<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayse Erarslan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/ayse-erarslan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ayse-erarslan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 11:51:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ayse Erarslan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ayse-erarslan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Gıda Egemenliği, Geleceğin Anahtar Kavramlarından Biri Olacak&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/gida-egemenligi-gelecegin-anahtar-kavramlarindan-biri-olacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayse Erarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jul 2019 08:36:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aylin Çiğdem Köne]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Ekonomi Blogu]]></category>
		<category><![CDATA[Tayfun Büke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Sosyal Ekonomi Blogu'ndan Prof. Dr. Aylin Çiğdem Köne, Prof. Dr. Tayfun Büke, Güneş Kurtuluş, kooperatiflerle ilgili çalışmalarını Sivil Sayfalar'a değerlendirirken, "Gıda egemenliği, sosyal ve dayanışma ekonomisinin de temel eksenlerinden bir tanesi ve bundan sonraki yılların anahtar kavramlarından bir tanesi olacak." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/gida-egemenligi-gelecegin-anahtar-kavramlarindan-biri-olacak/">&#8220;Gıda Egemenliği, Geleceğin Anahtar Kavramlarından Biri Olacak&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://sosyalekonomi.org" target="_blank" rel="noopener">Sosyal Ekonomi Blogu</a> Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde görevli akademisyenler ve onların öğrencileri tarafından yürütülüyor. Sosyal Ekonomi’nin amacı, sosyal/dayanışma ekonomisinin çok yönlü doğası ve piyasa kaynaklı sorunları dengeleme potansiyeli hakkında bilgi üretmek, fikir paylaşmak ve bunun yanı sıra farklı disiplinlerden araştırmacıların, politika yapıcıların ve girişimcilerin buluşabileceği bir platform oluşturmak. Blog üyeleri kendi yazılarından başka, çevirilere, Türkiye’den ve dünyadan etkinliklere, haberlere, öykülere, örnek olay çalışmalarına, kitap, makale, proje tanıtımlarına yer veriyorlar. Sosyal/dayanışma ekonomisi konularında teori, pratik ve politika boyutlarıyla dünyadan ve Türkiye’den gelişmeleri takip ediyorlar.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal ekonomi ve dayanışma ekonomisi kavramları günümüzde, sadece kalkınma iktisatçılarının alanı olmaktan çıkarak, yavaş yavaş sivil toplumun merak ettiği ve tartışmaya başladığı kavramlar haline geliyor. Teoride sivil toplum kuruluşu sayılan, ancak henüz tam anlamıyla sivil toplum olarak benimsenemeyen kooperatifler bu yeni kavramların tam ortasında yer alıyorlar. Sivil Sayfalar’da mercek altına aldığımız kooperatifçilik konusunu, Sosyal Ekonomi üyeleri kalkınma iktisatçısı Prof. Dr. Aylin Çiğdem Köne, enerji sistemleri mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tayfun Büke ve iktisat bölümü yüksek lisans öğrencisi Güneş Kurtuluş ile görüştük.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aylin Çiğdem Köne ve Güneş Kurtuluş sosyal/dayanışma ekonomisinin en önemli kurumu olan kooperatifler üzerine çalışmalar yürütüyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin tarım kooperatifleriyle işbirliğini sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesinde değerlendirdikleri ortak çalışmaları</span><span style="font-weight: 400;">, geçtiğimiz ay United Nations Research Institute for Social Development (UNRISD)  tarafından Cenevre’de düzenlenen konferansta sözlü bildiri olarak sunuldu. Konferans dönüşü yaptığımız söyleşide öncelikle bu çalışmanın konusu ve önerileri üzerinde durduk. Sonrasında tarım ve gıda alanındaki kooperatifleri, bu alandaki farklı işbirliği modellerini ve engelleri tartıştık.</span></p>
<p><b>Yerel yönetimlerin yereldeki sorunlara çözüm bulmak adına temel işbirliği yaptıkları aktörlerin kooperatifler olduğunu belirtiyorsunuz. Yerel yönetimlerle kooperatiflerin işbirliği yapması yönündeki artan bu eğilim neye dayanıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerle kooperatiflerin işbirliği yapması, son yıllarda güç kazanan küresel bir eğilim; dünyanın farklı kentlerinde pek çok örneğini gözlemliyoruz.  Yaşanan çoklu krizler; ekonomik, sosyal ve çevresel kriz, yerelde çok daha belirgin olarak karşımıza çıkıyor. Devletin sosyal politika alanındaki etkinliği azalırken, yerelleşme eğilimlerinin güçlenmesi ile bu can yakıcı sorunların çözümü için yerel yönetimlerden beklentiler artıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu ortamda, yerel yönetimler de yereldeki örgütlenmelerle, organizasyonlarla işbirliklerini geliştiriyorlar. İşbirliği alanında ön plana çıkan aktörler kooperatifler oluyor. Sivil toplumun diğer kuruluşlarıyla kooperatifler arasındaki fark; kooperatiflerin piyasa koşullarında mal ve/veya hizmet üreten işletmeler olmasıdır. Bu nedenle ekonomik sorunların çözümünde gerçekten etkili olabiliyorlar. Örneğin Amerika’da New York City ve Madison belediyeleri, düşük gelirli ve marjinal gruplar için iş ve refah yaratma vurgusu ile işçi kooperatiflerinin gelişmesini desteklemek üzere milyonlarca dolar harcıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette, her yerelin çözüm üretmeye çalıştığı sorunlar ve dolayısıyla işbirliği yaptığı kooperatifler farklı. İşbirliği yapılan kurum, İzmir’de tarımsal kalkınma kooperatifleri iken Amerika’da işçi kooperatifleri olmakta. Ancak genel eğilime baktığımızda, Türkiye’de belediyelerin kooperatiflerle uygulamaya koydukları işbirliği örnekleri dünyadaki örnekler ile paralellik gösteriyor.</span></p>
<p><b>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin araştırmanıza konu ettiğiniz tarımsal kalkınma modeli tarımsal kalkınma kooperatifleri ile işbirliğine dayanıyor. Bu modeli incelediğinizde neler tespit ettiniz, Türkiye’de bu işbirliği modeli neler vaat ediyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buradaki işbirliğinin en önemli unsuru, sözleşmeli üretim modeliyle ürünlerin satın alınması. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun İstisnalar başlıklı 3. Maddesi, belediyenin üretici ve üretici birliklerinden doğrudan alım yapılmasına olanak tanıyor. İzmir’de bu maddeye dayanarak yapılan sosyal sorumlu satın alma uygulaması ile tarımsal kalkınma kooperatifleri altında örgütlenmiş küçük üreticiler desteklenmekte. Bu model sayesinde daha önce zorlukla ayakta duran tarımsal kalkınma kooperatifleri müthiş bir sıçrama gösteriyorlar. Kooperatifçilik gelişiyor, kooperatiflerin üye sayıları artıyor ve ekonomik olarak büyüyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizdeki verilere göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi toplam 45 kooperatif ile işbirliği yaparak İzmirli çiftçilerin yaklaşık %38’ine ulaşmış. Demek ki kooperatifler ile işbirliği yapılması, küçük üreticiye ulaşmak açısından etkin bir yöntem. Uygulanan bu tarımsal kalkınma modelinin sonucunda İzmir tarımı Türkiye ortalamasının üzerinde büyümüş. 2014-2017 arasında Türkiye’de tarım sektörünün büyüme hızı %3,1 iken İzmir’de %7,5 olarak gerçekleşmiş. Süt üretimine baktığımızda son on yılda, Türkiye için artış oranı  %150, İzmir’de bu oran %240. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başka bir örnek, belediyenin park ve bahçelerinde kullanılmak üzere çiçek, fidan ve ağaç aldığı Bayındır Çiçek Üreticileri Kooperatifi, BAYÇİKOOP. BAYÇİKOOP bugün, çiçek üretiminde dünyada ilk sıralarda yer alan Hollanda için üretim yapıyor. Bir kooperatifi desteklediğiniz zaman sadece o kooperatifi değil, dolaylı ve uyarılmış etkiler yoluyla yerel ekonomiyi de desteklemiş oluyorsunuz. Kooperatifçilik gelişirken diğer iş kolları gelişiyor, yerel ekonomi canlanıyor. Bayındır’da son 5 yılda 314 yeni girişim kurulmuş olması bunun bir kanıtı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarıma verilen destekler sayesinde kırdan kente göçün azaldığını görüyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile yaptığımız görüşmelerde modelin amacı olarak vurguladıkları konu da buydu. Tarıma destek olunmadığında, tarımla uğraşan kır yoksulları kente gelerek kent yoksulları arasına katılıyorlar. Ama tarım desteklediğinde, kırsaldaki nüfusa sosyal olanaklar sunulduğunda özellikle orta yaş grubundaki insanlar toprağından kopmak istemiyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada belirtmemiz gereken bir diğer konu da modelin kooperatiflerden ürün satın alınması ile sınırlı olmaması. Üreticilerin makine ve teçhizat, danışmanlık, eğitim, altyapı yatırımları gibi pek çok yolla desteklenmesine dayalı bütünleşik uygulamalar söz konusu. Uygulamanın en etkileyici yanı ise çok küçük bir bütçe ile sürdürülebilir kalkınma hedeflerine önemli bir katkı sağlanmış olması. Bu da tarımı bütünsel olarak ele alan projelerin gücünü göstermekte. </span></p>
