<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ukrayna arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ukrayna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ukrayna/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Mar 2022 07:20:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ukrayna arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ukrayna/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 12:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının iddiası Ukrayna'nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya'yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna'da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca devletler arasındaki rekabet çeşitli eşitsizliklerin kaynağı olmuştur. Harvey&#8217;in ifadesiyle sürekli birikime dayanan kapitalizmin içkin çelişkilerini dünya sahnesine taşıyan bu ilişki biçimi bize savaşın kaçınılmaz bir sonuç olduğunu hep hatırlatır. Bu durum, kapitalizmin tekelci karakterinden ileri gelirken emperyal devletler arasında kurulan bölgesel ittifaklar ve azalan fırsatlar karşısında kaynak ihtiyacı içinde bulunmanın itici kuvvetiyle bir başka ülkenin toprağını işgal biçiminde tezahür eder. [1]</span><span style="font-weight: 400;">Bu yazının iddiası Ukrayna&#8217;nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya&#8217;yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna&#8217;da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir. Hele bu ihtimal siyasi iktidarların ticari bağlantılarla elini güçlendirdiği ve kendi bekası için kapıyı açmaktan imtina etmediği durumlarda işgalci güçlerin pencereden değil, kapıdan girmesine olanak veriyorsa, bu süreç yazının ilerleyen kısmında açıklayacağımız üzere iktidarın “Ak” kuyusuna da dönüşebilir. </span></p>
<figure id="attachment_79128" aria-describedby="caption-attachment-79128" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-79128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg" alt="İnşasına devam edilen Akkuyu NGS" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs.jpg 729w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-79128" class="wp-caption-text">İnşasına devam edilen Akkuyu NGS</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmiş deneyimler referans alındığında enerji kaynaklarının savaş çıkarma payını azımsamak mümkün değildir. Bilindiği gibi 1. Dünya Savaşı&#8217;nın bitmesinden kısa bir süre sonra nüfus artışına bağlı olarak endüstrileşmede ilerlemenin sağlanması için doğal kaynaklara ihtiyacın artması, gelişme ve kalkınma ideali ikinci bir savaşı başlatma eğilimlerini beslemiştir. Akabinde, kaynak bağımlılığı ve uluslararasılaşmanın derinleşmesiyle bu ihtimalin güçlendiği de zamanda soğuk savaş döneminde görülmüştür. Maalesef bundan önce en son Suriye&#8217;de yaşandığı gibi bu saldırganlık hali çeşitli şekillerde de gerekçelendirilmektedir. Öyle ki yalnızca yenilenebilir enerji kaynağı olarak bilinen güneş ve rüzgar enerjisinin kapitalizmin “el koyma” yoluyla sürekli birikim hedefine hizmet etmediği söylenebilir. Bu enerji çeşidinin bağımlılık yaratmadığı gibi alınıp götürülemeyeceği için bir savaşı da tetiklemeyeceği kabul görür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;nın işgalinde beni yukarıdaki bağlam üzerine düşünmeye sevk eden şey Rusya ile çekişme  çerçevesinde kuşatmanın Çernobil&#8217;den başlaması oldu. İki ayrılıkçı bölge (Donetsk ve Luhansk) üzerinden yapılan açıklamalar,  düşmanlık mesajları, Rusya Devlet  Başkanı Putin&#8217;in SSCB&#8217;nin mirasına sahip çıkma kararı nasıl bir perdelemeydi de dünya kamuoyu olarak,  Çernobil&#8217;de bir nedenle 20-30 kat yükselen radyasyon dozlarını konuşmaya başlamıştık? Fakat daha da ilginci bu artışın askeri araçların tesis sahasına girmesiyle topraktaki radyoaktif tozların havalanmasıyla gerçekleştiği yönündeki açıklamalar oldu. Böyle komik bir gerekçe, Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil&#8217;de radyoaktif kirliliğe yol açmayacağına dair dünya kamuoyunu teskin etmek için mi yapılmıştı yoksa, bir başka operasyona dair soru işaretlerinin doğmasını gizlemek için mi ortaya atılmıştı? Zira uzmanlara göre de Rusya&#8217;ya ait güçler bölgede ateş açmamış ve patlama meydana gelmemişken yalnızca topraktaki radyasyon tozlarının havalanmasıyla radyasyon dozunun 20-30 kat yükselmesi pek mümkün değildi. Peki sahadaki radyasyonun yayılımının izlenmesi için kullanılan ölçüm monitörleri neden devreden çıkarılmıştı? Ya Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil tesisinde Ukraynalı askerlerle  mücadele etmesi, onları esir alması ve Çernobil tesisinin yönetiminin el değiştirmesi nedendi? Üstelik Çernobil&#8217;de üzerinde lahit olan 4.reaktörün içinde havuzlarda soğutma prosesine devam edilen 21 bin adet yakıt çubuğuna ek olarak tesis sahasındaki inşa edilerek yeni kullanıma açılan nükleer atık deposunda 4 bin metreküp yüksek seviyeli nükleer atık varken. Ayrıca bu tesislerdeki teknik görevlilerin zapturapt altına alınması Rusya güçleri