<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Ali Çalışkan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/mehmet-ali-caliskan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/mehmet-ali-caliskan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 May 2020 13:44:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Mehmet Ali Çalışkan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/mehmet-ali-caliskan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sivil Toplumun Korona Krizinde Rolü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/sivil-toplumun-korona-krizinde-rolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 12:58:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüs krizi ile sivil toplumun deprem tecrübesi arasında çok önemli bir bağ var. Sivil toplum bir kez daha öngörülmedik, beklenmedik bir toplumsal yıkım ile karşı karşıya. Devletler bir kez daha kendi kaynakları ve becerileri ile yönetemeyecekleri kadar büyük bir sorunla baş etmeye çalışıyor. Yurttaşlar ve özel sektör bir kez daha sorunun altından kalkılmasında rol almaya hazır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/sivil-toplumun-korona-krizinde-rolu/">Sivil Toplumun Korona Krizinde Rolü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Koronadan önceki en büyük ortak krizini 1999 depremi ile yaşamıştı. Deprem döneminde ortaya çıkan dayanışma davranışı depremden sonraki dönemde hem siyasette hem de sivil toplumda büyük değişimler getirmişti. Siyasette büyük kırılma 2002 seçimleri ile yaşanmış, deprem döneminde siyasi iktidarı oluşturan partilerin hiçbiri meclise girecek kadar oy alamamış ve günümüze kadar devam eden AK Parti iktidarını başlatmıştı. İktidar değişiminin şüphesiz tek nedeni deprem döneminde devletin sorunla baş etmede ortaya koyduğu yetersizlik değildi. 1990&#8217;lardan beri süren çalkantılı ve darbeli siyaset dönemi ve güvenlikçi politikaların hakimiyeti devletin deprem döneminde ortaya koyduğu kötü performansa eşlik etmiş ve AK Parti&#8217;nin demokrasi, özgürlükler, refah ve becerikli bir yönetim vaadinin seçmende karşılık bulmasına yol açmıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum ise devletin boşluğunu olağanüstü bir performansla kapatmış, arama kurtarmadan toplanan yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasına ve deprem sonrası oluşan mağduriyetlerin giderilmesine kadar pek çok önemli rol üstlenmişti. Sivil toplum hem yurttaşların katkılarını hem de özel sektörün desteğini harekete geçirmede ve yönetmede son derece önemli bir tecrübe edinmişti.</span></p>
<p><strong>&#8220;Virüs Ekonomik, Sosyal, Psikolojik Etkiler Bırakacak&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Korona krizi depremden farklı olarak, küresel bir özelliğe sahip. Yıkıcı etkisi ise belli bir coğrafi alandaki bir topluluktan ibaret değil. Tüm ülkeler, tüm şehirler, tüm evler, tüm insanlar krizin kapsama alanında. Buna karşın sivil toplumun depremde ve sonrasında edindiği krizleri anlama ve yönetme davranışı açısından pek çok benzerlik gösteriyor. Deprem döneminde sivil toplum krizin üç safhasında farklı beceriler ortaya koymuştu. Bunları arama kurtarma, hayatta kalma, hayata tutunma safhaları olarak adlandırabiliriz. İlk safhada arama kurtarma ile ilgilenen STK&#8217;lardan üniversitelerin dağcılık topluluklarına, maden işçilerinden itfaiyecilere çeşitli uzmanlıklardan beceriler harekete geçmiş ve pek çok hayat böylece kurtarılmıştı. İkinci safhada ise STK&#8217;lar ve yurttaş girişimleri mağdurlar için yardım nakdi ve ayni yardımlar toplamaya başlamışlardı. Kriz masaları meydanlarında getirilen yardımların kamyonlardan kalabalıkların üstüne atma görüntüleri dönemin sorun çözme davranışının sembolü olmuştu. Sivil toplum gönüllüleri, bu yardım dağıtma davranışının ihtiyaç sahiplerine ulaşmadığını görünce, mahallelere yardım istifleme ve tasnif depoları kurma, ev ev ihtiyaçları tespit etme ve evlere sadece ihtiyaç duyulan malzemeleri götürme gibi yöntemler geliştirmişti. Hayata tutunma safhasında ise deprem sonrasının ekonomik, sosyal, psikolojik hasarı açığa çıkmıştı. Sivil toplum dünyası kurumları ve yurttaş girişimleri ile bu alandaki mağduriyetleri keşfetmeye ve çözüm modelleri geliştirmeye, bunları hayata geçirmek için uluslararası kaynakları kullanmaya yönelmişlerdi. Asıl ve en önemli becerilerini de bu dönemde kazandılar. Sivil toplum bu aşamada edindiği sorun ve mağduriyet keşiflerini kanıtlanabilir bilgiye dönüştürme, gündeme taşıma, kaynakların dağıtılma kriterlerini belirleme, çözüm modelleri geliştirme ve hayata geçirme becerileri ile günümüzde de işlevsel olmaya devam ediyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hem siyasetin hem sivil toplumun büyük değişimlerin habercisi olan bu kriz sonrasına düşünsel yatırımlar yapması, sorunları keşfetmede ve çözümler geliştirmede daha yaratıcı olması gereken bir döneme girmiş görünüyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs krizi ile sivil toplumun deprem tecrübesi arasında çok önemli bir bağ var. Sivil toplum bir kez daha öngörülmedik, beklenmedik bir toplumsal yıkım ile karşı karşıya. Devletler bir kez daha kendi kaynakları ve becerileri ile yönetemeyecekleri kadar büyük bir sorunla baş etmeye çalışıyor. Yurttaşlar ve özel sektör bir kez daha sorunun altından kalkılmasında rol almaya hazır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deprem dönemine benzer safhalardan geçiyoruz. Devletlerin merkezde olduğu ilk safhadayız. Bu aşamanın aktörü sağlık sistemleri ve sağlık çalışanları. Hastayı arıyor, karantina hastanesi kuruyor, tedavi sağlamaya çalışıyorlar. Bu arada ikinci safha da beliriyor. Virüsün ekonomik, sosyal, psikolojik etkiler bırakmaya başladığı artık ortak kanaat. Siyaset, sivil toplum, özel sektör virüs sonrası hayatımıza geri dönemeyeceğimizin farkına varıyor. Salgın kontrol altına alınmaya başladıkça hasarın boyutlarını daha net göreceğiz. Tıpkı depremde arama kurtarma dönemi sonrasında olduğu gibi. Bugün daha çok devletin merkezi kontrolü ile yürüyen birinci safha geçtikçe daha karmaşık bir hasar ile karşılaşacağımız anlaşılıyor. Hasarın yapısı karmaşıklaştıkça krizi merkezi düzeyde yönetme de mümkün olmaktan çıkacak görünüyor. Böylece görece devre dışı görünen yerel yönetimler ve sivil toplumun daha fazla rol üstlenmek zorunda kalacağı dönem başlamış olacak. Gıdaya, hijyene ve sağlığa erişim şimdiden gündeme gelmeye başladı. Bununla birlikte üçüncü safhadaki sorunlar da belirmeye başladı. Karşılaşacağımız en büyük sorunun işsizlik ve bunun tetikleyeceği kent yoksulluğunun derinleşmesi olacağı anlaşılıyor. Türkiye&#8217;nin geçmiş dönemlerde yaşadığı krizlerde yoksulların en önemli çıkış olanaklarından biri kent-kır dayanışması idi. Ancak günümüzde kırsal nüfusun ve küçük ölçekli üretimin çok azalmış olması bunun kent yoksulları için bir çıkış olmasını zorlaştırıyor. Buna eğitime erişimdeki problemler, kadınların iş yükündeki artış, yaşlı ve hasta bakım hizmetlerindeki karşılanması güç talepler de eşlik ettiğinde son derece karmaşık bir demografik ve sınıfsal sorunlar silsilesiyle karşılaşmamız olası. </span></p>
<p><strong>&#8220;Sivil Toplumun Yol Göstericiliğine Gereksinim Var&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum dünyasının hasarı tespit, hasarın boyutlarını keşfetme, hasarın onarım sürecine yaratıcı model çözümler geliştirmek gibi bir sorumluluğu var. Öte yandan yerel yönetimler ve merkezi yönetimlerin kaynaklarının hiç olmadığı kadar etkin ve verimli kullanılması gerekiyor. Bunun için de sivil toplumun yol göstericiliğine gereksinim var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye siyasetinin geneli henüz sessiz ve mevcut ezberleri ile hayatını sürdürüyor.  Bir süre eve kapandıktan sonra her şeye yeniden başlayabileceğimiz havası hâkim. Gerek iktidar gerekse muhalefet kanadı aralarındaki rekabetçi gerilimi sürdürüyor ve ortak aklı devreye sokacak diyalog girişimlerinde bulunmuyor. Yapılan açıklamaların rekabetçi içeriği ezberlerin sürdüğünün kanıtları. İkinci işaret ise devletin ve siyasetin genelinin henüz sivil toplumun kapısını çalmamış ve sivil toplumdan destek istememiş olması. Buna karşın sivil toplumda da kapasitesinin çok altında bir çaba görüyoruz. Birkaç dayanışma ağı girişiminin ötesine geçmeyen, olup bitene çözüm odaklı bakmayan bir davranış var. Oysa bu dönemde sivil toplumun yeni ve çözüm odaklı yaratıcı çözümler geliştirmesi, devletin ve yerel yönetimlerin ise bundan faydalanan, bunları hesaba katan kararlar aldığının ve kaynakların buna göre kullanıldığının görünmesine ihtiyacımız var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devletlerin ise yardım paketleri ile birkaç ay boyunca şirketleri ve kayıtlı çalışanların bir kısmını gelirsiz bırakmamaya çalıştığı anlaşılıyor. Krizin kurtarma safhasında olduğumuz için bu anlaşılır. Ancak kurtarma sonrası sürdürülebilirlik sağlamaya dönük yeni bir bakışın hızla gündeme gelmesi şart. Zira ekonomi ve çalışanlar için temel soru birkaç ay bir gelire sahip olup olmayacağından ziyade virüsten sonra bir işimizin olup olmayacağı ile ilgili. Bu nedenle sivil toplum ve siyaset için üçüncü safha ile birlikte daha önemli bir konu açılıyor. Kriz başka krizlerden bildiğimiz üzere panik dönemi sonrasında bunun son olmadığı, bunun gibi başka krizlerle karşılaşabileceğimiz duygusunu bırakacak. Bu da bu krize, benzerlerine ve iklim, deprem gibi başka krizlere karşı daha dirençli bir toplumun nasıl mümkün olabileceği konusunda düşünme gereksinimini doğuracak. Bu tür bir tartışma demokrasinin kaderi, yönetim biçimleri, çalışma, eğitim, sosyal hayat gibi alanların kalabalıklara ve tüketime dayalı özelliklerini sorgulama da dahil pek çok boyutu beraberinde getirecek gibi görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak hem siyasetin hem sivil toplumun büyük değişimlerin habercisi olan bu kriz sonrasına düşünsel yatırımlar yapması, sorunları keşfetmede ve çözümler geliştirmede daha yaratıcı olması gereken bir döneme girmiş görünüyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/27/sivil-toplumun-korona-krizinde-rolu/">Sivil Toplumun Korona Krizinde Rolü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gezi Davasıyla Sivil Toplum Cezalandırılıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/gezi-davasiyla-sivil-toplum-cezalandiriliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 09:16:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezidavası]]></category>
		<category><![CDATA[osmankavala]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gezi davası sivil toplumun yargılandığı, sivil toplumu sessiz ve işlevsiz kılmaya dönük, bu alanda çalışanların gündelik ve sıradan faaliyetlerinin bile suç sayılabildiği, sivil toplumdaki insan kaynağına korku salan, sivil toplumu da kutuplaşmanın bir katmanı haline getirmeye çalışan bir dava. Sivil toplum bu davaya kendi bilgisi, becerisi ile hayatını savunan bir karşılık vermeli. Davayı Gezi'ye indirgemek ve Gezi'nin siyasi bir savunmasını yapmaya çalışmak ne topluma ne de davanın mağdurlarına bir şey kazandıramaz. Bu yüzden Gezi'den ziyade her yurttaşın sivil topluma katılma, STK’ların faaliyetlerinde yer alma hakkını savunmak gerekiyor. Savunmanın önceliği mağdurların çalınan hayatları olmalı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/gezi-davasiyla-sivil-toplum-cezalandiriliyor/">Gezi Davasıyla Sivil Toplum Cezalandırılıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osman Kavala&#8217;nın yaklaşık bir buçuk yıl önce tutuklanması ile başlayan süreç iddianamenin hazırlanmasıyla yeni bir evreye girdi. Bir buçuk yıllık tutukluluğu süresince neyle suçlandığı bilinmeyen Kavala nihayet bir şeyle &#8216;suçlanabildi&#8217;: &#8220;Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, mala zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, nitelikli yağma, nitelikli yaralama.&#8221; Bu suçlamalar sadece Kavala ‘ya değil, Kasım&#8217;da Anadolu A.Ş&#8217;ye yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan 12 kişiden bazılarına ve bu süre içinde adı hiç duyulmamış başka isimlere de yapıldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Suçlama, bir yandan &#8216;hükümeti ortadan kaldırmak&#8217; gibi aşırı yorumlara, diğer yandan da mala zarar verme, yağma gibi absürtlüklere sahip. Üstüne ibadethanelere zarar verme var. Davanın tasarım mühendisleri, hakimler eli yüksek açabilsinler diye &#8216;hükümet yıkmak&#8217;, &#8216;yağma&#8217; gibi maddeler düşünmüş, toplumu ikna etmek için de ibadethaneye zarar gibi duygusal malzemeler eklemeyi ihmal etmemişler.  Can Dündar, Memet Ali Alabora gibi şöhretleri de katarak diğer isimlerle sağlayamayacakları dikkat çekme taktiklerinde titizlenmişler. Davada yer alan isimlere hızlı bir göz atıldığında benzer alanlarda benzer işler yapan, benzer geçmişlere sahip onlarcasının arasından hiçbir dayanağı ve mantığı olmayan, rastgele seçimler yapıldığı görülüyor. Muhtemelen bu saçma seçme sivil toplum dünyasına sıra bende korkusu salmaya dönük psikolojik bir motivasyonla yapılıyor.</p>
<p><strong>Bu Davada Sivil Toplumun Özgür Ve Demokratik Bir Ortamda Yaşama Hakkı Savunulmalı </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu davaya sempati duymayan pek çok iktidar partisi mensubu olduğunu tahmin etmek de zor değil. Suçlamalar, şüphelilerin seçilme biçimleri, şöhretli isimlerin davaya iliştirilmesi gibi işaretler davanın hukuki dayanaklardan ve bir zaruretten kaynaklanmadığını gösteriyor. Daha çok siyasi zeminde iletişim malzemesi ve devlet içinde de bir güç mücadelesi zemini olarak kullanılacağını kanıtlıyor. Yani davanın içeriği, amacı ve hedeflediği sonuç arasında hayli mesafe var. Bu da dava hakkında büyük ve haklı bir şüphe oluşturuyor. Ancak davaya verilen tepkiler çok sınırlı. Öne çıkan açıklamalardan bazıları umut vermekten de uzak. Davanın avukatlarından biri basına yansıyan beyanında &#8220;Gezi, bu toprakların gelecek umudu, bizim de yüz akımızdır. Gezi karalanamaz&#8221; diyor. Bu davayı nasıl ki tasarlayanlar sivil toplumu ve demokrasiyi felç eden bir tutuma imza atıyorsa, bu beyanatlar da aynını yapıyor. Bu siyasi savunma yapılacak bir örgüt davası değil. Bu davada savunulması gereken Gezi olmamalı. Üstelik Geziyi bu şekilde romantize ederek savunmak sivil toplumun demokratik tartışma kültürüne uygun da değil. Geziye karşı çıkma, eleştirme, yol açtığı sonuçlar itibariyle dersler çıkarma hakkı da olmalı. Gezi eylemlerinin Türkiye toplumunun farklılıklarının bir arada yaşama imkanlarına katkı yapmadığı, kutuplaşmayı derinleştirdiği ya da çözüm sürecini sekteye uğrattığı gibi argümanlar da pekâlâ üzerinde düşünülmesi, konuşulması gereken görüşler. Bu davayı mümkün kılan durumlardan biri belki de Gezi eylemlerinin yeterince ve serinkanlı tartışılmamış olmasıdır. Bir yanda romantikleştirerek kulaklarını tartışmaya kapatma diğer yanda darbe komplosu olarak konumlandıran bir karalama. Böyle olunca taraflar birbirini her şeyi hak eden kötüler olarak görebiliyor. Oysa yapmamız gereken bir arada hayatın imkanlarına dair Gezi&#8217;den de dersler çıkarmak olmalı. Her iki tutum da bunu imkansızlaştırıyor. Bu davada Gezi değil, sivil toplum ve mesnetsiz suçlamalar isnat edilen sivil toplum temsilcileri yargılanıyor. Bu yüzden savunulması gereken mağdurlar ile sivil toplumun özgür ve demokratik bir ortamda yaşama hakkı olmalı.</p>
<p>Bu dava da öncekiler gibi belli ki geçecek ancak geride pek çok sonuç ve iz bırakacak. Davacılar tarafından bakarsak intikam nefisleri tatmin olacak, bir miktar yerel seçim konjonktürü ile ekonomik kriz gündemini idare edecek ve sonra unutulup gidecek. Mağdurlar açısından ise çalınmış hayatlar, sevdikleriyle aralarına giren ayrılıklar, hapis, gurbet, hasret, muhtemelen durumu sindirememenin getireceği hastalıklar, ailelerine, çocuklarına zarar verme hissinin ağırlığı ve benzeri pek çok duygu kalacak.</p>
<blockquote>
<p style="font-weight: 400;">Sivil toplum dünyasının seküler olanları kadar İslami olanlarının da bu davayı anlamak ve adaletli bir tutum talep etmek sorumlulukları var. Bu sorumluluk kendilerine benzemeyenlerin mağdur edilmemesini talep etmek gibi ahlaki bir sorumluluk olduğu kadar, kendi varoluşlarının meşru ve işe yarar bir şekilde devam etmesi için de gerekli. Sivil toplumun hak savunucuları kadar çevreci, engelli, bisikletli, hayırsever vb. tüm farklı tematik konularla ilgilenenleri için de öyle. Son 20 yıldır sosyal sorumluluk projeleri ile hayatımıza girmiş, sivil toplum kuruluşları ile iş birlikleri yapmış özel sektör kuruluşları için de.</p>
</blockquote>
<p><strong>Davanın, Sivil Toplumun Tümünü Felç Eden Bir Boyutu Var</strong></p>
<p>Açık olan şu ki, Gezi Davası diye anılmaya başlanan bu girişimin, kendi sınırlarının ötesinde sonuçları olacak. Bu dava vesilesiyle bunları izlemek ve tartışmak gerekiyor. Bu en çok da sivil toplum dünyası için geçerli. Zira bu davanın tasarlanma/kurgulanma ve uygulama süreçleri açısından bakarsak sivil toplumun tümünü felç eden bir boyutu var. Burada sadece Gezi eylemlerinin katılımcısı olmuş, çoğunluğu kentli ve seküler grupları kastetmiyorum. Davanın muhtemel etkileri Geziye karşı çıkmış, şüpheyle karşılamış, çekinceli yaklaşmış olanları da kapsıyor. Etkiler de aslında muhtemel olmaktan çoktan çıktı. KHK&#8217;larla başlayan dernek kapatmaları, Büyükada tutuklamaları ve Osman Kavala&#8217;nın tutuklanması gibi gelişmeler ile sivil toplum felç olmuş, mahcup bir sessizliğe gömülmüş durumda. Bu dava halkasının zincire eklenmesiyle büyüyen bir başka risk ise hükümete yakın STK’ların ve kamu bürokrasisinin suçlanan isimlerin temsilcisi olduğu ya da bünyesinde çalıştığı STK’larla ilişkileri bir güvenlik problemi ve zafiyeti olarak görmeye başlamaları. Oysa kapatılan, temsilcileri yargılanan, hapsedilen STK’lar kadın, çocuk, ekoloji, kötü muamele, işkence, ayrımcılıkla mücadele, çatışma sonrası yapılanmalar gibi konularda hem kamu yönetiminin hem de hükümete yakın STK’ların sahip olmadıkları becerilere ve birikimlere sahipler. Sivil toplum, esas olarak farklı grupların diyaloğu ve müzakeresi için olan bir alan. STK’lar arası ya da kamu yönetimi-sivil toplum arasındaki diyalog kesildiğinde sadece sivil toplum felç olmuyor, diyalog kanalları da felce uğruyor.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarının çok büyük çoğunluğu davayı duymamış gibi hayatını sürdürüyor. Bir grup insan hakları savunucusu sadece STK duruma tepki göstermiş durumda. Oysa bu davayla sivil toplum dünyasının tümünün sessizleştirilmesi, işini yapamaz, kaynaklara erişemez ve sesini duyuramaz hale gelmesi istendiği anlaşılıyor. Bu dava sivil toplumun politik isimlerini hedef almıyor. Ne siyasetle ne Gezi ile iddia edildiği gibi ilişkileri, bağları olmayan insanları da içeriyor. Sivil toplumda her kim ki kendi başına bunun asla gelmeyeceğini düşünüyorsa yanılıyor. Bunun hiç kimsenin başına bir daha gelmemesi için sorumluluk almak gerekiyor. Sivil toplum dünyasının seküler olanları kadar İslami olanlarının da bu davayı anlamak ve adaletli bir tutum talep etmek sorumlulukları var. Bu sorumluluk kendilerine benzemeyenlerin mağdur edilmemesini talep etmek gibi ahlaki bir sorumluluk olduğu kadar, kendi varoluşlarının meşru ve işe yarar bir şekilde devam etmesi için de gerekli. Ayrıca sivil toplumun hak savunucuları kadar çevreci, engelli, bisikletli, hayırsever vb. tüm farklı tematik konularla ilgilenenleri için de öyle. Son 20 yıldır sosyal sorumluluk projeleri ile hayatımıza girmiş, sivil toplum kuruluşları ile iş birlikleri yapmış özel sektör kuruluşları için de geçerli.</p>
<p><strong>Sivil Toplum Ne İşe Yarar?</strong></p>
