<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emine Uçak, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/emine-ucak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/emine-ucak/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Mar 2025 05:14:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Emine Uçak, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/emine-ucak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 07:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Reform Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87356</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilsiz şeytanlığınızı bozmanız için memlekette daha kaç hayatın kararmasını bekliyorsunuz?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/">Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır medya operasyonlarıyla, tetikçilikle sivil toplumdan, akademiden, medyadan, siyasetten başta olmak üzere nice insanın hayatını karartan, onlara itibar suikasti yapanlar bugün hedeflerine Mehmet Ali Çalışkan’ı koydu.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan, sivil toplum, özel sektör ve son olarak da siyaset için veri-bilgi üreten bir bilgi emekçisidir. Sadece bilgi üretmedi o bilginin toplumun, ülkenin yararına kullanılması için çeşitli mecralar, diyalog girişimleri, müzakere ortamları yaratan, bilgisini, emeğini, desteğini hiç kimseden esirgemeyen biridir. Kim olduğunu merak edenler için aşağıdaki videoda hayat hikayesini, bu topluma, meselelerine bakışın sarih bir şekilde anlatıyor.</p>
<p><iframe title="KOLEKTİF ÇALIŞMA VE GÖNÜLLÜLÜK | MEHMET ALİ ÇALIŞKAN | TÜRKİYE&#039;NİN GÖNÜLLÜ GÜCÜ" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/poF8o3XxcwM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İktidar içinde-çevresinde izanı ve insafı kalanlara sesleniyorum.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan&#8217;ı tanıyorsunuz, bu ülkede diyaloğun, müzakerenin, demokratikleşmenin dışında derdi olmayan birinin &#8216;terör&#8217; örgütü üyesi diye tutuklanmasını vicdanınız kabul ediyor mu?</p>
<p>Dilsiz şeytanlığınızı bozmanız için memlekette daha kaç hayatın kararmasını bekliyorsunuz?</p>
<p>İçi boş iddialarla yapılan bu darbenin bu ülkeye maliyetini, gençlerine, geleceğine yazık olduğunu sadece özel sohbetlerinizde değil kamusal alanda da dile getirme cesaretini ne zaman göstereceksiniz!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/">Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasette Değişimin İtici Gücü: Kadın Temsili</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/11/22/siyasette-degisimin-itici-gucu-kadin-temsili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 13:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın temsili]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[siyasette temsil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=85544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar, Türkiye toplumunun hem seçmen hem de parti düzeyinde kadınların siyasette temsilini önemsediğini ve buna istekli olduğunu, değişimi de kadınların siyasete katılımı üzerinden değerlendirdiğini ortaya koyuyor. Özellikle gençler ve kadınlar için kadın adaylar oy davranışını etkilemede önemli bir faktör olarak görülüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/11/22/siyasette-degisimin-itici-gucu-kadin-temsili/">Siyasette Değişimin İtici Gücü: Kadın Temsili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-2641620 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="2641620" data-element_type="section">
<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
<div class="elementor-row">
<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-78b8d85" data-id="78b8d85" data-element_type="column">
<div class="elementor-column-wrap elementor-element-populated">
<div class="elementor-widget-wrap">
<div class="elementor-element elementor-element-b81ba17 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="b81ba17" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
<div class="elementor-widget-container">
<div class="elementor-text-editor elementor-clearfix">
<p>Metropol Araştırma’nın yaptığı “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasının Ekim ayı verisinde, toplumun yüzde 80,3’ünün kadın ve erkeğin hayatın her alanında eşit olması gerektiğini düşündüğüyle ilgili bir bölüm yer alıyor. Oran; kadınlarda yüzde 82, erkeklerde ise yüzde 78 olarak değişiyor. Ben Seçerim Derneği’nin geçtiğimiz yıl yaptığı “Siyasette Kadın Araştırması” da toplumun yüzde 62’sinin, (kadınların yüzde 71’i, erkeklerin yüzde 54’ü) kadın siyasetçi artınca Türkiye’nin gelişeceğini, daha iyi bir toplum haline geleceğini düşündüğünü ortaya koymuştu. Türkiye genelinde 31 ilin 80 ilçesindeki 126 mahalle veya köyde, toplam 2.258 kişi ile yüz yüze ve derinlemesine görüşmelerle yapılan araştırmada, toplumun yüzde 61’inin partilerde mecburi kadın kotası uygulanması gerektiğini düşündüğü belirtilmişti. Bu fikre katılmayanlar toplumun sadece yüzde 23’ünü oluşturuyor. Aynı araştırmada toplumun yüzde 85’inin kadınların çalışma hayatında da eğitimde de erkeklerle eşit şartlarda olması gerektiğini düşündüğü, bu oranın kadınlar arasında yüzde 89, erkekler arasında yüzde 81 olduğu yer almıştı. Araştırmaya göre, toplumun yüzde 40’ı hiçbir partinin kadın-erkek eşitliği konusundaki duruşunu başarılı bulmazken, toplumun yüzde 20’si bu konuda AK Parti’yi başarılı buluyor. AK Parti’yi yüzde 16 ile CHP, yüzde 11 ile İYİ Parti, yüzde 8 ile HDP takip ediyor.</p>
<p>Toplumun bakışı bu düzeydeyken kadınların siyasetteki temsiline baktığımızda parlak olmayan bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Türkiye’de nüfusun yüzde 49,9’unu oluşturan kadınların TBMM’de temsil düzeyi sadece yüzde 20 seviyesinde. Üstelik bu oran Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranı. Yerel yönetimlerde temsil daha da düşük düzeyde seyrediyor. 2019 yerel seçimlerinde 1.359 belediye başkanlığında 42 kadın (yüzde 3), 20.745 belediye meclis üyeliğinde 2.283 kadın (yüzde 11,01), 1.272 il genel meclis üyeliğinde 48 kadın (yüzde 3,77), 30 büyükşehir belediye başkanlığında üç kadın (yüzde 10) yer aldı. Geçtiğimiz yıl “‘Yarının Türkiyesi’ Kadınsız Masalarla Kurulamaz” başlıklı <a href="https://www.perspektif.online/yarinin-turkiyesi-kadinsiz-masalarla-kurulamaz/">yazıda</a> bu katılımın önündeki yapısal ve kültürel sorunlara değinmiştim.</p>
<p>Ulusal Demokrasi Enstitüsü Türkiye şubesinin Metropol Araştırma desteğiyle yaptığı “Siyasi Partilerde Kadın Katılımı” araştırması da bu yapısal sorunlara işaret ediyor. Araştırmaya katılan kadınların yarısından fazlası (yüzde 54) eş ve çocukları ile ilgili sorumlulukların siyasette aktif olmalarını engellediğini veya zorlaştırdığını belirtirken erkeklerde bu oran yüzde 38 civarında. Araştırmaya katılan siyasi parti üyelerine göre kadınların siyaseten ilerlemesinin önünde en büyük engel sermaye eksikliği olarak kaydedilirken, toplumsal cinsiyet rollerinin etkisine de vurgu yapılıyor. Kadınların parti içi güç dinamiklerini etkileyen etkinliklere katılamamasında en önemli faktörün, ailevi sorumluluklara öncelik vermelerine neden olan cinsiyet rolleri olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Öte yandan üzerinde durulması gereken başka önemli bir konu; “Siyasi Partilerde Kadın Katılımı” araştırmasının, Ben Seçerim Derneği’nin yaptığı “Siyasette Kadın Araştırması”ndaki kadınların siyasetteki temsilinin partilere yönelik oy davranışını etkileyebilecek önemde oluşu bulgusunu destekleyecek nitelikte veriler ortaya koyması. AK Parti, CHP, İYİ Parti ve HDP’de aktif olarak çalışan 1.999 kişiyle yapılan anket, altı ilde düzenlenen odak grup görüşmeleriyle hazırlanmış. Araştırmaya katılan parti üyelerinin yüzde 90’ı, seçimlerde kadın aday gösterilmesinin partilerine oy artışı olarak geri döneceği kanaatini taşıyor. “Siyasette Kadın Araştırması”nda “Bir partiyi kadın adaylara öncelik verdiği için özellikle tercih eder misiniz? sorusuna ‘evet’ cevabını verenlerin oranı yüzde 37 olarak yer almıştı. Araştırmada kadınların yüzde 46’sı, erkeklerin de yüzde 28’i kadın adayların oy tercihi üzerinde etkisi olabileceğini vurguluyordu. Yine NDI Türkiye’nin yaptığı “Gençlerin Politik Tercihleri” araştırmasında da “Tüm nitelikleri aynı olan biri erkek biri kadın iki aday seçime girseydi hangisine oy verirsiniz?” sorusuna gençlerin yüzde 40’ı (genç kadınların yüzde 52’si) ‘kadın aday’ cevabını veriyor.</p>
<p>Araştırmalar, Türkiye toplumunun hem seçmen hem de parti düzeyinde kadınların siyasette temsilini önemsediğini ve buna istekli olduğunu, değişimi de kadınların siyasete katılımı üzerinden değerlendirdiğini ortaya koyuyor. Özellikle gençler ve kadınlar için kadın adaylar oy davranışını etkilemede önemli bir faktör olarak görülüyor. Mahmut Tuncer’in ‘Bakkal Amca’ parçasını hatırlarsak; aslında helva yapmak için gerekli ortam hazır. Bakalım siyasi partiler önümüzdeki yerel seçimlerde toplumun bu talebini yeterince değerlendirebilecek mi?</p>
<p><em><img decoding="async" class=" wp-image-84087 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/05/FES-LOGO_20mm.jpg" alt="FES logo" width="166" height="95" />Bu içerik <a href="https://turkey.fes.de/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://turkey.fes.de/&amp;source=gmail&amp;ust=1684839228399000&amp;usg=AOvVaw1sCsJbBGxW_mzdEq6NETNm">Friedrich-Ebert-<wbr />Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği </a>desteği ile hazırlanmıştır ve derneğin görüş veya tutumunu yansıtmaz. Sayfadaki içerikten sadece Sivil Sayfalar sorumludur.’</em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/11/22/siyasette-degisimin-itici-gucu-kadin-temsili/">Siyasette Değişimin İtici Gücü: Kadın Temsili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“CHP ve İyi Parti Sığınmacıların Sesine Kulak Vermeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/23/chp-ve-iyi-parti-siginmacilarin-sesine-kulak-vermeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2021 11:14:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Göç Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[sığınmacılar]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli sığınmacılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71826</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Mültecilere yönelik kabulün toplumsallaşabilmesi için siyasetçilerin, ‘uzaktan, dışarıdan veya yukarıdan bakmak’ yerine temas etmesi önemli.”  ‘CHP ve Suriyeli Sığınmacılar: Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili’ raporunu konuştuğumuz Prof. Dr. Bekir Berat Özipek’e göre, Suriyeli mültecilerle ilgili olumsuz algıların en önemli sebebi siyasetteki negatif söylemler.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/23/chp-ve-iyi-parti-siginmacilarin-sesine-kulak-vermeli/">“CHP ve İyi Parti Sığınmacıların Sesine Kulak Vermeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Bekir Berat Özipek yazdığı  <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/chp-ve-suriyeli-siginmacilar-ayrimcilik-otekilestirme-ve-nefret-uretiminin-politik-dili/" target="_blank" rel="noopener">“CHP ve Suriyeli Sığınmacılar: Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili”</a> raporu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Suriyeli sığınmacılarla ilgili söylemleri, yerel yönetimlerdeki uygulamalar, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarının değerlendirilmesi ve siyasa önerilerinden oluşuyor. Özipek, raporda Türkiye’de mülteci-sığınmacılara karşı tepkilerin siyasi söylemlerle şekillendiğini ve bu konuda en büyük payın ana muhalefet partisi CHP’ye ait olduğu vurguluyor.</p>
