<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye Psikiyatri Derneği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/turkiye-psikiyatri-dernegi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/turkiye-psikiyatri-dernegi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Mar 2021 08:24:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Türkiye Psikiyatri Derneği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/turkiye-psikiyatri-dernegi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Ruh Sağlığı Genel Sağlık gibi Devletin Sorumluluğu Olarak Görülmeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/04/ruh-sagligi-genel-saglik-gibi-devletin-sorumlulugu-olarak-gorulmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2021 07:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Psikiyatri Derneği Etik Kurulu Üyesi Dr. Selçuk Candansayar, ruh sağlığını koruma ödevinin sadece bireyin sorumluluğuna bırakılamayacağını belirterek, “Ruh sağlığı, eğitim ve genel sağlık gibi ‘devletin’ sorumluluğunda olması gereken bir ‘insan hakkı’ olarak görülmeli.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/04/ruh-sagligi-genel-saglik-gibi-devletin-sorumlulugu-olarak-gorulmeli/">“Ruh Sağlığı Genel Sağlık gibi Devletin Sorumluluğu Olarak Görülmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Toplum olarak pandemiyi ruhsal açıdan nasıl deneyimledik? Bir yıllık süreçle ilgili gözlemleriniz neler?</b></p>
<figure id="attachment_66488" aria-describedby="caption-attachment-66488" style="width: 227px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66488" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selcuk-candansayar.jpg" alt="Selçuk Candansayar" width="227" height="302" /><figcaption id="caption-attachment-66488" class="wp-caption-text">Selçuk Candansayar</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözle görünmeyen ve fiziksel yakınlaşma ya da temasla bulaşan, tedavisi olmayan ve ölümcül olabilen bir hastalıkla karşılaşan sıradan insanın ilk tepkisi şok oldu. Ne olduğunu, kendisini neyin beklediğini ve ne yapması gerektiğini bilemedi. Haliyle bilgi kaynaklarına yani medyaya ve ülke yöneticilerinin açıklamalarına kulak verdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önce orada bir paradoks durum oldu. Medya, tıklama olasılığını artırıcı haber yapma stratejisi için arayıp da bulamayacağı bir konu bulduğundan, dehşet verici haber iletme tekniğini sonuna kadar kullandı. Hemen her ülkenin yetkilileri ise medyanın tam tersine başlangıçta (ve çoğu hala) salgını önemsizleştiren, tehdidin gerçek boyutunu gizleyen bir tutum takındı. Bu belirsizlik ve bilinmezlik hemen herkesin yoğun bir kaygı ile salgının önemsiz inkarı arasında sıkışmasına neden oldu. Doğal olarak ortaya komplo teorileri saçıldı. Geçtiğimiz yıl nisan ayında ise salgının hiç de devlet yöneticilerinin küçümsediği gibi bir durum olmadığı netleşti. Sert kapanma ve kısıtlamalar gecikmiş de olsa devreye girdi. İnsanlar evlerine kapanmak, işlerine gitmeyi bırakın sokağa çıkamaz hale geldiler. Medya dehşeti daha da körükledi. Belirsizlik, ölüm korkusu, yakınlarını kaybetme, hastalığa yakalanma ya da hastalığı sevdiklerine bulaştırma riski içindeki insanlar hayatta kalma savaşında kendilerini yapayalnız hissettiler. Özellikle sağlık hizmetinin özel sektörde olduğu ülkelerde sağlık hizmeti çöktü. Sağlık emekçileri insanlık dışı koşullarda ölüm riski alarak ve ölerek hastalıkla mücadelede ön saflarda ve yalnız kaldılar. Göstermelik ya da çok sert de olsa kapanma önlemleri eğitim ve çalışma hayatını felce uğrattı. İnsanlar, örneğin Türkiye’de belki işten atılmadılar ama ücretlerini de alamadılar. Ücretsiz izne çıkarılma, günlük 50 lira olmayan yardımlar ikinci büyük sorunu ortaya çıkardı; aç ve açıkta kalma. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan sert kapanma ve kısıtlamalar sürdürülürken öte yandan hayatta kalmak için gereken parayı kazanmak için ya düşük ücretle hastalığa yakalanma riskini göze alarak çalışma  ya da açlık sınırında kalma riski arttı.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı anda hem ölüm korkusu hem de aç kalma korkusu yaşayan ve donanımları kısıtlı olan insanlar çaresizlik, umutsuzluk, korku ve kaygı girdabına düştüler. Bu hal üstelik bir yılı geçmesine karşın azalmak bir yana daha da artmış durumda. Bir yılın sonunda yoksullar daha da yoksullaştı, alt orta sınıf büyük gelir kaybı yaşadı, küçük esnaf iflas noktasına geldi ve bu kez bir de borç krizi hepsinin üstüne bindi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu koşullarda insanların ruh sağlığını koruyabildiklerini söylemek ya da ummak mümkün değil. Nitekim ruh sağlığı hizmetine ulaşabilenlerin başvurularında bir patlama oldu. Bir de bu hizmete ulaşma olacağı bile olmayanları düşünürsek genel olarak toplumun ruh halinin oldukça sarsılmış durumda olduğunu öngörebiliriz. Korku, kaygı, yalnızlık, yalıtılma, çaresizlik ve çıkışsızlık haline hiçbir insan uzun süreler boyunca dayanamaz. Bu hale zaten dezavantajı yakalananların durumu ise daha da zorlu olur. </span></p>
<p><b>Başa çıkmada sosyoekonomik durumlara göre değişiklik var mı size göre?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine yoksulluk ya da ekonomik duruma göre farklı tepkiler oldu. Ekonomik sorunu olmayan, aç açıkta olmayan ve tasarrufları ya da düzenli geliri ile idame ettirebilenler yalnızlık, sosyalleşememe, yalıtılma gibi durumların olumsuz ruhsal sonuçlarını yaşıyorlar. Örneğin ev içi şiddet arttı. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Cinsiyet rolleri ve erkek egemenliği eve kapanan ailelerde kadın ve çocukların hem daha fazla ev işi yükü yüklenmelerine hem de canı sıkılan erkeğin öfkesine maruz kaldılar. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşlılar, beslenme ve barınma sorunları olmasa da yalıtılma ve sokağa çıkma kısıtlaması nedeniyle fiziksel sağlıklarının bozulması riski yaşadılar. Uyaran azlığına ve hareketsizliğe, sosyalleşememeye bağlı olarak zihinsel işlevlerinde gerileme aşamaya başladılar. Bağımlılık yapıcı maddelere bağlı sorunlar arttı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yoksullar ise hem bu sorunları yaşadılar hem de işe gitmek, kalabalık toplu taşım araçlarına binmek, yeterli önlemlerin olmadığı fabrikalarda hastalanma, hastalığı evdekilere taşıma riski altında çalışmak zorunda kaldılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dönem gördüğümüz bir ruhsal özellik de var olan tehlikeyi “inkar” edip, sanki hastalık yokmuşcasına ya da ona bulaşmazmışcasına, eskiden nasıl yaşıyorsa öyle yaşama çabası oldu. Özellikle sosyal medyada duyarsızlık ya da cahillikle suçlanan  insanların hiç değilse bir bölümü, yalıtılma ve yalnızlaşmaya artık dayanacak gücü kalmayan ve hastalığı bilinçsizce inkar ederek sanki bir tehlike yokmuş gibi yaşamaya çalışarak, dayanmaya çalışan insanlar. </span></p>
<p><b>Bu süreçte ekonomik sorunlar temeli intiharların arttığını görüyoruz. Neler öneriyorsunuz, pandemiyle birlikte derinleşen sorunlara karşı neler yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belirsizlik, çaresizlik, yalnızlık, yalıtılma ve yoksulluk ruhsal hastalık riskini artırıyor ve sağlığa erişimde kısıtlanınca maalesef kimi zaman intihar davranışı görülebiliyor. Sağlığın kamu hizmeti olarak görülmediği ve yoksulluk için kamusal yardım sistemlerinin olmadığı ülkelerde intihar oranlarının arttığını söyleyebiliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ruh sağlığı koruma ödevini bireyin sorumluluğuna bırakmak en yanlış strateji. Bir toplum dayanışma içinde toplum hissi yaşayabilir. Ruh sağlığı, eğitim ve genel sağlık gibi “devletin” sorumluluğunda olması gereken bir “insan hakkı” olarak görülmeli. Yönetimleri, yönettiklerinin ruh sağlıklarını koruma sorumluluğunu almaya çağıracak politik eylemler ve stratejileri hayata geçirmek temel yol. Tabi ki dayanışma, imece, birbirine yardım çok değerli ama asıl çözüm politiktir, bunu akılda tutmak gerekir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/04/ruh-sagligi-genel-saglik-gibi-devletin-sorumlulugu-olarak-gorulmeli/">“Ruh Sağlığı Genel Sağlık gibi Devletin Sorumluluğu Olarak Görülmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COVİD-19 Olanların Damgalanma Korkusu ve Hastalığı Gizleme Sorunu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/17/covid-19-olanlarin-damgalanma-korkusu-ve-hastaligi-gizleme-sorunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2020 11:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[damgalama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=58271</guid>

