<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yiğit aksakoğlu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/yigit-aksakoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yigit-aksakoglu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Mar 2020 12:58:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>yiğit aksakoğlu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yigit-aksakoglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gezi Davasında Herkes İçin Beraat Kararı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/18/gezi-davasinda-herkes-icin-beraat-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2020 12:36:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gezi Parkı Davası'nda herkes hakkında “hukuka uygun somut ve kesin delil bulunmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verildi</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/18/gezi-davasinda-herkes-icin-beraat-karari/">Gezi Davasında Herkes İçin Beraat Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Kültür’ün kurucusu Osman Kavala&#8217;nın tutuklu, 15 kişinin tutuksuz yargılandığı Gezi Davası&#8217;nda hakim herkes için beraat kararı verdi.</p>
<p>İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde görülen davada savcı, Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı için ağırlaştırılmış müebbet hapis talep etmişti. Bugün görülen duruşmada hakim tüm sanıklar için beraat kararı verdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/18/gezi-davasinda-herkes-icin-beraat-karari/">Gezi Davasında Herkes İçin Beraat Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları Savunucularından Adalet Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/14/insan-haklari-savunucularindan-adalet-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2020 07:55:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47862</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı, Gezi, Hak Savunucuları ve Özgür Gündem davası öncesinde yayınladığı açıklamada, “Savunucuları savunman vakti geldi, insan hakları savunucularına sahip çık” çağrısında bulunurken, Gezi Davası'nda hakkında müebbet hapis istenen Yiğit Aksakoğlu'nun arkadaşları da destek beklediklerini açıkladılar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/14/insan-haklari-savunucularindan-adalet-cagrisi/">İnsan Hakları Savunucularından Adalet Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı tarafından yapılan açıklamada, hak savunucularına sahip çıkılması amacıyla her akşam saat 20:00’de #HakSavunucularınaAdalet hashtagiyle destek verilmesi istendi.</p>
<p>“Önümüzde 3 karar duruşması var. Bu duruşmalardan önce her akşam saat 20:00’de ses çıkar. #HakSavunucularınaAdalet hashtagiyle destek mesajlarını paylaş” çağrısı yapılan davalar şunlar:</p>
<h4>14 Şubat 2020</h4>
<p>Basın özgürlüğünü korumak için risk alan Avukat Eren Keskin hakkında üstlendiği bu sembolik görev nedeniyle 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor. 30 yılı aşkın süredir insan hakları savunucusu olan Eren Keskin’in karar duruşması 14 Şubat 2020 günü saat 10:00’da İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.</p>
<h4>18 Şubat 2020:</h4>
<p>16 insan hakları savunucusu ve sivil toplum insanı 2013 yılında milyonlarca insanın katılımıyla gerçekleşen Gezi protestolarını organize ettikleri iddiasıyla suçlanıyor. “Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla yargılanan 16 kişinin bu suçu işlediğine dair hiçbir delil bulunmadığı gibi, aleyhlerindeki tanık ifadelerinden hiçbirinde ne şiddete bulaştıklarından ne de suç oluşturan bir fiile bulaştıklarından bahsediliyor. Buna rağmen yargılanan hak savunucuları ve sivil toplum insanlarının altısı için en az 15 yıl, üçü için ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.</p>
<p>16 kişiden biri olan Osman Kavala AİHM kararına rağmen 28 aydır hukuksuz bir biçimde tutuklu yargılanıyor. Daha önce kendisiyle birlikte tutuklu yargılanan Yiğit Aksakoğlu’nun serbest bırakılması yönünde oy kullanan iki hakim görevden alındı ve yerlerine başka hakimler atandı. Bu davada yargılanan kişilerden bazıları yargılanıp beraat etmişti fakat hukuka aykırı şekilde aynı nedenle tekrar yargılanıyor. AİHM kararına rağmen hukuku çiğneyerek Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar veren mahkeme heyeti, AİHM kararını zapta geçirirken kararı yorumsuz şekilde ileten Adalet Bakanlığı&#8217;nın “kararın kesinleşmediğini” bildirdiğini iddia ederek Adalet Bakanlığı’nı da suçuna ortak etmeye çalışıyor. Bu dava sadece insan hakları savunucularını cezalandırmak amacıyla sürdürülüyor. Davanın 6.duruşması 18 Şubat 2020 günü saat 10:00’da Silivri Cezaevi yerleşkesindeki 1. nolu Duruşma salonunda görülecek.</p>
<h4>19 Şubat 2020:</h4>
<p>Katıldıkları sıradan bir sivil toplum toplantısında gözaltına alınan 10 hak savunucusu, bu toplantıyı organize ettiği iddiasıyla daha sonra dosyaya dahil edilen Uluslararası Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç’la birlikte 2,5 yıldır yargılanıyor. Hak savunucularından sekizi 4 ay boyunca, Taner Kılıç ise 14 aydan fazla tutuklu kaldı. 11 hak savunucusuna yönelik asılsız suçlamalarla sürdürülen bu dava, Türkiye’de insan hakları savunucularına yönelik ciddi baskıların simgesi haline geldi. Sivil toplumu hedef alan bu süreçte insan hakları çalışmaları kısıtlandı, baskı altına alındı ve hatta suç olarak lanse edildi. Mütalaada, iddianamede yer alan ve duruşmalar boyunca asılsızlığı kanıtlanan iddialar, sanki tüm bir dava süreci hiç yaşanmamış gibi tekrar ediliyor. Davanın 11. duruşması 19 Şubat 2020 günü saat 10.00’da İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.</p>
<h4><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-47863 size-boldthemes_small" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/02/EQqIkQhWkAEQxRP-320x320.jpg" alt="yigit-aksakoglu-destek" width="320" height="320" /> “Savcı Yiğit İçin Ömür Boyu Hapis İstiyor”</h4>
<p>Bu arada, Gezi Davası’nda Osman Kavala ve Mücella Yapıcı ile birlikte hakkında müebbet hapis istenen Yiğit Aksakoğlu için arkadaşları da destek çağrısında bulundu.</p>
<p>Yiğit Aksakoğlu’na destek için kurulan sitede yer alan açıklamada, “6 Şubat 2020 günü, celse arasında alelacele mütaalasını sunan Savcılık, Osman Kavala ve Mücella Yapıcı ile birlikte Yiğit Aksakoğlu’nun da ağırlaştırılmış ömür boyu hapsini istediğini açıkladı. Avukatları, ailesi ve arkadaşları, davanın siyasi baskı altında karara bağlanıp, adil olmayan bir şekilde sonuçlandırılmasından ciddi bir şekilde endişe ediyor. Hayatı boyunda şiddete ve şiddet içeren her türlü eyleme karşı olmuş, bunu kamusal alanda yaptığı konuşmalar ve sivil toplum alanında yaptığı çalışmalarla kanıtlamış Aksakoğlu, şiddet eylemleri planladığı iddiasıyla hapsedilmek isteniyor. İddianamede herhangi bir delil içermeyen iddiaları, mütaalaya taşımakta beis görmeyen bir sürecin son halkası 18 Şubat 2020 günü Silivri’de gerçekleşecek. Duruşma günü, Yiğit Aksakoğlu ve ailesinin yalnız olmadıklarını bilmeye her zamankinden çok ihtiyaçları var. Yiğit’in arkadaşları olarak bizler, tüm kamuoyunu 18 Şubat Salı günü gerçekleşecek duruşmayı izlemeye, sosyal medyada konuyu gündeme getirmeye (#yigitaksakogluyalnizdegildir) ve  hukuk ve adaletten yana tavır almaya çağırıyoruz.“ denildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/14/insan-haklari-savunucularindan-adalet-cagrisi/">İnsan Hakları Savunucularından Adalet Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savcıdan Gezi Davası’nda Müebbet Hapis İstemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/06/savcidan-gezi-davasinda-muebbet-hapis-istemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Feb 2020 17:08:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Mücella Yapıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Kültür’ün kurucusu Osman Kavala'nın tutuklu 15 kişinin tutuksuz yargılandığı Gezi Davası'nda esas hakkındaki mütalaasını İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderen savcılık, Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı için ağırlaştırılmış müebbet hapis talep etti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/06/savcidan-gezi-davasinda-muebbet-hapis-istemi/">Savcıdan Gezi Davası’nda Müebbet Hapis İstemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkında 10 Aralık’ta verdiği  “derhal serbest bırakılmalı” çağrısına rağmen mahkeme bir önceki duruşmada Kavala&#8217;nın tutukluluk halinin devamına karar vermişti. 