<p>Mültecilere yönelik kabulün toplumsallaşabilmesi için siyasetçilerin, ‘uzaktan, dışarıdan veya yukarıdan bakmak’ yerine temas etmesinin önemine vurgu yapan Özipek, “Sığınmacılar buna hazır; bazı siyasi partilerin kendilerine neden bu kadar düşmanca baktığını anlamaya çalışıyorlar, bunu onlarla ilgili gerçek durumdan haberdar olmayışlarına bağlıyorlar ve ziyaret talebinde bulunuyorlar. Benim de içinde yer aldığım Sığınmacı Hakları Platformu’nda yer alan bazı sığınmacı dostlarımız, CHP ve İYİ Parti ile görüşmek ve kendilerini anlatmak istiyor. Partiler bu sese kulak vermeli,” diyor.</p>
<p>Özipek’e göre, CHP’nin Suriyelilere yönelik politikasını olumlu yönde değiştirmesi sadece sığınmacı hakları açısından değil ülkedeki barış ortamı açısından da önemli. Bu yönüyle sığınmacıları aşan çok boyutlu bir etkiye sahip ve CHP’nin kendi tabanı dışındaki seçmene ulaşabilmesi için de gerekli.</p>
<p><strong>Toplumdaki olumsuz mülteci algısında sadece siyasetteki negatif söylemler mi etkili? Geçicilik ve haklar noktasındaki kararlı bir tutum olmayışı, AB [Avrupa Birliği] ile ilgili pazarlık unsuru noktaları bu algıları nasıl şekillendiriyor?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-71872 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/bekir-berat-ozipek.jpg" alt="Bekir Berat Özipek" width="313" height="200" />Siyasetteki negatif söylemler değil sadece mültecilerle ilgili olumsuz algının sebebi; ama en önemlisi o. Çünkü yeni bir durumu insanların nasıl yorumladığı, yaşanan gerçekliğe dair nasıl bir anlatı oluşturulduğuna da bağlı ve bu konuda siyaset kurumunun, iktidarı ve muhalefetiyle rolü önemli.</p>
<p>Gelenlerin statüsü veya uluslararası ilişkilerde bunun bir pazarlık unsuru olarak kullanılması gibi değişkenler de algıyı etkiler. Ama bunlar, ülkede toplumu temsil eden siyasi aktörlerin onlara nasıl baktığı, nasıl resmettiği ve onlar üzerinden kendi tabanlarına ve topluma verdikleri mesajlar ölçüsünde değil.</p>
<p><strong>CHP’nin kendi içinde, bu raporda belirtildiği şekilde “partinin topluma ve tabana yaydığı ayrımcı dil ve nefret” tespitlerine katılanlar var mı?  Ne tür dönüşler aldınız?</strong></p>
<p>Kullanılan dile baktığınız zaman özel bir söylem analizine gerek bırakmayacak olgusal bir gerçekten söz ediyoruz ve CHP’de öteden beri bu yaklaşımdan rahatsız olanlar var. Zaman zaman sesleri de duyuluyor. Örneğin yerel yönetimlerin sığınmacılara denize girme yasağı veya aşevi yasağı gibi bazı uygulamaları parti içinden de eleştiri aldı. Kamuya yansımayan eleştirilerin de yapıldığını biliyoruz. Ama bunlar çok az ve partinin yıllar içindeki istikrarlı biçimde sürdürdüğü nefret dilini ve ayrımcı politikayı değiştirmiyor. CHP’nin bu konudaki bazı raporları sığınmacılarla ilgili doğru tespitler içeriyor; hatta liderinin söylediklerini yanlışlıyor. Son olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı <em>İstanbul</em> <em>Göç Raporu</em> da öyle. Ama bunlar da adeta yapmış olmak için yapılmış gibi, hiçbir etki yapmıyor.</p>
<p>Raporu yayınlamadan önce bazı CHP’li siyasetçi ve akademisyenlerle paylaştım; bir yanlış yapmış olmayayım diye. Onlardan tek bir olumsuz eleştiri almadım, “maalesef doğru” anlamına gelen dönüşler oldu. Sorunun farkındalar ve partilerinde bir şeyleri değiştirmeyi arzuluyorlar ama henüz onları cesaretlendirecek anlamlı bir işaret görünmüyor.</p>
<p><strong>Raporda, Suriyeli sığınmacılara karşı nefretin nedenlerine ilişkin “fikir ve yargıları bilinçli olarak kapsam dışı” bıraktığınızı belirtmişsiniz. Bu hususlar analize dahil edildiğinde, rapor nasıl bir sonuca ulaşırdı? </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-71873" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/chp-ve-suriyeli-siginmacilar.jpg" alt="CHP ve suriyeli sığınmacılar" width="279" height="397" />Belki çok daha çarpıcı sonuçlara ulaşılır ve bu raporu daha da görünür hale getirirdi ama muhtemelen aynı ölçüde sübjektif bir alana da kaydırırdı. Bu yüzden de söylenen sözlere ve deklare edilen tutuma göre değerlendirme yaptım.</p>
<p>CHP’deki Suriyeli sığınmacılara yönelik önyargı ve nefrete karşı çözüm bulmak için – tabii eğer isteniyorsa – onun kaynaklarını tespit etmek ve ona göre argüman geliştirmek gerek. Burada dikkat edilmesi gereken husus, niyet okumamak ve örneğin mezhepçiliği kınayacağım derken, mezhepçi önyargıyı besleyecek bir dil kullanmamak olmalı. Bu yüzden de söylenene odaklanmak ve “sen bunu bundan dolayı söylüyorsun” dememek gerek. Belki gerçekten ondan dolayı söylüyordur, belki başka bir sebepten. <u>Önemli olan dildeki, söylemdeki ve önerilen politikadaki adaletsizliği veya ayrımcılığı teşhis etmek ve onu ortaya koymak.</u> Bu özeni göstermeye çalıştığımdan sanırım, şu ana kadar tek bir olumsuz tepki almadım. İnsanların akıl ve vicdan sahibi varlıklar olduğu kabulünden hareket etmek ve herkeste var olan adalet duygusuna seslenmek gerek.</p>
<p><strong>Mültecilere yönelik saldırılar ve CHP’li belediyelerin ayrımcı uygulamaları, Batı’da örneğini gördüğümüz İslamofobi, ırkçı, ayrımcı tutumlarla ne ölçüde benzeşiyor? Nerede ayrışıyor?  </strong></p>
<p>Daha çok, aşırı sağcı, ırkçı, şoven ve yabancı düşmanı parti ve gruplarınkiyle benzeşiyor ve yer yer onları da aşıyor. Bazı yerel yönetimlerin su ve mezar yeri vermediklerine ilişkin şikayetlerle, aşevinden yemek vermemek, işyeri ruhsatı vermemek, Arapça tabelaların indirilmesi, kağıt toplayanların çekçeklerine el koyulması ve plaj yasağı gibi uygulamalar sahiden sağ veya sol herhangi demokratik bir merkez partisinin anılacağı işler değil. Avrupa’da ırkçılık, yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı ve islamofobi, sağdan sola her kesimden pek çok kişi, grup ve siyasi partiyi etkiliyor. Onlardan farklı olan ise şu ki, CHP açısından, [Avrupa’daki] gibi yeni bir durumdan değil, terk edilmesi beklenen bir siyasi gelenekten söz ediyoruz.</p>
<blockquote><p>Hükümet açısından irrasyonel olan, kendisine zarar veren ve doğrunun dile getirilmediği bir ortamda uzunca bir zamandır kendi tabanını da enfekte eden bu propagandalara karşı suskun kalması. Bir süre sonra insanlar ‘demek ki doğruymuş’ diye düşünmeye başlar ve etkilenir haliyle.</p></blockquote>
<p><strong>İyi Parti, AK Parti ve MHP açısından bu durum nasıl? Milliyetçiliğin, popülist politikaların artışı mülteci algısını nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Milliyetçiler de homojen değil. Dinin ılımlılaştırdığı kesimlerin Suriyelilere bakışı daha sıcakken, seküler milliyetçilerinkinin daha katı ve tahammülsüz olduğunu gözlemliyorum. İYİ Parti en kaba saba ve vülger dil kullananı. Ülkedeki barışı zedeleyici niteliği bir yana, sanki merkez sağa hitap etme gibi bir kaygısı olmayan ve daha çok ülkenin bir tarafından, ağırlıklı olarak Cem Uzan’ın partisinin tabanından oy almaya kendisini mahkum etmiş bir parti gibi. MHP’nin Cumhur İttifakı içinde Ak Parti ile birlikte yer alması, mültecilerle ilgili dilini değiştirmesini de beraberinde getirdi. Ama sadece bu değil. MHP Ak Parti’ye ve Erdoğan’a keskin bir dille muhalefet ettiği zamanlarda da sığınmacılara CHP ve İYİ parti kadar ayrımcı ve ırkçı bir dille saldırmadı.</p>
<p><strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/08/siyasi-kutuplasma-suriyelilere-yonelik-olumsuz-algilari-arttiriyor/" target="_blank" rel="noopener">TÜSES’in <em>‘İstanbul’daki Suriyelilere Yönelik Algılar’ </em>araştırması</a>nda muhafazakar kesimlerin daha ılımlı yaklaştığı ancak bunun azaldığı belirtiliyor sizin gözlemleriniz nasıl?</strong></p>
<p>TÜSES’in araştırması doğru görünüyor. Yıllar içinde muhafazakâr kesimlerde de ağırlıklı olarak pozitif olan algının azaldığı ben de gözlemliyorum. Bu da esas olarak hükümetin hatası. Çünkü anlatmadılar, anlatmıyorlar. Bu konuda CHP ve İYİ Parti’ninkiler başta olmak üzere, ayrımcı politikalarla mücadele etmiyorlar. Özel bir uğraştan da söz etmiyorum, basit gerçekleri açıklamıyorlar.</p>
<p>Örnek vereyim, Sinan Ogan bayramda Suriye’ye giden sığınmacılarla ilgili bir mesaj yazıyor ve sanki Suriye’de savaş yokmuş izlenimi veriyor. Oysa <em>“onlar Astana Sürecinde Rusya, İran ve Türkiye arasında oluşturulan geçici güvenli bölgelere gidiyorlar. Geçici güvenli bölgeler Suriye’nin sadece bir parçası ve nihai olarak da güvenli değil. Gidenler de sadece bayramlaşmaya değil geride bıraktıklarını bulmaya gidiyorlar, her üç ailede bir kayıp var,”</em> diyebilseler, belki de doğru yanlışın altında bu kadar ezilmeyecek. Bunu yapamadıkları için de Ak Parti’nin kendi tabanı da dezenformasyondan etkilendi.</p>
<p>Düşünün, sığınmacılara en pozitif, en insani bakışa sahip bir toplum bile, yeni gelenlerin hastanede sıra bekletilmeyip öne alındığını veya onların çocuklarının üniversitede dilediği bölümde bedava okuduğunu duyduğunda öfkelenir. Bunlar ısrarla tekrarlandığında ve birileri de çıkıp bunların yalan olduğu söylemediğinde, bunun doğru olduğunu düşünmeye başlar.</p>
<p>Hükümet açısından irrasyonel olan, kendisine zarar veren ve doğrunun dile getirilmediği bir ortamda uzunca bir zamandır kendi tabanını da enfekte eden bu propagandalara karşı suskun kalması. Bir süre sonra insanlar demek ki doğruymuş diye düşünmeye başlar ve etkilenir haliyle. Ama şunu açıkça belirtmek de gerek ki, bu ve benzeri bütün hatalarına rağmen Ak Parti Hükümeti, sığınmacılarla ilgili olarak insani bir perspektife sahipken, ana muhalefet tam da bu perspektifin karşıtı bir yerden onu eleştiriyor. <u>Bu anlamda aradaki bir derece farkı değil, ahlaki bakımdan niteliksel bir fark. Biri yanlışlar yapsa bile tepkilere rağmen insani bir politikayı ayakta tutmaya çalışıyor; diğeri bunun bir zayıf nokta olduğunu görüp, sığınmacıları dehümanize etme, ötekileştirme ve nefret üretme pahasına, oradan vuruyor.</u></p>
<blockquote><p>Sığınmacılarla ilgili insani bir perspektifin egemen olmasını istiyorsanız iyimserliği ve  kötümserliği bir yana bırakıp serinkanlı tespitler yapmanız, teşvik edici olmanız ve çıkış yolunu da göstermeniz gerek. Suriyeliler bu anlamda CHP’ye bir içe bakış fırsatı da veriyor; onlar üzerinden partinin kendisini, dünya görüşünü, ötekine bakışını sorgulama ve değiştirme şansı da.</p></blockquote>
<p><strong>Raporun son bölümünde, ayrımcı yaklaşım ve nefret dilini terk etmenin gereğine işaret ediyor ve “yeni bir anlatı ihtiyacından” söz ederek CHP için siyaset önerisi yapıyorsunuz. Kılıçdaroğlu ve parti yönetimi sizce bahsettiğiniz 4 öneriyi hayata geçirebilir mi? </strong></p>
<p>CHP’de sığınmacılarla ilgili yeni ve insani bir anlatı ve söylem oluşturmak ve onun üzerinden <strong><em>telafi edici adalet</em></strong> anlayışıyla şimdiye kadarki ayrımcı propagandaların CHP tabanına ve topluma etkisini azaltmak; sığınmacılarla ilgili pozitif bir farkındalık oluşturacak bir dizi program uygulamak mümkün. Ama bu, öncelikle bunun ne ölçüde istendiğine bağlı.</p>
<p>CHP’de Suriyelilere yönelik ayrımcılığın sona ermesi, hiziplerden önce liderliğin perspektif ve söyleminin değişmesiyle ilgili görünüyor. Öte yandan partinin ideolojisi ve tabanı da bu değişimi kolaylaştırmıyor. <u>Bazıları CHP’nin artık değiştiğini, gayrimüslimlere, Kürtlere veya başörtülü kadınlara yönelik ayrımcı politikalarının geçmişte kaldığını düşünüyor.</u> <u>Ama İttihat Terakki – CHP siyasi çizgisinin devam ettiğini ve bu siyasi düşünce geleneğinde anlamlı bir değişim olmadığını düşünmek için belki daha fazla sebep var. </u>Sonuçta yeni bir insan grubu, Suriyeliler geliyor ve aynı yaklaşımın kendisini onlar üzerinden yeniden ürettiğini görüyoruz. Tehcir önerisinde olduğu gibi.</p>
<p>Ama sığınmacılarla ilgili insani bir perspektifin egemen olmasını istiyorsanız, iyimserliği ve kötümserliği bir yana bırakıp, serinkanlı tespitler yapıp, teşvik edici olmanız ve çıkış yolunu da göstermeniz gerek. Suriyeliler bu anlamda CHP’ye bir içebakış fırsatı da veriyor; onlar üzerinden partinin kendisini, dünya görüşünü, ötekine bakışını sorgulama ve değiştirme şansı da.</p>