					<description><![CDATA[<p>COVİD-19 olan insanlarda hastalığı gizleme durumunun sıkça karşılaşıldığına dikkat çeken Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi psikiyatrist, Yunus Hacımusalar, “COVİD-19 olan insanlar ayrımcılığa maruz kalmaktan ve damgalanmaktan korktukları için, hastalığı inkâr edebilir ya da hastalığını gizleyebilir. Hastalığı gizleme durumu işini kaybedeceği, ekonomik kayba uğrayacağı korkusu ile de olabilir” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/17/covid-19-olanlarin-damgalanma-korkusu-ve-hastaligi-gizleme-sorunu/">COVİD-19 Olanların Damgalanma Korkusu ve Hastalığı Gizleme Sorunu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">COVİD-19 tedavisi gören veya iyileşen insanlar, sosyal çevreleri ve toplum tarafından dışlanma durumuyla karşı karşıya kalıyor. Damgalama olarak adlandırılan bu dışlanma durumunun hastalar üzerinde ne gibi ruhsal hasarlar yarattığını ve tedavi sürecindeki olumsuz etkilerini, Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi, psikiyatrist Yunus Hacımusalar ile konuştuk. </span></p>
<figure id="attachment_58272" aria-describedby="caption-attachment-58272" style="width: 309px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-58272" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/yunus-hacimusalar-640x480.jpeg" alt="Yunus Hacımusalar" width="309" height="232" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/yunus-hacimusalar-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/yunus-hacimusalar.jpeg 1024w" sizes="(max-width: 309px) 100vw, 309px" /><figcaption id="caption-attachment-58272" class="wp-caption-text">Yunus Hacımusalar / Psikiyatrist</figcaption></figure>
<p><b>Damgalama nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Damgalama, bir kimseye, gerçeğe dayanmadan herhangi bir özellik veya nitelik yüklemek anlamına gelir. </span><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/243202019327-DamgalanmaCOVID.pdf"><span style="font-weight: 400;">Sağlıkta damgalama</span></a><span style="font-weight: 400;">, bir hastalığı olan kişi veya gruba, hastalığın görüldüğü coğrafik bölgelere ve hastalıkla ilgili şeylere dair olumsuz, kötüleyici, düşmanca, değersizleştirici ve ayrımcı tutumları ifade eder. Özellikle bulaşıcı hastalıklarda insanlar sıklıkla damgalanır. Hastalıkla ilişkilendirilen bir bağlantı damgalamaya neden olur. Gerçekçi olmayan ya da çarpıtılmış  bilgilerle hedefteki insanlar ayrımcılığa maruz kalır. Daha önceden ayrımcılığa maruz kalan gruplar (beyaz ırktan olmayanlar, yaşlılar, mülteciler, eğitim düzeyi düşük olanlar, yoksullar vb.) salgın dönemlerinde damgalamanın hedefinde yer alabilirler.</span></p>
<p><b>“Hastalığa Yakalananlar Suçlanmaya Maruz Kalıyor”</b></p>
<p><b>COVİD-19 tedavisi gören veya iyileşen insanlar,  sosyal çevreleri ve toplum tarafından dışlanma durumuyla karşı karşıya kalıyor. Dışlanma korkusu hastaların neler yaşamasına sebep oluyor ve  tedavi sürecini nasıl etkiliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVİD-19 pandemisi, 2019 yılının son günlerinde dünyanın gündemine gelmiş, geçen dokuz aylık süre içerisinde bütün dünyada 28 milyondan fazla kişi enfeksiyona yakalanmış ve 900 binden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Pandeminin ilk zamanlarında COVİD-19 enfeksiyonun hastalık şiddeti, bulaş yolları konusunda büyük bir bilinmezlik vardı. Zamanla çok sayıda bilgi akışı olmuş ve bilgilerin bir kısmı hızlı değişmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hastalığa yakalananlar temas ettikleri kişilere hastalığı bulaştırma olasılıkları nedeniyle suçlanmaya maruz kalıyor. Bu durum küçük bir çevre ya da aile bireyleri arasına hastalığı getiren kişi olarak değerlendirilebilmektedir. Bu durum kişilerin, bağlı oldukları topluluğun bir üyesi olmadıklarını düşünmelerine neden olabilir. Kendisini yalnız hissedebilir ve toplumdan uzaklaşarak içeri kapanabilir. Umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk ve kaygı belirtileri ruhsal hastalıkları tetikleyebilir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">COVİD-19 olan insanlar, tedavi sürecini başlatmak ve sürdürmek için yeterli sosyal desteği bulamayabilir, damgalanmaya ve ayrımcılığa maruz kalmaktan sakınmak için, hastalığı inkâr edebilir ya da gizleyebilir. Hastalığı gizleme işini kaybedeceği, ekonomik kayba uğrayacağı korkusu ile de olabilir. İnsanlar sağlık hizmetlerine hemen ulaşmak istemeyebilir, geç dönemde başvurabilir. </span>Kişilerde ortaya çıkan umutsuzluk hissi ve diğer ruhsal belirtiler tedaviyi reddetmesine ya da tedaviye uyumsuzluğu neden olabilir.</p></blockquote>
<p><b>“Hastalığa Yakalanma; Irk, Milliyet veya Etnik Köken ile İlgili Değildir”</b></p>
<p><b>Damgalanma ile mücadelede hem COVİD-19 olan insanlara hem de topluma düşen sorumluluklar nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Damgalama ile mücadelede en önemli etmenlerden birisi doğru ve güvenilir bilgilerin paylaşılmasıdır. COVİD-19 ve diğer pandemilerin yayılımı ve hastalığa yakalanma ırk, milliyet veya etnik köken ile ilgili değildir. Toplumun bütün bireyleri sağlık otoriterleri bilim insanlarına uyarılarını dikkate alma ve bunlara uyma konusunda gayret göstermelidir. Yanlış bilgiyi yaymaktan kaçınılmalı ve bu bilgiler düzeltilmelidir. Herkesin hasta olabileceğini ve hemen her kesimde hastalığın benzer şekilde seyredebileceği hatırlanmalıdır. </span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-58273 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/temizlik.jpg" alt="temizlik" width="406" height="203" /></p>
<p><b>“Temizlikle İlgili Davranışlarda Artma Olabilir”</b></p>
<p><b>COVİD-19 pandemisiyle mücadele sürecinde, bireylerin yaşaması muhtemel ruhsal yakınmalar ve ruhsal bozukluklar nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi ile mücadelede sağlık hizmetlerinin sunumundan daha önemli olan koruyucu önleyici tedbirlerin uygulanması ve hastalığın yayılma hızının azaltılmasıdır. Bunun için bazı uygulamalar yapılmaktadır. Bulaşıcı bir hastalığa maruz kalmış olan kişilerin hasta olup olmadıklarını tespit etmek için kişinin tecridi ve hareket alanının kısıtlanması karantina olarak tanımlanır. Hastalık etkenine maruz kalmış olduğu tahmin edilen, hastalık durumu bilinmeyen, muhtemel taşıyıcı olup, hastalık belirtilerini hali hazırda göstermeyen kişiler karantina altına alınırlar. Hasta olan bireylerin sağlıklı bireylerden ayrılması ise </span><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/TPDData/Uploads/files/KarantinaCOVID.pdf"><span style="font-weight: 400;">izolasyon </span></a><span style="font-weight: 400;">olarak tanımlanır. Tam izolasyonun zorunlu olmadığı, temasın ve etkene maruz kalmanın azaltılarak mümkün olan en düşük düzeyde tutulduğu durum</span><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/TPDData/Uploads/files/KarantinaCOVID.pdf"><span style="font-weight: 400;"> sosyal mesafenin</span></a><span style="font-weight: 400;"> oluşturulmasıdır. Bütün bu tedbirler kişilerin alışmış oldukları normal yaşam üzerinde bir değişikliğe neden olur ve yeni bir uyum sürecini gerektirir. COVİD-19 ile mücadele sürecinde, alınan önlemlere uyum düzeyine göre kişilerde; karamsarlık, umutsuzluk, korku, sinirlilik, öfke patlamaları, suçluluk hissi, uyku bozuklukları, kaygı belirtileri, hastalıktan korunmaya yönelik aşırı kaçınma davranışları ve temizlikle ilgili davranışlarda artma olabilir. Pandemi dönemlerinde; Uyum Bozukluğu, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Depresyon, Akut Stres Bozukluğu</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">Travma Sonrası Stres Bozukluğu gibi hastalıklar daha sık görülmektedir. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>“Karantina Sırasında Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ortaya Çıkabilir”</b></p>
