<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/tum-yonleriyle-turkiyenin-maden-gercegi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/tum-yonleriyle-turkiyenin-maden-gercegi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Dec 2020 12:49:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/tum-yonleriyle-turkiyenin-maden-gercegi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MAPEG 1784 Futbol Sahası Kadar Alanı Madencilik Faaliyetleri İçin  İhaleye Açtı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/25/mapeg-1784-futbol-sahasi-kadar-alani-madencilik-faaliyetleri-icin-ihaleye-acti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2020 12:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Demirkan]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Çevre Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63061</guid>

					<description><![CDATA[<p>MAPEG’in geçtiğimiz ağustos ayında madencilik faaliyetleri yapılabilmesi için 68 ilde 766 bölgeyi kapsayan 892 bin 814 hektarlık alanı ihaleye açtığını belirten TÜRÇEP Dönem Sekreteri Oktay Demirkan, “MAPEG 1784 futbol sahası kadar alanı madencilik faaliyetleri için ihaleye açtı. Bütüncül bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan ihale yapılması hukuksuzluktur. Müdürlüğün ihaleye açtığı bu sahalarda hangi madenlerin aranacağı ya da işletileceği de belirsizdir. Yine bu sahaların mera mı, orman mı, tarım alanı mı, doğal ya da arkeolojik sit alanları ya da su havzaları olup olmadıkları hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/25/mapeg-1784-futbol-sahasi-kadar-alani-madencilik-faaliyetleri-icin-ihaleye-acti/">MAPEG 1784 Futbol Sahası Kadar Alanı Madencilik Faaliyetleri İçin  İhaleye Açtı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği başlığıyla hazırladığımız dosyamızın bu bölümünde Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Dönem Sekreteri Oktay Demirkan ile Türkiye’de madencilik faaliyetlerine açılan illerdeki maden alanlarını ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) hangi illerde madencilik alanlarını ihaleye açtığı konuştuk. Demirkan’ın aktardığı verilere göre MAPEG’in madencilik faaliyetleri için ihaleye açtığı alanların sayısı, Türkiye’nin nasıl dev bir maden ocağına dönüştürüldüğünü çok net bir şekilde ortaya koyuyor. </span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-63062 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/oktay-demirkan-640x594.jpeg" alt="oktay demirkan" width="299" height="278" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/oktay-demirkan-640x594.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/oktay-demirkan.jpeg 660w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" /></p>
<h5><b>“8 Bölgede Çevre Mücadelemizi Sürdürüyoruz”</b></h5>
<p><b>TÜRÇEP çatısı altında bulunan çevre platformlarının kendi bölgelerinde yürütülen madencilik faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Çevre Platformu olarak; Batı Karadeniz Çevre Platformu (BAKÇEP), Doğu Karadeniz Çevre Platformu  (DOKÇEP), Batı Akdeniz Çevrecileri, Doğu Akdeniz Çevre Platformu (DAÇE), Marmara Çevre Platformu (MARÇEP), İç Anadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP), Doğu Anadolu Çevre Platformu (DOĞÇEP) ve Güneydoğu Anadolu Çevre Platformu (GAÇEP) olmak üzere 8 bölgede çevre mücadelemizi sürdürüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik faaliyetleri sondaj safhasından zenginleştirme ve işletme safhasına kadar her aşamadan büyük çevre sorunları yaratıyor. Sondaj sırasında maden arama yapılacak alanın birçok yerinde toprak yüzlerce metre deliniyor ve bu sırada çok fazla kimyasal kullanılıyor. Kullanılan kimyasallar bölgenin yer altı sularını kirletmekle kalmıyor, su kaynaklarımızı kullanılamaz hale getiriyor. Yapılan aramalar genellikle kıymetli madenlere yönelik olmaktadır. Altın madenciliği ise madencilik faaliyetlerinin en kirlisi olarak nitelendirilebilir.   </span></p>