<blockquote><p>Suriyeli sığınmacılar varlıklarıyla ve trajedileriyle bize ayna tutuyorlar. Herkesin, tüm siyasi partilerin bakıp kendisine nasıl çeki düzen vermesi gerektiğini gösteren bir ayna</p></blockquote>
<p><strong>“Suriyeli sığınmacıların sorunları er veya geç çözülecek; önyargılar zaman içinde yerini kabule bırakacak” diyorsunuz. Bu konuda siyaset alanına nasıl bir görev düşüyor?</strong></p>
<p>Bazı konular vardır ki, siyasi getiri-götürü hesaplarının üstünde tutulmalıdır. Eğer yaşadığınız ülkede nefret, gündelik hayatta kırılgan bir gruba yönelik şiddete dönüşme eğilimi arz ediyorsa, bu ateşe benzin dökmeyi bir fayda-maliyet analizine tabi tutamazsınız. Tutarsanız ne olur? Bir miktar ayrımcı oyu alırsınız ya da diğer ayrımcı partilerle paylaşırsınız. Ama, adalete ve demokrasiye ilişkin en temel iddialarınızdan vazgeçme pahasına. Genel geçer ilkeler değildir sizi tanımlayan; o ilkelerin somut pratikte nasıl yansıdığıdır; iş görüp görmediğidir. Burada da turnusol ya da mihenk taşı azınlıklardır, göze görünmeyenlerdir, oy hakkı olmayanlardır, “en alttakiler”dir. Onlara ayrımcılık yaparken ve ayrımcı politikaları savunurken demokrasi iddiası bir siyasi propagandadan öteye gitmez. Bu anlamda Suriyeli sığınmacılar varlıklarıyla ve trajedileriyle bize ayna tutuyorlar. Herkesin, tüm siyasi partilerin bakıp kendisine nasıl çeki düzen vermesi gerektiğini gösteren bir ayna.</p>
<p><strong>Suriyelilerle ilgili son zamanlarda en çok konuşulan konu “gettolaşmaları ve gündelik hayatta bu kadar karşılaşılmasına rağmen gerçek anlamda bir temasın olmayışı.” Siyasi partiler bu konuda nasıl bir politika izlemeli?</strong></p>
<p>Gettolaşma, içe kapanma, kendini güvende hissetmek için birlikte dolaşma… Bütün bunlar onlara yaklaşımla, geniş toplumun kabul konusundaki tutumuyla ilgili. Almanya’da Türkiyeli durumu gibi. Bu tutum da oluşturulabilir bir şey. Şu anki olumsuzluğunun nasıl geliştiğini görüyoruz. Onu insani bir niteliğe kavuşturmak da aynı yoldan olabilir. Siyaset kurumu bugüne kadar olumsuz olana hizmet etti. Aynı kanal olumluluk için de işlevselleştirilebilir.</p>
<p>Siyasi partiler ne yapmalı? Uzaktan, dışarıdan veya yukarıdan bakmak yerine yanına gitmek, tanışmak ve konuşmak ilk adım olur. Sığınmacılar buna hazır. Bazı siyasi partilerin kendilerine neden bu kadar düşmanca baktığını anlamaya çalışıyorlar. Bunu onlarla ilgili gerçek durumdan haberdar olmayışlarına bağlıyorlar ve ziyaret talebinde bulunuyorlar. Benim de içinde yer aldığım <em>Sığınmacı Hakları Platformu</em>’nda yer alan bazı sığınmacı dostlarımız, CHP ve İYİ Parti ile görüşmek ve kendilerini anlatmak istiyor. Partiler bu sese kulak vermeli.</p>
<p><strong>Sivil toplum siyasi partilerin mültecilerle ilgili olumsuz söylem ve politikaları ile etkileşim-dönüşüm noktasında nasıl bir rol oynamalı? Yani sivil toplum mültecilere yönelik çalışmalarına siyaset alanını nasıl katabilir?</strong></p>
<p>Herkes kendi çevresinden başlamalı diye düşünüyorum. Rahatsız edici paylaşımlarını gördüğüm bazı akrabalarımla bu konuda konuştum ve şimdi anlıyorlar. Hiç değilse artık Facebook’ta olumsuz paylaşımlar yapmıyorlar. <u>Aynı şekilde, adalet isteyenler, yakın oldukları siyasi partiyi insani bir çizgiye çekmek için çaba sarf etmeli.</u> Mültecileri de bu süreçlere katmalı ve sesini onların sesine katmalı. Erdemli toplum, iyi toplum bir gün aniden gerçekleşebilecek bir durum değil. <u>Suriyeli sığınmacıların ve öteki kırılgan grupların bu anlamda bize açtıkları kapı, sadece onlar için değil herkes için, daha insani bir toplum için fırsat oluşturuyor. </u></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/23/chp-ve-iyi-parti-siginmacilarin-sesine-kulak-vermeli/">“CHP ve İyi Parti Sığınmacıların Sesine Kulak Vermeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Unless We Uphold the Individual as an Inviolable, the State will Transform all Governments into Its Own Shadow’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/unless-we-uphold-the-individual-as-an-inviolable-the-state-will-transform-all-governments-into-its-own-shadow/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 12:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Civil Pages]]></category>
		<category><![CDATA[Civil Pages Headline]]></category>
		<category><![CDATA[Gökçer Tahincioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mafia]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat Peker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Journalist and author Gökçer Tahincioğlu emphasizes that the sanctification of the state and the culture of impunity are the real reasons why there is no real fight against the "deep state" and mafia networks, adding, "Unless we start upholding individuals as sacrosanct, the state will transform all governments into its own shadow. That is why we keep hearing the same words over and over again. Only the will to solve problems and the society's support can bring about true democracy.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/unless-we-uphold-the-individual-as-an-inviolable-the-state-will-transform-all-governments-into-its-own-shadow/">‘Unless We Uphold the Individual as an Inviolable, the State will Transform all Governments into Its Own Shadow’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">The mafia boss Sedat Peker has published a series of videos which have garnered much attention; however, the judiciary has not yet taken action concerning his allegations. Observers suggest that millions of people watch his videos because they have been produced in a way in tune with the functioning of social media. According to an opinion poll by Istanbul Economic Research, 24 percent of those who watch the videos consider that Peker&#8217;s words are &#8220;important and accurate&#8221;.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Interviewed by the Civil Pages, journalist and author Gökçer Tahincioğlu remarked that the videos have attested to the need for a transparent and accountable state structure. Tahincioğlu stated that Peker&#8217;s videos point out two issues: First of all, Susurluk is not over and in fact continues on a linear path, albeit in new ways and methods; and secondly, &#8220;there exists a major issue, whose reasons we can&#8217;t yet fully grasp, which has prompted Peker to shoot these videos that some people may sneer at.&#8221; Underlining the need to find answers to these questions in the framework of a transparent, accountable and controllable state structure, Tahincioğlu said, “Therefore, it is important that not only Peker, but all the involved actors speak more, and that more documents and information surface. Of course, there are conflicts which we do not yet know anything about, and various groups seek to capitalize on the current situation. That&#8217;s why transparency and accountability are important. So, we must insist on investigations which will reveal the real causes underlying these issues, and thus not provide any advantages to such groups.” </span></p>
<p><b>Neither the groups and actors who have become proxies of international structures, nor the groups which have created the current dire picture have the right to talk about a clean society.</b></p>
<p><b>‘The State and Government Maintain Mafia’s Guard’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tahincioğlu indicated that from the Susurluk incident until date, there has been ongoing talk about the same individuals and unsolved murders, and that the demand for justice is still valid; pointing out that, the real difference between the two periods lies in the structure of power. Indicating that the Susurluk incident occurred in a period of fragile government coalitions, Tahincioğlu remarked, “That was a period marked by strong military tutelage. For this reason, although certain political groups displayed the will to address the problem, it could not be solved for good. Today military tutelage is no longer strong, yet the state and power still maintain their guard. Certain structures hope to capitalize on the current situation.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">As regards the international ramifications of the events, Gökçer Tahincioğlu emphasized that the issue cannot be comprehended independently of its international context: “The hypocrisy around the refugee issue, all this haggling, policies that strengthen human traffickers, people losing their lives and the support for criminal groups -all of these suggest that the picture we see today is the result of international networks. Those who have less of a responsibility may be content with saying, &#8216;We are concerned about Turkey&#8217;” said Tahincioğlu: &#8220;Neither the groups and actors who have become proxies of international structures, nor the groups which have created the current dire picture have the right to talk about a clean society.&#8221; Noting that the issue should be settled by the Turkish society, Tahincioğlu added, “Since that&#8217;s not happening, we keep talking about the same problems. Indeed, this presents an opportunity for the government, yet they fail to see this,&#8221; he argued.</span></p>
<p><b>“The Picture is Dark for the Next Generation”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emphasizing that the failure of the judicial system will take a heavy toll on the entire society, Gökçer Tahincioğlu said, “The issue is not limited to Peker and his allegations. We need to know why convicted gang members are respected so much by the state, why mafia groups are tolerated, why certain individuals are constantly accused of treason, and why all these things are happening -that is, the real reasons behind all of this. Of course we have certain ideas and opinions. However, the actual chain of events should be disclosed and investigated. Otherwise, the picture will grow even darker for the next generation.” </span></p>
<p><b>In the current state of things, the civil society is intimidated with lawsuits and investigations, and also exposed to threats from such criminal groups. Furthermore, the society underwent a coup attempt, got over it, but still suffered seriously in the ensuing atmosphere. Unfortunately, unless the state&#8217;s existing codes are challenged, the state cannot overcome these problems and the civil society stands little chance of expanding its space.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arguing that the sanctification of the state and the culture of impunity prevent a real confrontation and reckoning, Tahincioğlu indicated, “Some think that the state will find itself in a difficult position if the perpetrators, torturers, and their supporters are exposed. They consider that the police, gendarmerie and bureaucracy could lose power as a result. No, thousands of people work hard, in keeping with ethical values and the laws. States across the world have numerous weaknesses. One such weakness is that state officials think that they embody the state. Unless we instead start upholding the individual as sacrosanct, the state will transform all governments in its own image. That is why we keep hearing the same words over and over again. Only the will to solve problems and the society&#8217;s support can bring about true democracy. I do not believe that any government could take such radical steps as long as the society remains indifferent.” </span></p>
