<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cafer Solgun, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/cafer-solgun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/cafer-solgun/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jan 2020 12:09:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Cafer Solgun, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/cafer-solgun/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Elmas Arus: &#8220;Ayrımcılıkla Mücadele Yerelden Başlar&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/elmas-arus-ayrimcilikla-mucadele-yerelden-baslar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 08:59:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Ayrımcılık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Abdül Batur]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Yoldaş Altıok]]></category>
		<category><![CDATA[Elmas Arus]]></category>
		<category><![CDATA[En Roman Dostu Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayri İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Sivil Toplum Örgütleri Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı Balkanlar ve Türkiye’de Sivil Toplumu Geliştirme Ortak Girişimi ile Sıfır Ayrımcılık Derneği tarafından verilen “En Roman Dostu Belediye Başkanı” ödülünün bu yılki sahibi İzmir Konak Belediye Başkanı Abdül Batur oldu. Sıfır Ayrımcılık Derneği Başkanı Elmas Arus, konuyla ilgili sorularımızı yanıtlarken ayrımcılıkla mücadelenin yerelden başladığına ve toplumsal dönüşümün buralardan gerçekleştiği inancında olduğunu belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/elmas-arus-ayrimcilikla-mucadele-yerelden-baslar/">Elmas Arus: &#8220;Ayrımcılıkla Mücadele Yerelden Başlar&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>&#8220;En roman dostu belediye başkanı&#8221; ödülü hangi amaçla veriliyor? Buna neden ihtiyaç duydunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En Roman Dostu Belediye Başkanı kampanyası Batı Balkanlar ve Türkiye’de Roman Sivil Toplumunun Güçlendirilmesi Üzerine Ortak Girişim projesi kapsamında yürütülüyor. Kampanyanın amacı yerel yönetimlerin Romanlarla ilişkisini güçlendirmek, onların sorunlarını fark etmelerini sağlamak, sorunlara yönelik çözüm geliştirirken Romanları da buna dahil etmek, ayrımcılıktan uzak, uygulanabilir, bütüncül sosyal politikalar geliştirilmesine önayak olmak, uluslararası platformlarla ilişki kurarak Romanların sosyal içermesiyle ilgili çalışmalarda birlikte yer almak olarak özetlenebilir. Kampanya ile yerel yönetimlerin Roman vatandaşların sorunlarına karşı farkındalık oluşturarak Romanlar ile birlikte çözümler üretmelerini hedefleniyor.  </span></p>
<p><b>Neden bir başka kamu kurumu değil de belediye?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-44277 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/Elmas.jpg" alt="" width="381" height="212" />Roman vatandaşların en yakından temas kurabildikleri kamusal alanlar belediyeler. Bu nedenle belediyelerin bu konulara yönelmesini sağlamak, farkındalıklarını artırmak Roman vatandaşların aktif vatandaşlık haklarına kavuşmalarını sağlayacaktır. Öte yandan ayrımcılıkla mücadele yerelden başlar ve toplumsal dönüşüm  buralardan gerçekleşir inancındayız. Bu sebeple Roman vatandaşların maruz kaldıkları ayrımcılığın giderilmesinde yerel yönetimlerin farkındalığı ve ilgisi önem arz ediyor. Bu kampanya ile iyi uygulama modellerinin yayılmasını, belediyelerin bu konudaki çalışmalarının ödüllendirilerek diğer belediyelerin bu konularda çalışmaları üzerine teşvik edilmesini sağlamak istiyoruz.</span></p>
<p><b>Ödül jürisi kimlerden, hangi kurumlardan oluşuyor ve hangi kriterlere göre adaylar belirleniyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ödül jürisi, akademisyenler, Roman aktivistler, Roman dernekleri ve bu alanda çalışmalar yapan yerel yönetim çalışanlarından oluşan bir bağımsız değerlendirme kurulu. Değerlendirme kriterleri ise belediyenin kendi sınırları içerisinde yaşayan Romanlara yönelik yaptığı hizmetlerin ölçülmesi. Belediye Romaların sağlık haklarına ulaşımına nasıl katkı sağlıyor, eğitime katılımı güçlendirmek üzere çalışmaları var mı, bünyesinde ve piyasada Roman istihdamını etkin bir şekilde destekliyor mu, barınma koşullarını iyileştirmek adına çalışmalar mevcut mu, belediye meclisinde Romanlar temsil ediliyorlar mı, Roman vatandaşlara yönelik strateji belgesine uyumlu çalışmalar yapıyor mu, buna bütçe ayrılmış mı gibi soruların cevaplandırılması ile adaylar netleşiyor, belirleniyor. Öte yandan belediyenin çalışmalarının diğer belediyeler için bir örnek teşkil edip etmediği de göz önünde bulundurduğumuz önemli bir kriter. Zira bu kampanya ile ortaya çıkan iyi uygulama modellerinin diğer belediyeler bazında da uygulanabilirliğinin sağlanmasını hedefliyoruz. </span></p>
<p><b>Konak Belediye Başkanı Abdül Batur hangi çalışmalarından dolayı bu ödüle layık görüldü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-44279 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/Ad%C3%BClBatur.jpg" alt="" width="480" height="270" />Öncelikle Belediye meclisinde Roman vatandaşların temsilinin olması önemli bir etken oldu. Roman mahallelerini sık sık ziyaret ederek, Roman toplumuyla ilişkilerin geliştirilme çabasında olunması, Roman Çalışma Grubunun bulunması, belediye bünyesinde Roman vatandaşların istihdamının sağlanması, kentsel dönüşüm projelerinde Romanların fikirleri alınarak, kültürel yapılarının korunmasının esas alınması, eğitime devamlılığın sağlanması için okullarda kahvaltı verilmesi, ortaöğretim ve yükseköğretime devam eden çocuklara burs verilmesi gibi faaliyetleriyle Abdül Batur ödüle layık görülmüştür. Gerçekleşen faaliyetlerin diğer belediyeler nezdinde örnek olacağına inanmaktayız.</span></p>
<p><b>Ayrımcılıkla Mücadelede En Kararlı Belediye Hacı Bektaş</b></p>
<p><b>Hacı Bektaş Belediyesi&#8217;ne de &#8220;Ayrımcılıkla Mücadelede En Kararlı Belediye Başkanı&#8221; ödülü verilecek, neden?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-44291 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/4XsKFGlJ_400x400.png" alt="" width="336" height="336" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/4XsKFGlJ_400x400.png 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/4XsKFGlJ_400x400-160x160.png 160w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" />E</span><span style="font-weight: 400;">vet. Hacıbektaş Belediyesi yoğun bir Roman nüfusuna sahip olmamakla birlikte Hacı Bektaş anma törenleri dolayısıyla tören tarihlerinde yoğun bir Roman nüfusu misafir ediyor. İki sene önce Romanların törenlere katılımını engellemek amacıyla tören tarihleri değiştirilmiş, Romanlar büyük bir ayrımcılığa maruz bırakılmışlardı. Son yerel seçimde belediye başkanı seçilen Arif Yoldaş Altıok, bu ayrımcılığın önüne geçmek isteyerek tarihleri orijinal günlerine çekmiş ve ayrımcılıkla mücadelede kararlı olduğunu göstermiştir. Önümüzdeki senelerde gerçekleşecek olan anma törenleri için ise Roman vatandaşların şartlarının iyileştirilmesi yönünde çalışmalar yapacağını vaat etmektedir.</span></p>
<p><b>Konak Belediye Başkanı Abdül Batur: Sorun Eğitim, İstihdam ve Barınma</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘En Roman Dostu Belediye Başkanı’ seçilen Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, ödülünü 18-20 Kasım tarihleri arasında Avrupa Parlamentosu&#8217;nda düzenlenecek olan bir törenle Brüksel’de alacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuyla ilgili görüşlerini sorduğumuz Abdül Batur, Konak’ta yoğun bir Roman nüfus bulunduğunu hatırlatarak, Roman vatandaşların yaşadıkları semtlere ‘pozitif ayrımcı’ bir gözle baktıklarını dile getirdi. “Romanların en önemli üç sorununun eğitim, istihdam ve barınma” olduğunu kaydeden Batur, “Burada kısa vadede hazırlanacak ve istihdamla ilgili olarak ihtiyacı olan herkese iş verecek kapasite hiç bir yerel yönetimde yok. Ama istihdam alanı yaratacak şeyler yapılabilir. Biz Roman Kültür Merkezi yapıyoruz. Orada düzenlenecek eğitimlerin yanı sıra madde bağımlılığıyla da mücadele edilecek. Biz gençleri, madde bağımlılığına yakalanmadan kurtarmak istiyoruz. Beş yaşından itibaren bir eğitim lazım, bu sebeple kreş de açacağız.” dedi. </span></p>
<p><b>İlki Geçen Yıl Verildi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıfır Ayrımcılık Derneği’nin Batı Balkanlar ve Türkiye’de Roman Sivil Toplumu Geliştirme Ortak Girişimi ile işbirliği halinde yürüttüğü Roman Sivil Toplum Örgütleri Projesi kapsamında, Türkiye’nin En Roman Dostu Belediye Başkanı ödülünün ilki geçtiğimiz yıl İstanbul Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü ile Samsun Canik Belediye Başkanı Osman Genç’e verilmişti.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/elmas-arus-ayrimcilikla-mucadele-yerelden-baslar/">Elmas Arus: &#8220;Ayrımcılıkla Mücadele Yerelden Başlar&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Munzur Dağlarında Maden Aramak Bir Çevre Felaketidir&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/munzur-daglarinda-maden-aramak-bir-cevre-felaketidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 11:58:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[DAM]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kazdağları]]></category>