<h5><b>“Türkiye Genelinde Tam 560 Maden Arama Sahası Var”</b></h5>
<p><b>İzmir</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;de; Bergama Ovacık, Harmandalı, Karşıyaka, Merkez, Kavacık, Kıratlı, Çandarlı, Aliağa, Çağlayani Kozak, Altınova, Emiralem, Turanlı, Osmancık, Zeytindağ, Foça, Gaziemir-Efemçukuru, Karşıyaka-Arapdağı’nda işletilen maden ocakları.</span></p>
<p><b>Balıkesir</b><span style="font-weight: 400;">’in ilçesi Gönen’de; Fındıklı, Burhaniye’de; Kurucaoluk, Yunuslar, Merkez, Karadere, Yabancılar, Tahtacı, Kırtık, Kubaşlar, Ulubeyler, Kuyucak, Havran’da; Küçükdere, Büyükdere, Karalar, Merkez, Yürekli, Biller, Eğmiş, Kobaklar, Kalabak, İvrindi’de; Merkez, Hallaçlar, Osmanköy, Ayaklı, Korucu, Çakma Topuzlar, Balya’da; Çamurcu, Çalova, Ayvalık’ta; Bağyüzü.</span></p>
<p><b>Çanakkale</b><span style="font-weight: 400;">’nin Yenice ilçesinde; Armutçuk, Çakıroba’da; Yalova, Bekten, Çan’da; Söğütalan, Madendağı, </span></p>
<p><b>Manisa</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;da; Salihli (Bozdağ), Sard.</span></p>
<p><b>Eskişehir</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;de; Sivrihisar, Kaymaz, </span><b>Niğde</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;de; Ulukışla, Bolkar Dağı, </span></p>
<p><b>Elazığ</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;da; Keban, Baskil, </span><b>Tunceli</b><span style="font-weight: 400;">’de Ovacık, </span><b>Kars</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;ta; Kağızman, Darphane, </span><b>Artvin</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;de; Kafkasör, </span><b>Kastamonu</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;da; Küre, </span><b>Gümüşhane</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;de; Mescitli, Olucak, </span><b>Rize</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;de; Çayeli, </span><b>Erzurum</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;da; Narman, </span><b>Sivas</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;ta; Koyulhisar, Giresun ve Malatya.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu saydığım yerler maden arama ruhsatı alınmış yerlerin sadece bir kısmı. Türkiye genelinde tam 560 maden arama sahası var. Ruhsat sahalarının her biri ortalama 100 km</span><span style="font-weight: 400;">2 </span><span style="font-weight: 400;">büyüklüğünde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok basit bir hesapla 56.000 km</span><span style="font-weight: 400;">2</span><span style="font-weight: 400;"> toprağımız, istimlak yetkisini de içeren Maden Ruhsatları ile çok uluslu altın tekellerinin kullanımına terk edilmiş durumda.                                           </span></p>
<p><b>TÜRÇEP’e bağlı ‘bölgesel  çevre platformları’ bölgelerindeki hangi madencilik faaliyetlerine karşı mücadele yürütüyorlar? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genellikle ve öncelikle mücadele altın madeni ruhsatları ekseninde olmakla birlikte bazı alanlarda kömür işletmelerine karşı da yürütülmektedir. Kömürün arkasından kömürlü termik santrallar ve bunların yaratacağı hava kirliliğine karşı olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Altın madenciliği konusunda Kaz Dağları, Artvin Cerrattepe, Bergama Ovacık mücadeleleri başta gelmektedir. Bunun yanında saydığım pek çok yerde altın madenciliği karşıtı mücadele yürütülmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde Ağıl köyünde madencilerin sondaj çalışmaları yapmak için geldiklerini öğrendik. Bölge halkı ve platformumuz karakışa rağmen gidip, seslerini duyurdular.</span></p>