<p><b>“It Is Not Possible for The State to Overcome This Without Changing Its Existing Codes”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evaluating the impact of the matter on the civil society, Tahincioğlu said, “&#8221;Periods when the civil society is constricted and throttled have peculiar characteristics. One of these is the emergence of intimidating groups. These may be paramilitary forces, or mafia groups. The scenes we have recently witnessed give us a clear picture. In the current state of things, the civil society is intimidated with lawsuits and investigations, and also exposed to threats from such criminal groups. Furthermore, the society underwent a coup attempt, got over it, but still suffered seriously in the ensuing atmosphere. Unfortunately, unless the state&#8217;s existing codes are challenged, the state cannot overcome these problems and the civil society stands little chance of expanding its space.&#8221; </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/unless-we-uphold-the-individual-as-an-inviolable-the-state-will-transform-all-governments-into-its-own-shadow/">‘Unless We Uphold the Individual as an Inviolable, the State will Transform all Governments into Its Own Shadow’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bireyi Kutsal Gören Anlayış Yerleşmedikçe Devlet Tüm İktidarları Kendine Benzetir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/bireyi-kutsal-goren-anlayis-yerlesmedikce-devlet-tum-iktidarlari-kendine-benzetir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 08:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[derin devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Gökçer Tahincioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[hesap verebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[mafya]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat Peker]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaflık]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[temiz toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteci-Yazar Gökçer Tahincioğlu, derin devlet ve mafya örgütlenmeleriyle gerçek anlamda mücadele edilmeyişinin sebebinin devleti kutsallaştırma pratiği ve cezasızlık kültürü olduğunu vurgulayarak, "Bireyi kutsal gören anlayış yerleşmedikçe, devlet tüm iktidarları da kendine benzetir. Bir noktadan sonra sürekli aynı sözleri duymamızın nedeni de bu. Gerçek anlamda bir demokratikleşme ise sorunları çözme iradesi ve toplum desteği ile mümkün.” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/bireyi-kutsal-goren-anlayis-yerlesmedikce-devlet-tum-iktidarlari-kendine-benzetir/">“Bireyi Kutsal Gören Anlayış Yerleşmedikçe Devlet Tüm İktidarları Kendine Benzetir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sedat Peker’in birbiri ardına yayınladığı videoların büyük ilgi görmesi, ancak ortaya attığı iddialarla ilgili henüz yargı mekanizmalarının devreye sokulmaması gündemdeki yerini koruyor. Uzmanlar, videoların milyonlar tarafından izlenmesinin sebebinin sosyal medya gerçekliğini göz önüne alarak üretim yapılması olduğunu belirtiyor. İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından yapılan <a href="https://www.turkiyeraporu.com/arastirma/sedat-peker-videolarini-takip-ediyor-musunuz-4744/" target="_blank" rel="noopener">araştırmaya göre</a>, videoları izleyenlerin arasında yüzde 24&#8217;lük bir kesim, Peker&#8217;in anlattıklarını &#8220;önemli ve doğru&#8221; buluyor.</p>
<p>Sivil Sayfalar&#8217;a değerlendirmelerde bulunan Gazeteci Yazar Gökçer Tahincioğlu, söz konusu videoların şeffaflık ve hesap verebilir bir devlet yapısının önemini ortaya koyduğunu belirtiyor. Peker’in videolarının iki konuyu aşikar kıldığını kaydeden Tahincioğlu, bunlardan birincisinin, Susurluk&#8217;un bitmeyip, çizgisel bir hatta, yol ve yöntem değiştirerek devam etmesi, ikincisinin ise, ‘henüz gerekçelerini öğrenemediğimiz, bu nedenle kimilerinin dudak büktüğü videoların ortaya çıkmasına neden olan büyük’ bir meselenin varlığı olduğunu kaydediyor.  Şeffaf, hesap verebilir, denetlenebilir bir devlet yapısında bu sorulara yanıt bulunabilmesi gerektiğine dikkat çeken Tahincioğlu, “Bu yüzden sadece Peker değil, bütün aktörlerin daha fazla konuşması, daha fazla belge ve bilginin ortaya saçılması böyle dönemlerde önemlidir. Elbette bilmediğimiz, henüz öğrenemediğimiz hesapların yanında bu ortamdan medet uman farklı yapılar da var. Şeffaflık ve hesap verebilirlik bu nedenle önemli zaten. Bu yapılara fırsat vermeden, meselelerin gerçek nedenini öğrenebileceğimiz soruşturmaların açılması yönündeki ısrarın nedeni bu.” Diyor.</p>
<blockquote><p>Ne uluslararası yapıların piyonu haline gelmiş grupların ve aktörlerin ne de bugünkü tabloyu oluşturan grupların temizliğe yönelik söz söyleme hakkı yok.</p></blockquote>
<h5><strong>&#8220;Devletin ve İktidarın Koruyucu Refleksi Sürüyor&#8221;</strong></h5>
<p>Susurluk’tan bu yana; halen aynı aktörlerden, çözülmemiş cinayetlerden söz edildiğini, adalet arayışının sürdüğünü kaydeden Tahincioğlu, iki dönem arasındaki farkın ise iktidarın yapısı olduğuna işaret ediyor. Susurluk’un, koalisyon döneminde, kırılgan hükümetler döneminde yaşandığını hatırlatan Tahincioğlu, “Askeri vesayetin güçlü olduğu bir dönemdi. Bu nedenle, belli siyasi gruplar meselenin çözümü yönünde irade gösterse de çözülmesi mümkün olamazdı ve olmadı. Ancak askeri vesayet artık o güçte olmamasına rağmen yine devletin ve iktidarın koruyucu refleksi sürüyor. Bundan medet uman başka yapılar hevesle bekliyor.” dedi.</p>
<p>Sürecin uluslararası alandaki yankılarını da değerlendiren Gökçer Tahincioğlu, meselenin bu alandan bağımsız ele alınması gerektiğini vurguluyor. “Mülteciler konusundaki iki yüzlülük, pazarlıklar, insan kaçakçılarına zemin kazandıran uygulamalar, ölen insanlar, desteklenen kirli gruplar bugünkü tablonun uluslararası bir yapının eseri olduğunu ortaya koyuyor. Daha az sorumluluğu olanlar ise Türkiye açısından ancak &#8216;kaygılıyız&#8217; açıklaması yapabilirler.” diyen Tahincioğlu’na göre, “Ne uluslararası yapıların piyonu haline gelmiş grupların ve aktörlerin ne de bugünkü tabloyu oluşturan grupların temizliğe yönelik söz söyleme hakkı yok.”  Meselenin Türkiye toplumu tarafından çözülmesi gerektiğini de kaydeden Tahincioğlu, “Böyle olmadığı için aynı sorunları konuşup duruyoruz. İktidar için de aslında bu bir fırsat ancak maalesef bunu göremiyorlar.&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<h5><strong>&#8220;Gelecek Kuşaklar İçin Vahim Bir Tablo&#8221;</strong></h5>
<p>Yargı mekanizmalarının işletilmeyişinin toplum olarak hepimize kayıplar getireceğini vurgulayan Gökçer Tahincioğlu, “Mesele Peker ve iddiaları ile sınırlı değil. Neden çete hükümlüsü isimlerin devlet katında muteber olduğunu, neden mafya gruplarına hoş bakıldığını, neden birilerinin durmadan ihanetle suçlandığını, tüm bunların neden olduğunu, gerçek nedenlerini bilmeliyiz. Elbette fikirlerimiz ve sözlerimiz var. Ancak somut olayları öğrenebilmemiz, bunların soruşturulması gerekli. Yoksa gelecek kuşaklar için daha da vahim bir tablo doğacaktır.” Dedi.</p>
<blockquote><p>Sivil toplumun bir yandan dava ve soruşturmalarla sindirildiği, diğer yandan bu grupların tehditlerine maruz kaldığı bir manzara söz konusu. Bir tarafta da darbe tehdidi yaşamış, bunu atlatmış ancak sonrasında oluşan ortamdan dolayı yeniden mağduriyet yaşamış bir toplum var. Devletin, mevcut kodlarını değiştirmeden bunları aşabilmesi, sivil toplumun alanının genişlemesi maalesef bana çok mümkün görünmüyor.</p></blockquote>
<p>Devleti kutsallaştırma pratiği ve cezasızlık kültürünün gerçek anlamda bir yüzleşme ve hesaplaşma yaşanmasına engel olduğunu vurgulayan Tahincioğlu, “Sanılıyor ki suç işleyenler, işkence yapanlar, bu gruplarla içli dışlı olanlar deşifre edildiğinde devlet zor duruma düşecek. Sanılıyor ki polis, jandarma, bürokrasi güç kaybedecek. Hayır, binlerce insan, etik değerlere ve kanunlara uygun biçimde emeğiyle çalışıyor. Devletlerin, dünya genelinde zaafları var. Devlet görevlilerinin kendini devlet sanması bunlardan biri. Bireyi kutsal gören anlayış yerleşmedikçe, devlet tüm iktidarları da kendine benzetir. Bir noktadan sonra sürekli aynı sözleri duymamızın nedeni de bu. Gerçek anlamda bir demokratikleşme ise sorunları çözme iradesi ve toplum desteği ile mümkün. Toplumun alışması ve kayıtsız kaldığı bir ortamda hiçbir iktidarın bu adımları atabileceği inancında değilim.” Diyor.</p>
<h5>&#8220;Devletin Mevcut Kodlarını Değiştirmeden Bunları Aşabilmesi Mümkün Değil&#8221;</h5>
<p>Meselenin sivil alana olan etkisi de değerlendiren Tahincioğlu, “Sivil alanın alabildiğine daraltıldığı, nefesinin kesildiği dönemlerin kendine özgü özellikleri var. Biri de korkutucu grupların ortaya çıkması. Paramiliter gruplar da olabilir bunlar mafya grupları da. Yakın dönemde gördüğümüz manzaralar, bu sorunun yanıtını veriyor bize. Sivil toplumun bir yandan dava ve soruşturmalarla sindirildiği, diğer yandan bu grupların tehditlerine maruz kaldığı bir manzara söz konusu. Bir tarafta da darbe tehdidi yaşamış, bunu atlatmış ancak sonrasında oluşan ortamdan dolayı yeniden mağduriyet yaşamış bir toplum var. Devletin, mevcut kodlarını değiştirmeden bunları aşabilmesi, sivil toplumun alanının genişlemesi maalesef bana çok mümkün görünmüyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/bireyi-kutsal-goren-anlayis-yerlesmedikce-devlet-tum-iktidarlari-kendine-benzetir/">“Bireyi Kutsal Gören Anlayış Yerleşmedikçe Devlet Tüm İktidarları Kendine Benzetir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 08:05:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çuhadar]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr Çerağ Esra Çuhadar ile, çatışma çözümü perspektifi üzerinden Filistin meselesini konuştuk. Çatışma çözümü ve kapsayıcı barış alanında uzmanlaşan ve ABD Barış Enstitüsü'nde kıdemli uzman olarak da görev yapan Çuhadar, son haftalarda yaşananlarla sürecin farklılaştığını ve sorunun daha toplumsallaştığını belirterek, çözümün de toplumsal olarak sahiplenilmesinin önemine vurgu yapıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/">&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çatışma çözümü perspektifinden veya bu alanda çalışanlar Filistin meselesini arka plan ve köken olarak nasıl tanımlıyor?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-70549 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/esra-cuhadar.jpg" alt="Çerağ Esra Çuhadar " width="218" height="282" />Bu meseleyi temel olarak kemikleşmiş bir çatışma (intractable conflict) olarak tanımlıyoruz. Ne tür çatışmalar bunlar? Çok uzun süre devam eden, çeşitli müzakere, arabuluculuk girişimleri olmasına rağmen defalarca başarısızlığa uğramış olan, yapısal eşitsizlik, şiddetin kurumsallaşmış olduğu ve her gün göründüğü, değer yargıları veya kimlik ekseninde giden ve birden fazla şiddet sarmalının yaşanmış olduğu çatışmalar… İsrail-Filistin çatışması da bu koşulların hepsini karşılayan ve çözümü çok zor çatışmalardan biri.</p>
<p><strong>Meseleye yönelik bakış, hem taraflarca hem de uluslararası kamuoyu açısından farklı&#8230; Bu sorunun çözümünü zorlaştıran bir konu diyebilir miyiz? </strong></p>
<p>Bundan yaklaşık 13-14 yıl önce bir barış inşası projesi kapsamında hem Filistinli hem de İsrailli çatışma çözümü alanından kişilerle görüşmeler yaptım. İlk sorularımdan birisi şuydu, &#8216;bu çatışmanın kökeninde siz ne görüyorsunuz?&#8217; Filistinliler, önce işgal, sömürgecilik, Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi, göçe zorlanması vs gibi işgal politikalarına ve yapısal şiddet unsurlarına vurgu yaptı ve bunlar sürdükçe çatışmanın süreceğini söylediler. İsrailler ise, karşılıklı önyargılar, eşitsizlik, ayrımcılık gibi sebepler saydılar. Bu, tarafların olayı ne kadar farklı teşhis ettiğini ne kadar farklı gördüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu mevzu çatışma çözümü alanında şöyle önemli. Her şey sorunu nasıl teşhis ettiğinle başlıyor. Nasıl bir müzakere süreci yöneteceğin, hangi konuları nasıl ele alacağın, o çatışma ile nasıl başa çıkacağın bunların tümü çatışmanın en başta nasıl tanımlandığı ve çerçevelendiği ile ilgili. O araştırmada şunu fark ettik, Filistin tarafı çatışmayı işgal ve adalet sorunu olarak görüyor temelde, karşı taraf ise güvenlik sorunu olarak tanımlıyor. Konuya Filistinliler tarafından bakabilenler bile konuyu daha çok eşitsizlik boyutunda algılıyor. İsrail’in işgal politikalarının buna neden olduğunu çoğu zaman göremiyor.</p>