<p><b>İncelediğiniz işbirliği modelinde eksik kalan taraflar neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Acaba bugün belediye kooperatiflerden satın alımı durdursa, kooperatifler kendi ayakları üzerinde durabilir mi? Ya da bu kooperatifler sadece İzmir ile mi sınırlı kalmalı? Ulusal ve uluslararası pazarlara yönelik faaliyet gösteremezler mi? Bu noktada, sistemi pazara erişim sorunu karşımıza çıkıyor. Doğrudan kooperatiflerden ürün satın alması ile yetinilemeyeceğini söylemek gerekli. Küçük üreticiyi ve tüketiciyi koruyacak yerel bir gıda sistemi oluşturmadığınız zaman hep eksik kalıyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yerel gıda sistemi içerinde, üretici kooperatiflerin ya da çiftçilerin internetten, ya da satış yerlerinde ve pazarlarda doğrudan tüketiciye satış yapmaları düşünülebilir. Belediyeler ve/veya üretici kooperatifleri marketler kurabilir. Örneklerini görmeye başladığımız gıda egemenliği kavramına dayalı çalışan tüketici kooperatifleri de üretici ile tüketiciyi birbirine bağlayabilir. Kooperatifler dışında topluluk destekli tarım grupları, gıda grupları, kent bahçeleri de bu sistemin bir parçası olmalı. Büyük ya da küçük yapıları birbirlerine bağlayacak ağların kurulması ve yerel bir gıda sistemi oluşturma fikri bizde ön plana çıkıyor. Bu ağların kurulması noktasında İzmir’de bir eksiklik var. Bunun nasıl ortaya çıkarılabileceği konusunda daha çok akıl yürütmemiz gerek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka eksiklik veri toplanması ile ilgili. www.izmirmodeli.com adresindeki dokümanlarda veriler var. Ancak sistematik şekilde toplanmış veri ve istatistik yok. Bu olmadığı zaman planlama yapma konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Veri toplama ve işleme işi zaman ve kaynak gerektiriyor. Ama bu yapılmadığı zaman da modelin kurumsallaşması önünde engeller oluşuyor. </span></p>
<p><b>Türkiye’de bu modelin yaygınlaşması için neler yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyeler kooperatifler ile işbirliğini ilk aşamada sözleşmeli üretim ve satın alma modeli ile başlatabilirler. Sonrasında da az önce belirttiğimiz yerel gıda sisteminin kurulması için çalışılabilir. Ancak tüm bunlar yapıldığında bile makro faktörler modelin başarısını engelleyebilir. Bir örnek verelim: Kentleşme baskısı. Kent alanlarının kullanılması ile ilgili tek yetki belediyelerde olmadığı için tarım alanlarının sanayi ve konut alanlarına dönüşmesi yönündeki eğilimlere nasıl karşı durulacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bundan başka, gençlerin tarıma ve kooperatiflere olan ilgisizliği var. Pek çok genç ailesinin toprağı varken kentte güvenlik görevlisi olmak gibi işler peşinde koşuyor. Buna karşıt olarak, kentlerden toprağa yönelen insanların olması ise çok sevindirici. Dezavantajı ise bu kişilerin kırsal ile ilişkileri hiç olmamışsa örneğin ailelerinde bu işle ilgilenmiş olanlar yoksa toprağa yabancı olmaları. Bu da aşılması gereken engellerden bir tanesi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Altı çizilmesi gereken noktalardan bir tanesi güven ilişkisi. İzmir Büyükşehir Belediyesinin uygulaması yukarıdan aşağıya bir model, ama tepeden inmeci yaklaşılmamış. Sürekli sahada, köylerde bulunmuşlar. Başta belediyeye güven duyulmamış, belediye sürekli sahada olarak ve verdiği sözlere sadık kalarak güven sorununu aşılabilmiş. Aslında güven sorunu sosyal ve dayanışma ekonomisinin dolayısıyla kooperatiflerin gelişmesinin önündeki en önemli meselelerden biri. Cenevre’deki konferansta da güven ilişkisi herkesin üzerinde durduğu bir konu oldu. Kooperatif yerel yönetim ilişkisi için geçerli olan güven ilişkisi, kooperatifçiliğin kendisi için de geçerli. Temelinde işbirliği, dayanışma ilkelerinin olduğu kooperatiflerde istenilen düzeyde bir işbirliği kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bunun üzerinde çalışılması gerekir. Sadece basit bir çıkar birliği için bir araya geliniyorsa yürümez, herkes ortak amacı gerçekleştirmek için birbirine güvenmeli. Aksi takdirde karşımıza çıkan bir tür şirket olur ve sermayesi de güçlü değilse ayakta kalamaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada tabandan gelecek taleplerin önemini hatırlatmak yerinde olur. Bir yerel yönetim ‘kadınlar, size kooperatif kuruyorum’ dediği zaman o kooperatifin başarılı olma şansı yok. Çünkü tamamen belediyeye bağımlı bir kooperatif yapısı ortaya çıkıyor. Yerel yönetim destek verdiği için kooperatif kurulmamalı. Bir ihtiyacın kendi güçlerine dayanarak karşılanması için tabanda bir istek olması gerekiyor. Yerel yönetimler finansmana erişim, pazarla ilgili sorunların aşılması ve yurtdışı pazarlara erişim gibi konularda bilgi verici ve yol gösterici rol üstlenebilirler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak, üreticilerin bir araya geldikleri ve örgütlendikleri kooperatif modelleri yanında farklı paydaşların örneğin üreticilerin ve tüketicilerin bir arada olduğu karma kooperatif modelleri de düşünülmeli. </span></p>
<p><b>Gıda üretimi alanında kooperatiflerin çiftçilere ya da tüketicilerin üreticilere duydukları güvensizlik meselesinde gözlemleriniz neler? Bu güvensizliği aşmak için tüketicinin üreticiyi, üreticinin üreticiyi denetlediği mekanizmalar mevcut. Bunların dışında nasıl bir denetim mekanizması kurulabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu işi piyasaya bırakırsanız sertifikalar üzerinden güven sağlanmaya çalışılır. Bu şekilde oluşturulan sertifikasyonlara yönelik eleştiriler giderek artıyor. Örneğin adil ticaret sertifikasyonunda, satış gelirlerinin çok az bir kısmının küçük çiftçilere gittiği söyleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu güvenin piyasaya bırakılmadan çiftçi ve tüketici yararına çalışacak biçimde kurulmasının yolları yok değil. Örneğin “yeni nesil” tüketim kooperatifleri gıda egemenliği kavramından yola çıkarak ticari sertifikaların karşısında duruyorlar. Güveni sağlayabilmek için  Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen)  ile işbirliği yapıyorlar. Bu kapsamda, küçük üreticiler geziliyor ve belirledikleri ilkelere uygun üretim yapan üreticilerin ürünleri tüketim kooperatifinde satılmaya başlanıyor. Adil ve ekolojik gıdayı odağına alan çok güzel bir model. Kapitalist piyasa ilişkilerinin dışında bir başka ilişki biçimi oluşturuluyor. Küçük çiftçi ticari sertifikaları maliyeti nedeniyle alamaz, ama doğru üretim yapıyorsa bu model içerisinde kentteki tüketiciye ulaşabilir. Model, ticari sertifikaların maliyetlerini üstlenmek zorunda kalmadan küçük çiftçiyi ve tüketiciyi bir araya getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda egemenliği, sosyal ve dayanışma ekonomisinin de temel eksenlerinden bir tanesi ve bundan sonraki yılların anahtar kavramlarından bir tanesi olacak. Bir takım şeylere karar verme mekanizmalarımızda hiç yer vermiyoruz. Dayanışma, işbirliği gibi kelimeler çok cazip geliyor, çok rahat kullanılıyor. Söylemesi kolay ama ideal olarak ulaşması bir o kadar zor; çünkü bilgi edinmeyi ve sorumluluk üstlenmeyi gerektiriyor. Tüketici açısından bakınca aldığım ürün nereden geliyor, nasıl üretildi diye sormak aslında sorumluluk yüklenmek demek. Öbür türlü sertifikaya bakıp satın almak kolaycılık. </span></p>
<p><b>Bu noktada kooperatiflerin yerel yönetimler dışında farklı kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapabildiğine dair bir örneğe değinmiş oldunuz. Peki, kendi kendine ayakta durabilen gıda kooperatiflerine dünyadan iyi örnekler verebilir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada çok büyük tarım kooperatifleri var. Örneğin Hollanda’da tarım kooperatifleri öylesine büyüklüklere ulaşmışlar ki üst birliklerini ortadan kaldırmışlar, yani üst birliklere ihtiyaç duymayacakları ölçeklere ulaşmışlar. Hindistan’dan Amul, Yeni Zelanda’dan Fonterra gibi çok başarılı tarım kooperatifleri var. Aslında geleneksel olarak kooperatifçiliğin en başarılı olduğu sektör tarım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak “iyi” örneklerin tanımlanması sorunlu bir alan. “İyi” örnek dediğimizde, iyi olmanın ölçütünü nasıl belirleyeceğiz? Örneğin, başarılı olmak ve üretim ölçeğini büyütmek ile ekolojik baskı arasındaki çelişkiyi gözden kaçırmamak gerekiyor.  Büyük ölçekli monokültüre dayalı tarım, ekolojik sorunları beraberinde getiriyor. Burada kolay kolay aşılamayacak bir çelişki ile karşı karşıyayız. Ölçeklenmek maliyet düşüşünden yararlanmayı sağlar. Ancak ekolojik sorunların yanı sıra kooperatifin demokratik yönetimine, eşitlikçi yapısına zarar verebilir. Kooperatifte çalışan fakat yönetimde söz sahibi olamayanlar işçilerin sayısı arttığında, kooperatifin finansal göstergelerine bakarak ilerlediğini söylemek mümkün.  Ancak kooperatifçilik ilke ve değerlerinden uzaklaşıldığını ve kooperatifin şirketleştiğini söylemek de mümkün ve haklı bir eleştiri.