<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zafer Kıraç arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/zafer-kirac/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/zafer-kirac/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Nov 2021 11:00:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Zafer Kıraç arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/zafer-kirac/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Hapishanesiz Toplum Bir Gün Mümkün Olacaktır&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/27/hapishanesiz-toplum-bir-gun-mumkun-olacaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Münker Odabaşı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2021 10:50:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[hapishanesiz yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[insan onuru]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76400</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Bu sorun büyük bir sorun, hepimize dokunan bir sorun, çözümü de ortak aslında. Toplumun hapishanelerle ilgili bu olumsuz gidişe dur demesi lazım, bunu demesi için bilgiye ulaşmayı istemesi lazım. O bilgiyi hazırlayacak ve anlaşılabilir şekle sokacak birileri lazım.' İnsan hakları çalışanı Zafer Kıraç ile pek iç açıcı olmayan fakat yine de ısrarla tartışılması gereken 'içi/içeriyi' konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/27/hapishanesiz-toplum-bir-gun-mumkun-olacaktir/">&#8216;Hapishanesiz Toplum Bir Gün Mümkün Olacaktır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Yıllarca insan hakları alanında çeşitli sivil toplum örgütlerinde hak savunuculuğu yapmış ve özellikle kapatılma mekânları üzerine çalışmalar yürütmüş biri olarak, sizce bireyi toplumsal yaşamdan kopararak özgürlüğüyle &#8216;terbiye&#8217; etmeye çalışmak insan onuruyla bağdaşan bir cezalandırma yöntemi midir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-76402 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/zafer-kirac.jpg" alt="Zafer Kıraç" width="313" height="313" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/zafer-kirac.jpg 442w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/zafer-kirac-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 313px) 100vw, 313px" />Sadece insanın değil bütün canlıların doğasına uygun değil kapatılmak. Bakmayın insan çeşitli aletleri malzemeleri kullanarak ancak zorla hapsediyor diğer canlıları, insanı da aslında zorla hapsediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hapsetmek uzun yıllardır bir cezalandırma yöntemi ama yine uzun yıllardır iktidarlar bu yöntemi uygularken ‘topluma kazandırmak’tan, ‘rehabilite’ etmekten bahseder yani aslında tek başına cezalandırma aktivitesinin kötü ve çok anlamlı olmadığını onlar da bilirler. </span><span style="font-weight: 400;">Peki bu kulağa güzel gelen amaç yani topluma kazandırma gerçekleşiyor mu? Ne yazık ki hayır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu amaca uygun alt yapı ve personel yok. Yani amacın bu olmadığı anlaşılıyor. Yine tekrar suç dediğimiz mahpusların tekrar tekrar suç ile ilişkilenerek hapishaneye girip çıkmaları bu konudaki oranlar ve sayısal veriler başarısızlığı ortaya koyuyor. </span><span style="font-weight: 400;">Hapishanelerde sadece düşüncelerinden dolayı ve siyasi nedenlerle insanlar yok, böyle bakarsak çok büyük bir hata yaparız. Siyasi nedenlerle ve düşünceleri nedeniyle hapishanelerde olanlar her zaman toplam nüfusun %20’sini geçmez. Geri kalan büyük çoğunluğun ise gerçekten yaşam içerisinde bin bir türlü nedenle, eğitimsizlik, yoksulluk, uyuşturucu trafiği gibi nedenlerle suçla ilişkilenirler ve hapishaneyle tanışırlar. Bu büyük grup için gerçekten insan haklarına dayalı onun eksiklerini tamamlayacak ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü koruyarak elbette, rehabilitasyon gerçekleştirilebilir. Bu mümkündür.</span></p>