18 Şubat&#8217;a ertelenen duruşmada savcılık, gönderdiği esas hakkındaki mütalaada, 828 gündür tutuklu bulunan Osman Kavala&#8217;nın yanısıra, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı için ağırlaştırılmış müebbet hapsi istedi. Savcılık Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis istedi.  Yurtdışında bulunan  Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, Memet Ali Alabora ve İnanç Ekmekçi’nin dosyalarının ayrılmasını isteyen savcılık bu kişilerin Kavala, Aksakoğlu ve Yapıcı ile aynı eylemlerde bulunduğunu iddia etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/06/savcidan-gezi-davasinda-muebbet-hapis-istemi/">Savcıdan Gezi Davası’nda Müebbet Hapis İstemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘‘Kente Bakınca Çocukların Nerede Olduğunu Görmüyoruz’’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/21/kente-bakinca-cocuklarin-nerede-oldugunu-gormuyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevde Tunç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jan 2020 22:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bernard Van Leer Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul95]]></category>
		<category><![CDATA[Superpool]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bernard Van Leer Vakfı’nın Türkiye Temsilcisi Yiğit Aksakoğlu vakfı ve öncülüğünde başlatılan İstanbul95 projesini anlattı. Proje, İstanbul’a 3 yaşında sağlıklı bir çocuğun boyu olan 95 santimetreden bakmayı, kentin planlanmasını, çocuk ve ebevyn destekleyici programların oluşturulmasını amaçlıyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/21/kente-bakinca-cocuklarin-nerede-oldugunu-gormuyoruz/">‘‘Kente Bakınca Çocukların Nerede Olduğunu Görmüyoruz’’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Yiğit Aksakoğlu İstanbul95 Projesini Anlatıyor" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/-5NNRXMOWc4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vakıf, &#8216;Kente 95 santimden baksaydın neyi farklı yapardın&#8217; sorusunu mimarlara, şehir plancılarına, kamu görevlilerine ve belediye başkanlarına sorarak yeni cevaplar ve çözümler oluşturuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1960 yılında kurulan Bernard Van Leer Vakfı, Hollanda merkezli bir vakıf. Kurucusu Bernard Van Leer, II. Dünya savaşının yıkıcı etkisini gördükten sonra şirketini vakfa bağışlayarak çocuklara yatırım yapmayı ve böyle bir savaşın bir daha tekrar etmemesi için dünyaya bir katkıda bulunmaya karar vermiş. 2000’lere kadar elliye yakın ülkede faaliyet gösteren vakıf, 94’ten beri de Türkiye’de çeşitli çalışmalara finansal ve teknik destek sağlıyor.</span></p>
<p><b>Vakfın 2016-2020 Stratejisi KENT95</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehirler yetişkinlerin ihtiyaçlarına göre tasarlanırken çocuklar göz ardı ediliyor. Kent95 projesi şehre 3 yaşında sağlıklı bir çocuğun boyu olan 95 santimden baksaydın neyi farklı yapardın sorusuyla yola çıkıyor, çözümler üretiyor. Vakfın Türkiye Temsilcisi Aksakoğlu projeyi şöyle anlatıyor: ‘‘Kent95’in 4 tane çalışma alanı var. Bu 4 çalışma alanı üzerinden İstanbul’da bir çalışma ile başladık. Önce yaptığımız çalışmaya İstanbul95 dedik. Yaptığımız işbirlikleri ile İstanbul’da 2 yılı tamamladık. Şu anda İstanbul95’in de ötesine geçerek İzmir ve Gaziantep Büyükşehir Belediyeleriyle de çalışmaya başladık.’’</span></p>
<p><b>‘‘Kente Bakınca Çocukların Nerede Olduğunu Görmüyoruz’’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul95 projesi kapsamında yürütülen çalışmalardan ilki veriye dayalı karar verme araçları üretmek diyen Aksaoğlu, bu alanda yapılan çalışmaları ve neler yaptıklarını şöyle ifade ediyor. ‘‘Kente bakınca çocukların nerede olduğunu görmüyoruz. İstanbul gibi 15 milyonluk bir kentte acaba dezavantajlı çocuklar nerede sorusuyla başladık. Sadece İstanbul’da 0-4 yaş grubunda TÜİK verilerine göre 1,2 milyon çocuk var. Her yıl 230.000 bebek sadece İstanbul’da dünyaya geliyor. Bu da günde 630&#8217;dan fazla demek. Bu çocukların özellikle dezavantajlı olanların kentin nerelerinde yaşadığını görebilmek için TESEV ve Kadir Has Üniversitesi&#8217;nin İstanbul çalışmaları merkezi ile birlikte hareket ettik. Dezavantajlı çocukların nerede olduğunu bulabilmek için rayiç bedelleri yani metrekare fiyatları üzerinden belirleme yaptık. Sokak başına metrekare fiyatlarından ortalama mahalle için bir metrekare fiyatı çıkarıldı. Bunun üzerine de TÜİK’ten yaş grupları verisini alıp 0-4 yaş grubunun daha yoğun olduğu yerleri harita üzerinde işaretledik. Böylece İstanbul&#8217;un genelinde bütün mahallerine bakarak dezavantajlı çocuklar nerede sorusunun cevabını harita üzerinde gösterebildik. İstanbul’da 39 ilçe var ve bu ilçelerin çocuk ve ebeveynlerine yönelik hizmetleri dağınık bir şekilde ilerliyor. Bunu haritalamak için TESEV gidip ilçe belediyelerinden bu verileri topladı. Böylece hepsini istanbul.kent95.org sitesinde görebilir hale geldik. Böylece parklar, kreşler nerede? Nakit yardımı varsa bunlar hangi mahallelere gidiyor? sorularını önceki haritalarla kesiştirince hizmetler, yardımlar doğru yerlere gidiyor mu? sorusunun cevabı da çıkmış oldu. Bunu sadece biz değil ilgili belediyeler de görebilir hale geldi.’’</span></p>
<p><b>‘‘Dünyada Geçerliliği Olan Yöntem Ev Ziyareti Temelli Aile Rehberliği’’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erken çocukluk döneminin önemine vurgu yapan Aksakoğlu, sadece çocuklara değil ebevynlere de İstanbul95 projesi kapsamında destek sunulduğunu dile getiriyor ve şöyle devam ediyor. ‘‘Bu çalışma alanında Boğaziçi Üniversitesi ile birlikteydik. Dünyada çok geçerliliği olan bir müdahale yöntemi var ev ziyareti temelli aile rehberliği. Bu model genel olarak dezavantajlı aileyi belirleyip hamilelikten 3 yaşa kadar olan dönemde ona destek olacak bir aile rehberini göndermeyi kapsıyor. Boğaziçi Üniversitesi, bu programı geliştirdi ve Türkiye&#8217;ye adapte etti. Eksik olan anne depresyonu, beslenme ile ilgili bilgileri de dahil ettiler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Program, hamileliğin son 3 ayından başlayıp çocuk 3 yaşına gelene kadar beslenme, depresyon, çocuk gelişimi gibi konularda destek olmayı sağlar hale geldi.’’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’da 4 ilçe belediyesiyle çalıştıklarını söyleyen Aksakoğlu, bu belediyelerde 4’er kişilik ekip kurarak hareket edildiğini belirtti. Beyoğlu, Maltepe, Sultanbeyli ve Sarıyer belediyeleri İstanbul95 projesinin çalışma alanlarından oldu diyen Aksakoğlu sözlerini şöyle sürdürdü. ‘‘Belediyeler tarafından oluşturulan ekipler önce Boğaziçi Üniversitesine eğitime gönderildi. Sonrasında sahaya dönüp haritalardan tespit ettikleri mahallelerde hamile anneleri programlara dahil ettiler. Program şu an 2. yılını doldurdu. Programa dahil olan bebeklerde 2 yaşına geldiler. Şu an bir belediye çalışanı en fazla 40 aileye ulaşabiliyor. Bu sayıyı, daha çok aile rehberlik programından yararlanabilir hale gelsin diye yükseltmeye çalışıyoruz.’’</span></p>
