<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YerelSeçimler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/yerelsecimler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yerelsecimler/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jan 2020 19:15:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>YerelSeçimler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yerelsecimler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Etkisiz Yerel Yönetimler, Önemsizleşen Yerel Seçimler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/etkisiz-yerel-yonetimler-onemsizlesen-yerel-secimler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 10:37:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[YerelSeçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir ve yerel seçimler üzerine söyleşilerimize Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya devam ediyoruz. Yerel yönetimlerin yanı sıra Türkiye'nin genel sorunlarıyla ilgili düşüncelerini de paylaşan Kaya, "Belediyenin kendi yardım ve hizmet faaliyetleri de var elbette, bunlar güzel şeyler; ama bunların daha şeffaf, tartışılabilir, denetlenebilir olması gerekiyor. " diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/etkisiz-yerel-yonetimler-onemsizlesen-yerel-secimler/">Etkisiz Yerel Yönetimler, Önemsizleşen Yerel Seçimler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Biliyorsunuz önümüzde yerel seçimler var.  Biz de sizinle şehirler ve yerel yönetimler üzerine konuşmak istiyoruz. Şehirler nasıl olmalı size göre?</strong></p>
<p>Şehir konusuna girmeden önce son dönemdeki sorunlar üzerine konuşmak isterim. Toplumda genel bir huzursuzluk var. 15 Temmuz sonrası sürecinin iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Bu süreçte medya ve özellikle de hukuk alanında ortaya konulan yaklaşımların toplumun farklı kesimlerinde huzursuzluk ortaya çıkarttığını görüyorum. Öncelikle benim herhangi bir seçimden genel beklentim, bu huzursuzluğun, kutuplaşmanın giderilmesi. Aslında, kutuplaşmadan çok şikayetçi de değilim, farklı yaklaşımlar olması doğal. Ama kutuplaşma adaletsizliği hoş göstermemeli. Ben diyelim ki ayrı düşünüyorum, farklarım var, farklı olmak da isterim ama farklı olduğum insanın zulüm görmesini istemem.Yerel seçimler bu konunun üzerine kurulmayacak tabi ama doğal olarak seçimler Türkiye çapında olduğu için, bu konuların tartışılmasını, gündemleşmesini arzu ederdim, ama öyle bir hava yok şuan maalesef.</p>
<p>Şehir konusuna yansımalarına dönersek, örneğin trafikte beklerken bir sürü araç geçmeye başladı emniyet şeridinden, sireni çakıp geçiyorlar. Yönetici bir elit oluşuyor, bu geçmişte de vardı tabi, eskiden bunu mesela askerde görürdük. Şimdi de bunu gerek iktidarı, hükumeti temsil eden kişilerde gerekse belediyeleri temsil eden kişilerde görüyoruz. Ayrı bir sınıfın giderek geliştiğini belirginleştiğini görüyorum, bundan rahatsızım. Bu tabi beraberinde bildiğimiz tartışmaları da getiriyor, yolsuzluk tartışmaları: iltimas, torpil, hemşericilik. Çok fazla söylenti var, RTA gibi: yani Rize Trabzon Artvin. Halk arasında giderek rahatsızlık artıyor, bu yıpranmışlık ciddi anlamda sorgulanıyor.</p>
<p>Öte yandan belediyecilik hizmetlerinde genel hatları ile çok sıkıntı görmüyorum. Ama hizmetleri yapan insanların çevresine ayrıcalık, yakınlarına kayırmacılık ya da buna benzer şeyler yapmamaları lazım. Tabi sadece yerel değil genel olarak da ortaya çıkan rahatsızlıklar, mağduriyetler, torpil iddiaları var. Bu yerel seçim ile alakalı bir şey değil ama son dönemlerde mesela mülakat tartışmaları çok ciddi sıkıntı. Şimdi Fetullahçıların en çok suçlandığı konulardan bir tanesi imtihan sistemlerini ifşa etmeleri idi. ÖSYM üzerinden, başka yerlerden bir sürü ayrıcalıklı insan oluşturdular; imtiyazlar, sahtekarlıklar oldu. Tamam, bundan herkes rahatsız. Bundan dolayı hesap veriyorlar, ama şimdi buna karşı önlem adı altında başka bir sistem var. Burada bakıyorsunuz, tam anlamı ile kayırmacılık var, yani parti teşkilatından değilseniz, üye değilseniz veya parti teşkilatından referans getirmiyorsanız kamuya alınmanız zor. Oysa kamu parti değil ki, yani parti iktidara gelmiş olan bir hükumeti yönetebilir ama kamuyu hükümet temellük edemez, benim öncelikle gördüğüm sıkıntılar bunlar diye söyleyebilirim.</p>
