaşlıktan söz ediyordu, fakat oradaki sanat vurgusu çekerek, yaşama değer katan tanımlamasına odaklanabiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Semih Fırıncıoğlu’nun Ağustos 2020’de yazdığı <a href="https://isteyenokusun.com/2020/08/30/i-sanatin-gereksizligi-uzerine/?fbclid=IwAR3X6a1lz5BnH30TkHAdd8J24wB_QcngvjMKmU5D-PIJTEsyFtVhCP-DWyg" target="_blank" rel="noopener">“Sanatın Gereksizliği Üzerine”</a> yazısı da sanat etkinliklerinin özellikleri arasında ilk olarak gereksiz olmalarını sayıyor. Bu etkinlikler, Fırıncıoğlu’nun sözleriyle “olmazsa olmaz” değil, “olmasa da olur” nitelik taşıyorlar. Ve onlar vesilesiyle, hayati olanın ortaya çıkardığı mecburiyetler, kaygılar ve ihtiyaçlardan “geçici kurtuluş yolları” sunuyorlar. En önemli özellikleri gereksiz olmaları. Tam da bu nedenle onlara ihtiyaç duyuyoruz. Sanat eserinin gereksizliği, neden var olduğunun da, neden onlara ihtiyaç duyduğumuzun da zeminini oluşturuyor. Saydığı ikinci özellik ise, etkinliklerin gereksiz olmasının ortaya çıkardığı, düşük risk sayesinde onları gerçekleştirenlere sağladığı özgürlük alanı. Fırıncıoğlu, oyun, sanat etkinliklerinin temel niteliğidir diyor ve endişenin az olduğu, günlük hayatımızda oluşturmaya çalıştığımız güvenli ortamın rutinine ve gerek duyduğu kurallara ve uygulamalara ihtiyaç olmayan, bunların işlemediği bir alan olduğunu ifade ediyor. Bir sanat etkinliğinin üçüncü özelliği de başkalarına gösterilerek, paylaşılarak yapılması. Yani sanat eserinin gereksindiği iletişim, etkileşim ve nasıl karşılık bulduğu bir çerçeve ve anlam(lar) belirliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ursula LeGuin’in 1974’te kaleme aldığı </span><i><span style="font-weight: 400;">Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitabındaki “Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?” yazısı, bir sanat eseriyle karşılaşmamızın hayal gücümüzle ilişkisi üzerine odaklanıyor. Fantastik kurgulara yetişkinlerin mesafeli yaklaştığı fikri üzerinden yola çıksa da hayal gücü üzerine düşünceleri yine gerçeklikle, hayatla olan ilişkimize dair bir işleve işaret ediyor. Hayal gücünü, kendine odaklı bir gerçeklik oluşturmanın bir anlamda antidotu olarak gösteriyor. Çocukluktan gelen hayal gücünün yok edilemeyeceğini söyleyen Le Guin: “Hayal gücü reddedilirse, hor görülürse sonuçta vahşi ve yabani şekillere bürünür; şekilsizleşir. En iyi ihtimalle, ben-merkezci bir düş kurma olur; en kötüsü de ciddiye alındığında çok tehlikeli bir konum olan, kendi söyleyip kendi inanmaktır.” Le Guin’e göre hayal gücünün esas yararı insana zevk ve haz vermesinde yatıyor, ama bu ona göre yetişkinler için yeterli bir cevap değil. Bir diğeri ise yine onun sözleriyle şöyle: “Hayal gücüyle yaratılmış kurmacanı yararı dünyayı, çevrendeki kişileri, kendi duygularını ve kaderini daha derinlemesine anlamanı sağlamaktır.” Böylece, yetişkin olmayı, olgunlaşmayı da gelişmek olarak değerlendiriyor. (Kendra Levin’e göre de kahraman, evrimleşme potansiyeli olan insan.) Ejderhalar, hobbitler örneğinden yola çıksa da, fantazide ve bence kurguda var olan gerçeğin, insanların kabul etmek zorunda kaldığı, “hayatın sahteliğine, kofluğuna, gereksizliğine, sıradanlığına karşı bir meydan okuma, hatta tehdit oluşturduğunu” ve bu nedenle mesafeli kaldıklarını anlatıyor. (2013, sf. 27-33)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meşhur </span><i><span style="font-weight: 400;">Kahramanın Yolculuğu</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitabında da Joseph Campbell, maceraya yalnız başımıza atılmak zorunda olmadığımızı söylüyor. Daha önce yola çıkanların yol göstermesiyle dönüşerek, “kendi varoluşumuzun merkezine ulaşacağız; yalnız olduğumuzu sandığımız yerde bütün dünyayla birlikte olacağız,” diyerek hikayelerin, kurgunun, sanatın bir başka etkisine işaret ediyor. Oluşturduğu anlamın temeli de belki tam burada yer alıyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/26/bir-odak-belirleyici-olarak-sanatla-iliskimiz/">Bir Odak Belirleyici Olarak Sanatla İlişkimiz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanat Galerileri, Bienaller, Müzeler-Zorluklar ve İmkanlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/02/sanat-galerileri-bienaller-muzeler-zorluklar-ve-imkanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 12:25:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Bienal]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat galerileri]]></category>
		<category><![CDATA[unesco]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66417</guid>

					<description><![CDATA[<p>UNESCO, hükümetlere ve karar vericilere sorunları ele almaları için hazırladığı Kültür Krizde: Dayanıklı ve Esnek Bir Yaratıcı Sektör İçin Politika Rehberi’nde sorunların yanı sıra iyi örneklere de yer veriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/02/sanat-galerileri-bienaller-muzeler-zorluklar-ve-imkanlar/">Sanat Galerileri, Bienaller, Müzeler-Zorluklar ve İmkanlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinin kültür sanat alanına etkileri ve ortaya çıkan değişimlere tiyatronun ardından bu kez galeri, müze, sergi gibi mekanlar ve büyük sanat etkinlikleri üzerinden odaklanmak istiyorum. UNESCO’nun Aralık raporuna göre dünyada 30 milyondan fazla insanın çalıştığı kültür sektörü, pandemide tahmin edilenden çok daha kötü etkilendi. Rapor, krizin ele alınması için hedefe yönelik politikalar gerektiğine işaret ediyor. Film endüstrisinin bile bu yıl 10 milyon civarında</span> <span style="font-weight: 400;">iş kaybedebileceği öngörülüyor. Yine rapora göre, dünyadaki sanat galerilerinin üçte biri, çalışan sayısını yarı yarıya azaltabilir, konser ve performansların gerçekleşmemesi, müzik endüstrisinde 10 milyar dolardan fazla sponsorluk kaybına mal olabilir, yayıncılık pazarı yüzde 7.5 daralabilir. </span></p>
<h5><strong>UNESCO’dan Sorunlar ve İyi Örnekler</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte, kültürel etkinliklere ulaşım da önemli bir darbe aldı. Konserler, sanat etkinlikleri, festivaller çevrimiçi gerçekleşti. Küresel ölçekte iki insandan birinin bağlantı sorunları gibi nedenlerle bu etkinliklere ulaşamayacağı tahmin ediliyor. UNESCO, hükümetlere ve karar vericilere bu sorunları ele almaları için hazırladığı </span><a href="https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000374631"><span style="font-weight: 400;">Culture in Crisis: A Policy Guide for a Resilient Creative Sector</span></a><span style="font-weight: 400;">, Kültür Krizde: Dayanıklı ve Esnek Bir Yaratıcı Sektör İçin Politika Rehberi’nde sorunların yanı sıra iyi örneklere de yer veriyor. Sorunlardan belki pek görünür olmayanlarından biri, sektörde daha çok kadınların güvencesiz işlerde çalışması dolayısıyla sosyal ve ekonomik güvensizlikle daha da kırılgan hale geliyor olmaları. Rehber, harekete geçilmesi için üç adım önerisinde bulunuyor: sanatçı ve kültür çalışanlarına doğrudan destek, bu endüstrilere dolaylı destek, kültürel ve yaratıcı endüstrilerin rekabet gücünün artırmak. Sanat eserlerinin satışı ve komisyonların düzenlenmesi, gelir kaybının telafisi yeni becerilerin geliştirilmesi için programlar oluşturulması, düzenlemelerden geçici bir muafiyet ve vergi düzenlemeleri, talebin canlandırılması ve fonlar oluşturulması öneriler arasında. Raporda farklı ülkelerin krizle başa çıkmak için oluşturdukları iyi uygulamalara da yer veriliyor. </span></p>