<p><b> ‘‘Oyun Parkları 0-3 Yaş ve Ebeveynleri İçin Uygun Değil’’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların eğlenerek vakit geçirdikleri alanlar özellikle de şehirlerin içerisinde daha da kısıtlı. Bu durum 0-3 yaş çocuklar için daha kötü. Çünkü parklar bu yaş grubu ve ebeveynler için tasarlanmıyor. Aksakoğlu, proje kapsamında bunun üzerine de çalıştıklarını anlatıyor: ‘‘İstanbul95 projesi kapsamında üçüncü yürüttüğünüz çalışma yeşil ve kamusal alanların 0-3 yaş ve ebeveynlerine yönelik düzenlenmesi. Maalesef oyun parkı diye geçen alanlar 0-3 yaş ve ebeveynleri için uygun değil. Plastik kaydıraklar ve salıncaklar en erken 5 yaşından sonra çocuğu oynatabileceğiniz yerler. Hem yeşil alanların hem kamusal alanın daha çok 0-3 yaş ve ebeveynine yönelik düzenlenebilmesi için Superpool mimarlık şirketi ile çalıştık. Superpool, çocuğun gelişim dönemlerine göre ilk 3 yılda açık alanlarda ne tür ihtiyaçları var onları anlatan bir fikir rehberi geliştirdi. Çocuktan bahsediyoruz onu ailesinden bağımsız düşünmemek gerekiyor. Ebeveynin de açık alanlarda ihtiyaçlarına dikkat edilmesi gerekiyor.  Anne eğer kendi de rahat ediyorsa o parka daha sık çocuğu götürüyor. Gittiğinde de o parkta daha uzun süre kalıyor. Dolayısıyla bu fikir rehberinden hareketle yine bu dört ilçede Superpool pilot parklar tasarladı, belediyeler uyguladı. İki tanesinin açılışı yapıldı. Bir tanesi bitmek üzere bir diğeri de 2020’nin ilk üç ayında tamamlanacak. Bunun ötesinde sadece park değil aslında kamusal alanın da 0-3 yaşa uygun hale getirmek mümkün. Seyyar oyun parkı diye bir uygulamayı da hayata geçirdik. Seyyar oyun parkı, çocukların oynamayı en çok sevdiği şeylerden birisi mukavva kutular. Onları kendi hayal güçleri doğrultusunda çeşitli şeylere dönüştürebiliyorlar. Bir yere bir kısım mukavva kutu götürmeniz bile aslında orayı oyun parkı halini dönüştürebiliyor.’’</span></p>
<p><b>‘‘Kentleri Orta Yaş Üstü Engelsiz Erkekler Kendilerine Benzeyen Bireyler İçin Tasarlıyor’’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul95 projesi kapsamında son çalışma alanlarının kent içi hareketlilik olduğunu aktaran Aksakoğlu, şehirlerde küçük çocuklara ve ailelerine yönelik düzenlemeler olmadığını söylüyor. Aksakoğlu bu konuyla ilgili şunlara değiniyor: ‘‘Kentleri orta yaş üstü engelsiz erkekler yine kendilerine benzeyen bireyler için tasarlıyorlar. Küçük bir çocukla karşıdan karşıya geçmek ne kadar vakit alıyor, arabalar ne kadar dikkat ediyor gibi temel şeyleri düşününce kent içi hareketlilikte çözümler üretmeye çalıştık. Uluslararası bir başka STK ile birlikte çalışarak ilk örneğini Maltepe Zümrütevler&#8217;de denedik. İşgal edilen bir kamusal alanda arabaları ve çöp konteynırlarını kaldırarak bir kent meydanı haline dönüştürdük. Eğer orada yaşayanlar bu uygulamayı benimserse orası kalıcı hale dönüştürülecek ve benzer uygulamalar sadece Maltepe&#8217;de değil başka yerlerde de tekrar ederek yaygınlaştırılacak.’’ </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlere çok iş düştüğünü belirten Aksakoğlu, ‘‘Uzun dönemli ve büyük yatırımlar değil, kısa dönemli ve hemen yapılacak bir çok iş var.’’ diyor. Aksakoğlu, bu işleri yapabilmek için de çocuklara yukarıdan kafasını okşayacak mesafeden değil, onlarla göz göze gelmek gerektiğini ve onların boyundan kendi yönettikleri kente bakmaları yeterli olduğunu dile getiriyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/21/kente-bakinca-cocuklarin-nerede-oldugunu-gormuyoruz/">‘‘Kente Bakınca Çocukların Nerede Olduğunu Görmüyoruz’’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gezi Davası&#8217;nda Tahliye Olan Yiğit Aksakoğlu: &#8220;Bu Ülkede Bir An Evvel Adalete İhtiyacımız Var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/gezi-davasinda-tahliye-olan-yigit-aksakoglu-bu-ulkede-bir-an-evvel-adalete-ihtiyacimiz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2019 05:44:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40083</guid>

					<description><![CDATA[<p>Silivri'deki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlanan Gezi Davası'nda ara kararla tahliye edilen Yiğit Aksakoğlu; "Osman Bey için çok üzgünüm. 20 aydır hiçbir sebep yokken içeride tutuluyor. Seviniyorum ama sevinemiyorum. İçeride daha binlerce masum insan var. Bu ülkede bir an evvel adalete ihtiyacımız var. dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/gezi-davasinda-tahliye-olan-yigit-aksakoglu-bu-ulkede-bir-an-evvel-adalete-ihtiyacimiz-var/">Gezi Davası&#8217;nda Tahliye Olan Yiğit Aksakoğlu: &#8220;Bu Ülkede Bir An Evvel Adalete İhtiyacımız Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24-25 Haziran tarihleri arasında görülen  <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/24-haziranda-baslayacak-gezi-davasinin-kronolojisi/" target="_blank" rel="noopener">Gezi Davası&#8217;</a>nda Yiğit Aksakoğlu tahliye edilirken, 602 gündür cezaevinde bulunan Osman Kavala&#8217;nın tutukluluğunun devamına karar verildi.</p>
<p>18 Temmuz&#8217;a ertelenen dava, Gezi eylemlerinin üzerinden 6 yıl geçtikten sonra 16 kişi hakkında, ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle açılmıştı. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde görülen davanın ilk gününde 602 gündür tutuklu iş insanı Osman Kavala, 220 gündür tutuklu sivil toplum uzmanı Yiğit Aksakoğlu, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater ve Hakan Altınay savunma yaptı. Salı günkü oturumda ise,  Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Yiğit Ali Ekmekçi savunma yaptı.</p>
<p>Savunmaların ve savcılık makamının talebinin ardından duruşmaya ara veren mahkeme heyeti açıkladığı ara kararında, Yiğit Aksakoğlu&#8217;nun yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliyesine, Osman Kavala&#8217;nın tutukluluğunun devamına,  Çiğdem Mater ve Mine Özerden&#8217;in yurtdışı yasaklarının devamına, İnanç Ekmekçi&#8217;nin de bir sonraki duruşmaya katılmasına hükmetti.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-40085  alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/D97_AI4X4AEBt1--640x480.jpeg" alt="" width="323" height="242" />Gece yarısına doğru cezaevinden tahliye edilen Yiğit Aksakoğlu&#8217;nu eşi Ünzile Aksakoğlu annesi ve arkadaşları karşıladı. 17 Kasım 2018&#8217;de tutuklanan Aksakoğlu 220 gündür cezaevinde bulunuyordu. Aksakoğlu cezaevi çıkışında yaptığı açıklamada, &#8220;Osman Bey için çok üzgünüm. 20 aydır hiçbir sebep yokken içeride tutuluyor. Seviniyorum ama sevinemiyorum. İçeride daha binlerce masum insan var. Bu ülkede bir an evvel adalete ihtiyacımız var.&#8221; dedi.</p>
<p>Yiğit Aksakoğlu&#8217;nun savunması için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/yigit-aksakoglunun-savunmasinda-sivil-toplum-calismalari-vurgusu/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>Gezi Davası değerlendirmeleri için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/gezi-davasi-degerlendirmeleri/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/gezi-davasinda-tahliye-olan-yigit-aksakoglu-bu-ulkede-bir-an-evvel-adalete-ihtiyacimiz-var/">Gezi Davası&#8217;nda Tahliye Olan Yiğit Aksakoğlu: &#8220;Bu Ülkede Bir An Evvel Adalete İhtiyacımız Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yiğit Aksakoğlu&#8217;nun Savunmasında Sivil Toplum Çalışmaları Vurgusu&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/yigit-aksakoglunun-savunmasinda-sivil-toplum-calismalari-vurgusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 05:46:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40055</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yiğit Aksakoğlu, Silivri'de başlayan Gezi Davası'nda yaptığı savunmada; sivil toplum çalışmalarının dava konusu edilmesine karşı;  "Hiçbir zaman şiddetle gelen ve ani bir değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum. Değişimin taraflarıyla diyaloğa özen gösterdim. Sivil toplum alanında çalışarak bu alanın, toplumsal cinsiyet, ayrımcılık, savaş karşıtlığı, İslamofobi gibi birçok sorunun doğrudan mağduru olmasanız da farklı kesimlerden insanlarla bir araya gelebildiğiniz bir yer olduğunu gördüm. Hak temelli çalışmanın top yekun bir değişimin peşinden gitmekten çok daha çözüm odaklı bir yaklaşım olduğuna inandım ve hâlâ da inanıyorum." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/yigit-aksakoglunun-savunmasinda-sivil-toplum-calismalari-vurgusu/">Yiğit Aksakoğlu&#8217;nun Savunmasında Sivil Toplum Çalışmaları Vurgusu&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yiğit Aksakoğlu Gezi Davası&#8217;nda yaptığı savunmaya özgeçmişini, çalışmalarını anlatarak başladı. Sivil toplum alanında yaptığı çalışmaların dava konusu edilmesine de değinen Yiğit Aksakoğlu savunmasında sivil toplum çalışmalarının amacı ve yöntemleriyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dile getirdiği özgeçmişiyle ilgili vurgulamak istediği iki temel konu olduğunu belirten Aksakoğlu, &#8220;Bu iddianame bu olaylar nasıl oldu sorusuna cevap vermiş gibi yaparken, bu insanlar bunları neden yaptılar sorusuna ise hiç değinmemektedir. Benim böyle bir sebebim ve siyasi yaklaşımımın hiç olmadığını açıklamak istedim. Ben hiçbir zaman şiddetle gelen ve ani bir değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum. Değişimin taraflarıyla diyaloğa özen gösterdim. Sivil toplum alanında çalışarak bu alanın, toplumsal cinsiyet, ayrımcılık, savaş karşıtlığı, İslamofobi gibi birçok sorunun doğrudan mağduru olmasanız da farklı kesimlerden insanlarla bir araya gelebildiğiniz bir yer olduğunu gördüm. Hak temelli çalışmanın top yekun bir değişimin peşinden gitmekten çok daha çözüm odaklı bir yaklaşım olduğuna inandım ve hâlâ da inanıyorum. Haklar ve sorumluluklar önemlidir. Sadece sorumluluğunuz var, hakkınız yoksa kölesinizdir. Sadece hakkınız var, sorumluluğunuz yoksa kralsınızdır. Bu ikisinin dengesi yurttaşlığın ve demokrasinin en temel unsurudur. Sivil toplum da bu alanla ilgili tartışmaların ve faaliyetlerin yürütüldüğü alandır. Doğası gereği siyasidir ama siyasi partilerden ayrılır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Sivil Toplum Çözüm Temelli Çalışır&#8221;</strong></p>
<p>Sivil toplum alanı ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili verdiği iki temel mesajı savunmasında da vurgulayan Aksakoğlu, &#8220;Öncelikle sivil toplum tam da yukarıda açıkladığım gibi çözüm temelli çalışır, haklar alanının toplumsal diyalogla dönüştürülmesine katkıda bulunur. Yani iktidara talip olmaz. İktidara talip olan yani toplumdaki bütün sorunlarla ilgili sözü olan kuruluşlar siyasi partilerdir. Dolayısıyla onu devirip yerine kendisinin ya da önerdiği bütüncül çözümlerin gelmemesi sebebiyle siyasi partilerden ayrışır. Sivil toplumun talepleri daha mütevazıdır; bebek ölüm oranlarının azaltılması, kadına veya çocuğa yönelik şiddetin azaltılması, farklı toplumsal kesimlere yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması vb. Sivil toplumun amacı hükümeti değil, kendisini yani kendine olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır. Mesela kadınların seçme ve seçilme hakkı, ilkokulun zorunlu ve evrensel olması, İstiklal Caddesi’nin trafiğe kapatılması ya da Gezi Parkı’nın park olarak kalmasını talep eden kuruluşlar yoktur. Buna gerek yoktur. Bu meselelerin bu kısmı bitmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Sivil Toplum Şiddeti Dışlar&#8221;</strong></p>
<p>Diğer önemli ayrımın sivil toplumun yöntem olarak şiddeti teşvik etmemesi olduğunun altını çizen Aksakoğlu, &#8220;Sivil toplum şiddeti dışlar. Eylemleri ve araçları şiddet içermez. Çünkü o zaman sivil, yani uygar, medeni, şehirli olamaz. Yani cebir ve şiddet kullanarak hükümeti yıkmak hiçbir şekilde sivil toplumun alanı değildir. Sevdiğim bir yazarın dediği gibi şiddetin beceriksizlerin başvurduğu son çare olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bir sivil toplum ve sosyal kalkınma uzmanı olarak şiddeti ya da şiddetle gelecek değişimi hiçbir zaman savunmadım. Yani ne hükümeti devirmek, ne de cebir ve şiddet kullanmak eğitimini aldığım, pratikte uyguladığım ve siyaseten yanında olduğum bir tutumdur. Zaten iddianamede ve dosyadaki tüm dinlemeler, sivil toplum alanında gönüllü, uzman veya araştırmacı olarak yürüttüğüm çalışmalarla ilgilidir.  Şiddeti öven, teşvik eden ya da hükümeti devirmekle ilgili herhangi bir konuşma yoktur.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Yiğit Aksakoğlu&#8217;nun savunmasının tam metni için <a href="https://yigitaksakoglu.com/yigit-aksakoglunun-savunmasinin-tam-metni/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/yigit-aksakoglunun-savunmasinda-sivil-toplum-calismalari-vurgusu/">Yiğit Aksakoğlu&#8217;nun Savunmasında Sivil Toplum Çalışmaları Vurgusu&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yargı Süreçleri De Kutuplaşmadan Nasibini Aldı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/yargi-surecleri-de-kutuplasmadan-nasibini-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 11:49:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Ruhu ve Politik Teori]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Özbank]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün başlayan Gezi Davası'nı konuştuğumuz Gezi Ruhu ve Politik Teori kitabının yazarı akademisyen Murat Özbank, "Hukukun, ülke içinde yaşayan insanlar arasında dost-düşman ayırımı yapmadan, herkes için eşit işletildiği koşullar altında yaşasaydık bir öngörüde bulunmak mümkün olabilirdi. Zira o zaman bu davanın ilk celsede beraat ile sonuçlanabileceğini, hatta bu tür iddianamelerin mahkemeler tarafından hiç kabul edilmemeleri gerektiğini söyleyebilirdik. Ancak içinde yaşadığımız kutuplaşma ortamında bir öngörüde bulunmak zor. Zira bu ülkede her şey gibi yargı süreçleri de bu kutuplaşmadan nasibini aldı" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/yargi-surecleri-de-kutuplasmadan-nasibini-aldi/">&#8220;Yargı Süreçleri De Kutuplaşmadan Nasibini Aldı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Büyükada davası, BAK davaları, Kavala ve Aksakoğlu’nun tutukluluğu ardından gelen Gezi iddianamesi  sivil toplum ve akademik faaliyetlerin kriminalleştirilmesi olarak yorumlanıyor, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Soruda dile getirdiğiniz yorum bence de doğru. Ancak bu yoruma şöyle bir şerh düşmezsek eksik kalır. Suçlu gösterilmek istenen sivil toplumun tamamı değil sadece bir kısmı. Son beş senedir Türkiye siyasetinde hakim olan kutuplaştırıcı dil, sivil toplum alanında da yankı bulmuş durumda. Dolayısıyla bir takım sivil toplum faaliyetleri Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yürütülen yargılamalara konu olurken, sivil toplum dediğimiz alanın bir kesimi de, tam aksine, merkezi iktidar ve yerel yönetimler tarafından cömertçe destekleniyor. Böyle baktığımızda, Büyükada Davası, BAK (Barış İçin Akademisyenler) davaları, Kavala ve Aksakoğlu’nun tutukluluğu gibi uygulamalarla, sivil toplum alanında faaliyet gösteren tüm örgütlere, derneklere ve vakıflara bu siyasal kutuplaşmada “doğru” tarafta yer almaları, ya da en azından “sessiz kalmaları” “parazit yapmamaları” için gözdağı verilmeye çalışıldığını da söyleyebiliriz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-40033" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/murat-ozbank-500x500.png" alt="" width="360" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/murat-ozbank-500x500.png 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/murat-ozbank-500x500-160x160.png 160w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Burada önemli olan soru, suçlu gösterilecek sivil toplum faaliyetleri ile desteklenecek faaliyetler arasındaki ayırımın hangi ölçütler temelinde yapıldığı. Ben Türkiye siyasetinin ana ihtilaf eksenleri olarak kodlanan Türkçü &#8211; Kürtçü, İslamcı &#8211; Laikçi, sağcı &#8211; solcu gibi, etnik, vicdani ve düşünsel farklılaşmaların bu konuda bize doğru bir ölçü sunabileceklerinden emin değilim. Yani Türkçü, İslamcı ve sağcı STÖ’ler destekleniyor, Kürtçü, Laikçi, solcu STÖ’ler desteklenmiyor demek, bir yanıyla çok bildik bir şablona dayandığı için ilk bakışta anlamlı gibi gelse de, bence çok kolaycı ve nüanssız, dolayısıyla da yanıltıcı bir yaklaşım olur.</p>
<p>Aynı şekilde, siyasal iktidara yakınlık da yeterince açıklayıcı bir ölçüt değil. (Bazı STÖ’ler elbette bu yakınlık sebebiyle iktidardan iltifat görüyorlar da, bu yakınlığı neye, siyasal iktidarla nasıl bir ortaklaşmaya borçlular? Akrabalık ilişkileri, karşılıklı çıkar ilişkileri, ideolojik benzeşim, yaşam tarzlarının uyumu vs.) Bunların tamamı bu konu açıldığında dile getirilen hususlar ki, bunların dile getirilmesinde belli bir doğruluk payı olduğu yadsınamaz. Ancak ben kriminalleştirilecek STÖ’ler ile, kamu kaynaklarıyla desteklenecek STÖ’ler arasındaki ayırım yapılırken belirleyici olanın bu hususlardan ibaret olduğunu da sanmıyorum.</p>