<blockquote><p>Belediyenin kendi yardım ve hizmet faaliyetleri de var elbette, bunlar güzel şeyler; ama bunların daha şeffaf, tartışılabilir, denetlenebilir olması gerekiyor. Ayrıca belediyelerin tüm bütçe konularında daha şeffaf olması lazım. Örneğin isim vermeyeyim, bir belediyede çalışan bir tanıdığım belediye başkanının hanımının şoförlüğünü yapıyor, bu olmaz. Çok basit bir örnek olabilir ama bu bir usulsüzlük. Bu kural dışılığın meşru görülmesi başka kural dışılıkların da gelişmesine yol açıyor.</p></blockquote>
<p><strong>Siz İstanbul belediye başkanı olsanız neyi değiştirirdiniz?</strong></p>
<p>Bir insan neden İstanbul belediye başkanı olmak ister onu anlamıyorum. Bu kadar çok sıkıntılı bir yükün altına niye girer, buna talip olur. Mutlaka sağladığı bir sürü şey vardır: popülerite, imtiyaz, itibar gibi. Hepsini tam olarak bilmediğimiz için nasıl bir motivasyon olduğunu kavrayamıyoruz. Bu şehirde metropol olmanın getirdiği sıkıntılar, planlama sorunu var. Şehir yalnız yakın vadeyi düşünülerek yönetiliyor. 3 sene sonra ne ile karşılaşacağız ya da 13 sene sonra ne olacak, bunlar üzerinde çok fazla durulmuyor.</p>
<p><strong>Peki neyi farklı yapardınız ya da ben bunu yapmazdım dediğiniz bir şey var mı mevcut belediyelerin yaptığı?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta açıkladılar, epey bir para vermiş büyükşehir belediyesi kendine yakın vakıflara. Doğru bulmadığım bir şey. Bir kere vakıfsa kendi imkanları ile gönüllülük temelinde çalışmalı, kamu kaynaklarını bu şekilde kullanılmasını doğru bulmuyorum. Ben bu belediyenin yardım ettiği vakıflardaki evlatlarımızın iyi işler yaptığını düşünüyorum.  Ama tersi de olabilir, yarın belediye değiştiğinde hiç arzu etmediğim faaliyetleri yürüten başka kuruluşlara kamu kaynakları bu şekilde dağıtılabilir. Her ikisine de ilkesel olarak karşı çıkmak gerekiyor. Belediye ne yapabilir derseniz? Doğrudan muhtaçlara, sağlık sorunları yaşayan insanlara yardımlar yapabilir ya da gençlere yönelik eğitim faaliyetleri düzenleyebilir ama gönüllü teşekkül olarak kendisini tanımlamış bir kuruluşa direkt para aktarmasını, kaynak aktarmasını, faaliyet itibarı ile olumlu sonuçlar ortaya çıkacak olsa dahi olumlu bulmuyorum.  Belediyenin kendi yardım ve hizmet faaliyetleri de var elbette, bunlar güzel şeyler; ama bunların daha şeffaf, tartışılabilir, denetlenebilir olması gerekiyor. Ayrıca belediyelerin tüm bütçe konularında daha şeffaf olması lazım. Örneğin isim vermeyeyim, bir belediyede çalışan bir tanıdığım belediye başkanının hanımının şoförlüğünü yapıyor, bu olmaz. Çok basit bir örnek olabilir ama bu bir usulsüzlük. Bu kural dışılığın meşru görülmesi başka kural dışılıkların da gelişmesine yol açıyor.</p>
<p>Bazen belediyeler sivil topluma kendilerini açtıklarını söylüyorlar. Fakat en basit bir eleştiri yaptığınız zaman ilk planda ilişkiyi keserler, örneğin salonunu kullanıyorsanız belirli programlarınız için engel olurlar, kullanamaz hale gelirsiniz. İnsanların gönül rahatlığı ile tartışıp sonuç alabileceği türde denetim süreçlerinin inşa edilmesi lazım diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Güncel bir konudan konuşalım, hatır sayılır bir Suriyeli nüfus var artık İstanbul&#8217; da. Toplumun geri kalan kesimlerinin neden bir gerilimi var Suriyeliler ile.</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye de toplum Suriyelileri belirli bir olgunluk ile karşıladı diye düşünüyorum. Ayrıca, belediyelerin ya da iktidarın pek çok eleştirdiğim yönü var ama göçmenler ile alakalı yaklaşımlarını olumlu buluyorum. Yaklaşımları, toplumun belirli kesimlerinden çok daha sahiplenici, çok daha müşfik. Muhalefetin söylemi neredeyse ağırlıklı olarak muhacirlik düşmanlığı üzerine kurulu. İnsanlar belki rahatsız olacak bir şey görmüyorlar normalde ama sürekli siz bunu gündeme getirirseniz; onlar geldiler şu kadar para harcandı, ekmeğimizi bölüşüyoruz gibi ifadeleri desteklerseniz, bunlar otomatik olarak kendi tarafınızda bir düşman algısını doğurup besler. Oysa ırkçı söylemin ırkçılık olduğunu vurgulamak lazım, bunu tolere etmemek lazım.</p>
<p><strong>Hayat pahalılığı, yoksulluk bu tür konularda belediyeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Yardım kuruluşlarını destekliyorlar, ama sınırlı tabi. Türkiye’de sonuçta yerel yönetimlerin yetkisi çok dar, alanı geniş değil. Bir dönem çok tartışıldı yerel yönetimlere geniş bir özerklik verme hakları falan o zaman BDP’nin bu işten fazlasıyla yararlanabileceği düşüncesi ile vazgeçildi zannediyorum.</p>