<p><b>Beklenen ikinci dalgayla birlikte tekrar karantina önlemlerinin alınması bekleniyor. Karantina döneminde, ruhsal hastalıklar bakımından daha çok etkilenen riskli gruplar hangileridir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karantina bütün bireyler üzerinde </span><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/TPDData/Uploads/files/KarantinaCOVID.pdf"><span style="font-weight: 400;">olumsuz ruhsal etkiler </span></a><span style="font-weight: 400;">oluşturabilir. Karantina ve izolasyon koşullarında yaşanan pek çok durumla ilişkili kaygı duymak, uygun, doğal bir tepki ve patolojik olmayan bir ruhsal yanıttır. Karantinada kişilerin yakın gelecekleri ile ilgili tüm planlarının ani bir biçimde değişmesi söz konusudur. Tamamen yabancı bir ortamda, alışkın oldukları çevreden uzakta zaman geçirmek gerekmektedir. Kişilerin kendilerinin ya da kendilerine bağımlı olan kişilerin ihtiyaçlarının karşılanamayacağı düşüncesi, yaşanan kaygıları hastalık düzeyine çıkarabilir. İzolasyon ve karantina sırasında kişilerin yakınlarının hastalanması, karantina altına alınma süreçleri ve çeşitli zorlamalara tanık olmak, kendi yakınlarının hastalık riski altında olduğunu bilmek gibi etmenlere bağlı olarak, travmatik stres belirtileri ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Halen ve geçmişte ruhsal hastalığı bulunanlar karantina döneminde ruhsal yönden etkilenen riskli grupların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Gebeler, doğum sonu dönemdeki kadınlar, yaşlı bireyler, azınlık grupları diğer riskli gruplar arasındadır. Ayrıca sağlık çalışanları pandemi süreçlerinde ve karantina dönemlerinde risk gurubudur. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-58274 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/empati.jpg" alt="empati" width="368" height="245" /></p>
<p><b>“Karantina Altındaki Kişilere Empati Gösterilmeli ve Destek Olunmalıdır”</b></p>
<p><b>Peki karantinanın ruhsal etkileriyle ve stresle başa çıkmak için neler önerirsiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi konusunda karantina etkili bir yöntemdir. Karantina döneminde olumsuz psikolojik etkiler gelişebilir ve karantinanın bitiminden sonra da uzun süre devam edebilir. Dolayısıyla karantina planlanırken psikolojik etkileri azaltma önlemlerinin de uygulanması gerekmektedir. Karantinayla ilgili oluşan ruhsal etkilerin azaltılabilmesi için erken müdahalede bulunulması, ruhsal etkilenmeyle ilgili risk faktörlerinin bilinmesi ve ortadan kaldırmaya yönelik önlemlerin zamanında alınması gerekmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzun süren karantina uygulaması, kişileri stres etkenlerine maruz bırakarak daha yaygın ve şiddetli ruhsal sorunlara yol açmaktadır. Karantina süresi bilimsel veriler ışığında mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır.</span></p>
<p><b>“Karantinada Olanlar, Hastalığı Bulaştırma Korkusu Yaşarlar”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karantina altında olanlar, hastalığa yakalanma ya da hastalığı başkasına bulaştırma korkusu yaşarlar. Bu kişilerin söz konusu hastalığın özellikleri ve neden karantina altına alındıkları hakkında bilgilendirilmeleri önemlidir. Toplumun genel yararı için kişinin karantinaya alındığı kişiye ve yakınlarına açıkça anlatılmalıdır. Karantinanın kişinin kendisi ve diğerlerinin yararına olduğu belirtilmelidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karantina altındaki kişilere empati gösterilmeli ve destek olunmalıdır. Karantinaya alınan kişilere </span><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/213202011418-saglikcalisanibrosur.pdf"><span style="font-weight: 400;">stresle başa çıkma ve stres yönetimi teknikleri </span></a><span style="font-weight: 400;">konusunda pratik öneriler verilmelidir. Karantina altındaki kişilerin yakınları ile iletişim kurmaları için cep telefonu ve şarj cihazı gibi ekipmanlarının olması önemlidir. Karantinaya alınan insanlar için destek gruplarının oluşturulması yararlı olacaktır. Yüksek riskli gruplar ve sağlık çalışanlarına yönelik  özel önlemler alınmalı, özel destek grupları oluşturulmalıdır. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-58275 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/saglik.jpg" alt="sağlık" width="344" height="229" /></p>
<p><b>“Sağlık Çalışanlarında Tükenmişlik Önemli Bir Durumdur”</b></p>
<p><b>Pandemi sürecinde özveriyle çalışan sağlık çalışanlarının ruh sağlığının korunmasına yönelik önerileriniz nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi döneminde sağlık çalışanları hem daha yoğun çalışmaya başlamış hem de hastalığın bulaşması konusunda riskleri belirgin olarak artmıştır. Sağlık çalışanları salgın döneminde ya da sonrasında ciddi stres belirtileri gösterebilmektedir. Bu durum salgın süresince verilen sağlık hizmetlerini de olumsuz etkileyecektir. </span></p>
<p><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/"><span style="font-weight: 400;">Türkiye Psikiyatri Derneği</span></a><span style="font-weight: 400;"> Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi Çalışma Birimi olarak hazırladığımız </span><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/3032020115022-SaglikKurumlariCOVID.pdf"><span style="font-weight: 400;">“Sağlık Çalışanlarının Ruh Sağlığının Korunması İçin Sağlık Kurumu Yöneticilerine Öneriler” </span></a><span style="font-weight: 400;">rehberi bu konuda fayda sağlayacak bir rehber. Bununla birlikte sağlık kurumu yöneticileri tarafından sağlık çalışanlarını hastalıktan korumaya yönelik yeterli koruyucu ekipman temin edilmesi zorunludur. Haksızlığa uğrama düşünceleri, ekip içi ruhsal bağlılığı bozmanın yanında yöneticiye olan güveni de zedeler. Bu nedenle; sağlık çalışanlarının çalışma programları kişilerin haksızlığa uğradıkları, adaletin sağlanmadığı düşüncelerine neden olmayacak şekilde çok dikkatli bir düzenlenmelidir. Çalışma ortamındaki adaletli program, sadece kurum içerisinde değil, bütün ülke düzeyinde sağlanmalıdır ki bölgesel farklılıklara neden olarak kişilerin çalışma motivasyonunu olumsuz etkilemesin. Görev dağılımı yapılırken farklı mesleklerden sağlık çalışanları için çalışanların özel durumları (kronik sağlık sorunları, evde bakmakla yükümlü olduğu bir yakınının bulunması gibi) dikkate alınmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık çalışanlarının ruhsal güçlüklerini aşmak için yardım alabilecekleri merkezler, gönüllü kuruluşlara nasıl erişebilecekleri bilgisinin erişilebilir kılınması yararlı olur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Temas nedeniyle izole edilmiş sağlık çalışanlarının bedensel sağlıklarının yanından ruhsal sağlıklarının da sorgulanması, ruh sağlığına ilişkin olumsuz belirtiler görülmesi halinde profesyonel yardım almaya teşvik edilmesi, hatta gerektiğinde idari olarak yönlendirilmesi ihmal edilmemelidir. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve çalışma koşulları elverdiği sürece yeterli uyumaya dikkat etmelidir. Ailesi, arkadaşları ile bağlantı kurmaya devam etmeli, endişelerini ve nasıl hissettiğinizi arkadaşları ya da aile üyeleriyle paylaşmalıdır. Çalışma ortamında meslektaşlar ve arkadaşlarla zaman geçirmek, sohbet etmek, kaygıları paylaşmak ve dertleşmek iyi gelebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık çalışanlarının umut duygusunu korumaya çalışması ve olumlu düşünmeyi sürdürmesi önemlidir. Gerginlikle başa çıkmak için </span><a href="http://www.apple.com/tr/"><span style="font-weight: 400;">nefes ve gevşeme egzersizlerini</span></a><span style="font-weight: 400;"> uygulamak faydalı olacaktır. Çalışma ortamında, bir iki saatte bir mutlaka birkaç dakika da olsa mola vermek, bir şeyler içmek, öğünleri atlamamak, öğle arası vermeyi ihmal etmemek önemlidir. </span></p>
<p><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/14202016552-TukenmislikCOVID.pdf"><span style="font-weight: 400;">Sağlık çalışanlarında tükenmişlik</span></a><span style="font-weight: 400;"> önemli bir durumdur. Tükenmişlikte yorgunluk, uykusuzluk, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, bedensel şikayetler ve ruhsal tepkiler görülebilir. Tükenmişlikten korunmak için iyi bir iletişim ağının kurulması, doğru bilgilendirmenin sağlanması önemlidir.</span></p>