<h5><b>Bienallerde Takvimler Değişti</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgının gölgesinde geçen son bir yılda resim, galeri, müzayede evleri ve büyük etkinliklere baktığımızda öne çıkan bazı konular ise şöyle:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mart ortasında dünyada pek çok şey gibi bienaller ve planlanmış sergiler de durma noktasına geldi. Venedik Bienali, Gwangju Bienali, Whitney Bienali gibi etkinlikler planlarını gözden geçirmek durumunda kaldı. Dünyanın en eski bienallerinden Sao Paolo Bienali, </span><span style="font-weight: 400;">Temmuz ayında etkinliği Eylül 2021’e erteleyeceğini ve geleneksel takvim yıllarını değiştireceklerini duyurdu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hong Kong’da düzenlenen Art Basel’a katılacak galeriler, şehirde süregelen protestolar nedeniyle etkinliğin iptalini talep ettiler. Organizatörler, 271 galerinin ödediği katılım ücretlerinin önemli bir kısmını geri ödedi. Art Basel, pandemi döneminde iptal edilen ilk büyük etkinliklerden biri oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dönemde kapalı kalan önemli müzeler sanat eserlerini korumak, personeli ve masraflarını karşılamaya devam etmek için zorluklarla karşılaştı. Hollanda’daki Singer Laren Müzesi’nden Vincent Van Gogh’un 1884 tarihli bir resmi, müzenin kapalı olduğu bir dönem fırsat bilinerek çalındı. Kamera kayıtları hırsızların cam kapıları çekiçle kırarak içeri girdiklerini gösterdi. Bu dönemin en önemli soygunu bu olurken, diğer müzelerde de güvenlik açığından kaynaklanan benzer olaylar gerçekleşti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçine düştükleri finansal kriz nedeniyle A.B.D’deki müzelerde işten çıkarılanlar olduğu gibi, kültür sektöründe işten çıkarmaların daha az yaşandığı Birleşik Krallık’ta da Tate Müzesi ağı 300 işi ortadan kaldırarak alanda çalışan pek çok kişiyi işten çıkardı. Süreç, 42 günlük bir grevle devam etti. </span></p>
<h5><strong>Çevrimiçi Müzayedeler İlgi Gördü</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Müzayedeler yüz yüze etkinliklerin ortadan kalkmasıyla bir darbe alsa da ilk olarak Sotheby’s tarafından düzenlenen ve farklı şehirlerden katılımlarla çevrimiçi gerçekleşen beş saatlik etkinlik, 363.2 milyon dolar topladı. Cheddar platformundan canlı yayınlanan bu etkinlikten sonra, Christie’s müzayede etkinliği de 420 milyon dolara ulaştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’daki müzeler ve galerilerin aksine, Los Angeles’ta yer alan müzeler nerdeyse bir yıldır kapalıyken, sanat galerileri, alışveriş merkezleri gibi yerlerin açılması tepki topladı. J. Paul Getty Trust, L.A. Sanat İyileştirme Fonuna 38.5 milyon dolar ayırdı. Takvimde açılış için tarihler ön görülse de Avrupa’da da müzelerin bir kısmı hala kapalı. Seyahat edilebilen zamanlarda önünde uzun kuyruklar oluşan ve en az günler öncesinden rezervasyon yapılması gereken Leonarda da Vinci’nin Son Akşam Yemeği tablosu ise tekrar ziyarete açıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanat dünyasında kapanmalar ve krizler devam ederken, yavaş yavaş yeniden açılma konuşulmaya başlandı. 2021’de dünyada açılacak en büyük sanat sergileri arasında Vermeer, Boticelli, Jasper Johns, Yayoi Kusama, Barbara Kruger ve Sophie Taueber-Arp’ın eserleri bulunuyor. </span></p>
<h5><strong>Digital Sanat Ağları Gelişiyor</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanat dünyasında gelişen bir başka alan ise blockchain sistemi üzerinden gerçekleşen etkinlik ve satışlar. En ünlüsü bitcoin olan kripto para birimlerinin ve bu sistemin dünyayı hangi hızda saracağı henüz bilinmese de farklı alanlarda kullanımı artmaya başladı. Dijital sanat almak için de daha güvenli olabilecek ve eserlerin değerini teslim edebilecek bir alternatif oluşturduğu iddia ediliyor. İçerisinde farklı araçlar bulunuyor. Örneğin, Verisart, blockchainde sanatçıların eserlerinin tasdik edildiği platform. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital sanat pazarı R.A.R.E., bu yeni aracın büyük galerilerin desteğine sahip olmayan bağımsız sanatçılara bir imkan sağladığını ifade ediyor. İşlemlerin el değiştirirken takip edilebilmesi güvenlik açısından önemli. Aynı zamanda bu sayede eserlerin çevrimiçi kolayca paylaşılması önlenmiş oluyor. Koleksiyonerler eserleri alıp, mülkiyet kaydı oluşturabiliyor. Bir özgünlük kaydı oluşan eserlerin kaydedilmesi ve çoğaltılması engellenmiş oluyor. Her blockchain işlemi kamuya açık olduğu için, bu eserlerin tekrar üretilmesi daha zor oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanatçı Beeple’ın, yani Mike Winkelmann’ın Everydays eseri, dijital bir eser ve 1766 yılında kurulmuş olan Christie’s, 25 Şubat-11 Mart arasında eseri açık artırmaya sunuyor. Böylece, Everydays, büyük bir müzayede evi tarafından satılan ilk tamamen dijital eser olacak. Esere yaklaşık bir değer biçmek istemeyen Christie’s, açık artırmayı 100 dolardan başlatıyor. Önümüzdeki günlerde netleşecek bu satış da farklı platformlarda eserlerin değerinin belirlenmesi için bir fikir oluşturabilir. Nasıl ilerleyeceği üzerine yorum yapmak kolay olmasa da sanat yeni yollarla kendine alanlar açmaya devam ediyor ve edecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’da devam eden birkaç sergiden söz ederek yazıyı bitireyim: İstiklal Caddesi’nde yer alan Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi’nde Karagözüm İki Gözüm ve Kulis: Bir Tiyatro Belliği, Hagop Ayvaz sergilerinin süreleri uzatıldı. 18 Mart itibariyle yaklaşık bir ay kalmak üzere Refik Anadol eserleri Pilevneli Galeri’de ziyarete açık olacak. Anna Laudel, Salt Galata ve Beyoğlu, ARTER, Meşher, İstanbul Modern gibi pek çok mekanda da gezebileceğiniz güzel sergiler mevcut. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/02/sanat-galerileri-bienaller-muzeler-zorluklar-ve-imkanlar/">Sanat Galerileri, Bienaller, Müzeler-Zorluklar ve İmkanlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Hikayeleri Harika Hikayelerden Ne Ayırıyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/28/iyi-hikayeleri-harika-hikayelerden-ne-ayiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2021 12:41:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye anlatıcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64702</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir hikayeyi anlatırken, neden onu paylaşmak istediğin, dikkati nasıl çekeceğin ve insanların önem vermesini nasıl sağlayacağın etkili oluyor. Çok iyi bir hikaye, duyguları, motivasyonları, insanları anlamaktan geçiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/28/iyi-hikayeleri-harika-hikayelerden-ne-ayiriyor/">İyi Hikayeleri Harika Hikayelerden Ne Ayırıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bu aralar tiyatroyla ancak ekran aracılığıyla buluşabiliyoruz. Daha önce sahnede oynanmış oyunların kayıtları bir süredir paylaşılıyordu. Son aylarda Moda Sahnesi ve DasDas gibi platformlar sahneden canlı oyunlar da yayınlamaya başladı. Çevrimiçi platformlarda izlediğimiz oyunlar farklı deneyimler sunuyor. Bazıları interaktif kurgulanmışken bazıları teknolojiden daha fazla yararlanıyor. Gördüğümüz oyunların sahnede oynanmak için yazılmış olanları olduğu gibi, son dönemin şartları göz önüne alınarak yazılanlar da var. Farklı biçimlerin denenmesi, tiyatronun dönüşümü üzerine tartışmaları da açıyor. Örneğin, kameranın sağladığı imkanları kullanan oyunlar tiyatro mu yoksa sinemaya mı yaklaşıyor?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bu dönemsel karmaşa devam ederken, daha önce de dijital teknolojileri sahnede kullanan oyunların yapıldığını düşünürsek, uzun vadede seyirci için bir oyunu etkileyici kılan ve içine çeken unsurlar neler? Kamera ve ses kullanımı, görsel efektler seyircinin deneyimini etkiliyor. Geçtiğimiz yılın en ilgi gören oyunlarından Dünyada Karşılaşmış Gibi, aynı anda iki ayrı sahneden başlıyordu. Seyirci, bulunduğu yere göre, bir videoyla da başlayabiliyordu, canlı performansla da. Bu iki grubun deneyimleri de böylece farklılaştı. Bir oyun, seyirciyi ne kadar içine katabiliyor? Bunun için ne gerekiyor?