<p><strong>Yani siz genel olarak aslında belediyelerin çok muktedir olmadığını düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Şu an bence bir çift başlılık var: seçilmiş bir belediye başkanı var ama onun üzerinde de bir vali var. Amerika’daki kadar eyalet sistemi gibi olması gerekmiyor. Almanya’da ki gibi eğitimi yerel yönetimlere bırakmak doğru olmayabilir belki ama biraz daha güçlü olmaları lazım yerel yönetimlerin.  Eskiden beri Türkiye’de merkezi yönetim daha güçlüdür. Mesela Eminönü köprüsünü belediyeye bırakıyorsunuz ama gişelerin olduğu Boğaziçi’ni, Fatih’i karayollarına; yani merkezi yönetime. Dolayısıyla ister istemez yerel yönetimler, zaten daha dar bir alana sıkışıyor.Batıda yerel yönetimlerin daha fazla etkisi var, daha geniş bir alanda faaliyette bulunuyorlar. Bu genişleme, insanlarla doğrudan temasının, kalitesinin artmasını sağlar.Şu anda belediye başkanlarının etkisi yok. Bakıyorsun İç İşleri Bakanlığı, mahkeme kararı olmaksızın belediye başkanlarını görevden alabiliyor.</p>
<p><strong>Peki, yerel seçim üzerine konuşalım biraz da, İstanbul’da adayların vaatlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Şimdi iktidar partisinin işi zor, çünkü yaklaşık öncesi ile beraber 25 senedir devam eden bir kesintisiz yönetim var. Dolayısıyla 25 yılın yükü de beraberinde geliyor. Bir vaatte bulunduklarında 25 yıldır siz niye yapmadınız denir. Bir sorundan bahsettikleri zaman, bu sorunu sen ürettin denebilir.</p>
<p>CHP’li aday ne vaat ediyor onu bilmiyorum, izlemiş değilim. Ama genel siyasi manzara açısından iyi bir aday olduğunu düşünüyorum. Daha yumuşak bir dil kullanıyor, daha yumuşatıcı olmaya çalışıyor, en azından kendi dar tabanlarının dışındaki seçmene hitap etme mecburiyetini daha fazla hissediyor. Bu iyi bir şey, sonuçta ben bunu taktiksel bir çaba yada sadece siyasal oportünizm olarak görmüyorum. Bence iyi bir şey, en azından süreç içerisinde bu yaklaşım zaten insanları geliştiriyor. Geçmişte, bu ister genel seçim, ister belediye seçimi, ister muhtarlık seçimi olsun, Atatürk’ün resimleri, bayraklar, ulusçuluk, laiklik gibi sloganlarla, Türk duyarlılıklarını harekete geçirerek rakibi ezmeye çalışmak ya da rakibi kriminalize etmek ya da kendine alan açmak gibi taktikler vardı. Bir müddettir o yok, bu iyi bir şey oldu, bu tutumun  devam ettirilmesinden yanayım. Aday tercihlerinde de o gözüküyor, söylemde de değişiklik var. Dolayısı ile de birbirine daha yaklaşan bir dil var, bu anlamda seçim döneminin daha yumuşak geçeceğini tahmin ediyorum. Ben açıkçası CHP’ye oy vermem. Siyasi duruşum, ideolojim, çizgim gereği, ama Ekrem İmamoğlu bana antipatik gelmiyor açıkçası, CHP’nin geçmiş adayları ile, CHP’nin profili ile karşılaştırdığım zaman daha sempatik.</p>
<blockquote><p>Eskiden beri Türkiye’de merkezi yönetim daha güçlüdür. Mesela Eminönü köprüsünü belediyeye bırakıyorsunuz ama gişelerin olduğu Boğaziçi’ni, Fatih’i karayollarına; yani merkezi yönetime. Dolayısıyla ister istemez yerel yönetimler, zaten daha dar bir alana sıkışıyor.Batıda yerel yönetimlerin daha fazla etkisi var, daha geniş bir alanda faaliyette bulunuyorlar.</p></blockquote>
<p><strong>Peki o ya da bu adayın kazanması neyi değiştirir İstanbul’da?</strong></p>
<p><strong> </strong>Ben Beşiktaş’ta oturuyorum yıllardır. Tabi oranın sosyolojik yapısı farklı. Örneğin bulunduğumuz ilçe Fatih ile Beşiktaş’ın arasında belirli farklar var ama belediyenin kararlarından, uygulamalarından dolayı sosyal hayatta çok büyük değişiklikler olduğunu düşünmüyorum. Belki kültürel etkinliklerde farklar oluyordur, bunlar da toplumun çok çok küçük bir kesimine hitap eden şeyler. Onun haricinde çok fazla fark yok. Zaten ilçe belediyelerinin çok etkisi yok. Ama metropol belediyesine bakacak olursak onun siyasi anlamı büyük olur. İktidarın İstanbul’u, 25 yıllık bir yeri kaybetmesi, siyasi anlamda muhalefeti güçlendirir, iktidarı da yıpratır. Yalnız değişim olursa CHP’nin uzun bir süre herhangi bir şekilde kendi Kemalist kimliğini yansıtacak eylemlerden kaçınacağını düşünüyorum. Mesela 2009 seçimlerinde AK Parti’den CHP’ye geçen belediyeler oldu İstanbul’da. O seçim sonrasında dikkat çekiciydi CHP’li bu belediyelerin tavrı. Mesela bir belediye CHP’ye geçti daha ilk ayda sözleşmeli başörtülü personelin hepsini işten çıkarttı. Başka bir tanesinde Belediye Başkanının daha göreve gelmeden başörtülü personele haber gönderdiği söylendi o zaman. Bunlar oldu ama bugün için olur mu, olmaz.</p>