için de risk demek değil miydi? Rusya&#8217;ya ait güçlerin yanında nükleer uzmanlar ve bilim insanları mı vardı? Kimi siyaset bilimciler ve bilirkişiler Çernobil&#8217;in Kiev&#8217;e gitmek için en kısa yol olduğundan yani yol üstünde olduğu için kuşatıldığından bahsediyor ancak, tesisin ele geçirilmesi bizim daha derin düşünmemizi gerekli kılıyor ki bu yazının derdi de nükleer enerjiye dair büyük resmi gösteren bir perspektif sunmak. Zira “el koymak” insanlık tarihine kök salmış olan kapitalizmin doğasından gelir ve çirkin sureti bütün eşitsizliklerin arkasında görülebilir. Dolayısıyla bugün yaşananlar da bu el koyma alışkanlığının nükleer enerji boyutunda yaşandığını bize söylüyor olabilir. Gelin şimdi büyük resmi görmemiz için eksik parçaları tamamlayalım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi nükleer enerji üretimini önceki ve sonraki prosesleriyle birlikte düşünmek gerekir. Yani nükleer enerji üretimi asla sadece bir tesis içindeki operasyondan ibaret değildir. Bu operasyonun gerçekleşmesi için nükleer yakıta ihtiyaç vardır, ham uranyumun işlenmesiyle elde edilen yakıt kullanım sonrasında nükleer atık haline gelir ve bu kez 20-30 yıl soğutulmasının ardından ya Ukrayna&#8217;daki gibi kuru depolanması yapılır ya da dünya genelinde (Fransa, İngiltere, Rusya, ABD, Hindistan, Japonya) sınırlı sayıdaki tesislerden birinde yeniden işlenir. En son ise dünyada henüz tam anlamıyla faaliyete geçmiş örneği bulunmamakla beraber nihai olarak  depolanması söz konusudur. [</span><span style="font-weight: 400;">2] Nükleer atığın işlenerek yeniden yakıt haline getirilmesinde ise Rusya&#8217;nın başı çektiği söylenebilir. Esasen dünya genelinde pek çok ülke ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde Rusya nükleer atıklardan yakıt üretme prosesinin de lideridir. Bu da Rusya tarafından üretilen reaktörlerde uranyum yakıtına göre bir kaza veya sızıntı halinde çok daha büyük ekolojik felakete neden olan bir yakıtın kullanıldığına işaret olarak düşünülebilir. [</span><span style="font-weight: 400;">3] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya nükleer atık geri dönüşümü  anlaşmalarından biri de Ukrayna ile yapmıştır. Buna göre  Ukrayna her yıl ülke sınırları içindeki 15 reaktörünün atıklarını Ukrayna 200 milyon dolar maliyete katlanarak Rusya&#8217;ya göndermektedir. Ne var ki 2005 yılında Ukrayna&#8217;da dönemin Enerji Bakanı Yuriy Nedashkovsky 250 milyon dolar karşılığında Çernobil tesis sahasında 100 yıllık bir koruma vadeden bir depolama tesisi kurulması için ABD menşeili Holtec firması ile anlaşır ve Rusya ile bu alışveriş sona erer. ABD menşeili Development Finance Corporation (DFC) şirketinin sağladığı finans kredisi desteğiyle Holtec tarafından  inşa edilen (en fazla 100 yıl koruma taahhüt eden) kuru-depolama tesisi 16 yılın sonunda deneme testleri  yapılmış olarak 6 Kasım 2021 tarihinde faaliyete açılır. Şimdilik 4 bin metreküp atık bulunsa da bu depo artık Ukrayna&#8217;nın  ihtiyacı olan enerjinin yüzde 51&#8217;ini üreten 15 nükleer reaktörün atıklarının muhafaza edileceği yerdir. Böylece Ukrayna bir seferde 250 milyon dolarlık maliyete katlanarak nükleer atığın Rusya tarafından alınması için her yıl 200 milyon doları Rusya&#8217;ya ödemekten kurtulmuştur. Yani ABD  tarafından bu deponun  inşa edilmesiyle Rusya hem nükleer yakıt üretimi için nükleer atık tedarikini hem de her yıl için 200 milyon dolarlık bir gelir kapısını kaybetmiş durumdadır. Üstelik 1991 yılından itibaren faaliyet gösteren Rusya menşeili nükleer yakıt şirketi TVEL en son nükleer atıklardan yakıt üretmek üzere yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapıp yeni bir tesisi Moskova&#8217;da operasyona başlatmışken.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan  Rusya&#8217;nın son 10 yıldır yurt dışı yatırımlarıyla dünya genelinde atağa kalktığı dikkate alınırsa yakıt ihtiyacının arttığı göz önüne alınmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun  Rusya yapımı reaktörlere yakıt tedarik etmek üzere kurulmuş bir kamu işletmesi olan TVEL  ülkedeki  76 reaktörün ve Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS  gibi inşaat halindeki reaktörler hariç bugün operasyon halindeki 13 reaktöre ek olarak 30 araştırma reaktörü ile yüzen ve buzkıran reaktörlerine yönelik yakıt üretmek için yıllık olarak 5500 ton uranyumu ve nükleer atığa  ihtiyaç duymaktadır. Zira bugün Ural dağlarında, Kalmika&#8217;da ve Hazar Denizi&#8217;nde açtığı madenlerle dünya genelinde uranyum rezervinin yüzde 9&#8217;una sahip olan Rusya için bu miktar, değil genişleyen nükleer portföyüne, kendi  nükleer santrallerin ihtiyacını karşılamaya bile yetmiyor. Esasen  ihtiyaç duyduğu yakıtın ancak yarısını karşılayabilen Rusya&#8217;nın önümüzdeki dönemde 6 yeni uranyum madeni daha açmaya hazırlanması da bu ihtiyaçtan bağımsız değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya&#8217;nın nükleer yakıt üretimi yapmak için darboğaz içinde olmasının bir diğer nedeni de  2014 yılından