<p>Bu tartışma için ileri süreceğim birkaç nokta var. Bu dava vesilesi ile en çok sorulması gereken soru sivil toplum kuruluşlarının toplumsal ve çevresel meselelerin anlaşılmasında ve sorunlara çözümler geliştirilmesinde ne işe yaradığı. Sivil toplum kuruluşları kendilerini devletten, akademiden, özel sektörden farklılaştıran ve tüm bu paydaşlarına bilgi üretme, kanaatlerini zenginleştirme ve kararlarına girdi sağlama açısından roller üstleniyor. Bu işlevi toplumsal ve çevresel sorunları/konuları keşfeden, gündemleştiren, çözüm önerileri ve modelleri geliştiren, sonuçları izleyen bir yaklaşım ile yapıyor. STK&#8217;lar hangi toplumsal kesime, kimliğe ya da konuya yakın olurlarsa olsunlar, bu özellikleri ile devlet, akademi, özel sektör gibi paydaşlarından farklılaşarak roller üstleniyor. Temel özelliği ise keşfediciliği. Sorunları/konuları keşfeden rolü tüm diğer işlevlerini de kuruyor ve besliyor. STK&#8217;lar, akademinin araştırmalarına konu ettiği, devletlerin ve özel sektörün çözmeye çalıştıkları sorunların büyük bir kısmını ortaya çıkardığı ve gündeme taşıdığı için var.</p>
<p><strong>İnsan Hakları İle İlgili Birçok Konu STK&#8217;lar Sayesinde Gündeme Oturuyor<br />
</strong></p>
<p>Merkezi ve yerel kamu yönetimleri engellilerin, çocukların, kadınların sorunlarından STK&#8217;lar onları keşfettiği ve gündeme taşıdığı için haberdar. İklim krizi, sağlıklı gıdaya/hijyene erişim, ekolojik kriz, ulaşımın alternatif, sağlıklı ve ucuz yollarına ilişkin konular ve çözüm önerileri STK&#8217;lar olduğu için hayatımızda bir yer buluyor. Şirketler çocuk işçi çalıştırmama, kadınlara ayrımcılık yapmama, çevre tahribatını azaltma gibi tedbirler alıyorlarsa, STK&#8217;lar keşiflerini onların gündemine taşıdığı için yapıyorlar. Başörtüsü meselesinden anadil konusuna, mültecilere yönelik ayrımcılıktan çocuk istismarına kadar insan hakları ile ilgili konular siyasetin gündemine STK&#8217;lar sayesinde giriyor. STK&#8217;lar konuları keşfederken ve siyasetin ve özel sektörün gündemine taşırken paydaşları ile aralarındaki sınırları da çiziyor. Akademiden farklı olarak bilgi konusu haline getirdikleri meseleleri politika önerme perspektifi ile üretiyor, siyasetten farklı olarak iktidar talep etmeden, karar vericinin yerine geçmeden, onun meşruiyetini tanıyarak ve onu etkilemeye çalışarak yapıyor, özel sektörden farkını ürettiği çözümlerin sağladığı ekonomik sonuçtan, kârdan pay talep etmeden ortaya koyuyor. Bu özellikleri ile STK&#8217;lar keşfettikleri konuları yurttaşların gündemine taşıyarak onların kanaatlerini ve siyasetten taleplerini etkileme hakkına ve devletten bu bilgi ve tecrübeyi hesaba katarak karar almasını bekleme hakkına sahip oluyor.</p>
<p>Gezi Davası&#8217;nda suçlananlara baktığımızda hiçbirinin siyasi figür olmadığını görüyoruz. Büyük çoğunluğu sivil toplum kuruluşlarının son 20 yılında devletle, özel sektörle ve akademiyle iş birlikleri içinde yer almış, saydığım tecrübelerden geçmiş isimlerden oluşuyor. Dava şimdi bu isimlerin bir siyasi örgütün unsurları olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Oysa davalılar örgüt olmadıkları gibi, sivil toplum tecrübeleri boyunca siyasi örgüt olmaktan, akademik olmaktan, özel sektör temsilcisi olmaktan farklılaşarak işlerini yapmaya çalışmış insanlar.</p>
<blockquote><p>Sivil toplumdan, ya devletin yanında ya da karşısında olması isteniyordu. Yanında yer alanlar ödüllendiriliyor, devletin olanakları ve kaynakları onlara açılıyor, diğerleri de devlete yakın medyada itibarsızlaştırılıyor, haklarında davalar açılıyor, akıl almaz suçlamalarla ve ceza talepleriyle yargılanıyorlardı. Lakin o yılların fırtınası geçtiğinde bütün o baskıcı sürecin toplumsal kutuplaşmaya nasıl hizmet ettiğini, hakların nasıl gasp edildiğini ve masumların nasıl mağdur edildiğini gördük. Görünen o ki, Gezi Davası içerik ilhamını 28 Şubat davalarından alıyor.</p></blockquote>
<p><strong>Krizin Adı: Sivil Toplum İle Siyaset Arasındaki Mesafenin Kaybolması</strong></p>
<p>Sivil toplum dünyasında rol üstlenme kararı, orada bulunduğu dönem içinde siyasetle, akademiyle, özel sektörle bir mesafe içinde olma kararıdır. Bu isimler de bu kararın sahipleri. Bu davanın bu sebeplerle sivil toplumda yol açabileceği en büyük tehlike sivil toplum ile siyaset arasındaki mesafenin kaybolmasıdır. Nitekim günümüzde sivil toplumun yaşadığı büyük kriz de budur. Sivil toplumun bir kısmı devletle mesafeleri kaldırıp, onun bir uzantısı haline gelme eğilimi gösterirken diğer kesimi ise tümüyle bir sessizliğe, karanlığa ya da yalnızlığa mahkûm oluyor.</p>
<p><strong>Gezi Davası İçerik İlhamını 28 Şubat Davalarından Alıyor</strong></p>
<p>Devletle sivil toplum kuruluşlarının mesafesizliği bize yabancı bir hikâye değil. 28 Şubat Darbesi&#8217;nin önemli ortaklarından biri dindarların kamusal alana katılmasını, eğitime ve istihdama erişmesini istemeyen laikçi sivil toplum kuruluşları idi. Baskıcı bir dönem yaşanıyordu ve devlet sivil toplumdan ya devletin yanında ya da karşısında olmasını seçmesini istiyordu. Yanında yer alanlar ödüllendiriliyor, devletin olanakları ve kaynakları onlara açılıyor, diğerleri de devlete yakın medyada itibarsızlaştırılıyor, haklarında davalar açılıyor ve akıl almaz suçlamalarla ve ceza talepleri ile yargılanıyorlardı. Lakin o yılların fırtınası geçtiğinde bütün o baskıcı sürecin toplumsal kutuplaşmaya nasıl hizmet ettiğini, hakların nasıl gasp edildiğini ve masumların nasıl mağdur edildiğini gördük. Bugün de benzer bir süreç ile karşı karşıyayız. Gezi Davası, görünen o ki içerik ilhamını 28 Şubat davalarından alıyor. Tasarım ve yöntem ilhamını ise Fetöcülerin kurguladığı kumpas davalarından aldığı anlaşılıyor. Zira davalıların itibarsızlaştırılmaları, basit gündelik ve bireysel hak olan insanların birbirine telefon etmesi gibi dayanaksız bir şekilde suçlaştırılması ve bunun hukuki olmaktan ziyade propopaganda teknikleri ile yapılması gibi incelikleri Türkiye siyasetine Fetöcüler miras bıraktı. Görünen o ki medyaya da dava ile ilgili öncesinde ve sonrasında hem yurttaş kanaatlerini şekillendirme hem de hâkim kararlarını baskı altına alma konusunda uzmanlığını bırakmış.</p>
<p><strong>Sivil Toplum Farklılıkları İle Ortak Aklı Bulabilir?</strong></p>
<p>Gezi Davası ile sivil toplum kuruluşu olmanın ya da sivil toplumda bir çalışan olmanın sorumluluğunu yerine getirmiş, kendisi ile siyaset ve özel sektör arasına mesafe koymuş, oralarla bu mesafeye uygun paydaşlık ilişkilerinin ötesine geçmemiş insanların hükümeti ortadan kaldırmaya çalışan bir örgüt olmakla suçlanması sivil toplumu felç ediyor. Bu felç kısa vadede rahatça iktidar olmayı kolaylaştırır ama kısa bir süre sonra sivil toplumun işlevsizleşmesi siyaseti de etkiler ve siyasetin de işlevsizleşmesine katkıda bulunur. Muhafazakâr STK&#8217;ların bir kısmının devletle yakınlaşması da kısa vadede onlara avantajlı bir konum sağlayabilir ama bir süre sonra ortaya çıkacak fotoğraftaki yerleri 28 Şubat STK&#8217;larınınkine benzer. Sivil toplum bütün farklılıkları ile siyasete böyle bir hizmet vermekten imtina etmeli, kendi içinde diyalog ve müzakere kanalları geliştirmeli, demokrasiyi savunmalı; dava sonrasında da demokrasinin kesintisiz sürmesine olanak sağlamalı.</p>
<p><strong>Sessizliğe Gömülme Zamanı Değil</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplumu bu davadan önceki vakalarda iyi sınav vermemişti. Bu dava, toplumun tüm kesimlerinin sözcülüğünü yapan, toplumsal ve çevresel anlamda çeşitli konuları gündemleştirmeye çalışan STK&#8217;ların birlikte düşünmesi, konuşması, izlemesi ve mağduriyetlerin engellenmesi için çalışması gereken bir dava. Bunun için ne bir sessizliğe gömülme zamanı ne de eylemler, gösteriler yapma, kendi sesimizi bağıra bağıra başkalarına duyurmaya çalışırken kulaklarımızı onlara kapatma zamanı. Sivil toplum farklılıkları ile ortak aklı bulabilir ve siyasetle de hukukla da konuşacak kanalları kurabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gezi Davası sivil toplumun yargılandığı, sivil toplumu sessiz ve işlevsiz kılmaya dönük, bu alanda çalışanların gündelik ve sıradan faaliyetlerinin bile suç sayılabildiği, sivil toplumdaki insan kaynağına korku salan, sivil toplumu da kutuplaşmanın bir katmanı haline getirmeye çalışan bir dava. Sivil toplum bu davaya kendi bilgisi, becerisi ile hayatını savunan bir karşılık vermeli. Davayı Gezi&#8217;ye indirgemek ve Gezi&#8217;nin siyasi bir savunmasını yapmaya çalışmak ne topluma ne de davanın mağdurlarına bir şey kazandıramaz. Bu yüzden Gezi&#8217;den ziyade her yurttaşın sivil topluma katılma, STK’ların faaliyetlerinde yer alma hakkını savunmak gerekiyor. Savunmanın önceliği mağdurların çalınan hayatları olmalı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/gezi-davasiyla-sivil-toplum-cezalandiriliyor/">Gezi Davasıyla Sivil Toplum Cezalandırılıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 08:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[BESİM CAN ZIRH]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Şenol Sert]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[göç araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLAY UĞUR GÖKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[savunuculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum, mağdurların kendilerini ifade ettikleri, mağduriyetlerini konu ettikleri, hafifletecek ya da giderecek yollar aradıkları bir alan. Etnik, dini, kültürel kimlik eksenli olanlardan demografik olanlara, ulaşım mağduriyetlerinden hizmetlere erişim mağduriyetlerine pek çok farklı mağduriyet hallerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin mevcut koşullarında ortaya çıkan yeni bir mağduriyet konusunu ise üniversite kurumsallığı içinde araştırma yapmanın, bilgi üretmenin önündeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/">Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil toplum, mağdurların kendilerini ifade ettikleri, mağduriyetlerini konu ettikleri, hafifletecek ya da giderecek yollar aradıkları bir alan. Etnik, dini, kültürel kimlik eksenli olanlardan demografik olanlara, ulaşım mağduriyetlerinden hizmetlere erişim mağduriyetlerine pek çok farklı mağduriyet hallerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin mevcut koşullarında ortaya çıkan yeni bir mağduriyet konusunu ise üniversite kurumsallığı içinde araştırma yapmanın, bilgi üretmenin önündeki engeller oluşturuyor. Bu engellerin en görünür olduğu konulardan biri de göç meselesi. Bir yanda Türkiye’ye yönelen mülteci göçleri, diğer yanda Türkiye’den Batı’ya yönelen yaşam tarzı göçleri, konuyu hem çeşitlendiriyor hem de önemli bir bilgi ve araştırma açığı ortaya çıkarıyor. Göç Araştırmaları Derneği bu açığı kapatmaya aday kuruluşlardan biri.</p>
<p>Kendilerini, “göç alanında çalışmalar yapmak, bu alanda farklı disiplinler tarafından yapılan çalışmaların içinde yer almak, göç araştırma ve araştırmacılarını desteklemek, çalışmalarda üretilen bilgilerin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak, göçe ilişkin konularda çalışanlar arasında mesleki dayanışma, iletişim, işbirliği ve etkileşimi sağlamak” amacında bir STK olarak tanıtıyorlar.</p>
<p>Göç Araştırmaları Derneği kurucuları ile derneği, derneği ortaya çıkaran şartları ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> İlk sorum şu: Bir sivil toplum kuruluşu ortaya çıkarken bir tür boşluk analizi yapar. Yani kendi meselesiyle ilgili, alanında bir boşluk olduğunu düşünür ve o boşluğu doldurmak ister. Siz Göç Araştırmaları Derneğini kurarken Türkiye’de ne gibi bir boşluk olduğunu düşündünüz de bir araya geldiniz ve bir dernek oluşturdunuz?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Son dönemde, özellikle Suriyelilerin gelişinden beri, sivil toplum göç alanı üzerinden genişledi. Özellikle insani yardım kuruluşları üzerinden. Ama bu genişlemeye rağmen çok ciddi bir bilgi eksikliği var. Hem kamuda hem de sivil alanda göçün bilgisi yeterince üretilmiyor. Akademik alanda da, Türkiye’de göç araştırmaları çok yeni bir alt disiplin. Orada da kolektif bir bilgi üretimi ve bilgi paylaşımı mecrası yok. İşte ana fikir buydu. Bilgiyi hem sivil alan yani sivil toplum kuruluşları için, hem politika yapıcı kamu için, hem de akademi için daha kolektif bir şekilde üretebilmenin yollarını aramak. İlk çıkış fikri buydu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Besim Can Zırh:</strong> Ben de şöyle bir ek yapabilirim. Bu yeni bir fikir değil. 2008’de bu yönde bir adım atma girişimimiz olmuştu, dernek değil de bir blogla başladı bu. O zamanki “Göçebe Yazılardı”, Didem’in de içinde olduğu. Temel çıkış motivasyonumuz şöyleydi, hepimiz göç çalışan insanlarız ama memlekette o kadar bilinmiyordu ki göç meselesi. Mesela aslında Almanya&#8217;ya göç 40 yılı bulmuştu. Blog kolay bir ilişki kurabilme yolu olabilir mi demiş, göçün fotoğrafa, sinemaya, müziğe yansımalarına bakarız diye düşünmüştük. Suriyeliler meselesi hiç ortada yokken böyle ufak bir girişimimiz olmuştu. Suriye meselesi sonrasında Didem’in de söylediği gibi, bir aciliyete istinaden bir patlama yaşandı ve aslında bizim akademiden doğru baktığımız bilgi üretimi çok hızlı bir şekilde sektörleşti. O kadar hızlı bir şekilde sektörleşti ki böyle bir durup &#8220;nasıl bir süreç oluyor burada&#8221; sorusu çok fazla düşünülmedi. Bu dernek ne işe yarar, ne yaparsa işe yaramış olur, sivil toplum konusunda kendisini gerçekleştirir sorusunu soruyorum. Bence şunu yaparsa kendini gerçekleştirmiş olacak: Türkiye’de göç alanında sunulan hizmet, göç alanında yapılan araştırma, göç alanında üretilen politikanın bir meta anlatısını ve refleksif bir kritiğini yapmayı başarabilirse, bu sürecin alternatif bir tarihçesini tutmayı becerebilirse, bence en önemli katkısı bu olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert:</strong> Ben de bir şey ekleyeyim. Üretim sürecinin ilk sekteye uğraması akademide, göç konusunda oldu. Özelikle Suriyelilerle birlikte bir çoğumuza rektörlüklerden yazılar geldi. Suriyelilerle ilgili araştırmalarınız izne tabi tutulmuştur diye. Ama iznin nereden alınacağı nasıl alınacağı herhangi bir şekilde açıklanmadan. Yani istediğiniz gibi Suriyelilerle ilgili araştırma yapmaya başlayamazdınız. Akademide Suriyelilerle ilgili bilgi üretiminde bir bariyer oluşturdular ve nedense o bariyeri bazıları çok kolay aştı, bazıları o kadar kolay aşamadı. Kimi insanlar o izin sürecine daha kolay erişebildiler, kimi insanlar erişemediler. Ya da araştırma fonlarının dağılımında. Çünkü malum izin alamazsan fona da başvuramıyorsun vs. Bilgi üretim sürecindeki bu sekte de bizi hızlandırdı, bir araya gelmemizi sağladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> O aşamada 15-20 kişi kadar göç çalışan akademisyenler olarak bir göç araştırmacıları platformu kurduk. Dernekten önce tamamen enformel bir birliktelik olarak yapılmış bir girişimdi. O dönemde bu yasak üzerine bayağı bir kafa yorduk, çünkü sadece yasak değil, bir de gizli bir yasaktı. İçişleri bakanlığı üzerinden rektörlüklere gelen bu gizli yazı medyaya yansıyıp görünür olunca, tartışmaya başladık. Bu alanda çalışan araştırmacılar olarak, neredeyse 12 Eylül’de bile görülmemiş böyle bir kontrolü nasıl aşacağız diye düşünmeye başladık. Yani derneğin ciddi bir anlamda bir geçmişi var; bir anda dernek kurma fikriyle ortaya çıkmadık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Bu söyledikleriniz burayı bir akademik enstitü gibi konumlandırıyor. Yani esas meselesi bilgi üretmek, bilgi üretimini desteklemek, bilgi üretim süreci önündeki bariyerleri aşmak ya da oradaki yansımaları sağlamak, onu tartışmak, düşünmek gibi duruyor. Amaçlarınıza baktığımda bir tarafında da kamuoyunda farkındalık yaratmak diyorsunuz. Yani bilgi üretmek sizi daha uzman kılarken, farkındalık yaratma sizi daha savunucu kılıyor. Burada bir gerilim var mı uzmanlık ve savunuculuk arasında?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Besim Can Zırh:</strong> Ben çok gerilim görmüyorum. Bizim asli mesleki kişiliğimizin, şahsiyetimizin kurulduğu yer akademi. Biz akademisyeniz. Yaptığımız iş bu. Kendimizi akademinin neresinde görürüz ayrı bir soru. Ama bence bilginin üretimine dair böylesi bir refleksif müdahale veya nasıl üretildiğine dair bir söz söyleyebilmek aslında o üretilen bilginin topluma nasıl yansıyacağına, interdisipliner alanda nasıl kullanılacağına dair bir müdahale. “Suriyelilerden korkmayın çünkü ekonomimize çok büyük katkıları olacak” demek de mesela bilgiye dayanıyor. Ama bu bilginin nasıl söylemleştiği noktasında, o geçişte bence bir gerilim var. Oraya müdahalenin kendisi bile aslında hayatta bir şeye müdahale potansiyeli içeriyor. Yani böyle bir akademik enstitüleşmede ben henüz o gerilimi görmediğimi söylüyorum ama diğer eksene dair açabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Polat Alpman:</strong> Uzmanlıkla savunuculuk arasında zaten zannettiğimiz kadar makas yok. Özellikle Türkiye’de alanını koruman da oradaki mücadelen kadar. Ne kadar mücadele veriyorsan, o alanda ne kadar farkındalık yaratıyorsan, ne kadar savunuculuğunu yapabiliyorsan bu konunun, uzmanlığını da o kadar sürdürebiliyorsun. Bizim en ciddi sorunlarımızdan biridir bu Türkiye’de. Akademi içerisinde yer alanlar kendi alanlarını koruyamazlar. Bu konuda atomize olurlar. Sanki bu alanın hiç üyesi değilmiş gibi davranırlar. Belki derneğin bu anlamda en önemli katkısı bu alanda çalışanları ikisini oturtabilecekleri bir zemin oluşturması olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Bir de, sağlıklı bilgi olmadan savunuculuk yapamazsın. O çok net. Türkiye’de Suriyeli mültecilerin gelişi sonrasında çok hızlı bir genişleme olsa da yeterli ve eleştirel bilgi üretilmedi. Yani bilgi üretilme sürecinin kolektif, eleştirel ve araştırmaya dayanan şekilde yapılması bence zaten başlı başına savunuculuk. Özelikle Türkiye’nin mevcut koşulları içerisinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Akademinin bilgi üretme motivasyonunda zorunlu olarak savunuculuğun olmadığını görüyoruz. Yani onun bir politikaya, öneriye, stratejiye dönüşmesi gerekmiyor. Sivil toplumun bilgi üretme motivasyonun arkasındaysa akademiden farklı olarak o bilgiyi politikayı, kararları ve kanaatleri etkilemek için enstrüman olarak kullanma ihtiyacı var genellikle. Siz Türkiye sivil toplumunda göç meselesinde bilgiye dayanmayan bir savunuculuk olduğunu görmüş olabilirsiniz. O açığı görmüş olabilirsiniz. Ben biraz onu merak ederek sordum. Direksiyonu en çok nereye kıracaksınız, yani hangi önceliğe? Türkiye’de göç meselesinde çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve akademinin bilgi açığını mı kapatacaksınız yoksa ürettiğiniz bilgiyi kamu yönetimi ile müzakerede bir araç olarak mı kullanacak mısınız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert</strong><strong>:</strong> İdeal bir sistemde çok haklısın ama tabi şöyle de bir şey var bir yanda kamuya erişimi olan bir sivil toplum var, öbür yanda kamuya erişimi olamayan bir sivil toplum var. Biz şu an çok yeni bir derneğiz tam neresinde duruyoruz çok emin değilim ama. Biz belki de kamu derken etkimizi devlete yöneltmedik, sanki biraz daha böyle kamusal alanda görünür olmak. Mesela bizim etkinliklerimize, eğitim ve Suriyeliler üzerine bir etkinlik yaptığımız zaman o bölgedeki öğretmenler de geliyor ve onlar da dinliyor. Farkındalık oluşturmayı ya da savunuculuk yapmayı belki de devlet düzeyinde değil de, biraz daha böyle sivil tarafında ele alıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Yani kamunun sivil tarafında. Deniz’in dediği gibi, ideal bir dünyada istiyoruz