<p><strong>Belediyecilik anlamında bir fark olur mu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Belediyecilik anlamında, genel olarak AK Partinin başarılı olduğu bir alan var, zihinlerde de onu oturttu. Ama pratikte ben çok büyük değişiklikler olacağını düşünmüyorum. Ama bir hastalık var onu da vurgulamak isterim. Birisi geldiğinde hatta bu aynı partiden değişiklik olduğunda da oluyor, kadroyu bir süpürüyor, önce bir kendi kadrosunu getiriyor. Bunun ortaya çıkarttığı bir güvensizlik, bunun ortaya çıkarttığı bir tedirginlik var. Ama halka doğrudan yansıyacağını düşünmüyorum açıkçası olası bir değişikliğinin.</p>
<p><strong>Vatandaşlar da sizin gibi başarılı buluyor mu belediyeleri?</strong></p>
<p>Belediye ile alakalı vatandaşın çok ciddi bir sıkıntısının olduğunu düşünmüyorum. Ama genel hatlara bakıldığında yerel seçimler, Türkiye’de aslında genel seçim gibi geçiyor. İstanbul büyükşehir belediyesinin ne yapıp ne yapmadığı ile ya da Binali Yıldırım’ın ne yapabileceği ile ilgilenilmiyor, hükumetten memnunsa oy veriyor. İktidar partisinin belki yıpranmışlığının, özellikle son ekonomik krizden kaynaklı, sonuçlara yansıyabileceğini düşünüyorum. Daha önce iktidara oy veren seçmenlerin bir kısmının şu veya bu oranda bir kısmının sandığa girmemesi şeklinde yansıyabilir diye düşünüyorum. Bir geçişken kitle de var,  CHP’li iken AK Parti’ye oy veren, AK Partiliyken CHP’ye oy veren ama bu küçük dar bir kitledir. Asıl daha çok AK Partiden rahatsızlık şöyle olur, boykot eder seçimi. Ya da gönülsüz olduğu için sandığa gitmez ve bu da muhalefetin oranını doğal olarak daha yükseltir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/etkisiz-yerel-yonetimler-onemsizlesen-yerel-secimler/">Etkisiz Yerel Yönetimler, Önemsizleşen Yerel Seçimler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yer&#8221;siz Olma ve İstanbul&#8217;da &#8216;Tekasür&#8217; Krizi&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/yersiz-olma-ve-istanbulda-tekasur-krizi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/yersiz-olma-ve-istanbulda-tekasur-krizi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 14:07:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[31Mart]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[YerelSeçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35922</guid>

					<description><![CDATA[<p>31 Mart 2019 yerel seçimlere sayılı günler kala Sivil Sayfalar’da yerel yönetimler üzerine sıkça söyleşilere yer vereceğiz. Bu söyleşilerden birini İslami sivil toplumdan Mustafa İslamoğlu ile gerçekleştirdik. İslamoğlu’na şehir yaşamı, İstanbul ve İstanbul’u yönetmeye aday olanlarla ilgili görüşlerini sorduk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/yersiz-olma-ve-istanbulda-tekasur-krizi/">&#8220;Yer&#8221;siz Olma ve İstanbul&#8217;da &#8216;Tekasür&#8217; Krizi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nasıl bir şehir tahayyülünüz var? Bugün yaşadığımız şehirlerin sorunları neler? </strong></p>
<p>İstisnalar kaideyi bozmaz kuralını hep elde var bir olarak söyleyelim: Maalesef bizde şehir yok edildi. Bizde kasaba bozması insan depolama alanları var. Gittiği yeri çölleştiren cahiliye bedevisinin yaşadığı badiyeye dönüştürdük şehirleri. Kendimiz şehirlileşmek yerine, şehri kendimize benzettik. Nedeni açık: bizde “yer” bilinci çok zayıf. Zihniyet olarak mekansızız. Yer bilinci şehri oluşturan şey. Kitabı Kur’an olan bir toplumun yer bilincinin olmaması beni çok şaşırtıyor. Kur’an mekan bilinci olmayan bedeviyi “nankörlükte zirve” olarak niteler. Şu halde “medine” yani şehir, yer bilinci olanların ve hukuku her şeyin üstünde tutanların –ki şehir anlamına gelen Medine ‘hakim’ anlamına gelen bir ‘deyyan’a sahip olan yerleşim birimi demektir- mekanıdır.</p>
<p><strong>Bu göçerlik kültürü ile mi alakalı?</strong></p>
<p>Sanırım. Bedevi çölün göçerine denir. Anadolu etnisitesi, hem etnik açıdan hem sosyolojik açıdan, hem de teolojik açıdan göçer ve göçmen toplumlar mozaiğidir. Etnik olarak Asya steplerinden gelmiş, bir türlü göçerlik psikozunu atamamış. Çöpünü, yediği ve içtiği yerde bırakması bunun bir sonucu. Sigara tiryakisi, ama arabasının küllüğü pırıl pırıl. 10 yıllık, 20 yıllık arabasının küllüğüne bir tane sigara çırpmamış.</p>