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ashley Fell isimli bir iletişimci yaşadığımız dönemi ‘the great screen age’, büyük ekran çağı olarak adlandırıyor. Dikkat aralığımızın kısaldığı, günümüzü ekranlar ve cihazlarla geçirdiğimiz zamanlar. Herhangi bir bilgi, görselleştirilmiş olduğunda daha rahat algılandığı gibi, anlamlandırılan bilgi, ilham veren, yalnız zihinle değil kalple de hissettiğimiz konuşmalar izleyiciye daha kolay ulaşıyor. Hikayeler de tam bu anlattığı şeyleri yapıyor, öncelikle, olayları birbirine bağlıyor. Bir diğer iletişimci Jon Westenberg, hikaye anlatımının insanların bulduğu en önemli teknoloji olduğunu söylüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2015 yılında gösterime giren The Encounter oyunu, teknolojinin ve hikaye anlatıcılığının birleştiği çok iyi ve çok başarılı bir örnek. Complicite Tiyatro’nun kurucusu ve sanat direktörü Simon McBurney’nin yazdığı ve oynadığı The Encounter, yani karşılaşma, geçtiğimiz Mayıs’ta çevrimiçi olarak da seyirciyle buluştu. Tek kişilik bu oyun, çok az dekorla, izleyiciyi Amazon Ormanları’nda gezdiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunu başarmasında kullandığı yenilikçi işitsel teknoloji önemli bir rol oynuyor. Farklı zamanları iç içe geçiren, mekanla ilişkimizi seslerin yardımıyla değiştiren, farklı karakterleri izliyor hissi yaratırken izleyiciyi içine çeken oyun, atmosferiyle sarıp sarmalıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">The Encounter, Brezilya’nın Javari Vadisi’nde National Geographic fotoğrafçısı Loren McIntyre’ın 1969’da yaşadıklarını konu alıyor. McIntyre, Mayoruna kabilesiyle iletişime girmek istiyor. Kabileyle karşılaştıktan sonra onlarla beraber yağmur ormanının derinliklerine ulaşıyor, hatta o döneme kadar bilinmeyen, Amazon nehrinin kaynağını buluyor. Sonrasında dönüş yolunu kaybediyor ve onu bırakan pilotun kendisini tekrar bulamayacağından korkmaya başlıyor. Kabileyle geçirdiği iki ay, birbirlerinin dilini konuşmadan anlaşmanın yollarını buluyorlar. Topraklarına girenlerden korunmak için kaçmaya uğraşan kabileyle, anlattığına göre başka bir dille iletişim kuruyorlar. Tüm sahip olduklarını yok edip zamanın başına, medeniyetin topraklarına girdiği zamanın öncesine dönmek isteyen kabilenin içerisinde kalan fotoğrafçı, bir gün kendini nehirden aşağı bırakarak oradan çıkabiliyor. Yaşadıklarını yıllar sonra Petru Popescu’ya anlatıyor. Popescu, Amazon Beaming isimli kitabını 1991 yılında yazıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oyun da, bu kitap üzerine kurulu. McBurney, sahnelemeden önce detaylı araştırmalar ve görüşmeler yapıyor. 2016’da yayınlanan Josh Ferri röportajında, nörologlarla bilinç, kelimeleri kullanmadan iletişim, çevrecilerle Amazon havzasında neler olduğu, yerli hakları çalışan organizasyonlarla dünyanın her yerinde kabilelere uygulanan şiddet, fizikçilerle zamanın doğası ve yazarlarla hikaye anlatıcılığı ve kurgu üzerine konuştuğunu aktarıyor. En çok Amazon havzasının derinliklerinde yaşayan Marajai’nin Mayoruna, Xingu’nun Yawalapiti kabilelerle görüşmelerinin ilham verici olduğunu söylüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">McBurney’nin oyunuyla, izleyici, mantığa sığmayabilecek şeyleri, karşısında görmediği anları yaşıyor. Kitabın isminde de geçen beaming kelimesi, McIntyre’ın Mayoruna kabilesinin lideriyle kurduğu iletişimin, başka bir dil, bir çeşit sinyalle, zihinsel telepatiyle gerçekleştiğini anlatıyor. Zamanın başlangıcına giden, teknolojiden uzak bu kabileyle ve yaşanan yolculukla, son teknolojilerin kullanıldığı, bir o kadar da sade bir oyunla karşılaşıyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oyunun başardığı daha önemli bir şey var, o da hikaye anlatımı. İki saat takip ettiğimiz bu performans, bu çok sesli hikaye, insanı kelime kelime içine çekiyor. Birçok duyguyla, farklı gerçeklikleri mümkün kılıyor. Oyunun içinde olmamızı sağlayan sesler, ekran başında da olsak etkiyi hafifletmiyor, fakat oyunun içine bizi çeken, McBurney’nin hikaye anlatımının gücü. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda esin kaynağı, Spalding Gray’in 1987 yapımı Swimming to Cambodia, Kamboçya’ya yüzerken isimli işi. Youtube üzerinden kısa bir videosunu izleyince, McBurney’nin hipnotik olarak ifade ettiği anlatıcılık karşımıza çıkıyor. Gray, Killing Fields filminin oyuncularından. Kamboçya’da geçirdiği dönemi aslında bir monologla anlatıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki bir hikayeyi güçlü yapan nedir? Yazar Mark Whitaker, öyküleştirmeyi zengin kılan unsurların, dinleyicinin önemsediği karakterler oluşturmak, çevrenin nasıl olduğu ve karakter üzerine etkisi ve kimin sesiyle anlatıldığı olduğunu söylüyor. Bu oyunda pek çok ses duyuyoruz, anlatıcının zihninde geçenler bizi ona yaklaştırıyor. Kabilenin ne yapmaya çalıştığını anladığımızda onları önemsemeye başlıyoruz. McBurney’nin metni yeniden kurgulaması, canlandırması, tonlamaları, hızlanarak ve yavaşlayarak aktardığı kısımlar, anlatma ritmi, detaylandırması, bu iyi hikayeyi harika bir hikayeye, bizi içine çeken bir hikayeye dönüştürüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sosyal psikolog ve Stanford Üniversitesi hocası Jennifer Aaker, hikayelerin paylaşılan salt bilgilere göre 22 kat daha etkili olduğunu ifade ediyor. Bir hikaye, olayları birbirine bağlama şekliyle dinleyiciyi ikna edebiliyor, harekete geçirebiliyor. Save The Children yardım kurumunun kampanyasında bir çocuğun hikayesini dinleyen katılımcılar, yoksullukla ilgili bilgilerin paylaşıldığı tanıtımı izleyenlere kıyasla iki kat daha fazla yardım yapıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir hikayeyi anlatırken, neden onu paylaşmak istediğin, dikkati nasıl çekeceğin ve insanların önem vermesini nasıl sağlayacağın etkili oluyor. Çok iyi bir hikaye, duyguları, motivasyonları, insanları anlamaktan geçiyor. Bu hikayeler, dilden, kültürden de ayrı bir boyut kazanıyor ve evrensel nitelik taşıyor. Pixar yönetmeni Pete Docter, ‘Bir hikaye anlatırken yapmaya çalıştığın şey, hayatında seni belirli bir şekilde hissetirmiş olan bir olayı anlatmak. Ulaşmaya çalıştığın, izleyicinin de aynı duyguyu hissetmesi,’ diyor. Yani yine, kendini iyi anlamak ve farkındalık geliştirmek, hikaye anlatımının çok iyi bir hale gelmesinin kökünde yer alıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hikaye anlatımının kurallarını Kurt Vonnegut listelemişti. Okuyucunun destekleyeceği bir karakter anlatmak bunlar arasında. Tutkuyla anlattığın bir hikayede, karakterin yolculuğuna eşlik ettiğin, duygularına karşılık gelen hikayeler, içine çekiyor. Hikaye biçimlerini anlatırken de, bir başyapıt olarak değerlendirdiği Hamlet’i çözümleyen Vonnegut, başarısının, doğruları söylemesinde yattığını söylüyor. ‘Hayat hakkında neyin iyi neyin kötü haber olduğunu anlayacak kadar çok şey bilmiyoruz. Biliyor gibi yapıyoruz.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hikaye anlatıcı Lani Peterson’a göre, hikayelerin ilgi çekme, etkileme, öğretme, ilham verme gücü var. Leo Widrich, bir hikayeyi dinlerken, anlatılanları dinlerken, olayları deneyimlediğimizde kullanacağımız beyin kısımlarının da harekete geçtiğini söylüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zengin detayları olan, metafor kullanan, karakteri iyi ifade eden bir hikaye dinleyince kendimizi onun durumunda hayal ediyoruz. Hikayelerle anlam oluşturuyoruz. Yeni bakış açıları kazanıyoruz ve dünyayı daha iyi anlıyoruz. Başkalarının dünyayı nasıl algıladığını görüyoruz. Birbirimizin hikayelerini dinledikçe, birden fazla hikayenin olduğunu görerek o anlamda gerçeğe yaklaşıyoruz.</span></p>