<h5>&#8220;Uzun Süredir Yapılan Çatışma Yönetimi&#8221;</h5>
<p><strong>Bugüne gelirsek konunun ana hatları yine çatışmaların ekseninde konuşulmaya başlandı. Yani arka plan, tarihsel süreç hepsi unutuldu. Keza uluslararası kurumlar da bu şekilde bakıyor. Yani ateşkesin yapılması mevcut sorunun çözümü gibi gösteriliyor oysa bu sadece anlık bir normalleşmeden başka bir şey sunmuyor değil mi?</strong></p>
<p>Sorunun kaynaklarından biri de, var olan uluslararası hukukun herkese eşit olarak uygulanmaması. Çok temel bir adalet sorunu var. Herhangi bir müzakere süreci bu temel adaletsizliğe çözüm getirmedikçe bu sorunun kalıcı bir şekilde çözümü yok. İsrail-Filistin çatışmasında şu çok konuşulur; çatışma çözümü mü, çatışma yönetimi mi? Aslında uzun süredir yapılan çatışma yönetimi. Çatışmayı çözmeye yönelik bir şey yok. Çatışmayı çözmek altta yatan temel nedenlerin ele alınmasını gerektiriyor. Bu yapılırsa ancak bugünkü gibi şiddetin ortaya çıkmasını önleyecek mekanizmalar üretilebilir. Ama bu değil çatışmanın yönetimi yapılan, yani ateşkes ile şiddetin tırmanmasını engellemek. Şiddetin geçici olarak tırmanması engellense bile buzdağının altı gibi altta yatan temel nedenler durdukça her an yeni bir şiddet dalgası yaşanabilir. Bu nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik çatışma çözümü adımları ise atılmıyor. Sorunun temelinde yatan adaletsizlikler, kurumsallaşmış yapısal eşitsizlikler, insan onuruna dair çifte standart uygulamalar, hukuksuzluk ve işgal koşulları, birbiriyle rekabet eden mağduriyet üreten kimlikler vs. sürdükçe bu çatışmayı çözmek zor, sadece durumu kısa sürelerle idare edecek kadar yönetebilirsiniz. İsrail’in Körfez ülkeleriyle yaşadığı normalleşme sorunu gündemden düşürür gibi yaptı. Bu da bir çatışma çözme değil yönetme taktiğiydi. Ama bakın yine kolayca alevlendi. Uluslararası kurumlar sorunun ufak bir kıvılcımla alevleneceğini biliyor öte yandan ama o alevlenme olmadıkça kimse bir şey yapmıyor ve konu uluslararası siyaset alanına giremiyor. Yani bu sadece İsrail-Filistin çatışması için de söz konusu değil, bütün çatışmalar için böyle maalesef. Çatışma önleme mekanizmaları çok yetersiz, böyle bir zihniyet yok. Ancak çatışma tırmanınca sorun tekrar hatırlanıyor.</p>
<blockquote><p>İki devletli bir çözümü, iki devlet olmasa da tek devletin apartheid devleti olmaması gerektiğini savunan, herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını savunan kuruluşlar var. Fakat bu insanlar ve kuruluşlar Netanyahu rejiminde inanılmaz baskıya ve yıldırmaya maruz kaldı. Wahat Al Salam/Neve Shalom gibi hala barış içinde yaşayan karışık yerleşimler var. Başka bir var olma biçiminin mümkün olduğunu göstermek bakımından önemliler.</p></blockquote>
<p><strong>Çatışma tırmandıktan sonra da çok ağırdan alındı, BM’nin toplanması bir haftayı buldu, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eskiden daha aktif bir tutum yok muydu?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-70552 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin-640x360.jpeg" alt="filistin" width="386" height="217" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin.jpeg 864w" sizes="auto, (max-width: 386px) 100vw, 386px" />Bu durum konunun dünya gündeminde ne kadar önceliğini yitirdiğini de gösteriyor. Aslında psikolojik bir bariyer gibi de düşünebiliriz. İsrail’in bu konuyu dünya gündeminden düşürmesine ve oradaki işgali daha da normalleştirmesine katkıda bulunan iki konu var. Biri Körfez ülkelerinin İsrail’e verdiği destek, bu kaçınılmaz olarak öyle bir etki yaptı. İkincisi Ortadoğu’da çok daha acil gündemlerin yaşanması. Irak, Suriye, Yemen bunlar Ortadoğu’nun daha acil krizleri oldu. İsrail’in kendi içindeki dini ve milliyetçi radikalleşmesi, aşırı sağın yükselmesi ve güçlenmesi de bugünkü çatışmaların kaynağı. 25 yıl önce bu kesimler bu kadar güçlü değildi İsrail toplumunda.</p>
<p>Var olan uluslararası mekanizmalar ve bu sorunu ele alış biçimleri oldukça yetersiz. BM GK düzeyinde öteden beri etkisiz bu konuda. Ancak BM’nin sahada çalışan birimleri insani durumun bir nebze hafifletilmesine katkıda bulunuyordu mesela UNRWA. Trump zamanında bu kurumların altı da oyuldu. Başka birçok yardım kuruluşu ve STK da son yıllarda ilgilerini başka kanayan ve acil gördükleri yerlere kaydırdı. Sonuçta Filistin halkı arada hiçbir tampon olmadan tüm çıplaklığıyla işgal ve onun getirdiği adaletsizliklerle aracısız baş başa kaldı.</p>
<h5><strong>&#8220;Sokak ve Halklar Daha Fazla Devrede&#8221;</strong></h5>
<p><strong>İsrail vatandaşı Filistinlilerin protestoları, direnişi ve yine İsrail’den toplumsal kesimlerin çatışmalarda aktif taraf olması, Filistinlilere saldırması bugünkü çatışmayı önceki süreçlerden farklı bir yere koyuyor mu?</strong></p>
<p>Evet, bu seferkinde farklı bir durum var.  Çatışmalar sadece Filistinli halk ve İsrailli güvenlik güçleri arasında değil, buna ek olarak iki halk arasında ve sokakta gerçekleşiyor. Aşırı sağ İsrailli çetelerin sıradan insanlara ve dükkanlara saldırganlıkları buna örnek. Karşılığında bunlara yanıt veren saldıran Filistinli çeteler de var. Yani şiddet önceki alevlenmelerden bildiğimiz Gazze’den atılan roketler ve buna karşılık veren İsrail güçleri boyutunu aştı sokakta sıradan insanların birbirinin boğazına sarıldığı bir noktaya geldi. Yine İsrail vatandaşı Filistinlilerin direnişini de önceki seferlerden daha fazla görüyoruz. Sivil itaatsizliğe başvuran Kudüs’te yaşayan Filistinli gençler Hamas’ın saldırılarından çok farklı bir yöntem seriyor gözlerimizin önüne. Son yıllarda Orta Doğu’da birçok yerde gördüğümüz gençlerin aktif katıldığı barışçıl protestoların bir benzeri.</p>
<p>Bu da bence İsrail’i bu son dalgada en çok korkutan şey oldu. Çünkü İsrail içindeki Arap nüfusun barışçıl direnişi alışık olmadıkları bir durum. Bu sorunda eskisi gibi Oslo’daki gibi birkaç liderin bir araya gelip kapalı kapılar ardında el sıkışmasıyla çözülemeyeceğini de gösteriyor. Sokak ve halklar daha fazla devrede. Herhangi bir çözüm önerisinde veya görüşmede yer almak isteyeceklerdir. Körfez ülkelerinin dışlayıcı çözüm arama girişimleri o nedenle satın alınmaz halk tarafından. Bu sorunun şiddet ve güvenlik araçlarıyla çözümü mümkün değil. Demin dediğim gibi sadece kısa süreli yönettiğinizi sanırsınız ama çözüm olmaz. İki tarafın da memnun olacağı müzakere ile sağlanan bir çözüm tek kalıcı yol her ne kadar şu anda mümkün görünmese de. Sorun iyice toplumsallaştığı için çözümün de toplumsal olarak sahiplenilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İsrail&#8217;in politikalarına içeriden de özellikle hak savunucuları, barış çalışması yapan kurumlardan tepki var. Biraz önce altını çizdiğiniz çatışmaların toplumsallaşması bu anlamda çözümün de toplumsal bir yerden kurulması, müzakerelere sivil toplumun aktif katılması gibi süreçlerin gündeme gelmesini gerektiriyor mu?</strong></p>
<p>Yukarıda da söyledim iki liderin el sıkışmasıyla çözülecek bir sorun değil. Toplumsal barış için her iki tarafta da ciddi bir halk desteği olması gerekiyor. İkinci intifadaya kadar İsrail barış hareketi oldukça güçlüydü sonra maalesef dağıldı. Bunda da Hamas saldırıları çok büyük yıkıcı etki yaptı.  Ama şimdi yine içeride güçlü bir hareketlilik var. İki devletli bir çözümü, iki devlet olmasa da tek devletin apartheid devleti olmaması gerektiğini savunan, herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını savunan kuruluşlar var. Fakat bu insanlar ve kuruluşlar Netanyahu rejiminde inanılmaz baskıya ve yıldırmaya maruz kaldı. Wahat Al Salam/Neve Shalom gibi hala barış içinde yaşayan karışık yerleşimler var. Başka bir var olma biçiminin mümkün olduğunu göstermek bakımından önemliler. Bir arada yaşam için çalışan yüzlerce insan var ama son on yıldır çok ciddi baskı ve yıldırma altındalar. Bunları medyada çok görmüyoruz maalesef onlar yerine Harem-i Şerif’teki yangın sırasında ağlama duvarında sevinç gösterisi yapan aşırı sağcı Yahudileri daha çok görüyoruz. Çünkü onlar basında pek yansıtılmıyor. Oysa yıllardır bu barış pratiğini sürdüren ve çabalayan grupların pozitif deneyimlerini dünyaya göstermek gerekiyor. İsrail siyasetinde daha çok güçlenen bu radikal sağ oluşumların dengelenmesi, kendilerini sınırsız güçte görmemeleri için barış kampının güçlenmesi çok önemli. Yerelde barışı ya da müzakere ortamını hazırlayacak, barışı mümkün kılabilecek koşulların oluşması için sivil toplum çalışmalarının önemi büyük. Ayrıca araştırmalardan biliyoruz ki sivil toplumum dahil edildiği barış süreçlerinde barış anlaşmalarının kalıcı olma ihtimali %65 civarında artıyor.</p>
<blockquote><p>Çözüm için ilk önce bu çatışmanın ve çözüm arayışlarının yeniden dünya gündemine alınması lazım. İsrail içindeki barış isteyen kesimin güçlenmesi lazım. Filistin tarafında da Kudüs’teki gençler gibi sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yapan ve şiddete başvurmadığı için dünyanın gözünde ahlaki üstünlüğünü sürdüren Filistin halk direnişinin daha görünür olması lazım.</p></blockquote>
<p><strong>Kudüs’te yaşayan akademisyen Ümit Kurt, Netanyahu’yu desteklemeyen İsraillilerin de konu Filistin meselesi olunca desteklediğini belirtiyor. Bu anlamda İsrail&#8217;in içinden ses yükselmesi biraz uzak bir ihtimal değil mi?</strong></p>
<p>Birçok ülkede olan bir şeydir bu. Siyaset biliminde bayrak veya lider etrafında birleşme etkisi diyoruz buna. Dışarıdan bir tehdit algısı olduğunda, korku aktive merkezi aktive olur. Bu da insanların evrimsel olarak kaç veya saldır dürtüsüne yönlendirir ve farklılıklar, hükümete karşı olan eleştiriler bir şekilde unutulur bir süre. Herkes aynı bayrak etrafında, aynı lider etrafında tekrar bir birleşme yönüne gider. Bu çok temel bir grup psikolojisidir, başka yerlerde, çatışmalarda da görüyoruz aynı dinamiği. Liderlerin de çok kullandığı taktiktir bu nedenle; lider desteğini kaybetmeye başlayınca, dış bir düşman yaratıp bununla içerideki birleşmeyi sağlamaya çalışır. İsrail’de de bu oluyor.</p>
<p>Çözüm için ilk önce bu çatışmanın ve çözüm arayışlarının yeniden dünya gündemine alınması lazım. İsrail içindeki barış isteyen kesimin güçlenmesi lazım. Filistin tarafında da Kudüs’teki gençler gibi sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yapan ve şiddete başvurmadığı için dünyanın gözünde ahlaki üstünlüğünü sürdüren Filistin halk direnişinin daha görünür olması lazım.  İsrail gibi bir ordu karşısında Hamas gibi veya ikinci intifadadaki gibi silahlı örgütlerin çözüme bir katkısı yok, tam tersine İsrail içinde davalarına destek olacak ılımlıların da barışa destek vermesine engel oldular geçmiş yıllarda yaptıkları silahlı saldırılarla. Filistin halkının en büyük silahı; adaletsizliğe, eşit olmayan zor koşullarda direnen mazlum halk imgesidir. Roketler ve şiddet işin içine girince bu imgeyi siliyor bu da mücadelelerine bence büyük zarar veriyor uluslararası alanda. Dediğim gibi İsrail&#8217;in en büyük korkusu kendi içinde yaşayan Arap nüfusun hayatı durdurmasını sağlayacak bir sivil itaatsizlik eylemine girmesidir.</p>
<h5>Esra Çuhadar Hakkında</h5>