<p><strong>Bir anlamda atı gibi mi arabası?</strong></p>
<p>Evet, onun algısında araba etnik köken olarak at, kültürel köken olarak deve. Yaptığı gecekondular, ruhsatsız binalar ve katlar da çadır. Hepsinin arka planında yersizlik var. Kamusal alan fikri gelişmemiş. Boş bulduğu her yere sahip olmaya kalkıyor. Boşluk diye bir şey var zihninde. Bunu bir kul hakkı olarak da görmüyor. Dini de kendine benzetmiş. Asıl sebep din algısındaki yamulma. Ona içeriksiz bir kimlik ve mensubiyet karşılığında emeksiz cennet vaat edilmiş. Yani cennete gecekondu mantığıyla konmuş, dünyada onu kim tutar? Bu zihniyet şehirlileşmenin önündeki en büyük engel. Bu coğrafyada tüm sorunlar, sorunlu din algısından beslenirler.</p>
<p>Şöyle bir şey: kendisi İstanbul’a göç etmiş, 20, 30, 40 yıldır burada yaşıyor. Çocuğu İstanbul doğumlu. Ekmeğini burada kazanıyor, fakat “İstanbulluyum” diyemiyor. Niye? Çünkü zihin taşrada kalmış. Hazine arazisine apartmanlar dikip zengin olmayı becermiş ama kendini zengin eden şehri benimsemeyi becerememiş. Hâlâ zihniyeti taşralı. Böyle birinin şehirli gibi davranmaması değil, davranması anormal olurdu.</p>
<blockquote><p>Zihniyeti taşralı olan biri şehirli gibi davranamaz. Ortada ‘benimsemek’ ile ilgili bir sorun var. ‘Benim’ demek mülkiyetle, ‘benimsemek’ sorumluluk bilinciyle ilgilidir. Bencil “benim” der, sorumlu benimser. İlki, mülkiyeti kendine ait olmayanı korumaz. İkincisi, kamusal alanı koruma bilinciyle hareket eder.</p></blockquote>
<p>Biri sokak lambasına zarar verirse ona engel olur. Benimsemezseniz bir taş da siz atarsınız. Kaldırıma araç park etmeyi kul -yayalar da kul- hakkına girmek olarak görürsünüz. Veyahut elindeki çöpü sokağa atan birini gördüğünüzde tepkiniz, benimsediğiniz kadardır. Bizde benimseme yok. Onun için de bir türlü kentli veya şehirli olamıyor insanımız. Sonuçta eziklik psikolojisiyle bulunduğu yeri taşraya çevirmeye kalkıyor. Yani kendisi dönüşmek yerine ‘yeri’ yani mekanı dönüştürüyor. Soru şu: Kendisi neden dönüşmüyor? Görünür neden, kapalı havza psikozu. Bunda korku en baskın duygudur. Bu korkunun iki nesnesi vardır: Biri farklı olan, yani ötekidir. İkincisi değişimdir. Her farklı onun için korkusunun şiddetine göre ya rakip, ya hasım, ya düşman, ya şeytan ya da deccaldır. Her değişim de onun için ya istikrarsızlık, ya zevzeklik, ya düşmanlık, ya beka sorunu veya kıyamettir. Ona karşı içe kapanır, kabuğuna çekilir, kendini korumaya alır. Zira yok olacağını düşünür. Bu tepkinin kökeninde hayatta kalma güdüsü vardır. Oysa ki şehirlileşmek farklı olanla bir arada yaşamak ve taşralılıktan evrilmek, yani değişmektir. Ve bu değişimi ve gelişimi sürekli kılmaktır. Taşralı zihin için bu ikisi de cehennemin habercisidir. Onun derdi kendi habitatını elde tutmak ve diğer sürülere karşı orayı kalesi haline getirmektir. Tıpkı bir alfa erkeğin her şeyine karar verdiği sürünün parçası olan ve kendi av alanını feromonlarla işaretleyerek koruma altına alan primatlar gibi. Bunun şehirleşme ve daha özelde belediyecilikteki karşılığı “Burası bizim kalemiz” veya “burası falancaların kalesi” denilecek bir anlayıştır. Bunun particilik, ideoloji, tarikatçılık, cemaatçilik, mezhepçilik, dincilik, sınıfçılık üzerinden yapılan versiyonları vardır. Hepsi de medeniliğin yerine bedeviliği, kişiliğin yerine kimliği, insanın yerine sürüyü, şehrin yerine taşrayı ikame eder. Orada şehir çürür.</p>
<p>Sözünü ettiğim kapalı havza psikozu en çok iki şeyle köpürtülür: Hamaset ve farklı olana nefret. Bu yüzden hamasetten taharet necasetten taharetten daha elzemdir.</p>
<p><strong>Sizce şehir nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Farklılıkları bir arada yaşatma bir numaralı koşuldur. Yani bir şehir ne kadar farklılıklara tahammülü varsa o kadar şehirdir. Kamusal alanda insanlar birbirlerinin hukukuna ne kadar saygılıysa o kadar şehirdir orası, bu iki. Üçüncüsü, orada yaşayan insanlar ortak iyi için risk almalı ve emek vermeli. Dördüncüsü; şehir orada yaşayanların ortak aklını dikkate alarak yönetilmeli, uzaktan kumanda ile veya belli bir kesimin kalıplarına mahkum edilerek değil.</p>
<p><strong>Böyle bir şehir için neler yapılabilir? Siz belediye başkan olsanız icraatlarınız neler olurdu?</strong></p>