<p><b>COVİD-19 tedavisi <img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-58276 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/09/aile.jpg" alt="aile" width="351" height="234" />gören ebeveynlerin çocukları bu süreçten nasıl etkileniyor ve bu etkileri en aza indirmek neler yapılmalıdır? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVİD-19 salgını dünyanın hemen her ülkesini, her bireyi etkilemiş ve  yaşam rutinlerini değiştirmelerine neden olmuştur. Bu dönemde çocuklar okula gidememiş, arkadaş ortamından da uzak kalmıştır. Özellikle de yakın çevresinde COVİD-19 hastası olan ebeveynler veya yakınlarının olması, çocukları da etkilemiştir. Bu sürecin çocuklar üzerindeki etkisi yaş gruplarına göre farklı belirtiler şeklinde ortaya çıkabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okul öncesi çocuklarda; davranış ve becerilerde gerileme, anne babaya aşırı düşkünlük ve ayrılamama, uyku sorunları, iştahsızlık, korkular, yatak ıslatma, zarar verici davranışlar, yabancılardan aşırı korkma, nedeni bilinmeyen ağrılar, konuşma sorunları olabilir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Okul çocuklarında; huzursuzluk, saldırganlık, aşırı yapışma, kabuslar, belirgin konsantrasyon sorunları, yapması beklenen aktiviteleri yapamama, yaşa ve bilişsel gelişim düzeyine göre daha küçük yaşta çocuk davranışlarının sergilenmesi görülebilir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ergenlerde; döneme özgü birçok duygusal ve fiziksel değişiklik devam etmekte olduğu için, salgın hastalık ve zorunlu olarak evde kalma birçok soruna neden olabilir. Bazı ergenler böyle bir sorun olduğunu tamamen inkar edebilirler ve hayatlarında hiçbir değişiklik yapmayı kabul etmeyebilirler. Uyku ve yeme sorunları, aşırı huzursuzluk, saldırganlık, içe kapanma, üzüntü, yoğun kaygı, fiziksel ağrılar, davranış sorunları, alkol kullanımı gibi riskli davranışlar ortaya çıkabilir. </span></p>
<p><b>“Çocuklara COVİD-19 Hakkında Soru Sorabilecekleri Ortam Sağlanmalı”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların psikolojik sağlıklarının korunmasının hem kendileri hem de aileleri için son derece önemli olduğu açıktır. Bunu sağlamak için, mümkün olduğu kadar belirsizliği azaltmak ve yeterlilik algısını arttırmak gerekir. Bunun için en önemli adım yeterli ve doğru bilgilendirmedir. Çocuklara COVİD-19 hakkında soru sorabilecekleri bir ortam sağlanmalı, sorular dürüstçe ve çocuğun anlayabileceği bir şekilde cevaplanmalıdır. Çocuklar aynı soruları tekrar tekrar sorabilmektedir. Bunlara sabırla yanıt vermek önemlidir. Çocuklara hijyen kuralları öğretilmeli, onlara sarılmama, öpmeme nedenleri anlatılmalıdır. Çocuklara gerçekçi olmayan sözler verilmemeli, hastalığın kendilerine ya da aile bireylerine bulaşmayacağı şeklinde sözler söylenmemelidir. Günlük rutinler yani yaşamın doğal akışı mümkün olduğunca korunmalı, uyku ve beslenme düzenine dikkat edilmelidir. Dijital ortamlarda geçirilen zaman kontrol edilmeli, boş zamanlar için hobiler ve yeni etkinlikler planlanmalıdır. Çocukların yaşlarına göre pandemi sürecini algılama ve yorumlamaları farklı olacaktır. Bu nedenle yaşlarına özgü yaklaşımda bulunulmalıdır. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/17/covid-19-olanlarin-damgalanma-korkusu-ve-hastaligi-gizleme-sorunu/">COVİD-19 Olanların Damgalanma Korkusu ve Hastalığı Gizleme Sorunu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntiharlara Karşı Herkesin Bir Sorumluluğu Var!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/intiharlara-karsi-herkesin-bir-sorumlulugu-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2019 08:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Hacımusalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Yunus Hacımusalar, intihara eğilimi arttıran risk faktörlerinin yok edilmesi ve koruyucu faktörlerin artırılmasının gerekliliğini vurgulayarak, eğitim çalışmaları, farkındalık oluşturma, beceri eğitimleri, intihar araçlarına ulaşımın kısıtlanması ve medya haberleri ile ilgili düzenlemeler yapılmasının önemine işaret ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/intiharlara-karsi-herkesin-bir-sorumlulugu-var/">İntiharlara Karşı Herkesin Bir Sorumluluğu Var!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2014-2016 yıllarında Türkiye’de 9 bin 479 kişi intihar etmiş. Son süreçte de intiharlar gündemde. Bu kadar çok intihara sebep ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44415 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/yunus-hac%C4%B1musalar-640x336.jpg" alt="" width="375" height="197" />Dünya Sağlık Örgütü; 2015 yılında Dünyada 800.000 kişinin intihar sonucu öldüğünü bildirdi. Bu sayı dünyada her 40 saniyede bir kişinin intihar sonucu yaşamını kaybettiğini gösteriyor ve 2030 yılında bu sayının dünyada bir milyonun üzerine çıkacağı öngörülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılında Türkiye’de intihar hızının yüz binde 3.8, intihar sonucu yaşamını kaybeden kişi sayısının ise 3.161 olduğunu bildirmiştir. İntihar için çok sayıda risk faktörü var. Ruhsal hastalığa sahip olmak intihar için önemli bir risk yaratır. Duygudurum bozuklukları (depresyon ve bipolar bozukluk) intiharla en çok ilişkili olanlardır. Ailevi, sosyal, ekonomik, ilişki sorunları gibi stres oluşturan çok sayıda faktör de intihar için tetikleyici faktörlerdir. </span></p>
<p><b>Peki bu intiharlar bireysel mi, toplumsal mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İntihar daha çok bireysel faktörlerle ilişkilidir. Ancak toplumsal olaylar sonuçta bireyleri </span><span style="font-weight: 400;">etkileyerek intihar davranışı üzerinde etki oluşturabiliyor. Yazılı, görsel ve sosyal medyada </span><span style="font-weight: 400;">intihar haberlerinin sıklıkla yer alması, medyanın bu haberleri detaylı olarak iletmesi, görsel </span><span style="font-weight: 400;">materyalleri sıklıkla kullanması, intihar vakalarının tüm detaylarıyla, dramatize edilerek, </span><span style="font-weight: 400;">sunulması, intihara eğilimli insan üzerinde olumsuz etkiler yarattığı biliniyor. Bu durum </span><span style="font-weight: 400;">toplumu etkileyerek benzer yöntemlerle intihar davranışını artırabilir.</span></p>
<p><b>Yaşam koşulları, şiddet, tecavüz, mobbing, yoksulluk, işsizlik, (atılma, atanamama) bu gibi durumların intihara etkisi ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önemli stres olayları kişileri çaresizlik ve umutsuzluğa düşürerek intihar davranışını </span><span style="font-weight: 400;">artmasına neden olabilir. Yaşam koşulları, şiddet, tecavüz, mobbing, yoksulluk, işsizlik gibi </span><span style="font-weight: 400;">durumlar da önemli stres olaylarıdır ve kişilerde ruhsal hastalık oluşmasına ya da var olan </span><span style="font-weight: 400;">ruhsal sorunların artmasına da neden olarak intihar davranışını arttırabilir.</span></p>
<p><b>Yapılan Haberlere Dikkat Edilmeli </b></p>