		<category><![CDATA[maden sahası]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Örgün Tutay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 12 Ekim 2019 Cumartesi günü İstanbul Taxim Hill Oteli toplantı salonunda, "Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor" başlıklı bir konferans düzenliyor. DAM Başkanı Salman Yeşilgöz, Kaz Dağları için gösterilen duyarlılığın Munzur için de gösterilmesini istediklerini  belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/munzur-daglarinda-maden-aramak-bir-cevre-felaketidir/">&#8216;Munzur Dağlarında Maden Aramak Bir Çevre Felaketidir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz Temmuz ayında, Dersim&#8217;de (Tunceli) bulunan Munzur dağlarının tamamının &#8220;maden sahası&#8221; ilan edildiği ortaya çıkmıştı. Uzmanlar, bunun bölgede ciddi ekolojik, demografik ve kültürel bir yıkıma neden olacağını savunurken Dersim kuruluşları da tepki gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43106 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/KonferansAfiş-640x853.jpg" alt="" width="301" height="401" />Yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasındaki Dersim&#8217;de, 145 maden projesi bulunuyor. 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları&#8217;nın tamamen &#8220;maden sahası&#8221; ilan edilmesinin, bölgedeki su kaynakları, endemik bitki örtüsü ve florayı tahrip edeceği belirtiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul&#8217;da çalışmalarını sürdüren Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 12 Ekim 2019 Cumartesi günü İstanbul Taxim Hill Oteli toplantı salonunda, konuyla ilgili bir konferans düzenliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor&#8221; başlığıyla duyurulan konferansta, Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Yüksel Örgün Tutay, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası YK Başkanı Hüseyin Alan ve Avukat Murat Cano konuşmacı olarak yer alacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dersim Araştırmaları Merkezi Başkanı Salman Yeşilgöz, &#8220;Kaz dağlarında maden arama çalışmalarıyla ilgili önemli bir duyarlılık oluştu. Bu, tabii ki olumlu ve sevindirici bir şey. Aynı duyarlılığın Dersim ve Munzur konusunda da sergilenmesini istiyoruz, bekliyoruz.&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Maden arama çalışmaları, bölgedeki endemik bitki örtüsünü tahrip edecek. Su kaynaklarını yok edecek. Bölgenin demografik yapısı olumsuz yönde etkilenecek&#8221; görüşünü savunan Yeşilgöz, &#8220;Amacımız bu çevre felaketine dikkat çekmek&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuyla ilgili uzmanlardan alınan görüşlerle bilimsel raporlar hazırlamakta olduklarını belirten Yeşilgöz, &#8220;Bu yanlıştan dönülmesi için çaba gösterdiklerini&#8221; kaydetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor&#8221; başlığıyla duyurulan konferans, 12 Ekim 2019 cumartesi günü saat 15.00&#8217;te Taxim Hill Oteli toplantı salonunda yapılacak.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/09/munzur-daglarinda-maden-aramak-bir-cevre-felaketidir/">&#8216;Munzur Dağlarında Maden Aramak Bir Çevre Felaketidir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Tohumdan Toprağa, Topraktan Sofraya Temiz Gıda, Ekolojik Yaşam&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/19/tohumdan-topraga-topraktan-sofraya-temiz-gida-ekolojik-yasam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 08:05:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anka Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Hanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dersim'de bir grup yurttaş "Anka Dersim" adı altında başlattığı sivil girişimle geleneksel üretimi teşvik eden çalışmalar yürütüyor. Anka Dersim girişimi gönüllülerinden Eyüp Hanoğlu, başlattıkları girişim ve çalışmalarıyla ilgili 'neden' sorusunun yanıtını 'Doğaya, insana ve doğayı birlikte bölüştüğümüz tüm canlılara saygıyı esas alan geleneksel üretimle bağımızı yeniden canlandırmayı amaçladığımız için.' olarak veriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/19/tohumdan-topraga-topraktan-sofraya-temiz-gida-ekolojik-yasam/">&#8216;Tohumdan Toprağa, Topraktan Sofraya Temiz Gıda, Ekolojik Yaşam&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.facebook.com/ankadersim/" target="_blank" rel="noopener">Anka Dersim</a> gönüllülerinin yürüttükleri araştırmalar sonucu bulunan ve en az 150 yıllık bir geçmişi olduğu belirtilen &#8220;Karakılçık Buğdayı&#8221; tohumları bir çiftçinin bahçesinde ekilerek çoğaltılması sağlandı. Anka Dersim gönüllülerinin 15 Ağustos günü düzenlediği etkinlikle ekim sonucu elde edilen tohumlar bölgede çiftçilik yapan yurttaşlara dağıtıldı. </span></p>
<p><b>Neden &#8216;Anka Dersim&#8217;?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41544 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/Ey%C3%BCpHano%C4%9Flu-640x480.jpg" alt="" width="407" height="305" />Doğaya, insana ve doğayı birlikte bölüştüğümüz tüm canlılara saygıyı esas alan geleneksel üretimle bağımızı yeniden canlandırmayı amaçladığımız için. Dersim toplumunun kendi kökleri, dilleri, kültürleri ve değerleri üzerinden yeniden varolmasına katkı koymak istediğimiz için.</span></p>
<p><b>Dersim&#8217;in doğal gıda açısından ifade ettiği önem nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya doğal gıdaya ulaşmak için ciddi para ve kaynak harcıyorken biz bu kaynağın başında oturuyoruz. Kentlerde insanlar huzursuz ve mutsuz! En önemlisi de kentlerde 10 insandan 5&#8217;i hastalanırken, kırsalda 10 insandan sadece 1&#8217;i hastalanıyor. Parayla bulamayacağımız çoğu şey bu topraklarda kendiliğinden var. Türkiye&#8217;nin ve Avrupa&#8217;nın en büyük endemik alanı Dersim coğrafyasıdır. Yine en güçlü su toplama havzası Fırat&#8217;tır ve temeli Dersim coğrafyasındadır. </span></p>
<p><b>Dersim en çok göç veren illerimizden aynı zamanda? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Dersim&#8217;in kendi ürünleri ve çeşitleriyle burada büyümeyi ve bu sayede insanlarımızın yerinde, yurdunda yaşamasını sağlayarak göç vermekten kurtulabiliriz. Çünkü bu kültür ancak bu topraklarda bir yaşam seçeneği oluşturarak ayakta tutulabilir! Bunun olanaklarının yaratılmasını elzem görüyor, bunun için uğraş veriyoruz.</span> <span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><b>Geleneksel olmaya önem vermenizin nedeni nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41557 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/afi%C5%9F-1-640x781.jpg" alt="" width="349" height="426" />Biz, doğal gıda ve temiz çevrenin yanı sıra, Dersim için ayrıca kendi tarihine, kültürüne, değerlerine ve ana dillerine dönüşü de önemsiyoruz. Örneğin eskiden 3-4 yıl çift sürmüş bir öküz, yaşlandığında hemen satılmazdı. Evin emektarı sayılır ve ona saygı duyulurdu. Birkaç yıl bakılır sonra satılırdı ve satılırken de rızalığı istenirdi. Bunca kötüleşen dünya üzerinde, bu tarz değerlerimizin bugün yaratılacak üretim kültürü içinde yaşam bulmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamayı önemsiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fazla ürün almak için bir açgözlülük emaresi olan ve hem insanı hem doğayı ve üzerindeki canlı yaşamı zehirleyen her türlü kimyasal katkıdan uzak; hibrit / yapay tohumlar kullanmadan etik üretim, etik bölüşüm felsefesiyle çıktığımız bu yolda, Anka Dersim olarak geleneksel değerlerimizle hareket ediyoruz. Toprağın rızkı neyse onu olduğu gibi kabul eden, aldığı ürünü hakça bölüşen, her adımında rızalık alıp veren Alevi-Kızılbaş değerleriyle yaşamış atalarımızın geleneğini, bugünün modern dünyasının olanakları içinde varetmeye çabalıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu açıdan Anka Dersim, önceliğini kendi iç terbiyesine veren, doğanın yarattıklarına saygı ve onu koruma duygusuyla boy veren, bizimle aynı doğayı paylaşan hiçbir canlıya zarar vermeden var olmak isteyen bir üretim anlayışı ve bunun somut uygulamalarıdır. Yanı sıra kendimizin yemediği hiçbir ürünü, başkasına da yedirmeme ahlakını önemsiyoruz.</span></p>