itibaren Avustralya&#8217;nın  Rusya tarafından Gürcistan&#8217;ın, Ukrayna&#8217;nın  işgal edilmesi girişimleriyle gerekçelendirerek bu ülkeye yönelik uranyum  ihracatını askıya almış bulunması. Bu konuda Avustralya Başbakanının parlamentoya verdiği demeçte, &#8220;Avustralya&#8217;nın şu anda Rusya gibi uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir ülkeye uranyum satmaya niyeti yok&#8221; sözleri de bir süredir Rusya&#8217;nın  nükleer santralleri için gereksinim duyduğu nükleer yakıtı tedarikinde örtük bir ambargoya mı maruz kaldığı yönündeki tespitimizi doğruluyor. [</span><span style="font-weight: 400;">4]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görünüşe göre Ukrayna&#8217;ya savaş ilanıyla  “işgalci güç” ilan edilen Rusya bugünkü aşamada ise  tüm diğer pazarlardan olabileceği gibi nükleer endüstri pazarından da dışlanacak. Bunun ilk emarelerini Finlandiya&#8217;da Hanhikivi 1 projesinin gözden geçirileceğine dair açıklamalar [</span><span style="font-weight: 400;">5] ortaya koyarken bu iddiamızı da Macaristan&#8217;daki Rosatom tarafından planlanan iki reaktörün inşa edilmesi planından da vazgeçilebileceği destekliyor. Benzer şekilde Rusya devletine ait TVEL ile 2016 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya&#8217;ya nükleer yakıt ikmalinde bulunan İsveç devletine ait enerji şirketi Vattenfall da bir sonraki duyuruya kadar Rusya&#8217;ya nükleer yakıt sağlamayacağını duyurmuş bulunuyor. Bununla birlikte Avustralya&#8217;da uranyum satışlarının yeniden başlamasına dair bir ihtimal gözükmediği gibi diğer tedarikçilerin de Rusya&#8217;yı kara listeye alması söz konusu.  Yukarıda belirttiğimiz gibi yerli madenler şu anda Rusya&#8217;nın yıllık uranyum ihtiyacının yaklaşık yarısını sağlayabilirken Rusya&#8217;nın  uranyum ithalatının engellenmesi elinin kolunun daha da bağlanması anlamına geliyor.  Rusya ile sivil nükleer ticarete dahil olan şirket ve kamu işletmelerinden de benzer duyuruların yapılacağı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıt tedarikini baltalayan süreçlerin daha ağırının bu kez  Rusya&#8217;nın yurt dışı yatırımlarına karşı uygulanmak üzere olduğu açık. Yani Rusya&#8217;nın liderliğindeki tüm yeni reaktör projeleri haydut devletin cezalandırılması için iptal edilebilir. Zira gördüğünüz gibi nükleer endüstrinin başını çeken Rusya örtük bir şekilde  maruz kaldığı nükleer yakıt ambargosunun üstüne şimdi de nükleer endüstri pastasından aldığı pay küçültülmekte, hatta kendi dilimi artık başka tabaklardadır. Nitekim nükleerin iklim krizine çözüm olarak enerji taksonomisine katılmasıyla kömürden vazgeçmek zorunda kalan Polonya&#8217;da ABD tarafından bir nükleer santral kurulmasında anlaşılmış olması da ABD ve Rusya arasında nükleer endüstri pastasında bir çekişme  ihtimalini güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede Rusya&#8217;nın  İran, Mısır ve Türkiye&#8217;deki nükleer santral  yatırımları ne olacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının bağlamı ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ülkemizde siyasi iktidarın hegemonyasını destekleyen ticari bağlantılarını güçlendirdiği, bizim büyük “iş anlaşması” olarak gördüğümüz Akkuyu NGS diğer ülkelerde iptal edilen projelere göre açık ara bağımlılık hatta teslimiyet içeren özellikte oluşuyla “Ak” bir kuyudan farksızdır. “Ak”lığı siyasi iktidarın projesi olmasından değil halen ülkemizde bu projenin gelişme ve kalkınma için kurulduğuna inanılmasından ileri gelmektedir. Bu projede “kuyu” olarak görünen en başta Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya&#8217;ya toprak ve  bir liman teslim edilerek  gerçekleştirilmesi ve Rosatom şirketinin yönetim hisselerinin hiçbir zaman yüzde 51&#8217;den az olmayacağının garanti edilmesiyle idarenin Rusya&#8217;ya verilmiş olmasıdır. Kaldı ki bugün bu projeye ait hisselerin yüzde yüzü Rusya&#8217;ya ait durumdadır.  20 milyar dolara inşa edilen Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya devletine ait Rosatom&#8217;un bir şirket olarak 15 yıl boyunca toplam 35 milyar dolarlık garanti ödemesiyle yatırımın geri dönüşünü en az yüzde 42 karla sağlayacak olması işin sadece maddi boyutu olmakla beraber Akkuyu NGS, bu ülkenin çalınan geleceğinden, bu projenin alternatif maliyeti ile başat ihtiyaçlarının karşılanmasından feragat edildiği gerçeğinden ayrı düşünülemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS&#8217;yi bu yazı özelinde Ukrayna&#8217;da yaşananlardan öğrendiklerimizle ele alırsak bu kuyunun derinliği yukarıdaki açıklamayla sınırlı değil, zira bu proje için katlanılan maliyetlerin aslında sonu  yok. Çünkü Akkuyu NGS&#8217;nin ÇED sürecinde bir evin tuvaletsiz inşa edilmesi metaforuyla açıklanan şekilde asla operasyon proseslerinden ayrı düşünülmemesi gereken nükleer atık maliyetine dair verilmesi gereken bilgi kendilerine sorulmasına rağmen ne şirket ne de hükümet yetkilileri tarafından  resmi olarak paylaşıldı. Fakat görüyoruz ki nükleer atık depolama maliyeti 250 milyon dolar ve yıllardır biz nükleer karşıtlarının telaffuz ettiği rakamları doğruluyor.  