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/gida-egemenligi-gelecegin-anahtar-kavramlarindan-biri-olacak/">&#8220;Gıda Egemenliği, Geleceğin Anahtar Kavramlarından Biri Olacak&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bodrum Tohum Derneği: Küçük Çiftçiler Kooperatifleşmeli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/bodrum-tohum-dernegi-kucuk-ciftciler-kooperatiflesmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayse Erarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 09:59:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bodrum Tohum Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Hasanlar Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Uzun]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Muğla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40142</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bodrum Tohum Derneği, şehirde yaşayan bir grup doğaseverin temiz ve yerel gıdaya ulaşabilmek amacıyla köyleri ziyaret etmesi ve orada yaşayan çiftçilerle tanışmasıyla Eylül 2013’te kuruldu. Dernek doğal üretim yapan küçük çiftçiyi desteklemek ve atalık tohumları çoğaltmak amacıyla her hafta pazar kurup dernek üreticilerini tüketicilerle buluşturuyor. Derneğin şu andaki hedefi, çalışmalarını bir adım daha öteye götürerek bir kooperatif kurmak. Ancak kooperatif kurmak için yerel yönetimlerden daha fazla bilgi ve yönlendirme desteğine ihtiyaçları var.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/bodrum-tohum-dernegi-kucuk-ciftciler-kooperatiflesmeli/">Bodrum Tohum Derneği: Küçük Çiftçiler Kooperatifleşmeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bodrum Tohum Derneği’ni diğer STK’lardan farklı kılan, dernek çalışmalarında üreticilerin ve tüketicilerin birlikte var olması ve eşit ölçüde yer alması. Biz de Sivil Sayfalar olarak, dernek hakkında bilgi almak için hem tüketici hem de üretici tarafıyla görüştük. Derneğin kurduğu doğal üretici pazarında üyelerle tanıştık. Dernek Başkanı Gönül Demirel ile mevcut dernek çalışmaları hakkında söyleştik. Ardından, dernek üreticisi ve geçtiğimiz üç sene dernek başkanlığını yapan Hüseyin Uzun’un ve eşi Fatma Uzun’un yaşadığı Muğla Hasanlar Köyü’nde ailenin yanında dört gün kaldık, sebze meyve bahçelerinde birlikte uygulamalar yaptık ve Türkiye’de küçük çiftçiliği konuştuk. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek ilk kurulduğunda bir grup üretici ve doğa sever tarafından farkındalık amaçlı kuruluyor. Çevre köyler ziyaret edilerek nineden, atadan kalan tohumlar toplanıyor, envanter çıkarılıyor. Gönül Demirel atalık tohumlarla olan bağını, “Bizim de ninelerimiz pazarda satış yapan ninelerdendi, evde babaannemizin tohumları vardı. Buranın yerlisiyiz, her ne kadar dışarıda okuyup görev yapsak da kalbimiz hep burada atıyordu. Buradan yola çıkarak herkeste tohum farkındalığı uyandırmaya çalıştık.” sözleriyle anlatıyor. Hüseyin Uzun da derneğin felsefesini, “Organik tarımda tohum standardın yok, hibrit tohum kullanabilirsin. Organik sertifika firmasının verdiği izin doğrultusunda hazır ilaç da kullanabiliyorsun. Bizim üretimimiz daha farklı. Bizim üretimimiz atalık üretim. Bizim tohumlarımız yerli. Zararlılara karşı kullandığımız ilaçları kendi çevremizde yetişen otlardan yapıyoruz. Hiç kimyasal yok.”  şeklinde özetliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-40144 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/Hüseyin-Uzun-640x426.jpg" alt="" width="370" height="246" />Dernek üreticileri halk arasında ilaç tabir edilen kimyasal, yapay gübreler kullanmıyor. Üreticilerin arazileri etrafında endüstriyel tarım olmayan, bakir, verimli topraklarda. Dernek üreticisi Hüseyin Uzun ve eşi Fatma Uzun doğdukları köyde yıllardır çiftçilik yapan bir aile. Uzun ailesi atalık tohumları ekmekle kalmıyor, atalık uygulamaları da yaşatmaya çalışıyor. Örneğin sebzelerden, hayvan gübresinden, yapraklardan kendi yaptıkları toprak koruyucuları var. Hem böceklerle mücadelede hem sebzelerin güçlendirilmesinde kullanıyorlar ve farklı organik maddelerle sürekli denemeler yapıyorlar. Serada yetiştirdiği domateslerine dadanan tuta kelebeği ile mücadelesini kekik ve kurutulmuş kırmızı biberi dumanlı bir şekilde yakarak yapmaya çalışıyor. “Bu uygulamanın çözüm olmadığını biliyorum, fakat bu yöntem bir önlemdir. Kimyasal kullanan çiftçiler de tuta kelebeğine çözüm bulamıyorlar, ama kimyasalı kullanmaya devam ediyorlar.” </span><b> </b><span style="font-weight: 400;">diyen Uzun bugünkü tarım tekniklerinin toprağa ne kadar kötü geldiğini ve ekilemez hale getirdiğini anlattı: “Eskiden tütün ektikten sonra topraklarımızı kendi hayvanlarımızla sürerdik. Kimyasal ilaç kullanmadığımız için topraklarımız yumuşaktı. Bugün yağmur yağmadıkça traktörle toprakları süremiyoruz. Kimyasallar topraklarımızı sertleştiriyor.” </span></p>
<p><b>Yerel Yönetimler Tarımın En Büyük Destekçisi Olabilir</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gönül Demirel Bodrum Tohum Derneği’nin diğer STK’larla ve kamu kurumlarıyla olan işbirliklerinde sıkıntılar yaşadığını bunun sebepleri arasında &#8216;kırmızı çizgilerinin çok olması&#8217; olduğunu anlatarak, &#8220;STK’larla işbirliğimiz sadece tohum takas festivallerinde oluyor. Marmaris Yerel Tohum Derneği ile sıkı işbirliği halindeyiz. Karşılıklı ziyaretlerde bulunuyoruz. Yerelde bizimle işbirliği yapmak isteyen STK’lar var. Bizden ürün alıp kendi ürünleriyle birleştirip başka bir yerde satmak istiyorlar. Ama onlar ürünlerini kabzımandan aldıkları, yerel tohumlar kullanmadıkları için işbirliği yapmıyoruz. En büyük destekçimiz Muğla Büyükşehir Belediyesi Tarım Merkezi. Muğla’da Ulusal Tohum Merkezi kuruldu. Onlarla sürekli tohum alışverişi içindeyiz. İki hafta önce ninelerin çıkınından çıkan 6 çeşit sebze meyve tohumu gönderdik. Tahlillerini yapacaklar, eğer zedelenmemiş tohumlarsa doğru saklama koşullarına sahip oldukları için binlerce tohum çoğaltabilecekler. Büyükşehir Belediyesi tarafından Bitez’de bize tahsis edilen Saynur Gelendost Eğitim ve Uygulama Merkezimiz var. Tek katlı, 2+1 bahçeli bir yer. Merkezde sabun, fidan bakımı, bez bebek ve peynir atölyeleri düzenliyoruz. Buzdolabı geldiğinde merkezde tohum saklanacak. Çarşamba günleri üretici pazarı Bodrum merkezde devam edecek, buna ek olarak haftasonu merkezde pazar açılacak.” diyor.</span></p>
<p><b>Kooperatifleşme Sürecinde Belediyenin Desteğine İhtiyaç Var </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernekten görüştüğümüz kişiler derneğin kooperatifleşme sürecine sıcak bakıyorlar, ancak kooperatifleşme sürecinde destek verecek insanlara ihtiyaçları var. “Kooperatife dâhil olacak üreticilerin ve tüketicilerin daha önce böyle bir tecrübesi olmadı, yasal ve maddi süreçlerin tam olarak nasıl yürüdüğünü kimse bilmiyor” diyen Demirel, derneğin Muğla Belediyesi’nden bu konuda destek talep ettiklerini belirtti. Demirel birincil hedeflerinin kooperatifleşme olduğunu belirterek bu konudaki çabalarını anlattı: “En son Muğla Belediyesi’nde tarım müdürü ile görüştük, dernek olduğumuz için destek olamadıklarını ancak kooperatif olmamız durumunda destek verebileceklerini söylediler. Biz başından beri kooperatifleşme sürecindeyiz, ancak başlarda üreticilerle ilkelerimizi oturtma konusunda zorluklar yaşadık. Şimdi kalan kale gibi sağlam sekiz üreticimiz var, biz bunu muhafaza etmeye ve süreci hızlandırmaya çalışıyoruz. Sekiz üreticimizin dördü kadın dördü erkek. Kendi içimizde ölçüp tartıp karar vermemiz gerekiyor, aslında üreticilerin kendilerinin düşünüp karar vermesi gerekiyor. Çünkü bu çok ciddi bir süreç, kardan pay alma sürecine kadar geçen sürede durgunluk olabilir, zarar edilebilir. Dolayısıyla üreticinin buna karar vermesi daha doğru olur. “ </span></p>
<p><b>&#8220;Küçük Çiftçi Olmadan Tarımda İlerleyemeyiz&#8221; </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hüseyin Uzun yaptıkları işin Türkiye’de elzem olduğunu şu sözlerle dile getiriyor:  “Ben büyük üretici değilim. Bizim dernek olarak bir sloganımız var. ‘Küçük çiftçi dünyayı besler’ diyoruz. Benim kendime ayrı, pazara ayrı ürün yetiştirebileceğim bir yerim yok. Biz bu kapasitelerde çalışan çiftçiler değiliz. Konvansiyonel üretim yapan çiftçiler gibi yapmıyoruz. Onlar kendi yiyecekleri ürünleri evlerinin yanında küçük topraklarda ilaçsız yetiştirirler. Halkın yediği ürünleri tarlalarında ilaca boğarlar. Ben burada yetiştirdiğim domatesi hem ailemle tüketiyorum hem de pazara götürüyorum. Küçük çiftçilik çok fazla çeşitten az üretmek demektir. Ben geçen yıl 300 kök fasulye söktüm attım. Benim fasulyeden 3000 TL zararım oldu. Bu beni batırmaz. Ama büyük çiftçi öyle değildir. Kredi çeker, borca girer, tek bir üründen dönümlerce eker. Büyük oynadığını düşünür. Ürününün başına bir şey geldiğinde hasat yapamaz ve kendini ekonomik olarak dara düşürür. Bu yüzden sloganımız ‘ülkede tarımı kurtarırsa küçük çiftçi kurtarır’.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küçük çiftçinin örgütlenmesi için kooperatifleşme sürecinin önemli olduğunun altını çizen Demirel bunun gerçekleşmesi için yaptıklarını ise şöyle anlatıyor:  “Dernek sayfamızda sürekli kooperatifleşmenin önemi, belediyenin kooperatifleşme sürecinde nasıl teşvikler verdiğini anlatıyoruz. Küçük çiftçi devlet politikaları ile sıfırlanıyor, o yüzden örgütlenmek çok önemli. Kooperatifleşme olursa pazarın belediye tarafından ileride bir gün kapatılmasının önüne geçilmiş olacak, şu anda tek gözlerini kapatıyorlar, isteseler pazarı kapama yetkileri var. Kooperatifleşirsek üreticinin daha rahat pazarlama yapması sağlanacak ve tüketicilerin temiz gıdaya daha kolay erişmesi sağlanacak. Dernek kurulduğunda üreticilere pazara katılmalarını söylediğimizde çizdiğimiz resim, kooperatif olduğumuzda daha iyi anlaşılacak, daha fazla üretici gelecek, farkındalık artacak. Benim bakış açımdan kooperatif olduğunda üretici maddi olarak tatmin olacak, ürünlere güven artacak, satış bürosunda kooperatiflerle işbirliği imkânı çoğalacak ve örgütlenme sağlanacak.” Kooperatif kurulursa satış yeri belediyenin tahsis ettiği Bitez Uygulama ve Eğitim Merkezi olacak ve dernek çalışmalarına tüketici ayağı olarak devam edecek.</span></p>