<p><b>Şimdiye kadar neler yaptınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk işimiz buğdaya eğilmek oldu, çünkü sağlığımıza en büyük tehdidi yüksek gluten ve bromür oranlarıyla günlük kullandığımız ekmekler oluşturuyor. Geleneksel tohumların giderek tedavülden kaldırılmış olması ve verim artışı gerekçesiyle kimyasallarla zehirlenmiş tarım alanlarının çokluğu bu tehdidi sürekli diri tutuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz de bu akıntıya karşı kürek çekebilmek için, atalık tohumları çoğaltıp köylere yaygınlaştırarak, daha geniş alanlara ekim yapmayı hedefliyoruz. Şu ana kadar dört yerel buğday türünün ekimini gerçekleştirdik.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41546 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/Ey%C3%BCpHano%C4%9Flu1-640x563.jpg" alt="" width="316" height="278" />Bunlardan biri olan Karakılçık, serin ve görece daha yüksek rakımlarda yetişmekte ve yakın geçmişe kadar Dersim&#8217;de yaygın olarak ekilmiş ancak yabancı hibrid tohumlar karşısında giderek yok olmaya yüz tutmuş siyah başaklı bir buğday türüdür. Gluten oranı yüzde 1&#8217;in altında olup lezzet ve besin değerleri bakımından çok özeldir. Hem potasyum ve fosfor açısından çok zengin hem de A, E, K, C vitaminleri, demir, lif ve protein oranı oldukça yüksek. Dersim coğrafyasında bu buğday iklim, mevsim koşulları ve rakım itibarıyla en iyi Pülümür ve Erzincan tarafında yetişiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz de Anka Dersim olarak bir ton karakılçık tohumunu bu bölgede kimyasal zehirlere maruz kalmamış topraklarla buluşturduk. İlk ekimimizi Pülümür Armağan köyünde Ali Budak&#8217;la birlikte, toprağın ve buğdayın rızalığını isteyerek gerçekleştirdik. Devamla Pülümür&#8217;ün Yarbaşı ve Pancılas köyleri ile Erzincan&#8217;a bağlı Karacalar köyünde de Karakılçık buğdayını toprakla hemhal ettik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci atalık tohumumuz olan Aşure buğdayı, Dersim’in en az beş asırlık yerel buğdayıdır. Sonbaharda ekilir, merkezi ilçelerde yaygın üretimi susuz tarımla yapılır, koyu renklidir. Geçmişi M.Ö. 1000’li yıllara kadar uzanan ekmeklik bir buğday çeşididir. Tohum kaynağına eriştiğimiz Mazgirt ilçemizin Kavaktepe ve Sörek (Karabulut) köylerinde geniş bir alanda arkadaşlarımızla beraber bu buğdayın ekimini ve hasadını gerçekleştirdik.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üçüncü atalık tohumumuz ise Dersim’in yazlık buğdaylarından Bare’dir. Zazaca konuşulan yerlerde “Usare” diye adlandırılır. Açık, renkli ve sindirimi rahat bir buğdaydır. Bu buğday türünü tohum çoğaltmak amacıyla Dersim merkez ve Pertek’te ekmeye devam ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son buğday türümüz ise Anadolu’nun modern buğdaylarından Gerek-79. Beyaz taneli, kırmızı başaklı, kışa ve kurağa dayanıklıdır. Modern çeşitler içinde ayrıca ele alınması gereken en önemli ikinci ekmeklik buğdaydır. Ekmeğinin kalitesi yüzünden üretimini sürdürmekteyiz. Pertek, Dere nahiyesi Çay köyünde sonbahar ekimi buğday tarlalarımızın hasadını da bir etkinlikle gerçekleştirdik.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elde ettiğimiz buğdayların önemli bir kısmını tohum olarak değerlendirip kalanı da su değirmeninde öğütüyoruz. Bu amaçla Anka Dersim ekibi olarak köylülerle birlikte Dere nahiyesinde asırlık bir su değirmenine tekrar hayat kazandırdık. Amacımız bu değirmenlerin ve atalık tohumlarla ekolojik üretim kültürünün Dersim’de daha da yaygınlaşması.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yanı sıra Ovacık’ın Karayonca (Pardi) ve Isıtma (Heniye Sıti) köylerinde yerli atalık üç ayrı Çalı fasulyesi tohumunu toprakla buluşturduk. Çalı fasulyesi, zahmeti bol ve yetişme süresi uzun olduğu için artık giderek tercih edilmiyor. Çünkü Ovacık&#8217;a son yıllarda getirilen ve hızlı yetişip zahmeti az olan Konya tohumuyla rekabet edemez hale getirildi. Oysa çalı, beyaz küçük taneleri, yüksek besin değerleri doyuruculuğu ile hem bünyeyi güçlendiren hem de kilo sorunu yaratmayan şaheser bir fasulyedir.</span></p>
<p><b>Belediyelerle ilişkileriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41547 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/Karak%C4%B1l%C3%A7%C4%B1kBu%C4%9Fday-640x640.jpg" alt="" width="349" height="349" />Pülümür, Ovacık ve Pertek’te belediyelerle birlikte çalışıyoruz. İlçelerde farklı alanlarda yeni projelerin hayata geçirilmesine destekler sunuyoruz. Kültür ve sanat cephesini olanaklarımız ölçüsünde desteklemeye gayret ediyoruz. Dersim’in şifa geleneğinin ayağa kaldırılması, bu alanın geliştirilmesi, arıcılık faaliyetlerinin canlandırılması noktasında da henüz emekleme aşamasındayız. Öte yandan özellikle kadınlarımızın üretim sürecine katılması amacıyla atölye çalışmalarını teşvik ediyoruz. Pülümür Halk Eğitim Merkeziyle başladığımız bir çalışmada Dersim’de üretilen ürünlerin ekolojik torba dikimlerini kadın arkadaşlarımız yapmaktadır.</span></p>
<p><b>Çalışmalarınızda karşılaştığınız zorluklar var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle insanlarımızda bir inanma sorunu var. Dersim, uzun yıllar boyu çok kimsesiz kaldığı ve insanlarımız genelde olumsuzluklar yaşadığı için, yeni şeylere karşı iyimserlik beklentisi az ya da hiç yok! Yanı sıra etrafımız yarım kalmış ya da gerçekleştirilmemiş projeler çöplüğüne dönüşmüş durumda. İnsanlarımızın inanç ve güveni çok fazla suiistimal edilmiş durumda. Bu nedenle önce somut olarak göstermeniz gerekiyor. Bu da bir dezavantaj olmakla birlikte, Anka Dersim’in yaklaşımında bir avantaja dönüşüyor. Çünkü var olma nedenimiz tam da fikirlerimizi realize etmek! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci sıkıntımız, bol su kaynakları içinde olmamıza rağmen sulu arazilerin azlığı. Bu durum üreticileri çok zorluyor ve tarım alanlarının çoğunun atıl kalmasına neden oluyor. Yanı sıra tarımsal üretim koşullarının çok geri olması, makine ve teknik ekipman yetersizliği de bir diğer olumsuz faktör.</span></p>
<p><b>Kısa- orta- uzun vadede hedefleriniz neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41548 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/topluresim-640x400.jpg" alt="" width="405" height="253" />Henüz yolun başında olmamıza rağmen, ciddi bir bilgi ve deneyim biriktirdik. Sahada geniş bir alanda, farklı iklim ve toprak özelliklerinde, farklı tohum çeşitleriyle çalışmak çok geliştirici oldu. Bu günlerde bu deneyimlerimizden öğrendiklerimizle, gelecek dönemin üretim planlamasını yapmaktayız. Bu sene tohumlarımızı biraz daha çoğaltma fırsatını bulduk. Tohumlar çoğaldıkça, hangi bölgeye hangi türler uygunsa, ilgili tohumu köylülere dağıtmak suretiyle Dersim’de hibrit tohumların yerini giderek atalık tohumların almasını sağlamaya gayret ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Faaliyete başlarken Dersim’in şifa değeri yüksek bitkilerini açığa çıkarmak ve bunlar üzerinde akademik alanı da dahil ederek çalışmak amacımız vardı. Devamla talep çokluğundan nesli tükenmek üzere olan sarımsak, ışkın ve benzeri türleri kültüre almak istiyoruz. Bu amaçla kimi bitkiler üzerinde başlayan denemelerimizi yaygın ekime dönüştürmek niyetindeyiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sarımsağın atası sayılan Ovacık dağ sarımsağını farklı alanlarda kültüre almaya başlamıştık. Bu çalışmalar sonucunda, en efektif şeklini bularak Ovacık’ta sarımsak ekimi yapmayı planlıyoruz. Ayrıca katma değeri yüksek olup coğrafyamızda yetişmeyen bitkileri de arkadaşlarımızla birlikte Dersim toprağında test ediyoruz. Bu amaçla Ovacık’ta lavanta, yine Ovacık ve Pertek’te safran bitkisi denemeleri başlamıştı. Koşullar el verirse bu tarz denemeleri geliştirmek ve teşvik etmek istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlgilendiğimiz bir diğer alan ise arıcılık. Bal, propolis, polen ve arı sütünün geliştirilmesi ve bu alanda sağlıklı, katkısız üretimlerin yapılmasını teşvik ediyoruz ve destekliyoruz. Aynı zamanda Anka Dersim ürün kalemlerinin içinde de bal ürünleri yer almaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dersim’in nesli giderek tükenen salatalık, domates, mısır, biber, patlıcan, kavun ve kabak gibi bostan bitkilerinin de yerli tohumları ile bahçeler kurmak da gelecek dönem hedeflerimiz içindedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine Dersim’in geleneksel el sanatlarının (astır, cacım, heybe, el işi örmeleri gibi), özellikle kadın emeğiyle üretime geçebilmesi orta vadede yapmak istediklerimizden biridir. Hem bu geleneksel ürünlerimizin kaybolmaması hem de kadınlarımızın üretim sürecine katılıp kendi geçimlerini sağlamaları açısından çok önemli görüyoruz bunu..</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak, Anka Dersim felsefesini, yaklaşımını, gelenekle ve üretimle bağını ortaya koyabileceğimiz bir mekan arayışı içindeyiz. Bunu da realize etmeye çabalıyoruz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/19/tohumdan-topraga-topraktan-sofraya-temiz-gida-ekolojik-yasam/">&#8216;Tohumdan Toprağa, Topraktan Sofraya Temiz Gıda, Ekolojik Yaşam&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Munzur&#8217;un Artık &#8216;Arama-Kurtarma&#8217; Derneği Var: MUDAK</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/munzurun-artik-arama-kurtarma-dernegi-var-mudak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 09:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Doğa Sporları ve Arama Kurtarma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Eroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Bidav]]></category>