<p>Kapak görseli: <em>Luisa Rivera </em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/28/iyi-hikayeleri-harika-hikayelerden-ne-ayiriyor/">İyi Hikayeleri Harika Hikayelerden Ne Ayırıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Metin Yeni Tiyatro</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/yeni-metin-yeni-tiyatro/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2020 10:29:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Galata Perform]]></category>
		<category><![CDATA[Meltem Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Metin Yeni Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yeniperform]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşim Özsoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiyatrolar içinde bulunduğumuz dönem nedeniyle hem zorluk yaşıyor hem de bir takım değişikliklerden geçiyorlar. Bir yandan festivaller yıllık programlarını şartlara uygun şekilde gerçekleştirmenin yollarını arıyor. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali 15 Aralık itibariyle başladı, açılışını bu yılın birinci seçilen oyunuyla Zoom platformu üzerinden yaptı. Tüm etkinliklerini çevrimiçi olarak 24 Aralık’a kadar sürdürüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/yeni-metin-yeni-tiyatro/">Yeni Metin Yeni Tiyatro</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Metin Yeni Tiyatro bir proje olarak 2006 yılında başladı ve tiyatroya yeni yazarlar kazandırma amacıyla her yıl devam ediyor. Tiyatro metinlerinin üretim sürecinde Türkiye ve dünyadan tiyatro yazarları eğitmenlik yapıyor. Atölye çıktılarından bir seçki de festivalde profesyonel oyuncular ve yönetmenler eşliğinde sahneyle buluşuyor. 2012 yılından beri düzenlenen festivalde oyunların sonrasında yapılan söyleşiler, metinler üzerine tartışma için alan açıyor.</p>
<p>Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali her yıl 20 ve üzeri yazar adayıyla 9. yılında tiyatroya 180’den fazla metin kazandırdı. Atölyeler ve festivaller kapsamında dünyanın pek çok yerinden 40’tan fazla oyun yazarı ve yönetmen projeye dahil oldu. Yeni yazarların çıkması ve metinlerin tartışılması atölyenin ve festivalin temel hedefi. Her yılın teması farklı olarak belirlendi. Festival bugüne kadar felaket, sınırlar, beden ve şehir, hayvan, peki ya mutluluk?, rüya, yabancı ve çöp temaları etrafında düzenlendi. Gerçekleşmekte olan festivalin teması da gelecek. Tam da nasıl bir gelecek hayal ettiğimizi düşündüğümüz bu döneme uygun bir temayla çıkan bu yılın festivalinde youtube prömiyerleri, çevrimiçi platformlarda canlı ve kayıttan oyun okumaları, söyleşiler ve panellere yer veriliyor. Üç günlük kısa atölyelerde Galataperform kadrosunun yanısıra Norveçli tiyatro yazarı Demien Vitanza ve İspanyol tiyatro yazarı ve dramaturg Alberto Conejero da deneyimlerini paylaşıyor. Yazarların Türkçe’ye çevrilen oyunları da festivalin önemli bir parçası.</p>
<p>Tüm oyunlar, üçüncü günden itibaren Yeniperform <a href="https://yeniperform.com" target="_blank" rel="noopener noreferrer">websitesinde</a> yayınlanıyor. Her gün sahneye gelen yeni oyunların yanısıra söyleşiler de katılımlı olarak devam ediyor. Etkileşim, şartların değiştiği bu ortamda da ekibin önem verdiği bir unsur, bu da seyirci olarak hem canlı temas imkanı tanıdığı hem de bir anlamda kuliste olma hissi verdiği için festivalin alışık olduğumuz tiyatroya yakınlığını muhafaza ediyor.</p>
<p>Geçen sene İstanbul’un farklı yerlerinde gerçekleşen festivalin aklımda kalan iki işi, All Saints Kilisesi’nde Ahmet Sami Özbudak’ın yönettiği, Sema Elçim’in atölye kapsamında tamamladığı Feramuz Pis Oyunu ve Arter’de gerçekleşen, Yeşim Özsoy’un yönettiği, Itır Karabulut’un senenin oyunu seçilen Kalanlar metninin okuma tiyatrosuydu. Feramuz Pis, sahneye kavuştu, TiyatroDEA ekibinin ilk işi olarak İstanbul Tiyatro Festivali’nde izleyiciyle buluştu. Kalanlar oyunu oldukça etkileyiciydi, sahnede izlemeyi heyecanla beklediğim işlerden. Dokuzuncu festival de bu senenin oyunuyla açıldı. Halil Yağız Şanal’ın kaleminden Bir Yaz Gecesi Çöküşü, Zoom ve Youtube üzerinden izleyiciye erkek olmakla ilgili bir takım meseleler sundu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-55845" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/yesim-ozsoy.jpg" alt="Bizde Yerin Ayrı kampanyası" width="360" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/yesim-ozsoy.jpg 603w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/yesim-ozsoy-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Galataperform’un kurucusu Yeşim Özsoy’la hem festival hem de nasıl bir tiyatro hayal ettiği üzerine bir görüşme yaptım. Galataperform, 17 senedir bulunduğu mekandan geçtiğimiz aylarda ayrıldı. Son dönemde en hızlı değişikliğe giden tiyatrolardan oldu. Dünyayla bağını ve yeni bakış açıların araştırmayı özenle sürdüren bu ekibin kendilerini önümüzdeki dönemde yeniden nasıl tanımlayacakları merak ettiğim konular arasındaydı.</p>
<p>Özsoy, içerisinde bulunduğumuz dönemi bir laboratuar olarak değerlendiriyor. Şehirde var olmanın zorlayıcı yönlerinden söz ederek, gidiş gelişlerin yoruculuğunu hatırlattı. Bununla beraber hafızamda şehirde oradan oraya koşturmanın zorluğu belirdi. İstanbul, bu açılardan gerçekten kolay bir yer değil. Bir yandan da, bir oyun çıkışında seyircilerle, oyun ekibiyle sohbetin yüz yüzeliğinin güzelliğini, ki geçen yıl epey yağmurlu bir günde küçücük bir alanda gerçekleşen oyun çıkışlarından birini bile hatırlayınca, o zamanları Özsoy’un da söylediği gibi epey özlüyorum. Yine de, yeni bir denge bulmanın, günümüz şartlarının yeni olanaklara yol açma ihtimalinin heyecan verici olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Tiyatro Kooperatif’inde tiyatroların bu yılın şartlarıyla mücadelesi üzerine çözüm üretme gayretinde olan ekibin içinde de yer alan Özsoy, fiziksel bir mekanda varlıklarını sürdürmenin zorluğunu ifade etti. Galataperform, yoluna önce bir mekanı olmadan, Yeniperform olarak devam edecek. Burası sanal bir mekan, zaten linke girdiğinizde de klasik bir yapıyla karşılaşmıyorsunuz. Sahne, atölyeler ve yayınların olduğu üç ana bölüm mevcut.</p>
<h5><strong>Ütopik Bir Alan: Yeni Dünya</strong></h5>
<p><strong> </strong>Önümüzdeki dönem için planladıkları heyecan verici proje ise Yeni Dünya adını taşıyor. Özsoy, Yeni Dünya’yı toprakla bağlantılı ütopik bir alan olarak tanımlıyor. Bu alanda, birbiriyle bağlantılı ve birbirinden bağımsız katılımcılar bir araya geliyor. Yeni Metin Yeni Tiyatro atölyesi de önümüzdeki yıl için melez bir model olarak tasarlanıyor. Bu vesileyle farklı şehirlerden, farklı ülkelerden yazar adayları ve eğitmenler çalışmalara katılma imkanına sahip olacak. Atölyeler üç aşamalı olarak düşünülüyor: dijital platformda erişilebilecek olan video setleriyle ve çevrimiçi derslerle takip edilen kısımlar ve yazarların bir araya geleceği bir kamp.</p>
<p>Yeni Dünya, tamamen yeni bir alanda, şehrin dışında hayal edilen bir sistem esasında. Tüketeceklerini yetiştirmeye katkı verdiğin, insanın çevreye etkisine kafa yorulan bir tiyatro hayali. Doğayla iç içe, bulunduğu çevreyle bilinçli ve sorumlu bir ilişki kuran bir tiyatro.</p>