<h5><b>Habilitasyon</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni bir kavram var engelliler ile yapılan çalışmalarda, çok kullanılan bir yöntem artık Avrupa ülkelerinde. Habilitasyon yapılabilir, yapabilir hale getirmek anlamını taşıyor. Rehabilitasyon ise anlaşılacağı üzere yeniden yapılandırma anlamına geliyor.  Rehabilitasyonda yeniden inşa etmek anlamı var ve bu epeyce rahatsız edici. Habilitasyonda bu anlam yok. Sanki daha uygun bir kavram gibi geliyor bana da. Tartışmak lazım.</span></p>
<p><b> Özellikle Türkiye gibi kapatarak cezalandırma kültürünü benimsemiş orta ve doğu toplumlarında romantik ve ütopik bir arayış olmayan hapishanesiz toplum üzerine konuşmak ve tartışmak neden zordur?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında şunu kabul etsek ve bu ilke ile çalışabilsek yaşamlarımızı organize etsek daha kolay olacak hayat. Şunu demek istiyorum. İnsan öğrenen bir canlı, tıpkı diğer canlılar gibi belki biraz daha fazla muhakeme edebiliyor. Plan yapabiliyor. Ve daha başkaca farkları var elbette.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan kötülüğü de öğreniyor başka insanlara zarar vermeyi de iyilik yapmayı da. İşte aynı insan kendisine öğretilenlerle kendi dünyasını kurarken çoğunlukla kötücül bir dünya oluşturuyor. Yani yüksek oranda böyle oluyor ki dünya bir cehennem halinde. </span></p>
<h5><b>&#8216;Hapishanesiz Toplum Arayışı, Anlamlı Bir Arayış&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Hapishanesiz bir toplum arayışı iyi, anlamlı bir arayış. Bu arayışı sürdürmeye ve bu yolla insan hakları adına kazanımlar elde etmeye devam etmeliyiz hepimiz. Bu tartışmayı bu ucube mekanları yaratanlar ve onlara inananlar anlayıncaya, kabul edinceye kadar sürdürmeliyiz. İnsanlık adına başka bir davranışı sağlıklı bulmuyorum. O yüzden hapishaneyi savunanlarla tartışmak çok zor oluyor benim için, çünkü benim yaşamımda ödül ve ceza yoktur. Benim için sırf bu nedenle cennet ve cehennem inancı da yoktur. Ceza ve cehennem ile terbiye olmayı veya ödül ve cennet ile takdir edilmeyi ve onaylanmayı anlamlı bulmuyorum. Oyun gibi geliyor bana. Hayat öyle değil oysa, insan da oyunun figürü değil. Olmak, ödül ve ceza ile olacak bir şey değildir. Ve evet sloganımız, ‘Hapishanesiz bir toplum bir gün mümkün olacaktır’ olmalıdır. </span></p>
<p><b> Yeni yeni uygulanmaya başlanan ve şu anda sadece Antalya, Bodrum, Samsun, Manavgat ve Iğdır&#8217;da bulunan S tipi hapishanelerin F tiplerine göre bir kademe daha dar tecrit mantığıyla inşa edildiği ifade ediliyor. Fakat bakanlık S tipinin F tipinden bir farkının olmadığını iddia ediyor. Peki S tipi hapishanelere neden “ihtiyaç” duyuldu, bu ne anlama geliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence bir hata yapıyoruz, hapishanelerin harflerle tarif edilmesi kafa karıştırıcı. Hangi tip hangi harf olduğu önemli değil. Bir ülkede günlük yaşam ne kadar otoriterleşiyorsa dışarıda, hapishanelerde de olan o oluyor. Daha baskıcı bir ortam oluşuyor. Türkiye’de insan haklarının tamamen yok edildiği bir sürece doğru ilerliyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hapishaneler daha kötü olmaya devam edecek. Yani harfler, hapishane tipleri ya da modelleri için anlamlar yüklemeye çalışmak zaman kaybı. Bakın tek bir örnek vereyim nereye gittiğimizi anlarız.  