<p>Çatışma çözme yöntemleri ve politik psikoloji üzerine uzmanlaşmış bir akademisyen olan Esra Çuhadar, doktorasını Syracuse Üniversitesi’nden 2005 yılında almıştır. Aynı üniversiteden “Uygulamalı Uyuşmazlık Çözümü” konusunda ileri düzey sertifikası bulunmaktadır. 2006 yılından beri Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi; 2016 yılından bu yana da Cenevre’deki Inclusive Peace and Transition Initiative (Kapsayıcı Barış Araştırmaları) isimli araştırma enstitüsünde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/">&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemiyle Mücadelede Yerelden Çözümler Sürecin Başarısını Etkiliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/26/pandemiyle-mucadelede-yerelden-cozumler-surecin-basarisini-etkiliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 May 2021 09:13:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Nahit Eren]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemiyle mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Ulaş Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeliz Düşkün]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Zelal Yalçın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerel yönetim ve sivil toplum alanından uzmanlar; pandemiyle mücadelede, kararların yerelleşmesinin ve illerin öznel koşullarının göz önüne alınmasının salgının toplumsal, ve ekonomik etkilerinin azaltılmasında etkili olduğunu kaydediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/26/pandemiyle-mucadelede-yerelden-cozumler-surecin-basarisini-etkiliyor/">Pandemiyle Mücadelede Yerelden Çözümler Sürecin Başarısını Etkiliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşılama grafiklerinin yükselmesiyle bazı ülkelerde normalleşme adımları atılsa da Covid-19 pandemisinin etkileri küresel olarak sürüyor. Pandemiyle mücadelede karantina, aşı, test gibi sağlık sistemiyle ilgili tedbirlerin yanı sıra, yönetim sistemlerinden, sosyal politikalara kadar birçok alandaki çalışmaların etkili olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konuluyor.</p>
<p>ABD&#8217;deki Michigan Üniversitesi&#8217;nden küresel sağlık uzmanı olan Prof. Dr. Elizabeth King araştırmasında; yönetim sisteminin hem şeklinin hem de kurumsal işleyişinin pandemiyle mücadelede başarı seyrini etkilediğini savunuyor. King’e göre, yönetim sistemi (demokrasi veya otokrasi), resmi siyasi kurumlar (federal yapılar, başkanlık kurumları vs) ve devletin kapasitesi (sağlık sistemleri ve kamu yönetimi üzerindeki kontrol) gibi unsurların, ülkelerin Covid-19&#8217;a verdiği tepkileri şekillendiriyor.</p>
<p>Türkiye’de genel itibariyle tüm salgın süreci, kapanma, kısıtlama kararlarının yanı sıra; toplumsal ve ekonomik etkilerin aza indirilmesi noktasındaki destekler dahil olmak üzere merkezi uygulamalarla yönetildi, yönetilmeye devam ediliyor. İl hıfzıssıhha kurulları oluşturulsa da eğitim alanı başta olmak üzere hem önlemler hem de etkiler noktasında valiliklerin pek inisiyatif almadığı gözleniyor.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-70507 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/mehmet-kaya-640x427.jpg" alt="Mehmet Kaya" width="306" height="204" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/mehmet-kaya-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/mehmet-kaya.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 306px) 100vw, 306px" />Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya</strong>, yerelden çözümler için, yetki paylaşımı yöntemiyle ilin tüm paydaşlarının sürece dahil edilmesinin gerekliliğine işaret ediyor. Pandemi sürecinde oluşan sıkıntılarla ilgili valiliklerin suçlandığını hatırlatan Kaya, bu noktada valilerin sorumluluk almaktan geri durduğunu belirtirken, bunun önlenmesi için bilim kurulunun bir benzerinin her ilde oluşturulması gerektiğini böylece hem yetki hem de sorumluluğun daha kolay üstlenileceğini kaydediyor.</p>
<p>Pandemiye karşı alınan önlemlerin yerelden belirlenmesinin önemine vurgu yapan Mehmet Kaya, özellikle ekonomik alandaki kararların merkeziliğinin olumsuz etkileri arttırdığını söylüyor. Diyarbakır-Kocaeli illerini karşılaştıran Kaya, pandeminin ekonomik etkileri noktasında kısa çalışma ödeneğinden Diyarbakır’daki yararlanma oranlarının çok düşük olduğunu belirtiyor. Kapanmalardaki yasak kararlarında illerin ticari ve ekonomik alt yapısının dikkate alınması gerektiğini de kaydeden Kaya, &#8220;Kocaeli’de istihdam açısından sanayi sektörünün oranı yüzde 60&#8217;larda bu oran Diyarbakır’da yüzde 18. Hizmet sektörü ise tam tersi daha büyük. İki ilde de aynı şekilde standart bir uygulama getirdiğiniz zaman Kocaeli belki hiç etkilenmez ama Diyarbakır tamamen etkileniyor. Yine yaptığımız anketlere göre kısa çalışma ödeneğinden yararlanma oranı çok düşük çünkü Diyarbakır’da söz konusu ödenek için getirilen şartları sağlayacak çok büyük işletmeler ve çalışan kapasitesi yok.&#8221; dedi.</p>
<p>Kriz anlarında yerelden müdahalelerin, kararların sorunların çözümündeki etkisinin daha büyük olacağını da savunan Kaya, her ilin kendine özgü sanayi, hizmet, ticaret sektör dağılımları olduğunu belirterek, kararların yereldeki ihtiyaçları gözetecek yapıda olmasının önemine vurgu yaptı.</p>
<h5>Şeffaflık ve İllerin Öznel Koşullarının Göz Önüne Alınmasının Önemi…</h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-70506 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/nihat-eren-640x480.jpeg" alt="Nihat Eren" width="234" height="175" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/nihat-eren-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/nihat-eren-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/nihat-eren-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/nihat-eren.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 234px) 100vw, 234px" /><strong>Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren</strong> de yerelden uygulamaların desteklenmesinin önemine vurgu yaparken, pandemi yönetimindeki diğer önemli bir konunun sürecin şeffaf yürütülmesi olduğunu kaydediyor. Eren, sağlık hizmetlerinden, pandemiye karşı oluşturulan ekonomik ve toplumsal desteklere kadar tüm kararların, illerin kendi öznel koşullarına göre oluşturulması gereğinin altını çiziyor ve yerelde başta olmak üzere sivil toplumun sürece dahil edilmesinin önemini de vurguluyor.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61360 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/zelal-yalcin-1.jpg" alt="zelal yalçın 1" width="176" height="274" />İstanbul Planlama Ajansı Sosyal Politikalar Koordinatörü ve Yereliz Derneği’nden Zelal Yalçın</strong> da, yerel yönetimlerin pandemi süreçlerinde ekonomik ve sosyal politikalar alanında çözümler geliştirdiğini kaydediyor. Yerel yönetimlerin bu çabalarının süreç boyunca engellenmelerle karşılaştığını da kaydeden Yalçın, “Oysa ki pandeminin ortaya çıkarttığı sosyal ve ekonomik kriz ile etkin, verimli ve yerinden mücadele etmek için yerel yönetimlerin rolünü ve bütçesini arttırmak, merkez yerel koordinasyonunu en üst düzeyde sağlamak gerekirdi. Bu kaynakların verimli kullanımı, ulaşılan kesimlerin çeşitliliğin sağlanmasını, tedarik kaynaklarının çoğaltılarak yerel ekonomilerin güçlendirilmesine ayrıca katkı sağlayabilirdi.&#8221; dedi. Sürecin devam ettiğini vurgulayan Yalçın, yine pandeminin etkilerinin daha uzun süre devam edeceğinin öngörüldüğünü belirterek, “Dolayısıyla merkez yerel arasında etkin koordinasyonun bir an evvel sağlanması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sosyal ve ekonomik kriz ile baş edebilmekte önemli bir fırsat alanı olarak durmaya devam ediyor.” Diye konuştu.</p>
<h5>Okul Temelli Kararların Gerekliliği…</h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-61399" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yeliz-duskun-640x640.jpg" alt="Yeliz Düşkün" width="263" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yeliz-duskun-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yeliz-duskun-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/yeliz-duskun.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 263px) 100vw, 263px" /></p>
<p>Kararların merkeziliğinin eğitime ve çocukların iyi olma haline etkisini değerlendiren <strong>Eğitim Reformu Kıdemli Politika Analisti Yeliz Düşkün</strong> de, sadece pandemi şartlarında değil diğer zamanlarda da çocuklar başta olmak üzere eğitim paydaşlarının ihtiyaçlarının değişkenlik gösterdiğini ve kimi durumlarda il-ilçe düzeyinde de değil, okul düzeyinde karar alma esnekliğinin olmasının gerekliği olduğunu kaydediyor.</p>
<p>Pandemi döneminde çok kısa bir süre için köy okulları için ayrı kararlar alındığını ama genel itibariyle vakaların olmadığı köylerde de eğitimin yüz yüze yapılmadığını belirten Yeliz Düşkün, “Bu durum, okul temelli karar almanın önemini hatırlatıyor. Örneğin ERG uzun yıllardır öğretmenler için okul temelli mesleki gelişimin ön planda olması gerektiğini savunuyor. Benzer bir biçimde okullara bütçe verilmesinin önemini vurguluyor. Bu özerklik, okulların çözüm üretme ve uygulama kapasitelerinin gelişmesi için de önemli. Türkiye’de eğitim sisteminin krizlere nasıl yanıt verdiğini tartışırken, aslında şunu da sormak iyi olur: Okulların çözüm üretme ve uygulama kapasitesi yeterince güçlü mü ve okullar bu yönde teşvik ediliyor mu?&#8221; dedi.</p>
<p>Düşkün, okulların bu anlamda güçlü olması durumunda, salgın koşullarında okul düzeyinde kararlar alınmasını ve daha fazla okulun daha uzun süre yüz yüze eğitim vermesinin sağlanabileceğini vurguluyor. Eğitimin tek amacının akademik başarı olmadığını çocuğu iyi olma halinin önemine de vurgu yapan Düşkün, “Özellikle pandemi gibi bir koşulda çocuğun her açıdan iyi olmasının öncelikli olması gerektiğinden, alınan kararların önemi de artıyor. ERG’nin görüşüne başvurduğu öğretmenler özellikle kendi inisiyatifleriyle yürüttükleri çocukların iyi olma haline odaklanan çalışmalarını öne çıkarıyorlar. Çeşitli ağlar ve etkinliklerle bu tür inisiyatiflerin yaygınlaştığını görüyoruz. Okul düzeyinde alınan kararlar, çocuklarla birebir temasta olan paydaşların, yani öğretmen, aile ve okul idarecisinin kararlara dahil olmasına ve başta çocuklar olmak üzere okulun paydaşlarının ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirilmesine olanak tanıyor. Bu nedenle okul düzeyinde karar alma her zamankinden de daha önemli hale geliyor.&#8221; dedi.</p>
<h5>Civar Demokrasisine Doğru…</h5>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-70508 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/ulas-bayraktar.jpg" alt="" width="219" height="219" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/ulas-bayraktar.jpg 512w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/ulas-bayraktar-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 219px) 100vw, 219px" />Mekanda Adalet Derneği</strong>’nin Salgın Sonrası için Ekolojik Manifestolar’ında pandemi sürecini yerelden çözümler noktasında değerlendiren <strong>Ulaş Bayraktar</strong> da, salgının oluşturduğu sosyal ve ekonomik sorunlarına karşı ‘<a href="https://mekandaadalet.org/wp-content/uploads/2021/04/mad_11_YerelDemokrasi_UlasBayraktar_ed2_single.pdf" target="_blank" rel="noopener">civar demokrasisi</a>’ kavramının çözüm noktasında berraklaştığını belirterek, “Merkezi bir konumdan konuşan aktör ve kurumların krizi yönetebilmesi, sorunları önleyen ya da çözen etkili politikalar tesis edebilmesi mümkün değil. Nitekim, geniş coğrafyalar, kalabalık ve heterojen topluluklar için merkezi yönetimin sorunları öngörmesi, doğru analiz edip yerinde tedbirleri zamanında hayata geçirebilmesi hayli zor.&#8221; diyor.</p>