<p>Özsoy katıldığı uluslararası festivallerde tiyatroyu yeni düşünme şekilleri arasında seyahatin dolayısıyla bıraktığımız karbon izinin azaltılmasının, ekolojik tiyatronun bir mesele olduğunu paylaştı. Bu tabii ki fiziksel tiyatronun yok olması anlamına gelmiyor, böyle bir ihtimal gerçekçi de değil. Günümüz şartları yeni bazı seçimlere zemin hazırlıyor. Yeni Dünya ise uzun vadeli düşünmekten yola çıkılan bir hayal. Pandemiyi gelip geçecek bir dönem olarak görebiliriz, fakat çevre krizi, insanoğlunun yarattığı ve kendi kendine olumsuz etki eden en büyük krizlerden ve gelecekteki sorunlarımızın en öne çıkanlarından olmak zorunda. Tüketim alışkanlığımızı ve dünyada var oluşumuzu gözden geçirmek ve kararlar almak için harekete geçmeyi hedefliyor. İçinde bulunduğumuz alanlarda yaratıcı işler yaparken bir yandan da ben ne kazandırıyorum diye düşünmekten söz ediyor Özsoy. Bunun yanında böyle bir alan, altı ay süren tiyatro sezonunun dışına çıkmak için de bir imkan sunuyor.</p>
<p>Şehirdeki mekanında haşır neşir olduğumuz hadiseler, konular, içinde bulunduğumuz tarih ve kültür, Galata, Balat gibi semtlerde öne çıkan ve bizi besleyenler, yaşadığımız yer, dünyayı algılamamızı da yazdıklarımızı da etkiliyor. Dolayısıyla bu değişiklik yeni anlayışlara yeni metinlere de çıkabilir.</p>
<p>Kısa vadede aşmamız gereken zorlukları atlatabilmek hepimizin önceliği. Uzun vadede de nasıl bir dünya içerisinde var olmak istediğimiz, bireyler ve toplumlar olarak yaşadığımız çevreye ne katmak istediğimiz üzerine vereceğimiz kararlar, her alanda bizi etkiliyor. Bu kararları hayatımıza uyguladıkça ve daha iyiyi hayal ettikçe alışkanlıklarımız da değişebilir. Tek bir seçim yapmak gerekmese de farklı açılardan düşünerek yaşam alanlarımızı nasıl planlamak istediğimiz üzerine düşünmek için belki de en doğru zamanlardan birindeyiz.</p>
<p>Festivalin oyun ve atölyelerini Yeniperform websitesi üzerinden takip edebilir, söyleşilere Galataperform instagram hesabındaki linklerden katılabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/20/yeni-metin-yeni-tiyatro/">Yeni Metin Yeni Tiyatro</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültür Sanat Endüstrisinde Krize Karşı Dayanışma Modelleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/10/kultur-sanat-endustrisinde-krize-karsi-dayanisma-modelleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2020 11:12:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=60745</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz dönüşüm zamanı, bu dönemin öncesinde de sektörde küresel ölçekte var olan sorunların çözümü üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Belirsizlik sürerken bu belki de aynı zamanda yeni yolların üretilmesine alan açacak. Birlikten doğan işler ve desteklerin, sanatın bu zorlayıcı dönemi atlatması için umut veren girişimler olduğu ise muhakkak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/10/kultur-sanat-endustrisinde-krize-karsi-dayanisma-modelleri/">Kültür Sanat Endüstrisinde Krize Karşı Dayanışma Modelleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada süregelen meseleler sanat sektörünü de sıkıştırmaya devam ediyor. Sektörde, gösteri sanatları şirketleri, bağımsız sanatçılar, yazarlar ve sahne sanatçıları, sanatla ilişkili perakende ticaret, örneğin müze dükkanları ve sanat galerileri gibi pek çok paydaş bulunuyor. Bu endüstriler aynı zamanda ekonomideki döngülere en hızlı tepki veren ve en çok etkilenenler arasında. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kültür sanat ekonomisine baktığımızda, ACPSA verilerine göre, 2017 yılında, Amerika’da kültür sanatın gayrisafi milli hasılaya (GSMH) oranı, 877.8 milyarla yüzde 4.5’ti. Aynı yıl, sektördeki 5 milyon çalışan, 405 milyar dolar kazandı. İzleyiciler gösteri sanatları etkinliklerine 26.5 milyar dolar harcadılar. Bunun 17 milyar doları tiyatro, müzikal ve operaya, 3.7 milyar doları da müzik grupları ve sanatçılara harcandı. Gösteri sanatları, sanatla ilişkili inşaat ve yayımcılık, büyüme oranı yüksek olan endüstriler arasında yer aldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada sanatın yeri üzerine kapsamlı bir araştırma olan Cultural Times (Kültürel Zamanlar), beş yıl önce, 2015 Aralık ayında yapıldı. O dönemin dinamikleri bugünden mutlaka çok daha farklı fakat bu çalışma kültürel ve yaratıcı endüstrilerin ilk küresel haritasını çıkardı. Araştırma, 11 kültürel ve yaratıcı sektörü inceledi: reklamcılık, mimari, kitap, gazete ve dergi, oyun, film, müzik, sahne sanatları, radyo, televizyon ve görsel sanatlar. Sektörün küresel ekonomik ve toplumsal katkısını sayılara döktü ve o dönemde dünya çapında yıllık 250 milyar dolar gelirle, 29.5 milyon iş ortaya çıktığını hesapladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmanın biraz da olsa geniş açı sağlamış olmasını umarak, altını çizdiği noktaları paylaşmak istiyorum. Kültür ve sanatın sağladığı değerler arasında yaratıcılık içeren işlerin toplumlarda birbirine bağlayıcı bir işlevinin olması bulunuyor. Kültürel altyapı, öncelikle şehirlerin gelişmesinde ve çekim odağı olmasında önemli bir rol oynuyor. Yetenekli ve yetkin çalışanlar için iş olanağı sağlamasında, turistlerin gelmesinde, şehirlilerin kimlik ve birliktelik hissi geliştirmesinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Şehrin sakinlerinin hayat kalitesini artırıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmanın işaret ettiği somut konular arasından günümüze uyarlanabilecek olanlarından biri, kültürel ve yaratıcı sektörlerin dijital ekonominin lokomotifi olduğu gerçeği. ACPSA verileri de sanatla ilişkili web yayıncılığı ve streamingin yüzde 29 büyüdüğünü gösteriyordu. Dolayısıyla, günümüz dönüşümlerinin bu alanı büyütmesi, yeni ifade biçimleri ve iletişim formları üretmesine yol açması muhtemel görünüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sektör, büyüme potansiyeline karşın, ekonomik kriz dönemlerinde oldukça kırılgan oluyor. Hem maaş gelirleri, hem fonlar azalıyor. Bu tarz kayıpların etkisi dalga dalga yayılıyor, çünkü sanat endüstrisi ve ona arz sağlayan tüm şirketlerde örneğin daha az iş olanağı oluyor. Son dönemde, endüstrinin hem ticari hem kar amacı gütmeyen kısımlarında, mimari servislerden ses kaydına bir yelpazeye yayılan işlerde, pek çok sanat kurumu ve alanı, tiyatro, konser salonu, müze, stüdyo, festival ve galeri kapandı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kültür sanat bir yandan da kayıtsız ekonominin en yaygın olduğu alanlardan ve sorunun bir kısmı da bundan kaynaklanıyor. Araştırmanın yapıldığı dönemde kayıtsız ekonominin işlere ve ekonominin geneline katkısının hatırı sayılır olduğu ve gösteri sanatlarının burada önemli paya sahip işverenlerden olduğu görülüyor. Ülkemizde de yarı zamanlı çalışma, güvencesiz çalışma, kültür sanat sektörü çalışanlarının aynı zamanda başka işlerde çalışma ihtiyacını doğurabildiği gibi kriz anlarında destek paketlerinin dışında kalmasına da neden oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kültür sanat sektörleri için dünya çapında devlet destekleri açıklansa bile sektörün belirsiz iş koşulları krizden etkilenen herkesin eşit desteklenmesini engelliyor. Türkiye’de örneğin vergi borcu olanlar desteklere başvuru kriterlerini karşılamıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şartların etkisiyle neler değişiyor bakmaya devam edelim. Sahneler kapanmaya başladı, pek çok oyuna sahne olmuş olan Toy İstanbul ilklerden oldu. Biletix’in açıklamasına göre Mart’ın ikinci yarısından itibaren 3 bin 200&#8217;ün üzerinde etkinlik iptal edildi, 400 üzerinde etkinlik ertelendi. Galataperform uzun yıllardır bulunduğu Galata’daki yerinden çıktı, gelişmelere uyumlanacağı, dijitale ağırlık vereceği yeni bir döneme hazırlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyadan haberlere bakarsak, Londra’nın Royal Academy sanat müzesi krizden çıkmak için eserlerinden birini satmayı düşünüyor. 