<p><b>İntihara ilişkin yapılan haberlere dikkat çektiniz. İntihar haberleri, intihara meyilli olanları etkiliyor ve intihara sürüklüyor mu? Ayrıca intihardan caydırıcı haberi nasıl yapmak gerekir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44416 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/intiharsoyut-4-640x426.png" alt="" width="400" height="266" />Hem ülkemizde hem de dünyada medyada intihar haberlerinin veriliş biçimine dikkat edilmediği zaman intihar girişimlerinin arttığını gösteren çok sayıda örnek bulunuyor. Yıllar önce Boğaziçi Köprüsü’nde intihar girişimi haberlerinin verilmesinin kesilmesinden sonra intihar girişimlerinin azalması, Avusturya’da intihar haberlerinin kısıtlanmasından sonra intihar olgularının azalması gibi örnekler intiharın medyada yer alması ile gerçekleşmesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Medyada ayrıntılı resim ve görüntülerle verilen haberlerden sonra benzer yöntemi kullanarak intiharların arttığı bildirilmiştir. Aynı zamanda tehlikeli davranışlarda bulunma ve depresyon oranlarında da artış gözlenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’nde “İntihar olayları hakkında </span><span style="font-weight: 400;">haber çerçevesini aşan ve okuyucu veya izleyiciyi etki altında bırakacak nitelikte ve genişlikte </span><span style="font-weight: 400;">yayın yapılmamalıdır. Olayı gösteren fotoğraf, resim veya film yayınlanmamalıdır” </span><span style="font-weight: 400;">denilmektedir. Ancak çoğu zaman bildirgeye uyulmadığı görülüyor. </span><span style="font-weight: 400;">Medya intihar haberi yapmadan önce azami çekinceyi göstermeli ve haber yapılacaksa; yalnız </span><span style="font-weight: 400;">gerekli bilgilerle yetinilmeli, yönteme değinilmemeli, en basit ve yoksun bilgilerle, ayrıntılara </span><span style="font-weight: 400;">değinilmeden haber yapılmalı, intihar davranışına yönelik alternatifler vurgulanmalı ve </span><span style="font-weight: 400;">intihar hiçbir zaman yüceltilmemelidir. Bunun yanında kişileri bilgilendirici, eğitici, yardım alma davranışını artıracak, alanında uzman kişilerle yapılacak programlar faydalı olacaktır.</span></p>
<p><b>İntihar bulaşıcılığı ve kopya intiharlar da var&#8230; Örneklerine ilişkin çalışmalar var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1970’lerde, Britanya’da, bir kendini yakarak intihar etme eylemi uluslararası medyada </span><span style="font-weight: 400;">oldukça fazla yer bulmuştur. Bunu takip eden 12 ay içerisinde Britanya’da kendini yakarak </span><span style="font-weight: 400;">intihar etme eylemi (taklit intihar) normalde beklenenden 60 adet daha fazla arttığı </span><span style="font-weight: 400;">saptanmıştır. Avustralya’da yapılan bir araştırma, ülkenin iki ulusal gazetesinde intihar </span><span style="font-weight: 400;">haberlerinin yer almasından sonra Avustralyalı erkeklerde intihar oranının yükseldiği </span><span style="font-weight: 400;">görülmüştür. 1985 yılında ABD’de genç yaş intiharlarını önlemeye yönelik 4 film hazırlanmış, değişik haftalarda yayınlanarak, ailelerin ve gençlerin intihar davranışına dikkat çekmesi hedeflenmiştir. Ancak bu filmlerin gösteriminden sonra intihar girişiminde bulunan gençlerin sayısında artış görülmüştür. </span></p>
<p><b>İntihar Örnekleri Azalabilir, Ama Nasıl?</b></p>
<p><b>Ne yapmak gerekir, intiharı en aza indirmek, artmasının önüne geçmek için? Sivil topluma, sosyal mecralara, sağlık kurumlarına, kuruluşlara, devlete, medyaya ne gibi sorumluluklar düşüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44418 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/intiharsoyut-2-640x368.png" alt="" width="339" height="195" />Ruhsal hastalıkların erken dönemde saptanması, intihar riski olan bireylerin uygun tedavisi önemli. Daha da önemlisi birincil düzey koruma olarak insanların intihara eğilimini arttıran risk faktörlerinin ortadan kaldırılması ve koruyucu faktörlerin artırılmasıdır. Bu aşamada eğitim çalışmaları, farkındalık oluşturma, beceri eğitimleri, intihar araçlarına ulaşımın kısıtlanması ve medya haberleri ile ilgili düzenlemeler bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ruhsal hastalıklar ve intihar ile ilgili önyargılar intihar düşünceleri olan kişilerin uygun ruh </span><span style="font-weight: 400;">sağlığı hizmetlerine ulaşımını engeller. Toplumun her bireyinin bu konuda bir </span><span style="font-weight: 400;">sorumluluğu bulunuyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Tarama çalışmaları ve intihar riski yüksek olan kişilerle karşılaşabilecek personelin eğitimi de önemlidir. İntihar davranışlarının tekrar ortaya </span><span style="font-weight: 400;">çıkmasının önlenmesi ve bunun sonucunda intiharın kişilere ve çevresine verebileceği </span><span style="font-weight: 400;">zararların en aza indirgenmesi gerekir. Hastaların ruhsal hizmetlere ulaşımının kolaylaştırılması, sağlanan hizmetin sürekliliği, hasta ve hasta yakınlarının da rehabilitasyon sürecine katılımı, intihar araçlarına ulaşımın engellenmesi, intiharla ilgili medya haberlerinin yapılmamasının intihar oranları azalttığı gösterilmiştir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Birden fazla kurumun içinde yer aldığı programların sinerjik etki ile çok daha etkin sonuçlar sağladığı çalışmalarla gösterilmiştir</span></p></blockquote>
<p><b>Ulusal İntihar Önleme programlarına İhtiyaç Var </b></p>
<p><b>İntihara meyilli bireyleri kurtarmak için herhangi bir çalışma var mı peki? Örneğin herhangi bir kuruluşun bu konuda dikkat çektiği bir çalışma var mı? Devletin buna ilişkin bir adımı var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44419 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/intiharsoyut-1-640x384.png" alt="" width="347" height="208" />Ülkemizin ölçülebilir hedefleri olan, etkinliğinin değerlendirilebildiği, tüm toplumu kapsayan </span><span style="font-weight: 400;">ve süreklilik gösteren ulusal  intihar önleme programlarına ihtiyacı bulunmaktadır. Bu </span><span style="font-weight: 400;">programlar halk sağlığı uygulamalarının bir parçası olarak yürütülmelidir. İntihar </span><span style="font-weight: 400;">davranışında genetik, psikolojik, sosyal  ve kültürel bir çok değişken etkilidir. Bu nedenle bu </span><span style="font-weight: 400;">alanda yapılacak önleme programlarının birden çok alanı kapsayan, çalışanların ve </span><span style="font-weight: 400;">uzmanların dahil olduğu şekilde planlanması gereklidir. İntihar önlemede yöneticiler, ruh </span><span style="font-weight: 400;">sağlığı çalışanları, eğitimciler, medya, aile ve arkadaşlar hep birlikte çalışmalıdır. Tek bir </span><span style="font-weight: 400;">disiplin tarafından uygulanan önleme programlarının belirgin bir etkisi olmazken, birden fazla </span><span style="font-weight: 400;">kurumun içinde yer aldığı programların sinerjik etki ile çok daha etkin sonuçlar sağladığı </span><span style="font-weight: 400;">çalışmalarla gösterilmiştir.</span><span style="font-weight: 400;">İntiharla ilgili ulusal ve uluslararası dernekler ve sivil toplum örgütleri bulunmaktadır ancak </span><span style="font-weight: 400;">bu çalışmalar devlet politikaları ile de desteklenmelidir.</span></p>
<p><b>İntiharı Düşünenler Ne Yapmalı </b></p>
<p><b>İntihar etmeyi düşünen kişi ne yapmalı? Nasıl bir yol izlemeli, arayacağı, cevap ve yardım alacağı herhangi bir kuruluş, yol, yöntem var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda hepimizin sorumluluğu var. İntihar ve ruhsal hastalıklar konusunda kendi ön yargılarımızın farkında olmak, etrafımızdakileri ve kendimizi bu konuda eğitmek ve geliştirmek, intihar riskinin arttığı durumları öğrenmek ve yakınlarımızda bu riski gördüğümüzde uygun hizmetlere yönlendirmek hepimizin sorumluluğu olmalıdır. İntihar düşüncesinden bahseden kişilerle karşılaşıldığında en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları konusunda desteklenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık kuruluşları intihar düşüncesi olan kişilerin ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi konusunda gereken yardımı yapacaktır. Bu nedenle genel sağlık hizmeti sunan pratisyenlerin eğitimi intiharın önlenmesinde önemli bir yer almaktadır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/intiharlara-karsi-herkesin-bir-sorumlulugu-var/">İntiharlara Karşı Herkesin Bir Sorumluluğu Var!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Psikiyatri Derneği&#8217;nden İntihar Haberciliği Uyarısı&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-psikiyatri-derneginden-intihar-haberciligi-uyarisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 10:42:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[intihar haberciliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Psikiyatri Derneği, son günlerde intihar olaylarıyla ilgili başta medya olmak üzere tüm kişi ve kurumların haber verme sorumluluğuna ilişkin, daha önce yayınladığı bilgi notlarını tekrar hatırlattı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-psikiyatri-derneginden-intihar-haberciligi-uyarisi/">Türkiye Psikiyatri Derneği&#8217;nden İntihar Haberciliği Uyarısı&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-reader-unique-id="28">Türkiye Psikayatri Derneği yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü’nün intihar haberlerinin medyada yer alması ile ilgili kurallar listesinin ülkemizde de bir an önce uygulanır hale getirilmesini istedi. Bu kurallar şunlar:</p>