ki sivil toplum kuruluşları olarak politika yapma süreçlerine katkıda bulunalım ama mevcut durumda kamu her zaman erişilebilir olmuyor. Ama bizim yaptığımız işlerde gördüğümüz, kamu çalışanlarının, yani kamunun sivil üyelerinin bu bilgi üretiminden etkilenerek bir şeyler yapması. Toplantılarımıza öğretmenler geliyor, Göç İdaresi’nde çalışanlar geliyor. Dolayısıyla onların da yaptığı iş üzerinden daha kapsamlı şekilde düşünme, başka sorular sorabilme imkânı oluşmuş oluyor. Bir yandan da, dernek olarak çok genciz. Kurulalı henüz 4 ay oldu. Bugün Türkiye’deki kutuplaşma, devletin pek çok alanı monopolize etmesi gibi gelişmelere rağmen, bir iki sene sonra ürettiğimiz sesin bir ağırlığı olacağı için ister istemez bir şekilde kaale alınacağını düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>:</strong> Gelecekte yapmak istediklerimizden biri de göç üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarına bilgi sağlama, göçmenlerle çalışmalarında standart getirme konusunda bir toplantı hazırlanması. Haziran başı için planladığımız, entegrasyon konulu bu etkinlik halihazırda başlanılmış sosyal uyum projelerinin Suriyeli mültecilerle ev sahibi toplum üzerindeki etkilerini analiz etmek, bu konuda bilgi ve deneyim paylaşmak üzerine kurgulandı. Göç konusuyla ilgilenen STK’ların da son dönemlerde üzerinde oldukça durduğu, popülerleşmiş kavramlardan biri sosyal uyum. Popüler olduğu gibi fonlanan da bir şey. Ama bu hizmetlerin, programların içeriğine ve nasıl dizayn edildiğine baktığımızda, belli bir standarda bakılmadan, genelde ezbere yapılan birtakım uygulamalar görüyoruz. STK çalışanları oldukça bilgili bu konuda ama aynı zamanda da sosyal uyum kavramının çok soyut olması dolayısıyla bir kaybolmuşluk da var. Haziranda yapmayı planladığımız entegrasyon panelleri ve çalıştayı ile birlikte entegrasyon hizmetlerinde bir standart el kitabı çıkarmayı planlıyoruz. Bu standartları STK’lar, uzmanlar ve alanda çalışanlarla birlikte yazacağız. STK’ların bu konudaki çalışmaları yalnızca geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin enetgrasyonunu  hedeflemekte ve diğer göçmenler tamamen programların dışında bırakılmış durumda. Şu anda, altyapısı hazır uygulanmak üzere olan, Suriyeli göçmenlerin Türkiye toplumuna sosyal uyumu üzerine kurgulanmış dış kaynaklarla fonlanan birçok program var. Ama sorduğunuzda peki bu sosyal uyumu neye göre tanımladınız, niçin bu uygulamada bu sayıda Suriyeli olması gerektiğini düşündünüz diye, verilen cevaplar yerleşmiş etik standartlar üzerinden değil. Bu sosyal uyum hizmetlerinde standart el kitabının, bu tarz programlar için bir altyapı sağlayacağını ümit ediyoruz. Aynı zamanda da bu programların tanıtımı ve iletişimi için bir websitesi kurulmasını planlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ<em>:</em></strong> Sivil toplum alanında çalışmalara baktığımızda hep şöyle bir şey görüyoruz. Kendi toplumsal profiline uygun olanlar birbirleriyle daha çok konuşuyorlar. Farklılıkları aynı masanın etrafında toplamakta güçlük çekiyor sivil toplum kuruluşları. Mesela daha seküler bir çevre kuruluşu İslami bir çevre kuruluşunu aynı masaya getiremiyor. Göç ise, burada hepsinin daha ortak bir meselesi gibi duruyor. Sizin buna dönük bir tedbiriniz olacak mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> İki türlü bir buluşmadan söz ediyoruz. Bir yandan akademik bilgiyle sivil toplum alanının buluşması, ikincisi de demin söylediğim gibi birbirinden habersiz veya kopuk aynı alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının bizim gibi akademik olduğu için dışarlılıklı olan, bir dernek aracılığıyla bir araya gelmesinden doğan bir buluşma. Mevcut dönemin en büyük olumsuz tarafının bu kutuplaşma ve ayrışma olduğunu, yapılacak en büyük katkının da bir araya gelebilmek olduğunu düşünüyorum. Yani göç öyle bir alan ki, bütün siyasi pozisyonlardan vs. bağımsız olarak üzerine beraber, kolektif bir şekilde düşünebileceğiniz bir alan. Haziran’daki bu sosyal uyum/entegrasyon konferansı da bu anlamda önemli bir buluşma imkanı sunacak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>:</strong> Karşıtlık üzerinden değil çok yönlülük üzerinden ilerleyerek herkesi bir masa etrafında buluşturabilmek hedef. Ben Kanada’da bir alan çalışması yaptığım için biliyorum, bunların örnekleri çok var. Hani bu STK’ların bir araya gelmesi ve kendi programlarını değerlendirmesi için önemli bir kaynak oluşturabilir. Böyle hayal edilmiş bir proje o el kitabı mesela. Birebir bu tarz değil ama farkındalık yaratmak aslında herhalde buradaki esas amaç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Farkındalıktaki hedefiniz kimdir tam olarak, yani hangi toplumsal kesimleri hedefliyorsunuz, farkındalıktan tam olarak kastınız nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Üç tane grup var; akademisyenler bir grup. Ama akademisyenlerin içine öğrencileri de katıyorum. Aslında henüz çokta yerleşikleşmiş bir alt disiplin olmadığı için yeterli akademik desteği alamadan yüksek lisans doktora tezi yazan, konu ile ilgilenen ama yolunu bulamayanlara destek vermek. İkincisi sivil toplum alanında çalışanlarda farkındalık yaratmak. Çünkü sivil toplum alanında çalışanlar, özelikle insani yardım kuruluşlarındakiler, çok o ana kilitleniyorlar. Yani yapmaları gereken bir iş var onu yapıyorlar ama aslında mevzunun pek çok boyutundan yeterince haberdar olmayabiliyorlar. Orada da bir farkındalık yaratmak önemli. Kamu bir diğer hedefimiz. Ben, kamu konusunda illa ki kurumun kendisine değil ama kurumun çalışanlarına erişmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. En basitinden, bir facebook sayfamız var göç araştırmacıları platformu diye, onun içinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün memurları da var, göç konusuyla ilgili öğretmenler ve sağlıkçılar da var. Onların orada gördükleri haberler, orada paylaşılan duyurular, okuma önerileri vs. onların da aslında mevzuya dair başka türlü bir farkındalık edinmelerini sağlıyor. Dolasıyla bu tamamen bizim kontrolümüzde planlanmış, kesilmiş biçilmiş bir şey değil. Her türlü mecrayı kullanarak, bir yandan akademik iş yapma şekillerini, bir yandan da sosyal medya gibi daha yeni tarz mecraları kullanarak daha geniş bir kesimde farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Başka STK’lara sorduğumda da kamuya erişememe ya da kamuya erişmenin zorluklarına dair yanıtlar alıyorum. Buna karşın kamu yöneticilerinin kendi alanlarını izlediklerini görüyoruz. Referanslı olmasa da çalışmalarına, metinlerine giren sivil toplum çalışmaları var. Mesela Green Peace GDO regülasyonlarının tamamını etkiledi ama hiçbirinde referans görmedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Göçte bence zaten kesinlikle öyle bir şey oldu. Türkiye’nin ilk Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 2013 yılında ortaya çıktı. Çoğu insan bu kanunun ortaya çıkış nedenini Suriyelilerin gelişi olduğunu düşünse de aslında öncesinde tamamen Avrupa Birliği müktesebatına uyum surecinde, Türkiye şartları için oldukça şeffaf bir sürecin sonunda ortaya çıktı. Akademisyenler, sivil toplum kuruluşları kanunun yazım aşamasında birebir etkili oldular. O dönem, hakikaten bizim için liberal bir dönemdi diyebiliriz. Orada ister istemez böyle bir tanışıklık oldu, kamu ile akademisyenler arasında. Onlar bizim kim olduğumuzu biliyor biz de onların kim olduğunu biliyoruz. Böyle bir durum var ve birbirimizi kesinlikle takip ediyoruz. Yani aslında bu kamuya erişim, temas yani, başlangıçta daha fazlaydı, zaman içerisinde, Türkiye’nin içinden geçtiği konjonktürde o kapılar bazı kesimlere, bazı kuruluşlara daha fazla kapandı ve bazılarına daha fazla açıldı. Yoksa öncesinde çok daha açıktı. Dolayısıyla zaten bir temas var onu da hani biz böyle belki de örtük, yani biraz daha alttan bir şekilde devam ettiriyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Son dönemde sivil toplum dünyasına baktığımızda şunu görüyoruz; geçmişte STK’lar daha performanslarına odaklanan düşünme biçimine sahipken, yani bu sene beş etkinlik yapacağım, beş bin kişiyi eğiteceğim, 20 seminer yapacağım gibi performansa odaklanan bir düşünme biçimine sahipken şimdi etki odaklı bir yaklaşımı keşfediyorlar. Yani ben bunu yapacağım da ne işe yarayacak diye soruyorlar. Sizin bu hedeflediğiniz üç kategori &#8211; akademisyenler, STK çalışanları ve kamu görevlileri &#8211; buradaki etkileri nasıl göreceksiniz? Bu etkiyi hangi parametreler gösterecek ve nasıl analiz edeceksiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Bizim de uzun süre üzerinde, kendi aramızda konuştuğumuz bir şeydi. Yavaş yavaş başladık da. Didem asistanıyla beraber son dönemde Türkiye’de göç alanında çıkmış tezleri taradı, bunu bültende yayınladık. Bundan sonraki süreci de onun üzerinden izleyerek devam edersek, en azından akademik alanda nerede olduğumuzu gösterecek bir ölçüt olabilir bir noktada.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış: </strong>Şimdilik özellikle sosyal uyum alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının yaptığı projelerin etki analizini yapmak istiyoruz. Ama birinci yılı tamamladıktan sonra kendi üzerimize de bir etki analizi yapmak güzel olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>: </strong>Daha önce bahsettiğimiz sosyal uyum çalıştayının bir çıktısı olarak Sosyal Uyum Şampiyonları ismini vermeyi planladığımız yıllık bir etkinlik düzenlemek istiyoruz. Bu etkinlikte, sosyal uyum programları yapan STK’ların hizmetleri hakkında posterler hazırladığı, bir araya geldikleri, tecrübelerini paylaştıkları bir web sitesi ve her sene buluşacakları bir platform oluşturmak istiyoruz. Bu yıllık etkinlikler, sosyal uyum programlarının süreçte geçireceği değişimi izlemek ve bizim farkındalık yaratmak istediğimiz konularda bu programlar üzerinde ne kadar etki yarattığımızı görebilmek için önemli fırsatlar yaratacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Aslında şu an alanda çalışanlara etki analizi yapmanın önemini anlatabilsek bile çok önemli bir katkı olur. Çünkü biliyoruz ki, özellikle göç alanında şöyle bir şey var: Aynı donör iki kuruluşa sosyal merkez açması için para veriyor ama iki kuruluş arasındaki mesafe iki kilometre. Bunu bir düşünmelerini sağlamak lazım. Ben iki gündür Ankara’daydım, herkes aynı şeyi söylüyor. Elinde iki üç tane işte girişimcilik, bilgisayar yazılımı vs. sertifikası olan Suriyeliler var ama o sertifikaları aldıktan sonra bu insanlara ne oluyor, bu eğitimi verenler ölçmüyor. Yani en azından ölçmenin önemli olduğunu hem o eğitimi veren hem o eğitimi alan, işte politika uygulayıcıları için önemli olduğu fikrini bile aşılayabilsek, o bile önemli. Çünkü bizde etki analizi zaten konuşulan bir şey değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Peki odağınızda Suriyeliler mi var esas olarak?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Sadece Suriyeliler değil, tüm göçmen ve mülteciler var. Suriyeli mülteciler üzerine olan çalışmaların her türlü akademi ve sivil toplum alanını domine etmesinden biz de rahatsızız çünkü göçmen ve mülteci dediğimizde sadece Suriyeliler yok. Biz diğer gruplara, o unutulan gruplara da dikkat çekmek istiyoruz. Mesela Şubat ayında bir yüksek lisans atölyesi yapacağız. “Göçün diğer yüzü: Afgan Göçmenler ve Mülteciler” başlıklı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Zaten derneğin kurucularına baktığımız zaman, biz bir Suriyeli tren vagonuna bindik de bu işe başladık gibi bir durum olmadığını görürsünüz. Sonuçta biz 10-15 senedir göçle ilgilenen insanlar olduğumuz için göçü sadece Suriyeliler üzerinden tanımlamıyoruz. Bir de unutmamak lazım ki, bunu bugün Suriyeliler üzerinden konuşuyor olabiliriz ama Türkiye sonuçta coğrafi konumundan dolayı ileride başka grupları da alabilir. 10 sene sonra başka grupları konuşmayacağımızın garantisini kimse veremez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Peki son bir sorum daha var. Hepiniz akademisyensiniz. Bu meselenin sahadaki doğrudan temsilcisi olan özneler derneğin içerisinde yer alıyorlar mı, alacaklar mı? Yani göçmen kimliğine sahip olanlar?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Olacağını umuyoruz. Genelde göçmenler arasında, özellikle Suriyeli ve diğer mülteci grupları düşündüğümüzde sosyal bilim formasyonu olan çok az sayıda insan var. Ama yeni yeni onlarla da bir şekilde irtibata geçmeye başladık. Mesela, araştırma yapmak isteyen bazı genç mültecilerin hem akademik formasyonlarına destek vermeyi, hem de istedikleri araştırmaları bizim derneğin çatısı altında yürütmelerine yardımcı olmayı istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ: Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Besim Can Zırh: </strong>Uzmanlık ve savunuculuk arasında bir ayrışma görüyor musunuz sorusuna dönmek istiyorum. Mesela bugün konuşuyorduk, nasıl göçe dair bilgi üretimini destekleyebiliriz gibi. Bence bunun en önemli akslarından biri kullanılan dilde olur. Grubun çevresinde yapılan metinlerde dili doğru metinler üretilebilirse bu alanda çalışan akademisyenler de olsun, sivil toplum da olsun, öğretmen olsun, kişisel merakı olsun, o insanların da konuya dair konuşmaları gerektiğinde farklı bir dil olduğunu bilmelerini sağlaması bence uzun vadede önemli bir etki yaratır, eğer o dili kurumsallaştırabilirsek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Derneğin multidisipliner bir kurum olması başlı başına bir zenginlik bence. Multidisipliner derken de akademik anlamda çok disiplinli değil, farklı alanları bir araya getirmesinden bahsediyorum: kamu kurumları, sivil toplum, bilgi üreten akademik çevre ve daha ötesini bir araya getirmek. Bu anlamda bizim yapmaya çalıştığımız, göç konusunun ötesinde Türkiye’nin şu anda muazzam ihtiyaç duyduğu bir şey. Aşırı kutuplaşmış bu dünyada, aynı konuda belli bir düzeyde bir dil tutturarak beraberce konuşabilmek, soru sormak, verdiğimiz cevaplar farklı bile olsa bir konu üzerine birlikte düşünüp kafa yorabilmek şu fırtınalı dönemde çok önemli. O noktadan sonra, kamu kurumunun bizim derneği kaale alması veya almaması çok da önemli değil. Bir de, hepimiz üniversitelerde çalışan akademisyenler olarak biliyoruz ki zaten üniversitede eleştirel bilgi üretmenin neredeyse imkânı kalmamış durumda. Üniversitenin dışında böyle bir alan kurmamızın çok ciddi bir sivil boyutu olduğunun altını çizmek lazım. Çünkü üniversite artık eleştirel, bilimsel, nitelikli bilgi üretilen bir yer değil maalesef.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/">Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslami STK&#8217;lar geleneksellikten kurumsallığa geçiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/17/islami-stklar-geleneksellikten-kurumsalliga-geciyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 07:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Davut Şanver]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Kültür ve Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[ilke derneği]]></category>
		<category><![CDATA[islami stk]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal yönetim akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Turgay Aldemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18922</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum kuruluşları (STK) üzerine araştırmalar ve kapasitelerini artırma çalışmaları uzun yıllardır yapılıyor. Bu çalışmalar genellikle kuruluşlarda çalışan profesyonel ya da gönüllülerin proje yazma, fon geliştirme gibi becerilerini artırmaya dönük yapılıyor ve sürekliliği olmayan projeler ekseninde gerçekleştiriyor. Öte yandan hem araştırma hem kapasite artırma projelerinin çoğu seküler STK&#8217;ları daha çok kapsıyor. Geçen cumartesi akşamı, Üsküdar&#8217;da [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/17/islami-stklar-geleneksellikten-kurumsalliga-geciyor/">İslami STK&#8217;lar geleneksellikten kurumsallığa geçiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil toplum kuruluşları (STK) üzerine araştırmalar ve kapasitelerini artırma çalışmaları uzun yıllardır yapılıyor. Bu çalışmalar genellikle kuruluşlarda çalışan profesyonel ya da gönüllülerin proje yazma, fon geliştirme gibi becerilerini artırmaya dönük yapılıyor ve sürekliliği olmayan projeler ekseninde gerçekleştiriyor. Öte yandan hem araştırma hem kapasite artırma projelerinin çoğu seküler STK&#8217;ları daha çok kapsıyor. Geçen cumartesi akşamı, Üsküdar&#8217;da tanıtımı yapılan <a href="http://ilke.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İLKE Derneğ</a>i&#8217;nin (İlim Kültür ve Eğitim Derneği)  kurduğu &#8216;Kurumsal Yönetim Akademisi&#8217; ise yeni bir girişim olarak karşımıza çıktı. Hem islami STK&#8217;lar üzerine araştırmalar gerçekleştiriyor hem de çoğunluğunu islami kesimin oluşturduğu kuruluşlara kapasite geliştirme hizmeti veriyor.</p>
<p>İLKE Derneği&#8217;nin &#8216;Kurumsal Yönetim Akademisi&#8217;ni tanıttığı toplantıya Üsküdar Belediye Başkanı, kaymakamı, Şehir Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi rektörleri, çok sayıda akademisyen ve STK yöneticisi katıldı. STK&#8217;ların “geleceğe hazırlanma”, “strateji geliştirme”, “organizasyonel yapılanma”, “yönetim becerileri” ve “insan istihdamı” gibi yönetsel konularda daha sistemli ve verimli çalışmaları için çeşitli eğitim, araştırma, uygulama, yayın ve akademik çalışmalar yapmayı planlayan &#8216;Kurumsal Yönetim Akademisi&#8217; tanıtım toplantısında “Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi” araştırmasının sonuçları da açıklandı.</p>
<p><strong>İslami STK&#8217;ların eriştiği imkanlar genişliyor ancak yeni konulara ve alanlara a</strong><strong>ç</strong><strong>ılamıyor</strong></p>
<p>Toplantı Mütevelli Heyet Başkanı  Davut Şanver&#8217;in açılış konuşmasıyla başladı. Şanver konuşmasında araştırmaya atıfla islami STK&#8217;ların önemli gelişmeler kaydettiğini, toplumla, devletle ve siyasetle ilişkilerinin hayli değiştiğini ancak pek çok gelişmeye rağmen işlerin pek de iyi gitmediğini ve STK&#8217;ların bu durumu artık sorgulamaya başladığını söyledi. Söz konusu araştırmanın da bu sorgulamaya katkı sağlayabilecek önemli bir girdi olduğunun altını çizdi. Daha sonra selamlama konuşmaları yapan konuşmacılar da islami STK&#8217;ların içinde bulunduğu durumun, özellikle devletle ilişkiler, yeni alanlara ve konulara açılma konusunda gelişme sağlanamayışı, finansal kaynaklarla mesafenin kaybolması gibi konularda yaşanan sorunların altını çizdi. Üsküdar&#8217;ın gerek hemşehri gerekse de hizmet ve fikir alanında pek çok kuruluşa ev sahipliği yapan bir STK&#8217;lar cenneti olduğunu söyleyen Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, yerel yönetimlerle STK&#8217;lar arasında kuvvetli ilişkiler olduğunu, STK&#8217;ların yerel yönetimler için çok önemli bir iş birliği kanalı olduğunu ifade etti. Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek yaptığı konuşmada STK&#8217;ların şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda iyi bir performans sergilemediklerini, bu nedenle bağış yapmak isteyen vatandaşların nereye bağış yapabileceklerini kendilerine sorduğunu ifade etti.</p>