<h5><b></b><b>“Centerra Gold, Kapadokya İçin Büyük Tehlike Arz Ediyor”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="wp-image-63066 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kapadokya-640x427.jpeg" alt="kapadokya" width="366" height="244" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kapadokya-640x427.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kapadokya.jpeg 696w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" />Madenciler; Bergama, Cerattepe, Kazdağları, Maden Köyü, Tepeköy’den sonra şimdi de Dünya mirası olan, kaya yapıları ile meşhur Kapadokya’nın göbeğinde doğal kayaçları parçalayarak altın çıkarmak için kolları sıvadılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine bir Kanada şirketi olan Centerra Gold Maden Şirketi, çalışmalarına yöre halkının elleriyle diktiği ağaçları yok ederek işe başlamıştır. Basından öğrendiğimize göre sicili pek de parlak olmayan, Kırgızistan&#8217;da siyanürle 5 bin insanın zehirlenmesine yol açtığı iddia edilen Centerra Gold, şimdi de Kapadokya için büyük tehlike arz ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İç Anadolu, iklim krizinden kaynaklı kuraklıktan, ilk önce ve en çok etkilenen bölgemiz. Bölgede içme sularının tamamı yeraltı sularından sağlanıyor. Su kuyuları ruhsatlandırma sahasının hemen yakınında olması, siyanür liç yöntemi ile çıkarılacak altın madeni İç Anadolu Bölgesi için yer altı sularını kirletme potansiyeli taşıyor. </span></p>
<h5><b>“Turistlere Maden Ocağını mı Gezdireceğiz?”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">En büyük geçim kaynakları turizm olan yöre halkı da durumdan şikayetçi. “Her yıl yüzbinlerce turistin ziyaret ettiği, doğal kaya yapıları yerine, turistlere maden ocağını mı gezdireceğiz?” diye çok haklı bir soru soruyorlar. </span></p>
<h5><b></b><b>“İç Anadolu Bölgesinde 234 Maden Arama Ruhsatı Verildi”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce İç Anadolu Bölgesinde 234 maden arama ruhsatı verildi. Bu maden arama ruhsatlarının İç Anadolu Bölgesi illerine dağılımı ise Aksaray 2, Nevşehir 5, Kırıkkale 6, Çankırı 7, Karaman 8, Niğde 9, Kırşehir 10, Ankara 14, Yozgat 14, Konya 20, Kayseri 27, Eskişehir 39, Sivas 73 olmak üzere sayısı tehlikenin boyutunu ortaya koymakta. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İç Anadolu Çevre Platformu olarak öncelikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve İl Müdürlüklerince yürütülecek Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) çalışmalarının titizlikle yürütülmesini bekliyoruz. Son dönemde sıkça rastladığımız ormanlık alanlar, milli parklar, tabiat parkları vb. korunan alanlarda maden arama izni verilmemelidir.</span></p>
<h5><b>“Kapadokya’nın Kayaları Altından Değerlidir”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="wp-image-63067 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/peribacalari-.jpg" alt="peribacaları" width="401" height="281" />Bir diğer önemli konu; MAPEG’in verdiği arama ruhsatları haritalarına bakıldığında birbirine çok yakın arama ruhsatları görülmektedir. Aynı dağ ve alanda birbirine çok yakın olarak verilen bu maden aramaları için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca; tek tek ÇED yaptırmak yerine, o dağ ve bölge için 08 Nisan 2017 Tarih ve 30032 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği” uygulamalarına gidilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapadokya’nın Kayaları Altından Değerlidir. Bölge, toplumsal maliyetini de içine alan Stratejik ÇED kapsamında değerlendirilmelidir.</span></p>
<h5><b>MAPEG’in Maden İhalesi 68 İlde 766 Bölgeyi Kapsıyor</b></h5>