Hapishanelerde yok pahasına, emekleri sömürülerek çalıştırılan büyükçe bir grup sanırım 100 bin civarına yaklaşıyorlar. Bu muazzam bir ucuz işgücü. Bunun bir adım sonrası ne olabilir? Hiç düşündük mü? ‘Köle mahpuslar’ diyorum ben.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok daha önemli konular ve yapılacak çok iş var. Hapishanelerde kadınlar, yaşlılar, engelliler var. Çocuklar var, anneleriyle kalan bebekler var. LGBTİ+ mahpuslar var. Ağırlaştırılmış müebbet mahpuslar var. Başka ülkelerin yurttaşları ama bu ülkede olan mahpuslar var. İşçi olarak emekleri sömürülen mahpuslar var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada neredeyse 5. sıradayız nüfusa oranla mahpus sayısında. Ama yeterince tartışmıyoruz bile. Hiçbir siyasi partinin seçim beyannamesinde göremiyoruz, &#8216;biz hapishane nüfusunu azaltacağız&#8217; diyen bir cümle.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorun büyük bir sorun, hepimize dokunan bir sorun, çözümü de ortak aslında. Toplumun hapishanelerle ilgili bu olumsuz gidişe dur demesi lazım, bunu demesi için bilgiye ulaşmayı istemesi lazım. O bilgiyi hazırlayacak ve anlaşılabilir şekle sokacak birileri lazım.</span></p>
<p><b> Geçen yıl, dünyada bir başka örneği olmayan ve 7/24 mahkeme &#8216;müjdesiyle&#8217; İstanbul Havaalanı&#8217;na bir mahkeme açıldı. Havaalanına mahkeme uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu teknik bir soru benim için, hangi amaçla yapıldı bilmiyorum, uluslararası uygulamalara bakmak lazım. Neden ihtiyaç duyuldu, amaç nedir bakmak lazım, insan hakları açısından sakıncaları varsa ortaya koymak lazım.</span></p>
<h5><b>&#8216;Umut Her Zaman Vardır&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak şunları söylemem lazım, sorulara verdiğim yanıtlar, kavgacı ve agresif bulunulabilir okuyucular tarafından. Haklılar gerçekten de öyle. </span><span style="font-weight: 400;">Ama şöyle bitireyim, umut her zaman vardır. Mücadele etmeye devam edeceğiz. İnsan hakları mücadelesinin istisnasız hepimiz için ne kadar önemli olduğunu bıkmadan anlatmaya devam edeceğiz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/27/hapishanesiz-toplum-bir-gun-mumkun-olacaktir/">&#8216;Hapishanesiz Toplum Bir Gün Mümkün Olacaktır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RUHİSAK Kurucu Üyesi Zafer Kıraç:  ‘Unutmayın Onlar Çocuk”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/28/cisst-kurucu-uyesi-zafer-kirac-unutmayin-onlar-cocuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Nov 2019 07:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[CİSST/TCPS]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhamit Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'ün 'şiddet içermeyen bazı suçlardan hükümlü olan yaşlı, hamile ve çocukların cezalarını, elektronik izleme merkezi aracılığıyla evde çekmesi alternatifi üzerinde duruyoruz' açıklamaları gündemdeyken cezaevindeki çocukların durumunu konuştuğumuz Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği (RUSİHAK) kurucu üyesi Zafer Kıraç, “Çocuk hapishaneleri kapatılsın…Hiç romantik diyerek hafife alınacak bir durum değil. Çok gerçekçi bir istek bu. Başarabiliriz. Hapishanelerde çocuklar var, unutmayın onlar çocuk” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/28/cisst-kurucu-uyesi-zafer-kirac-unutmayin-onlar-cocuk/">RUHİSAK Kurucu Üyesi Zafer Kıraç: &lt;br&gt; ‘Unutmayın Onlar Çocuk”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ceza infaz sisteminde çocuğun durumu nedir?  