<p>Selamlama konuşması yapan Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, islami kesimin STK&#8217;larının eğitim, hayırseverlik, yardım gibi alanlara sıkıştığını, çevre, ekoloji, kadın, çocuk, sinema gibi alanlara genişleyemediğini, acıların yaralarını sarmak kadar diğer alanlarda da etkili olmaları gerektiğini vurguladı. Aldemir, Bunun için her kesimin kendi birikimi ve bulunduğu alana uygun katkı yapması gerektiğini ifade etti. Söz gelimi Suriyelilere yardım için harekete geçen bir üniversitenin işinin, un ve ekmek yardımı yapmak olmadığını, eğitimler, sempozyumlar, bilgi üretimi gibi kendilerine uygun faaliyetler geliştirmeleri gerektiğini ifade etti. Aldemir STK&#8217;ların devletleşmeye, devletin de sivilleşmeye başladığı tespitini yaptı ve farklılıkları zenginlik olarak gören bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiğine işaret etti. Medeniyet Üniversitesi Rektörü İhsan Karaman da konuşmasında islami STK&#8217;ların ya kaynak küçük olsun sahih olsun anlayışında olduklarını ve ilerleme kaydedemediklerini ya da sırtlarını bir şirkete, cemaate ve devlete dayadıklarını ve sivillikten uzaklaştıklarını dile getirerek, İslami STK&#8217;ların kaynak için &#8216;hizmeti götürmek istediği millete başvurmaları&#8217; gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Kurumsal Yönetim Akademisi Başkanı Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş akademiyi tanıttığı “Sivil Toplum Kuruluşlarında Yönetim, Süreklilik ve Kurumsallaşma” konulu konuşmasında STK&#8217;ların niceliksel olarak büyüme ve genişleme yaşadıklarını, buna niteliksel değişimin de eşlik etmesi gerektiğinin altını çizdi. Gönüllü kuruluşlar için genel geçer ve tek bir çözümün olmadığını söyleyen Erdoğmuş, yeni bir kurumsal yönetim anlayışına ihtiyaç duyduklarını vurguladı. Bir elin verdiğini diğerinin görmediği bir değerin, STK&#8217;ların şeffaflığının önünde bir engel oluşturmaması gerektiğini, STK&#8217;ların amaçlarını belirleme, kaynak ve kapasitelerini yorumlama, kararlarına uygun stratejiler oluşturma ve faaliyetler geliştirme, nitelikli ve gönüllü insan kaynağı temin etme, finansal kaynaklar bulma ve geliştirme gibi yeni gündemleri olduğunu ifade eden Erdoğmuş, STK&#8217;ların zamana uygun bir liderlik anlayışına ihtiyacı olduğunu tek kişilik liderlikten kolektif liderliğe geçiş döneminde olduklarını da sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Devletle barışık, değiştirmekten ziyade uyumlulaştırmayı hedefleyen, Batılı STK modeli ortaya </strong><strong>ç</strong><strong>ıkıyor</strong></p>
<p>Toplantının son ve en kapsamlı konuşmasını yapan Doç. Dr. Lütfi Sunar, üç yıldır sürdürdükleri “Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi” araştırmasının sonuçlarını paylaştı. Sunar yaşı 20&#8217;nin üzerinde olan STK&#8217;lardan 40 üst düzey yönetici ile yapılan mülakatlara dayanan araştırmanın başlığındaki islami tanımlamasının normatif değil, betimleyici bir karakteri olduğunu söyleyerek sözlerine başladı. Sunar, Osmanlı döneminin büyük kısmında sosyal hareketliliğe imkan veren medreseler ile refahın yeniden dağıtımında rol üstlenen vakıfların Osmanlı Devleti&#8217;nin siyasal modeli olan adalet merkezli adem-i merkeziyetçi yapısını mümkün kılan sivil unsurlar olduğunu dile getirdi. Ancak son 200 yıldaki modernleşme sürecinde adem-i merkezi yapı yerini merkeziyetçi sisteme bıraktığından bu modelin bozulduğunu, bunun da devlet ile sivil alan arasında bir gerilim ürettiğini ifade etti. Cumhuriyet döneminde ise islami sivil toplumun dört ana döneminden bahsedilebileceğini dile getiren Sunar, 1924-50 arasının &#8220;kurumsal olmayan sivil gruplar&#8221; dönemi, 50-80 arasının islami aktörlerin kamusal alana döndüğü ve dayanışmadan kurumsallığa geçişin yaşandığı &#8220;cemaatsel oluşumlar ve temsil mekanizmaları&#8221; dönemi, 1980-2000 arasının &#8220;girişimci sivil kuruluşlar dönemi&#8221; ve 2000 sonrasının önce 28 Şubat etkisiyle siyasallıktan sivilliğe kaçış, daha sonra da siyasal kutuplaşma, devletle barışma ve siyasete entegrasyon ile karakterize olan &#8220;kurumsallaşma ve profesyonelleşme dönemi&#8221; olarak adlandırılabileceğini ifade etti.</p>
<p>Lütfi Sunar, son dönemin dönüşümüne odaklanan araştırmanın öne çıkan sonuçlarının ise şunlar olduğunu söyledi:</p>
<ul>
<li>İslami STK&#8217;lar geleneksel cemaat yapılarından yeni kurumsallaşmış yapılara dönüşü, bu süreçte enformellik yerini formelliğe bırakırken kurumsallaşmada başarılı örneklerin taklit edildiği izomorfik bir değişim gözleniyor.</li>
<li>İçe dönük bilinçlendirme faaliyetlerinden dışa dönük bilgilendirme faaliyetlerine geçiş, islami bilinçlendirme araçları katılımcılarına formel beceri ve birikim kazandırmaya dönüşürken, geleneksel sohbetler yerini formel eğitimlere bırakıyor. Bu durum, düzenle, uyumsuzluktan ve dönüştürücülükten ziyade uyumlulaştırma karakteri gösteriyor.</li>
<li>İnternetin yaygınlaşması ve sosyal medyanın, iletişimi yeniden şekillendirmesi ile islami aktörler de yeni kamusal temsil biçimlerine geçiyor. Bu geçiş protest radikal dilin yerini kamusal temsilli dindarlığa bırakıyor.</li>
<li>Küreselleşme, uluslararasılaşma, devletin dış dünyaya açılımı gibi faktörlerle yerel toplumsal ilişkilerden uluslararası ilişki ağlarına geçiş yaşanıyor.</li>
<li>Zekat, infak, bağış gibi geleneksel hayırseverlik ve dini dayanışma duygularına dayanan mali kaynakların yerini yeni dışsal fonlara bıraktığı gözleniyor.</li>
<li>Adanmış insandan eğitimli insana geçiş yaşanıyor. Yeni kurumsallık, yeni tür faaliyetleri gerçekleştirebilecek bir donanım gerektiriyor ve yeni eğitimli insan tipolojisi öne çıkıyor.</li>
<li>Uzmanlaşma ve odak alanlarda çalışma profesyonelleşmeyi getiriyor. Kuruluşlar toplumsal hizmetten profesyonelleşmiş uzman kuruluşlara dönüşü</li>
<li>Kadınlar kenardan merkeze hareketleniyor, yönetimlerde daha faza yer buluyor ve görünür hale geliyor.</li>
<li>Kapalı mekanlardan açık kamusal mekanlara geçiliyor. Tabelalar büyüyor, ilgi çekici hale geliyor, ana güzergahlara taşınılıyor ve iç tasarım modernleşiyor.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lütfi Sunar araştırma sunumunu, dönüşümün esas olarak toplumsal alanın değişimi ile paralel olduğunu, islami STK&#8217;ların eğitimsiz yoksullardan eğitimli orta sınıfın hakimiyetine geçtiğini, devletle daha barışık bir yapının ve batılı bir STK modelinin ortaya çıkmakta olduğunu tespit ederek bitirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/17/islami-stklar-geleneksellikten-kurumsalliga-geciyor/">İslami STK&#8217;lar geleneksellikten kurumsallığa geçiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklikten ve Rekabetten Arındıran Etkinlik: Süslü Kadınlar Bisiklet Turu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/23/erkeklikten-rekabetten-arindiran-etkinlik-suslu-kadinlar-bisiklet-turu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Sep 2017 16:16:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Sema Gür]]></category>
		<category><![CDATA[Süslü Kadınlar Bisiklet Turu]]></category>
		<category><![CDATA[Uçuşan Teker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18652</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sema Gür, sosyal medyadaki adıyla “Uçuşan Teker” 38 yaşında bisiklete binmeyi öğrendi. Katıldığı bisiklet etkinliklerinde formalarıyla, sembolleriyle, ritüelleri ile bisikleti özgürlükten ve demokratiklikten, otoriterliğe taşıdığını gördüğü “erkek ve spor egemen” söylemlere ve davranışlara tepki duymaya başladı. Tepkisi yeni ve son derece özgün bir etkinliğe dönüştü: Süslü Kadınlar Bisiklet Turu.  Türkiye bisiklet dünyasına yönelik gerçekleşen en ilginç müdahalelerden biri [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/23/erkeklikten-rekabetten-arindiran-etkinlik-suslu-kadinlar-bisiklet-turu/">Erkeklikten ve Rekabetten Arındıran Etkinlik: Süslü Kadınlar Bisiklet Turu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="ltr">
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<div dir="ltr">
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Sema Gür, sosyal medyadaki adıyla “Uçuşan Teker” 38 yaşında </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">bisiklete</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> binmeyi öğrendi. Katıldığı bisiklet etkinliklerinde</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> formalarıyla, sembolleriyle, ritüelleri ile bisikleti özgürlükten ve demokratiklikten, otoriterliğe taşıdığını gördüğü “erkek ve spor egemen” söylemlere ve davranışlara tepki duymaya başladı. Tepkisi yeni ve son derece özgün bir etkinliğe dönüştü: Süslü Kadınlar Bisiklet Turu. <span id="more-19073"></span> Türkiye bisiklet dünyasına yönelik gerçekleşen en ilginç müdahalelerden biri olan Süslü Kadınlar Bisiklet Turunu, kişisel gözlemleri ve çabasıyla başlayan &#8216;etkinliğin&#8217; 50 şehre yayılışını, kendi hikayesini ve bundan sonraki planlarını Sema Gür (Uçuşan Teker) ile konuştuk.   </span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></div>
<div></div>
<div></div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Süslü Kadınlar Bisiklet Turu artık iyice popüler olmuş bir etkinlik. Her yıl bu kadar insanın katıldığı, üstelik artık 50 şehre yayılmış bir iş herhalde etkinlikten fazla bir şeydir. Peki Süslü Kadınlar bir nedir? Dernek midir? Vakıf mıdır? Tur mudur? İnisiyatif midir? Yani nedir süslü kadınlar?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-18635" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/17362927_10154746471219678_2943991223016774847_n.jpg" alt="Sema Gür (Uçuşan Teker)" width="277" height="276" /></p>
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Eğer seçenek sunarsan inisiyatife daha yakın hissediyorum. Kesinlikle bir grup değil. Dernek değil, vakıf hiç değil. Aslında ben bunu yılda bir yapılan bir karnaval, etkinlik gibi hissediyorum. Ben o amaçla başladım. Ben bir grup kurayım, bir dernekleşeyim, insanlar bağlı kalsın gibi istemedim. Tam tersi hiç kimse bağlı kalmasın, sadece yılda bir gelsinler, birbirini hiç tanımayan bambaşka insanlar bir araya gelsin ve sonra gitsinler ve oradan aldıkları bir şeyi devam ettirsinler. Beni devam ettirmesinler. Benim düşüncemi de devam ettirmek zorunda değiller. Yılda bir </span><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">bir</span><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> araya gelen aslında bir etkinlik bu. Karnaval gibi düşündüm.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">50 şehirde yapılan bir etkinliğe dönüşeceğini düşünmüş müydün?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Şöyle söyleyeyim sana, beş yıl önce bana bunu söyleselerdi, özellikle bisiklete yeni başladığım an bir falcı gelseydi ve ‘Gel evladım şimdi sana bazı şeyler anlatacağım’ ve &#8216;Sen bu bisikleti çok güzel öğreneceksin ve bunu farkındalık etkinliğine </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">dönüştüreceksin’ deseydi, &#8216;ha </span><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">ha</span><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">&#8216; gülerdim ben. Çünkü ben bisikleti öğreneceğimden de emin değildim. Ondan sonra yok turlara gideceğim de…</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Kaç yaşındaydın bisikleti öğrendiğinde?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">38 yaşında öğrendim ve hiç umurumda değildi, hayatımın hiçbir alanında da yoktu. Hatta bana ondan 1 yıl önce söyleselerdi, sen ileride böyle yapacaksın şöyle yapacaksın, &#8216;Saçmalama ne bisikleti bu yaştan sonra&#8217; derdim. Hani o kadar havada bir şey bu benim için. Hala da tam oturmasa da bu bir etkinlik olarak başladı hep etkinlik olarak devam etsin hissindeyim. Ama hiç inanmadığım şeylerdi bunlar. Yani hiç kimse inandıramazdı beni buna.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">İlk tur ne zaman oldu?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">2012’de ben bisiklete binmeyi öğrendim. İlk tur ise 2013 senesinde.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">O bir yılda Türkiye bisiklet dünyasında ne gördün de Süslü Kadınlar bisiklet </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">turu</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> yapayım dedin? B</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">isiklet dünyasına dair bir yorum yapmış olmalısın ki, bu çıkış oldu..</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357">.</span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Aslında </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">bu</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> geçmiş </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">gözlemlerimle</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> birleşen ve </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">örtüşen</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> bir şey. Çünkü Türkiye’de zaten böyle bir </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">durum</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">var. Erkek egemen bir fotoğraf zaten görüyorum. Bunun devamı gibi algılayabiliriz bunu. Şöyle ki, bisiklete ilk başladığım zamanlarda ben bunu erkeklerden öğrendim en çok. Kadınlar da vardı yanımda ama işte şöyle binmelisin, frene böyle basmalısın, vites demek şu demek. Tamam çok güzel, harika, yavaş yavaş bende şöyle bir huy vardır. Mesela bir otel odasına gittiğimde de tak tak tak her yeri benim yaparım. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Siğerim</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> kedi gibi. Benim olur orası. Bisiklet</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">e de </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">aldıktan sonra </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">hemen</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">eklemeler yapmaya başladım. Ne bileyim bir çiçek taktım, bir kurdele taktım. Orada ilk hislerim oluşmaya başladı. “</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Mountain</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Bike’da</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> kurdelenin ne işi var”, ondan sonra “Sen forma almayacak mısın daha” diye sorular gelmeye başladı. Direk ama. Yani bodoslama. “Nasıl yani sen etekle mi bineceksin bisiklete” gibi böyle tepkiler gelmeye başladı. Ben de böyle dalga geçer gibi cevaplar veririm. “O benim canım bisikletim, işte ben ona çiçek takarım ne olacak ki”. İşte </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">MTB’ye</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> çiçek takılmaz. İlk sorgulamalarım da katıldığım gruplarda oldu. Aslında bana çok da yardımcı oldular. Ama orada da mesela işte formasız mı geleceksin? Böyle şey havası sezmeye başladım. O naylonumsu kumaşlarla 5 km 10 km yol gidiyor insanlar. Üstlerinde o formalarla başka bir şeye dönüşüyorlar. Statü atlıyorlar gibi. Eldivenler takılıyor. Bir ritüel gibi yapıyorlardı bunu. Şimdi gözümün önünde canlanıyor. Kasklar takılıyor falan. Bana da taktırıyorlar. Takacaksın kaskı işte ben kaska çiçek taktığımda bu ne böyle diyenler de var, teşvik edenler de var. Yavaş yavaş şeyi fark etmeye başladım. İşte böyle uzun </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">turlara gitmeye başlayınca erkeklerin geride kaldığım için, “Sen yine mi geride kaldın, sen bu tura neden geldin ki, süpürgeden inmiyorsun”. Süpürge dedikleri şey de arkadan yavaş gelenleri toplayan araç. Tabi nefesim yetmiyor, kaslarım yetmiyor. Ve ben sürekli yoruluyorum, tıkanıyorum süpürgeye biniyorum. Onlar da “Niye geldin ki tura?” diyorlar. Şimdi bunlar çok naif ve masum cümleler gibi görünebilir. Bunları biriktirdiğinizde ortaya bir profil çıkıyor. Bisiklete binen kadın güçlü olmalı, forma giymeli, </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">pedli</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> tayt giymeli, öyle çiçek böcek olmaz gibi bir hisse kapılmaya başladım. Sonra yakın bir dostum bisiklet turu düzenliyor. Sohbetlerde “Ya bak çok zor yapıyorsunuz turları, çok af edersin sidik yarışına çevirdiniz, en zorlu parkurdu, süperdi, şu kadar km’ye tırmandık, bu kadar tırmandık, yani turlar böyle mi olmalı, kuralı bu mu, sefil olacağız” demeye başladım. “Pansiyonda kalacağım” diyorum kıyamet kopuyor. “Ne pansiyon mu?”. &#8216;Sanki sarayda kalacağım&#8217; dedim. &#8216;Alt tarafı pansiyon&#8217; dedim. Uyumak istiyorum. Tuvalete gitmek istiyorum. Duş. Bireysel duş yapmak istiyorum. Olmaz.  İlla çadırda yatacaksın. Sanki böyle hani kendini zorlayacaksın. Güzel. Bunun da yapısı bu olabilir. Ben bir alternatif sundum. Arkadaşıma dedim ki şöyle yapabilirsin: “Yürüyüş grupları gibi A ve B grupları yaparsın. Biz kadınlar da daha çok tura geliriz” dedim. O da şey olarak algıladı bir rahatsız oldu bu tavrımdan “Gelebilen gelsin kardeşim” dedi. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Aaa</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> dedim öyle mi, gelebilen gelsin. “Kızlar” dedim, “Biz de tur yapalım. Urla’ya 5 günde gidelim” dedim. İlk öyle başladı muhabbet. Arkadaşlarım “Güzel fikir” dediler. Hastalıklılar turu yapalım dedim. Hatta yaptık biz bu turu.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Gerçekten mi?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"><img decoding="async" class=" wp-image-18634 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/16387084_10154608925464678_6254871651188452045_n.jpg" alt="" width="377" height="251" />Evet, astımlılar ve kalp hastaları turu diye. Baya etkinlik açtık. 5 km hızla gitme falan. Yavaş tur aslında. Yaptık biz bunu. Bayağı da arkadaşımız geldi. Çok mutlu oldular. Oh be nihayet bize göre. Ben orada potansiyel fark ettim. İnsanlar bu formalı abilerden gerçekten çekiniyorlar. Özellikle kadınlar. Bunu hissettim ben. Çünkü ben kendim de korkuyorum. O tura gideceğim utanıyorum. Yine geride kalacağım. Çekiniyorum yani. Bacak kaslarım yetmeyecek. Yine mi süpürgeye bindin sen. Niye geldin bu tura diyenler de olacak. O yüzden arkadaşıma, bir geyiğe sardık biz 5-6 arkadaş. İşte hatta Urla’ya giderken alışveriş merkezlerine de uğrayalım, Alsancak’tan başlayalım, çok kıyafet alalım, onları da kamyonete yükleriz, süpürgemiz de o olur ha </span><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">ha</span><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">ha</span><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> gülmeye başladık biz. Sonra o sohbet sırasında ya dedim ben böyle şey gibi, Hollanda’daki kadınlar gibi giyinelim, süslenelim, Urla’ya öyle gidelim 5 günde dedim. Otellerde kala kala gidelim dedim. Tam tersine, o erkek egemen turun tam tersini hayal etmeye başladık dostlarımla. Ya benim gördüğüm resim, erkek egemen, çoğu zaman bunun doğal karşılandığı ve grup içerisindeki kadınların da doğal karşıladığı ve tepki göstermediği gruplar olarak görmeye başladım. Ama ben de onların içindeyim. Hala onların içindeyim. Ama artık kendi duruşumu sergiliyorum.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Sadece erkek değil de spor egemen aynı zamanda galiba?</span></span></strong><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"><img decoding="async" class=" wp-image-18657 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/birinci-yazi-2-yusufjpg_1.jpg" alt="" width="332" height="249" />Spor egemen bir de evet. Ulaşım aracı olarak kullanan arkadaşlar da o ritüeli uyguluyorlar. Onu fark ettim. Ve ben sonra Göztepe’den Alsancak’a &#8220;&#8216;Hayır&#8217; ya ben normal tişörtümü kotumu giyip öyle gideceğim&#8221; dedim. Lastikli </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">kot</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> tabii ki. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Anladım ben eldivenin ne işe yaradığını, kaskın ne işe yaradığını. Aldım amirlerimden terbiye. Ama bir yerde dedim ki yani bunu bütün dünya böyle yapmıyor. Ben Belçika’ya gittim, Hollanda’ya gittim. Avrupa’yı </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">gezmişliğim</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> var. Oradaki insanlardan bir farkım yok ki. Yavaş sürersem, bisiklet yolundan gidersem zaten eldivenli, tam tekmil naylon kumaşlı kıyafetti gerek yok diye düşündüm ve kendim altına tayt giyerek etek giydim, ondan sonra hafif topuklu ayakkabı ile bara gittim. Baya bara bisikletle gitmeye başladım zaman içerisinde ve insanlar da buna alışmaya başladılar aslında. Normal hayatın bir parçası. Ben bunu gördüm aslında küçüklüğümde. Benim babam Bigalı. Biga’da daha çok göçmen kökenliler vardır. Ve göçmenlerin olduğu mahallelerde bisiklet vardır bilmem fark ettiniz mi? Mesela İzmir’de </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Çamdibi’nde</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> vardır. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Çamdibi’nde</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> göçmen çoktur ve bisiklet kültürü de çoktur. Benim babam da Boşnak. Ben mesela Biga’da küçüklüğümde hatırlıyorum amcalar şalvarlarıyla, günlük kıyafetleriyle kahveye bisikletle gidiyorlardı. Yani şimdi Türkiye’de birçok yerde var bu. Hani şehirlerde biz bunu başka bir ritüele dönüştürmüşüz. Ben bunu sorgulamaya başladım aslında. Bir mesafe oluşmuş ve özellikle de kadınlar, yeni başlayan kadınlar. Ben de yeni başladım ya o dönem. Yeni başlayan kadınların bu ritüelden bazıları çok hoşlanıyor evet. O gruba dahil olmuş oluyorsunuz. Onu takınca sizden olarak görüyorlar sizi. Risk de bu aynı zamanda. Yani siz o ritüele uymadığınız zaman bu sefer hafif bir dışlanma da hissetmeye başladım. Herkes bir şey söylüyor. Öyle binilmez böyle binilir. Şöyle binilmez. Kurallara </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">tabi</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> ki uyarım. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Onu anlarım ama bırak istediğimi takayım, istediğimi giyeyim. İstediğim km’de bırak ben nefes alayım. Haydi, hızlı! Ne hızlısı ya. Hızlı olmak istesem arabaya binerim zaten. Motor alırım yani. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">İlk başta sorduğunuz soruya geri döneyim. O çerçeveyi çizersek, en son gittiğim turlardan birinde böyle büyük gruplar geliyor. Böyle aynı formaları giyip, böyle jandarma gibi rap </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">rap</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">rap</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">rap</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">. 15 km’yi kimse geçmeyecek! Bilmem ne grubu yürü! Haldır </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">haldır</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> yanımızdan geçiyorlar. Yokuşu tırmanıyorlar. Asla biri diğerinden kopmuyor. Mola yerlerinde kimse ile konuşmuyorlar. Kendi grupları içerisinde sohbet ediyorlar. Bir çadır kuruluyor, bayraklar dikiliyor. Tak tak tak tak. Hepsi bir arada. Bir gün şey dedim. Arkadaşım çok özür diliyorum ama siz niye geldiniz ki bu 100 kişilik tura. Siz grup halinde takılın dağlarda.</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> ‘Çekilin bilmem ne grubu geliyor! Çekilin!’ diye böyle bizi kenara atmaya çalışıyorlar. Ben de kuş sesleri dinliyorum. Yani onların tabiri ile salak salak etrafa bakarak bisikletin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Yavaş gidiyorum evet!</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Bayraklar, </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">semboller</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">, formalar…</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Bu grupların bu davranışları bisikleti nasıl etkiliyor, geliştiriyor mu güçlendiriyor mu, katılımları artırıyor mu bisiklet dünyasına?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Aslında Türkiye’nin yapısına bakarsak evet Türkiye’nin ruhuna uygun bir davranış şekli bu. Biz hep bir kurtarıcı bekleriz zaten. Bir grup bekleriz bir kurtarıcı bekleriz. Herkes de o kurtarıcıyı ya da güçlü lideri bulduğunda, o güçlü lider ne yaparsa onu yapmaya çalışırlar. O yüzden de evet yapımıza uygun bir davranış şekli. Ben aslında yapıdan biraz farklı davranıyorum ve acısını çekiyorum. Zorlanıyorum.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Bisiklet grupları pek demokratik değiller mi yani?</span></span></strong><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Belki. Bu da ilginç bir tespit ama biraz öyle hissediyorum. Yani mesela iki gün önce bir paylaşım gördüm. Bir arkadaşımın grubu, forması olmayan buraya gelemez ünlem </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">işareti</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">. Kanım dondu. Yani bisiklet özgürlüktür, bisiklet bireyselliktir nerede </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">kaldı!</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> Mesela benim kasım ona yetiyor ben o kadar gidiyorum. Ama gelmeyecek miyim şimdi ben yani?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Son zamanlarda sosyal medyadaki yorumlarda ve konuştuğum insanlarda gördüğüm, Süslü Kadınlar Bisiklet Turu sanki Türkiye’nin bisiklet dünyasının erkek tutumuna ya da tavrına bir tepki değil de </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">İslami kesimlere karşı laik bir tepki gibi yorumlanıyor. Ne dersin, turun böyle bir özelliği de var mı?</span></span></strong><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Aslında ben hiç öyle bir fotoğraf vermek istememiştim. Ama evet, böyle yorumlanıyor. Yani bu bazen gerçekten elinizde olmayan nedenlerle oluyor. Öncelikle şunu söyleyeyim. Süslü Kadınlar Bisiklet Turunun kuralları nedir sorusu beni en fazla oyalayan sorulardan biri oldu. Kural yok, kayıt yok, buyurun gelin dediğinizde insanlar bir duruyor. Şimdi bir alışkanlık var. Nasıl yani? Kayıt yok mu? Yok. &#8216;E&#8217; gelin işte. Bin bisikletine gel. Hani kural? Yok. Bu insanları çok şaşırtıyor bir. İkincisi en yakın dostlarım dahil bazı dostlarım, bu bombalı saldırı olaylarının ortasında yapıldığında, “Sema bak çok büyük tepki alacaksın, söyle kadınlara herkes siyah giyinsin” gibi önerilerde bulunuyor. Ama hani biz baştan söylemiştik bunu. Bireysellik, nasıl istiyorlarsa öyle gelsinler. İsteyen istediği gibi gelebilir demiştik. Şimdi bu buna karşı bir şey olmayacak mı? O zaman sapmış olacağız. Yok yok olmaz yapalım, öyle kuralsız olmaz. Söyle herkes bayrak taksın. Hani bir </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">yere</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> sapmayacaktık biz. İsteyen istediği gibi gelecekti.</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> Bayraklaştırmayacaktık hani bu turu! Yani çok mücadele verdiğim şey var. Bunlardan bir tanesi de şuydu. Lütfen hayat görüşüne bakılmaksızın nasıl yaşıyorsan öyle gel. Yeter ki sen kendini orada ifade et. Bisikletin üstünde herkes bireydir ve özgürdür. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Yani sen başörtülü de olsan gel, ne bileyim başka bir kıyafete sahip olsan da </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">kıyafetini</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> giy gel. Benim temel amacım</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">her zaman için erkek egemen dünyaya karşı ben nasıl istiyorsam öyle giyinip gelmek istiyorum ve </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">sokakta</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> olmak istiyorum</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> demekti</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">. Aslında benim anlatmaya çalıştığım bütün görüşteki </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">kadınların toplanıp, bir arada karşı durması gereken nokta da bu. Biz zaten bunu 5 yıldır yapıyoruz. Ben istediğim gibi istediğim saatte sokağa </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">çıkma</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> özgürlüğünde olmalıyım. Aslında </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">bunu</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> anlatmaya çalıştım</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">. O yüzden </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">mesela sokakta durdurup başı kapalı kadınlara lütfen turumuza gelir misiniz diyorum. Çünkü görüyorum belediyenin bisiklet kiralama hizmetinden yararlanıyorlar, mutlu mutlu bisikletlerine binip sahilde geziyorlar. Bu onların özgürlük alanı bence. Bence buna da vurgu yapmalıyız. Ve tabi ki bu çıkış İzmir’den olduğu için İzmir’de biraz zor oluyor bu tür şeyler. Bir yere mutlaka seni çekiyorlar. Oysa ki kıyafetime karışma eyleminde başı kapalı ve açık kadınlar birlikteydi. Çünkü onlar da ‘hey ben de böyle olacağım, sana ne, artık karışmayın bize’. Bu noktada evet. Bu bir duruş aynı zamanda. Benim derdim kılık kıyafet değil. Aslında benim derdim süslenmek de değil. Sadece dikkat çekme cümlesi kuruyorsanız eğer, dikkat çekme etkinliği derseniz, dikkat çekmek zorundasınız. O yüzden bu süslü kelimesi var. Yoksa herkes istediği gibi gelebilir.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Başka bir konuya geçmek istiyorum. Sen Süslü Kadınlar Bisiklet Turunun isim hakkını aldın, değil mi?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Söke söke aldım.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Şimdi bu hikâyeye gelelim. Bunun şöyle ilginç boyutu var. Bir etkinliğin sivil toplum hareketi olarak tarifi yapılırken, “bir grup yurttaşın bir amaç etrafında buluşması ve ortak bir irade oluşturmasından söz edilir. Sense tek başına Süslü Kadınlar Bisiklet Turu diye bir şey çıkarttın, çıkarttığın gibi bunun ismini de kişisel olarak tescil ettirdin. Amacın nedir, neden yaptın bunu?</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<div id="x_gmail_u8ght8stuqif"></div>
<p><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-18638 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/19145844_10155013580429678_2387842872756501650_n.jpg" alt="" width="373" height="533" />İlk başladığımda ve ilk hayallerimde isteyen gelsin hep beraber mutlu mutlu Heidi gibi dağlarda mutlu pozisyonundaydım. İlk yıl yaptıktan sonra fikirler değişmeye başladı. Ve beni buna zorlayan arkadaşlarımdır. Çok kazık yemiş arkadaşlarım. Çok ısrar ettiler. İsim hakkını almazsan başına geleceklerden sen sorumlu </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">olamayabilirsin</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> dediler bana. Neydi bunlar?</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> İlk başta ben çok rahattım. Facebook üzerinde etkinlik açtım. Hiç anlamıyorum. Etkinliği de yanlış açmışım zaten. Hiç beceremiyorum. Açtım kapattım bir daha açtım falan. Öğrenilecek çok şey varmış. Ne </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Twitter</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> biliyorum ne </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">Instagram’ım</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> var. Öylesine yani. Ve biz öylesine başladık. 2. yıl biz de yapalım mı soruları gelmeye başladı. Hatta Adana yapmış galiba ya da başka bir şehir yapmış kendi kendine. Ben çok mutlu oldum. Ah dedim, işte topluma yayılıyor. Bu çok güzel bir şey. Çok gurur duydum. Ve hiç öyle düşünmedim. Ay bana mı sordular, kime sordular diye düşünmemiştim. Öyle bir hissim yoktu. Böyle 3. yıl falan artmaya başladı. 1000 kişi gelmeye başladı tura. Ondan sonra arkadaşımın başlattığı bir turun isim hakları komple çalındı ve onun fikirlerinin dışında bambaşka bir </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">şeye</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> dönüştü tur. Ve o arkadaşım bana dedi ki: “Sema başıma bunlar </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">bunlar</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> geldi”. Bir de o turdan atmışlar arkadaşımı da. Kişisel kavgalar, egolar. “Sema” dedi “bu iş çok pis bir yere gidebilir, isim de ilk sen başlattın onun için senin başına bela olabilir, siyasileşebilir, ticarileşebilir, mesela büyük çok büyük bir firma bu ismi komple alır veya belediye onu bambaşka bir şeye dönüştürülür, zorunlu formalı, sen delirirsin, bilmem ne şapkası takılan bilmem ne bayrağı asılan bir tura dönüşür. Geliştirmeye çalıştığın felsefeyi yayamazsın. O zaman senin önüne engel olarak senin yaptığın tur çıkar. O zaman </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">çok</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">kahrolursun</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">” dediler. </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">S</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">on 2 yıl Süslü Kadınlar Bisiklet Turu adı altında güzellik yarışması yapıldığını, bir şehirde </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">bir</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> erkek gazetecinin ‘biz gazetemiz olarak en güzel kadını seçeceğiz bilmem ne vereceğiz’ demeye başladıklarını duydum. Bana da yazdı </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">hatta</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">o</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> gazete. Bunu</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">n</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> gibi garip garip başka yerlere gittiğini hissedince </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">ve arkadaşlarımın da tecrübelerini duyunca turun felsefesini korumak ve topluma yaymak adına patentini aldım.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Fikri koruma altına aldın aslında&#8230;</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Fikri koruma altına aldım. Çünkü bu güzellik yarışması çok cinsiyetçi ve benim karşı çıktığım bir şey. Ne </span><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">demek,</span><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> ne haddinize. Güzellik yarışması ne demek. Yani bana tamamen ters bir şey. İstedim ki tur bende olursa &#8216;hayır&#8217; kardeşim sen git başka isimle yap. Güzel Kadınlar Bisiklet Turu yap. Beni ilgilendirmiyor. O zaman beni bağlamıyor, o kadını bağlıyor. O yüzden ben buna turu toplumdan alıp kendime mal ettim diye değil, tam tersi benim fikrimden başladı ama bize dönüştü diye bakıyorum. Böylece diğer şehirlere de evet izin veriyormuş gibi oldum. Şöyle havalı koltukta oturabilirim, emrediyor gibi görünebilirim ama tam tersi.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Anladığım kadarıyla senden çıkmış bir fikrin, 50</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">şehre yayılması, oradaki kadınlarla büyümesi fikrin artık tek başına taşınmasını zorlaştırıyor. Peki </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-ContextualSpellingAndGrammarError x_gmail-SCXW1908357">buradan</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> nasıl çıkacaksın. Bir </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">yandan</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> senin için</span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> </span></span><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">bir yüke dönüşmüş ama öbür taraftan da çok önemli bir ateşi yakmışsın ve senin söndürebilme imkânın da ortadan kalkmış durumda.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Yok. Ben çekiliyorum sıkıldım yoruldum desem bile diğer 49 şehir beni boğar zaten.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><strong><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Bu liderlik haline muhtaç bırakmayacak formül ne olacak? Çünkü sen de </span><span class="x_gmail-SpellingError x_gmail-SCXW1908357">liderleşiyorsun</span><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357"> böyle olunca.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></strong></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357">
<p class="x_gmail-Paragraph x_gmail-SCXW1908357"><span class="x_gmail-TextRun x_gmail-SCXW1908357" lang="TR-TR"><span class="x_gmail-NormalTextRun x_gmail-SCXW1908357">Tabii ki. Hani tamam yayıyorum, ediyorum ama beni şey de rahatsız etmeye başladı. Sema Hanım bunu nasıl yapalım telefon edip. Nasıl edelim? Anlattık ya hani işte. Felsefemiz belli. Yapın kendinize göre. Yapın bir şeyler dediğimde, tamam sağ olun. Ben orada kendimden rahatsız olmaya başladım. Sanki ben otoriteyim ve izin veriyorum havası da doğmaya başladı. Ben açıkçası bu noktada ikilemdeyim. Ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Bunun uzmanları var. Hani size sormam lazım gibi. Sosyologlara sormam lazım, psikologlara sormam lazım. Vakıf yöneticilerine sormam lazım. Yani benim akıl almam lazım artık. Şimdi benim bunu bir tabana, benim kafa yapımda olan kadınlara ulaşmam lazım.</span></span><span class="x_gmail-EOP x_gmail-SCXW1908357"> </span></p>
</div>
<div class="x_gmail-OutlineElement x_gmail-Ltr x_gmail-SCXW1908357"></div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/23/erkeklikten-rekabetten-arindiran-etkinlik-suslu-kadinlar-bisiklet-turu/">Erkeklikten ve Rekabetten Arındıran Etkinlik: Süslü Kadınlar Bisiklet Turu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bisiklet Devrimi Türkiye Yolunda: Bekle Bizi İstanbul</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/27/bisiklet-devrimi-turkiye-yolunda-bekle-bizi-istanbul/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/27/bisiklet-devrimi-turkiye-yolunda-bekle-bizi-istanbul/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jun 2017 12:14:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Bisiklet Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Velo-city 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birinci bisiklet devrimi bitti, ikincisi ise henüz başladı ve dünyaya yayılmak üzere. Eğer Türkiye bisiklet dünyası bu rüzgarı kaçırmaz ve vakitlice arkasına alırsa, on yılda sadece İstanbul&#8217;da bir milyonu aşkın kişinin işine, okuluna, alışverişine bisikletle gidip gelmesi işten bile değil. İkinci dalga bisiklet devriminin işaretleri Velo-city 2017 Konferansı’na da damgasını vurdu. Velo-city dünyanın en geniş katılımlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/27/bisiklet-devrimi-turkiye-yolunda-bekle-bizi-istanbul/">Bisiklet Devrimi Türkiye Yolunda: Bekle Bizi İstanbul</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birinci bisiklet devrimi bitti, ikincisi ise henüz başladı ve dünyaya yayılmak üzere. Eğer Türkiye bisiklet dünyası bu rüzgarı kaçırmaz ve vakitlice arkasına alırsa, on yılda sadece İstanbul&#8217;da bir milyonu aşkın kişinin işine, okuluna, alışverişine bisikletle gidip gelmesi işten bile değil.</strong></p>
<p>İkinci dalga bisiklet devriminin işaretleri Velo-city 2017 Konferansı’na da damgasını vurdu. Velo-city dünyanın en geniş katılımlı bisiklet zirvelerinden biri. 13-16 Haziran arasında, Hollanda’nın Nijmegen şehrinde düzenlenen konferansta 100&#8217;den fazla oturum, 200&#8217;ü aşkın konuşmacı yer aldı. Katılımcılar bisikletin ulaşım, şehirle uyum, şehrin paylaşımı, dezavantajlıların katılımı, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet, teknolojiyle entegrasyon, altyapı, karar vericilerin rolleri ve tutumları gibi pek çok boyutunu tartışma ve birbirlerinin tecrübelerini dinleme fırsatını buldu.</p>
<p><span id="more-16194"></span></p>