<p><b>Denetim Mekanizması Kurulmak Zorunda </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">17 üreticiyle kurulan derneğin şu anda 8 üreticisi bulunuyor. Diğer üreticilerle organik tarım ilkeleriyle uyuşmadığı için yollarını ayırmak zorunda kalıyorlar. Bu süreçte üretici ve tüketicilerin birlikte nasıl çalışacağına dair önemli bir deneyim kazanıyorlar. “Dernek kurulduktan sonraki ilk zamanlarda üreticilerin bir kısmı dernekten atıldılar, çünkü şüphelenip analize gönderdiğimiz ürünleri GDO’lu çıktı. İlk kuruluşun verdiği heyecanla oluşan güven suiistimal edildi. Bu üreticiler dernekten atılmalarına rağmen pazara gelmeyi bırakmadılar. Biz de pazarda turuncu ve beyaz örtü uygulaması başlattık. Turuncu örtülerin olduğu yere ‘denetimden geçmiştir’, beyaz örtülerin başladığı noktaya ‘denetimden geçmemiştir’ pankartı astık. Böyle bir komiklik oldu. Ama tüketici bunu görmüyor ve haklı da. Nihayet bir gün kıyamet koptu. Pankartı farketmeyen bir tüketici denetimsiz taraftan aldığı ürünü şikayet etti. Sonrasında belediye başkanına gittik ve bize sadece denetimli üreticilerin olduğu yeni bir yer tahsis etmelerini istedik.” diyen Demirel derneğin denetim konusunda duygusal davranmadığını ve ödün vermeden çalıştığını vurguladı. Nazan Budan dernekte analiz ve denetim uzmanı olarak görev yapıyor. Pazarda farklı ürünlerden rastgele seçip analize gönderiyor. Bugüne kadar analiz ücretlerini üreticiler kendileri karşılamışlar. Dernek bir yandan üreticilerin üstündeki bu yükü azaltmaya çalışıyor. Nazan Hanım, Bitez Uygulama ve Eğitim Merkezi’nde toprakla uğraşmaya başlamış ve ürettiği sebzeleri pazarda satarak derneğin son ürün analizinin masraflarını çıkartmış. </span></p>
<p><b>Üreticilerle Tüketiciler Bir Arada Çalışmanın Yolunu Arıyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üreticilerle tüketicilerin bir arada bulunması derneğin öne çıkan özelliği, ancak bunu uygulamada zaman zaman yeni yollar bulmak gerekiyor. Bir önceki dernek yönetiminde Hüseyin Uzun’un başkanlığında sadece üreticiler yer alırken şimdiki yönetimde hem üreticiler hem tüketiciler var. Gönül Demirel süreci, “İstediğimiz tamamen üreticilerin başta olup bu işi yürütmeleriydi, tüketiciler onlara sadece dışardan lojistik destek verecekti.  Ancak bu şekilde yürütemedik. Tekrar yönetimi değiştirdik. Şimdi yönetimde hem üreticiler hem tüketiciler yer alıyor.” şeklinde anlatıyor ve dernekte tartışmalar yaşansa da bunları çekişme olarak algılamadıkları vurguluyor. Hem üretim yapıp hem dernek başkanlığını yürütürken yorulduğunu söyleyen Hüseyin Uzun ise bürokratik görüşmelerde farklı bir dil kullanmak gerektiğinden kendisini üretici olarak daha rahat ifade ettiğini anlattı. Uzun’un eleştirisi, üretimin değil sözün ön planda olması: “Muğla çevresinde çeşitli kurumların düzenlediği farklı toplantılara dernek olarak katılım sağlıyoruz. Bu etkinliklerde doğal gıdadan üretime tarımdan sağlığa birçok konu konuşuluyor. Toplantılarda her konu üzerine harika sunumlar yapılıyor fakat konuşulanların büyük bir kısmı ertesi günlerde unutuluyor. Çoğu sunumdan sonra söz alıp uygulamada durumun ne olduğunu sorduğumda anlatılanlar pek iç açıcı değil. Sahada deneyimimiz yok. Bu konuşmalar toprak üzerinde pratiğe dönüştürülmedikçe değerini yitiriyor.”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/bodrum-tohum-dernegi-kucuk-ciftciler-kooperatiflesmeli/">Bodrum Tohum Derneği: Küçük Çiftçiler Kooperatifleşmeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Natura&#8217;dan Farklı Bir Doğa Koruma Stratejisi: Özel Mülkiyet Oluşturma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/naturadan-farkli-bir-doga-koruma-stratejisi-ozel-mulkiyet-olusturma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayse Erarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 11:16:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Okan Ürker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40069</guid>

					<description><![CDATA[<p>NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği, Anadolu sığla ağacını korumak ve çoğaltmak amacıyla çevre bilimi akademisyenleri ve Köyceğiz sakinleri tarafından 2015 yılında kuruldu. Dernek doğa koruma konusunda Türkiye’de yaygın olarak bilinen yöntemlerden farklı, yeni bir strateji izliyor. NATURA kurucu üyesi Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Okan Ürker ile doğa koruma stratejilerini ve Türkiye’de doğa koruma eylem planlarının hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin deneyimlerini konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/naturadan-farkli-bir-doga-koruma-stratejisi-ozel-mulkiyet-olusturma/">Natura&#8217;dan Farklı Bir Doğa Koruma Stratejisi: Özel Mülkiyet Oluşturma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><img decoding="async" class="alignleft wp-image-40071" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/IMG_3652-640x427.jpg" alt="" width="360" height="240" />Öncelikle derneğinizin kuruluş aşamasından bahsedebilir misiniz? Kimlerle birlikte ve neden böyle bir dernek kurma ihtiyacı duydunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Köyceğiz’de sığla ağacının korunması birçok açıdan çok önemli. 1950’lerde 7000 hektar olan sığla orman varlığı bugün yaklaşık 2000 hektar kadar kaldı ve bunun %70-80’i Köyceğiz Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde. Köyceğiz aynı zamanda dünya üzerinde türün kendini sakladığı, gen merkezi olan ve kökenini saldığı yer. Bir yandan Köyceğiz bölgesinde narenciye baskısı nedeniyle orman dokusunda muazzam bir parçalanma var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2009’da Anadolu sığla ormanlarını koruma gayesiyle Doğa Koruma Merkezi’nin Hayata Artı Projesi kapsamında proje koordinatörü olarak çalıştım. Köyceğiz’de bu vesileyle iki seneye yakın kaldım. Aynı dönemde Köyceğiz’deki sığla ormanlarına ilişkin doktora tezi çalışmalarıma da başladım. Doğa Koruma Merkezi’nde böyle önemli bir alanın korunması için parçalanmayı yok edebilmek adına peyzaj ekolojisi ilkelerini kullandık, koridor metodunu geliştirdik. Yani bir yapbozun içerisinde yapbozu ağaçtan yamalarla birleştirip orman ekolojisini minimum kaynaklarla nasıl devam ettireceğimizi düşündük. Teknik bir projeydi. Ancak ben bu işlerin içerisine girdikçe teknik mevzuların yetmeyeceğini, toplumsal vicdanda dönüşüm, etik konular, ağalık-efelik ilişkileri, yörüklük düzeni, toprak paylaşımı, mülkiyet gibi konulara girmemiz gerektiğini fark ettim. Bu konulara ilişkin Ankara Üniversitesi’nde Sosyal Çevre Bilimleri Anabilim Dalı’nda doktora çalışmamı yürüttüm. Çevre tarihi, çevre sosyolojisi, çevre etiği konularını orman ekolojisi ve doğa tarihi ile harmanladım. Doktora çalışmalarımı 2014’ün sonunda bitirdim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek ekibi bu süreçte birbirini tanıyordu. Ekibin içinde Köyceğiz’de yaşayan bir grup arkadaşımız ile çevre bilimci akademisyen arkadaşlar vardı. Derneğin kuruluşu aslında ortak bir çalışmanın sonucunda bir gereklilik olarak ortaya çıktı. Fethiye, Marmaris, Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz’de birbirinden habersiz insanlar sığlanın korunması için bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı. 2015 yılında Marmaris Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu, tüm bu grupları bir araya topladı, biz de katıldık. Çalıştayda bu konuda çalışan STK’ları, kamu kurumlarında ve üniversitelerde bu konuyu çalışanları gördük. Bunlarla iyi bir etkileşim ve iletişim oluştu. Marmaris Belediyesi Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu ve Marmaris TEMA’nın bu süreçteki emeğini inkâr edemem. Biz de bu mevzuyu havada bırakmayalım istedik ve NATURA’yı kurduk. Çalıştaydan sonra Sığla Çalışma Grubu kuruldu. Bu noktada bir şansımız, bu bölgedeki kamu kurumlarının İç Anadolu veya Doğu Anadolu gibi bölgelerden farklı olarak konuyu sahiplenmesi ve yeri geldiğinde sivil toplum kuruluşu gibi aktif rol almaları oldu. Yaptığımız toplantılar sonucunda beş yıllık Sığla Koruma Eylem Planı’nı hazırladık. </span></p>