<p>Ben olsaydım, önce bu yarışa katılan tüm adayları toplar her birini fahri danışman ilan ederdim. İkincisi yönettiğim veya yönetmeye talip olduğum şehrin yönetimine bir biçimde orada yaşayanların ortak aklını dahil etmenin bir yolunu arardım. Sorumluluk, ehliyet ve liyakat sahibi insanlarından bir “şehir aklı” oluşturmak için her türlü çabayı gösterirdim. Şehre av alanlarını işaretleyen primatlar gibi davranarak burası benim, dokundurtmam, elletmem, söyletmem, karıştırmam diyecek otoriter bir zihniyetin şehre çökmemesi için farkındalık seferberliği başlatırdım. Bir de şu yukarıda tek tek saydığım siyasi, ideolojik, dini, etnik ve sınıfsal mahalle duvarlarını kaldırmak için her riski göze alırdım. Yani kategorik zihinsel mahalle duvarlarını…</p>
<blockquote><p>Şehirde herhangi bir grubun, dinin, ideolojinin, ırkın veya sosyal sınıfın bir zihinsel mahalle yapmasını engellemek için işinin ehli psikologlar, sosyologlar, sosyal-antropologlar, teologlar ve filozof-mimarlarla birlikte çalışırdım.</p></blockquote>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-35923" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/mustafaislamoglu.jpeg" alt="" width="360" height="186" />Günümüzdeki belediye başkanlarını ve adaylarını takip ediyor musunuz? Onları nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>Kısmen ediyorum. Zira ben bir şehirliyim. Bulunduğum kentle ilgili olan her şey beni ilgilendirir. Kayıtsız kalmak bir şehirlinin yapmaması gereken bir günah. Ben bir kenti yönetmeye talip olanların seçiminde ideolojik, dinsel, siyasal, sınıfsal, bölgesel önyargılarını esas alan insanları temelden taşralı, bedevi ve kentsiz, yani yersiz olarak görüyorum.</p>
<p>Vaatlerine bakıyorum. Vaatler tek başına pek bir şey ifade etmezler. Bu vaadi gerçekleştirecek bir altyapı, bir direnç, bir kararlılık ve arkasında bir zihniyet var mı ona da bakıyorum. Ama zihniyet deyince hemen ideolojik bir algı akla geliyor, o değil bu. Ben asıl, bu insan bugüne kadar ne yapmış ki, bundan sonra ne yapacak? Bu insan elinin altında bugüne kadar hangi yetkiyi bulundurmuş? Mesela bir şirketin CEO’su ise CEO’luğunda bu şirkete ne katmış? Veya daha küçük bir yerleşimin belediye başkanlığını yapmışsa, belediye başkanlığı sırasında nasıl bir performans sergilemiş. Hatta, iktidarın gücünü arkasına almadan bir şeyler yapmışsa, benim için o kişi iktidarın rüzgarını arkasına almış olan kişiden daha başarılıdır. Çünkü Ankara’nın katkısı ile değil kendi gayreti ile bir şeyler yapmış. Dolayısıyla buna bakardım ve buna bakıyorum. Şu anda da izliyorum. Bu anlamda da, belediye seçimleri ile ilgilenmemeyi bir bedevi ve bir taşralı kayıtsızlığı olarak görüyorum. Bu kayıtsızlığı kişinin yaşadığı şehre ihanet olarak görüyorum.</p>
<p><strong>Biraz somutlaştırırsak hocam neleri kast ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Yaşadığım yerde insanca yaşamak isterim. Arabaların benden üstün olduğu bir şehirde yaşamak istemem. Hak ve hukukumun gözetilmediği bir şehirde yaşamak istemem. Üç sene evvel bir bisiklet edindim. Biraz da teşvik olsun kabilinden bisikletle seyahat etmek istedim. Fakat bisiklete binecek yol yok. Tabi tüm sorumluluğu belediyelere yüklemek de haksızlık. Önce şehir insanı şehre saygı duyacak. İstanbul gibi trafik maktulü bir şehirde, kadınlar ya da erkekler dağda sürülecek dört çeker ciplerle geziyorlar. En hafifinden şehirlilik adabına aykırı bu. Şu soruyu hepimiz sormalıyız: İstanbul’u nasıl yağmaladık ve katlettik? Dünya incisi bu güzel kenti nasıl beton kente çevirdik? İstanbul yeşil alanlarıyla övünen bir şehirdi, şu anda İstanbul beton. Resmen beton.</p>
<blockquote><p>İstanbul’u bu hale getirenler, betonu imanın şartlarından biri olarak mı görüyor diye sorasım geliyor. Bu beton aşkını ben bir türlü anlamadım. Hatta bir gazeteci sormuştu. İşte falan tepenin üzerine anıt bir mabet yapılacakmış, ne diyorsunuz diye. Ben de demiştim ki: Kabe’nin etrafı tepelerle dolu ama Kabe en çukura yapıldı. Zirvelerdeki yapılar kibri temsil eder. Kabe tevazuyu temsil eder. Dahası, Allah o tepeyi zaten bir anıt eser olarak yapmış. Allah’ın anıtını beğenmedik mi ki, üzerine başka bir şey yapıyoruz? Naçizane benim bakışım bu.</p></blockquote>
<p><strong>Şimdiki vaatleri nasıl?</strong></p>