Ne dersiniz ömrü 80 yıl varsayılan nükleer santralin atıklarını her yıl Rusya&#8217;ya göndermek için en az 200 milyon dolar mı öderiz? Yoksa bir seferde 250 milyon dolarlık maliyeti üstlenip daha ağır yükten artık kurtulalım diyerek atıkları Rusya&#8217;ya göndermez ABD&#8217;ye ya da bir başka ülkeye kuru-depolama tesisi yaptırır da bedelini “yerli ve milli” bir teslimiyetle mi öderiz? Ancak bu bir seçenek bile olmayabilir. Çünkü Akkuyu NGS yukarıda açıkladığımız gibi Rusya&#8217;nın malı, Rusya ne  isterse öyle olur! Bununla beraber, nükleer atıkların yakıt yapılmak üzere her yıl 200 milyon dolar maliyete ve bu atıkların denizlerimizden ve boğazlardan geçiş riskine katlanıp Rusya&#8217;da  işlenmesinden sonra nihai atık kısmının Türkiye&#8217;de depolanmak zorunda olduğu ve Türkiye&#8217;ye  geri gönderileceği de bir gerçek. Zira Rusya kanunlarına göre nihai atıklar hangi ülkeden getirildiyse o  ülkeye geri gönderilmek zorundadır. Yani Türkiye nükleer atıklarını hem her yıl 200 milyon dolar ödeyerek Rusya&#8217;ya gönderecek hem de nihai atıklarını depolamak için 250 milyon dolarlık bir tesis inşa edecek!</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-79129 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png" alt="" width="640" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-1024x630.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rosatom&#8217;un Orta Doğu projelerine gelirsek,  resmi biraz daha netleştirmek gerekirse haritada görüldüğü gibi nükleer endüstri pazarı dünya genelinde ABD ve Rusya&#8217;nın  başını çektiği toplam 4-5 ülke için bir paylaşım alanıdır ve kurulan nükleer santraller de  konuşlandırıldıkları coğrafyaları kontrol aracıdır. Şunun altını çizmek isteriz ki,  Akkuyu NGS, Rusya&#8217;nın İran ve Mısır&#8217;daki  nükleer santral projeleriyle birlikte diğer emperyal devletlerle rekabetinde elini güçlendirerek  Doğu Akdenizi kontrol altına almasını sağlayacaktır. Özellikle Akdeniz&#8217;in karşı kıyısında Mısır&#8217;daki Rosatom girişiminin, geçen yıl Doğu Akdeniz&#8217;de yaşanan enerji çekişmesi çerçevesinde Doğu Akdeniz&#8217;de hakimiyet kurmaya hizmet edeceği görülür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının sonuna gelirken dilerseniz ülkemizde hala nükleer santral sahibi olmayı güç sayan</span><span style="font-weight: 400;"> yurttaşlarımızın 15 reaktörü ve 4 bin ton nükleer atığıyla Ukrayna&#8217;nın “nükleer güç” olup olmadığı sorusunu yanıtlamasını isteyelim. Ardından gelin şunu da itiraf edelim; emperyal devletlerin sahip olduğu teknoloji pazarında piyon olmak ve dışa bağımlı bir teknoloji kullanmak yerine iştahlı şirketlerini doyurmak zorunda olan devletlerin el koyma güdülerini beslemeyen doğaya uyumlu ve ekolojik hakları tahrip etmeyen kaynağını direkt doğadan alan, karmaşık prosesleri, olmadığı için teknolojik bağımlılık yaratmayan enerji  çeşidinin tercih edilmesi size de tek çözüm gibi görünmüyor mu? Ukrayna&#8217;nın acı deneyimi diğer devletlerin ders çıkararak nükleer enerjiden vazgeçmesini sağlamalıdır. Hazır iklim krizinde sürdürülebilirlik bağlamında iklim dostu taksonomisine nükleer enerjinin girip girmeyeceği tartışmasının eşiğindeyken nükleerden iklim krizine çözüm olmadığı [</span><span style="font-weight: 400;">6] gerçeğinin yanı sıra bir de “Dünya barışı” için vazgeçilmesi sağlanmalıdır. Ukrayna&#8217;daki işgal ve ilhak girişimi dünya genelinde nükleer karşıtlarının Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına(IAEA) Rosatom projelerinden vazgeçilmesi yönünde baskı yapacağı bir kampanyanın başlatılmasının fitilini ateşlemelidir. Kaldı ki bugün Rusya&#8217;nın yaptığını yarın başka devletler de yapabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;ye dönersek, itiraf edin, en çok da Akkuyu NGS inşaatı iyi ki henüz bitmemiş diye içinizden geçirdiniz değil mi? Fakat bugün bitmediyse de inşaat tamamlanmaya yakın. Şimdi arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın. Zira Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması bugün her zamankinden daha mümkün. Dünya devletleri birbiri ardına Rusya ile imzaladıkları projeleri iptal ederken ve Türkiye&#8217;de nedense her zaman hep bir çekince olarak sunulan “proje iptal bedeli” Avrupa&#8217;daki iptallerde telaffuz dahi edilmezken bu  rüzgarın akımından faydalanarak rahatlıkla Akkkuyu NGS için iptal girişiminde bulunulabilir. Kaldı ki Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;ya açtığı savaş ve işgal ötesinde ilhak girişimi bile mücbir sebep sayılabilir. Ne var ki ülkemizde siyasi beka için kazanılmak zorunda olan bir genel seçim varken hiç şüphesiz bunu yerli ve milli şirketlerimize rant vadeden, iş ve istihdam masalına yaslanarak Akkuyu NGS&#8217;yi her zaman seçim propagandası olarak kullanan siyasi iktidar yapmayacaktır. Fakat unutmayalım, Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması yönündeki talebi yükseltmek