<p><b>Sığla Ormanlarının Korunması Eylem Planının ortaya çıkarılması ve uygulanması sürecinde edindiğiniz deneyimden yola çıkarak bu tarz eylem planlarının oluşturulmasında neyin başarılı olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de eylem planlarını ya Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ya da Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü gibi kurumlar ihale eder. Bir çevre danışmanlık firması ihaleyi alır. Altta danışman olarak uzman hocaları tutar. Teknik bir şekilde yürür gider. Verilen sürede planın uygulanması istenir, ama bu planlar çok nadiren uygulanır ya da hiç uygulanmaz, rafta kalır. Biz ilk defa bir kurumun ihaleye çıkmasına gerek kalmadan, içinde sivil toplumun, kamunun, üniversitenin olduğu bağımsız bir şekilde götürdük. Bu <a href="https://naturader.org/sweetgumactionplan/)" target="_blank" rel="noopener">eylem planını</a> farklı ve başarılı kılan özelliği de bu oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eylem planının uygulanmasına ilişkin henüz bir değerlendirme yapamıyoruz, çünkü daha yeni uygulanmaya başlandı. İlk değerlendirmelerimizi bu yaz yapacağımız bir Çalışma Grubu Toplantısı kapsamında gerçekleştireceğiz. </span></p>
<p><b>Derneğinizin izlediği doğa koruma stratejisi nedir? Güncel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Satın alma yoluyla özel mülkiyet oluşturup korunan alanlar yaratmak istiyoruz. Yapmak istediğimiz şeye benzer bir örnek Türkiye’de Alakır Vadisi’nde yapıldı. Küçük bir alan satın alındı, ama çok stratejik bir yerde olduğu için oradaki yatırımın önüne geçilecek belki. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuzey Avrupa ülkelerine, ABD’ye baktığınızda birçok sulak alan veya orman vakıflara, özel müteşebbislere ya da şahıslara ait olabiliyor. Örneğin Fransa’da Camargue Deltası</span> <span style="font-weight: 400;">bir STK’ya ait. Osmanlı’da da su kaynakları ve ormanların vakıflar tarafından yönetildiğini görüyoruz. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde 1600’lü yıllarda tüm sığla ormanlarının Milas’ta bir caminin vakıf arazisi olduğu zikrediliyor. İlgili anekdota göre; tüm etnik kurumlar bu ormandan %35 vergisini ödemek kaydıyla yararlanabiliyor. 1800’lere kadar bu kaynaklar ekosistemiyle çok güzel yönetilmiş. Ama 1800’lerden sonra arazi kanunnameleri,  çiftlik arazilerinin oluşması, vakıf sisteminin bozulması ve bu ormanların mütesellimlerin eline geçmesi, Cumhuriyet döneminde toprak reformu sonucunda paramparça bir yapı oluşuyor ve mülkiyet sorunuyla daha girift bir hale geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bugün geldiğimiz noktada bütün korunan alanlar devlet eliyle yönetiliyor. Dolayısıyla koruma yapabilmek için devler kurumlarıyla ortak çalışmanız gerekiyor. Ancak bu konuda da sorunlar var. Bugün Orman Genel Müdürlüğü’ne gidip ağaçlandırma yapmak istediğinizde karşınıza iki sorun çıkıyor. Özel çevre koruma bölgesindeki doğal SİT alanlarında iseniz ağaç dikemiyorsunuz. Her ne kadar SİT alanlarında rehabilitasyon çalışmaları yapılabilir hükmü varsa da maalesef bu durum garip bir şekilde orman arazilerinde ağaç dikebilmenize izin vermiyor.</span> <span style="font-weight: 400;">İkincisi koruma yapılacak alan özel mülkse kamulaştırma yapmadan ağaçlandırma yapılamıyor, ama ağaçlandırma söz konusu olduğunda ne hikmetse kamulaştırma da yapılmıyor. Yani, maden ocağı açmak isteyince bir dağ kamulaştırılabilirken, bir ormanı korumak istediğinizde narenciye bahçeleri kamulaştırılmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim stratejimiz araziyi satın almak üzerine kurulu, çünkü korumak istediğimiz alan özel mülk sahiplerinin alanına giriyor ve burada ağaçlandırma yapılması mümkün değil. Dünyada bu stratejiyi benimsemiş örgütler var. World Land Trust gibi ormansızlaştırılan Yağmur Ormanları’nda devasa alanları satın alan vakıflar var. Bunlar bizim gibi destek arayan kişi ve kurumlara kaynak aktarımı yapıyorlar. Onlarla işbirliği halinde çalışıyoruz. Türkiye’de enerji, kimya, altyapı gibi alanlardaki büyük şirketlere ulaşmaya çalışıyoruz. Bir özel sektör kuruluşundan destek gelecekti, son dakikada iptal oldu, ama arayışımız devam ediyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün bölgede sığla propolisi üreticilerine verdiği teşvikler var, bunları takip etmeye çalışıyoruz. Yine yer yer Doğa Koruma Merkezi ile birlikte hareket ediyoruz. Henüz kamuoyuna bir duyurumuz olmadı. Arazinin bir kısmını bir fonla veya sponsorluk anlaşmasıyla satın aldıktan sonra kamuoyuna açık çağrı yapacağız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hem kendime hem de doğa koruma örgütlerine ilişkin bir özeleştiri de yapmak istiyorum. Türkiye’de büyüklü küçüklü örgütler ilkin güzel başlıyorlar, ama profesyonelleştikçe sektörleşiyorlar. Örgütlerin belirlediği önceliklerden fonların dayattığı önceliklere kayıyoruz maalesef. Stratejinizi uygulamaktan uzaklaşıp, kapitalist sistemde bir sektör oluyorsunuz, fonlara bağımlı hale geliyorsunuz.</span></p></blockquote>
<p><b>Doğa koruma faaliyetlerinde sahada gözlemlediğiniz en büyük eksiklik sizce nedir? Bunun giderilmesi için sivil toplum kuruluşları neler yapabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğa koruma alanında insan yetiştirmeye ihtiyacımız var. Türkiye’de doğa koruma ile ilgili heyecanı, potansiyeli olan birçok insan var. Ne biyoloji mezunu birisini ne de doğaya ilgisi olan birisini bu alana yönlendirecek bir mekanizma var. Önceki yıllarda Doğa Derneği’nde Alan Savunma Koordinatörü olarak çalışmıştım, çalıştığım zamanlarda yerelde alan savunuculuğu yapan farklı coğrafyalardaki, farklı sosyal statülere sahip insanlarla çok fazla iletişim kuruyordum. Orada da fark ettim ki insanlar doğa koruma ile ilgili neye nasıl tepki vereceklerini bilmiyorlar. İnsanlarda enerji var, ama nereye nasıl başvuracağını bilemiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanların algısında klasikleşmiş bazı klişeler var. Örneğin bazıları milli park ilan edilse korumanın hemen gerçekleşeceğini düşünüyor. Milli park statüsünün hemen verilmeyeceğini, çok farklı başka statülerle nokta atışı kazanımlar elde edilebileceğini bilmiyorlar. Ya da çok basit bir dilekçeyle çözebileceği bir sorun olduğunda insanlar duysun, basında medyada haber alsın diye çözümü uzatıyorlar.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hakikaten köyünü, deresini, ormanını korumaya çalışan, HES’e karşı mücadele veren, bozkırda tarım alanlarının işgaline karşı duran, yoğun kaçak avcılıkla mücadele eden insanların çabasına destek olabilecek bir örgüt kalmıyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Hem kendime hem de doğa koruma örgütlerine ilişkin bir özeleştiri de yapmak istiyorum. Türkiye’de büyüklü küçüklü örgütler ilkin güzel başlıyorlar, ama profesyonelleştikçe sektörleşiyorlar. Örgütlerin belirlediği önceliklerden fonların dayattığı önceliklere kayıyoruz maalesef. Stratejinizi uygulamaktan uzaklaşıp, kapitalist sistemde bir sektör oluyorsunuz, fonlara bağımlı hale geliyorsunuz. Maalesef Türkiye’de şu anda bunu yaşıyoruz. Bu da şunu tetikliyor. Hakikaten köyünü, deresini, ormanını korumaya çalışan, HES’e karşı mücadele veren, bozkırda tarım alanlarının işgaline karşı duran, yoğun kaçak avcılıkla mücadele eden insanların çabasına destek olabilecek bir örgüt kalmıyor. Oradaki insanlar da kendini değersiz hissediyor. Biz de açıkçası dernek olarak fazla bir şey yapamıyoruz, hem kapasitemiz küçük olduğundan, hem de daha teknik konularla ilgilendiğimiz için. Ama genel olarak Türkiye’ye baktığımızda sivil toplum kuruluşlarının networkler/yerel ağlar kurması, yereldeki alan savunucularını networklere/bu ağlara dahil etmesi gerekiyor. Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD)’nden başka</span> <span style="font-weight: 400;">bu vasfı yerine getiren çok fazla kurum kalmadı. Türkiye’de bu insan potansiyelini doğru yönlendirecek örgütlere ihtiyacımız var. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/naturadan-farkli-bir-doga-koruma-stratejisi-ozel-mulkiyet-olusturma/">Natura&#8217;dan Farklı Bir Doğa Koruma Stratejisi: Özel Mülkiyet Oluşturma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kent Konseyleri Vizyon Belirlemeli&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/kent-konseyleri-vizyon-belirlemeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayse Erarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 05:36:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Bodrum Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[kent konseyleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kent konseylerinin yapılanmasında yaşanan sorunları ve Bodrum özelinde uygulamaya geçirmek istediği çözüm önerilerini konuştuğumuz Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz, "Oysa ki belediyenin tanımlanmış görevleri ayrı, kent konseylerinin ayrı. Olması gereken şu: Belediye hizmeti yapacak, kent konseyi vizyonu belirleyecek, tavsiyede bulunacak ama bu olmuyor." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/kent-konseyleri-vizyon-belirlemeli/">&#8220;Kent Konseyleri Vizyon Belirlemeli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kent Konseyi başkanlığına niye talip oldunuz seçilme süreciniz nasıl oldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-39867 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/IMG_20190619_172637-01-640x480.jpeg" alt="" width="297" height="223" />Kent Konseyi Başkanlığına talip olmamın nedeni kent konseyindeki gidişatın yavaş yavaş düşüşe geçtiğini görmem oldu. Yürütme kurullarını toplayamaz oldular, gruplar çalışmalarını yapamaz oldu, herkes bir etkinlik faaliyet peşinde. Kent konseyinin ruhunda olması gereken yönetişim ile hiç alakası olmayan işler oluyor. Bunda belediye başkanlarının da kabahatleri var. Belediye imkan sağlıyor, ama imkan sadece maddi algılanıyor. Belediye gücü eline geçirince frene basabiliyor, sonra insanlar ‘bizim de hiçbir yaptırımımız yok zaten’ moduna girebiliyorlar. Eğer orada konser burada etkinlik yapmak için bütçe istiyorsan bu yanlış bir bütçe talebi. Benim anladığım bütçenin, konseyin vizyon belirlemesi için tabanda yapacağı araştırmalara kaynak olması lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konsey yönetiminde eski görev alan herkes benim arkadaşım, hepsi kendi örgütlerinde mükemmel insanlar, acayip çalışkan ve üretken insanlar. Bu insanları bir araya toplayıp daha çok şey yapılsın diye imkan veriyorsunuz, ama bir bakıyorsunuz üretim duruyor, çatışmalar başlıyor. Nasıl olabilir? İnsanlar ya iyidir ya kötüdür, ya çalışkandır ya tembeldir. Bu işin yürümemesinde sistemsel bir hata olduğunu kabul ettim. Yeni kent konseyi düzgün kurulursa, görevini yapmaya çalışırsa belki bir şeyler yaparız diye düşündüm. </span><span style="font-weight: 400;">Kent konseyi seçiminde rekor sayıda bir katılım oldu, insanların ilgi göstermesi çok umut verici. Ciddi bir oyla seçildim, </span>neredeyse diğer dört adayın oyuna eşit bir oyla seçildim<span style="font-weight: 400;">. Yürütme Kurulu da herhangi bir gruptan değil, çarşaf bir listeyle çok karma bir listeyle çıktı. </span></p>
<p><b>Göreve seçildikten sonra ne gibi eksiklikler gördünüz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz yapılacak çalışmaların ilkelerini doğru koyamamışız. Yönergeler eksik çıkmış. Katılımcı ve geniş katılımlı değil, göreve geleceklerin o görevi uzun süre bırakmadan sürdürebilecekleri şekilde yönergeler olmuş. Bir örnek verecek olursak, bir meclis kurulduğunda meclis genel kurulu delegesi olarak STK’lardan gelen temsilciler kabul ediliyor, ama hiçbir STK’ya bağlı olmayan, konuya ilgi duyan bireysel aktivistlere ‘sabret, meclis</span><b> </b><span style="font-weight: 400;">kurulsun, çalışma grupları kurulurken bireysel aktivistlere de açık’ deniyor. Kadın meclisi hariç diğer meclislerde bireysel aktivistlerin bir süre çalışma gruplarına seçilip orada çalışmaları gerekiyor, ancak daha sonrasında genel kurulda oy kullanabiliyorlar. Böylelikle bir grubun sürekli hegemonyası altında kalan bir genel kurul ortaya çıkmış oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci tespitim mahalle meclisleri konusunda oldu. 56 tane mahallemiz var, bunun önemli bir kısmı köyde. Köyken mahalle olmuş bu yerlerdeki insanlar ciddi sorunlar yaşayacak. Ama en çok onların derdi olmasına rağmen 56 mahalleden 4-5 tane mahalle meclisi çıkmış, onlar da düzgün çalışamamış. Bunun nedenlerine baktığımda iki şey tespit ettim. Mahalle meclislerinin yönergesini hazırlayan arkadaşlarımız acayip demokrat, bu işe kafa yormuş, İsviçre’de mahalle meclisi kursanız ancak öyle yönerge yaparsınız. Eş başkanlıklar var, LGBTI kontenjanı var, dersin ki harika, müthiş. Ama bizim bünyemize uygun mu, bunu anlayacak bir mahalle yapısı var mı dersen soru işareti var kafamda. Mahallenin bir eş başkanı bir sunum yaparken diğeri bana sormadan neden yaptın diyebiliyor. İkinci tespitim muhtarlar mahalle meclislerine sıcak bakmıyor, ama bunu kimse dillendirmiyor. Mahalle meclislerini kendine rakip gibi görüyor olabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer sorun, Türkiye’nin birçok yerinde kent konseyine seçilenler kendini belediye meclisinde gibi görüyor. Dediklerini yaptıramayınca da &#8216;bizim borumuz ötmüyor burada&#8217; deyip içe kapanıyorlar, küsüyorlar. Oysa ki belediyenin tanımlanmış görevleri ayrı, kent konseylerinin ayrı. Olması gereken şu: Belediye hizmeti yapacak, kent konseyi vizyonu belirleyecek, tavsiyede bulunacak ama bu olmuyor. Mevcut durumda kent konseyi belediyenin imkanlarını kullanarak etkinlik yapmak istiyor. Belediye stratejik plan yapar, ama bu beş yıllık bir plandır. Ancak eğer kent konseyi iyi çalışmalar yapıp, bunları da kendisinden sonra gelen konseye aktarmayı başarırsa geleceği planlar. Bunun olmamasının nedeni bilimsel veriler, yazılı çizili bir format olmaması. Herkes bir şeyler yapıyor, ama ortada ürün görünmüyor, bütüncül bir plan ile çalışılmıyor. Bodrum Kent Konseyi için de aynı şey geçerli. Yeni yönetime bir önceki kent konseyinin çalışmalarıyla ilgili bir şey aktarılamadı, çünkü öyle bir düzen yok. Dosyalara bazı şeyler konmuş, ama bunlar tasnif edilmemiş. Belli bir format kullanılmamış. Bunların tasnif edilip bilgisayar ortamına geçirilmesi gerekiyor. </span></p>
<p><b>Neleri değiştirmek istiyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk toplantımızda 13 yürütme kurulu üyesi ile birlikte yedek üyeleri de davet ettim. Çünkü katılımcı ve şeffaf toplantılar yapmak istiyorum. Bizim toplantı kültürümüzde gündem maddeleri oluşturup, onlara sadık kalarak konuşmamız, herkesin söz alarak polemiğe girmeden kendi konusunda konuşması gibi bir alışkanlığımız yok. 10 toplantı sonra herkes birbirinin konusunu öğrenip başkalarının konusu hakkında fikir üretmeye başlıyor. Oysaki orada toplanmanın amacı herkesin kendi konusuna göre fikir beyan etmesi ve ortak aklın bulunması. Bunun önüne geçmenin tek yolu toplantıların kayıt altına alınması. Çünkü hiçbir sekreter o toplantı düzeninde doğru not tutup doğru bir karar metni hazırlayamaz, mutlaka eksikler ve tartışmalar olur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi bir yıl boyunca ücretsiz kayıt alabileceğimiz(gönüllü arkadaşlara teşekkürler), 100 kişilik bir toplantı salonumuz daha oldu. Artık hem yedek üyelerin hem katılmak isteyen herkesin gelebileceği, herkesin katılıp dinleyebileceği fiziksel şartları sağlayan bir salonumuz var. Bu şekilde hem dikkatli toplantı yapmamızı sağlamış olacağız hem de hesap verebilir olacağız. Siz artık ‘5. Yürütme kurulu toplantınızda şununla ilgili bir karar almıştınız, ne oldu’ diyebileceksiniz. Kayıtlarda izlediğimizde neyin nasıl olduğunu göreceğiz, başta ben olmak üzere kısa ve öz konuşmayı öğreneceğiz. İkincisi yönergeleri değiştirmek istiyorum. Yönergelerin kent konseyi ruhuyla uygun hale gelmesi, katılımcı olması gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaymakamlığın yaptığı muhtar toplantıları var. Bütün muhtarlar katılıyor. Mahalle meclisleri için Kaymakam Bey’den rica edip bu toplantılardan birine katılıp bir anket çalışması yapmak istiyorum. Akademisyen arkadaşlarımdan yardım alarak, bir sosyolog olarak kendim de katkı vererek, 5-6 soruluk kısa bir anket hazırlayıp muhtarların mahalle meclislerine bakış açısını tespit edebiliriz. Muhtarların bakışını anlarsak onları ikna edebiliriz, muhtarlar o meclislerin kurulabilmesinin ipuçlarını verirler. Bodrumlular resmiyetten çekinir, devlet dairesine gitmekten nefret eder, dilekçe yazmayı uzun yazı okumayı sevmez. Ama kahvede oturup yerelle sohbetle stratejik plan alt yapısını oluşturabilirsiniz. Köylerde koşulsuz şartsız mahalle meclisleri olmak zorunda değil. Başka uygulamalar da yapılabilir. Önemli olan o köyün ileri gelenlerinin yaşadıkları yer ile ilgili taleplerini öğrenmek. Eğer bunları öğrenemezsek Bodrum’un vizyonunu belirlerken plan yapıcılara rapor sunamayız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eksik gördüğüm, üstüne düşündüğüm başka bir konu daha ver. Biz genel kurullarda bütün STK’ları çağırıyoruz. Birbirlerini tanımadan orada gelip fikir üretmeye başlıyorlar. Yönetişimden bahsediyoruz, ama derneklerin birbirlerinin yaptığı işlerden haberi yok. Ben gariban bir derneğim, kim tanır beni, bir daha da gelmem deyip genel kuruldan kopanlar olabiliyor. Şöyle bir çalışma yapmak istiyorum. Genel kurula katılacak olan derneklere sadece kendi içimizde birbirimizi tanımak için yaptığımız bir genel kurul olduğunu söyleyip derneklerini tanıtan kısa bir sunum yapmalarını istemek. Ayrıca kent konseyinin genel kuruluna katılmayan STK’ları tek tek arayıp neden gelmediklerini, nasıl bir hata yaptığımızı anlamak istiyorum. Ben bir kent konseyi genel kurulunda şunu yaşadım. Burada bir külliye yapılıyordu.  Yapıldığı yer ve binanın şekli gibi şeyler yüzünden karşı çıkıldı, kent konseyi de çok ciddi tepki koydu. Ama orada söz alıp görüş bildirmek isteyen imamlar da vardı, bir şeyler söylemeye çalıştılar, ama çoğunluk susturunca bozuldular.Tahammülsüzlük yapıyoruz. Derdimizi tartışabilmeliyiz. Örneğin benim çevre konularında çok keskin çalışmalarım var, otelcilerle çok ciddi karşı karşıya geliyorum, ama yinede Otelciler Derneği Başkanı’nı alıp radyo programında medeni şekilde tartışabiliyorum. İlerleyen dönemde onlarla da çalışma yapmak niyetindeyim. </span></p>