<p>Kanımca siyasal iktidar tarafından dost görülen ve desteklenen STÖ’ler, siyasal iktidara yakınlıklarını, siyasal iktidarın bekasını kendi bekalarıyla özdeş görmelerine, dolayısıyla siyasal iktidarın kendi bekasıyla ilgili korkularını paylaşmalarına, onun tehdit olarak algıladığını tehdit olarak algılamalarına, onun düşman gördüğünü düşman görmelerine borçlular. Tek cümleyle, siyasal iktidar dost-düşman hattını kendisi ile tam olarak aynı yerden çizdikleri için ve çizdikleri sürece, onları dost olarak görüyor. Siyasal iktidar tarafından çizilen dost-düşman hattını, siyasal iktidarla tam olarak aynı yerden çizmeyen, hatta toplum içinde böylesi hatlar üzerinden kutuplaşma yaratmanın doğurduğu ve doğurabileceği vahim sonuçlara dikkat çekerek siyasal iktidarı eleştiren, dolayısıyla sivil toplumda bu hatları aşan köprüler kurmaya, diyalog kanalları açmaya çalışan, yani düşünsel, etnik, vicdani farklılıklarımızdan korkmadan, bir arada yaşamanın yollarını arayan insanlar ve faaliyetler ise — işte onlar da “düşman” olarak kodlanıp, onlardan kaynaklandığı varsayılan tehditin bertaraf edilmesi amacıyla kriminalleştirilmeye çalışılıyorlar.</p>
<p><strong> </strong>Velhasıl, ben Büyükada ve Gezi gibi davaların açılmasını, BAK yargılamalarını, Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu, Tuna Altınel gibi isimlerin tutuklanmasını, Füsun Üstel gibi akademisyenlerin hapse atılmasını — bu tür gelişmelerin tamamını, siyasal iktidar tarafından toplum içinde çizilen dost &#8211; düşman hattını aşan köprüler kurmaya yeltenebilecek sivil toplum ve faaliyetlerini ve akademik çalışmaları caydırmak amacını güttüğü kanaatini taşıyorum.</p>
<blockquote><p>Bugün yazılan iddianame de, siyasal iktidarın ilk günden itibaren tutunduğu, Gezi olaylarının kendiliğindenliğini görmezden gelen, insanların özgür iradelerini hiçe sayan bu yanlış varsayıma dayanıyor. Ancak Gezi’nin bir darbe girişimi olduğunu varsaymak, öyle olduğunu kanıtlamakla aynı şey değil.</p></blockquote>
<p><strong>Gezi olayları ilk gününden itibaren ülkenin kutuplaşma sürecinin önemli olaylarından biri olarak farklı çevrelerce farklı algılandı. Davaya yaklaşım da aynı şekilde. </strong><strong>İddianame Gezi&#8217;yi bir darbe girişimi görme çabasına dayanak teşkil edecek vasıfta mı? </strong></p>
<p>Gezi olaylarının ülkenin kutuplaşma sürecinin önemli olaylarından biri olduğu tespiti bir yanıyla doğru, ama buna da bir şerh düşmek lazım. Ben Gezi protestolarını bu ülkede önemli bir ilk olarak görenlerdenim.  Bu ülkede toplumsal muhalefet hep vardı, ama bu muhalefet hep eşitlik ve dayanışma üzerinden kurulmuştu. Gezi’de ilk defa özgürlük üzerinden kurulan bir kitlesel muhalefet gördük; özgürlük, hem bireysel, hem de politik özgürlük,  kitlesel bir talep olarak dile geldi Gezi&#8217;de. Hem de öyle birilerinin düğmeye basmasıyla, bir &#8220;üst akılın&#8221; kışkırtmasıyla filan da değil. Tümüyle spontane bir biçimde uluslararası insan hakları hukuku, anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış politik özgürlüklerini kullanan eşit ve özgür Türkiyeli yurttaşların bilinçli, özgür iradesiyle dile geldi bu özgürlük talebi. Türkiye coğrafyasında varolan tüm toplumsal, siyasi ve kültürel çeşitliliği, tüm farklılıkları, tüm kimlikleri içinde barındıran çok sesli ve çok renkli bir yurttaş kitlesinin ortak özgürlük çığlıydı Gezi. Yani Gezi protestoları, bir yanıyla da, bu ülkedeki insanların, tüm düşünsel, itikadi ve etnik farklılıkları ile birlikte yan yana durup, özgürlükten yana ortak bir vicdani tavır geliştirebileceklerini gösteren bir olaydı.</p>
<blockquote><p>Davaya dahil edilen isimler iddianamede kendilerine isnat edilen suçu işledikleri düşünüldüğü için değil, siyasal iktidar tarafından toplum içinde çizilen dost-düşman hattının sorgulanmasını engellemek, böyle bir sorgulamaya yeltenecek olanlara gözdağı vermek için yargılanıyorlar.</p></blockquote>
<p>Gezi sonrasında Türkiye&#8217;nin siyasal düzeninin durduğu yerde durmayacağı açıktı. Ya daha özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu, yani daha demokratik bir yöne evrilecekti Türkiye, ya da daha yasakçı, baskıcı, hiyerarşik, tek sesli yani daha otoriter hatta totaliter bir yöne. Maalesef bu ikinci olasılık gerçekleşti. Böyle olması şart değildi, ancak siyasal iktidar Gezi&#8217;den yükselen özgürlük çığlığını bir darbe girişimi olarak okudu ve belli ki iktidarı merkezileştirmenin ve yargı, medya, üniversiteler ve nihayet sivil toplum üzerinde daha sıkı bir kontrol tesis etmenin, hem kendisi, hem de ülke için daha güvenli bir yol olacağına kanaat getirdi. Ülkenin son dönemdeki kutuplaşma süreci de insanların Gezi protestolarında, tüm farklılıkları ve renkleriyle yan yana durup, özgürlük talep etmeleriyle değil, siyasal iktidarın bu çok sesli ve çok renkli özgürlük talebine “%50’yi evde zor tutuyorum” sözleriyle yanıt vermesiyle başladı.</p>
<p>Gezi’nin bir darbe girişimi olarak görülmesi, değişik kesimlerden, meşrebi, üslubu, yaşam tarzı, siyasal aidiyeti farklı bir milyondan fazla insanın, Türkiye’nin 81 ilinin 79’unda sokağa dökülmesinin, hükümeti devirmeye çalışan, tek bir iç veya dış ‘mihrak’ tarafından örgütlenmiş olabileceği varsayımına dayanıyor. Kendi vicdanlarının sesini dinleyerek, bir haksızlık olarak gördükleri polis şiddetini protesto etmek amacıyla sokağa dökülen insanların özgür iradelerini hiçe sayan bir varsayım bu.</p>
<p>Her ne kadar siyasal iktidar o günden bugüne bu yanlış varsayımın doğru olduğu inancına tutunmuş olsa da, Gezi eylemlerin ardında, altında, ya da başında, hiyerarşik olarak örgütlenmiş bir siyasal yapı, bir iç veya dış mihrak, sinsi bir çıkar odağı yoktu. Elbette, siyasal partiler ve örgütlü siyasal hareketler bu eylemlerde yer almış, bu eylemlerden kendilerine yeni üyeler veya yeni oylar devşirmeye çalışmıştı. Bazı çıkar grupları ve/veya dış güçlerin bu eylemleri dikkatle izleyip, olası sonuçları üzerinden, politik ve/veya ekonomik çıkar hesapları yapmış olması da gayet muhtemeldi. Politik partiler ve örgütlü politik hareketler ve örgütlü çıkar grupları vardı elbet, onlar modern siyasetin olmazsa olmazlarıydı; ama onlar Gezi eylemlerinin ardında, altında, ya da başında değil, içindeydi. Milyonlarca insanı sokağa onlar dökmemiş, sokağa dökülen milyonlarca insanın peşine takılmışlardı sadece. Bu kez örgütlerin iradesi kitleleri değil, kitlenin, daha doğrusu kitleyi oluşturan eşit ve farklı insanların ortak iradesi, örgütleri sürüklemişti peşinde. Gezi olaylarının ülkenin siyasal tarihindeki en ayrıksı özelliklerinden biri de belki de bu kendiliğindenliğiydi.</p>
<p>Bugün yazılan iddianame de, siyasal iktidarın ilk günden itibaren tutunduğu, Gezi olaylarının kendiliğindenliğini görmezden gelen, insanların özgür iradelerini hiçe sayan bu yanlış varsayıma dayanıyor. Ancak Gezi’nin bir darbe girişimi olduğunu varsaymak, öyle olduğunu kanıtlamakla aynı şey değil. İnsan Hakları İzleme Örgütü geçtiğimiz günlerde iddianame ile ilgili ayrıntılı bir rapor yayınladı. İddianame’nin Geziyi bir darbe girişimi olarak görme çabasına dayanak teşkil edip edemeyeceği sorusuna yanıt olarak rapordan şu alıntıyı yapayım:</p>
<p>&#8216;Savcılığın, sanıkların aleyhinde sunulan delillerle, sanıklara isnat edilen suçlar arasında bir nedensellik bağı kurmak için hiçbir ciddi çaba içine girmediği anlaşılıyor. Örneğin, iddianamede sanıkların, hükümeti devirmek amacıyla güç ve şiddet kullanılmasını kışkırttıklarına ya da suç sayılabilecek başka fiiller işlediklerine delalet edebilecek herhangi bir kanıt sunulmamış. Aynı şekilde, iddianamede sanıkların, hükümeti devirmek amacıyla kalkışma kışkırtmak için plan yapıldığından haberdar olduklarına veya böyle bir girişimde yer aldıklarına ilişkin herhangi bir kanıt da sunulmamış.&#8217;</p>