<p>Hollanda tecrübesine birinci dalga bisiklet devrimi dememin sebebi, ilkini takip eden ama ondan bazı temel özellikleri ile farklılaşan ikinci bir dalganın ortaya çıkmakta oluşu. 70&#8217;lerin ilk yarısında başlayan birinci dalga, motorlu araçların kamusal alanı kuşatmasına yönelik bir tepki olarak ortaya çıkmıştı. Kamusal alanın daralmasına trafik kazalarında artan ölümler (özellikle çocuk ölümleri) eşlik edince bisikletliler şehir trafiğinde daha fazla görünür olmaya ve yollardan pay talep etmeye başladılar. Özellikle Amsterdam&#8217;da bisikletli hayatı savunan sivil toplum kuruluşları çoğaldı ve giderek güçlendiler. Petrol krizi de pek çok sürücünün daha ekonomik bir ulaşım yöntemi olan bisiklete yönelmesine yol açmıştı. Sonuçta sadece bir grup aktivistin girişimi olmaktan ziyade, yurttaşların ekonomik sebeplerle geçiş yaptıkları rasyonel bir zemin oluşmuştu. Aktivistlerle yurttaşlar arasında kurulan bu bağ Amsterdam&#8217;ın bisikletli hayatın öncü şehri olmasını da sağlamış oldu. Velo-city 2017 konferansının &#8220;Amsterdam&#8217;da bisikletli olmak&#8221; temalı saha gezisinde konuştuğum Hollandalı bir katılımcı bu geçmişi şöyle yorumladı: <em>&#8220;Bisikletliler haklarını politikacılardan dilenerek kazanmadılar, </em><em>ö</em><em>nce kendilerine ait olan yolu motorlu ara</em><em>ç</em><em>lardan geri aldılar, sonra ne kadarından </em><em>ç</em><em>ekileceklerini m</em><em>ü</em><em>zakere etmek </em><em>ü</em><em>zere politikacılarla bir araya geldiler.&#8221;</em></p>
<p>Birinci dalga devrimin kamu yönetiminden yol talep etmenin yanında bir başka özelliği ise yurttaşlardan bisiklet sahibi olmasını ve gündelik hayatını bisikletle geçirmesini talep eden boyutu. Yani bir yandan yol müzakeresi yaparken diğer yandan topluma sokağa bisikletle çıkma çağrısı yapması. Nitekim yurttaşlar sokakta bisikletleri ile trafik oluşturunca yerel yönetimler de yolları buna göre düzenlemek zorunda kalmışlar. Malum, yönetimler/bürokrasi yapmak zorunda kalmadığı bir düzenlemeyi yapmıyor. Onu buna mecbur etmek, başka yol bırakmamak gerekiyor. Sadece kamu/yerel yönetimle yapılan ve toplumsal rıza oluşturamamış çözümler ise Bağdat caddesi bisiklet yolunun kaderini yaşamaya mahkûm oluyor. Bağdat caddesinde Belediye tarafından yapılan bisiklet yolu bir gün sonra yoğun esnaf ve yurttaş talebi sonucu kaldırılmıştı. Yerel yönetim kararıyla yapılıp, yurttaş talebi ile sökülen başka bir bisiklet yolu var mıdır acaba?</p>
<p>Sonuçta birinci dalga bisiklet devrimi şehrin motorlu araç kuşatmasına, bunların yol açtığı ölümlü kazalara, yayaları, engellileri, bisikletlileri ayrımcılığa maruz bırakan kamusal alanın adaletsiz paylaşımına tepki olarak ortaya çıkmış; toplumsal rızayı alarak ve yollarda yaygın bisiklet trafiği oluşturarak, kamu yönetimini düzenleme yapmaya mecbur etmiş, Hollanda, Danimarka, Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa&#8217;ya yayılmış başarılı bir dönemdi. Bu dönemin en başarılı olduğu şehirlerin ortak özelliği ise düz ve küçük şehirler olması.</p>
<figure id="attachment_16216" aria-describedby="caption-attachment-16216" style="width: 257px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16216" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/light-rail-bike-platform.jpg" alt="" width="257" height="193" /><figcaption id="caption-attachment-16216" class="wp-caption-text">Almanya&#8217;nın Stuttgart kentinde bisikletlilerin ulaşımını kolaylaştırmak için tramvaya monte edilmiş bisiklet römorku.</figcaption></figure>
<p>İkinci dalga devrim ise bu birikime dayanarak yeni şehirlere açılmaya hazırlanıyor. Yokuşları bol ve büyük şehirlere. Bisiklet üzerine yapılan pek çok araştırma insanların yokuşlu ve büyük şehirlerde bisikletle trafiğe çıkmaya çekindiğini gösteriyor. Yokuş çıkamayacağını düşünmek, çıksa bile işine, toplantısına giderken terlemekten çekinmek, motorlu araçların baskısından korkmak vb. gibi sebepler bisikletli hayata geçişin önündeki engeller. İkinci büyük engel ise büyük şehirlerin mesafeleri. Küçük şehirlerde ev-iş-okul arasındaki mesafeler en fazla 8-10 kilometre iken bu büyük şehirlerde 30-40 km&#8217;ye kadar çıkabiliyor. Bu yüzden bisiklet dünyası yeni çözümler geliştiriyor. Toplu taşıma entegrasyon, özellikle metro, tren ve vapurlarda bisiklet taşımanın kolaylaştırılması, bisiklet paylaşım sistemlerinin yaygınlaştırılması ve akıllı teknolojilerin paylaşım sistemlerine entegre edilmesi gibi yollar buluyor.</p>
<p>İkinci dalga bisiklet devriminin en önemli ayağını ise e-bisikletler oluşturuyor. Bir bataryası ve küçük bir motoru olan elektrikli bisikletlerle yokuş mazereti ortadan kalkıyor. Depoladığı enerji ile 80-100 km yol yapabilen bu bisikletleri pedal çevirmeden kullanamıyorsunuz. Elektrikli ama motosiklet gibi değil. Bisikletin hareketinin devamı için pedal çevirmek zorundasınız ancak motor size destek veriyor. Böylece yokuşları düz yolda bisiklet sürer gibi pedal çevirerek çıkabiliyorsunuz.</p>
<p>Bisikletin toplu taşımla entegrasyonu, istasyonlu-istasyonsuz bisiklet paylaşım sistemleri, elektrikli bisikletler ekonomiye, sağlığa, şehrin adil paylaşımına getirdiği katkılar ile; bisiklet devrimini Avrupa&#8217;nın küçük, düz ve refah düzeyi yüksek şehirlerinden dünyanın büyük, kalabalık, yokuşlu ve görece yoksul şehirlerine taşıyacak gibi görünüyor.</p>
<p>Velo-city 2017 konferansının fuar stantlarındaki bisikletler ve bisiklet dünyasının yeni çözümleri bize sesleniyor: &#8220;Bekle bizi İstanbul&#8221;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/27/bisiklet-devrimi-turkiye-yolunda-bekle-bizi-istanbul/">Bisiklet Devrimi Türkiye Yolunda: Bekle Bizi İstanbul</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/27/bisiklet-devrimi-turkiye-yolunda-bekle-bizi-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Burada İlkokul Öğrencilerinin Yüzde 70’i Okula Bisikletle Gidiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/26/burada-ilkokul-ogrencilerinin-yuzde-70i-okula-bisikletle-gidiyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/26/burada-ilkokul-ogrencilerinin-yuzde-70i-okula-bisikletle-gidiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 09:05:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ENVERÇEVKO Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Eurovelo]]></category>
		<category><![CDATA[Feridun Ekmekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Velo-city 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın en geniş katılımlı bisiklet buluşması Velo-city 2017 Konferansı&#8217;na Türkiye’den katılan isimlerden biri Feridun Ekmekçi. Feridun Ekmekçi akademisyenliğinin yanı sıra, bisiklet ve hareketli yaşam konularında yerel ve uluslararası düzeylerde önemli roller üstleniyor. Enerji verimliliği, bisiklet turizmi ve çevre konularında çalışmalar yapan ENVERÇEVKO Derneği’nin kurucularından ve başkanı. Aynı zamanda Avrupa şehirlerini birbirine bağlamak üzere çalışan Eurovelo&#8217;nun [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/26/burada-ilkokul-ogrencilerinin-yuzde-70i-okula-bisikletle-gidiyor/">“Burada İlkokul Öğrencilerinin Yüzde 70’i Okula Bisikletle Gidiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en geniş katılımlı bisiklet buluşması Velo-city 2017 Konferansı&#8217;na Türkiye’den katılan isimlerden biri Feridun Ekmekçi. Feridun Ekmekçi akademisyenliğinin yanı sıra, bisiklet ve hareketli yaşam konularında yerel ve uluslararası düzeylerde önemli roller üstleniyor. Enerji verimliliği, bisiklet turizmi ve çevre konularında çalışmalar yapan ENVERÇEVKO Derneği’nin kurucularından ve başkanı. Aynı zamanda Avrupa şehirlerini birbirine bağlamak üzere çalışan Eurovelo&#8217;nun da Ulusal Koordinatörlüğü görevini yürütüyor. Feridun Bey ile bisiklet zirvesindeki tartışmaları, kendi çalışma alanları açısından konuştuk.<br />
<span id="more-16186"></span></p>
<p><strong>Yaklaşık 2000 kişinin katıldığın bir bisiklet zirvesinin sonundayız. Türkiye’nin bisiklet dünyasıyla Avrupa’nın ya da dünyanın geri kalanının arasında bazı farklar ortaya çıkmış gibi. Siz konferansta ne gibi yeni konulara, tartışmalara tanıklık ettiniz? </strong></p>
<figure id="attachment_16187" aria-describedby="caption-attachment-16187" style="width: 145px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16187" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/bypad_participant01.jpg" alt="" width="145" height="196" /><figcaption id="caption-attachment-16187" class="wp-caption-text">Feridun Ekmekçi</figcaption></figure>
<p>Muğla’dan geliyoruz. Beş kişilik bir ekiple beraber buradayız. Velo-city konferanslarına dördüncü kez katılıyorum. Hem bilgilerimizi tazelemek hem de yeni oturumlardan bir şeyler öğrenmek üzere katılım sağladık. Şöyle bir fark görüyoruz, Avrupa Bisikletçiler Federasyonu himayesinde yapılan bu organizasyonda biz bunu global hale çevirmek için bir şeyler yapmak zorundayız. Bunu bir dünya birliği çalışmasına dönüştürmeliyiz. Daha çok insanı bisikletli ulaşıma çekmek ya da turizm modellerini pasif ulaşımdan aktif ulaşıma çekebilmek için çalışmalar yapmak zorundayız.</p>
<p>Daha önceki konferanslarda e-bike (elektrikli bisikletler) çalışmaları bu kadar yoğun değildi ama şu anda epey bir kurum, kuruluş, özel şirket bununla ilgili çalışmalar yapıyor. Bizim dönemimizdeki kişiler artık yaşları itibariyle e-bike’ı tercih edebiliyorlar. Bununla ilgili çalışmalar da yoğun. Herkes harıl harıl yerel, ulusal, bölgesel kapsamda çalışmalarla farkındalık yaratmaya çalışıyor. Hollanda örneğinde gördüğümüz şu ki; Hollanda bu işe rastgele bulaşmamış, belli bedeller ödeyerek ulaşmış.</p>
<p><strong>Ne tür bedeller ödemiş sizin gördüğünüz kadarıyla Hollanda?</strong></p>
<p>40’lı – 50’li yıllarda araçların çarpması sonucu artan çocuk ölümleri bir halk ayaklanmasına dönüşmüş. Ulaşım hakkı bir hak mücadelesine, demokratik ulaşım hakkı mücadelesine dönüşmüş. Karar vericiler bölge ve ulusal planlarında bisiklet politikalarına inanmışlar ve ulusal bisiklet politikası haline dönüşmüş. 50 &#8211; 60’lardaki petrol kriziyle de ulaşım yapılarını bisiklet odaklı olarak yenilemişler.</p>
<p><strong>Bunda sivil toplumun rolü nasıl olmuş?</strong></p>
<p>Yerel sivil toplum örgütleri 40 – 50 yılları döneminde ciddi mücadeleler vermişler. Demokratik ulaşım hakkını almak için her türlü gösteri, yürüyüş, bisiklet kullanımı, aktivist grupların desteklenmesi, proje çalışmalarını ortaya koymuşlar. Bu da başarıyı getirmiş sonuçta.</p>
<p><strong>Türkiye’de de trafik kazaları onlarca yıldır çok can alır malum. Aynı zamanda 70’li yıllarda petrol krizlerini biz de yaşadı. Yani Türkiye de aynı dönemlerde benzer sorunlar yaşayan bir ülkeydi, öyle değil mi? Ama Hollanda meselesini böyle çözerken biz aynı şekilde çözmemişiz. </strong></p>
<p>Herhangi bir çözüm üretmemişiz çünkü gündemimizde farklı konular var. Ülke gündemi çok yoğun bizde. Yoğun olunca ister istemez bisiklet kısmı alt sıralarda yerleşmiş. Çünkü bina yapılaşması çok fazla. Hollanda’da şehir plancılığı ciddi anlamda kolaylaştırıyor, bir ev veya yol dizaynı yaparken sonrasında bisiklet ulaşımı yapabileceğiniz bir şeyler var. Alt yapıyı kurarken ona göre kuruyorsunuz ama bizde çok sıkışık bir yapı var. İnsanlar belirli bölgelerde yoğunlaşmış.</p>
<p><strong>İlgilendiğiniz alanlardan biri bisikletli turizm. O konuda yapılan oturumlarda nelerle karşılaştınız?</strong></p>
<p>Katıldığım iki ya da üç tane sunumda özellikle söyledikleri bisiklet turizmi için bir proje gerekiyor. İki, güçlü iş birlikleri kapsamında vurguladıkları, altını çizdikleri konular var. ECF (Avrupa Bisiklet Federasyonu) başkanının, genel sekreterinin altını çizdiği güçlü iş birliklerine ihtiyacımız var. Bunu şöyle yorumluyoruz; STK, yerel yönetim, hükümet, kamu yönetimi ve ilgili kuruluşlarla artırılabilir. Bizim ülkemiz için özel sektörün desteği, özellikle ilgili kurumlardan özel sektörün desteği bu işte önemli. Bu kişilerin iş birlikleriyle bu işi çözeriz. Ülkemizde çok güzel bisikletli turizm rotaları var. Bunları değerlendirebilecek, insanların fikrini değiştirebilecek potansiyelimiz var.</p>
<p><strong>İzlediğim oturumlarda gördüğüm; Avrupa’da da dünyada da öne çıkan iki konu var. Birincisi akıllı teknolojinin ya da akıllı araçların gelişmesinin bisiklet dünyasına da çok yansıdığı,  ikincisi de e-bisiklet sistemlerinin çok yaygınlaştığı. Bu ikisi entegre olmuşlar. Öte yandan bu bisikletler paylaşımlı bisiklet ağına da girmiş ve  bütün Avrupa şehirlerinde giderek yaygınlaşıyor. Bu sizce Türkiye şehirleri için de iyi bir model olabilir mi?</strong></p>
<p>Olabilir diye düşünüyorum. Şu anda 2030 bisiklet kullanımı stratejilerinde, ECF’nin Avrupa Komisyonu Ulaşım başkanına verdikleri dosyada bisiklet kayıplarını, bisiklet çalıntılarını azaltmak istiyoruz diye bir bölüm var. Şimdi, hem insanlar paylaşım sistemlerindeki bisikletlere yönelsin hem de artık paylaşım sistemlerinde bir merkeze bırakmak zorunda kalmasın istiyorlar. İnsanlar bisikletini herhangi bir yere bıraksın, bunu biz GPS ile izleyelim. Sonraki vatandaş da telefonuna gelen mesajla bunu açabilsin. O yüzden, arka kısımlarında elektronik bir akıllı sistem var uyduyla takip edilen. Herkesin bisikletini uydudan takip ediyor firmalar. Siz gelen kodla beraber numaranızı yazıyorsunuz, bisikleti açıyorsunuz. Herhangi bir yerde bunu bırakmanıza gerek yok. Herhangi bir istasyona bırakmanıza gerek kalmadan biraz daha özgürleşiyorsunuz, biraz daha GPS ile takip ettiğinde kayıplar da azalıyor. İki tane önemli maddeden not aldım, buydu. Paylaşım sisteminde çalınmaları ve zaman kayıplarını azaltmayla ilgili bir çalışma dikkat çekiyor. Beş- altı maddeden birisi bu.</p>
<p><strong>Buradaki tartışma konuları paylaşım sistemleri, akıllı teknolojilerin bisikletlere entegrasyonu, e-bike gibi. Buraların tartışma konuları bunlar. Türkiye’de bisiklet dünyasının tartışma konuları neler acaba sizce?</strong></p>
<p>Bence birinci öncelik yereldeki bisiklet politikaları. Yereldeki bisiklet kampanyalarından sonra bisikletin kolay binilebilir bir ulaşım aracı olduğunu, demokratik bir ulaşım aracı olarak aktivistlerin, sivil toplumun ilgili kurumlarla iş birliğinde bunu öne çıkarmasında fayda var. Belki akademisyen olduğum içindir, biz insanlara bununla ilgili basit eğitimleri verelim ki, biz projelerimizde bunları kullanıyoruz,  ondan sonra insanlar ne yapacaklarını görsünler. Kadın giysisiyle, kravatla, ceketle insanlar işe giderken bisiklet kullansınlar. Zor olan yerlerde de belediye kişilere bisiklet kullanabilecekleri alanları yaratsın. Yol, bisiklet alıp verme, bisiklet transfer etme gibi yerlerde bunlara destek olsun. Zor olan yerlerde, insanların güçlük çektiği yerlerde. Burada bu araştırmalar yapılmalı. Buradaki iş birlikleri, yereldeki iş birlikleri önemli. Bunlar ulusal politikaya, tabandan gelip yukarıya bir şeyleri değiştirecek bir güç olarak sergilenmeli. Bu da bisiklet politikalarından geçiyor diye düşünüyorum. Eylem planımızda var aslında. Yani kağıt üstünde kaldı hep. Hep gündemden geri düştü. Şimdi tırmanıyor.</p>
<p><strong>Son olarak şunu sormak istiyorum, bu bisiklet zirvesi Türkiye’ye ne mesaj veriyor? Bütün bu katıldığınız oturumlar, saha gezileri, burada tanıştığınız insanlar, hepsini düşünerek soruyorum. Bu zirve bize ne diyor?</strong></p>
<p>Benim için en önemli faydalarından birisi çevreye duyarlı bir ulaşım aracı, insan sağlığına faydalı bir ulaşım aracı. ECF başkanına o yüzden ben teşekkür ettim el sıkışırken. Verdiği mesaj hoşuma gitti. Biz insanlar bisikletin yararlarından faydalansın diye beraber çalışmak zorundayız. Birbirimizi sevelim sevmeyelim ayrı ama bisiklet yararlı bir şey. Bunun tartışması yok artık. Ben şöyle binerim, böyle binerim, şurada risklidir falan filan bunlardan ziyade bisikletin faydalarından herkes kendine düşen payı alsın. Bisikletli ulaşım, bisikletli turizm. İnsanlar artık işe giderken o düzene alışsınlar. Burada bir okulu ziyaret ettik. Çok ilginç. Dünkü saha çalışmasında bir tanesine katıldım ben. Yüzde 70’i bisikletle geliyor ilköğretim okulu. Yani 7 ile 12 yaş arasındaki çocuklar, resimlerini çektim, küçük küçük bisikletlerle yığılı. Ne kadarı geliyor diye sordum ben, önemli bir şey. Birisi &#8220;yüzde 70’i geliyor, yağmurlu havalarda bu  rakam yüzde 50’ye düşüyor&#8221; . Güzel bir rakam.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/26/burada-ilkokul-ogrencilerinin-yuzde-70i-okula-bisikletle-gidiyor/">“Burada İlkokul Öğrencilerinin Yüzde 70’i Okula Bisikletle Gidiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/26/burada-ilkokul-ogrencilerinin-yuzde-70i-okula-bisikletle-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bisiklet Dağıtmak ve Kalitesiz yollar Yapmakla Bisikletli Hayata Geçilemiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/24/bisiklet-dagitmak-ve-kalitesiz-yollar-yapmakla-bisikletli-hayata-gecilemiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jun 2017 13:27:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bisikletli Kadın İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Bisikletli Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[pınar pinzuti]]></category>
		<category><![CDATA[seçil öznur yakan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın en geniş katılımlı bisiklet buluşması Velo-city 2017, bu yıl Türkiye’den iki kadın bisiklet aktivistini ağırladı. Pınar Pinzuti ve Seçil Öznur Yakan. Türkiye’de bisikletli kadın olmak konusunda konuşma yapan Pınar ve Seçil ile konferans gözlemlerini konuştuk. Velo-city 2017, 13-16 Haziran arasında, Hollanda’nın Nijmegen şehrinde yapıldı. Konferansta 100&#8217;den fazla oturum, 200&#8217;ü aşkın konuşmacı yer aldı. Yaklaşık 40 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/24/bisiklet-dagitmak-ve-kalitesiz-yollar-yapmakla-bisikletli-hayata-gecilemiyor/">“Bisiklet Dağıtmak ve Kalitesiz yollar Yapmakla Bisikletli Hayata Geçilemiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyanın en geniş katılımlı bisiklet buluşması Velo-city 2017, bu yıl Türkiye’den iki kadın bisiklet aktivistini ağırladı. Pınar Pinzuti ve Seçil Öznur Yakan. Türkiye’de bisikletli kadın olmak konusunda konuşma yapan Pınar ve Seçil ile konferans gözlemlerini konuştuk.</strong></p>
<p><span id="more-16047"></span></p>
<p>Velo-city 2017, 13-16 Haziran arasında, Hollanda’nın Nijmegen şehrinde yapıldı. Konferansta 100&#8217;den fazla oturum, 200&#8217;ü aşkın konuşmacı yer aldı. Yaklaşık 40 ülkeden ve tüm kıtalardan gelen konuşmacı ve izleyiciler bisikletin ulaşım, şehrin paylaşımı, dezavantajlıların katılımı, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet, teknolojiyle entegrasyon, altyapı, karar vericilerin rolleri ve tutumları gibi pek çok boyutunu tartışma ve birbirlerinin tecrübelerini dinleme fırsatını buldu. Konferans, konusuna da uygun olarak sadece kapalı salon tartışmalarından ibaret olmadı. Hollanda&#8217;nın Amsterdam, Nijmegen, Arnhem, Groesbeek şehirlerine yapılan saha ziyaretleri ile oldukça zengin bir içerik sundu.</p>
<p>Bisiklet dünyası için Hollanda, devrimini tamamlamış ülke olarak görülüyor. &#8220;Hollanda tecrübesi&#8221; olarak adlandırılan bu durumu, yani işe, okula, alışverişe bisikletle gidip gelmeyi nasıl yüzde50&#8217;nin üzerine çıkardıklarını anlamak için derin gözlemler ve analizler yapılıyor. Katılımcılar, konferansın saha gezilerinde hem bu durumu gözlemlediler hem de bisikletin trenler ve metrolar başta olmak üzere toplu taşımaya nasıl başarıyla entegre olduğunu görme fırsatı buldular. Konferans katılımcıları arasında Türkiye’den bisiklet odaklı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, İstanbul belediyesinin temsilcileri ve bisiklet aktivistleri vardı. Türkiye&#8217;den katılan Seçil Öznur Yakan ve Pınar Pinzuti &#8220;Bisiklet ve Toplumsal Cinsiyet&#8221; konulu bir oturumda Türkiye&#8217;de bisikletli kadın olma tecrübelerini anlattıkları birer konuşma yaptılar.</p>