<p data-reader-unique-id="31"><span data-reader-unique-id="34">Haberde ölme kararında rol oynayan psikososyal nedenler aydınlatılmalı, altta yatan bir psikiyatrik hastalık varsa belirtilmelidir. İntihara yol açan depresyon, madde bağımlılığı gibi hastalıkların tedavisinin olduğu vurgulanmalı ve nasıl yardım alınacağı konusunda bilgi verilmelidir. Kişilerarası ilişki güçlükleri ve çatışmalarda çözüm yollarını örneklerle belirten yol gösterici haberler şeklinde verilmelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="36"><span data-reader-unique-id="39">İntihar, haberlerde cesur bir davranış olarak sunulmamalı. Haber ilk sayfalarda, resimli, renkli ve intihar yöntemi ayrıntılı verilmemelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="36"><span data-reader-unique-id="44">Olay romantik ve gizemli bir davranış olarak gündemlenmemelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="46"><span data-reader-unique-id="49">İntihar bir çözüm yolu olarak gösterilmemelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="46"><span data-reader-unique-id="54">İntihar girişimlerinden sonra meydana gelebilecek ağır bedensel sorunlar-beyin hasarı, felç,vs- tanımlanmalı ve caydırıcı bir şekilde kullanılmalıdır.</span></p>
<p data-reader-unique-id="56"><span data-reader-unique-id="59">İntiharlar bir problem çözümü olarak sunulmamalıdır. Çeşitli başka etkili çözüm yolları olduğu, bunlara ulaşamama durumunda bu sonucun ortaya çıktığı belirtilmelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="61"><span data-reader-unique-id="64">Kurbana bazı özenilebilecek nitelikler, dikkat çeken özellikler ve bir özel statü kazandıracak sunumlardan kaçınılmalıdır.</span></p>
<p data-reader-unique-id="61"><span data-reader-unique-id="69">Kurbana intihar davranışıyla bir ün kazandırılmamalı, intiharın ün kazanmak için bir yol olduğu mesajı verilmemelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="61"><span data-reader-unique-id="74">Haberlerde bireylerin intihar düşünceleriyle baş etmelerine yardımcı olabilecek kurumlar, tedavi seçenekleri hakkında bilgi verilmelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="76"><span data-reader-unique-id="79">Tercihen yalnızca ölümle sonuçlanan intihar davranışı haber yapılmalı ve haber kısa, resimsiz, intihar yöntemi bildirilmeden verilmelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="81"><span data-reader-unique-id="84">Nasıl intihar edilebileceğini gösteren ayrıntılı intihar haberlerinden sakınılmalıdır.</span></p>
<p data-reader-unique-id="86"><span data-reader-unique-id="89">Olay hiçbir şekilde geniş ve tekrarlayan biçimde haberleştirilmemelidir.</span></p>
<p data-reader-unique-id="91"><span data-reader-unique-id="94">Lokal medya ve sağlık kurumları arası sürekli bir diyalog sağlanmalıdır.</span></p>
<p data-reader-unique-id="91"><span data-reader-unique-id="97">Medyanın tüm mecralarında yer alan intihar haberleri yukarıda sıralanan evrensel ilkeler çerçevesinde yeniden gözden geçirilmeli, bir an önce sakıncalı yazılı ve görsel materyallerin yayımı durdurulmalı, intiharı özendiren ve intihar yöntemlerini gösteren internet sitelerine erişim engellenmelidir. </span></p>
<p data-reader-unique-id="103">Açıklamanın tamamı için <a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2090/intiharla-ilgili-haberler-ve-paylasilmasi#.XcZ8vHdWp34.twitter" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-psikiyatri-derneginden-intihar-haberciligi-uyarisi/">Türkiye Psikiyatri Derneği&#8217;nden İntihar Haberciliği Uyarısı&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobbinge Karşı Çözüm: Birlikte Mücadele!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/mobbinge-karsi-cozum-birlikte-mucadele/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 07:01:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[PEP]]></category>
		<category><![CDATA[Şahut Duran]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40155</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mobbinge dair hazırladığımız dosyamızın ilk gününde mobbingin tanımını, kimlerin maruz kaldığını, beyaz yakalı çalışanların yaşadığı mobbinge ilişkin PEP ile görüşmüştük. Bugün de mobbing ile mücadele yolları, mobbinge karşı işçilerin hakları, işverenin yükümlülüğü ile Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Şahut Duran ile psikolojik olarak mobbingin mağdurları nasıl etkilediği üzerine duracağız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/mobbinge-karsi-cozum-birlikte-mucadele/">Mobbinge Karşı Çözüm: Birlikte Mücadele!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İlk önce mobbingi hatırlayalım: Mobbing, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun 2’nci maddesinde mobbing, “işyerinde yıldırma” kavramı olarak yer alıyor ve şöyle tanımlanıyor: “Bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemler”.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yargıtayın ilke kararlarında ise “yılgınlık, korku, tedirginlik, endişe, bunalım, bıkkınlık sıkıntı veya kaygı oluşturacak söz, tutum veya davranışlar”dan söz ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak bu söz, davranış ya da eylemlerin bir-iki defaya mahsus yani istisnai olması halinde yasal anlamda mobbingten söz edilemiyor. Tekrarlanan ve sistematik nitelik taşıyan davranışlar mobbing sayılıyor. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40150 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/mobbinggenel-e1561711110822.jpg" alt="" width="470" height="244" />Mobbing iddiasında bulunan işçi, mobbingi ispatlamakla yükümlü ancak bu yükümlülük mutlak bir nitelik taşımıyor</b></p>
<p><b>Mobbing İspatı </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sendika Uzmanı Onur Bakır’a göre; mobbingi, şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde ispatlamak kolay değil. En güçlü ispat aracı yazılı deliller. Ancak mobbing çoğu zaman sözel yollarla yapılıyor ve geride yazılı delil bırakamayabiliyor. Şahit ya da şahitlerin de varlığı da ispat bakımından büyük önem taşıyor. Ancak mobbing çoğu zaman kapalı kapılar ardında gerçekleşebiliyor. O yüzden buna ilişkin haklarımızı, neler yapabileceğimizi bilmek de yarar var.</span></p>
<p><b>Yargıtay’a göre:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Mobbingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmayıp, kişilik haklarına yönelik haksızlığın tespiti yeterlidir. Mobbing iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmaz. İşçinin kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesi yeterlidir. Mobbingin varlığını gösteren olguların mahkemeye sunulması halinde mobbingin gerçekleşmediğini ispat külfeti davalıya (işverene) düşer.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40157 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/Trans-people-and-metoo-final-640x360.jpg" alt="" width="393" height="221" />Dolayısıyla mobbing iddiasında bulunan işçi, mobbingi ispatlamakla yükümlü ancak bu yükümlülük mutlak bir nitelik taşımıyor. İşçinin “kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesi” halinde, ispat yükü yer değiştiriyor ve işveren “mobbing yapmadığını ispatlamakla” yükümlü hale geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak, Yargıtay bir yandan “Mobbing iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmaz” derken bir yandan da somut örneklerde, iş mahkemelerinin verdiği mobbing kararlarını kolayca bozabilmekte, kendi içtihadı ile uyumlu olmayan kararlar verebilmektedir. Dolayısıyla mobbinge uğradığını düşünen işçinin, konuyu yargıya taşımadan önce mümkün mertebe çok ve çeşitli delil ve ispat araçları hazırlamasında yarar var. </span></p>
<p><b>Mobbingi İspatlamak İçin Yapılabilecekler </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak madde madde mobbingi ispatlamak için yapılabilecekleri Onur Bakır şöyle sıralıyor;</span></p>