<p><b>Dahil olduğunuz sivil toplum çalışmalarından biraz bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim elimize çok güzel, doğru imkanlar veriliyor. Ancak sistemsiz çalışıldığı için biz değerlendirmesini bilmiyoruz. Kent konseylerinin kuruluşu Yerel Gündem 21 ile başlıyor, ama Yerel Gündem 21’in koşullarını tam olarak uygulayan bir kent konseyi var mı tartışılır . STK’larda görev konusunda çok fazla farkındalık yok. </span></p>
<p>2005<span style="font-weight: 400;"> yılında Bakanlık Bodrum’da kıyı alanlarını tahsise çıkarttığında Mavi Yol Platformu’nu kurduk. Hiç ayırt etmeden bütün partilerin il başkanlarını, bütün STK’ları ve çalışmak isteyen gönüllülerle sorunu çözmek üzere platformu kurduk. Süreç içerisinde gördük ki insanlar çalışmaları sabote edebiliyor. Bunun nedenine baktığımızda karakter nedeniyle olabilir, ama ağırlıkla insanların ilgi duyduğu alanda çalışmamasından kaynaklanıyor. İnsanlar en iyi olduğu konularda çalışmalı, öyle olduğu zaman mutlaka başarı elde ediliyor. Sonrasında ilkeli çalışmayı keşfettik, ilkeleri önceden koyduk. İkincisi bilgi belge olmadan konuşmamayı öğrendik. Dersimizi çalışmadan, elimizde somut veriler olmadan bizden kimse bir demeç duyamadı.  Üçüncüsü .Bir kişinin hedef olmaması için hep farklı sözcüler konuştu, grubun büyüklüğünü göstermiş olduk. Zaman içerisinde basının ilgisi arttı, çünkü söylediklerimiz doğruydu. Bir süre sonra sadece bilgi almaya başladılar. O güven bizi daha da hızlandırdı, başarılı bir çalışma yaptık. Sonucunda burada öyle eylemler yapıldı ki içinde MHP’nin, HDP’nin, AKP’nin CHP’nin örgütleri ve STK’lar birlikte yer aldı. Mavi Yol Platformu bu anlamda ayrı bir araştırma konusu. </span>2005<b>’</b><span style="font-weight: 400;">te başladık, 2019’a kadar çivi çakamadılar, bir sürü mahkeme kazandık. Bizimle birlikte mahkemelerin yapısı, kanunlar değişti. Sonra civardaki insanlarda bir tembellik oluştu, kapılarının önüne çöp atılsa Mavi Yol’u aramaya başladılar. Biz de Marko Paşa olmadığımız, bir konuyla ilgili kurulduğumuzu, herkesin kendi alanını savunması gerektiğini söyledik ve kendimizi geri çekip platformu dağıttık. Ufak ufak başka oluşumlar oluştu ve devamı geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Köylerimiz çok fakir. Hem kalkınalım hem sürdürülebilir olsun diyoruz ya burada tam tersi yapılıyor. Köylerdeki insanlar içten içe kıyıdakilere düşman. Büyük Anadolu Yürüyüşü sırasında köylerden geçerek Muğla’ya kadar yürüdüm. O zaman Deniz Ticaret Odası Başkan Yardımcısıydım. Yürüyüş esnasında köylerde sıkıntıları, bakış açısını, ekonomiden pay almamalarını gözlemledim. O yüzden burası iyi bir laboratuvar. Böyle turizmin, tarımın iç içe geçtiği bölgelerde daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç var. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/kent-konseyleri-vizyon-belirlemeli/">&#8220;Kent Konseyleri Vizyon Belirlemeli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küdür Yarımadası Koruma Planlaması Çalıştayı Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/18/kudur-yarimadasi-koruma-planlamasi-calistayi-gerceklestirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayse Erarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jun 2019 14:21:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bütüncül Koruma Alan Yönetimi ve Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Itri Levent Erkol]]></category>
		<category><![CDATA[küdür platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Küdür Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Okan Ürker]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Altınbaş Koşkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bodrum Yalıkavak Küdür Yarımadası “Bütüncül Koruma Alan Yönetimi ve Eylem Planı” Çalıştayı, doğa koruma, bitki bilimi, arkeoloji, mera yönetimi, zooloji, jeoloji gibi farklı dallardan uzmanlar, STK  temsilcileri  akademisyenler ve bölgede yaşayan halkın katılımıyla 15-16 Haziran tarihleri arasında Yalıkavak’ta gerçekleştirildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/18/kudur-yarimadasi-koruma-planlamasi-calistayi-gerceklestirildi/">Küdür Yarımadası Koruma Planlaması Çalıştayı Gerçekleştirildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalıştay fikrini ortaya atan ve organizasyonunu üstlenen <a href="ttps://www.facebook.com/kuduryarimadasi/">Küdür Platformu</a>, önemli doğa alanı olan bölgede Ocak ayında başlayan kaçak bir ‘beach club’ inşaatını engellemek üzere bir araya gelen bir grup bölge sakininin çabalarıyla kuruldu. Bölgede gezen bir kişinin, kıyıda bir iskele yapıldığını etrafındakilere haber vermesi üzerine harekete geçen grup ilk olarak savcılık ve kaymakamlığa dilekçe verdi ve ardından sahilde 2000 kişinin katıldığı bir şenlik düzenledi. Yaptıkları toplantılar neticesinde Küdür Yarımadası için bütüncül bir koruma planlaması yapılması gerektiği sonucuna varan grup, farklı disiplinlerden görüş toplamak üzere Küdür Platformunu kurmaya ve akabinde bir çalıştay toplamaya karar verdi. Çalıştaya doğa koruma, bitki bilimi, arkeoloji, mera yönetimi, zooloji, jeoloji gibi farklı dallardan uzmanlar, Bodrum Kent Konseyi’nden, yerel derneklerden ve Muğla İl Tarım Müdürlüğü’nden temsilciler, akademisyenler ve bölgede yaşayan halktan toplam 100 kişi katıldı. Çalıştayın sonrasındaki süreçte eylem planının yazılı hale getirilmesi ve ilgili kurumlara sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Sivil Sayfalar olarak çalıştay süresinde yaptığımız söyleşileri, katılımcıların sunumlarını ve tartışmaları birleştirerek yazılı ve görsel bir haber dosyası hazırladık.</p>
<blockquote><p>Küdür’de 90lı yıllardan beri süregelen bir inşaat baskısı var. Mevcut kaçak yapılar ve günübirlik tesislerin kurulması için hala devam eden başvurular Küdür’ün korunmasını isteyen yerel halkı tedirgin ediyor.</p></blockquote>
<p>Bodrum’da yapılaşmanın olmadığı yegâne alanlardan biri, Yalıkavak’taki Küdür Yarımadası&#8230; Yarımada da işgal edilmiş ve eğlence yerine dönüştürülmüş alanlar var. Bu kaçak yapıların yıkımı henüz gerçekleştirilmediği gibi, yeni inşaatların yapılması da söz konusu. 90’lı yıllardan beri süregelen inşaat baskısı ve günübirlik tesislerin kurulması için hala devam eden başvurular da Küdür’ün korunmasını isteyen yerel halkı tedirgin ediyor. Ancak yarımadada hala dokunulmayan 4 milyon m²lik alan var ve bu alan Türkiye’nin önemli doğa alanları arasında sayılıyor. Bu alanın tamamı İl Tarım Müdürlüğü’nün tescil ettirdiği bir mera statüsüne sahip ve önemli bir bölümü 1. ve 3. derece arkeolojik SİT alanı kabul ediliyor. Bunun yanı sıra IUCN verilerine göre Türkiye’de sayıları 100’e düşen ve nesli küresel ölçekte de koruma altında olan Akdeniz foklarının yaşam ve üreme alanı. Ayrıca birçok deniz canlısı, memeli ve kuş türünün ve bitki taksonunun yayılış gösterdiği bir alan. Küdür, yerel halkın günlük hayatında da önemli bir değere sahip. İnşaat yapılmak istenen Alacain Koyu Yalıkavaklıların denize girdiği bir plaj ve bölgede otellerden uzak tek ücretsiz plaj olduğu için bölge sakinleri tarafından sevilerek kullanılıyor.</p>
<figure id="attachment_39784" aria-describedby="caption-attachment-39784" style="width: 458px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39784" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/RESİM-1-640x458.jpg" alt="" width="458" height="328" /><figcaption id="caption-attachment-39784" class="wp-caption-text">Küdür Yarımadası haritası. Kırmızı işaretli alanlar günübirlik tesis inşaatının söz konusu olduğu yerler.</figcaption></figure>
<blockquote><p>Küdür Platformu’nun bağımsız bir inisiyatif olarak ortaya çıkması ve ortaya koyduğu çalışmalar çalıştaya katılan tüm paydaşlar tarafından önemseniyor.</p></blockquote>
<p>Doğa Derneği Koruma Koordinatörü Itri Levent Erkol, yaptığı sunumda Akseki, Alakır ve Doğu Karadeniz’deki doğa koruma örneklerini anımsatarak “tüzel kişiliği olan, hantallaşmış STK’larla değil yerel insiyatiflerle yapılan koruma çalışmalarının” daha değerli olduğunu, bu anlamda Küdür Platformu’nun çalışma yönteminin de değerli olduğunu belirtti. Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği kurucu üyesi Ekolog Okan Ürker de koruma eylem planlarının Küdür Çalıştayı’nda olduğu gibi sivil toplum, akademi, kamu kurumları ve yerel halk işbirliğinde yapılmasının sonuç verdiğini ve tüm paydaşlar için fayda ürettiğini belirtti. Ürker, Natura’nın Köyceğiz’de sığla ormanlarının koruma eylem planı çalışmalarında kurumlar arasındaki işbirliğinin verdiği sonuçlardan örnekler verdi ve çalıştay sonunda ortaya çıkacak eylem planının kurumların sorumluluğunda olduğunu belirtti. Bodrum Belediyesi yetkilileri ise, kıyı işgalini engellemek için yazılı bilimsel raporların değerli olduğunu, Küdür Çalıştayı’nın bu anlamda tüm Bodrum için bir örnek teşkil ettiğini ve çalıştaydan çıkacak raporu beklediklerini ifade ettiler. Çalıştayın sonucunda bir koruma ve eylem planının raporlaştırılması ve yazılı olarak ilgili kurumlara sunulması hedefleniyor.</p>