		<category><![CDATA[MUDAK]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41464</guid>

					<description><![CDATA[<p>Engin Eroğlu'nun otobüs çarpması sonucu Munzur suyuna düşerek hayatını kaybetmesi, Dersimli doğaseverleri harekete geçirdi ve MUDAK adında bir arama-kurtarma derneği kuruldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/munzurun-artik-arama-kurtarma-dernegi-var-mudak/">Munzur&#8217;un Artık &#8216;Arama-Kurtarma&#8217; Derneği Var: MUDAK</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41466 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/mehmet-bidav-640x480.jpg" alt="" width="371" height="278" />Geçtiğimiz Haziran ayında otobüs çarpması sonucu Munzur ırmağına düşen ve cansız bedenine 18 gün süren arama çalışmaları sonucu ulaşılan Engin Eroğlu olayı, Dersim&#8217;de (Tunceli) bu tür olaylara müdahale için gerekli kamu kurumu ve sivil oluşumların yetersiz olduğunu açığa çıkarmıştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu olayın harekete geçirdiği Dersimli doğaseverler bir dernek çatısı altında bir araya gelmeye karar verdi. Kuruluş toplantıları esnasında Dersim dağlarında yaşayan boynuzlu keçinin adından esinlenerek &#8220;Şamuadak&#8221; adı üzerinde duran dernek girişimcileri, &#8220;Munzur Doğa Sporları ve Arama Kurtarma Derneği&#8221; (MUDAK) adında karar kılarak derneğin resmi kuruluşunu gerçekleştirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MUDAK Geçici Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bidav, &#8220;Şehirde AFAD var. AFAD’ın teknik yeterliliği iyi olmasına karşın, sayısal anlamda yetersiz. Dolayısıyla kentte arama-kurtarma çalışması gerektiren olaylara müdahalede sivil desteğin varlığı çok önemli. Özellikle yangınlar, dağda mahsur kalma, su üstü arama-kurtarma, deprem, çığ, trafik kazaları gibi elim olaylarda biz de AFAD’la birlikte çalışmalara katılmayı, giderek ulusal ve uluslararası alanda etkin olmak istiyoruz.&#8221; diyor. Bidav, çalışmalarında en büyük desteği AFAD&#8217;dan alacaklarını vurgulayarak, AFAD&#8217;ın özellikle eğitim yeri ve eğitim çalışmalarında kendilerine yardımcı olacağını kaydetti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyenin henüz bu alanda uzman bir ekibi olmadığını ancak oluşturmayı hedeflediğini belirten Bidav, &#8220;Kısa zamanda arama-kurtarma olaylarında acil ve yeterli müdahale yeteneğine kavuşmamız gerekli&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mehmet Bidav, derneğin kısa sürede bölgede yaşanan doğa ile ilgili kazalara, yaz aylarında baş gösteren orman yangınlarına, yabani hayvan saldırıları ile bu hayvanların yaralandığı olaylara müdahale edecek duruma gelmesi için çaba gösterdiklerini ifade etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">50 dolayında girişimci ile resmi kuruluşunu gerçekleştiren MUDAK, bölgedeki doğasever, çevreci gençler tarafından ilgi ile karşılandı.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/munzurun-artik-arama-kurtarma-dernegi-var-mudak/">Munzur&#8217;un Artık &#8216;Arama-Kurtarma&#8217; Derneği Var: MUDAK</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dersim’de Arama-Kurtarma Derneği Kuruluyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/22/dersimde-arama-kurtarma-dernegi-kuruluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jul 2019 08:31:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[arama kurtarma derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Eroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Bidav]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dersimli doğaseverler bölgede yaşanan ve bazısı can kaybı ile sonuçlanan olaylara müdahale edecek bir arama-kurtarma derneği kurmak için çalışmalara başladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/22/dersimde-arama-kurtarma-dernegi-kuruluyor/">Dersim’de Arama-Kurtarma Derneği Kuruluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40834 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/MehmetBidav1-640x480.jpg" alt="" width="319" height="239" />Geçtiğimiz günlerde bir kaza sonucu Munzur ırmağına düşerek hayatını kaybeden Engin Eroğlu olayı Dersimli gençleri ve doğaseverleri harekete geçirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engin Eroğlu, bir otobüsün açılan bagaj kapağının çarpması sonucu Munzur’a düşmüş ve cesedine 17 gün süren arama-kurtarma çalışmaları sonucu güçlükle ulaşılmıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engin Eroğlu’nu arama çalışmaları Dersim’de özellikle akarsu altında ve üstünde arama-kurtarma çalışmaları konusunda büyük bir eksiklik yaşandığını ortaya çıkardı. Ülkemizdeki akış hızı en yüksek sulardan olan Munzur’a ev sahipliği yapmasına rağmen bölgede bu alanda uzman ekiplerin olmaması, Dersimli doğaseverlerin harekete geçmesine neden oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz günlerde bu alanda faaliyet yürütmek amacıyla bir araya gelen bir grup Dersimli doğasever, ŞAMUADAK Arama Kurtarma Derneği adıyla bir dernek kurmaya karar verdi. Dernek kurucularından Mehmet Bidav, “Şehirde 10 kişilik bir AFAD ekibi var ama olaylara müdahale etmek konusunda çok yetersiz kalıyorlar. Belediyenin de uzman bir ekibi yok. Bölgede bu alanda yaşanan olaylara müdahale edecek profesyonel ekiplere ciddi şekilde ihtiyaç var. Bunu Engin Eroğlu arkadaşımızı kaybettiğimiz olayda acı bir şekilde tekrar gördük ve artık harekete geçmek için daha fazla geç kalamayacağımızı anladık” diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40835 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/munzur-640x853.jpg" alt="" width="353" height="470" />Mehmet Bidav, kısa sürede sürekli ve gönüllü katılım kriterlerine göre sayılarının 50 kişiye ulaştığını kaydederek dernek kuruluşu için resmi başvurularını yaptıklarını ifade etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bidav, derneğin yürüteceği çalışmalar hakkında, “Biliyorsunuz bölgede sadece akarsu ile ilgili kazalar yaşanmıyor, özellikle yaz aylarında baş gösteren orman yangınları var, kurt ve ayı başta olmak üzere yabani hayvan saldırıları oluyor. Veya bu hayvanların yaralandığı olaylar yaşanıyor. Şehirdeki AFAD bu olaylara müdahale etmede çok yetersiz kalıyor. Kurucularımız arasında bu olaylarla ilgili profesyonel, uzman arkadaşlarımız var. Hızla eğitimlere başlayıp gerek ilimizde gerekse de çevre illerde yaşanacak olaylara müdahale edecek duruma gelmek istiyoruz” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arama Kurtarma Derneği’ne isimini veren “Şamoa” Dersim dağlarında yaşayan boynuzlu bir keçi türüne verilen isim. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/22/dersimde-arama-kurtarma-dernegi-kuruluyor/">Dersim’de Arama-Kurtarma Derneği Kuruluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Zazaca Ders Kitabı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/27/ilk-zazaca-ders-kitabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jun 2019 07:18:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdır Eren]]></category>
		<category><![CDATA[Zazaca]]></category>
		<category><![CDATA[Zazaca Ders Kitabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Fam Yayınları tarafından yayınlanan “Zazaca Ders Kitabı” kendi alanında bir ilk. Hıdır Eren tarafından hazırlanan kitap MEB bünyesindeki “Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Yabancı Diller ve Yaşayan Diller 2016 Modüler Programı”na uygun. Hıdır Eren ile kitabı ve Zazaca üzerine konuştuk…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/27/ilk-zazaca-ders-kitabi/">İlk Zazaca Ders Kitabı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Zazaca üzerine daha önce yayınlanmış bir çalışmanız var mı? Bu, “ders kitabı” olarak yayınlanmış ilk kitap mı?</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40111 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ZazacaDersKit-640x913.jpg" alt="" width="296" height="422" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yazdığım ikinci ders kitabı. Birincisi STK’larda düzenlenen Zazaca kurslara yönelik 2010’dan beri biriktirdiğim Zazaca ders notlarımdan oluşan ve 2015’te yayınlanan Dersê Zazaki adlı kitap. İkincisi ise bu kitap. Kitabın oluşturulmasında Zazaca’nın kuzey diyalekti esas alındı. Sebebi de benim o diyalektin mensubu olmam ve hakimiyetimdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016 Şubat ayında Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Modüler Programı’na “Anadolu’da yaşayan Diller” adı altında Zazaca da eklendi. Kitabı tamamen modüler programa konulan Zazaca A1 seviyesi içeriğine uygun olarak hazırladım (amaçlar, hedefler, konular, kazanımlar vb.). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitap, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünce henüz onaylanmış değil. Zaten ders kitapları Talim Terbiye’nin kurduğu komisyonca onaylanıyor. Yılda bir defa genellikle Temmuz ayı içerisinde bu komisyon toplanır. Bu kitap alanında tek olduğu için komisyona alternatifsiz katılmış oluyor. Hazırladığım kitap, kendi alanında bir ilk.</span></p>