<p><strong>Davaya dahil edilen isimleri ve isnat edilen suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu başta olmak üzere davaya dahil edilen isimlerin “darbecilik” gibi bir suçlamaya maruz kalmalarının olgusal bir temeli yok ve olmadığını da bize iddianame gösteriyor. Ancak yukarıda da belirttim. Kanımca davaya dahil edilen isimler iddianamede kendilerine isnat edilen suçu işledikleri düşünüldüğü için değil, siyasal iktidar tarafından toplum içinde çizilen dost-düşman hattının sorgulanmasını engellemek, böyle bir sorgulamaya yeltenecek olanlara gözdağı vermek için yargılanıyorlar. Bu bağlamda Osman Kavala elbette en simgesel isim: ‘Bu ülkede Osman Kavala gibi, sanat yoluyla insan hakları savunuculuğu yapmaya ömrünü vakfetmiş bir isim bile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanabiliyorsa, gerisini siz düşününün’ gibi bir mesaj veriliyor sanki.</p>
<p><strong>Da</strong><strong>vanın akibetiyle ilgili öngörünüz nedir?</strong></p>
<p>Hukukun, ülke içinde yaşayan insanlar arasında dost-düşman ayırımı yapmadan, herkes için eşit işletildiği koşullar altında yaşasaydık bir öngörüde bulunmak mümkün olabilirdi. Zira o zaman bu davanın ilk celsede beraat ile sonuçlanabileceğini, hatta bu tür iddianamelerin mahkemeler tarafından hiç kabul edilmemeleri gerektiğini söyleyebilirdik. Ancak içinde yaşadığımız kutuplaşma ortamında bir öngörüde bulunmak zor. Zira bu ülkede her şey gibi yargı süreçleri de bu kutuplaşmadan nasibini aldı. Bazı kesimler ve isimler iktidarın bekasına tehdit olarak görülüyor ve onlara düşman hukuku uygulanıyor ki bu koşullar altında bir öngörüde bulunmak için, hukuki değil, siyasi bir değerlendirme yapmak gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/yargi-surecleri-de-kutuplasmadan-nasibini-aldi/">&#8220;Yargı Süreçleri De Kutuplaşmadan Nasibini Aldı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 08:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[gezi iddianamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnen Korur Fincancı]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39939</guid>

					<description><![CDATA[<p>24 Haziran'da başlayacak Gezi Davası öncesinde; avukatlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve aktivistlerin katılımıyla, Taksim Point Otel’de “Gezi İddianamesi: Hedefteki Sivil Toplum” başlığıyla bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Gezi İddianamesi’nin hukuki çelişkileri ve sivil toplum dünyasını etkileyen yanları konuşuldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/">STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İki oturumdan oluşan toplantının ilk oturumunda, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutukluluklarının hukuki açıdan değerlendirilmesi yapıldı. İkinci oturumda ise iddianamede geçen suçlamaların sivil toplum faaliyetlerini nasıl etkilediği ve iddianamede bahsi geçen suçlamalar karşısında sivil toplum dünyasının neler yapabileceği konuşuldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ilk oturumu konuşmacıları Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Duygu Türemez, gazeteci Gökçer Tahincioğlu ve avukat Hürrem Sönmez, gazeteci Mehveş Evin’i moderatörlüğünde Gezi iddianamesini hukuki açıdan tartıştılar. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39941 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/genel1-640x427.jpg" alt="" width="366" height="244" />“Cebir ve Şiddet Eylemlerine Katıldığına Dair Bilgi ve Kanıt Yok”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi’nin 657 sayfadan oluşan çok kalın ve kimsenin okumak istemeyeceği türden ve sıkıcı bir metin olduğunu belirten Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Duygu Türemez, “İşin özüne bakarsanız ortada önce bir suç iddiası var sonrasında bu 16 kişinin görüşmelerinden zorla çekilmiş birkaç cümleyle oluşturulan ve çok fazla çaba harcanmadığı görülen bir metin.” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamedeki Gezi Parkı eylemleri yoluyla, FETÖ/PDY başlığına değinen Türemez, bu başlık ile örgütünün amacı olan hükümete yönelik yıpratma ve ortadan kaldırma çalışmalarının birleştirildiğini söyledi. Bu kapsamda psikolojik sorunları nedeniyle ordudan atılan bir askerin ifade verdiğini vurgulayan Türemez, daha sonra aynı askerin bizzat savcılığa gidip dilekçe verdiğini, “Benim ifademi dikkate alabilirsiniz ben akıl sağlığım yerinde olmadığım için ordudan atıldım” dediğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddianamede Türkiye’yi uluslararası alanda zor durumda bırakmak için yapılan faaliyetler diye ayrıca bir başlık olduğuna da değinen Türemez, “Bu başlıkta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma hazırlıkları, Avrupa Birliği’ne rapor sunmak veya Brüksel’de bir gezi sergisi düzenlemek gibi konular yer alıyor. Kimi aktivizm düzeyinde kalan kimi yurttaşlık hakkından kaynaklanan faaliyetler. Bunlar suç olarak isnad ediliyor. İddianamede söylenen suçun yapıldığına dair cebir ve şiddet ibaresi yok.16 kişi arasında hiç birinin cebir ve şiddet eylemlerine katıldığına dair bilgi ve kanıt yok. Bunun dışındaki o dönemde farklı illerde olan mala zarar verilen başkalarının yaptığı eylemler iddianameye dahil edilmiş.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b>“Gezi İddianamesi’ni Hazırlayan Savcı Firari”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci Türemez’in ardından hukuki değerlendirmelerde bulunan avukat Hürrem Sönmez, Gezi İddianamesi’nin FETÖ/PDY ile ilişkilendirilmeye çalışıldığını vurguladı. Sönmez konuyu şöyle özetledi: “Gerçek şu ki iddianamenin bizatihi kendisi FETÖ ile ilişkili. İddianame zaten 2013’te gezi olayları devam ederken hazırlanmaya başladı. Hangi savcı hazırladı? Muammer Aktaş. Peki nerede Gezi İddianamesi’ni hazırlayan savcı? Firari. Dolayısıyla bize göre bu iddianamenin gerek sivil topluma gerek ise barışçıl gösteri, barışçıl toplanma hakkına yaklaşımını anlamak için aslında o 657 sayfayı okumaya gerek yok. İlk paragrafı okuduğunuzda zaten şunu görüyorsunuz. 2011 yılında temelleri atılan ve 2013’te Mayıs ayı itibari ile sahneye konulmaya çalışılan kamuoyunda Gezi Parkı Eylemleri olarak anılsa da aslında bir kalkışma hareketi olan diye devam ediyor. Dolayısıyla bu başlangıç, fezlekelerde ve soruşturma dosyalarında sıklıkla tekrar ediliyor. Bu cümle hem yargının hem de siyasi iktidarın son derece anayasal güvence altındaki hakka nasıl yaklaştığını açık açık ortaya koyuyor” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi ile savcının ne söylemek istediğine de vurgu yapan Sönmez, “Gezi protestolarını hükümeti devirmeye yönelik bir kalkışma olarak göstererek savcı zaten yaklaşımını belli ediyor. Bu durumda çok ciddi deliller bekliyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun 12. maddesinde düzenlenmiş olan hükümeti devirmeye kalkışma suçunu işlemeye elverişli bir takım delillerle tekzip edilmesini bekliyoruz bu iddianamede. Ama iddianamede hükümeti devirmeye yönelik bir delil göremiyoruz. Sanıklar arasındaki ilişkilerde hiçbir şekilde ortaya koyulamadığı gibi onlara isnat edilen eylemlerle ilişkilendirilecek hiçbir şey iddianamede zaten yer almıyor.” diyerek devam etti. </span></p>