<p><b>MAPEG, 892 bin 814 hektar alanı kapsayan maden arama ve işletme ruhsatları vermek için 24 Ağustos’ta ihale sürecini başlatmıştı. MAPEG’in ihalesiyle hangi illerde ve kaç bölgede ruhsatlandırma yapılacak? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MAPEG’in sadece Ağustos ayında ihaleye açtığı 892 bin 814 hektarlık alan 68 ilimizde 766 bölgeyi kapsayan bir ihale. 140. Grup maden arama ve işletme ihalesinin dosyası incelendiğinde; 744 bin hektarlık alanı kapsayan 585 arama ruhsatı, 147 bin hektar alanı kapsayan 179 işletme ruhsatı ve 2 bin hektar alanı kapsayan 2 ön işletme ruhsatının ihaleye çıktığı görülmektedir. </span></p>
<h5><b>Sadece Sivas’ta 73 Alan İhaleye Çıkarıldı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden arama ve işletme ihalesine çıkılan 68 il içinde, ihale sayısı bakımından en yüksek olan 11 ilde toplam 357 ihaleye çıkarılmıştır. Bu ihalelerde ruhsata konu olan alan 432 milyon hektardır. Bu iller içinde alan sayısı bakımından 73 alanla Sivas birinci, 56 alanla Kahramanmaraş ikinci, 39 alanla Eskişehir üçüncü sıradadır. Sadece bu ihalede Kahramanmaraş toplam alanının % 4,9’u, Sivas, Erzincan ve Elazığ illerinin %3,7’si madencilik için ruhsatlandırılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülke yüzölçümünün %1,14’ü kadar bir alanı kapsayan bu ihalenin çoğunluğu; altın, gümüş, platin, bakır, kurşun, çinko, demir gibi madenlerin bulunduğu IV. grupta yer alıyor. 559’u arama, 134’ü işletme ruhsatı verilecek olan bu grupta 883 bin hektarlık bir alana maden arama ve işletme ruhsatı veriliyor. </span></p>
<h5><b>6 İlde 1012 Maden Ruhsatı </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi daha önce de Doğu Karadeniz’deki 6 kentin yüzde 38,7’sinin madenlere ayrılmış. 153 ruhsat olan </span><b>Artvin</b><span style="font-weight: 400;">’de 292 bin hektar, 230 ruhsatın bulunduğu </span><b>Giresun</b><span style="font-weight: 400;">’da 292 bin hektar, 241 ruhsatlı </span><b>Gümüşhane</b><span style="font-weight: 400;">’de 294 bin hektar, 201 ruhsatın verildiği </span><b>Ordu</b><span style="font-weight: 400;">’da 222 bin hektar, 60 ruhsatın bulunduğu </span><b>Rize</b><span style="font-weight: 400;">’de 171 bin hektar, 127 ruhsatlı ve </span><b>Trabzon</b><span style="font-weight: 400;">’da 101 bin hektar alan madenler için tahsis edildi. Bakanlığın verilerine göre, altı ilde 1012 maden ruhsatı, 1 milyon 372 bin hektara karşılık” geliyordu. </span></p>
<h5><b>“892 Bin Hektar Alan Yaklaşık 1784 Futbol Sahası&#8221;</b></h5>
<p><b>892 bin hektarlık alan ne kadar büyüklükte bir alana tekabül ediyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1 Hektar 10 Bin metrekare, yaklaşık iki futbol alanı kadardır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">892 bin hektar yaklaşık 1784 futbol sahası denilebilir. Bu da yaklaşık 8928 km kare olup, Isparta ili kadar bir alan demektir. Isparta’nın yüzölçümü 8993 kilometrekaredir. Yani MAPEG 1784 futbol sahası kadar alanda madencilik yapılması için ihaleye açmıştır. </span></p>
<p><b>MAPEG bu ihaleyi açmadan önce çevre etki değerlendirmesi yaptı mı? Bu ihale süreci hukuki açıdan nasıl bir sorun teşkil ediyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütüncül bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan ihale yapılması hukuksuzluktur. Müdürlüğün ihaleye açtığı bu sahalarda hangi madenlerin aranacağı ya da işletileceği belirsizdir. Yine bu sahaların mera mı, orman mı, tarım alanı mı, doğal ya da arkeolojik sit alanları ya da su havzaları olup olmadıkları hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır.</span></p>
<h5><b>“Maden Yasası Yer Altı Kaynaklarının Sermayenin Hizmetine Sundu”</b></h5>