100 milyon pound ve üzeri bir fiyata satılabilecek olan Michalengelo’nun 515 yıllık heykeli Taddei Tondo’yu elden çıkarmakla çalışanlarının bir kısmını işten çıkarma arasında bir seçim yapmaya zorlanıyor. Böylece müze çalışanlarının yüzde 40’ına tekabül eden 150 işi kurtarmayı hedefliyor. Müzenin gelirleri bilet satışlarına ve üyeliklere bağlı ve bu yıl yüzde 75’lik bir düşüş yaşadılar. İngiltere’nin Arts Council kurumunun kültür iyileştirme fonundan acil durum için 1.57 milyar poundluk bir yardım fonuna başvurdular. Bu fonun Ekim 2020’den Mart 2021’e masrafları karşılaması bekleniyor. Alınsa bile tüm giderleri karşılayamıyorlar. Farklı kurumlar da benzer sorunlarla karşı karşıya.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Brookings Enstitüsü, son dönem yaşananlarla beraber Amerika’da 2.7 milyon kişinin işsiz kaldığını ve satış ve servislerde 150 milyar dolar kayıp olduğunu hesaplıyor. Bunun içinde sinema, moda, sanat ve gösteri sanatları var. Rakamlar, sektörün pandemiden en çok etkilenenler arasında olduğunu ortaya koyuyor. Endüstrideki işlerin yarısının, satışın da çeyreğinden fazlasının kaybedildiği görülüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İngiltere’de sanat sektörü çalışanları işlerini kaybettikleri için protestolar yapıyorlar. İtalya’da 1300 gösteri sanatları çalışanı yaşadıkları zorluklara dikkat çekmek ve devletin konuda bir adım atmasını talep etmek için Milano meydanında buluştu. Gösteri sanatlarının Mart ayından beri durduğunu, 500 bin çalışanın işsiz ve gelecek güvencesiz olduğunu ifade ettiler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunlarla başa çıkmak için yapılabilecekler arasında devlet desteği, özel sektör ve özel fonların desteği, kültür sanat kurumlarının ortak girişimleri, seyirci destekleri ve olabildiği ölçüde de sağlık açısından güvenli işe devam şartlarının oluşturulması olasılıkları bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları sahnelerini özel tiyatrolara da açtı. Şehir Tiyatroları kısıtlı oyun ve koltuk satışıyla sezona başladı. Bu yılın tasarım, tiyatro ve film festivalleri kısıtlı gösterimlerin yanında pek çok yapımı çevrimiçi izlenebilir şekilde düzenledi. Biletler internetten alınıp yine kısıtlı süreler içerisinde izlenebiliyor. Genç sanatçıları destekleyen bir sergi olarak yıllardır düzenlenen Mamut Art Project açıldı ve birebir ziyaretleri randevuyla gerçekleştiriyor. Fringe festival bu sene tüm gösterilerini online olarak düzenledi. Tiyatro festivalinin biletleri çevrimiçi ve yüz yüze oyunlardan oluşan bir seçkiyle satışa açık. Tiyatro festivali ve Fringe, belki de tiyatronun yeni döneme uyumlanmak için yeni yollar aramasını hızlandırdı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Boa Sahne yeni dönemi hayatta kalmak olarak açıkladı. Moda sahnesi, Zorlu PSM, Oyun Atölyesi, Monologlar Müzesi gösterilere başladı. Tiyatrolar önlemler alarak kısıtlı sayıda biletlerle ayakta durmaya çalışıyor. Seyircinin ne kadar icabet edeceği ise biraz belirsiz. Craft sahnesini açmak yerine oyunlarını Zorlu’da yine kısıtlı günler için sahneliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kumbaracı 50 kapanma eşiğine gelince bir kampanya başlattı. Desteklerin miktarına göre bağışçıları kuruma katkılarıyla beraber duvarında bir iz olarak sahneye dahil ediyor. Belli bir bağış oranına ulaşınca da hiçbir sahne kapanmasın etiketiyle kampanyayı sürdürme kararı aldı. Bunun yanı sıra, gösterime açacağı oyunu için destek biletleri satışa çıkaracak. Emek Teras mevsimin izin verdiği süre içinde açık havada oyunlara sahne oldu. Dot Kanyon’daki önceki yerini pandemiden önce kapamıştı. Son dönemde Dot Ormanda’yı kurdu. Oyunlara hem ortak bir sahne hem de atölyelerin yapılacağı bir mekan olarak işe koyuldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tiyatro Kooperatifi’nin açıklamalarına göre tiyatrolar birlikte dayanışarak ayakta durmanın yollarını arıyor. ‘Ortak depo, ortak mekan gibi formülleri işletmeye çalışarak ciddi maddi ve manevi birliktelik alanları yaratmaya çalışacağız,’ diyerek sektörün uzun vadede güçlenmesine de etki edecek bir alanı açıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İKSV, Enka Sanat, DasDas, BKM ve Zorlu PSM girişimiyle Ortak Yapım projesi, tiyatroya bu dönemde ortaya çıkacak yeni metinler yazılması ve sahnelenmesi için bir fon oluşturdu ve kazananlar açıklandı. Kurumların her biri iki oyunun sürecine destek verecek.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçinde bulunduğumuz dönüşüm zamanı, bu dönemin öncesinde de sektörde küresel ölçekte var olan sorunların çözümü üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Belirsizlik sürerken bu belki de aynı zamanda yeni yolların üretilmesine alan açacak. Birlikten doğan işler ve desteklerin, sanatın bu zorlayıcı dönemi atlatması için umut veren girişimler olduğu ise muhakkak.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/10/kultur-sanat-endustrisinde-krize-karsi-dayanisma-modelleri/">Kültür Sanat Endüstrisinde Krize Karşı Dayanışma Modelleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor Zamanlarda Sanat Dünyasında Neler Oluyor? (2)</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/23/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2020 06:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=58495</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değişen şartların gölgesinde sanata ve hayatın içerisindeki önemine değinerek, Türkiye’de ağırlıklı olarak tiyatro dünyasının ortaya çıkan sıkıntılarla nasıl mücadele ettiği ve pandemi sürecine nasıl adapte olmaya çalıştığıyla ilgili ilk yazıdan sonra bir de dünyada neler olduğuna bakalım.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/23/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor-2/">Zor Zamanlarda Sanat Dünyasında Neler Oluyor? (2)</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımda, sanat dünyasının benzerine daha önce tanıklık etmediğimiz pandemi şartlarına nasıl uyumlanmaya çalıştığını <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye’deki örnekler</a> üzerinden incelemiştim. Yazının yayınlanmasının ardından, açık havada planlanan kültür sanat faaliyetleri önce kaldırıldı, kısa bir süre sonra tekrar devam etmesine karar verildi. Ekim sonuna kadar bu etkinlikler devam edecek. Fakat müzik sektörü bu düzenlemeye dahil edilmedi. Müzisyenlerin ve sektörde güvencesiz çalışanların, müzik aletlerini satmak durumunda kalmasından, günlük yaşamlarını idame ettirmekte zorlanmasına kadar epey sıkıntılı bir dönem geçirdiklerinin altını çizmek gerekiyor.</p>
<p>Değişen şartların gölgesinde sanata ve hayatın içerisindeki önemine değinerek, Türkiye’de ağırlıklı olarak tiyatro dünyasının ortaya çıkan sıkıntılarla nasıl mücadele ettiği ve pandemi sürecine nasıl adapte olmaya çalıştığıyla ilgili ilk yazıdan sonra bir de dünyada neler olduğuna bakalım.</p>
<p>Almanya’da 1949’da Brecht’in kurduğu Berliner Ensemble, yeni dönem için mesafeli ve azaltılmış oturma düzenini açıkladığında, içimizde hem bir burukluk hem de sanatın yeni yollarla devam edeceği hissiyle beraber umut yarattı.</p>