Çocuk oldukları için</b><b> farklı uygulamalar söz konusu mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-45045 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/IMG-20191126-WA0014-640x424.jpg" alt="" width="365" height="242" />Tıpkı büyükler gibi bir hapishane işleyişine sahipler. Çocuk oldukları ya görmezden geliniyor ya da bu şekilde bir iyi sonuç alınabilecekmiş gibi bir hayale kapılıyorlar.. Birçok ilde hapishanelerde çocuk koğuşu denen bir bölümde kalırlar. Avrupa cezaevi kuralları gereği ve çocuğun yüksek yararı ilkesi göz önüne alındığında bu kabul edilebilir bir durum değildir. Şakran, Silivri, Sincan ve Maltepe gibi kampüs hapishanelerinde çocuk hapishaneleri yaptılar, şehirden uzak buraları… Rehabilitasyonda ilk kural aile ve arkadaşlarına ve avukatına erişimdir. Kampüs hapishaneleri bu açıdan insan hakları hele çocuk haklarına çok aykırıdır. Kapasite çok fazla, ortak alanlar yeterli değil. Uzman ve çocuk psikolojisinden anlayan personel sayısı oldukça az. Hatta 70 ilin hapishanesinde çocuklarla ilgilenebilecek kapasitede uzman yok. Çocuklar İnfaz koruma memurlarına emanet. Oysa bu memurların büyük bölümü işini sevmeyen, eğitim seviyesi hala düşük, çocuk psikolojisini bilmeyen insanlar. Çocukların anneleriyle hiçbir temas olmadan tel örgünün arkasından  yapılan görüş, onur kırıcı, hiçbir iyileştirici yanı olmayan çok zalimce bir uygulamadır</span></p>
<p><b>2019 itibari ile içeride şuan kaç çocuk/genç var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 3 bin yüz civarı 12-17 yaş çocuk var hapishanelerde. Ve daha acıklı olanı var 684 bebek var… 0-6 yaş anneleriyle kalan bebek ve çocuklar. Rakamları tam alamıyoruz ama tahminlerimiz 19-22 yaş arası 50 bin civarı genç hapishanelerde. Şartlar çok kötü. Fiziksel ve ruhsal gelişimleri için uygun değil. Yapılması gereken annelerin ev hapsine alınmasıdır. Bu sisteme geçilmelidir. Oyuncaktan yeterli beslenmeye ve güvenliğe kadar çok fazla problemleri var. Başlı başına bir haber konusu olmalı bu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span><b>Yüzde 65 civarında tekrar cezaevlerine geri dönüyor diyorsunuz. Peki bunun nedeni sizce  nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef çok fazla kazanımlar elde edemedik çocuklar için, çok heyecanlı işler yaptık tam bir şeyler olacak derken hep tersine döndü. Bir sorunumuz var bizim, hapsetmeyi seviyoruz sanki hapsedince her şey çözülecekmiş gibi bir duygumuz var. Oysa niye hapsettiğimizi çok iyi bilmemiz gerekiyor, yoksa bu bir ‘intikam’ almaya dönüşüyor. Şunu demek istiyorum eğer hapsettiğiniz çocuğun oraya gelme koşulları aynı kalıyorsa, yoksulluk, eğitimsizlik, istismar vb. birde üstüne sadece hapsedip hapishane koşulları bir rehabilitasyona uygun değilse, günü gelince ‘hadi güle güle’ diyorsan o değişmeyen ortama, hatta artık daha da kötü ortama (çünkü artık çocuk damgalanmış durumda) yolluyorsan. Zaten tam da bu nedenle çocukların tekrar suçla ilişkilenip hapishaneye geri gelmeleri %65 civarında. Korkunç bir durum bu.</span></p>
<p><b>“Toplum Temelli Rehabilitasyon Merkezleri Kurulmalı”</b></p>