<p><b>Türkiye’nin bir maden ocağına dönüşmesine sebep olan maden şirketleri nasıl kolay bir şekilde ruhsat alabiliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tür ihalelerin son yıllarda hızla artması ve ülkenin her tarafının birer maden ocağına dönüşüyor olmasını sorgulamak gerekiyor. 2004 yılında yürürlüğe giren 5177 sayılı yasayla büyük ölçüde değişikliğe uğrayan, 3213 sayılı Maden Yasası ülkedeki bütün yer altı kaynaklarının sermayenin hizmetine sundu. Bu süreçte sermayenin önüne çıkan engeller, iktidarın Anayasa’ya aykırı şekilde değiştirdiği yönetmelik ve genelgelerle tek tek aşılmıştır. Yapılan yasal değişikliklerden sonra en iyi nitelikteki ormanlarda bile taşocağı dahil her türlü maden arama ve işletme olanağı getirilmiştir. </span></p>
<h5><b>“AKP Döneminde Maden Alanları % 142 Arttı”</b></h5>
<p><b>Son 20 yılda Türkiye’de maden işletmesi ve tesisi için tahsis edilen orman alanlarını ölçümleyebildiniz mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-63068 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-5-640x640.jpg" alt="maden" width="362" height="362" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-5-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-5-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-5.jpg 850w" sizes="auto, (max-width: 362px) 100vw, 362px" />2003-2006 yılları arasındaki dört yıllık sürede orman alanlarında verilen maden işletme izni sayısı yılda ortalama 1218’den 2007 yılı sonunda 2089’a, maden tesis izni sayısı ise 576’dan 2211’e yükselmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı dönemde maden işletme izin alanı; 3637 hektardan, 11168 hektara, maden tesis izin alanı da 434 hektardan, 2146 hektara çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden tahsislerin sadece Maden Kanunu’nun ve ilgili yönetmeliklerin değiştirildiği yıllarla sınırlı kalmamıştır. AKP’nin 13 yıllık iktidar dönemiyle, iktidara gelmeden önceki 13 yıllık dönem karşılaştırıldığında; madencilik faaliyeti yapılan alanların adedinin AKP döneminde ortalama 1087’den, %142’lik artışla 2630’a yükseldiği tespit edilmiştir. </span></p>
<h5><b>“AKP Döneminde Orman Alanlarda Madencilik Faaliyetleri %172 Arttı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">AKP’den önceki dönemde yılda ortalama 2483 hektar orman alanı madencilik faaliyetleri için tahsis edilmişken, AKP döneminde %172 artarak 6758 hektara çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu artışların ormanları parçalı hale getirdiği ve orman ekosistemini yok ettiği göz ardı edilmekte. Ormanların ormancılık dışı amaçlarla kullanılması bu kadar hızlı bir şekilde devam edilmesi durumunda yakında orman ekosistemlerini tek parça olarak görmek mümkün olmayacaktır.</span></p>
<p><b>Covid-19 pandemisi maden ihalelerinin yapılabilmesi için bir </b><b>fırsata dönüştürüldü diyebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette.. Koronavirüs salgınıyla birlikte yaşamsal birçok hak ve olanağımız kısıtlandı. Bu süreçte, böylesi krizlerin temel nedeni olan iklim değişikliği, doğanın tahribi ve ekosistemin bozulması gerçeğine karşın, doğanın tahribine yönelik adımlar maalesef durmak bilmiyor. Dahası yaşanılan salgın adeta bir fırsat bilinerek maden ihaleleri sayısı arttı. Geçtiğimiz Temmuz ayında 286 farklı alanın maden ihalesi yapıldı. Daha önceki ihalelerle Doğu Karadeniz’deki 6 kentin yüzde 38,7’sinin madenlere ayrılmış olduğu, Kazdağları Yöresi’nin %79’unun maden ruhsatlı olduğu kamuoyunun bilgisi dahilindedir. </span></p>
<p><b>Bölge halkının direnişlerine rağmen maden şirketleri faaliyetlerine devam edebiliyorlar. Çok ses getiren direnişlerin olduğu yerlerde hala yeni maden ihaleleri açılıyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef ki açılıyor. Her direniş çok kıymetli ve devam edecektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat <a href="http://www.mapeg.gov.tr/ihaleler.aspx" target="_blank" rel="noopener">MAPEG’in internet sayfasını</a> ziyaret ettiğinizde ihalelerin hız kesmeden devam ettiğini göreceksiniz. </span></p>
<h5><b>“2000 Yılı Öncesinde Davalar Açar, Çoğunu da Kazanırdık”</b></h5>