<p>Mart ayından itibaren salonlarda buluşmak bir ihtimal olarak ortadan kalkınca, farklı performans gruplarının dijital kayıtları kısa süreler için erişime açıldı, Youtube kanallarını epey aktif kullanmaya başladılar. Bazı platformlar yeni kayıtlarla sezon oyunlarını ücretli izleme imkanı sağlamaya devam ediyor. Aynı şekilde, en göz önünde örneklerden, Old Vic tiyatrosu, bilet satışıyla oyunlarını seyircisiz sahnede oynayıp eş zamanlı internetten yayınlamaya başladı. Önce, Queen dizisiyle tanınan Claire Foy ve Matt Smith’in başrolü paylaştığı Lungs oyunu sahnelendi. Ardından Fleabag’de hatrı sayılır bir hayran kitlesi oluşan Andrew Scott’un oynadığı Three Kings oyunu seyirciyle buluştu. Geçtiğimiz günlerde de Faith Healer oyunu Michael Sheen, Indira Varma va David Threlfall’un oluşturduğu kadroyla sahnelendi.</p>
<p>Old Vic, eski oyunlarını birer haftalık sürelerle Youtube kanalında ücretsiz erişime açtıysa da, bu dönemde gelir getirecek bir yol olarak online canlı oyun sahnelemeyi seçti. Bilet almak istediğinizde, seçtiğiniz tarih ve saat için sıraya giriyorsunuz. Biletleri, farklı alım gücü olan insanlar için farklı fiyatlarda sunuyorlar. Herkes neticede aynı açıdan da izlese, bütçenize göre destek olabiliyorsunuz.</p>
<p>Three Kings, bu süreçte izlediğim oyunlardan. Ekrandan izleme kısmına tam olarak ısınamasam da kamera kullanımları ve Scott’ın yetenekli bir oyuncu olması, metnin, bu ortam için yazılan, kısa, net ve çarpıcı bir metin olması, oldukça etkileyici bir deneyim yaşatıyor.</p>
<p>Bunun yanı sıra, Avrupa ve Amerika’da bazı etkinlikler, seyircinin de dahline imkan tanıyor, interaktif deneyimler sunuyor. Örneğin, Amerika’da yer alan Theater of War, Zoom üzerinden oyun okumaları yapıyor. Son etkinliklerinden, Antigone in Ferguson, bir klasik metin uyarlamasının dramatik okumasını günümüz olaylarıyla birleştiren bir tartışma alanı da açıyor. Canlandırma, sonrasında bir tartışmayla devam ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-58497" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/IMG-0926.jpg" alt="korona döneminde sanat" width="360" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/IMG-0926.jpg 554w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/IMG-0926-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Complicite tiyatrosunun Encounter oyunu, bu döneme adaptasyon için muhtemelen en uygun olan oyunlardan. National Geographic muhabiri Loren McIntyre’ın 1969’da Amazonlarda kaybolmasıyla başlayan süreci anlatan oyun, ancak kulaklıkla dinlenebiliyor. Sade bir sahnede, az dekor ve aksesuarla seyirciyi ormana, tiyatroya, anlatıcının odasına, farklı zamanlara sokabiliyor. Bir gün kalabalık bir seyirci grubuyla izlemek mutlaka başka bir deneyim olacaktır tabii, çünkü duygular, ortaklaştığında başka bir boyuta geçiyor.</p>
<p>Dünyanın farklı yerlerinden sanatçılar, Instagram canlı yayınlarıyla sohbetler, dans, koreografiler paylaştı. Sirk, müzikal, dans, bale, hepsi seyirciyle bağını sürdürmenin yollarını aradı. Sergiler, müzeler online geziye açıldı. Yakından izlenebilen sanat eserleri, içi gezilebilen ev müzeler bize başka dünyaların ve bakış açılarının kapısını açtı.</p>
<p>Bu dönemin öncesinde alt yapısını oluşturmuş olmanın bazı kurumlar için işleri kolaylaştırdığı aşikar. 2011 yılında, Google, 17 uluslararası müze işbirliğiyle Sanat ve Kültür projesini başlatmıştı. Bugün bu web sitesi ve uygulaması, 1200 uluslararası müzenin içeriğini taşıyor. Bu dönemde de 500&#8217;ün üzerinde müzeyle sanal turlar yapmak için anlaştı. Musée d’Orsay, Rijksmuseum, J. Paul Getty Museum gibi müzeleri sanatseverlere ulaşılır kıldı.</p>
<p>Bolşoy Balesi gibi büyük yapımlar da günümüz akışına ayak uydurdu. National Theatre, Shakespeare’s Globe gibi prestijli ve büyük tiyatrolar, oyunlarını süreli olarak Youtube kanalından açtı. Yakın dönemde de Shakespeare ve ırk isimli online bir festival düzenlediler. National Theatre’ın Ian McKellen başrolüyle Kral Lear oyunu, İngiltere’de online gösteriliyor. Sanatçılar evlerinden konserler verdi, dans grupları kendi evlerinden birbirleriyle ortak bir kompozisyon içerisinde gösteriler çıkarttı. Tek kişilik acapellalar yapıldı.</p>
<p>Bu dönemde ayrıca büyük müzelerin online resim eğitimleri, oyunculuk eğitimleri, yazı atölyeleri, roman incelemeleri gibi pek çok farklı dalda eğitim de sanal ortamda yer buldu.</p>
<p>Resim alanında üretimi sürdürmek için ortaya çıkan sanatçı destek birliği hareketi, Avrupa’da, dönemin etkisinin yalnızca finansal olmayacağı, birçok profesyonel çalışma olanağını ve yüz yüze görüşme imkanını ortadan kaldırdığına dikkat çekiyor. Diyaloğu canlı tutmak ve bağlantıda kalmanın önemini vurguluyor.</p>
<p>Tüm üretilen çözümlere karşın, bir araya geliş yolları önemli oranda azaldı. Oturduğumuz yerden izlediğimiz oyunlar, performanslar,  her ne kadar aynı içeriği de izlesek bireysel alanlarımızda kaldığımız gerçeğini değiştirmiyor. Bir araya gelebildiğimiz ortamlar da oldukça farklı bir deneyim oluşturuyor.</p>
<p>Son dönemde Amerika’da yapılan kriz zamanında kültür ve toplum araştırmasına baktığımızda, kültür sanat kurumlarının bu kriz döneminde topluma nasıl yardım etmesini istersiniz sorusuna verilen en yaygın cevabın, &#8216;güldürerek ve rahatlatarak&#8217; olduğunu görüyoruz (yüzde 53). Bağlantıda tutarak, bir sonraki cevap (yüzde 49), ardından, okulların kapalı olduğu dönemde çocukları eğitmek (yüzde 47), zihni dağıtmak ve kaçış alanı sağlamak geliyor (yüzde 46). Eğlenceli, iç açan, güzel etkinlikler, insanları çekiyor. Günlük dertlerimizi çözmeye destek olsun diyenler de yüzde 18. Kültür sanat alanında gelecekte ne tür değişiklikler iyi olur sorusuna, daha eğlenceli olsun diyenler ve hiçbir şeyi değiştirmem diyenler aynı oranda, yüzde 28. Yerel sanatçıların desteklenmesini isteyenler yüzde 24. Her çeşit insana daha arkadaşça davransınlar diyenler yüzde 24, çalışanlarına adil davransınlar diyenler de yüzde 20. 29 Nisan-19 Mayıs arasında yapılan araştırmaya 124 bin kişi katılmış. Toplumun sanatla bağı ve sanata bakışı hakkında fikir edinmek için güzel bilgiler sunuyor.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz sisteme içkin çelişkiler, dönem öncesinde zaten mevcuttu. Toplumsal olarak neyi yeniden üretmeyi seçeceğimiz elbette önemli. Anlam arayışımızın belki de arttığı bu dönemde siyasal çekişmeler, ideolojik ayrışmalar, ekonomik sıkıntılar, kayıplar, öfke ve yabancılaşmayla bir krizin etkilerini yaşarken, kendimizi ve yaşam biçimimizi yeniden düşünmek için sanat önemli yerlerden birini kaplamaya devam ediyor.</p>
<p>Yine Türkiye’ye dönerek bitirirsem, İKSV’nin Nisan’da yayınladığı <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/iksv-pandemi-sirasinda-kultur-sanatin-birlestirici-gucu-ve-alanin-ihtiyaclari/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Pandemi Sırasında Kültür-Sanatın Birleştirici Gücü ve Alanın İhtiyaçları</a> raporunda alıntıladığı KREKSA verilerine göre, 2017 itibariyle kültürel sektörde yer alan 15 bin 394 girişim, 52 bin 80 çalışanıyla 14 milyar 600 milyonluk bir ciroyu temsil ediyor. Sektör, ülke ekonomisinde çok büyük bir paya sahip gibi görünmese de (ki bunun sebepleri ayrı bir konu), bir var oluş, bir ifade, bir anlamlandırma biçimi olarak sanat, her dönemde gereklidir ve kendini var etmenin yeni yollarını bulacaktır. Gittikçe kırılganlığı artan sektörün dönemi aşması için raporun ve farklı kurumların da belirttiği gibi desteklere ihtiyaç var.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/23/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor-2/">Zor Zamanlarda Sanat Dünyasında Neler Oluyor? (2)</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor Zamanlarda Sanat Dünyasında Neler Oluyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meltem Ersoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2020 06:28:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[korona günlerinde sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zor zamanlardan geçiyoruz. Peki bu dönemde sanat dünyasında neler oluyor? Kolektif deneyimimiz bizi ne kadar geri dönülemez şekilde değiştirecek?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor/">Zor Zamanlarda Sanat Dünyasında Neler Oluyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zor zamanlardan geçiyoruz. Sanatı konuşmak bazı açılardan bakınca elbette lükse giriyor. Bir yandan da, örneğin, savaşın delik deşik ettiği binaların üzerindeki murallerde, yıkıntıların önünde arka planına huzurlu bir fon yerleştirip fotoğrafını çektiren kadında, dünya savaşı zamanında yıkık şehirler arasında bale öğrenenlerde, pandemilerin, zorlukların, krizlerin ortasında sanata sığınan, sanattan vaz geçemeyen insanların deneyimlerinde, hayatın tam ortasında yer almaya devam ediyor sanat.</p>