<p>Uzaktan kurgulanan politikaların uygulamadaki sonuçlarının ne kadar yetersiz ve geç kaldığının pandemi sürecinde daha da görünür olduğunu belirten Bayraktar, “Merkezi yönetim sokağa çıkma yasakları sırasında yerel yönetimleri geri plana iterek kendisi sunmaya kalktığı yardım ve destek hizmetlerini ancak bu belediyelerin araç ve insan kaynağını kullanarak başarabildi. Salgın sürecinin bu deneyimi, yerel yönetimlerin sorunların çözümünde neden ve nasıl daha etkili olabileceğini göstermiş durumda. Bu anlamda özellikle belediyelerin güçlendirilmesi artık kelimenin sözlük anlamı ile hayati bir önem taşıyor.” cümlelerine yer veriyor. Bayraktar, civar demokrasisinde kentlerde yaşayan yurttaşların kararlara katılımı ve hemşehri hukuku içindeki uygulamaların belirleyiciliğine de vurgu yapıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/26/pandemiyle-mucadelede-yerelden-cozumler-surecin-basarisini-etkiliyor/">Pandemiyle Mücadelede Yerelden Çözümler Sürecin Başarısını Etkiliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 14:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Şule Yücebıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim Virüsü platformuyla “Avrupa’nın en iyi 100 Kadın Sosyal Girişimcisi’ listesine seçilen Şule Yücebıyık ile, kurduğu platformu, eğitimdeki sorunların yanı sıra sosyal girişimciliği de konuştuk. Eğitimin yapısallaşan sorunlarının çözümü için her kurumun elini taşın altına koyması gerektiğini belirten Şule Yücebıyık, “Eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor.” Diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/">“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://bilimvirusu.com/" target="_blank" rel="noopener">Bilim Virüsü</a>’nün çıkış noktasında oğlunuzla yaşadığınız bir deneyim var ve “gençleri bilimle desteklemek” vurgusu öne çıkıyor. Çocukları, gençleri bu yönde desteklemek neden önemli?</strong></p>
<p>Çıkış noktasında oğlumun lise giriş sınavlarına hazırlanırken yaşadıkları var. O dönem oğlumu daha fazla etkilenmesin diye okuldan almak zorunda kaldım. O zamanlar TEOG idi sınavın adı. Velilerin büyük kısmı bu baskının iyi bir okul kazanılması için yaşanması gerektiği noktasındaydı. Bu süreçte çocuklar adeta yarış atı gibi çalıştırılıyor, psikolojileri hiç önemsenmiyor. Çocukluklarını yaşayamıyorlar, daha da önemlisi okulda verilen dersleri dersten ibaret görüyorlar. Bir savaş, rekabet duygusuyla matematiğin özüne inemiyor, fiziğin ne olduğunu anlamıyor. Bunlar evrenin dili aslında. Bunları içselleştiremiyorlar. Öğretmenler böyle anlatmıyor, ders kitapları bu şekilde yer vermiyor. Korkunç bir eğitim sistemi var. Sadece bizde değil bütün dünyada böyle ders başarısı eksenli bir hareket var.</p>
<p>Yine okullarda çocuklara 21. yüzyılın ihtiyacı olan yetkinliklerin hiçbiri verilemiyor. Çocuklar takım çalışması yapamıyor, kendini ifade edemiyor. Empati, arkadaşlık, takım çalışması, baskı altında çalışma, çeviklik, bu yetkinlikler yoksa 21. yüzyılda var olmak mümkün değil. Şirketler zaten bu özelliklere bakmaya başladı ama okullarda verilmiyor bu. Bütün bunları düşünürken çocuğumu görece daha az TEOG odaklı bir okula verdim. &#8220;Diğer milyonlarca çocuk ne olacak, onlara bilimi nasıl anlatabilirim?&#8221; Bu düşünceyle yola çıktım. Bilim insanı değilim ama iyi bir iletişimci olarak yetkinliklerimi kullanarak bir şeyler iletebilirim. &#8216;Bilim insanları, akademisyenler,  yeni nesil eğitmenlerle ihtiyacı olan çocuklar özellikle dezavantajlı çocuklar arasında  bir köprü oluşturabilirim&#8217; diye yola çıktım. Bir öğrenme platformu kurdum. Ve daha ilk başta ilk geri bildirimlerde çocukların nasıl mutlu olduğunu gördüm.</p>
<blockquote><p>Bilim insana anlamaktan gelen bir sevinci, mutluluğu yaşatıyor. Amaç duygusu veriyor. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey amaç; bu kaotik dünyada özellikle de gençler için amaç duygusu çok önemli.</p></blockquote>
<p><strong>Ergenlik dönemini düşünürsek bu platformun önemi daha iyi anlaşılıyor. O dönemdeki yaşanan sorunlar için de çözüm sunuyor bir bakıma.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-67852 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu.jpg" alt="Bilim Virüsü" width="224" height="224" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu.jpg 512w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 224px) 100vw, 224px" />Tabii. Biz önce liselilerden başlamıştık sonra üniversitelere de açıldık. Özellikle ergenlik çağlarında çocuklarla bilim çalışıyoruz. Sorularının peşinden koşmayı, merak etmeyi, araştırmayı, sonra onlara bir şeyler üretmeyi anlatabildiğiniz zaman, onlara hayatları boyunca da bir amaç duygusu oluşturmuş oluyoruz. Amaç duygusu öğrenme isteği de veriyor. 21. yüzyılda en önemli yetkinlik öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutup yeniden öğrenebilmek. Bilgi her gün değişiyor çünkü. Gençlere bu duyguyu veriyor. Onun yanı sıra bilim hep takımlarla yapılan bir şey. Yanındaki ile birlikte çalışacaksın. Dinden, Öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutmak yeniden öğrenmek. Her geçen gün bilgi denilen şey değişiyor çünkü. Bunu veriyor gençlere, bu duyguyu veriyor.</p>
<p><strong>Bu bir yandan da eğitim sisteminin tek tipleştirdiği, hayal gücü sınırlanan çocuklar için alternatif bir alan oluşturma çabası mı?</strong></p>
<p>Kendimizi tanımak, evreni, gezegeni tanımak ve faydalı olabilmek için bilim çok değerli bir metadoloji. Biz Bilim Virüsü&#8217;nde herkesin bilim insanı olmasını hedeflemiyoruz. Bilimsel düşünceyi öğrenmesini istiyoruz. Çünkü bilimsel düşünmenin içinde hata yapmak da var. Bizim  kültürümüzde hata yapmak çok feci bir şey olarak görülüyor. Okulda, evde, işte hata yapan cezalandırılır. Bilimde öyle değil, bilimsel icatların büyük çoğunluğu yapılmış hataların sonrasında ortaya çıkmış. Şimdi çocuk bu kavramı yakaladığı zaman, yanlış soru sormaktan korkmuyor, pes etmesi mümkün olmuyor. O korkulardan arınıyor. Bu da çok önemli bir öğreti. Hayal kurmak yetkinliği de böyle. Hayal kurmak çocuklukta yüksek olan ancak yaş ilerledikçe kaybedilen bir yetkinlik. Çünkü korkular geliyor, kaygılar geliyor, öğretmenlerin cezaları geliyor, testler, sınavlar geliyor. Yanlış  bir şıkkı yanlış işaretlediysen bittin. Üniversiteyi bitirip iş dünyasına girene kadar hayal gücü neredeyse bitiyor.</p>
<blockquote><p>Ondan sonra da kurumlarda, inovasyon, yaratıcılık konuşuyoruz. Türkiye’den markalar çıkarmayı konuşuyoruz. Mümkün değil. O yüzden hayal gücünün bilimsel düşünce ve metadoloji ile mutlaka desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.</p></blockquote>
<p><strong>Pandeminin eğitimde var olan fırsat eşitsizliğini derinleştirdiğini görüyoruz. Etkinliklere katılan öğrencilerin ve sizin bu dönemle ilgili gözlemleriniz neler?</strong></p>
<p>Pandemi öncesi ve sonrası arasında dramatik fark var. Fırsat eşitsizliğini arttıran bir süreç oldu pandemi. Bırakın eğitimi internete erişilebilirlik konusunda bile bir fırsat eşitsizliği var. Eğitim, dijital olarak yapılabilecek, sürdürebilecek bir şey değil açıkçası. Çünkü okul bambaşka öğretileri öğrendiğiniz, bir araya geldiğiniz, birlikte çalıştığımız bir yapı. Pandemi açısından bize gelen gençler arasında çok önemli bir değişim olmadı. Çünkü zaten pandemi öncesinde de okullarından son derece rahatsızdılar. Ezberci sınav sisteminden, derslerin baskılayıcı, sınırlayıcı yapısından, derslerde özgür tartışma ortamı yaratılmamasından, kendilerini ifade edememekten, merak ettikleri alanlara ilgili derslerin açılmamasından şikayetçilerdi. Dolayısıyla aynı şeyler devam etti bu süreçte de. Sorduğumuz zaman ‘kamerayı kapatıp uyuyoruz’ diyorlar. Bu kadar net söylüyorlar.</p>
<blockquote><p>Genel olarak bize gelen çocuklar kendi öğrenme ekosistemlerini yaratan çocuklar, Bilim Virüsü de ekosistemdeki en değerli platformlardan bir tanesi onlara göre. Şu anda Türkiye&#8217;nin en büyük bilimsel gençlik platformu diyebiliriz. Yapay zekâdan, genetiğe, biyo teknolojiden matematiğe, kodlamaya kadar birçok konu öğreniyorlar bu ekosistemde.</p></blockquote>
<p>Ama asıl olarak öğrendikleri başka şeyler var. Bilim Virüsü&#8217;nün bir beyin takımı var. Şu an toplam 13-14 kişi. Farklı illerden, farklı okullardan gençler. Henüz üç aydır çalışıyorlar, fiziksel olarak bir araya gelmediler. Ama bu üç ayda yaklaşık 10 eğitimle 4-5 bin çocuğa ulaştılar. Bunlar çok değerli kazanımlar. Yani o çeşitlilik içinde bir arada çalışmak, bilimsel bilimin ortak paydasında dünyaya faydalı çözümler üretmek, akran öğrenmesi, kurumlara, kişilere akademisyenlere, rol modellere ulaşmak ve onlardan ilham, mentörlük, destek almak; Bilim Virüsü&#8217;nün faydası buralarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Eğitim sisteminin açmazlarıyla ilgili platformdaki deneyimleriniz üzerinden neler söylersiniz, bu alanda ne gibi düzenlemelerin yapılması gerekiyor? Bu konuda kamu dışındaki kurumlar neler yapabilir?</strong></p>
<p>Bugüne kadar artık yapısallaşmış olan bu eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor. Yepyeni bir modele geçmemiz gerekiyor. Toplumun digitalleşme anlamında, sosyal fayda anlamında yeniden bir eğitim sürecinden geçirilmesi gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Yepyeni bir zihniyetin şekillenmesi gerekiyor ki Türkiye olması gerektiği yerde olsun. Gençlerimiz böylece ilerleyebilsin, istihdam edilebilsin, bilim üretebilsin ki yol alabilelim.</p></blockquote>
<p>Bence bütün kurumların, kişilerin elini taşın altına koyması gerekiyor. Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bırakılacak bir mesele değil. Herkesin içinde sorumluluğunu taşıması gereken bir mesele. Bilim Virüsü’nden en çok talebi fayda sunmak isteyenlerden alıyoruz. NASA&#8217;da çalışan astrofizikçiden x kurumunda çalışan bir beyaz yakalıya kadar herkes bu sistemin içinde olmaya çalışıyor ki gençlere bir şey aktarabilsin. Gerçekten bilgisine, anlatabilme yetkinliğine, öğrenme ve öğretme gücüne inanan herkesi Bilim Virüsü’ne davet ediyorum. İlk çağrımı da buradan yapmış olayım.</p>
<p><strong>Bilim Virüsü bir sosyal girişim. Sosyal girişim alanını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sosyal girişimcilik ülkemizde yeni yeni anlaşılan, şimdilerde biraz daha kulak kabartılan, içselleştirilen bir mesele. Ve gidilecek daha çok yol olduğunu düşünüyorum. Bilim Virüsü’nu kurmaya karar verdiğimde; ‘nasıl bir yapı kursam, hem misyonunu gerçekleştirse hem gelirini elde etse, bir işletme gibi verimli olsa, verimini sosyal fayda için kullansa’ diye düşünüyordum. Keşfetmeye çalıştığım model; sosyal girişimcilik olarak karşıma çıktı. Dernek ve vakıf gibi kurumsallıklarda; bugünün şartlarında uygun olmayan bir bürokratik yapı ve bir hantallık söz konusu. Çeviklik, hızlı karar alma, hemen dönüşebilme, esneklik bunlar işletmeler için önemli şeyler. Dernek ve vakıf yapılarında bu hemen olmayabiliyor. Çok etkin bir yönetim kurulu olursa belki. Mutlaka istisnalar vardır ama hemen hemen hemen hepsinde problem bu aslında. Sivil toplumda da bu bunu yansımalarını görüyoruz zaten. Öte yandan iş dünyasındaki çevremden destekler alayım ya da fonlara başvurayım gibi kaynak noktasında bir duygum da olmadı. Bu metoda karşı değilim ama içselleştirdiğim bir şey değil açıkçası.</p>
<blockquote><p>Türkiye ekonomik çalkantılar ülkesi. Bir yıl düzenli kaynak geliştirme yaparsınız ama sonra ertesi yıl bir ekonomik iniş döneminde bunu yapamazsınız ve başka çözümünüz olmadığı için kesintiye uğrar süreciniz.</p></blockquote>
<p>Bu anlamda sosyal girişimcilik çok yerine oturdu. Sonra biraz daha araştırmayı derinleştirmeye ve dünyada sosyal girişimcilerin aslında ne kadar başarılı olabileceğini gözlemlemeye başladım. Türkiye’de de harika örnekler var.  Sayılarımız az ama çok başarılı olmuş firmalar, sosyal girişimcilik alanında kurumlar var. Bunların başarılı olabileceğini gördükten sonra da o güvenle Bilim Virüsü’nü sosyal girişime dönüştürdüm. Bu modelin şu an dünya için en yararlı model olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çünkü kaynaklar çok kısıtlı ve o kaynakları bir amaca doğru yöneltirken sürekli de çoğaltmak lazım. Hatta çok daha ileri vizyon için söylemek istiyorum. Bir gün bütün işletmeler sosyal fayda odaklı olmak zorunda, hatta sosyal girişim olmak zorunda.</p>
<p><strong>Bu anlamda şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle sıyrılamayacağı bir sosyal fayda anlayışının yerleştiğini söyleyebilir miyiz? Özellikle de pandemi sürecinde markaların reklamlarında sivil toplum kuruluşları veya sosyal fayda mesajlarıyla görünür olma çabalarını düşünürsek…</strong></p>