<p><b>Gezi İddianamesi’nde Geçen Kıymetlendirme Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirmi yıldır avukatlık mesleğini icra eden Sönmez, “Kıymetlendirme” diye bir kavramla ilk defa karşılaştığını belirterek, savcının iddianamedeki kıymetlendirme kavramını açıkladı.  Sönmez, “İddianamemizin tanzim edildiği dönemde şüpheliler, şüpheliler vekilleri ve bazı basın organlarında bu soruşturma evrakı ile ilgili olarak olayların yaşandığı dönemde devlet birimleri içerisine kanser hücresi gibi sızmış olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü militanı oldukları daha sonrasında tespit olunan şahıslar tarafından bu soruşturmanın başlatıldığı ve yönlendirildiği yönünde bir kısım iddialar ileri sürülmüşse de Cumhuriyet Başsavcılığımızın soruşturma safahatı sonunda ve özellikle 2016 yılı sonrasında soruşturmaya konu tüm delillerin ve özellikle de tapelerin tamamının yeniden kıymetlendirilmesinin yaptırıldığı, bu nedenle de iddia edildiğinin aksine dosyanın dış etkilerden ve bahsi geçen örgüt militanlarının dosya üzerindeki tüm etkilerinin ortadan kaldırıldığı hususunun da izahı zaruret arz etmiştir. Yani kötü emelleri olan kişilerin ellerinde iken bunlar delil değillerdi. Sonra biz bunları yeniden ele aldık Sihirli ellerimizle dokunduk ve onlar birden tekrar delil halini aldı. Biz o delilleri kıymetlendirdik.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün kararlarda iki tane hakimin imzası olduğunu belirten avukat Sönmez, “Bu hakimlerden bir tanesi Selam Tevhid dosyasıyla yargılanmakta olan hakim ve tutuklu. Diğer hakim de şu anda firari. Terör örgütüne üye olduğu iddia edilen ve yargılanan hatta bir tanesi hakkında mahkumiyet kararı olan iki hakimine imzasıyla bu insanları hükümeti yıkmaya kalkışmak, dışardan destek almak ve finanse etmek gibi çok ciddi suçlamalar yöneltiyorsunuz. Evet trajikomik ama insanların müebbet hapis cezasıyla yargılanmaya başlayacağı, iki kişinin tutuklu olduğu iddianame karşısında ne yazık ki biz imza yeteneğini devreye sokamıyoruz. Çünkü durum son derece vahim.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ikinci oturumu  konuşmacıları, Yurttaşlık Derneği’nden Emine Uçak, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Şebnen Korur Fincancı, Yaşama Dair Vakfı’ndan Mehmet Ali Çalışkan ve Hak İnisiyatifi’nden Suphi Çörekçi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İletişim Direktörü Tarık Beyhan’ın moderatörlüğünde Hedefteki Sivil Toplum başlığını tartıştılar. Bu oturumda iddianamede yer alan suçlamalar ve bu suçlamaların sivil toplum açısından önemi ve sivil toplumun bu konuda neler yapabileceği konuşuldu. </span></p>
<p><b>“Hakikatin Dile Getirilmesi Rahatsız Ediyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39944 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/şebnem-korur-fincancı-640x602.jpg" alt="" width="292" height="275" />Konuşmasında, Türkiye’de gezi süreciyle birlikte hakikatin dile getirilmesinin ve görünür kılınmasının çok rahatsız edici bulunduğu dile getiren Türkiye İnsan Hakları Başkanı (TİHV) ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnen Korur Fincancı şunları söyledi: “Gezi’de hakikat neydi? Bir şehrin uygun olmayan biçimde el değiştirmesi ve kötüye kullanılması görünür kılmak için insanlar doğal haklarını korumak adına seslerini çıkardılar ve büyük bir tepkiyle karşılaştılar. Çıkan haberler üzerinden yapılan belgeleme ile 12 binin üzerinde insanın yaralandığını biliyoruz. Bu şiddet sonrasında da sivil topluma ve bütün sivil toplum örgütleri ne yönelik saldırılarla devam etti. Herhalde şu anda davası olmayan hiçbir sivil toplum örgütü yok.”</span></p>
<p><b>“Önceden Yargılamalarda Beraat Edilirdi, Şimdi Öyle Olmuyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de hak arama mücadelesi sonucunda verilen cezaların değiştiğine vurgu yapan Fincancı, “Özellikle insan hakları mücadelesi yürüten örgütler ve bu mücadelenin içerisinde yer alan eylemciler, Türkiye’de çok uzun yıllardır çeşitli davalara konu olurlar. Önceden soruşturulmaları takipsizlikle sonuçlanır ve yargılamalarda beraat edilirdi, şimdi öyle olmuyor. Soruşturmalar üç gün ya da üç yıl sonra, kopyala yapıştır iddianamelerle karşımıza çıkıyor bu iddianamelerle yargılamalar yapılıyor ve ceza ile sonuçlandırılıyor. Barış akademisyenlerine destek veren 743 imzacıya dava açılmış. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması Sonucuyla olan karar 156, toplam ertelemeli karar dört, toplam bizim gidip cezaevinde yatacağımız karar sayısı 35.” diyerek devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fiziki olarak sokakta eylem yapma konusunda ki zorluklarla ilgili açıklama yapan Fincancı, ‘‘İnsan hakları örgütleri, Türkiye’de sokağa çıkıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı sokağa çıkıyor. 8 Mart’ta polisin bütün saldırılarına rağmen kadın örgütleri inatla istiklal caddesine sahip çıkmıştır. Bizim de sorumluluğumuz onların yanında olmaktır. Biz basın açıklamalarımızın tamamını sokakta yapıyoruz İnatla. İstanbul Valiliği’nin alan belirlemesi var. Basın açıklamaları nerelerde yapılabilir diye bir takım alanlar tanımlamış. Mümkün olduğunca alanları kullanıyoruz çok değişik alanlar var. Ama aynı zamanda da onların tanımlamadığı alanlarda da çıkıp basın açıklamamızı yapıyoruz. Bence inat etmek gerekir. İnsan hakları mücadelesi Bir inat gerektirir ve bu inadı sürdürmek gerekir.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39946 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/suphi-çörekçi-640x376.jpg" alt="" width="409" height="240" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte İslami camiada insan haklarına ilişkin bir şeyler söylemenin çok zor olduğuna değinen Hak İnisiyatifi Derneği’nden avukat Suphi Çörekçi, farklı perspektifler de, farklı ideolojilerde farklı yaşam formlarında insan haklarına dair bir söylem geliştirilmesinin elzem olduğunu vurguladı. Çörekçi şöyle konuştu: “İnsanların mağduriyetini birbiriyle yarıştırmadan en azından mazlumun hakkını vererek. Her grup buna katkıda bulunabilir. Bunun çok faziletli olacağını düşünüyorum. İnsan hakları boyutundaki imkanları da genişletecektir.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39943 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/IMG_2938-640x480.jpeg" alt="" width="475" height="356" />Büyükada baskınıyla ilgili soru yöneltilen Yurttaşlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Emine Uçak, “Bu olayda insanlar toplantıya katılma gibi çok temel bir hakkı kullanırken gözaltına alındılar. bu açıdan bir ilk diyebiliriz.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun Büyükada baskını gerçekleştikten sonraki süreçte ne yaptığı ya da yapamadığı üzerine değerlendirmede bulunan Uçak, sivil toplumun dava sırasında kötü bir sınav vermediğini, insanların bir araya gelerek neler yapabileceklerini konuştuklarını söyledi. Davalar söz konusu olduğunda herkesin kendini sahadan çekerek koruma altına almaya çalıştığına vurgu yapan Uçak, “Bunu anlıyorum ama ardından gelen davalarla kendini koruma altına almanın ve bu korumanın işe yaramadığı durumlarda oluyor. Size karşı bir şey olacaksa, bu geliyor sizi buluyor. Büyükada baskınında gelen bir mail üzerinden insanlar suçlandı. ” diye devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı STK’ların başına gelenlerin daha çok önemsendiğini ve destek bulduğunu, bazılarının ise ilgi alanı dışında oldukları için gerekli desteği bulamadığına değinen Uçak, “Sivil toplum faaliyetleri gibi görünen faaliyetler insanların en temel hakları ve kendilerini ifade etme yöntemleri. Bunların yasa ile korunması lazım. Çoğu davayı hukukla izah edemiyoruz, masumiyet karinesi denilen şeyin artık bu davalarda pek önemli olmadığını görüyoruz. İnsanlar baştan suçlu kabul ediliyor bir telefon konuşmasıyla. Bunların izahının hukuki olarak yapılabiliyor olması lazım” dedi. </span></p>
<p><b>“STK’ların Bir Arada Durması İçin Çoğullaşması Gerekiyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39942 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/mehmetali-caliskan-640x502.jpg" alt="" width="380" height="298" />Sivil toplumda hak savunucu ayrımının kimi durumlarda hiyerarşiye dönüştüğünü belirten Uçak, &#8220;Sosyal haklar alanında çalışan dernekler hak savunucusu derneklerden ayrışmamalı. Zaten bir toplumun sosyal haklarına kavuşmuş olsa, hiyerarşik olarak konumlanan yurttaş hakları dediğimiz alana girecek. STK’ların bir arada durması için çoğullaşması gerekiyor. Davalarla ilgili bazı STK’lar daha steril bir alanda tutuyor kendini. Böylece yaptıkları işlerin zarar görmesinin önüne geçtiklerini düşünüyorlar. Çünkü onların çalışmalarının ya da yardımlarının sekteye uğraması durumunda yardım alamayacak, toplumda çok fazla ihtiyaç sahibi insan var. Ama mevcut durumda yaptıklarınız değil yapmadıklarınız da önünüze suç olarak çıkabiliyor. Bu nedenle steril alanda kalmak sorunu çözmüyor.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Sivil Toplum Kamusal Alandan Tasfiye Edilmeye Çalışıyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının ilk oturumunda Gezi Davası’nın hukuki bir dava olmadığı etraflıca tartışılmıştı. Konuşmasında buna değinen YADA Vakfı&#8217;ndan Mehmet Ali Çalışkan, Gezi Davası hukuki bir dava değilse, sivil toplumun bu davayı başka bir alanın içinde görmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Gezi davasını kendisinden önceki siyasi davalardan ayıran bir özelliğine vurgu yapan Çalışkan şöyle devam etti: “Balyoz, Ergenekon gibi davalara baktığınızda, siyaset mekanizmasını kontrol etmeye çalışan siyaset dışı unsurların, siyasetten tasfiyesi amacı tartışıldı. Davalar kötü yönetildi ama bu meşru bir amaçtı. Fakat Büyükada baskınıyla ve gözaltılarla başlayan Gezi Davası süreci bize başka bir şey gösteriyor. Gezi Davası ile Türkiye’nin kamusal hayatından sivil toplumu tasfiye etmeye çalışıyorlar. Sivil toplumun kamusal alandan tasfiyesinin bazıları için faydalı, bazıları için zararlı sonuçları olmalı. Bir otoriteryan ortam tesis etmek ve karar mekanizmasında herhangi bir aksi sese maruz bırakmadan işletebilmek isteyenler için sivil toplumun karara etki alanından çıkartılması çok kullanışlı bir ortam yaratabilir. Yani bu davayı açanların hukuki bir tasarımı yoksa başka bir tasarımı olmalıdır.”</span></p>