<p><b>Hedef kitleniz kimler? Umduğunuz ilgiyle karşılandı mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitabın 14 yaş ve üzeri bir hedef kitlesi var. A1 seviyesinde olduğundan Zazaca’yı bilmeyip öğrenmek isteyenlere yönelik hazırlandı. Bildiğiniz gibi 14 yaş ve üzeri 10 kişi başvurduğunda Halk Eğitim Müdürlüklerinin talep doğrultusunda dil kursu açma zorunluluğu var. Ancak Zazaca söz konusu olduğunda elde bir ders materyali yok. İşte bu kitap, bu ihtiyaca yönelik. Alanında bir ilk. Bana gelen dönüşler oldukça olumlu, umut verici.  </span></p>
<p><b>UNESCO, 2009 yılında yayınladığı bir raporda Türkiye&#8217;de konuşulan 15 dilin yok olmaya yüz tuttuğu bilgisine yer verdi. Bunlardan biri de Zazaca. Türkiye&#8217;de çok sayıda Zaza yaşadığı biliniyor ama dilleri yok olmaya yüz tutmuş. Neden?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dilin yok olmaya yüz tutması, bir başka deyişle &#8220;kırılgan&#8221; diller arasında yer almasının tabii ki nedenleri var. İlk elde şunları söyleyebilirim: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Merkezi hükümetin yerel dillere yönelik asimilasyoncu politikası, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Dilin yasaklanması, Dilin horlanması, küçümsenmesi, dahası böyle bir dilin olmadığı propagandasının her alanda yaygınlaştırılması ve belirli bir program çerçevesinde bu propagandanın sürdürülmesi, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Bu duruma bağlı olarak söz konusu dilin müdavimlerinin kendi dillerinin yasaklanması, kamusal alanlarda kullanılmaması, eğitim kurumlarında yer verilmeyişi gibi nedenlerle kendi dillerini konuşmaktan uzaklaşmaları, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Pazarda resmi dilin halim kılınmasıyla bu alanda da dillerin çekilmesi (ki ben sosyolojide okurken “İstanbul’da cumhuriyetin ilk yıllarında kimler en çok nelerden dolayı soruşturma geçirmişler” araştırmamızda  gördük ki daha çok seyyar satıcılar soruşturma geçirmiş. Nedeni, “vatandaş Türkçe konuş” yasasına muhalefet etmek. Bu insanlar meyve-sebze adlarını Türkçe olmayan dillerde mahalle aralarında bağırarak yasaya muhalefet etmişlerdi.) </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Söz konusu dilin müdavimlerinin çocukları ve torunları tarafından  asimile (dede ve ninelerin) edilmeye başlamaları ve giderek söz konusu dilin mensuplarının ev içinde de kendi dillerini konuşamaz duruma gelmeleri… Dahası kendi dillerini konuşmaktan utanır olmaları…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu saydığım hususlar Zazaca açısından da geçerli ve ortaya çıkan sonuç, UNESCO raporuna konu olduğu üzere dilimizin yok olma tehlikesi altında olması&#8230;</span></p>
<p><b>Zazaca konuşan bölgeler (Dersim, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ) açısından kıyaslama yaptığınızda farklılıkla gözlemliyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Alevi Zazaların yaşadığı bölgeler ile Sünni Zazaların yaşadığı bölgeleri kıyasladığımızda sol kültürün yol açtığı bir farklılık görüyoruz. Açıkçası, sol kültürün Zazaca&#8217;nın yok oluşunda görmezden gelinemeyecek bir etkisi var. Çünkü sol, bugüne değin dil ve kültüre yönelik özgün çalışmaları &#8220;mikro milliyetçilik&#8221; olarak yaftaladı, bu bakış açısıyla ele aldı. Küçümsedi. Yargılayıcı tutumlar takındı. Bu arada sol jargonun da Türkçe olduğunu hatırlatayım. Solun bu yaklaşımı, genellikle sola açık duran Alevi Zazaların yaşadığı bölgelerde Zazacanın hızla konuşulamaz hale gelmesinde etken olmuştur. Bugün itibarıyla Bingöl ve Tunceli il milli eğitim müdürlükleri bünyesinde ortaokullarda Zazaca seçmeli ders alan öğrencilerin sayısı karşılaştırıldığında bu durum daha net bir şekilde karşımıza çıkıyor. Tunceli&#8217;de Zazaca seçmeli ders alan öğrencilerin sayısı 135, Bingöl&#8217;de ise bu sayı 2648&#8230;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/27/ilk-zazaca-ders-kitabi/">İlk Zazaca Ders Kitabı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömer Faruk Gergerlioğlu: &#8220;İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/omer-faruk-gergerlioglu-iskence-insanlik-sucudur-sozu-klise-olarak-kaliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2019 10:50:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40088</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu,  Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle sorularımızı yanıtlarken, "İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bu söz uzun süre klişe bir söz olarak kalacak sanırım." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/omer-faruk-gergerlioglu-iskence-insanlik-sucudur-sozu-klise-olarak-kaliyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: &#8220;İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1984 yılında kabul edildi. Yeterli sayıda devlet tarafından sözleşmenin imzalanmasının ardından 26 Haziran 1987 yılında sözleşme yürürlüğe girdi. 1997 yılında ise BM Genel Kurulu, her yıl 26 Haziran gününü İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ilan etti. Sözleşme, işkenceyi “mutlak” şekilde yasaklıyor, işkencenin “meşru” olabileceği hal ve zamanlar olamayacağını hükme bağlıyor. Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklayarak “suç” olarak kabul etmiştir. İşkence yasağı, ulusalüstü belgeler, bildirgeler, anlaşmalar ve ilgili iç hukuk belgelerinde belirtiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle eski Mazlum Der başkanı, insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu sorularımızı yanıtladı. </span></p>
<p><b>İşkence bütün dünyada insanlık suçu kabul ediliyor. Buna rağmen hala dünyamızda işkence suçu işleyen ülkeler/devletler var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşkence insanlık suçudur ama bu cümle halen dünyanın pek çok ülke yönetimi tarafından sadece beylik bir cümle olarak telaffuz ediliyor. Ülke çıkarları için işkenceyi mübah gören bir anlayış kabul görebiliyor. İşkence, ülkeler için büyük bir demokratikleşme imtihanı. Zira işkence zengin, fakir demeden devletlerin “yüksek çıkarları” için uygulanabiliyor…</span></p>
<p><b>Ülkemizde de yakın tarihimizde, özellikle darbe dönemlerinde (1960, 1971, 1980 ve 90’lar) işkence suçları, kayıplar, faili meçhuller hafızalarımızda iz bıraktı. 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde çok sayıda hak ihlali ve işkence iddiaları ile bir hak savunucusu ve milletvekili olarak ilgilisiniz. Bugün durumumuz nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşkence açısından hatırlattığınız üzere sabıkalı bir ülkeyiz. İşkence vakaları ulusal ve uluslararası gündemde Türkiye için hep konuşulan bir vaka. OHAL dönemi gittikçe artan hukuksuzluklarıyla işkenceye davetiye çıkarıldı. Kamu görevlileri üstlerinden habersiz veya onların emriyle insanlara işkence yaptı ve çoğunlukla yaptıkları yanlarına kar kaldı. OHAL dönemiyle ilgili hazırladığımız 2 ayrı raporda, ki ilkine 2173 kişi, ikinciye 3776 kişi katılmıştı, insanlar kolluk güçleri ve kamu görevlileri tarafından kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığını açıkladı. Ancak bunlar için harekete geçen mağdur pek olmadı. Çünkü aynı muamelenin tekrarından korkuyorlardı. İşkence için harekete geçmek isteyen kişiler ise bürokrasi duvarına tosladı ve yokuşa sürülen idari ve adli işlemler sonrası kendilerini çaresiz hissettiler.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek.</span></p></blockquote>
<p><b>Kamuoyunun, ilgili kamu kurumlarının yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözaltı merkezlerindeki işkence iddialarına maalesef kamuoyunun çoğu duyarsız kaldı. Zira bu kişiler kendi kimliklerine yakın değildi. En son Halfeti ve Ankara emniyetindeki işkence iddiaları kamuoyuna yansıdı. Ama bu konuda cevap vermesi gerekenler sessizliklerini koruyor. Kaçırılarak işkenceye uğradığını söyleyen Zabit isimli bir tutuklunun iddialarını TBMM Başkanlığı’na sunduğumda, mektuptaki ifadelerin “kaba ve yaralayıcı” olduğunu söyleyen TBMM Başkanı sayın Mustafa Şentop, bu önergeyi reddetti. Bu hal, işkenceyi önlemekle ilgili günlerin, yıldönümlerinin Türkiye’de kutlanmasının anlamı kalmadığını gösteren önemli bir bulgudur. </span></p>