bu seçimlerden sonra imkansız hale gelecek. O nedenle bir kez daha yinelemekte yarar var: Ukrayna&#8217;nın acı deneyiminden yola çıkarak yani, başımıza gelecekleri şimdiden öngörerek Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulmasını sağlamak yalnızca bizim elimizde ve şuna inanın bugün bu talebimizi iş insanlarından işveren derneklerine uzanan yelpazede iktidarın bütün kanallarına iletmek ve onları ikna etmek için elimiz hiç olmadığı kadar güçlü! </span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;">Harvey, D.,2012, Sermayenin Sınırları, çev. Utku Balaban, Ankara, Tan Kitabevi Yayınları,</span><span style="font-weight: 400;"> 528-530</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[</span><span style="font-weight: 400;">2] </span><span style="font-weight: 400;">Finlandiya&#8217;da 2004&#8217;te inşasına başlanmış olan Onkalo Atık Deposu&#8217;nun 2020&#8217;de operasyona başlatılması öngörülmekteydi. Yerin altında inşa edilen bu tesis de en fazla 100 yıllık koruma taahhüt etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[3</span><span style="font-weight: 400;">] </span><span style="font-weight: 400;">Nükleer atıktan işlenerek elde edilen yakıtın bir kaza veya sızıntı halinde yol açtığı ekolojik tahribat çok daha büyüktür. Kullanılmış MOX yakıtları  kullanılmış normal uranyum yakıtına göre beş kat daha fazla plütonyum barındırır. Pu-242’nin 380,000 yıllık, ve Neptunium-237’nin 2.14 milyon yıllık yarılanma ömürleriyle MOX atıklarının saklanması gelecek için çok daha ciddi riskler taşıyor.  Daha fazlası için bkz https://nukleersiz.org/mox/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[4</span><span style="font-weight: 400;">] https://theecologist.org/2022/feb/25/chernobyl-now-war-zone?fbclid=IwAR3Qomfzy-vq0cqLz1CbSR2k4hwjkbJUxmLRA_KnFFVaJDx6VOq6ObfZKHE</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5</span><span style="font-weight: 400;">] https://yesilgazete.org/finlandiya-rosatom-ile-imzalanan-nukleer-reaktor-projesini-gozden-gecirecek/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[6</span><span style="font-weight: 400;">] Bu konuda yeşil gazetedeki yazıların yanı sıra şu video da izlenebilir Bkz Nukleersiz.org https://youtu.be/zPVKk7NrHzE</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Örgütleri &#8216;Savaşa Hayır&#8217; Diyor!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/25/sivil-toplum-orgutleri-savasa-hayir-diyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2022 13:41:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[#SavaşaHayır]]></category>
		<category><![CDATA[Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşa Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil toplum ve savaş karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin ifadeleriyle ‘2. Dünya Savaşı sonrası bir daha asla’ denilen 'saldırı fiili', 23 Şubat 2022 gecesi ‘İkinci Dünya Savaşı’ndan 75 yıl sonra’ yinelendi. Rusya’da ve küresel düzeyde savaş karşıtı protestolar sürerken, Türkiye’de sivil toplum aktörleri de ‘savaşa hayır’ mesajlarını kamuoyu ile paylaşıyor: 'Savaş; ölümdür, göçtür, açlıktır, işkence ve zulümdür. Temel hak ve özgürlüklerin rafa kaldırılması, kentlerin, kültürlerin ve ekolojinin tahribatıdır.'</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/25/sivil-toplum-orgutleri-savasa-hayir-diyor/">Sivil Toplum Örgütleri &#8216;Savaşa Hayır&#8217; Diyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya’nın dün Ukrayna’ya başlattığı harekât ve sivil kayıplar gündemin ana maddesini oluşturuyor. Uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk uzmanları meseleyi çeşitli açılardan ele alıyor ve Türkiye’nin pozisyonunu değerlendiriyor.</p>
<p><strong>‘Rusya’nın Başlattığı Harekat Saldırı Fiili: Ukrayna Meşru Müdafaa Konumunda’</strong></p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin Rusya’nın tutumuna dair karşı aldığı ‘savaşa hayır’ açıklamalarından önce, uluslararası hukuk açısından mevcut durum şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>Uluslararası hukuk uzmanı <a href="https://twitter.com/turgut_tarhanli/status/1496774503870914560">Prof. Dr. Turgut Tarhanlı,</a> Rusya’nın Ukrayna’daki pozisyonunu, &#8220;saldırı&#8221; &amp; &#8220;işgal&#8221; eylemlerinin hukuki farkını ayırt ederek değerlendirmenin önemine işaret ediyor. Tarhan’a göre, &#8220;Rusya&#8217;nın başlattığı harekât, bir &#8220;saldırı fiili&#8221;dir (act of aggression).&#8221;</p>
<p>ABD’nin &#8220;askeri kuvvet gündemimizde değil&#8221; yolundaki mesajlarını hatırlatan Tarhanlı, BM Şartı, VII. Bölüm’ün yetki çerçevesinde ve Rusya’nın tartışmasız, bir &#8220;saldırı fiili&#8221; karşısında, Güvenlik Konseyi’nin BM Şartı, Madde 39 bağlamında bu durumu tespit etmekle yükümlü olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>“Uluslararası barış ve güvenliğin bir saldırı fiili nedeniyle ağır biçimde bozulduğu da aşikâr. Bu &#8216;saldırı fiili&#8217; karşısında, Ukrayna’nın hukuken &#8216;meşru müdafaa&#8217; konumunda bulunduğu tartışmasız (BM Şartı, Md.51).”</p>