<p><b>1) Mobbing Günlüğü Tutmak:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mobbinge uğradığını düşünen işçinin, maruz kaldığı davranışları tarih, yer ve saati ile birlikte bir kenara not etmesi, yani bir “mobbing günlüğü” tutmasında da yarar var. Bu mobbing günlüğünü mahkemeye sunmak mümkün. Not defteri, ajanda, elektronik ortam olabilir. Örneğin işçi, günü gününe mobbing davranışlarını tarih, yer ve saati ile birlikte kendine mail atabilir. Maillerin gönderilme tarihi belli olduğu için, işveren tarafı mobbing günlüğünün daha sonradan tutulduğunu da iddia edemez.</span></p>
<p><b>2) Her Türlü Delili Toplamak: </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mümkün olduğu ölçüde yazılı delilleri toplamak mümkün önem taşıyor. İşveren veya yöneticilerin gönderdiği elektronik postalar, sosyal medya yazışmaları, işyeri içi yazışmalar, vardiya çizelgeleri, görevlendirme ve görev değişikliği yazıları, işyerinde yapılan diğer tebliğler, tutanaklar vb. yazılı belgeler mobbingin ispatında kullanılabilir.</span></p>
<p><b>3) Şahit: </b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-40158" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/woman_in_crowd-640x470.jpg" alt="" width="404" height="297" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şahit önemli. Ancak çoğu zaman mobbing davası açan işçi işten ayrılmış olduğu ve şahitleri hala işyerinde çalışmaya devam ettiği için, şahit bulmak ya da şahitlerin gerçekleri anlatmasını garanti altına almak kolay olmayabiliyor. Bu noktada işçiler arası dayanışma devreye giriyor. Dava sürecinden önce işçinin şahitlik yapabilecek arkadaşlarını bilgilendirmesi ve desteklerini alması önem taşıyor. Şahit illa ki işyerindeki diğer işçiler olmak zorunda değil. İşyerinde işçiye sistematik bir biçimde mobbing uygulandığını gözlemleyebilecek üçüncü kişiler de şahit olarak gösterilebilir.</span></p>
<p><b>4) Doktor Raporu:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mobbing işçinin hem psikolojik hem fiziksel hem de sosyal sağlığını bozabilen bir işçi sağlığı sorunu aynı zamanda. Mobbinge uğrayan işçi muhakkak tıbbi desteğe başvurmalı, yaşadığı sağlık sorunlarının işle ve mobbingle ilgisini ortaya koyabilecek rapor almayı denemeli. En azından hekimin hasta hikâyesini alırken işçinin işyerindeki sorunlarını da not etmesini sağlamak önemli.</span></p>
<blockquote><p>Mobbing sonrası psikiyatriye başvurular oluyor. Genelde depresyona sebep oluyor. Mobbingin sağlığa olan etkilerinde, baskının azalmasıyla beraber iyileşme oluyor.</p></blockquote>
<p><b>Mobbing Depresyona sebep Oluyor </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Şahut Duran ise Mobbing sonrası, kaygı bozukluğu, depresyon içsel psikiyatrik sıkıntılar, sorunlar çıkabildiğine dikkat çekiyor; “Psikiyatriye başvuruların bir kısmında mobbingten kaynaklandığını görüyoruz. Kişi mobbinge uğradığını bilmeden başka sorunlarla başvurabiliyor, sonrasında meselenin mobbinge bağlı olabileceğini görüyoruz. Mobbing, genelde depresyon olarak gösteriyor kendisini. Mobbingin sağlığa olan etkilerinde, baskının azalmasıyla beraber iyileşme oluyor. Depresyon, fiziksel rahatsızlıkları da beraberinde getirebiliyor baş ağrısı gibi&#8230; Mobbingin stres faktörü, intiharlara, intihar girişimlerine kadar neden olabiliyor. İşe gitmek istememek, mobbingin en başta yarattığı bir isteksizlik; halsizlik yorgunluk.. Mobbingin yarattığı sorunlar iş yeri ile ilgilidir farklı yerlerde kişi bu belirtileri çok daha az hisseder. İş verimliliği düşüyor, dikkati azalıyor, uyku bozukluğu, aile ilişkilerinde problemler, ayrılıklar, boşanmalara sebep olabiliyor. Bunlar psikiyatrik durumlar olarak ortaya çıkabiliyor.”</span></p>
<p><b>Çözüm Tek Başına Olmaz </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-40159 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/mobbing_01-1-640x346.jpg" alt="" width="390" height="211" />Duran, çözümün mobbingin ortadan kaldırılması ile mümkün olacağını ifade ediyor; “Bireysel olarak mobbingle mücadele başarısız. Bu açıdan daha kollektif, birlikte hareket etmeli; dernekler, sendikalar. Çalışma koşulların düzenlenmesi, çalışanların mobbingi tanımaları ve buna karşı hareket etmeleri mobbingi azaltıcak unsurlardandır. En başta sorunun kaynağına yönelik bir mücadele gerekiyor. Ancak yarattığı fiziksel ve psikolojik sorunlar içinde bir tedavi süreci gerekebiliyor. Bu süreçte izin almak, uzaklaşmak, farklı hobiler elde etmek, mutlu olacağı ortamlarda bulunmak, yalnız kalmamak bu mobbingin etkilerini azaltabilir.”</span></p>
<blockquote><p>Öncelikle işyerinde yaşanan olayın adını koymak ve bununla yüzleşmek önerilmektedir.</p></blockquote>
<p><b>Mobbingin Adını Koymak Önemli!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TPD Mobbinge karşı çözümde şu maddelere dikkat çekiyor, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Yıldırma” mağduruna işyerinde taciz uygulayan kişiye itiraz etmek, işyerinde zorbaca davranışlara, tacize uğradığını tanıklarla saptamak, verilen talimatları yazılı olarak belgelemek, maruz kalınan tacizi belgeli olarak yetkililere yada üst yöneticilere iletmek, gereğinde arkadaşlarla paylaşmak ve profesyonel yardım almak önerilen durumlardır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle işyerinde yaşanan olayın adını koymak ve bununla yüzleşmek önerilmektedir.</span></p>
<ol>
<li><span style="font-weight: 400;"> Çalışma ortamının düzenlenmesi, ast üstü ilişkisinin bir ezen ezilen ilişkisine dönüştürülmemesi, ekip çalışmasının ana çalışma yaklaşımı olmasını sağlanması gereklidir.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Demokratik ve dayanışmayı temel alan bir işbölümü yapılmalıdır. Roller belirginleşmeli, sınırlar belirginleştirilmeli ve role uygun kişiler yetkilendirilmelidir.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Bireylerin rahatlamasını, kendini yargılanmadan özgürce ifade etmesini sağlayan, duygusal ifadeye izin veren bir ortam yaratılmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Aşırı çalışmaya son verilmelidir.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Güvenli, zarar verici uyaranlardan arınmış, sağlıklı bir fiziksel ortam yaratılmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Çalışanların özlük hakları sağlanmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> “Yıldırma”yı önleyici etik kurallar geliştirilmelidir.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Çalışanların iletişim becerileri geliştirilmelidir. Problem çözme becerileri kazandırılmalıdır.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> İşyeri sağlık birimleri aracılığıyla koruyucu ruh sağlığı uygulamaları (bilgilendirme, eğitimi, danışma) yapılmalıdır</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> “Yıldırma” ile ilgili hukuksal girişimler engellenmemeli, adaletin tecelli edilmesi sağlanmalıdır.</span></li>
</ol>
<p>Dosyanın ilk kısmına <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/fark-edilmesi-guc-bir-siddet-bicimi-mobbing/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/mobbinge-karsi-cozum-birlikte-mucadele/">Mobbinge Karşı Çözüm: Birlikte Mücadele!