<p><b>“İşkence insanlık suçudur” bilinç ve duyarlılığı ülkemizde/toplumuzda ne kadar içselleştirilmiştir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bu söz uzun süre klişe bir söz olarak kalacak sanırım. İşkenceye uğrayan kendisindense sahip çıkan, başka bir kimliktense umursamayan, hatta az bile bulan bir toplumda insan hakları savunucularının işi zor…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/omer-faruk-gergerlioglu-iskence-insanlik-sucudur-sozu-klise-olarak-kaliyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: &#8220;İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?   </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jun 2019 09:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi medyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun süredir yeniden kendi kabuklarına çekilme eğilimi içerisine giren Alevilerin, varlığından hoşnut oldukları medyayı aktif bir şekilde sahiplenmeleri gereği var. Alevi medyası, yeri geldiğinde doğal, gönüllü bir muhabir olan, yeri geldiğinde eleştirileriyle, önerileriyle etkide bulunan "aktif" bir izleyici kitlesine ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/">Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?   </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39918" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız-1-640x360.jpg" alt="" width="360" height="203" />Şükrü Yıldız sosyal medya imkanlarının yayıncılığı herkesin yapabileceği bir düzeye taşıdığını ve bunun özellikle gençlere ulaşmak isteyen Alevi kurumlarının dikkate alması gereken bir yeni durum olduğunu vurgularken, Alevi kurumlarının televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan da vazgeçmeleri gerektiğini söylüyor: &#8220;Alevi medyasının hem yazılı, hem de görsel anlamda geliştirilmesi Aleviler önünde duran bir zorunluluk. Bu alanda sosyal medya geleceğin medyası olarak önümüzde durmakta. Çok değişik çevrelerin kolayca yayın yapmasına ve fikirlerini yaymasına olanak veriyor. Yayıncılığı pahalı bir iş olmaktan çıkarmış bulunuyor. Özellikle de gençliğe ulaşmak isteyen kesimlerin elindeki en etkin araç. Diğer bir konu da Alevi kurum ve kuruluşlarının artık elini taşın altına koyup televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Şimdiye kadar ki Alevi medyasında çalışmış ve yetişmiş olan yüzlerce medya çalışanı var. Bunlar yan yana getirilmek suretiyle yayıncılık yapılması doğru mecrada bir gelişmeye vesile olacaktır. Artık kurumların kendisini aşma dönemi gelmiştir.&#8221;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldız bu düşüncesini, kurumların yönettikleri medyayı &#8220;kendilerini temsil&#8221; üzerine kurgulamalarına bağlıyor ve &#8220;Habercilik ve tartışma programlarında aleyhlerine olduğunu düşündükleri şeylerin yayınlanmaması için elindeki kurumsal ilişkileri devreye sokuyorlar&#8221; diyor. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39915 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DoğanBermek-1-640x360.jpg" alt="" width="368" height="207" /></b>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;"> de Alevi kurum yöneticilerinin Alevi medyasına bakış açısıyla ilgili gözlemini şu şekilde ifade ediyor: &#8220;Kendi politik görüşlerine uygun yayınları izliyorlar. Alevilik inanç ekseninde değil politik, popülist eksenlerde kullanılmaya çalışılıyor.&#8221;</span></p>
<p>Hatice Çevik<span style="font-weight: 400;"> aynı konuda keyfiliğin önüne geçmenin yayın ilkeleri belirlenmesiyle mümkün olabileceğine vurgu yapıyor: &#8220;Yayın ilkelerinin belirlenmesi çok önemli; yoksa kurum yöneticilerinin ya da medya yöneticilerinin değişmesi ile yayın politikasının yapboza çevrilmesi emeği yok edecek, geleceğe taşınmasını mümkün kılmayacaktır. Bu nedenle ilkesel hareket edilerek yola hizmet edilebileceği kanaatimdeyim.&#8221;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Alevi kuruluşlarının artık elini taşın altına koyup televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Şimdiye kadar Alevi medyasında çalışmış, yetişmiş yüzlerce medya çalışanı var. Bunlar yan yana getirilmek suretiyle yayıncılık yapılması doğru mecrada bir gelişmeye vesile olacaktır. Artık kurumların kendisini aşma dönemi gelmiştir.</span></p></blockquote>
<p>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;"> Alevi kurumlarının Alevi medyasına yaklaşımı ile ilgili işlerini çok da rahat yapamadıklarını ifade ediyor: &#8220;Bazen yaptığımız haberlerden dolayı kimi kurum başkanları ve kişiler hedef alabiliyor. Bu geneli, büyük tabloyu görmediklerinden kaynaklanıyor. AKP iktidarının antidemokratik tutumu, yapılan habere, haberciye saldırısı, müdahalesi maalesef tüm toplum kesimlerine de yansıyor. Bu kötü alışkanlıktan kurtulmak zorunda herkes. Yoksa biz medya çalışanları işimizi nasıl özgürce yapacağız!&#8221;</span></p>
<p><b>&#8216;Aleviler Medyalarına Sahip Çıkmalı&#8217;</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39928 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/NilgünMete-1-640x360.jpg" alt="" width="338" height="190" /></b>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;">, Alevi kurumlarının zaten kısıtlı olan medya imkanlarını gereğince iyi kullanmadıkları kanısında: &#8220;Haber değeri olan durumların bile bazen farkında değiller. Örneğin bir cemevinin elektriği aylar öncesinde kesilmiş, karanlıkta cem yapıyorlar ve bu mağduriyet medyaya bildirilmiyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mete kendi deneyiminden hareketle &#8220;PİRHA olarak epey çaba sarf ediyoruz&#8221; diyor ve devam ediyor. Biz Alevilere ulaşıyoruz çoğunlukla. Oysa kurumlar olsun, Alevi yurttaşlar birebir olsun kendi sesi olan medyaya ulaşmayı artık bilmeli, öğrenmeli.&#8221; Mete&#8217;nin gözlemi, medyayı sorunları doğrultusunda harekete geçirme konusunda Alevilerin henüz yeterli bir duyarlılık sergilemediklerini düşündürüyor kuşkusuz. </span></p>
<p><b>&#8216;Gençleri İkna Edecek Bir Yayıncılık Gerekli&#8217;</b></p>
<p>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;"> güncel duruma ilişkin olarak, “Bir Alevi medyası var demek, abartı olur” diyerek ekliyor: “Alevi medyasını varlığını iddia etmek abartı olur. Alevi kurumlarının yayın organları var demek daha doğru bir yaklaşım. Lakin bu da giderek aşılıyor. Özellikle internet yayıncılığı bunun oluşmasına imkan veriyor.” Yıldız mevcut Alevi yayınlarının izleyici kitlesinin önemli ölçüde kırsal kesimler ve yaşlılar olduğu kanısında ve buradan hareketle “Gençleri ikna edecek bir yayıncılık gerekli” diyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Aleviler haber değeri olan durumların bile bazen farkında değiller. Örneğin bir cemevinin elektriği aylar öncesinde kesilmiş, karanlıkta cem yapıyorlar ve bu mağduriyet medyaya bildirilmiyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldız, Alevi medyasının yaşadığı sıkıntılar bakımından iki hususa dikkat çekiyor: “Alevi medyasının temel sorunlarından bir tanesi maddi olarak bu yayınları destekleyecek kurumsal bir aklın olmayışı ve sermayedar kesimin Alevi yayıncılığında ticari bir getiri görememiş olmalarıdır. İkinci bir durum da Alevi entelektüellerin Alevi kimlikleriyle barışık olmalarından kaynaklı uzak durmalarıdır. Kendilerini Alevi kimliğiyle ifade etmek istemeyen ‘yetenekli’ kesimlerin Alevi medyasıyla ilişkilenmeyi menfaatlerine uygun düşmediğini düşünmeleri farklı bir cepheden Alevi medyasına katılımcılığı düşürmektedir.Kısacası Alevi medyası da popüler saldırının baskısı altında&#8230;”</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39929 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/HaticeÇevik-640x427.jpg" alt="" width="334" height="223" /></b>Hatice Çevik<span style="font-weight: 400;">’e göre esas sorun ise, Alevi medyasının kendi içinde bir “bütün” oluşturamaması: “Kişi ya da kurumların sisteme ve Aleviliğe bakış açısı yayın çizgisini de belirliyor.” Çevik, mevcut yayınların güç şartlar altında sürdürüldüğünü belirterek bütün eksikliklerine rağmen “birbirimizden haberdar olmak adına” bu çabaların desteklenmesi gerektiğini vurguluyor ve Alevilerin, Alevi kurumların daha özverili olmaları gereğine dikkat çekiyor.</span></p>
<p><b>Sonuç</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyasını tartışıyoruz ama aslında &#8220;merkez medya&#8221;, &#8220;ana akım medya&#8221; denilen medyanın toplum nezdinde ne denli &#8220;etkili&#8221; ve özellikle de &#8220;güvenilir&#8221; olduğu da bir tartışma konusu. &#8220;Ana akım&#8221; medyaya güvenmeyenlerin ise sadece Aleviler olmadığı biliniyor. Uzun süredir medya, &#8220;güvenilirlik&#8221; anketlerinde &#8220;En az güvenilen&#8221; sıralamasının üst sıralarında yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunları, talepleri, beklentileri ile birlikte ülkemizde Aleviler var. Sorun, talep ve beklentilerinin görmezden gelinmesi birincisi tabii ki bu gerçeği ortadan kaldırmıyor ve ikincisi, kendi gerçeklerini görebilecekleri, duyurabilecekleri bir medya ihtiyacını da ortaya koyuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2000&#8217;li yılların başlarında Avrupa&#8217;da başlayıp Türkiye&#8217;de peş peşe açılan Alevi televizyon kanalları, patronlarının farklı beklentileri bir yana, Alevilerin artık &#8220;gizli-saklı&#8221; olmaktan uzaklaşıp kimlikleri, talepleri ile birlikte &#8220;görünür&#8221; hale gelmelerinin kaçınılmaz sonuçlarından biriydi. Ekonomik sorunlarının üstesinden gelemeyip peş peşe kapandılar ama yerlerine yenileri açıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39930 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/İzmir_Miting.jpg" alt="" width="346" height="189" />Alevilere yönelik yayın yapan medya organlarının altı çizilen sorunları şu şekilde özetlenebilir: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin &#8220;Alevi&#8221; kimlikleri, inançları nedeniyle yaşadıkları sorunlar ve talepleri var. Sorunun bu ayırt edici özelliğini göz ardı edip Alevileri herhangi bir &#8220;muhalefet aracı&#8221; olarak ele almak, &#8220;ideolojik&#8221; açıdan anlaşılabilir; fakat çözüm noktasında Alevilere çok da yararı bulunmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi kurumları, Alevi medyasını bazı kişisel ikbal hesaplarının uzantısı olarak &#8220;yönetmek-yönlendirmek&#8221; gayretkeşliğinden vazgeçerek haberleri ile, programları ile kaliteli bir Alevi medyasının gelişmesini &#8220;doğal&#8221; misyonları olarak ele almak sorumluluğu ile baş başadırlar.