<p>‘Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır’ diye bir söz var. Sorunuz bana bunu hatırlattı. Tekasür suresinden mülhem bir kavram kullanırım: “Tekasür krizi” yani çokluk ve büyüklük tutkusu. Adı geçen sure bu tutkunun insanoğlunu nasıl helak ettiğini dillendirir. İstifa eden belediye başkanının “İstanbul’u 30 küsur milyonluk nüfusa göre ayarlayacağız” dediğini duyduğumda benim tüylerim diken diken olmuştu. İşte tekasür krizi, çokluk tutkusu dediğim şey tam da bu. Bu, İstanbul’a atom bombası atmakla eşdeğerdir. Bu, İstanbul’un ölüsünü de öldürür. Oysa İstanbul’a ‘küçük güzeldir’ diyen bir belediyecilik anlayışı lazımdı. Umarım tren kaçmamıştır.</p>
<p>Bu zihniyetle, boğazı baştan başa köprü yapsanız da sorunu çözemezsiniz? Her yaptığınız köprü bağlantı yolları ile birlikte İstanbul’a bir yük daha getiriyor. Bir sıkıntıyı çözmüyorsunuz aslında. Öte yandan bu köprüler ve tüneller milletin malı da olmuyor. Birilerinin kesesi doluyor. İstanbul’u para basan bir darphane gibi görmek yanlıştı. Bunun sorumluluğu İstanbul’un yeniden yapılandırıldığı 1950’li yılların başına kadar gider. Bu ülkede, tarihi tecrübesiyle uyumlu ne bir imar ne de bir iskan politikasının varlığından söz edilemez. Keşke İstanbul’a “elleme küserim” bitkisi gibi, örselenince küsecek bir çiçek gibi bakılsaydı. Bunları söylerken bile kendimi kötü hissediyorum, zira boş konuşuyormuş duygusuna kapılıyorum. Allah beni affetsin.</p>
<p><strong>Belediyelerin siyasetle ilişkisi üzerine ne düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>Esasında Türkiye’de belediyecilikle siyaset arasındaki ilişki çarpık ilişki. Şimdi düşünün, iktidar para musluklarını kendinden olan belediyeye açacak. Bu A iktidarı da, B iktidarı da olabilir. Yani bugünkü iktidara has bir şey değil, tüm iktidarlar üç aşağı beş yukarı böyle yaptı. Beka korkusu üzerinde yükselen merkezi devlet zihniyeti, tüm Türkiye kentlerini Ankara’nın kapatması gibi gördü. İstanbul’un her şeyine Ankara’dan karar vermek başlı başına bir cinayet ve kıyametti. İşte biz o cinayeti gördük, o kıyameti yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Peki nasıl olmalı, şehirler nasıl yönetilmeli?</strong></p>
<p>Hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret; siyasetin 5 ana ilkesidir. İster bir ev yönetin ister bir ülke yönetin, fark etmez. Şehir yönetiminde de bu beş ilke esas olmalı. İlk ilke hakikat. Yalanla iman bir arada olmaz. Şehir halkını doğru bilgilendirmek esastır.</p>
<blockquote><p>İkinci ilke adalet. Hiç kimseye iltimas geçilmemeli. Düşünebiliyor musunuz imar planlarıyla oynuyorsunuz. Adam geliyor, yüzde bilmem kaç arttırma pazarlığı yapıyor, bizden gerekçesiyle kabul ediyorsunuz. Çünkü ilkeleriniz yok. Diyorsunuz ki: Gökdelenlerinin üzerine beş kat daha koy, bunun karşılığında falan yere şu sosyal tesisi yap. Yani rüşveti kişi alırsa haramdır da kurum alırsa helal midir? Böyle bir şey olabilir mi? İsterseniz İmam Hatip Okulu ya da cami yaptırın, fark etmez. Meşru değil, temiz değil, helal değil. Adaletten kastım bu.</p></blockquote>
<p>Sonra merhamet. Gettolara ayırmayacaksınız. Uyanık biri şöyle diyebilir: biz ayırmadık, inanmazsanız Taksim’e, Taşlıtarla’ya gidip bakın. Bilirim, caddenin alt tarafı fukara Harunlarla, üst tarafı zengin Karunlarla dolu. Fakirlerin veya yoksul mahallelerin önüne ses duvarları yaparak onları gizlemeyeceksiniz. Yani ‘ah’a kulaklarınızı tıkayınca ah kalkmıyor. Daha keskin hale gelip senin şehrini sallıyor.</p>
<p>Ondan sonra ehliyet, ama hepsinin ötesinde ehliyet. Hepsinin üstünde ehliyet. Niye? Ehil değilse yönetmesin. Çünkü ehil olmayan birinin o göreve talip olması ehliyet ayetine göre haramdır. Ehil olan birinin de kaçması haramdır. Bu Allah’ın emridir. “Allah emanetleri ehline vermeyi emreder.” Nokta.</p>
<p>Sonuncusu meşveret. Kent, o şehirde yaşayanların rızasıyla, ortak aklın da dahil edildiği bir şehir aklıyla yönetilmeli. Bana göre bir şehri yönetmenin beş ilkesi bunlardır.</p>
<p><strong>Biz sahada şunu gözlemliyoruz. Sizin bu dediğiniz betonlaşmadan çok rahatsız büyük bir kesim var artık? </strong></p>
<p>Bunun da viral bir moda söylem olmasından dolayı kuşkuluyum. Son dönemde bu söylem prim yapmaya başladı. Eleştirel söylemler, eğer eleştirel düşüncenin ürünü değilse, yani arkasında sağlam bir eleştirel bakış açısı yoksa, bana pek güven vermiyor. O da satış malzemesi oluyor. Orada şöyle bir pazarlama mantığı var: İktidar pazarlanabilir bir şey olduğu gibi muhalefet de pazarlanabilir bir şey. Onun için eğer muhalefet para etmeye başlamışsa, “biz de o da var abi” tavrı. Bu dün kirleterek kazananların, bugün temizleme materyalleriyle kazanmasına benziyor. Dün iktidar malzemeleriyle kazananlar, bugün muhalefet malzemelerini üretmeye başlayabilirler. Bu durumda, kirletenlerin kendisi temizlik malzemeleri üretmeye başlamış demektir.</p>