<p>Pınar Pinzuti, yazdığı &#8216;Bisikletizm&#8217; blogu binlerce kişi tarafından takip edilen, ayda 30 bin üzerinde okunan yazılar yazan, uzun süre İzmir’de yaşadıktan sonra şimdi hayatını İtalya&#8217;nın Milano kentinde sürdüren bir bisiklet aktivisti ve kanaat önderi. Seçil Öznur Yakan ise Bisikletli Kadın İnisiyatifi’nin kurucularından. Uzun süredir hem bir bisiklet aktivisti olarak konuya katkıda bulunuyor hem de mühendis olarak çalıştığı özel sektörden vazgeçerek bisiklet sektörüne yatırım yapan bir girişimci olarak hayatını sürdürüyor.</p>
<p>Her ikisi de uzun süredir Velo-city konferanslarını izleyen bisiklet aktivistleri. Bu yıl ise yalnızca katılımcı olarak değil konuşmacı olarak da konferansın bir parçası oldular. Konuşmacı oldukları oturumda bisikletli kadınların, ayrımcılıkla mücadelede, kamusal alana eşit yurttaşlar olarak katılmada, kadının güçlenmesinde nasıl bir rol oynadıklarını, bisiklet dünyasının erkek suretini nasıl değiştirdiklerini anlattılar. Konferans tecrübelerini ve Türkiye’de bisikletli kadın olmaya dair yaptıkları konuşmaları kaleme alacakları yazılardan okuyacağız. Biz Pınar ve Seçil ile konferansın neleri tartıştığını ve Türkiye’ye ne mesajlar verdiğini konuştuk.</p>
<p><strong>“Avrupalılar &#8216;bisiklet var mı yok mu&#8217; konusunu geçmiş, bisikletli hayatımızı nasıl daha iyi hala getiririz, onu konuşuyor”</strong></p>
<p><strong>-Ben size konuşmacı olduğunuz oturumun dışındaki gözlemlerinizi sormak istiyorum.  Konferansta hangi tartışmalar öne çıktı ve bunlar önceki konferanslardan hangi açılardan farklılaştı? </strong></p>
<p><strong>Seçil Öznur Yakan</strong>: İki başlık belki. Avrupalılar (Hollanda, Danimarka başta olmak üzere) başka şeyler konuşuyorlar. Bisiklet var mı yok mu konusunu geçip, bisikletli hayatımızı nasıl daha iyi hala getiririz diyorlar. &#8216;E-uygulamalar&#8217;, güneş ışığı ile çalışan yollar, bisiklet otoyolları, park yerleri, turistlerin şehre adaptasyonu gibi.</p>
<figure id="attachment_16170" aria-describedby="caption-attachment-16170" style="width: 303px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16170 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/secil-oznur.jpg" alt="" width="303" height="170" /><figcaption id="caption-attachment-16170" class="wp-caption-text">Kaynak: cevap.tv</figcaption></figure>
<p>Bizim henüz içinde olamadığımız diğer grup ise bisikletin çözüm olacağını görüp bu konuda çalışmaya başlamışlar. Bisiklet yolunu paylaşım sistemleri ile aynı anda yaparak, yolların kullanılır olmasını sağlıyorlar. Biz ise üçüncü gruptayız: şu kadar kilometre yol yaptık diyen grup ama bununla beraber ne bisiklet hakları konusunda halkı eğitmek var  ne de yolun kalitesine/kullanılabilirliğine dikkat etmek.</p>
<p>Diğer başlık ise, bisikletin aslına dönmek&#8230; Şehri daha insan yapmak. Bütün bu altyapı, teknoloji dışında, bisikleti ülkenin kültürü haline getirmek. Bir oturumda şöyle dendi: &#8220;Bisiklet sürmek, Hollandalılar&#8217;ın DNA&#8217;sında yok. Hollanda kültürünün DNA&#8217;sının bir parçası.&#8221; İçten içe hepimiz Hollandalı değil ama bu bisiklet cennetini yaratan bakış açısının bir parçası olmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Pınar Pinzuti:</strong> Velo-city, global bisiklet zirvesi olarak kabul ediliyor olsa bile aslında hareketli ulaşım şekillerine yoğunlaşan bir konferans. Bisikletin bir araçtan çok bir erişim şekli olarak görülmesi benim en çok beğendiğim yanlarından birisi. Bisiklet, sadece bir bisiklet değildir söyleminin altı sık sık çizilir. Çünkü bisiklet dendiğinde aslında onu kullanan insandan bahsedilir. Dolayısıyla tüm konuların çıkış noktası insandır.</p>
<p>2013 yılında Velo-city konferansında Münih, Zürih ve Viyana Belediye Başkanları şehirlerindeki bisiklet yolu toplam kilometresi ve bisiklet kullanım oranı ile birbirleri ile yarışırken, bu yıl Velo-city konferansında kamusal alanın demokratik ve eşit paylaşımı konuşuldu.  Bilgisayar başında harita üzerinde yaşam ve ulaşım alanı tasarlamak yerine gözlem ve ölçün teknikleri kullanarak yapılan tasarımların kullanıcı odaklı olduğu, bir çözümün kalıcı olarak kullanılmaya başlamadan önce mutlaka kullanıcı deneyiminin değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Global liderlerin vizyonlarının lokal çözümlerle hayata geçirilmesi ise gezegenin geleceği için yadsınamaz bir zorunluluk.</p>
<p><strong>“Bisikletin değil &#8220;bisiklet kullanıcısının&#8221; ihtiyaçlarını karşılayacak tasarım, yatırım ve iletişim&#8221;</strong></p>
<p><strong>-Bu konferansta ak</strong><strong>ı</strong><strong>ll</strong><strong>ı</strong><strong> teknolojiler, e-bisikletler, paylaşım sistemleri kendini fazlasıyla g</strong><strong>ö</strong><strong>stermiş durumda. Ne dersiniz, bisiklet dünyasında yeni bir dönem mi açılıyor?</strong></p>
<p><strong>Pınar Pinzuti</strong>: Velo-city, aktif ulaşım şekli olan, yaya ve bisiklete odaklı bir konferans. Her geçen gün kalabalıklaşan metropoller, iklim değişikliği ve kısıtlı doğal kaynaklar şehirleri daha akıllı yönetmeyi gerektiriyor. Teknolojik gelişmeler bize inovatif çözümler sunuyor. Kaynakların verimli kullanımı için farklı alternatifler geliştiriliyor.</p>
<figure id="attachment_16171" aria-describedby="caption-attachment-16171" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16171 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/pinarpinzuti-e1498310579182.jpg" alt="" width="900" height="620" /><figcaption id="caption-attachment-16171" class="wp-caption-text">Kaynak: bisikletizm</figcaption></figure>
<p>Bisikletin değil &#8220;bisiklet kullanıcısının&#8221; ihtiyaçlarını karşılayacak tasarım, yatırım ve iletişimin toplumda davranış değişikliğini beraberinde getireceğini anladık. Şehirlerin hedeflerinin çocukların ve yaşlıların hareket özgürlüğünün olduğu yaşam olarak tasarlanması olduğunu anladık.</p>
<p>&#8216;E-bike&#8217;, kargo bisiklet, katlanır bisikletler farklı ihtiyaçları karşılayacak araçlar olarak sık sık gündeme geldi. Ülkemizde son bir yılda dağıtılan yüz binlerce bedava bisikletin verimli bir hareketlilik çözümü ve teşviki olmadığını konferans sırasında yeniden anladım. Bisiklet paylaşım sistemlerinin akıllı telefon uygulaması ile birleştiğinde hayatı kolaylaştıran bir ulaşım çözümü olduğunu Velo-city Konferansı süresince deneyimledik. Dilediğimiz noktadan aldığımız bisikleti işimiz bittiğinde istasyonlara bağımlı olmadan dilediğimiz yerde bıraktık. Serbest dolaşıma sunulan bisikletler ihtiyacı karşıladı ve bir şeyi kullanmak için ona sahip olmak zorunda olmadığımızı gösterdi.</p>
<p><strong>Seçil Öznur Yakan:</strong> Dünya değişiyor, insanların ihtiyaçları da. Buna bağlı olarak yönetim tarzları da değişmeli. Belediye sadece çöp toplamakla yetinemez artık, çöpü geri dönüştürmeli de. Şehir, artık insanların toplandığı yerler değil. Bir şehir içinde binlercesi var. Belki de her insan kendi içinde bir şehir. Hepsinin ihtiyacı nasıl karşılanacak? İki teker yetmiyor. İki teker yanına bir çocuk koltuğu, römork, kargo aparatı, elektrik, engelli bisikleti vs. gerekiyor. Bisikletlilerin soruları da değişiyor: <em>Hangi bisikletimle güne başlasam, yolum, park yerim, beni yönlendirecek uygulamalar neler vs.</em></p>
<p><strong>“Otomobil odaklı tasarlanmış şehirler insan dostu olamaz, otomobil kullanıcısının sosyalleşme anı ise otopark değnekçisi ile selamlaştığı andan öteye gidemez”</strong></p>
<p><strong>-Kimler buluştu konferansta, hangi profilden ve sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rden katılımcılar vardı?</strong></p>
<p><strong>Pınar Pinzuti</strong>: Velo-city konferansında ulaşım üzerine çalışan herkes için bilgi ve deneyim vardı. Belediye başkanları arasında yapılan oturumlar, politikacılar ile düzenlenen tartışmalar, STK&#8217;ların kampanyaları, özel sektörün sunduğu çözümler faydalıydı. Benim en çok beğendiğim oturumlar ise bir politikacının veya belediye başkanının <em>&#8220;bizim pozisyonumuzdaki insanları şu yolları kullanarak bisikletli ulaşıma para ayırmaya ikna edebilirsiniz&#8221;</em> diyerek yol göstermeleriydi. 40 ülkeden gelen sivil toplum gönüllüleri toplum için yaptıkları farkındalık çalışmalarını ve yerel yönetime kendilerini nasıl fark ettirdiklerini aktardılar. Deneyim paylaşımı çok değerliydi.</p>
<p>Şehirler insanların birleştiği yerler sokaklar ise buluşma noktalarıydı. Türkiye&#8217;de şehirlerimiz insanların birbirlerinden uzaklaştıkları yerler haline geliyor. Yüksek apartmanlar, şehrin ortasından geçen üç şeritli yollar, yoldaki bariyerler, kaldırımsız sokaklar, adım başı park etmiş otomobiller insanların bir araya gelmesinin önündeki engeller. Görmediğiniz insanlar bir süre sonra yabancılara dönüşür. Otomobil odaklı tasarlanmış şehirler insan dostu olamaz, otomobil kullanıcısının sosyalleşme anı ise otopark değnekçisi ile selamlaştığı andan öteye gidemez.</p>
<p><strong>“</strong><strong>Türkiye direnmeyi bırakmalı. Bisiklet dağıtmak ve de kalitesiz yollar yapmakla olmuyor, planların içine girmeli ve okullarda öğretilmeye başlanmalı.” </strong></p>
<p><strong>-Peki, Velo-city konferans</strong><strong>ı</strong><strong> T</strong><strong>ü</strong><strong>rkiye&#8217;ye ne mesajlar verdi sizce?</strong></p>
<p><strong>Seçil Öznur Yakan</strong>: Konferans, Türkiye&#8217;ye de dünyaya da şu mesajı verdi bence: “Bisikletli yaşam, çevre ve sağlık yanında ekonomidir de” Bundan kaçış yok. Türkiye de direnmeyi bırakmalı artık. Bisiklet dağıtmak ve de kalitesiz yollar yapmakla olmuyor bu. Planların içine girmeli ve okullarda öğretilmeye başlanmalı.</p>
<p><strong>Pınar Pinzuti</strong>: Bisiklet, şehirlerimizin en önemli sorunlarının çözümü. Sadece bir ulaşım şekli değil, aynı zamanda sağlıklı olmanın ve kaynak tasarrufunun da bir yolu. Ülkemizde bir an önce insan odaklı şehir ve ulaşım planlanmalı. Bisiklete binen herkes bisiklet üstünde kendisini özgür hissettiğini söyler. Ancak ne yazık ki ülkemizde herkes bisiklete binme özgürlüğüne sahip değil.</p>
<p>Velo-city 2018 yılında Rio&#8217;da yapılacak. Güney Amerika ülkeleri deneyimlerini paylaşacaklar. Umarım Türkiye&#8217;den politikacılarımızı, yerel yönetim temsilcilerimizi orada görebiliriz.</p>
<p>Ana görsel: Terminal2</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/24/bisiklet-dagitmak-ve-kalitesiz-yollar-yapmakla-bisikletli-hayata-gecilemiyor/">“Bisiklet Dağıtmak ve Kalitesiz yollar Yapmakla Bisikletli Hayata Geçilemiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sivil toplum devlet odaklı düşünüyor, kendini güçsüz ve çaresiz görüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/omer-faruk-gergerlioglu-sivil-toplum-devlet-odakli-dusunuyor-kendini-gucsuz-caresiz-goruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:51:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14115</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Referandum sonrası Türkiye” tartışmalarına yeni bir röportajla devam ediyoruz. Önde gelen insan hakları savunucularından (ve mağdurlarından), MAZLUMDER eski başkanı ve Hak ve Adalet Platformu kurucularından Ömer Faruk Gergerlioğlu ile referandumun gerekçeleri, sonuçları, sivil toplum-siyaset ilişkilerine etkileri ve Hak ve Adalet Platformunun geleceği üzerine konuştuk. &#8220;Evetçiler de hayırcılar da hep Erdoğan’ı konuştu.&#8221;  -AK Parti, Türkiye’nin karar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/omer-faruk-gergerlioglu-sivil-toplum-devlet-odakli-dusunuyor-kendini-gucsuz-caresiz-goruyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sivil toplum devlet odaklı düşünüyor, kendini güçsüz ve çaresiz görüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>&#8220;Referandum sonrası Türkiye” tartışmalarına yeni bir röportajla devam ediyoruz. Önde gelen insan hakları savunucularından (ve mağdurlarından), MAZLUMDER eski başkanı ve Hak ve Adalet Platformu kurucularından Ömer Faruk Gergerlioğlu ile referandumun gerekçeleri, sonuçları, sivil toplum-siyaset ilişkilerine etkileri ve Hak ve Adalet Platformunun geleceği üzerine konuştuk.</h3>
<h4>&#8220;Evetçiler de hayırcılar da hep Erdoğan’ı konuştu.&#8221;</h4>
<p><strong> </strong><strong>-AK Parti, Türkiye’nin karar mekanizmasında bir değişiklik yapmaya gitti ve çok büyük bir destek bulduğu söylenemese de yüzde 50’yi geçerek karar alma mekanizmasını değiştirmiş oldu. AK Parti aslında neyi, neden değiştirmek istedi ve neyi değiştirebildi? </strong></p>
<p>AK Parti, uzun yıllardır sağ kesimin şikâyet ettiği ‘devleti toplum yönetmiyor, vesayetçi güçler, bürokratlar, asker yönetiyor’ düşüncesine sahip olarak böyle bir değişiklik yapmak istediğini söyledi. İlk yıllarında Avrupa Birliği uyum yasaları vb. yasaları çıkararak demokratikleşme yolunda önemli adımlar attı. Bu tabii hem dindar muhafazakarları hem liberalleri biraz umutlandırdı. 2010 referandumunda, farklı kesimlerden de destek alarak yüzde 58’i almış oldu. Daha sonrasında bence Erdoğan’ın yapısından kaynaklanan problemler çıktı. 2011 sonlarından itibaren demokratikleşme adımlarından bir uzaklaşma zaten başlamıştı aslında. O zamana kadar Alevilerin, Kürtlerin, farklı toplumsal kesimlerin, azınlıkların sorunlarını sahiplenen, açılımlar yapmaya çalışan Erdoğan, o dönemlerden itibaren geriye gitmeye başladı ve kendisine yakın yaşam tarzı olan kesimlerin sözcülüğünü adeta üstlendi ve kendisine bu desteğin yeterli olacağını düşünmeye başladı. Türkiye’nin yüzde 70’i sağ seçmendir, yüzde 30’u sol seçmendir. Yüzde 70’e güvenerek bir şeyler yapacağını düşündüğü zaman bir siyasetçi kolaylıkla başkasını dışlamaya başlar. Çözüm süreci bence aslında bir ara dönemdi. Kendisi bile yapılacak iş konusunda iddialı değildi. “Baldıran zehri içilecek bir işe girişiyorum, yarın öbür gün çark edersem beni mazur görün” demeye getiriyordu. Sonuçta çözüm süreci de bitti tabii ki. Uzlaşma masasında kendisiyle birlikte masaya oturan kişileri düşman ilan ederek, onları bir buldozer gibi ezip geçmeyi tercih etti. Sanırım cemaat de bu rahatsızlık ortamında bir darbe yapabileceğini ve başarılı olabileceğini düşündü. Böyle bir ortamda darbe ateşin üzerine benzin dökmek gibi oldu. Erdoğan daha güçlü olması gerektiğine daha yakından inandı. Darbe de bunu hızlandıran, toplum nezdinde de haklılaştıran bir faktör oldu. Bu kadar antidemokratik maddelerle dolu bir teklifin kabul edilmesi Türkiye demokrasisi açısından hayal kırıklığı oluşturan bir durum bence aslında. Bu kadar defolu bir teklifi bir toplum nasıl kabul eder? Kendisine bu muameleyi nasıl reva görür? Muhafazakâr camianın destekleme nedeni şu: Biz yıllarca vesayet güçleri, sivil ve askeri bürokrasinin altında ezildik, şu anda güvendiğimiz bir lider bizi korumaya alacak düşüncesi vardı. Eski günler, eski başörtüsü yasakları, din ve vicdan özgürlüğü yasakları günlerini hatırlayıp teklifin maddeleri ile ilgili konuşmak istemiyorlardı. Tabii burada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ileride olmayabilir, bu sefer muhafazakâr kesim büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilir. Evetçiler de hayırcılar da hep Erdoğan’ı konuştu. Hayırcılara da baktım ben hep, adam değişiklik tekliflerini konuşsa bile onun da bilinç altında hep Erdoğan var. Bu iş olursa Erdoğan başımıza kral olacak. Evetçiler değişiklik teklifleri hakkında öyle böyle konuşurken onların da kafasının arkasında “Erdoğan’ı oyluyoruz, reisi yalnız bırakmayalım” anlayışı vardı. Erdoğan atmak istediği cesur adımlar, almak istediği kararlar için istedi. Yarın öbür gün kendisi karşısında itiraz edecek, engelleyecek güçler olmasın diye istedi ve böyle bir ortamı yakaladı. Bu tabii yarın öbür gün, oy verenlerin yavaş yavaş pişman olacağı tür bir karar.</p>
<p><strong>-Ne tür kararlar alacağını düşünüyorsunuz? Yani bu güç, ona, ne tür kararların imkanını getirdi sizce?</strong></p>
<p>İç politikada belki kendisini korumaya yönelik, özel bazı kurumlar oluşturabilir. Gücünü arttırmaya yönelik kurumlar oluşturabilir. Dış politikada Avrupa Birliği ile ilgili önemli kararlar alabilir. Uzun süredir zaten Avrupa Birliği müracaatından çekilmeyi düşünüyordu. İdam getirebilir. İdam konusunda da şu andaki referandumdan daha fazla destek alabilir. Çünkü Türkiye’de ulusalcı anlayış biraz daha idama yatkın. Şu anda “hayır” diyenlerin bir kısmı da idama “evet” diyebilir. Bunlarla gücünü arttırabileceğini düşünebilir. Dış politikada, Suriye ve Irak üzerine bence düşünceleri var. Kürt meselesini, güneyde bir Kürt oluşumunu tehlike, kırmızı çizgi olarak ve ‘ben, onu engellemeliyim’ diye düşünüyor. Bu yüzden Suriye ve Irak’ta müdahil olucu şeyler yapabilir, diye düşünüyorum.</p>
<h4>&#8220;Avrupa Birliği demokratikleşme standartları getiriyor. Erdoğan ise gücü dağıtmayı istemiyor.&#8221;</h4>
<p><strong>-2002’de AK Parti iktidara ilk geldiğinde aslında başka bir vizyonu vardı. 2007’de Avrupa Birliği ile yeni bir döneme girdiğimizde de yine bugünkü ile ilgisi olmayan bir vizyon vardı. 2010 referandumu anayasa değişikliğine gittiğimizde içerik olarak bugünküne çok daha uzak bir paket vardı. Bugün de bu var. Yani bu yüzyıllık dediğiniz vizyon son birkaç yılda çizilmiş bir vizyon herhalde. 2011’in sonundan itibaren başlayan süreç, ona yeni bir yüzyıl vizyonu mu verdi diyorsunuz?</strong></p>
<p>Erdoğan’ın bu referandumu yapma meselesi bence şu ana kadar çok konuşulmayan bir hadiseden yani bundan sonra yapmayı düşündüğü çok riskli işler için bu kararı aldı. Biz bunu referandum döneminde çok konuşmadık. Bu yetkiyi niye bu kadar ısrarla istiyor? Üstelik bir de risk alarak istiyor. Bu referandumu kazanamayabilirdi. Risk aldı. Prestijini sarsabilirdi, bir miktar da sarstı aslında. Erdoğan her şeye hükmetmeye çalışan, kendi iradesi dışında hiçbir şey olmasın isteyen bir lider. Avrupa Birliği ile ilişkilerde de böyle, istenenleri yerine getirmemesinin nedeni buydu. Çünkü Avrupa Birliği demokratikleşme standartları getiriyor. Tek bir kişinin her şeye hakim olmasını doğru bulmuyor. Erdoğan ise gücü dağıtmayı istemiyor. Zaten uzun vadede Avrupa Birliği ile anlaşması mümkün değildi. Bunun adının Avrupa Birliği olması önemli değil. Başka bir kurum olur, demokratikleşme adımı olur. Gücünü daha çok hakim kılarak yönetmeyi seven bir lider. Yönetiminin böyle olmasını istiyor. Sonuçta gelinen noktada, büyük arzuları var iç ve dış politikada. Ve az çok o ortamı buldu, çok yüksek bir oy almasa da.</p>
<p><strong>-Ancak bir seçim daha kazanması gerekiyor. Bu yetkiyi o seçimi de kazandıktan sonra almış olacak. Varsayalım ki kazandı, peki bu büyük kararların -Suriye, Irak, Kürtler ile güneyde kırmızı çizgi, idam meselesi ve başka büyük kararların- siyasi şartları oluştu mu sizce? 2010 referandumuna giderken çeşitli toplumsal kesimlerin desteğini alarak gitti ve yüzde 58 oldu. Şimdi de MHP’nin desteğini alarak gitti ve yüzde 51 oldu. Yani aslında her büyük kararda bir siyasi ittifaka ihtiyaç duyuyor. Bundan sonra duymayacağını mı düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bence “2019’da başkanlığı ele geçirdikten sonra bu tür ittifaklara çok ihtiyaç hissetmem” diye düşünüyor. “MHP olmasa da ben bu tür milliyetçi, muhafazakâr söylemlerle, tabanıyla bağ kurarım ve yine büyük bir çoğunluğa hitap ederim” diye düşünüyor. Hakikaten öyle, şu anda MHP belki parçalanacak. Hakikaten MHP’ye de ihtiyaç hissetmeyecek. Büyük gövdeye güveniyor. Kürt meselesini düşünürken de zaten öyle düşünmüştü: “Niye gücümü sarsayım, yüzyıldır çözülemeyen meseleyi çözecek ben mi kaldım. Bana ayak bağı teşkil edecek bir şey olmasın”. O yüzden bence siyasi açıdan zayıflamasını çok umursamıyor. Benim gördüğüm AK Parti inişte. Eskisi gibi inişli çıkışlı da değil. Azalıyor ve azalacak. Bu bence kaçınılmaz bir durum. HDP’yi zaten ezip geçtiğini düşünüyor. Kürt meselesine ilişkin yaptıklarına, seçim sonuçlarıyla da düşününce çok fazla itiraz görmediğini düşünüyor.</p>