<h5>&#8216;Savaş, Temel Hak ve Özgürlüklerin Rafa kaldırılması, Kentlerin, Kültürlerin ve Ekolojinin Tahribatıdır!&#8217;</h5>
<p>Savaş karşıtı açıklama yapan STK’lardan bazıları şunlar:</p>
<p><a href="https://tihv.org.tr/basin-aciklamalari/rusya-ukrayna-isgaline-derhal-son-vermelidir-yasami-atese-vermeyin/" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" class=" wp-image-79080 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/ihd-ve-ihv-640x360.jpg" alt="Sivil Toplum Örgütleri ‘Savaşa Hayır’ Diyor!" width="293" height="165" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/ihd-ve-ihv-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/ihd-ve-ihv.jpg 680w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" />İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği Ortak Açıklaması</a>: “Rusya, Ukrayna işgaline derhal son vermelidir! Savaş, ekranlarda gösterilen haritalardan ve patlama görüntülerinden ibaret değildir. Savaş; ölümdür, göçtür, açlıktır, işkence ve zulümdür. Temel hak ve özgürlüklerin rafa kaldırılması, kentlerin, kültürlerin ve ekolojinin tahribatıdır. Çatışmalar devam ettiği sürece tarafların, sivillerin yaşam haklarına, barınma haklarına ve altyapı ve temel ihtiyaçlara erişim hakkına özel hassasiyet gösterilmelidir. Çatışma koşullarında yaşanan hak ihlallerinin izlenmesi için çaba gösteren insan hakları savunucuları ve yaşananları aktaran gazeteciler tüm taraflarca korunmalıdır. “</p>
<p><a href="https://twitter.com/aforgutu/status/1496959867990466562?s=20&amp;t=sxPKwZ-aOUlGp2ThhCXn7Q">Uluslararası Af Örgütü,</a> “Ukrayna’daki Siviller Korunmalı” başlığıyla <a href="https://twitter.com/aforgutu/status/1496959867990466562?s=20&amp;t=8O3-aelllGmggYk9UyDGYA" target="_blank" rel="noopener">yayınladığı videoda</a>, Uluslararası Af Örgütü Kanıt Laboratuvarı’na dayandırdığı görüntülerle, “Ukrayna Vuhledar’da bir hastanenin önüne yapılan balistik füze saldırısında en az 2 sivilin hayatını kaybettiğini doğruladı. Sivillere ve sivil mülklere yönelik her türlü kasıtlı saldırı ile sivillerin ölümüne veya yaralanmasına sebep olan ayrım gözetmeyen saldırılar savaş suçudur. Ukrayna&#8217;daki siviller korunmalı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile insan hakları ve insan hayatına yönelik tehditler hızla artıyor. Bir kez daha tüm tarafları uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukukuna sıkı sıkıya bağlı kalmaya çağırıyoruz.”</p>
<p><a href="https://twitter.com/HAKinsiyatifi/status/1496817358207336455?s=20&amp;t=4MkYjNO8Yn663sQAEjxvLQ" target="_blank" rel="noopener">Hak İnisiyatifi Derneği</a>: “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal harekâtı barış hakkının ihlali niteliğindedir. Saldırıda yaşanan sivil can kayıpları savaş suçları kapsamındadır ve soruşturulmalıdır. Uluslararası toplumu barışı koruma konusunda sorumluluk almaya çağırıyoruz.”</p>
<blockquote><p>Her savaşın silah sanayicileri ve destekleyicilerinden oluşan bir avuç kazananı ve başta yoksullar, kadınlar ve çocuklar olmak üzere milyonlarca kaybedeni var.</p></blockquote>
<p><a href="https://twitter.com/multecihakder/status/1497133614122758152?s=20&amp;t=5HXgHAwShM9a41s5c5RXZg" target="_blank" rel="noopener">Uluslararası Mülteci Hakları Derneği</a>: &#8220;Savaş; mülteciliği doğuşundaki en büyük etmendir. Çocukları yetim bırakan, anneleri, babaları ağlatan savaşın durdurulmasını, yeni bir göçe hiç kimsenin zorunlu olmamasını temenni ediyoruz. İşgalci Rusya&#8217;nın karşısında, Kardeş Ukrayna halkının yanındayız.”</p>
<p><a href="https://kaffed.org/haberler/federasyondan/item/4583-savasa-hayir.html" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79081 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/esik-640x360.jpg" alt="Sivil Toplum Örgütleri ‘Savaşa Hayır’ Diyor!" width="473" height="266" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/esik-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/esik.jpg 680w" sizes="auto, (max-width: 473px) 100vw, 473px" /></a></p>
<p><a href="https://twitter.com/esik_platform/status/1497150845695242251?s=20&amp;t=XfxdNePO3rR5vG0jDv3fng" target="_blank" rel="noopener">EŞİK</a> (Eşitlik İçin Kadın Platformu): “Her savaşın silah sanayicileri ve destekleyicilerinden oluşan bir avuç kazananı ve başta yoksullar, kadınlar ve çocuklar olmak üzere milyonlarca kaybedeni var.”</p>
<p><a href="https://kaosgl.org/haber/kaos-gl-den-aciklama-savasa-hayir" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79079 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/kaos-gl.jpg" alt="Sivil Toplum Örgütleri ‘Savaşa Hayır’ Diyor!" width="326" height="216" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/kaos-gl.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/kaos-gl-350x231.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 326px) 100vw, 326px" />Kaos- GL</a>: &#8220;Ukrayna’da ve Rusya’da barış için mücadele eden LGBTİ+’ların ve LGBTİ+ örgütlerinin yanındayız.&#8221;</p>