<p><strong>Mesela bu millet bahçeleri şu an gündemde, nasıl bir fikir sizce? </strong></p>
<p>Ben onun da ithal ama tahrif edilmiş bir ithal olduğunu düşünüyorum. Çünkü gelişmiş dünyada çok oldu o yapılalı. Hemen hemen her şehirde var. Bu iş bana alengirli görünüyor. Altını betonla doldurduğunuz bir yeri, üzerine toprak dökerek bahçe yapmaya benziyor. Oysa biz doğaya mensubuz, doğa bize mensup değil. Kitap öyle der: İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden denizlerde ve karalarda fesat çıktı. Millet bahçeleri aslında doğayla kurulmuş doğal bir ilişkinin değil, sentetik bir ilişkinin sonucu. Böyle yapmak yerine, var olana saygı duymak gerek. Yeşil de dahil her şeyi siyaset ve ticaret için kullanışlı hale getirmemek gerek. Kaldı ki onun bize maliyeti ne olacak? Çünkü bugüne kadar yapılanların maliyeti çok ağır oldu.</p>
<p><strong>Son bir sorum daha var. Bir şehrin yönetiminin bir görevi de o kentteki ihtiyaç sahiplerine hizmet götürmek. İstanbul’da da yoksulluk, hayat pahalılığı çok önemli bir problem. Bir belediye başkanı olsaydınız yoksulluğu azaltacak neler yapabilirdiniz?</strong></p>
<p>Esasen bir şehir, paylaşmayı bilenlerin mekânıdır. Paylaşabildiğiniz kadar şehirlisiniz. Çünkü o şehirde kazanıyorsunuz, içerisinde bulunduğunuz bir konfor varsa o şehir sayesinde var. Peki bunu paylaşmayacak mısınız? Dini katmıyorum bakın. Yani inancınız vardır yoktur, hiç fark etmez. En azından rasyonel olun, mevcut durumunuzu korumak için paylaşın. Zira toplumsal sınıflar arasındaki uçurumlar sadece uçurumun karşı kıyısındaki yoksulları vurmaz, o uçurumun oluşmasına katkıda bulunan varsılları da vurur. Kendi ayağına, yüreğine, kafana sıkıyorsun. Dolayısıyla paylaşabilenlerin mekânıdır şehir.</p>
<p>Ben olsam ne mi yapardım? İstanbul’un her şeyinin Ankara’da kararlaştırılmasını çok yanlış bulduğum gibi, İstanbul’un da bir oligarşi tarafından sırça saraydan yönetilmesine karşı çıkardım. Altın kelimeler: planlama, organizasyon ve koordinasyon. Merhamet bir duygudur. Her duygu gibi merhamet de organize edilmeli, yönetilmeli. Planlanmalı. Projelendirilmeli. Ben olsam merhameti projelendirip merhamet sahiplerinin önüne koyardım. Ve derdim ki şurada kentimizin aç veya muhtaç sakinleri var. İftar çadırında vicdanıma rüşvet vermek yerine, varsıllarla yoksulları bir araya getiren köprüler kurardım. Bu Köprülerde onlar buluşsun, tanışsın ve paylaşsın diye&#8230; Onun dışında dünyada güzel örnekleri var. Gıda bankaları var. Bizde niye yok? Sözün özü: Hayır işi siyasi bir araç olarak kullanılmamalı. A veya B partisi, şu veya bu ideoloji, fark etmez. Hiç kimse yapmamalı bunu. Bu ahlaki bir problemdir.</p>
<p><strong>Bu belediyelerin yaptıkları yardımlar?</strong></p>
<p>Bu anlamda belediyeler sizce kime yardım yapıyorlar? Nasıl seçiyorlar? Karar vericiler kimler ve kriterleri neler? Şeffaf, yansız ve insan onuruna uygun mu? Mesele bu. Belediyelerin imkânlarını muhtaç olanı “gebe bırakma” amacıyla dağıtmaya karşıyım. Bu bir. İkincisi; yardımlar yardıma muhtaç olanları tembelliğe sevk etmemeli. Bu ikisi çok önemli. Yoksulları tembelleştiren her merhamet ve yardım yoksula kötülüktür. Kaşığıyla verip sapıyla gözünü çıkarmaktır. Bence tüm hayır ve hasenat işinde, tüm yardım faaliyetlerinde hedef “yoksulun kendisi” değil “yoksulluğun kaynağı” olmalıdır. Bunun için de sonuçlardan yola çıkmak yerine sebeplerden yola çıkılmalı, onlarla mücadele edilmelidir. Aksi, aman yoksulluğu yok etmeyelim ki, biz vermenin manevi zevkinden mahrum kalmayalım tavrıdır. Bu bencil dindarlığın dik alasıdır. Ebu Hanife’nin bir talebesinin zekat yorumu şöyledir: Birine zekat verirken, onu başkalarına yardım edecek duruma getirmeyi hedefleyin.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/yersiz-olma-ve-istanbulda-tekasur-krizi/">&#8220;Yer&#8221;siz Olma ve İstanbul&#8217;da &#8216;Tekasür&#8217; Krizi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/yersiz-olma-ve-istanbulda-tekasur-krizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