<p><strong>-Siz de o kanaatte misiniz? Kürt seçmenin oyları konusunda?</strong></p>
<p>Evet. O çok dev bir konu, herkesin tartıştığı. Bence oy oranlarına baktığınız zaman, öyle çok şey değil, Kürtler oy verdi yani. Yüzde 10 -15 civarı artan bir oy var. HDP’den azalan oylar var. Bunu sadece seçim hilelerine, referandum öncesi ve sonrası hilelere, devlet baskısına, seçimlerdeki sahtekarlıklara bağlamak doğru değil.</p>
<h4>&#8220;Kürtler çoğunlukla &#8216;hayır&#8217; vermiş ise ‘buna şükredelim’ demek yerine AK Parti’ye güveninde neden bir artış oldu, bunu konuşmak daha önemli.&#8221;</h4>
<p><strong>-Herkesin kendi rızasıyla ve özgür iradesiyle verdiği oylar olduğunu düşünerek soruyorum, bu yükselişin anlamı nedir?</strong></p>
<p>Evet, işte bence bu önemli. Kürtlerin belli ki AK Parti’ye devam eden ve artan bir güvenleri var, bu açık. Bunu görmezden gelmek bence yanlıştır. Bu kadar baskıya rağmen Kürtler çoğunlukla &#8216;hayır&#8217; vermiş ise ‘buna şükredelim’ demek yerine Kürtlerin AK Parti’ye güveninde neden bir artış oldu, bunu konuşmak daha önemli. Sorunları halının altına süpürücü bir tavra ben girmek istemem. Artan bir destek var, Batı’da da var, Doğu’da da var. Biz sahada da dolaşırken Kürt illerinde de muhafazakar Kürtlerin Erdoğan’ı desteklediğini duyuyorduk, oraya gittiğimizde de görüyorduk. HDP çözüm süreciyle beraber güçleniyordu. Çözüm sürecinin bitişiyle beraber ayak altında kaldı resmen. Hepimiz biliriz, kavgada iki kişi kavga ederken üçüncü kişi ayırmaya çalışırsa dayak yer, yumruğu o yer. HDP’nin durumu bu oldu.</p>
<p>Hem devlet için hem PKK için süreci bitirmenin anlamı buydu. Arada sivil olarak durmaya çalışan HDP de bizim gibi tarafsız durmaya çalışan meseleye duyarlı aydınlar, sivil toplum kuruluşları da zarara uğradı, hepsi ayak altında kaldı. Çünkü mukadder kaderleri buydu açıkçası. Çünkü, yumruklar atılıyor artık, “Durun kardeşim bir saniye” diyen yumruğu yiyordu, böyle bir ortamdı. Tabii bundan dolayı HDP büyük puan kaybetti. Bu noktada, HDP şöyle yapsa böyle yapsa, yapacak bir seçeneği yoktu ki. ‘Ey PKK sen dur’ diyecek bir gücü yok. Devlete de başka bir şey diyecek bir gücü yok. Böyle bir durumdaydı ve mukadderdi yani durumda. Sonuçta da liderlerinin ezilip götürülmesi, içeriye atılması ve önemli bir tepki görmemesi bunlar maalesef doğal sonuçlardı. Bu ortamlardan sonra Kürtler, şunu görmeye başladı: Bu kavga gürültüyle de bu Kürt Meselesi çözülmeyecek. Kim çözecek bunu? CHP mi çözecek? Kemal Kılıçdaroğlu, CHP zihniyeti yıllardır çözmeyen bir yerde. MHP mi çözecek? O zaten bu meseleleri çıkaran bir zihniyet. HDP zaten devreden çıktı, ayakaltında kaldı gitti. Geriye kalan Erdoğan. Erdoğan da ne kadar savaşçı bir dil kullansa da birtakım mesajlar veriyor ve din üzerinden veriyor bu mesajları. Kürt toplumu da az çok dindardır. Kötünün iyisi olarak bence kendilerine yine en yakın Erdoğan’ı gördüler. Bence seçimden gördüğümüz o, objektif olarak çıkarılabilecek bir netice olarak. Ve ona yönelik bir teveccüh göstermiş oldular.</p>
<p><strong>-Bu referandumda “evet” oylarını yükselten Kürt seçmeni, Kürt meselesi ile ilişkili taleplerden vazgeçtiği için mi bunu yapıyor yoksa bu taleplerinin Erdoğan tarafından karşılanacağına inandığı için mi?</strong></p>
<p>Bence ikincisi. AK Parti’nin MHP ile ittifakları, gösterilen bozkurt işaretlerini belli ki çok önemsemedi bir kısım Kürt seçmeni. Şehirler yıkılmış, bunları daha çok PKK’nın şımarıklığı gibi gördüler. Olmayacak duaya âmin diyen. Evet, bu doğal bir sonuçtur. Orada, burada hendek, çukur kazarsa devlet de gelir, ezer geçer, diye düşündüler. Bundan dolayı bence Erdoğan’a yönelik “evetçi” oldu. Ve halen bir miktar bence umutlular. Erdoğan yine meseleyi çözmeye en yakın adamdır. Bu hep şöyle düşünülüyor: Bak işte Kürtler Erdoğan’ı seçti. Hayır, o değil yani kötünün iyisi diye görüyor.</p>
<p><strong>-Önümüzdeki süreçte savaş konseptli politikanın da devam edeceği ve AK Parti oylarının da artacağı öngörüsünde mi bulunuyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet şöyle; HDP’nin şu anda gerçekten güçsüzleştirilmesi var. Günde 25- 30 kişinin tutuklandığı bir ortam var, bütün yerel yöneticileri devreden çıkarılmış, sesini çıkaramayan, sandık müşahidi olmaya bile cesaret gösteremeyen HDP’liler olduğunu biliyorum. Fakat ilerde, Erdoğan’ın atabileceği bazı adımlar, hafifte olsa Kürt illerinde yükselmeler yapabilir bence. Çünkü HDP bir zirve yakaladı ve oradan aşağı inmeye başladı. 1 Kasım’dan daha yüksek bir “hayır” çıkacağını düşünüyordum ama demek ki vatandaş böyle düşünüyormuş. Bu düşünce tabanda kuvvet bulmaya başlamış. Ve bu hal devam ederse hafif miktarda artış sağlayabilir AK Parti.</p>
<h4>&#8220;Çok aydınlık bir gelecek görünmüyor sivil toplum için ama karamsar olmaya da gerek yok&#8221;</h4>
<p><strong>-Şimdi ben, referandum sonuçlarının başka bir boyutunu tartışmak istiyorum sizinle. Başkanlık ve cumhurbaşkanlığı genel seçimleri birlikte yapılacak ve artık parlamentodan bir hükümet çıkmayacak. Cumhurbaşkanı tarafından bir hükümet atanacak ve seçilmemişlerden oluşan, siyasi karakter taşımayan bir hükümeti olacak Türkiye’nin. Sivil toplum, her şeye rağmen milletvekillerini etkilemenin yolunu arardı, onunla görüşürdü, derdini ona anlatırdı, onun kürsüden ifade etmesini sağlardı. Hükümet, sivil toplumun sesini şu veya bu şekilde, milletvekillerinden, siyasi partilerden parlamentoda duyardı. Şimdi artık bunun imkanları çok kalmamış görünüyor. Hükümeti etkilemenin yeni kanalları neler olacak sizce?</strong></p>
<p>Tabii daha da zorlaştıracak gibi görünüyor. Çok aydınlık bir gelecek görülmüyor sivil toplum için. Hükümetin çevresinde hâllenen sivil toplum kuruluşları daha iyi bir hale gelecek. Hükümete muhalif olanlar da daha rahat ezilebilecek. Ve derdini şikayetini bildirmek isteyenler de artık bir itiraz, şikâyet yoluyla değil de birtakım eklemlenmelerle, sempati araçlarıyla sesini duyurabilecek, görüntü öyle. Yine de tamamen güçsüzleşeceğini de zannetmiyorum. Mutlaka partisinin sivil toplumdan desteğinin çekilmesine karşı bakanların da yine de biraz ihtiyatlı olabileceğini düşünüyorum. Tamamen krallık gibi, sivil toplumun sözünün hiç dinlenmeyeceği şekilde de olmayacağını, sivil toplumun da yine elinde bazı kozların olabileceğini düşünüyorum. O kadar da karamsar olmaya gerek yok. Bizim o kozları kuvvetlendirebilmemiz önemli bence. Onları nasıl daha etkin, aktif bir şekilde uygularız bunları konuşmamız önemli. Bunu yapabilirsek olabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>-O nasıl olabilir yani sivil toplum bugünkünden daha etkili bir hale nasıl gelebilir sizce?</strong></p>
<p>Tabii şimdi ben sivil toplumun durumunu çok iyi bulmuyorum. Sivil toplum da kendine çok mazeretler buluyor kendine Türkiye’de. “Güçsüzüz, devlet çok güçlü, hiçbir şey yapamayız, biz neyiz ki” demeyi çok seviyoruz. Hatta biz bunu sahada da gördük. Ben bunu “hayır” yönünde çalışan biri olarak itiraf etmek zorundayım. Çalışmalarımıza insanları çağırdığımız zaman en kuvvetli “hayır” destekçileri bile sahada bulunmamak için bir sürü mazeret bulabiliyorlardı. Sivil toplum, devlet karşısında çok güçsüz, devlet karşısında bir şeyimiz yok diyoruz hep. Bence burada büyük hatalarımız var. Türkiye’deki son 10-15 yıla genel bir bakacak olursak sivil toplum biraz ilerledi, dernekler, vakıflar, şunlar bunlarla kendini biraz göstermeye başladı ama iktidar ve iktidarın gücü karşısında hemen geri adım attı ve iki seçenekten birini seçti: Ya gidip iktidara eklemlendi ya da umudunu kırdı, kendi köşesine çekildi, kabuğuna çekildi.</p>
<h4>&#8220;Sivil toplum kendi organizasyonlarını oluşturarak çeşitli baskı metotları oluşturabilir&#8221;</h4>
<p><strong>-Bir kapanma mı yaşıyor?</strong></p>
<p>Bir kapanma yaşadı. Bence burada büyük hatalar var. İnsanlarımız hâlâ devletin güçlü oluşu teziyle hareket ediyor, devlet eksenli bir anlayışla hareket ediyor. Toplum eksenli bir anlayışla hareket etme bizde yok. Çok otoriter bir yönetim sistemi olsa da bence, yine de genel bir olumsuz tablo olsa da sivil toplumun yine de yapabileceği çok şey vardır. Kendi organizasyonlarını oluşturarak çeşitli baskı metotları oluşturabilir. Bunlar hepten kapalı şeyler değildir. Bence bunları unutmamak zorundayız. O konuda hani sivil oluşumlar, STK’lar hepsi denenmeli ve bence birebir -insanlar birey ve grup olarak- neler yapabileceğini sürekli, ne kadar zorlarsa o kadar iyi bir duruma gelinebilir diye düşünüyorum.</p>
<h4>&#8220;Muhafazakar camia bizim sesimize hasret&#8221;</h4>
<p><strong>-Bir de son bölümde Hak ve Adalet Platformunu konuşmak isterim. Platform çok kısa bir sürede ortaya çıktı, siyasi ortam açısından da çok önemli bir momentte rol aldı. Merakım şu, platform AK Parti tabanında ya da elitleri arasında “biz, ne oldu da bu politikaya geldik” duygusuna hiç etki etti mi, sizce? Böyle bir tartışma yeni birtakım imkanları ortaya çıkarabilir mi?</strong></p>
<p>Tabii, ortaya çıktığımız dönemde aşırı bir kutuplaşma vardı. Toplum yeni bir kutuplaşma alanı bulmuştu kendisine, “evetçiler” ve “hayırcılar”. Biz, uzun süredir, İslami camianın sesi olarak iktidara yönelik eleştiriler yapıyorduk. Ben, sürekli köşemde yapıyordum. Diğer, Hak ve Adalet Platformu’nun üyeleri kendi köşelerinde, mecralarında bu yoğun eleştirileri, İslamcılık konusunda, AK Parti konusunda yapıyordu ama bunun yeterli olmadığını ve gelinen aşamada bir grup olarak buna karşı çıkmak gerektiğini düşündük. Aslında biz ilk olarak 28 Şubat’ın 20’nci yıl dönümünde, bir basın açıklamasıyla bunu yaptık. Ardından önümüzde önemli bir karar verme günü vardı, 16 Nisan için referandumda “hayır” denmesi gerektiğini ve burada da bize çok iş düştüğünü düşündük. Çünkü yürütülen kampanya, teklif maddelerinin zayıflığından ötürü, kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı, din söylemi üzerinden yürütülen söylemdi. Bunun için biz bir platform olarak ortaya çıktık ve önemli bir ses getirdiğimizi düşünüyoruz. AK Parti içinde de iyi takip edildiğimizi düşünüyoruz. O dönem niye bizi görmek, gündeme getirmek istemediler çünkü o dönem iyice kemikleşmiş, kutuplaşmış iki taraf vardı: Evet ve hayır. Oturup da bunları tartışmak istemiyordu insanlar bence. Bizi, hain vb. gibi yaftalarla ötekileştirmeye çalıştılar. Efendim, Avrupa’nın, FETÖ’nün, PKK’nın “hayır” dediği bir teklife “hayır” diyen dindarlar. ‘Şer cephesine bunlar da katıldı’ demeye çalıştılar ama kendi içlerinde önemli bir tartışma yaşadıklarını ve belli etmediklerini biz hissediyorduk. O yüzden önemli bir alternatif olduğumuzu ve olacağımızı da biliyorduk. Olacağız da inşallah. Biz, çok daha erken yola çıksaydık, çok daha etkili bir ses olarak ortaya çıksaydık bence, referandumun kaderi konusunda, belirleyici bir rol üstlenebilirdik. “Hayır”a çevrilmesi konusunda gayretlerimiz yetebilirdi. Bir miktar etki gösterdi ama “hayır”a çevirmeyi başaramadı. Bu, yeni olmamız, gereken maddi desteği bulamamamız ve benzeri birçok nedenden kaynaklanabilir. Çünkü bütün dindarlar şu anda, iktidar eksenli düşünmeye çalışıyor, güç, çıkar orada. Biz, sesimizin önemli bir alıcısı olduğunu düşünüyoruz. O yüzden de tartışma yaşandı. Biz, Hak ve Adalet Platformu olarak çıktığımız zaman iyi bir teveccühe mazhar olduk. Çeşitli illerden, farklı kesimlerden, mağdur olan insanlardan bize bir güvenin oluştuğunu, dindar, mağdur insanların bize yöneldiğini ve AK Partililerin orada tedirgin olduğunu gördük. Çünkü mahalleden bir ses yükselmişti ve yanlış yaptıkları hatırlatılıyordu, meşru bir ses yükselmişti. Her birimizi tek tek şeytanlaştırmaya çalıştılar, bunu da başaramadılar. Çünkü söylemlerimiz kabul gördü ve etkili olmaya başladı. Ben, referandum öncesinde de AK Parti içinde önemli bir çürüme ve yozlaşmanın olduğunu sürekli söylüyordum, bunun işaretlerini görüyordum ve kazansalar bile, “evet” çıksa bile içlerindeki çürüme ve yozlaşma ile çöküşün ancak süresi uzar. “Hayır” çıkarsa bu biraz daha hızlanır, diye düşünüyordum. “Hayır” çıkar yönünde bir düşüncem vardı ama düşündüğümüz değişim biraz daha yavaş seyredecek demek ki. “Evet” çıktı ama o düşündüğümüz, iddia ettiğimiz tartışmalar ortaya çıktı. Yazarlar arasında, “Kim Erdoğancı, Pelikancılar mı reisçiler mi” tartışmaları başladı.Yani muhafazakar camianın bizim sesimize daha çok hasret olduğunu biz daha iyi anladık. Bizim yoğun çalışma yaptığımız yerlerde, o sırada ben sosyal medyada da yazmıştım, Fatih’te umulanın üstünde “hayır” çıkacak, Üsküdar’da “hayır” kazanacak, yazıyordum. Herkes bana tepki gösteriyordu. “Olur mu öyle şey, var mı bizim öyle çevreler, sen atıyorsun, tutuyorsun”, yahu benim sokakta gördüğüm bu. Dindar, muhafazakar insanlar da şikayetçi artık ve bizim, bir karşılığımızın olduğunu görmek sevindiriyordu. Karşında dev bir güç var. Devlet gücü var. “Evetçilerin” de önemli bir şekilde gergin olduğunu görüyordum, çok gerginlerdi. Sanki böyle bir şeye sahip olursun, kaybetme korkusu olur ya. Eyvah kaybedeceğim gibi bir duygu olur ya, çok gerginlerdi. Biz sahada onu görüyorduk. Ne gerek var, tansiyonu düşür. Biz, zaten tansiyonu düşürmek istiyorduk. Bundan sonrası için de toplumda tansiyonun da düşmesi lazım.</p>
<p><strong>-“Evet” tarafında cephe olarak bakarsak BBP, MHP, AK Parti’yi görüyoruz. Bir tutarlılık oluşturmuş görünüyorlar, birlikte siyaset yapabilirler, bir hükümet de çıkarabilirler, koalisyon da yapabilirler gibi görünüyor. “Hayır” tarafına baktığımızda, MHP’den oy vermeyen bir grubu görüyoruz, HDP ve CHP’yi blok olarak görüyoruz. Buradan bir ortak irade çıkma ihtimali zayıf sanki. Bu fotoğrafa bkınca Hak ve Adalet Platformu kendine önümüzdeki dönemde nasıl bir misyon görüyor? </strong></p>
<p>Ben sahada şunu görüyorum Mehmet Ali Bey, mesela, Fethullah Gülen Cemaati’nden içeri girmiş insanlar, eskiden devlete toz kondurmazlardı ama şu anda devletin yaptığı haksızlıklarla mağdur ve malul bir durumdalar. Çok kötü bir durumdalar. Sol camia muhafazakarlara çok mesafeli bakıyor, Gülen Cemaati’ne ve diğerlerine. Türkiye’de ezilenin hep sol olduğunu, sağcıların hep işin kaymağını yediklerini, eziyet çekmediklerini, numara yaptıklarını, asıl eziyeti solun çektiğini söylerlerdi. Onlar da karşı tarafın mağduriyetini hissetmek istemezdi. Bazen musibetlerden hayır çıkabilir. İnsanlar şunu düşünmeye başlayabiliyor: “Kardeşim, ben devletime çok güveniyordum ama bu devlet de çok güçlü olunca adamı mahvediyormuş”, “Biz ağır deneyimler yaşadık. En çok güvendiğimiz insanlar bize en çok güvendiğimiz değerler ile haksızlık yaptılar.”, o zaman kimlikçilik içinde değil hak ve adalet kriterleri içerisinde hareket etmek lazım. Yani hakkı ve adaleti söyleyenler yarın mahcup olmazlar, düşüncesi bence biraz daha kuvvetlenmiştir. Şu anda, ne kadar bir kutuplaşma körüklense de yaşanılan tecrübeler zamanla bence bunu bize gösterecek. Ben, o yüzden, toplumdan umutsuz değilim. Sürekli bir kutuplaşma öğütleniyor ama ben, mesela sahada da en sağdan en sola kadar “Hayırcılar”la karşılaştık ama en azından insan şunu düşünüyor: en aşırı ulusalcı, Kemalist bir insan bakıyor ki Saadetçi birisi de, dindar birisi de “Hayır” diyor. “Sen de dindar olmana rağmen, bu adamları eleştirmeyi başarmışsın, bravo.” diyor. Bir sempati oluşuyor, ben bunu gözlemledim. Bu önemli, ben bunu önemsiyorum. Çünkü biz zaten hep böyle şey olarak ayrılmıştık zaten başı açıklar, başı örtülüler, şucular, bucular. Bakıyorsun bir Kemalist ile Mustafa Kemal’i hiç sevmeyen, nefret eden bir adam birlikte oturup prensipte anlaşabiliyor. Şu şöyle, bu böyle, ahlaklı yöneticimiz olmalı, farklı düşünsek de ahlaksız adamların peşinden koşmamalıyız ve benzeri söylemler olabiliyor. Ben, Hak ve Adalet Platformu’nun söylemlerinin bu yüzden başarılı olacağını düşünüyorum. Zor bir konu, hakikaten çok zor, çok çok uğraşmanız lazım. Çünkü toplum sürekli kimlikler üzerinden kutuplaştırılmaya çalışılıyor ama yaşadığımız tecrübeler bunun doğru olmadığını gösteriyor bize. İnsanlar acıyla bu gerçekleri anlıyorlar, yani işkence hanelerde anlıyorlar. Vicdansızlık yapıldığı anlarda anlıyorlar. En düşman olduğu adama yapılanı gördüğü anda anlıyor bunu ve bence bu da iyileştirici bir faktör. Biz, gerçekten bunu desteklemeliyiz. Şu anda, belki çok önemsenmeyen bir şey ama benim için çok çok önemli bu duygular. Buradan toplumu kurtarabiliriz diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>-Kendimize benzemeyenlerin başına gelen travmaları iyileştirme sorumluğumuz var yani?</strong></p>
<p>Var. Yaşanan hadiseler sürekli bize bunu söylüyor. Dün mesela, Ergenekon, ben açık söyleyeyim; Ergenekoncular -devletteki vesayet güçleri, darbeciler- tutuklanıyor, diye o dönemler seviniyorduk. Evet, birtakım ihlalleri de eleştiriyorduk ama şey diyordum; bunlar meşru idareye karşı darbe yapmaya çalışan insanlar, darbecilikleri cezalandırılsın, Ergenekon vardır herhalde, şu bu. Sonradan baktık ki orada büyük vicdansızlıklar yapılmış, büyük hukuksuzluklar yapılmış, hukuk ayaklar altına alınmış. Aynı bir benzeri şu anda yaşanıyor.</p>
<p><strong>-İntikam duygusu herhalde çok güçlü bir duygu Türkiye siyasetinde.</strong></p>
<p>Çok güçlü bir duygu evet. Müthiş bir intikamcılık var ve aynısını yaşıyoruz inanılmaz bir şekilde. Biz, şu anda artık bu yanlışları yapmamalıyız. Ergenekon’da aynı intikamlar yaşandı, şimdi de aynı intikamlar yaşanıyor. “Kardeşim, bunun aynısını yaşadık, yapmayalım artık” diyorsunuz, birileri yine duymamaya çalışıyor. Onları mazur görüyorum ben çünkü 24 saat kafaları doldurulan insanlar.</p>
<h4>&#8220;Şu anda toplumsal ruhu daha iyi temsil edebileceğimizi düşünüyoruz, İslami camianın sesi olarak&#8221;</h4>
<p><strong>&#8211;</strong><strong>Bir şey sormak istiyorum, son sorum da bu, Hak ve Adalet Platformu bir sivil toplum inisiyatifi gibi mi ilerleyecek, siyasallaşma projesi önüne koyar mı sizce?</strong></p>
<p><strong> </strong>Şu an için öyle siyasal bir şey, parti, şu, bu olalım gibi bir düşüncemiz yok. Şu an için bir sivil toplum faaliyeti olarak yola devam edelim düşüncesi var. Dışarıdan insanların bu türden teklifleri de yok değil, niye siyasi parti olmuyorsunuz, şu, bu. Bizim şu anki hedeflerimizde böyle bir şey yok. Bir siyasi parti olalım, şunu yapalım, bunu yapalım. Çünkü parti olduğunuz zaman ister istemez bir taraf olursunuz ve hak ve adalet kriterleri ortadan kalkar. Biz, şu anda toplumsal ruhu daha iyi temsil edebileceğimizi düşünüyoruz, İslami camianın sesi olarak.</p>
<p><strong>-AK Partinin vizyon değiştirmesiyle sanki siyasette bir boşluk oluştu. Sanırım Hak ve Adalet Platformu gibi girişimler görünce bu merakla bakılıyor. Peki şu an irade gösteremeyen ama irade gösterse başarılı olabilecekler de bu durumu, fotoğrafı görüp oraya girebilirler mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Evet, belki öyle olabilir. Burada bir sıkıntının olduğunu herkes görmüş oldu, biz zaten görüyorduk, böyle yani.</p>
<h6><strong>Ana görsel: Yeni Asya</strong></h6>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/02/omer-faruk-gergerlioglu-sivil-toplum-devlet-odakli-dusunuyor-kendini-gucsuz-caresiz-goruyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sivil toplum devlet odaklı düşünüyor, kendini güçsüz ve çaresiz görüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