<p><a href="https://twitter.com/spodlgbti">SPoD</a>: “Hayatlarımız pahasına başlatılan savaşların açtığı yaraların tazeliğinde yeni bir savaşa itiraz ediyoruz. Savaşın yıkıcılığı karşısında, barışın onarıcı gücünü savunuyoruz. Ukrayna ve Rusya&#8217;da barış mücadelesini sürdüren LGBTİ+&#8217;ların, LGBTİ+ örgütlerinin, savaşın sebep olduğu yıkımdan etkilenen tüm canlıların ve dünyanın her neresinde olursa olsun &#8220;savaşa hayır&#8221; diyenlerin yanındayız.”</p>
<p><a href="https://twitter.com/ekolojibirligi/status/1497134744923955220?s=20&amp;t=XfxdNePO3rR5vG0jDv3fng" target="_blank" rel="noopener">Ekoloji Birliği:</a> &#8220;Bizler, yaşam savunucuları olarak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline acilen son vermesini ve başlattığı savaşı durdurmasını istiyor, dünyadaki ve bölgemizdeki tüm savaşlara karşı çıkıyor, barışı savunuyoruz.&#8221;</p>
<p><a href="https://twitter.com/Greenpeace_Med/status/1496854669183705091?s=20&amp;t=XfxdNePO3rR5vG0jDv3fng" target="_blank" rel="noopener">Greenpeace Türkiye:</a> &#8220;Greenpeace, Ukrayna’daki askeri çatışmadan derin endişe duyuyor. Kalbimiz, çapraz ateşe yakalanmış ya da evlerinden sürülmüş insanlarla. Bu çatışma, Ukraynalılar kadar Rusyalılar için de büyük bir trajedi. Bu şiddet döngüsünün devam etmesinden ve çok daha fazla insanın zarar görme ihtimalinden dolayı endişeliyiz.&#8221;</p>
<p><a href="https://kaffed.org/haberler/federasyondan/item/4583-savasa-hayir.html" target="_blank" rel="noopener">KAFFED</a>: “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı işgale yönelik saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Yüzlerce yıl önce meydana gelen işgal ve savaşların acısını halen yaşayan bir toplum olarak dünyadaki anlaşmazlıkların savaşla çözülemeyeceğine olan inancımızla, öncelikle Savaşa Hayır diyoruz.”</p>
<p><a href="https://twitter.com/ChangeTR/status/1496785115200069634?s=20&amp;t=XfxdNePO3rR5vG0jDv3fng">Change.org Türkiye</a>: “Savaşla her şey kaybedilecek. Barışla her şey mümkün! Rusya, Ukrayna&#8217;ya askeri harekat başlattı. Tüm dünya için yıkıcı etkileri olacak savaşa karşı dünya liderlerini kararlı bir şekilde harekete geçmeye çağıran bir kampanya başlatıldı. Savaşa hayır!”</p>
<p>Kapak Görseli: Banksy</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/25/sivil-toplum-orgutleri-savasa-hayir-diyor/">Sivil Toplum Örgütleri &#8216;Savaşa Hayır&#8217; Diyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliğinin En Yüksek Olduğu Ülkeler Sıralamasında Türkiye İlk Üçte Yer Alıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/25/hava-kirliliginin-en-yuksek-oldugu-ulkeler-siralamasinda-turkiye-ilk-ucte-yer-aliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2021 09:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ember]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kömür]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enerji konusunda faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Ember'in yayınladığı analiz, Avrupa'da kömürden elektrik üretimi kaynaklı hava kirliliğinin en yüksek olduğu ülkeleri ortaya koyuyor. Ülke ölçeğinde gerçekleştirilen sıralamada Türkiye ve Ukrayna, tüm kirletici türlerinde ilk üç sırada yer alıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/25/hava-kirliliginin-en-yuksek-oldugu-ulkeler-siralamasinda-turkiye-ilk-ucte-yer-aliyor/">Hava Kirliliğinin En Yüksek Olduğu Ülkeler Sıralamasında Türkiye İlk Üçte Yer Alıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-70440  alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/hava-kirliliginin-en-yuksek-oldugu-ulkeler-siralamasinda-turkiye-ilk-ucte-yer-aliyor-640x360.jpg" alt="Hava Kirliliğinin En Yüksek Olduğu Ülkeler Sıralamasında Türkiye İlk Üçte Yer Alıyor" width="373" height="210" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/hava-kirliliginin-en-yuksek-oldugu-ulkeler-siralamasinda-turkiye-ilk-ucte-yer-aliyor-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/hava-kirliliginin-en-yuksek-oldugu-ulkeler-siralamasinda-turkiye-ilk-ucte-yer-aliyor.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 373px) 100vw, 373px" />Batı Balkanlarda yer alan ülkeler, görece küçük ölçeklerine rağmen Türkiye ve Ukrayna’yı takip ediyor. Almanya ve Polonya gibi Avrupa Birliği ülkeleri ise azot (NOx) kirliliği açısından üst sıralarda kendisine yer buluyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elektrik üretimi amacıyla kullanılan kömür, havaya kirleticiler yayarak insan sağlığına tehdit oluşturuyor ve çok sayıda erken ölüme sebep oluyor. Bu kirleticilerin yayılımı binlerce kilometreyi bulabiliyor. Ember tarafından gerçekleştirilen analiz, Avrupa Birliği içerisindeki 27 ülkeyi, İngiltere&#8217;yi, Enerji Topluluğu’na üye ülkeleri ve Türkiye&#8217;yi kapsıyor. Hava kirliliği verilerinin değerlendirildiği analizde kömür santralleri, üç kirletici (SO2, PM10, NOx) göz önünde bulundurularak sıralanıyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-70442 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/toz-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali-640x359.jpg" alt="toz açısından avrupa'da havayı en çok kirleten 10 kömür santrali" width="640" height="359" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/toz-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali-640x359.