<figure id="attachment_39785" aria-describedby="caption-attachment-39785" style="width: 428px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39785" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/RESİM-2-640x360.jpg" alt="" width="428" height="241" /><figcaption id="caption-attachment-39785" class="wp-caption-text">Mera statüsünün korunması için Muğla Tarım Müdürlüğü çalışıyor, ancak mera statülerinin geleceği belirsiz</figcaption></figure>
<p>Çalıştayda konuşma yapan Muğla Tarım Müdürlüğü Çayır Mera ve Yem Bitkileri Şube Müdürü Tandoğan Uysal Müdürlüğün bu konuda üstüne düşeni yaptığını örneklerle anlattı. Uysal, Küdür Yarımadası’nın daha önce mera alanı olarak tescil edilmiş olmasına rağmen tescile karşı dava açıldığını ve bu davayı 2015’te tekrar kazandıklarını, şu anda 4 milyon m²lik alanın mera alanı olarak tescilli olduğunu belirtti. Tarım Müdürlüğü’nün Küdür Yarımadası’nda günübirlik tesis kurulmak istenen alanlarda mera statüsünün iptali için yapılan başvuruları reddettiklerini belirten Uysal, mevcut işgallerle ilgili İl Mera Komisyonu tarafından kanun tedbirlerinin alındığını ve tahliye sürecine başlandığını ifade etti. Uysal daha önce İl Mera Komisyonu kararlarının başbakanlık genelgesi kapsamında bakanlıkça onaylandığını, ancak yeni sistemde başbakanlık kaldırıldığı için artık Cumhurbaşkanlığı genelgesi kapsamında Bakanlık tarafından onaylandığı ifade etti.</p>
<p><strong>Arkeolojik Kazılar Küdür’de Kadim Toplulukların Yaşadığını Gösteriyor</strong></p>
<p>Mimarlar Odası’ndan Oğuz Develi geçmiş yıllarda günübirlik tesis kurmak için yapılan başvuruların farkına vardıklarını ve bu vesileyle üniversitelerle işbirliği yaparak kazı çalışmalarını ve SİT alanı sürecini başlattıklarını anlattı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Adnan Diler yaptığı sunumda,  “Yarımadadaki kalıntılara baktığımızda 1950’lere kadar nesilden nesile kullanıldığını görüyoruz. Yarımadada kadim tarım alanları, taşlar, teraslar, zeytin işlikleri, limanlar, Roma dönemine ait çiftlik evleri, Hristiyanlık dönemine ait şapeller, kaya mezarları, tapınma alanları görüyoruz. Küdür’de bir antik kent yok, ancak müze boyutunda çalışmalarla koruma yapılabilir. Arkeolojik olarak tamamının 1. Derece SİT alanı olması lazım. Bunun yanısıra Küdür’ün köyünde yaşayan kişilerin mülkiyet mağduriyetinin çözülmesi gerekiyor” dedi. Yıllardır kaptanlık yapan Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz ise, Küdür’e ‘denizden bakma’ nın önemi üzerine konuştu. Sahilden denize bakıldığında tahribatın anlaşılmadığına dikkat çeken Yılmaz, yıllarca denizden çektiği kıyı fotoğrafları eşliğinde yıllar içinde yaşanan tahribatın boyutlarını gösterdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39786 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/RESİM-3-640x360.jpg" alt="" width="368" height="207" /></p>
<p><strong>Küdür’ün Biyoçeşitliliği İçin Bütüncül Envanter Oluşturulması</strong></p>
<p>Küdür Yarımadası’nın önemli bir kısmı araba yolu gitmediği için bölgede yaşayan balıkçılar, doğaseverler ve araştırmacılar dışında geniş kitleler tarafından bilinmiyor ve bölgedeki biyoçeşitlilik hakkında bütüncül bir envanter çalışması bulunmuyor. Çalıştayın önemli bir çıktısı bu envanterin tüm parçalarının bir araya getirilmesi oldu. Türlerin tanınması ve korunması adına yapılan akademik ve sivil toplum çalışmalarını Yalıkavaklılar büyük bir ilgiyle takip ettiler. Devam eden ve gelecekte yapılması gereken envanter çalışmalarının Küdür’ün korunması için önemli olduğunun altı çizildi. Küdür’ün pek bilinmeyen bu kısımlarını yerelde yaşayanlarla birlikte gezip fotoğraflayan doğa araştırmacıları resimlerle Küdür’ün güzelliklerini tanıttılar. Ankara Kuş Gözlem Topluluğu ve Sualtı Araştırmaları Derneği’nden Cem Orkun Kıraç 1990 yılından günümüze kadar Küdür Yarımadasında Akdeniz foklarının ve kuşların korunması için yaptıkları çalışmalardan, Küdür’de bu çalışmalara destek veren yerel balıkçılardan bahsetti. Kıraç,  “Küdür kıyılarını 7-8 fokun kullandığını biliyoruz. Dip balıklarını ve taş balıklarını yiyorlar. Fokun yok olmasında en büyük etken habitat tahribatıdır. Bodrum’da son kalan kıyı şeridi Küdür’de 16 km’lik bir sahildir ve bu alanda turizm olamaz” diyerek Küdür’ün bütüncül koruma planında kitle turizminin yeri olmadığını vurguladı. Doğa Derneği Koruma Koordinatörü Itri Levent Erkol, ada doğanı, tavşancıl ve küçük kerkenez başta olmak üzere 29 çeşit kuş türünün Küdür’de habitatı olduğunu anlattı. Erkol, kuş gözleminin ekosistemin durumuna ilişkin bir gösterge oluşturduğunu ve Doğa Derneği’nin bölgede uygulanacak bir kuş izleme programına destek olabileceğini belirtti.</p>
<p>Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Dr. Volkan Eroğlu Türkiye bitki biyoçeşitliliğinin dünyanın oluşumundan bu yana gelen nedenleri ve Küdür çevresinin bitki çeşitliliği hakkında bilgi verdi. Dr. Ruhi İlkbahar ise biyoçeşitlilik çalışmalarında genellikle göz ardı edilen bir grup olan likenleri tanıtarak Türkiye ve Muğla’nın liken biyoçeşitliliği ile ilgili yapılan çalışmaları sundu. Çalıştayın eylem planına dönüştürülmesi sürecinde Küdür’de en az bir yıl sürecek arazi çalışması ile bitki ve liken çeşitliliğini ortaya koyacaklarını belirtti. Eroğlu, Küdür için oluşturulacak bütüncül envanterin bir benzerinin Seferihisar Doğa Mirası Projesi kapsamında tamamlandığını ve koruma faaliyetleri için faydalı bir kaynak oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Dr. Ufuk Altınbaş Koşkan kelebekler üzerine yaptığı sunumda Küdür Yarımadası’nda endemik olan Halikarnas kelebeğini, Ege Üniversitesi Zooloji Bölümünden Doç. Dr. Kerim Çiçek Küdür Yarımadası’nın ev sahipliği yaptığı çift yaşar, kaplumbağa, kertenkele ve yılanları tanıttı. Yıllardır Yalıkavak’ta yaşayan Jeolog Dr. Ursula Pfaffenberger Küdür Yarımadası’nın volkanik yapısına ve 8-10 milyon yıllık jeolojik geçmişine dair bilgiler verdi.</p>
<p>Yapılan sunumlar sonrasında ekosistemi yerinde incelemek için çalıştay katılımcıları ve konuşmacılar birlikte Alacain ve Paşalimanı taraflarında yürüyüş yaptılar.</p>
<p><strong>Yalıkavaklılar Küdür’ü Anlatıyor</strong></p>
<p>Bu bölümde çember şeklinde oturan Yalıkavaklılar Küdür’e ilişkin hatıralarını, beklentilerini ve uğraşlarını anlattılar. Katılımcıların çoğunun söz aldığı bölümde her cumartesi gönüllü olarak Küdür Yarımadası’nda sahile atılan çöpleri toplayan Zortul Çevre Grubu’ndan bir grup ilkokul öğrencisinin çalışmaları örnek gösterildi. Bu bölümde sürpriz bir belgesel sunumu da gerçekleştirildi. Bodrum’un yerel değerlerinin korunması için kısa belgeseller çeken Bodrum Lokal ekibinin Küdür Yarımadası ile ilgili çektiği belgeselde bölge halkından Halil Kaptan ile birlikte balıkçılık ve meracılık yapılan alanlar ziyaret edilirken, Şubat ayında başlayan iskele inşaatının görüntülerine, bölge halkı ve Bodrum Belediyesi tarafından yapılan eylemlere ve röportajlara yer veriliyor.</p>
<p><strong>Küdür Platformu Çalışmalarını Sürdürecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39787 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/SON-RESİM-640x360.jpg" alt="" width="437" height="246" />Küdür Platformu çalıştayın son kısmında gelecek dönemdeki iş planını çıkarmaya çalıştı. Hukuki destek ihtiyacı olan platform bundan sonraki süreçte yasal bilgi ve danışmanlık alabileceği insanlara ulaşmaya çalışacak. Korumanın öne çıkan dayanağı mera, arkeolojik SİT, doğal SİT alanı ve Akdeniz foku koruma alanı statüsü oldu. Ancak 3. arkeolojik SİT alanı ve 1. derece doğal SİT alanı oluşu yapılaşmaya engel olmadığı için mera statüsünün gerekliliğinin altı çizildi. Diğer yandan da sadece mera statüsüne güvenilmemesi gerektiğini belirten katılımcılar bütüncül eylem planına fok yaşam alanlarının haritasının eklenmesi ve SİT derecelerinin yükseltilmesi gerektiğini eklediler. Farklı bir koruma stratejisi olarak Küdür Yarımadası’na ilerleyen süreçlerde özel koruma statüsü kazandırılması için gerekli çalışmalara başlanabileceği önerisi getirildi. Katılımcılar çalıştay sayesinde uzun süredir birbirinden farklı mecralarda mücadele veren insanların birbirlerini dinleme ve tanışma fırsatı bulduklarını ve konusunda uzman doğa korumacıların sunumları sayesinde bölgenin biyoçeşitliliği hakkında bilimsel verilere ulaştıklarını ifade ettiler.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/18/kudur-yarimadasi-koruma-planlamasi-calistayi-gerceklestirildi/">Küdür Yarımadası Koruma Planlaması Çalıştayı Gerçekleştirildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