<p><b>Kapalı mekanların çocuk  ve insan üzerindeki ruh sağlığı açısından , psikolojik etkileri nelerdir? Çözüme dair ne önerirsiniz veya diğer ülkelerde bunun örnekleri var mıdır? Paylaşır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakanlık romantik bulmuştu bu önerimizi, halbuki Almanya çocukları adalet sistemi içerisinde çıkarmayı başardı. Çocuk ve Gençlik Suçluluğu diye ayrı bir birim kurdu. Bu birimi de sosyal hizmetlere bağladı. Yani Adalet Bakanlığı yargılamasını yaptıktan sonra çocuklar sosyal hizmetlere teslim ediliyor. Ve çocuklara suçlu gözüyle değil, ‘Ortada bir problem var  bunu çözeceğiz’ mantığı ile bakıyorlar. Çocuk hapishaneleri kapatılsın derken, çocuklar suçla ilişkilenip dursun bizde görmezden gelelim affedelim demiyorum ki. Çocuğun suçla ilişkilendiği ortamı ortadan kaldıralım. Paramızı, emeğimizi bu amaca harcayalım. Ve illa çocukları hapsetmemiz gerekiyorsa toplum merkezli rehabilitasyon merkezleri açılmalıdır. Bu merkezle sivil toplum kuruluşlarına açık olmalıdır. Çocukları suçlu gibi görmemeli, onları anlamaya çalışmalı, onlara karşı vicdanlı olmalı. Gelişmiş ülkelerde bırakın ‘çocuk suçlu’ kavramını, ‘suça itilmiş çocuk’ kavramı bile terk edilmiş durumda. Artık  ‘adalet sistemi içindeki çocuk kavramı kullanılıyor.</span></p>
<p><b>“Onarıcı Adalet Sistemine Geçmeliyiz”</b></p>
<p><b>Cezaevlerinin kapatılmadan çok artırıldığı bir dönemdeyiz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nüfusa oranla toplam mahpus sayısı açısından Avrupa’da birinciyiz tam 284 bin civarı insan hapishanelerde bunların 13 bin civarı kadın. Çocuk mahpus sayısında yine Avrupa’da birinci sıradayız. Sayılardan bahsettik. Evde, okulda olması ve oyun oynaması, kendini geliştirmesi gereken  yerlerde olması gerekirken, 24 saat kapalı bir kurumda ve ağır şartlarda yaşayan çocuklar. Hiçbir hapishane herhangi bir canlı için uygun değildir, hapishaneler işe yaramaz kurumlardır. İlla hapsedeceksek bu son çare olmalı. Çocuklar için hapishaneler daha fazla suçla tanıştığı, sürekli istismara uğradığı yerlerdir. Çocuk bir kere hapishaneyle tanıştığı zaman tekrarı kolaylaşıyor. Biz intikamcı adalet, cezalandırıcı adalet uyguluyoruz. Tek başına cezalandırma problemi çözmüyor. Tartışılamayacak kadar açık  bir gerçek. Bir çocuk suçla ilişkilendiği andan itibaren çok dikkatli olunmalıdır. Polis son çare devreye girmelidir. Alanında eğitimli çocuk polisi olmalıdır. Çocuk yargılanacaksa çocuk mahkemelerinde yargılanmalıdır. Polis ve gardiyan zorunlu olmadıkça çocukla ilgili ortamlarda uzman psikolog ve sosyal hizmet uzmanları görev yapmalıdır. Bağımsız izlemeye izin verilmelidir. Sivil toplum kuruluşlarından, alanında yetkin çocuk konusunda çalışan derneklerden, vakıflardan, uzmanlardan, akademisyenlerden oluşacak bağımsız izleme sorunların çözümü için gerekli. Uygulayan ülkeler başarıyor. Biz de yapmalıyız.</span></p>
<p><b>Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk hapishaneleri kapatılsın…Hiç romantik diyerek hafife alınacak bir durum değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok gerçekçi bir istek bu. Başarabiliriz. Hapishanelerde çocuklar var. Unutmayın onlar çocuk.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/28/cisst-kurucu-uyesi-zafer-kirac-unutmayin-onlar-cocuk/">RUHİSAK Kurucu Üyesi Zafer Kıraç: &lt;br&gt; ‘Unutmayın Onlar Çocuk”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 13:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Burç Baysal]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kızbes Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sevilay Çelenk]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=23687</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu.</strong><span id="more-23687"></span></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, &#8216;Toplumsal Barış Ağı’nın hazırlık çalışmalarını çözüm süreci döneminde yaptıklarını ancak çalışmaya başlayınca çatışma ortamının dönmüş olduğunu hatırlatarak, sivil toplumun barış meselesini gündemden düşürmemesi gerektiğini vurguladı. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin güçlü bir sivil toplum ve medya reaksiyonu ile akim kaldığını hatırlatan Kaya; Diyarbakır, Van, Hakkari, Batman, Şanlıurfa, Malatya, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde düzenledikleri toplantılarda oluşturmaya çalıştıkları barış ağı hakkında detaylı bilgiler vererek, “sivil toplum arasındaki barış ağı, toplumsal kutuplaşmanın da panzehiridir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çalıştayın sabah oturumunda Doç. Dr. Sevilay Çelenk &#8216;Medya, Demokrasi ve Toplumsal Barış&#8217;, Dr. Cuma Çiçek de &#8216;Çatışma Çözümü, Barışın İnşası ve Sivil Toplum&#8217; başlıklı birer sunum yaptı. Barış olgusunun medyada haber değeri olmadığını söyleyen Çelenk, “Biz sivil toplum temsilcileri olarak birbirimize konuşuyoruz, oysa sesimizin daha çok yere ulaşması gerek, esas konuşacağımız insanlarla konuşmalıyız. Bu konuda yetersiz kaldık. Her yere ve herkese konuşabilen medyada ise barış o kadar çok kriminalleşti ki, &#8216;Ayşe Öğretmen&#8217; vakasında gördüğümüz üzere medya, barış talebine yer verdiği için özür dilemek zorunda kaldı” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Çelenk’ten sonra söz alan akademisyen Cuma Çiçek, Barış Vakfı için hazırladığı “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu anlatarak sivil toplumun kapasite ve potansiyeline dair bir fotoğraf aktardı. Türkiye’deki STK envanterine bakıldığında bunların yüzde 95 gibi yüksek bir oranının &#8216;Kürt meselesi&#8217; gibi konulara hiç dokunmadığını vurguladı.</p>
<p>Rapordan yola çıkarak bazı önerilerde bulunan Çiçek; siyasi, coğrafi ve sektörel sınırları aşarak öteki mahallelerle diyalog kurma, barışa katkısı olacak meseleleri makro ölçekten mikro ölçeğe, gündelik ilişkilere taşıma, siyasi angajmana girmemiş STK’ları sürece dahil etme, çatışma çözümü ve barış inşası çalışmalarını yerelleştirme gibi vurgularda bulundu.</p>
<p>Çalıştayın öğleden sonraki oturumu Yazar Şeyhmus Diken’in moderatörlüğünde, sivil toplum temsilcilerinin değerlendirmeleri ile tamamlandı.</p>
<p><strong>Zafer Kıraç (İzmir):</strong> Barış emek istiyor, bu bir yaşam biçimi bugünden yarına hemen cevap vermiyor. O yüzden barış çalışmalarını sürekli yapmalıyız. Barış çalışmasında Kürtlerin yorulduğunu, bu yüzden Türklere daha çok iş düştüğünü düşünüyorum. İzmir ve Diyarbakır’ın barış çalışmaları anlamında kıymetli şehirler olduğunu düşünüyorum. Sahada yapılacak çalışmaların çocuk ve gençleri kapsayıcı şekilde derinleşmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Kızbes Aydın (İzmir): </strong>Ben Kafkas Türküyüm, İzmir’de herkes bana &#8216;Kürtsün&#8217; diyor. Bir türlü Türk olduğumu ispatlayamadım. Batıda, İzmir’de barışı anlatmak çok zor. Barışseverler olarak farklılıklarımızla bir arada nasıl yaşayabileceğimizi tartışmamız gerekiyor. Ben barışı Kürtlerin kara kaşı kara gözü için değil, Türk halkının zararlarını gördüğüm için istiyorum. Savaş ve çatışmalar en çok kadını etkiliyor. Eğer barış gelecekse, barışın lokomotifi kadınlar olmak zorundadır. Savaş ve çatışmalar eril zihniyetin ürünüdür. Toplumsal Barış Ağı&#8217;nın kadın ayağını oluşturup, İzmirli ve Diyarbakırlı kadınların öncülüğünde sadece kadınların yer aldığı ayrı çalıştaylar yapalım ve sonuç bildirgesi yayınlayalım.</p>