<p>C.S. Lewis’in çok güzel bir sözü var. ‘Arkadaşlık gereksizdir, felsefe gibi, sanat gibi, evrenin kendisi gibi. Hayatta kalmak için bir değer sunmaz. Daha ziyade, var oluşa, hayatta kalmaya değer katan şeyler arasındadır.’ Alain de Botton ve John Armstrong da, Art as Therapy, Terapi Olarak Sanat kitabında sanatın yedi işlevinden söz ediyor: hatırlamak, umut, keder, tekrar dengelenme, kendini anlama, büyüme ve kıymet bilme.</p>
<p>Pek çok işlevinden, yüzünden, yönünden söz etmek mümkün. James Baldwin’e göre, sanatçı olmak, bir çeşit duygusal ya da manevi tarihçi olmak. Georgia O’Keeffe’ye göre, sanat, bilinmeyeni bilinir kılıyor, bilinmeyeni de göz önünde. Albert Camus için, sanatçı, cesaretle yaratan. E. E. Cummings’e göre, kendisi olma cesaretine sahip.</p>
<p>Yaşadığımız döneme baktığımızda, kendimiz olmanın cesaretine, merkeze gelme hissiyatına, dengelenmeye ve söz ettikleri pek çok farklı yönüne çok ihtiyaç duymuyor muyuz? Tiyatroya, bir deneyim sunan sanatlardan. Çoğunlukla, gerçekleştiği anda, bir arada olmayı gerektiriyor. Nasıl bir seyirci topluluğuyla izlediğiniz bile bir oyunla ilgili deneyiminizi etkileyebiliyor.</p>
<p>Ülkemize baktığımızda, son yıllarda tiyatro salonlarında, oyunlarda bir artış görünüyor. Teknolojik dönüşümler, hayat tarzımızdan tiyatroyu çıkarmadı, tam tersine hayatımıza yeniden kazandırdı. TÜİK verilerine göre, 2018/19 sezonunda 766 tiyatro salonu sayısı bulunuyordu. Tiyatro seyirci sayısı 7.9 milyon. 2016-17 sezonunda 7,6bin yerli eser oynanırken 1,3bin yabancı eser oynanmış. Oynanan toplam tiyatro eseri sayısı 9bin 796. Opera ve bale seyirci sayısı 322bin. Bunlar, salon kısıtının olduğu bir dönemin rakamları.</p>
<p><strong>Pandemide Sanatın Dönüşümü</strong></p>
<p>Peki bu dönem, sanatta karşımıza neler çıkardı? Ve bu dönemin etkilerini ne şekillerde göreceğiz?</p>
<p>Bu dönem, iş yapış şekillerimizi, kendimizi, dünyayı gözden geçirmemize fırsat yarattı. Belki de daha doğrusu, yeniden düşünmeye mecbur etti. Örneğin, esnek çalışmanın iyi çözümler yaratabildiği, ofisin gerekliliği, toplantılar, yurtdışı seyahatleri adapte etmek zorunda kaldığımız alanlar oldu. Seyirciyle buluşmanın farklı yolları, sanatseverlere yeni alanlar açmak, dijitalleşme gibi konular gündeme geldi.</p>
<p>Dönemin ekonomik zorluklarını aşmak için dünyanın farklı yerlerinde birtakım önlemler alındı, yardım paketleri açıklandı. Türkiye’deki bazı dayanışma çağrılarına bakarsak, 81 ilden 2 bin tiyatro emekçisi bir araya gelip tiyatronun yaşaması için bir imza kampanyası açtı. Vergilerle ilgili düzenlemeler, faturalar, salon kirası, personellerin maaş ve SGK primleri, borçların ödenmesi gibi taleplerini dile getirdi. ‘Tüm tiyatro emekçilerinin asgari yaşamsal koşullarının sağlanması’, tiyatro yasasının çıkarılması, tiyatroların ticarethane kimliğinin kamusal hizmet üreten kuruma değiştirilmesi öne çıkan talepler arasında. Bu kampanya, 18 Ağustos itibariyle 32721 imzaya ulaştı.</p>
<p>Dayanışmanın 100’ü Şiir Platformu, özel tiyatroların karşı karşıya olduğu krize dikkat çekmek ve emekçilere yanlarında olduklarını göstermek için özel 101 şiir videosu hazırladı. Platform metninden bir alıntı şöyle: ‘Tiyatromuz tüm ekonomik, politik, toplumsal zorluklara inat; oyunlarıyla bize umudu, itiraz etmeyi, gülmeyi, sormayı, hatırlamayı, durup düşünmeyi, hayal kurmayı anımsatıyor. İnsanın bedeniyle, aklı ve hayal gücüyle yapabileceklerinin sınırı olmadığını, dişlerini tırnaklarına takarak gösteriyorlar.’ Şiirleri usta tiyatrocuların harika yorumlarıyla hazırlanmış kısa videolar, dinleyicilere iyi gelen bir etkinlik oldu. Bir diğer girişim, <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/10/ozel-tiyatrolarin-ayakta-kalmasi-icin-el-birligi-ile-calismak-gerekiyor/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Tiyatro Kooperatifi’nin başlattığı Bizde Yerin Ayrı</a>. Sahnelerde buluşacağımız günlere kadar olan süreyi geçirebilmek için, bazı oyunlar için önden bilet satışlarını açtılar.</p>
<p><strong>Tiyatro Sosyal Medyada&#8230;</strong></p>
<p>Bu dönemde, Bam İstanbul, BGST, Monologlar, Two Two Productions, , Kumbaracı 50, Pangar, B Planı, Galataperform, Dostlar Tiyatrosu ve Tiyatro Bereze gibi pek çok tiyatro, instagram ve youtube üzerinden oyunlarını paylaştı, bazıları canlı oyun okumaları yaptı, bazıları oyun canlandırdı, bazıları da eski oyunlarını belli süreler için seyirciyle paylaştı. Farklı yazarların yazdığı tek hikayeden çıkarılan oyun, karşılıklı iki oyuncunun canlandırdığı oyun, monologlar, projelendirilmiş oyunlar paylaşıldı. Ortaoyuncular bir podcaste başladı. Gazete Müstehak, Kumbaracı 50 düzenli canlı yayınlar yaptı. Tiyatrolar oluşumu bir TV kurdu ve bazı oyunların ditijal kopyalarını makul ücretlerle seyirciyle buluşturmaya başladı.</p>
<p>Yaz, pandemiyi ortadan kaldıramasa da, açık alanlarda var olma imkanı sağladı. Açık havada tiyatro, bu dönem bir araya gelip canlı oyun izlemenin tek yolu oldu. Müzede sanat, sanat parkta, bahçe tiyatrosu, teras sahneler, eski yoğunluğu ve rahatlığı olmasa da seyirciye ve tiyatro ekiplerine bir alternatif yarattı. Devlet tiyatroları yaz oyunları oynadı. Aynı ihtimal, havalar soğuyunca maalesef olmayacak.</p>
<p>Bu elbette farklı bir deneyim. Günümüzün açıkhavası bile herhangi bir zamandan farklı. Sanat Parkta festivalinde bir oyuna bu deneyimi  görmek için gittiğimde seyircinin aynı ilgiyle oyunlara geldiğini gördüm. Amfi tiyatro, klasik bir sahnede oynanan oyun, birbiriyle en az ikişer koltuk aralıklı oturan maskeli seyirciler. Sahne seyirciden uzak ve yüksekte. Açıkçası, insanlarla görece yakın olmak ama tam da görmemek, geçişmek ama güvenli mesafede kalmak, bir arada olmak ama birbirinden çekinmek, maskeli bir seyirci kitlesi olmak oldukça ilginç biraz da distopik bir deneyim. İçeri girerken de ateş kontrolü yapılıyor örneğin ve bu önlemler insanın güvende hissetmesi için kesinlikle faydalı.</p>
<p>Tiyatro, kendini her zaman, her dönem, yaşantıların ötesinde ve tam göbeğinde, var eden ve dönüşebilen, esnek bir sanat. Hepimizden ayrı bir var oluşu var ve bu devam da edecek. Tek tipleşmeyi kaldırmıyor, hatta yenililkleri, farklı düşünme şekillerini, farklı temsilleri, yeni anlatım biçimlerini, melez stilleri, teknolojiyi, fiziksel ve dijitali değerlendirerek kendine yeni alanlar açacak. Gönlümüzdeki yeri malum, bu dönemi geçirmek için birbirimize destek olarak, sahnelerde yine bir araya geleceğiz.</p>
<p>Güzel, güvenli ve huzurlu günlerde buluşmak dileğiyle.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/zor-zamanlarda-sanat-dunyasinda-neler-oluyor/">Zor Zamanlarda Sanat Dünyasında Neler Oluyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