<p>Kesinlikle… ‘Sosyal sorumluluk anlayışı artık tarihe gömülmeye mahkûmdur’ diye düşünüyorum. Burada çok netim ve keskin bir söylemin var. Yıllarca sosyal sorumluluk projeleri yapmış üretmiş ve hayata geçirmiş bir insan olarak söylüyorum bunu. Kurumlar artık sosyal sorumluluk anlayışını bir kenara bırakıp sosyal etkilerini düşünmek, sosyal etkilerini nasıl ölçebileceklerini düşünmek, topluma, çevreye, gezegene nasıl bir fayda sunacaklarını düşünerek harekete geçmek zorundalar.</p>
<blockquote><p>Kısa vadeli projelerle, reklam kokan, PR kokan projelerle bir yere gitmeleri mümkün değil. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında, kadınları güçlendirelim anlayışı tek başına yeterli olmayacak. Kendiniz ne kadar alan açıyorsunuz, eşitliği nasıl sağlıyorsunuz bunu da faaliyet raporunda sunmanız gerek.</p></blockquote>
<p>İşte ‘ağaç dikelim’ ‘karbon ayak izimi ölçelim” bunlar bir zamana kadar hizmet ettiler ama artık ötesinde bir şeyler yapmak gerekiyor. Toplumun sorunlarını çözmeye katkıda bulunacak, dönüştürecek, değişim odaklı, ölçülebilir bir takım hedefler koymak ve bunları hayata geçirmek gerekiyor sosyal etki boyutunda. Sosyal girişimci de zaten bu amaçla yola çıkıp tamamen değişim ve dönüşüm hedefi olarak ilerleyen bir girişimci modeli.</p>
<p><strong>Itır Erhart ‘Geleceği sosyal girişimci kadınlar kuracak” diyor. Siz buna katılıyor musunuz? Sosyal girişimciliği kadınlar açısından nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>Geleceği sosyal girişimcilerin inşa edeceği söylemine katılıyorum. Kadınlarla ilgili ise şunu söyleyebilirim: Yapılan araştırmalar kadınların sosyal girişimciliğe eğilimi olduğunu gösteriyor. Türkiye ve dünyada da durum böyle. Kadınların yapısındaki kurtarıcılık, kollamak, şefkat, sorunları düzeltmek, korumak gibi yönlerin sosyal faydayla ilgili konulara daha çok eğilmelerine sebep oluyor. Kurumlarda da böyle; sosyal fayda, sosyal sorumluluk gibi konularla ilgilenenler hep kadın yöneticiler, kadın çalışanlar arasından çıkıyor.  Duyarlılığımız, şefkat ve empati hislerimizle sanıyorum daha farklı yaklaşıyoruz. Hızlı karar alma, hayata geçirme yönüyle sosyal girişimcilik kadınlar için çok doğru bir model. Nitekim açtığımız pozisyonlarda gelen başvuruların çoğunluğu kadınlar oluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/">“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Medyada Erkek Egemen Uzman Temsiliyetinin Değişmesine Katkıda Bulunmak İstiyoruz”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/24/medyada-erkek-egemen-uzman-temsiliyetinin-degismesine-katkida-bulunmak-istiyoruz/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/24/medyada-erkek-egemen-uzman-temsiliyetinin-degismesine-katkida-bulunmak-istiyoruz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2021 07:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[kadın uzman]]></category>
		<category><![CDATA[medyada kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Kadınların Medyada Görünürlüğünü İyileştirme Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların medyada uzman ve katkı sunan bireyler olarak görünürlüğünü artırmak; sivil toplum ve özel sektör toplantılarında da kadın uzmanlara eşit seviyede yer verilmesini sağlamak amacıyla başlatılan Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz kampanyasının ekibiyle; Türkiye'de Kadınların Medyada Görünürlüğünü İyileştirme Projesi’ni konuştuk. Proje ekibi, "Yazılı ve görsel medyada danışılan uzmanların oluşturduğu erkek egemen resmin değişmesine katkıda bulunmak istiyoruz." diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/24/medyada-erkek-egemen-uzman-temsiliyetinin-degismesine-katkida-bulunmak-istiyoruz/">“Medyada Erkek Egemen Uzman Temsiliyetinin Değişmesine Katkıda Bulunmak İstiyoruz”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Proje fikri nasıl oluştu?  “Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz”la hedeflenen nedir?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-67574 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/sensiz-olmaz-sessiz-olmaz-640x640.jpeg" alt="Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz" width="315" height="315" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/sensiz-olmaz-sessiz-olmaz-640x640.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/sensiz-olmaz-sessiz-olmaz-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/sensiz-olmaz-sessiz-olmaz.jpeg 1000w" sizes="auto, (max-width: 315px) 100vw, 315px" />Türkiye’de her alanda pek çok konuda uzmanlaşmış kadınlar var. Çalışma alanlarında, içinde bulundukları örgütlenmelerde sözcülük yapabilecek nitelikte, iletişim becerileri son derece gelişmiş, konusuna hâkim; bilgisini, birikimini, mesajını doğru ve tam aktaracak kadınlar her yerdeler. Ama maalesef medyada hak ettikleri şekilde yer bulamıyorlar.</p>
<p>Biz de farklı alanlarda uzmanlıkları olan, bilgisini, birikimini kamuoyuyla medya aracılığıyla paylaşmak isteyen kadınları bu veri tabanına üye olmaya davet ediyoruz. Amacımız, medya mensuplarının, konferans ya da panel organizasyonları düzenleyenlerin programlarına, haberlerine, toplantılarına kadın konuk, konuşmacı bulmakta “zorlanmalarını” önlemek, kamuoyunda kadınların daha fazla görünmesini, seslerinin duyulmasını sağlamak. Şu an veri tabanımızı geliştirme, zenginleştirme aşamasındayız. Önümüzdeki dönemde bu projeyi medyaya ve kamuoyuna sunacağız.</p>
<p>Aynı zamanda mesleki tüm bilgi ve birikimlerine karşılık medyada görünme konusunda çekimser ya da isteksiz olan kadınlar için onların medyada görünmeye ya da topluluk önünde konuşmaya dair kaygılarını giderecek eğitimler de planlıyoruz.</p>
<p><strong>Proje ekibinde farklı alanlardan kadınlar var; bir araya nasıl geldiniz?</strong></p>
<p>Aslında medya alanında çalışan toplumsal cinsiyet sorununa duyarlı, bunu yansıtmadığında hazırladığı içeriğin eksik olduğunun bilincinde olan her bireyin hayali, bir gün böyle bir çalışma yapılsa da, biz de faydalansak yönündedir.</p>
<p>Ekibimizdeki Ayşe Karabat ve Semin Gümüşel Güner de bu hayali kurmuş olanlardan. Benzer bir hayali sivil toplumun çeşitli alanlarında yıllardır farklı çalışmalar yaparken kuran Ayşe Yırcalı, Özge Genç, Sabiha Senyücel Gündoğar ile bir araya gelince deneyimlerini birleştirmeye karar verdiler. Beş kadının işbirliğiyle hayalimiz kartopu gibi büyüdü ve kâr amacı gütmeyen, tek hedefi kadınları hak ettikleri şekilde medyada daha görünür kılmak olan girişimimizi hayata geçirmeyi başardık. Proje ete kemiğe bürünürken aramıza tüm enerjisi ve becerisiyle Berfin Coşkun de katıldı.</p>
<p><strong>Kadınların medyada uzmanlık alanlarıyla ilgili yer bulamayışının arkasında hangi dinamikler var? Ya da yalnızca niye toplumsal cinsiyet kodları geçerli oluyor ve kadınlar magazin, yemek, çocuk bakımı gibi konularda yer bulabiliyorlar?</strong></p>
<p>Bunun bizce bir temel nedeni ve iki pratik nedeni var.</p>
<p>Temel nedeni, kamusal hayatın her alanında olduğu gibi, medya alanında da eril bakış açısının baskın olması nedeniyle kadınların uzmanlıklarıyla medyada yer bulamaması. Kadınlar siyasette nasıl hak ettikleri gibi temsil edilmiyorlarsa, medyada da aynı nedenle temsil edilmiyorlar.</p>
<p>İki pratik sorundan birincisi, hemen her medya mecrasındaki haber merkezlerinde görev alan prodüktöründen muhabirine, konuk koordinatöründen editörüne hemen herkesin konuk, uzman veya yorumcu ararken halihazırda oluşmuş erkek ağırlıklı iletişim listelerine başvurmaları. Sürekli olarak zamanla yarışma baskısının da etkisiyle en iyi uzmanları aramak yerine, genellikle en kolay erişilebilen, en müsait olan ya da muhtemelen daveti kabul edecek olanları tercih ediyorlar. Toplumsal cinsiyet dinamiklerini, hazırladıkları haber ve programlara yansıtmadıklarında, sundukları içeriklerin, aslında eksik olduğunun farkında değiller ya da değillermiş gibi yapmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>Medya ortamının böyle olması bizi ikinci pratik nedene götürüyor. Pek çok kadın uzman televizyona çıkma, kamuya açık konuşma, günlük gazetelere veya internetteki haber sitelerine görüş verme ya da haberlerde yer alma konusunda isteksiz ve deneyimsiz. Her alanda olduğu, medya alanındaki baskın kültürde ve işleyişte kadınlar için cam duvarlar ve kadın olma deneyimlerinden kaynaklanan türlü çeşit sorunlar var. Örneğin, yazar Rebecca Solnit’in “mansplaining” olarak lügatımıza kazandırdığı “erilbilmişlik” meselesi. Bir tartışma programında ya da bir panel ve açık/kapalı toplantıda kadınlar erkeklerin aşırı özgüvenli, kadın uzmanlar ya da değil, karşısındakilerin aklını küçümseyerek yaptığı yorumlara maruz kalabiliyor.</p>
<p>Biz, yazılı ve görsel medyada danışılan uzmanların oluşturduğu erkek egemen resmin değişmesine katkıda bulunmak istiyoruz. Şöyle bir iddiamız da var;  toplumsal bütün kutuplaşmalara inat, burası her siyasal görüşten, her toplumsal kesimden, bugün önümüze ayrımcılık yapma, kutuplaştırma bahanesiyle çıkartılan her türlü çizgiyi yıkmaya niyet etmiş, bütün kadın uzmanları bir araya getiren bir yer olacak. Medyanın da bizdeki bu çeşitliği yansıtarak, asıl işini yani herkesin ve her kesimin sesi olma görevini yerine getireceğini umuyoruz.</p>
<p><strong>Kadınların medyadaki görünürlüğü neden önemli? Bu, diğer alanlarda kadınların etkin olmasını nasıl etkileyecek?</strong></p>
<p>İster konvansiyonel olsun, ister yeni, medya gerçekliği yeniden inşa ediyor. Bizim yalnızca bilgilenmemizi sağlamakla kalmıyor, neyin haber olup olmadığına karar vermekten başlayarak, bize bir düşünce tarzı da sunuyor. İstesek de istemesek de, bize sunulanı belli ölçülerde benimsiyoruz. Medyada gördüğümüzü normalleştiriyoruz. Kullanılan dil de aynı şeyi yapıyor, dil yalnızca düşüncelerimizi ifade etmemize yaramıyor, onu şekillendiriyor da.</p>
<p>Kadınların uzmanlıklarıyla hak ettikleri biçimde medyada yer almasının, baskın eril kültürü ve onunla gelen bütün sorunları doğrudan ve dolaylı bir biçimde değiştireceğini biliyoruz. Kadın uzmanların daha çok temsil edildiği bir medyanın, kız çocuklarının eğitiminden tutun da kadına yönelik şiddetle mücadeleye kadar birçok alanı olumlu yönde etkileyeceğine inanıyoruz. Uzman kadınların görünürlüğünün artmaya başlamasıyla, her şeyin temelinde olan kadınlar üzerinden iktidar kurma çabası sarsılabilir ve iktidar kurma meselesi sarsıldığında kadına yönelik şiddet azalabilir…</p>
<p><strong>Proje kapsamındaki eğitimlerle ne amaçlanıyor?</strong></p>
<p>İkincil bir pratik sorun olarak kadınların medyada görünür olma konusundaki kısmi deneyimsizliklerinden ve çekincelerinden söz etmiştik. Eğitimler tam da bunu kırmayı amaçlıyor. Bir yandan gönüllü kadınlara bu eğitimleri verip onları medya ile iletişim konusunda da uzmanlaştırıp, onları ekranda ya da kamusal alanda topluluklar karşısında güçlendirmeyi planlıyoruz.</p>
<p>Bu eğitimlerde, medyaya haber kaynağı ya da uzman olarak görüş vermek ya da programlara konuk olmak konusundaki süreçleri ve beklentileri anlatacağız. Katılımcılara sosyal medyayı fark yaratacak biçimde kullanmaya ilişkin ipuçları vereceğiz.</p>
<p>Sensiz Olmaz, Sessiz Olmaz” platformundaki uzmanlar arasına katılmak için <a href="https://www.sensizolmazsessizolmaz.org/home" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz - Tanıtım Filmi" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/vFoKS_cSbp4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/24/medyada-erkek-egemen-uzman-temsiliyetinin-degismesine-katkida-bulunmak-istiyoruz/">“Medyada Erkek Egemen Uzman Temsiliyetinin Değişmesine Katkıda Bulunmak İstiyoruz”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/24/medyada-erkek-egemen-uzman-temsiliyetinin-degismesine-katkida-bulunmak-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