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Esas sorun Alevi medyasının kendi içinde bir bütün oluşturamaması.  Kişi ya da kurumların sisteme ve Aleviliğe bakış açısı yayın çizgisini de belirliyor. Eksikliklerine rağmen birbirimizden haberdar olmak adına Alevi medyasının desteklenmesi gerekir.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzun süredir yeniden kendi kabuklarına çekilme eğilimi içerisine giren Alevilerin, varlığından hoşnut oldukları medyayı aktif bir şekilde sahiplenmeleri gereği var. Alevi medyası, yeri geldiğinde doğal, gönüllü bir muhabir olan, yeri geldiğinde eleştirileriyle, önerileriyle etkide bulunan &#8220;aktif&#8221; bir izleyici kitlesine ihtiyaç duyuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi sermaye sahiplerinin meseleye &#8220;ticari&#8221; kaygılarla yaklaşması ilk bakışta normal olsa da, sıradan Alevi yurttaştan farklı bir özverili tutum sergilemesi beklenmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyasının daha &#8220;etkili&#8221; olması, sadece Aleviler için değil bir &#8220;ortak payda&#8221; olarak herkesin kendi dini, etnik, siyasi düşünceleri, değerleriyle özgürce yaşaması çabası, hedefi, özlemi açısından da gerekli ve önemlidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyası daha etkili bir duruma eriştiği oranda, bunun en doğrudan sonuçlarından biri, merkez medyayı dönüştürme etkisi yaratması olacaktır. Ancak o zaman kendi bünyelerinde Alevi inancına, kültürüne, sorunlarına daha duyarlı olmaları gerektiğini nihayet kabulleneceklerdir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/">Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?   </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Medyası İhtiyaç mı? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/alevi-medyasi-ihtiyac-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 08:06:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[alevi medyası]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Kelleci]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Akgül]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Mete]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendisini 'sol' olarak tanımlayan medya Alevileri doğal bir 'muhalefet' aracı olarak görüyor. Ancak Alevilerin 'Alevi' oluşlarından kaynaklanan sorunlarının çözülmesi, taleplerinin karşılanması ile çok da ilgili oldukları söylenemez. Aleviler 'zorda' oldukları müddetçe Aleviler üzerinden de 'muhalefet' yapılabilmektedir ve onları ilgilendiren de budur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/alevi-medyasi-ihtiyac-mi/">Alevi Medyası İhtiyaç mı? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz Alevilere yönelik medya kuruluşlarında çalışmış veya halen çalışmakta olan gazeteci, yazar, sivil toplum aktivistleri mevcut medyanın Alevilerin sorun ve taleplerine ilgisiz kalmaları nedeniyle bir &#8220;Alevi medyası&#8221;nın gerekli olduğuna işaret ediyorlar. Ana akım medya Alevilerle ilgili gelişmelere duyarsız kalıyor, konuyla ilgili bir &#8220;uzmanlaşma&#8221; ihtiyacı hissetmiyor ve iktidardan esen rüzgarlara göre tutum belirliyorsa, Aleviler ya medyadan hiçbir şey beklemeyecekler ya da kendi medyalarını oluşturacaklardır. &#8220;Ne gerek var Alevi medyasına?&#8221; şeklinde özetlenebilecek düşünce sahipleri de var. Bu şekilde düşünenlerin genel olarak kendini &#8220;sol&#8221; olarak tanımlayan çevreler olduğu görülüyor. Madem &#8220;sol&#8221; medya bütün ezilenler, emekçiler, &#8220;ötekiler&#8221; için yayın yapmaktadır, mazlum ve mağdur Alevilerin hakları için de yayın yapılmaktadır, o halde “Alevi medyasına” da gerek yoktur! Kimi kendini &#8220;solda&#8221; tanımlayan Alevilerin de benimsediği bu eleştirel düşüncenin kendince &#8220;tutarlı&#8221; görünen gerekçesi bu şekilde özetlenebilir.&#8217;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Alevi bölgelerinin ekrana yansıtılması Aleviler arasında ilişkilerin gelişmesine ve bir birini tanımalarına vesile olmuştur. Bir izleyicinin &#8216;Lo em çikastar pirbine (oğul ne kadar çokmuşuz)&#8217; cümlesinde ifadesini bulan ruhi durum bu yayınlarla sağlandı&#8217;</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat bu yaklaşım ilk bakışta göründüğü kadar &#8220;tutarlı&#8221; değil. Çünkü Alevileri &#8220;muhalefet&#8221; yapmanın &#8220;araç&#8221; ve &#8220;argümanlarından&#8221; biri olarak görmekle malul. Aleviler, mazlum ve mağdur oluşları nedeniyle doğal bir &#8220;muhalefet&#8221; yapma aracı olarak ele alınıyor. Alevilerin &#8220;Alevi&#8221; oluşlarından, yani inançlarından kaynaklanan sorunlarının çözülmesi, taleplerinin karşılanması ile çok da ilgili oldukları söylenemez. Aleviler &#8220;zorda&#8221; oldukları müddetçe Aleviler üzerinden de &#8220;muhalefet&#8221; yapılabilmektedir ve &#8220;önemsenen&#8221; de budur. Bu açıdan </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">&#8216;in merkez medya için dile getirdiği eksiklik (Konuyu bilen uzman çalıştırma gereği duymama) &#8220;sol&#8221; veya &#8220;alternatif&#8221; ya da &#8220;muhalif&#8221; denilen medya için de kendisini göstermektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Realite bu olunca &#8220;Alevi medyası&#8221;, Aleviler için bir ihtiyaç olmaktadır. Bunun aksini düşünmek, Alevilerin sorun ve taleplerinin karşılanması istek ve beklentilerinden vazgeçmelerini istemekten farksızdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belirtmek gerekir ki, &#8220;Alevi medyası&#8221; derken bir kurumsal yapıdan söz etmiyoruz. Alevilere yönelik yayın yapan TV kanalları, radyolar, internet siteleri var. Biraz yakından bakıldığında bunların da birbiriyle kayda değer bir iletişim veya koordinasyon içerisinde olmadıkları görülür. Bunun da en önemli nedeni, ideolojik tercihlerdeki farklılıklardır denebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39913 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ErgülŞanlı.jpg" alt="" width="336" height="336" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ErgülŞanlı.jpg 582w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ErgülŞanlı-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 336px) 100vw, 336px" />Bir dönem (2006) Alevilere yönelik yayın yapan bir TV kanalında program yapan Alevi dedesi </span>Ergül Şanlı<span style="font-weight: 400;">, &#8220;Alevi televizyonu diye yayın yapanlar aslında siyaset yapıyorlardı. Bu kanalların bazı patronları TV aracılığıyla sanki Alevileri temsil ediyorlarmış gibi davranıp siyasi hesaplar yapıyorlardı&#8221; diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla birlikte 2000&#8217;li yıllarla birlikte önce Avrupa&#8217;da yayına başlayıp sonra merkezlerini Türkiye&#8217;ye taşıyan Alevi TV kanalları bir &#8220;ilk&#8221; olmaları itibarıyla önemli bir misyonu da yerine getirdiler. Çoğu kısa süre sonra ekonomik nedenlerle kapanan bu televizyonlar vesilesiyle yurdun dört bir yanındaki Aleviler, denilebilir ki ilk defa birbirlerinden haberdar oldular, &#8220;görünür&#8221; oldular. </span></p>
<p>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;"> bu durumu şu sözleriyle dile getiriyor: &#8220;Alevi televizyonları, Alevileri gerçek anlamda yansıtma gücünün çok gerisinde bir alt yapı ile yayına girmiştir. Bu kanalların böyle bir iddiada bulunması da doğru değildir. Fakat verili durumu tespit ve ekrana taşımada büyük rol oynamışlardır. Alevi bölgelerinin ekrana yansıtılması Aleviler arasında ilişkilerin gelişmesine ve bir birini tanımalarına vesile olmuştur. Bir izleyicinin &#8216;Lo em çikastar pirbine (oğul ne kadar çokmuşuz)&#8217; cümlesinde ifadesini bulan ruhi durum bu yayınlarla sağlandı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39915 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DoğanBermek-1-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" />&#8220;Aslında 90ların sonu ve 2000&#8217;lerin başında bir dönem Alevi medyasından söz edilebilecek bir ortam vardı. Ama Alevi medyası bu fırsatı kullanamadı ya da çok yetersiz kaldı. O günler iyi değerlendirilebilse idi bugün çok güçlü bir Alevi medyamız olabilirdi&#8221; diyen </span>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;">, mevcut Alevi kanalların yetersizliğini ise şu sözleriyle dile getiriyor: &#8220;Bugün Alevilere dönük yayın yapan medya, sadece Alevi müziğinden örnekler sunuyor, ama sunumlarda müziğin arka planı, nefesin sözleri ve anlamı çoğunlukla kayıp. Haberler herhangi bir günlük haber gibi veriliyor bir süreğin içinde oldukları fark edilmiyor. Anma günleri herhangi bir biçimde kültürel bağlamları içinde anlatılamıyor. Kısaca yeterli ve etkili olamıyor.&#8221;</span></p>