<p><b>“Gezi Davası, Türkiye Sivil Toplum Dünyasını Felce Uğratıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi Davası’nda sivil toplumun bir tür yalnızlık hali yaşadığına vurgu yapan Çalışkan, “Devletin bugünkü iktidar kadrolarının Türkiye’de sivil toplumu tavsiye etme çabası, kendi iktidar alanlarını ve karar mekanizmalarını güçlendirmek için sivil toplumu tavsiye etme arzusu var. Lakin biz buraya çok odaklanarak konuştuğumuz için bugünkü yalnızlığın arkasındaki kendi payımızı ihmal etmiş oluyoruz. Bunu tartışmaya ihtiyaç duyuyorum. Mesela Gezi Davası nasıl sivil toplumum konusu olur? Bu dava sivil toplumda neye yol açıyor diye baktığımızda; baskı altında olduğunu hisseden sivil toplumdaki vasıflı insan kaynağı, ya yurtdışına kaçıyor ya da özel sektöre kayıyor. Çok fazla var rapor yayınlanmıyor, bilgi üretilmiyor. Okur azalıyor. Bu nedenle sivil toplum temel özelliklerini yerine getiremiyor. Gezi Davası, Türkiye sivil toplum dünyasını çok geniş bir felce uğratıyor. Meseleleri keşfetmekten uzaklaştırıyor, görünür kılmaktan uzaklaştırıyor, çözüm ve müzakere yöntemlerini ortaya koymaktan uzaklaştırıyor. Dolayısıyla Gezi Davası’nın bu özgün karakteri sivil toplum dünyasının yeniden toparlanma ihtimalini de çok zayıflatıyor. Bir grup yeni insanın bu alana yeniden ortaya çıkması kolay olmayacak.” şeklinde devam etti. </span></p>
<p><b>“Gezi İddianamesi İçerik İlhamını 28 Şubat’tan Alıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gezi İddianamesi’ni okuduğunda ve savunan yazarların neler yazdıklarına bakıldığında ortaya net bir fotoğrafın çıktığını belirten Çalışkan, “Gezi İddianamesi, içerik ilhamını 28 Şubat’tan alıyor. 28 Şubat’taki sivil toplum kuruluşlarını açılan davalara baktığınızda, o dönemin İslami kuruluşlarının ve temsilcilerinin maruz kaldığı yargılama süreçlerine baktığımızda, devletin onlara o gün nasıl bir muameleyi uygun gördüğünü baktığımızda, üç aşağı beş yukarı benzer süreci Gezi Davası’nda da görüyoruz. Yani makbul ve şüpheli STK’lar var. 28 Şubat darbe döneminde devlet, bir dizi seküler STK’yı, biz dizi islami STK’yı suçlanan pozisyon almaya itmişti. Bugün de aslında çok benzer bir şey yaşıyoruz. Bugün gezi davasının etrafında kümelenmiş çoğunluğunu seküler STK’ların oluşturduğu bu kümenin 28 Şubat sürecini hatırlamaya ihtiyacımız var. İslami STK’ların önemli bir kısmını bu davanın etrafında bir destekçi olarak görmüyoruz.” dedi. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39947 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/1.oturum.-640x556.jpg" alt="" width="371" height="322" />“Seçmenlerin Ortalama Davranışıyla Gezi’ni değeri arasında bir örtüşme var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak 31 Mart Yerel Seçimleri’nde ekonomisi büyük şehirlerin AK Parti tarafından kaybedilmesine sebep olan seçmen eleştirisini yapmış oldukları anket çalışması üzerinden değerlendiren Çalışkan, “Seçmenin &#8216;ben karar mekanizmasının bu kadar merkezileşmesinden memnun değilim&#8217;. &#8216;Türkiye’nin yerel kararlarının Ankara’dan verilmesinden memnun değilim&#8217; diyor. Şimdi buradaki duruma bakarsak aslında Gezi, Türkiye’nin yerel anlamda bir uygulama kararının, bu kadar merkezi bir şekilde alınmasına karşı itiraz etmiş yurttaşların, yerel kararlara katılma arzusunu ve itirazını dile getirmiş bir girişim. Yani Gezi’nin arkasındaki temel fikirlerden birini karar mekanizmasının merkezi karakterine itiraz olarak algılayacak olursak, bugünkü seçmenlerin ortalama davranışıyla gezinin değeri arasında bir örtüşme var” şeklinde sözlerini tamamladı. </span></p>
<p>Çalışkan, sivil toplumun Gezi olaylarından itibaren bir konfor alanına savrulduğunu bu konfor alanında olayları gerektiği gibi tartışmadığını ardından gelen davayla da &#8216;panik odasına&#8217; savrulduğunu belirterek, &#8220;Sivil toplum olarak konfor odasıyla panik odası arasında bir sorumluluk odası eklemek durumundayız. Sivil toplum bir tür kaderdaşlık yapmalı. Davada yargılanan, hayatı elinden alınan insanlara karşı sorumluyuz, bunun gerekliliğini yerine getirmeliyiz&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/21/stklar-ve-sivil-toplum-aktivistleri-gezi-iddianamesini-tartisti/">STK’lar ve Sivil Toplum Aktivistleri Gezi İddianamesi’ni Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 Haziran&#8217;da Başlayacak Gezi Davası&#8217;nın Kronolojisi&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/24-haziranda-baslayacak-gezi-davasinin-kronolojisi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/24-haziranda-baslayacak-gezi-davasinin-kronolojisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Karatabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 08:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ağır Ceza Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit aksakoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gezi Parkı eylemlerine ilişkin Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutuklu yargılandığı 16 sanıklı davanın ilk duruşması 24 Haziran’da Silivri Cezaevinde başlayacak ve hafta boyunca sürecek. Osman Kavala, ilk duruşmasına tutukluluğunun 600’ncü gününde katılacak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/24-haziranda-baslayacak-gezi-davasinin-kronolojisi/">24 Haziran&#8217;da Başlayacak Gezi Davası&#8217;nın Kronolojisi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>https://cdn.knightlab.com/libs/timeline3/latest/embed/index.html?source=1eP42X3uld-OvsLTz2FLLx8CLQN_kD2qTdAmVpJ-M6vg&#038;font=Georgia-Helvetica&#038;lang=tr&#038;initial_zoom=2&#038;height=500</p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Gezi Parkı eylemlerine ilişkin hazırlanan iddianame İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nce kabul edildi. 657 sayfadan oluşan iddianamede adı geçen 16 kişi hakkında Türkiye Cumhuriyet hükümetini ortadan kaldırmaya, görevini engellemeye teşebbüs ve Gezi Parkı olaylarını finanse etmek suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dava kapsamında Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu tutuklu yargılanırken Mücella Yapıcı, Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi, Memet Ali Alabora, Mine Özerden, Ali Hakan Altınay, Şerafettin Can Atalay ve Tayfun Kahraman tutuksuz yargılanıyor. Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Memet Ali Alabora, Gökçe Yılmaz Handan, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu hakkında yakalama kararı bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dosyadaki 746 müştekiler arasında dönemin bakanlar kurulu üyeleri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bulunuyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/24-haziranda-baslayacak-gezi-davasinin-kronolojisi/">24 Haziran&#8217;da Başlayacak Gezi Davası&#8217;nın Kronolojisi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/24-haziranda-baslayacak-gezi-davasinin-kronolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