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/toz-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kömür santrallerinden kaynaklanan PM10 kirliliğinin büyük bölümü Ukrayna&#8217;daki santrallerden kaynaklanıyor. Ukrayna’da faaliyet gösteren sekiz santral, PM10 açısından en fazla kirlilik yayan on santral arasında yer alıyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Avrupa&#8217;da kömürden elektrik üretimi kaynaklı SO2 (kükürt dioksit) kirliliğinde Ukrayna (%27), Türkiye (%24), Sırbistan (%15) ve Bosna Hersek (%11) başı çekiyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">En fazla kükürt dioksit yayan on kömür  santrali, Avrupa’nın kömürden elektrik üretimi kaynaklı SO2 emisyonlarının yaklaşık yarısına (%44) denk geliyor. Bu santrallerin üçer tanesi Sırbistan ve Türkiye’de, ikisi Bosna’da, birer tanesi de Ukrayna ve Makedonya’da yer alıyor.</span></li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-70443 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/kukurt-dioksit-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali-640x365.jpg" alt="kükürt dioksit açısından avrupa'da havayı en çok kirleten 10 kömür santrali" width="640" height="365" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/kukurt-dioksit-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali-640x365.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/kukurt-dioksit-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de kömürden elektrik üretimi kaynaklı NOx (azot) kirliliği, Avrupa toplamının beşte birini oluşturuyor (%20). Türkiye’yi, Almanya (%16), Ukrayna (%16) ve Polonya (%14) takip ediyor.</span></li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-70444 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/azot-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali-640x366.jpg" alt="azot açısından avrupa'da havayı en çok kirleten 10 kömür santrali" width="640" height="366" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/azot-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali-640x366.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/azot-acisindan-avrupada-havayi-en-cok-kirleten-10-komur-santrali.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Batı Balkan ülkeleri 2019 yılında, Enerji Topluluğu üye ülkeleri için ulusal ölçekte belirlenmiş olan hava kirliliği emisyon limitlerine uyum sağlamadılar. Avrupa’daki en kirli santraller sıralamasında birçok santrale sahip olan Ukrayna ise, ilginç bir şekilde Ukrayna için belirlenen tavan limitlerin oldukça altında kaldı.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Avrupa&#8217;daki en kirli 30 kömür santralin neredeyse tamamı 30 yıldan fazla süredir faaliyet gösteriyor iken bu duruma tek istisna Türkiye. Türkiye’de son on yılda inşa edilen bazı santraller de listenin üst sıralarında kendisine yer buluyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ukrayna, Türkiye ve Batı Balkan ülkeleri, kömür santrallerine doğrudan veya dolaylı şekilde teşvik sağlıyorlar. Ancak bu teşvikler, bahsi geçen ülkelerin kömürü ikame edebilecek kadar yüksek potansiyele sahip yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirilebilir.</span></li>
</ul>
<p><b>EMBER Elektrik ve İklim Veri Analisti Ufuk Alparslan</b><span style="font-weight: 400;">, Ukrayna, Türkiye ve Batı Balkan ülkelerinin, Avrupa&#8217;da kömürden elektrik üretimi kaynaklı hava kirliliğinde öne çıktıklarını belirtiyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Kömür santrallerinin havaya yaydığı kirlilik binlerce kilometreye ulaşabiliyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Alparslan, &#8220;Temiz enerji alternatiflerinde çok yüksek potansiyele sahip bu ülkelerin kaynaklarını, emisyon standartlarına uyum sağlamak için yüksek maliyetli rehabilitasyon yatırımları ve kömür teşvikleri yerine enerji dönüşümünü daha da hızlandıracak yatırımlara yönlendirmesi gerekiyor,&#8221; diyor.</span></p>
<p>Çalışmanın tamamına<a href="https://ember-climate.org/commentary/2021/05/25/coal-power-air-pollution/" target="_blank" rel="noopener"> buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<h5><b>Ember Hakkında</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ember, küresel ölçekte elektrik üretiminin kömür yerine temiz kaynaklarla ikame edilmesini hızlandırmak amacıyla kurulan bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşudur.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/25/hava-kirliliginin-en-yuksek-oldugu-ulkeler-siralamasinda-turkiye-ilk-ucte-yer-aliyor/">Hava Kirliliğinin En Yüksek Olduğu Ülkeler Sıralamasında Türkiye İlk Üçte Yer Alıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