<p><b>Alevi Medyası Gerçekten &#8216;Alevi Medyası&#8217; mı?</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39916 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/NilgünMete_2-640x640.jpg" alt="" width="314" height="314" />Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;"> &#8220;Patronları Alevi olan medya organları var, evet&#8221; diyerek ekliyor: &#8220;Ama bu TV ve radyo kanalları, internet gazeteleri ne kadar Alevi medyası? Alevi medyası tanımına uyuyorlar mı? Alevilerin yaşadıkları sorunları sayfalarına, stüdyolarına ne kadar, nasıl taşıyorlar? Sadece türkü programlarıyla, muharrem ayında 12 gün yapılan programlarla Alevi medyası tanımı içine girmemeli bu söz konusu medya organları.&#8221; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mete&#8217;nin eleştirisinin temelinde ise &#8220;asimilasyon&#8221; kaygısı var: &#8220;Türkiye’de Alevilik Yolu, yoğun bir Sünni ve Şii müdahalesiyle karşı karşıya. Aleviler, özellikle Alevi çocuklar, gençler asimile ediliyor. Bu yönde uygulanan devlet ya da iktidar destekli projeler var. Kendisine Alevi medyasıyız diyen bu medya organları asimilasyon politikalarına karşı duruş sergiliyor mu? Karşı haberler yapıyor mu? Asimilasyon çalışmalarını, uygulamalarını dillendiriyor mu? Gerçek anlamda Alevi medyası olamamalarının sebepleri var elbette. Patronun, çalışanların niteliğinin, Alevi Yolu’na ilgisinin, yakınlığının, duyarlılığının önemli olduğunu düşünüyorum. &#8220;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39917 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/MahmutAkgül_1-640x427.jpg" alt="" width="276" height="184" />Yol TV&#8217;den </span>Mahmut Akgül<span style="font-weight: 400;">, &#8220;Alevi medyası&#8221; şeklindeki bir tanımlamanın baskı, asimilasyon ve inkar politikalarıyla ilgili olduğunu savunarak &#8220;Bu nedenle Alevilerin medyaya şüphesiz ki ihtiyacı var&#8221; diyor ve devam ediyor: &#8220;Aleviler 2000&#8217;li yıllarda, kendi medyası ile, hem yaşamsal hem de kamusal alanda görülmeye başlamıştır. Bununla birlikte ana akım medyada Alevilik ile ilgili söylenen tüm çarpık sözler ve tanımlamalar tartışılmaya başlanarak, kendi dilleri ile kendilerini anlatmaya başlamışlardır. Bu başlangıç, ayni zamanda Alevilerin kimlik mücadelesinin daha belirginleştiği dönem olmuştur.&#8221;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"> &#8216;Alevilere dönük yayın yapan medya, sadece Alevi müziğinden örnekler sunuyor, ama sunumlarda müziğin arka planı, nefesin sözleri ve anlamı çoğunlukla kayıp. Haberler herhangi bir günlük haber gibi veriliyor bir süreğin içinde oldukları fark edilmiyor. Anma günleri herhangi bir biçimde kültürel bağlamları içinde anlatılamıyor&#8217;</span></p></blockquote>
<p><b>Alevi Medyası Ne Kadar Etkili?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyası olarak adlandırılsın ya da adlandırılmasın, esas olarak Alevi yurttaşlara yönelik yayın yapan, diğer medya organ ve araçlarının aksine esas olarak Alevilik ve Alevilerle ilgili gelişmeleri duyuran az sayıda da olsa TV kanalı, internet haberciliği yapan web siteleri, kişisel ya da gençlik ve kadınlar başta olmak üzere çeşitli gruplaşmaların koordine ettiği sosyal medya sayfaları var. Ama kuşkusuz &#8220;medya&#8221; deyince halen yazılı ve görsel basın araçları akla geliyor. Sahipleri ve çalışanlarının fedakarlığıyla yayın yapan, ayakta kalmaya ve okuruyla buluşmaya çalışan bazı dergiler var; ama genel olarak hedeflediği kitleye ulaşma bakımından etkili bir yazılı medya aracının varlığından bahsetmek mümkün değil. Bazıları ekonomik nedenlerle, bazıları KHK&#8217;lerle kapatılan TV kanalları bir yana halen uydu üzerinden güç şartlarda yayın yapan televizyonlar var. Fakat denilebilir ki bundan ortalama bir tarih vermek gerekirse 10 yıl öncesi kadar etkin ve etkili olamıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çeşitli Alevi televizyon kanallarında yaptığı programlarda izleyicilerine yurt sathındaki Alevi yurttaşların yaşamlarından, kültürlerinden, tarihlerinden kesitler sunan </span>Hüseyin Kelleci<span style="font-weight: 400;">, &#8220;Şu anda etkili bir Alevi medyası yok, Aleviler üzerinde olması gereken etkiyi yaratmaktan uzak kalıyorlar&#8221; diyor. </span>Ergül Şanlı<span style="font-weight: 400;"> da aynı kanaati paylaşıyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39918 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız-1-640x360.jpg" alt="" width="448" height="252" />Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;">&#8216;ın da bu konuda ilginç bir gözlemi var; &#8220;Temelde Aleviler kendilerine yönelik yayınların olmasından ve bu yayınlarda kendilerini görmekten memnuniyet duyuyorlar. Lakin bunu ifade ediş biçimleri her halde yayınların durduğu veya kapatmaların yaşanmasından sonra daha iyi ifade etmeye başladılar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">PİRHA&#8217;dan gazeteci </span>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;">, Alevilerin Alevi medyasına bakışını değerlendirirken &#8220;Mevcut medya içinde kendilerini göremeyen Alevi yurttaşlar, biraz olsun seslerini duyuran medyayı önemsiyor. Alevi medyası olarak gördükleri televizyon kanallarını, ajansını, radyoları, gazeteleri ellerinden geldiğince destekliyorlar&#8221; diyor ve daha başarılı ve etkin bir gazetecilik için PİRHA deneyiminden hareketle, Alevi yurttaşlarla yerlerinde buluşmanın önemine dikkat çekiyor: &#8220;Biz ajans olarak köylere kadar gidiyoruz. Oradaki canlarla kucaklaşıyoruz. Bundan çok mutlu oluyorlar ve kendi sesleri olan ajansla tanışıyorlar. Ciddi bir şekilde Alevi toplumuyla buluşmak lazım. Bu başarıldığı sürece Aleviler de umduğunu mutlaka bulacaktır, medyasına sahip çıkacaktır. Bu karşılıklı etkileşim meselesi. Çok emek vermek gerekiyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yol TV&#8217;dem </span>Mahmut Akgül<span style="font-weight: 400;">, Alevi televizyonların &#8220;Toplumdaki aidiyet duygusunu öne çıkardıklarını&#8221; belirterek Yol TV deneyiminin &#8220;Alevi kimliği, Alevilerin istemleri ve Alevilik konularında aidiyet duygusu yaratırken, toplumda ötekiler diye adlandırılan kesimlerin de sesi olmuştur&#8221; görüşünü savunuyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Patronları Alevi olan medya organları var, evet. Ama bu TV ve radyo kanalları, internet gazeteleri ne kadar Alevi medyası? Alevi medyası tanımına uyuyorlar mı? Alevilerin yaşadıkları sorunları sayfalarına, stüdyolarına ne kadar, nasıl taşıyorlar? Sadece türkü programlarıyla, muharrem ayında 12 gün yapılan programlarla Alevi medyası tanımı içine girmemeli bu söz konusu medya organları&#8217;</span></p></blockquote>
<p>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;"> ise Alevilere yönelik yayın yapan televizyonlar için farklı bir gözleme sahip: &#8220;Alevi yurttaşlar biraz çaresizlikten, biraz da alışkanlıktan izliyorlar ama dinlemiyorlar. Yani ekran açık ama müzik yoksa çok özel haller dışında yayını dinleyen de pek yok sanıyorum.&#8221; Bermek bunun nedenini ise esas olarak söz konusu medya kuruluşlarının gerekli bilgi ve donanıma, vizyona sahip olmada yetersiz oluşlarına bağlıyor ve aynı yetersizliğin Alevi kurumlarında da var olduğunu savunuyor: &#8220;Alevi kurumlarının medya ile ilişkileri çok çok zayıf. Ana akım ya da yaygın medyanın aradığı araştırmacı, birikimli kişiler kurumlarda yoklar veya çok çok azlar.&#8221; Bermek, Alevi-Kızılbaş deyişlerini cd&#8217;ler üreterek belgeleştiren Kalan Müzik&#8217;i de &#8220;Alevi medyası&#8221; deyince hatırlamak gerektiğini ekliyor sözlerine.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genç kesimin Alevi televizyonlarına genellikle &#8220;ilgisiz&#8221; olduğunu ifade eden </span>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;">, &#8220;En çok bölge ve yöre programları izleniyor, insanlar kendilerine mikrofon tutulmasını istiyor&#8221; diyor. Yıldız, Alevilerin kendi medyalarını yeterince sahiplenmemeleri şeklindeki görüş için ise, &#8220;Sahiplenecek güçlerinin, alt yapılarının olmamasından ileri geldiği&#8221; kanısında.</span></p>
<p>Haberin 1. bölümü: <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/medya-alevileri-tanimiyor/" target="_blank" rel="noopener">Medya Alevileri Tanımıyor</a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YARIN: Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/alevi-medyasi-ihtiyac-mi/">Alevi Medyası İhtiyaç mı? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