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Mart Dünya Bipolar Günü için Lape’de Festival</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/30-mart-dunya-bipolar-gunu-icin-lapede-festival/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 09:36:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[30 Mart Dünya Bipolar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Bozukluklar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Yaşam Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Lityum Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Van Gogh]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36986</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lityum Derneği, Bipolar Yaşam Derneği ve Bipolar Bozukluklar Derneği, Fransız Lape Hastanesi ev sahipliğinde 30 Mart Dünya Bipolar Günü sebebiyle ortak bir etkinlik düzenliyor. Festivali düzenleyen dernek temsilcileri ile bipolar hastalarının yaşadıkları sıkıntıları konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/30-mart-dunya-bipolar-gunu-icin-lapede-festival/">30 Mart Dünya Bipolar Günü için Lape’de Festival</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Lityum Derneği’nden Mustafa Demircioğlu, ünlü Hollandalı Ressam Van Gogh&#8217;un doğum günü de olan 30 Mart&#8217;ta düzenlenecek festivale, dernek olarak resim sergisiyle katılacaklarını belirtti. Demircioğlu, derneğin 1997 yılında İzmir&#8217;de kurulduğunu belirterek, &#8220;Derneğimiz, bipolar duygu durum bozukluğu olan hasta, hasta yakını ve sağlık personellerinin birbirlerine destek olması için kuruldu. Toplum içerisinde yanlış ifade edilen hastalık tanımlarına karşı da mücadele veriyoruz. Dünya Bipolar Günü mesajımız; bu hastalığa sahip kişilerin ve ailelerinin, daha çok desteklenerek , ayrıştırılmadan yaşayabilmeleri ve toplumda üretici olabilecekleri alanlar açılmasıdır&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-36987" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG_20190329_112627-640x861.jpg" alt="" width="372" height="500" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG_20190329_112627-640x861.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG_20190329_112627.jpg 699w" sizes="auto, (max-width: 372px) 100vw, 372px" />Bipolar Bozukluklar Derneği’nden Prof. Dr Kaan Kora, Dünya Bipolar Günü ile ilgili farkındalık oluşturmak, hastaların günlük yaşamlarını kolaylaştırabilmek, önyargıları ve damgalanmayı azaltmak için bu festivali düzenlediklerini belirterek, &#8220;Böyle bir projenin tanıtımına katkıda bulunmaktan proje kapsamındaki etkinliklerde yer almaya kadar her türlü girişim, projenin amacına da katkı sağlayacaktır. Hastaları, yakınlarını, hekimleri ve bu konunun tüm paydaşlarını 30 Mart etkinliklerine davet ediyorum. Varlığınız desteğinizdir.’’ dedi.</span></p>
<p>Hastaların damgalanma ve dışlanma korkularının en belirgin sorun olduğunu belirten Kora. &#8220;<span style="font-weight: 400;">Uzun zamandır takip ettiğim hastalar ve meslektaşlarımın yansıttıklarına bakılacak olursa, uzun izlem ve işbirliği gereken bir hastalık ile uğraşırken hastaların en büyük beklentisinin, kendilerini iyi tanıyan, uzun zamandır takiplerini üstlenmiş, pek çok süreci birlikte atlattıkları bir hekim ile tedavi sürecini devam ettirebilmek olduğunu düşünüyorum. Bir poliklinik ortamında her defasında farklı bir hekimle karşılaşmak, kendisini, şimdiki durumu ve geçmişi oldukça sınırlı bir sürede anlatmak ve tanıtmak zorunda kalmak hastaların zorlandıkları durumların başında geliyor. Bu sorun düzenli ve yaşam boyu sürebilecek takip gerektiren hemen her tıbbi durum ve hastalık için geçerli aslında. Hele ki, önceki muayene notlarına ulaşmanın zor olduğu, kayıt tutma alışkanlığının da olmadığı bir ortamda o hasta için öznel bir bilginin, tedavi açısından önemli bir detayın aktarılamaması doğal olarak ciddi sonuçlara yol açabilir. Masanın diğer tarafındaki hekim için de zor bir durum. Uzun yıllardır takip edilen bir hastanın tedavi sürecinden hekimin de öğrenebileceği çok şey vardır ve maalesef güncel sağlık sistemi içinde buna olanak yok. Damgalanma, etiketlenme kaygısı benzer pek çok durum için olduğu gibi bipolar bozukluk hastaları için de geçerlidir. &#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni ilişkiler, bir iş başvurusu, sosyal bir karşılaşma gibi sıradan gündelik konuların bile dışlanma korkusu yüzünden önemli bir soruna dönüşebileceğini anlatan Kora, &#8220;Uzun yıllardır hemen hemen her şehirdeki bir üniversite veya eğitim araştırma hastanesinde bipolar bozukluk ile ilgilenen ve hasta takibi yürüten bir hekim arkadaşın bulunabilmesi için uğraşıyoruz. Meslektaşlarımızı bu alanda hem araştırma hem de klinik bazlı çalışmaya yönlendirmek, teşvik etmek için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Bu konuda çok yol alındığını da söyleyebilirim. Türkiye çapında pek çok hastanede bu alanda çalışan ve özelleşmiş poliklinik hizmeti veren hekimlerimiz bulunmakta. Dernek<a href="http://www.bipolarturkiye.org" target="_blank" rel="noopener"> internet sitemizde </a></span><span style="font-weight: 400;">çeşitli şehirlerde kurumlarda çalışan hekimlerin ve merkezlerin listesi bulunmakta, elimizden geldiğince güncellemeye çalışıyoruz.’’ diye konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;Ruh Sağlığı Polikliniklerinin Süresi Uzatılmalı&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şube Başkanı Doç. Dr Devran Tan da yaşanan sorunların başında yeterli bilgilendirme ve bilinçlenmenin olmayışının geldiğini belirterek, &#8220;Aksine, bazı haberlerde, medyada veya dizilerde hastalıkla ilgili hatalı ve eksik bilgilerin verilmesi ve yayılması hastalarımızı ve ailelerini hastalığın kabullenilmesi, mücadelesi ve tedavi açısından olumsuz etkilemektedir.  </span><span style="font-weight: 400;">Bu durumla ilgili toplumun doğru bilinçlendirilmesini, hastalıkla ilgili yapılan yorum ve yazılarda uzman görüşünün alınmasını ve damgalanmanın önüne geçilmesi için herkesin üzerine düşen hassasiyeti göstermelerini istiyorlar.’’ dedi</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hastaların tedaviye erişimleri konusundaki sıkıntıların çözümü için tedavinin önemli parçaları olan psikoeğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine de daha çok önem verilmesi gerektiğini belirten Tan, hasta ile işbirliği süresinin artırılmasının iyileşme sürecine katkısı olacağının altını çizdi. Poliklinik sürelerinin azlığının sorun oluşturduğuna dikkat çeken Tan, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de bipolar bozuklukla ilgili genel psikiyatri dışında özel dal polikliniği birçok yerde mevcut. Sadece bipolar bozuklukla ilgili değil tüm ruhsal hastalıklar için devlet hastanelerinde hastalara ayrılan poliklinik süresinin kısıtlı olması hastalığın takibi ve tedavisi ile ilgili aksamalara yol açabilmektedir. Biliyoruz ki, &#8221; hastayla ne kadar işbirliği içinde olursanız tedavi o kadar başarılı olur. </span><span style="font-weight: 400;">Ruh sağlığı hizmeti veren tüm kurumlarda bu durumun iyileştirilmesini istiyoruz. Ayrıca, tedavinin önemli parçaları olan psikoeğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine de daha çok önem verilmesi gerekmektedir. Bipolar bozukluk bir hastalık olsa da bir seçim değildir. Bipolar bozuklukta tam düzelme beklenmemelidir. Ataklarla süregiden bir hastalık olsa da, duygudurum ataklarının kontrol edilmesinde hasta-doktor ve aile arasındaki işbirliğinin ve hastalığın kabullenilmesinin önemi büyüktür.’’ diye konuştu.</span></p>
<p><strong>Mesleki ve Sosyal Kayıplara Yönelik Rehabilitasyon Hizmetleri Yetersiz</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-36997" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Djy7QEmXcAAD6h5.jpg" alt="" width="360" height="180" />Kendisi de uzun yıllardır  bipolar hastası olan ve bu hastalıkla mücadele eden Bipolar Yaşam Derneği Başkanı Özlem Sarı ise, mesleki ve sosyal kayıplara yönelik rehabilitasyon hizmetlerinin yetersizliğine vurgu yaparak, &#8220;Birçok bipolar hastasının yeterli ve düzenli ruh sağlığı hizmeti alamaması, özel sağlık sigortalarının, tüm psikiyatrik tedavileri kapsam dışı bırakması, bipolar bozukluğu yaşamış kişilerin mesleki ve sosyal kayıplarına yönelik rehabilitasyon hizmetlerinin yetersizliği ve hukuki  ve medeni hakların kullanımında ve sürece aktif katılımlarında zorluklar en bariz yaşadığımız sıkıntılardır.&#8221; dedi. Bipolar bozukluğu yaşayan kişilerin yanlış ve eksik bilgilenmeye dayalı damgalanma sorunu yaşadıklarını hatırlatan Sarı, &#8220;Taleplerimiz de elbette bunların çözümlerine yönelik somut adımlar atılması ve sonuçlandırılmasıdır. Maalesef ülkemizde birçok bipolar hastasının tedaviye erişimleri yeterli değildir. İlaç tedavilerini destekleyen psikoterapilerin de kamuya bağlı sağlık kurumlarında ve sosyal güvence kapsamında ki hizmetlerde yok denecek kadar az olması tedavinin bütünlüğünü olumsuz etkilemektedir.’’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/30-mart-dunya-bipolar-gunu-icin-lapede-festival/">30 Mart Dünya Bipolar Günü için Lape’de Festival</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