<p><strong>Arif Ali Cangı (İzmir): </strong>Barış sadece dilemekle olmuyor, gerçekleşmesi için çaba harcamak gerekiyor. Barış sürecinin başlayabilmesi için toplumun ortaya irade koyması gerekiyor. Bu noktada bu ihtiyacın ortaya çıkması için STK ve aktivistler olarak çaba harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Geçmişte İzmir ve Diyarbakır arasında Kocaoğlu ve Baydemir üzerinden ciddi adımlar atılmaya başlamıştı ama maalesef yarım kaldı. Bu ilişkiyi devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum. Toplumun üzerindeki korkunun aşılması için mutlaka ve mutlaka ortaklıklarımızı öne çıkarmalıyız. Barışta ortaklaşıp bunun çalışmasını derinleştirmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Burç Baysal (Diyarbakır):</strong> İzmir ve Diyarbakır gibi özgürlüğüne düşkün iki kenti bir araya getiren DİTAM’a öncelikle çok teşekkür ederim. Ülkenin içerisindeki gelirden eşit pay almamamızın da adaletsizliği etkileyen bir süreç olduğunu gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ahmet Özmen (Diyarbakır): </strong>Barış süreçleri için sivil toplumun kendi akil insanlarını oluşturması gerekiyor. Kendi akil insanlarımızı oluşturup, heyetler halinde toplantılar yapmanın çok etkili olacağını düşünüyorum. Çözüm sürecinde yapılmayan yüzleşme meselesinin üzerine bu şekilde gitmek gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dilekçeyi size mi veriyorduk?” atölyesi başvurularını bekliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/16/dilekceyi-size-mi-veriyorduk-atolyesi-basvurularini-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 08:25:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Aktivizm Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Atölye]]></category>
		<category><![CDATA[Dilekçeyi Size mi Veriyorduk]]></category>
		<category><![CDATA[Genç LGBTİ+ Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç LGBTİ+ Derneği&#8217;nin düzenlediği LGBTİ+’lar için kamu kurumlarıyla iletişim atölyesi başvuruya açıldı. İzmir Genç LGBTİ+ Derneği, 10 hafta boyu sürecek çeşitli tematik alanlarda kapasite geliştirmeye yönelik Aktivizm Okulu programı düzenliyor. Aktivizm Okulu’nun dördüncü dersinde insan hakları aktivisti Zafer Kıraç, LGBTİ+’lar için kamu kurumlarıyla iletişimin inceliklerini, belge düzenlemeyi, belgenin tesliminde gerekli sorumlulukları anlatacak. “Dilekçeyi size mi veriyorduk?” atölyesine [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/16/dilekceyi-size-mi-veriyorduk-atolyesi-basvurularini-bekliyor/">“Dilekçeyi size mi veriyorduk?” atölyesi başvurularını bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Genç LGBTİ+ Derneği&#8217;nin düzenlediği LGBTİ+’lar için kamu kurumlarıyla iletişim atölyesi başvuruya açıldı.</em></p>
<p>İzmir Genç LGBTİ+ Derneği, 10 hafta boyu sürecek çeşitli tematik alanlarda kapasite geliştirmeye yönelik Aktivizm Okulu programı düzenliyor.</p>
<p>Aktivizm Okulu’nun dördüncü dersinde insan hakları aktivisti Zafer Kıraç, LGBTİ+’lar için kamu kurumlarıyla iletişimin inceliklerini, belge düzenlemeyi, belgenin tesliminde gerekli sorumlulukları anlatacak.</p>
<p>“Dilekçeyi size mi veriyorduk?” atölyesine kayıt yaptırmak ve ilerki haftalarda gerçekleşecek derslerle ilgili bilgi almak için <a href="mailto:dernek@genclgbti.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">dernek@genclgbti.org</a> adresine e-posta yollayabilirsiniz. Katılım kontenjanla sınırlı.</p>
<p><em>İzmir Genç LGBTİ+ Derneği&#8217;nin düzenlemiş olduğu Aktivizm Okulu programı Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenmektedir.</em></p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=24772" target="_blank" rel="noopener noreferrer">KAOSGL</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/16/dilekceyi-size-mi-veriyorduk-atolyesi-basvurularini-bekliyor/">“Dilekçeyi size mi veriyorduk?” atölyesi başvurularını bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