<p><b>Direnişler neden karşılık bulmuyor? Yaşam savunucularının ve çevre hareketlerinin karşılık bulması için TÜRÇEP olarak ne yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Direnişlerin karşılık bulmamasının birkaç nedeni var. Bunlardan birincisi; ‘Hak, Hukuk, Adalet’ söyleminde dile getirildiği gibi ülkemizde yaşanan hukuk zafiyetidir. 2000 yılı öncesinde davalar açar, suç duyurusunda bulunur, çoğunu da kazanırdık. Günümüzde ise hukuk zafiyeti buna imkan vermiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkincisi ise halkımızın yeterince tepki göstermemesi. Tepkiler ya iş işten geçtikten sonra veya bıçak kemiğe dayandığında geliyor ki bu da çoğu zaman yeterli olamıyor. TÜRÇEP her alanda (örgütlenme, örgütleme, bilgilendirme ve hukuk) mücadeleye devam ediyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/25/mapeg-1784-futbol-sahasi-kadar-alani-madencilik-faaliyetleri-icin-ihaleye-acti/">MAPEG 1784 Futbol Sahası Kadar Alanı Madencilik Faaliyetleri İçin  İhaleye Açtı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kazdağları Ormanları Altın Şirketlerinin Kuşatması Altındadır” </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/21/kazdaglari-ormanlari-altin-sirketlerinin-kusatmasi-altindadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2020 10:07:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Ormancılar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hüsrev Özkara]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kazdağları’nda kesilen ağaç sayısının açıklanan rakamların çok üstünde olduğunu vurgulayan Türkiye Ormancılar Derneği 2. Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara, “Bakanlık tarafından açıklanan 13.400 ağaç ciddiyetten uzaktır. TEMA tarafından hesaplanan 195.000 gerçeğe en yakın değerdir. TOD olarak yaptığımız hesaplamalara göre ise Kazdağları’nda kesilen ve damgalanan toplam ağaç sayısı 347.815 adettir. Gerçek rakamlar böyle iken başka bir konuya dikkat çekiyoruz. Kazdağları’nda tartışılan konunun ağaç sayısı gibi basit bir konuya indirgenmesi dikkatleri gerçek tahribattan uzaklaştırma çabası olarak algılanmalı. Çünkü kaybedilen ağaçlar değil, bir ekosistemdir. “Kazdağları Ormanları altın şirketlerinin kuşatması altındadır.” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/21/kazdaglari-ormanlari-altin-sirketlerinin-kusatmasi-altindadir/">“Kazdağları Ormanları Altın Şirketlerinin Kuşatması Altındadır” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlığıyla hazırladığımız maden dosyamızın sekizinci bölümünde, (TOD) Türkiye Ormancılar Derneği 2. Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara ile gerçekleştirdiğimiz röportajımıza yer veriyoruz. Özkara ile madencilik sektörünün doğal ve yaban hayata etkileri üzerine bir röportaj yaptık. Özkara’nın verdiği bilgilerle madencilik faaliyetlerinin doğaya ve insan yaşamına ne denli büyük ve onarılması mümkün olmayan yıkımlara sebep olduğunu bir kez daha gündeme getiriyor. </span></p>
<figure id="attachment_62842" aria-describedby="caption-attachment-62842" style="width: 275px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62842 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/TOD-Baskani-Husrev-Ozkara2-640x640.jpg" alt="Ahmet Hüsrev Özkara / Türkiye Ormancılar Derneği 2. Başkanı " width="275" height="275" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/TOD-Baskani-Husrev-Ozkara2-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/TOD-Baskani-Husrev-Ozkara2-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/TOD-Baskani-Husrev-Ozkara2.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 275px) 100vw, 275px" /><figcaption id="caption-attachment-62842" class="wp-caption-text">Ahmet Hüsrev Özkara / Türkiye Ormancılar Derneği 2. Başkanı</figcaption></figure>
<p><b>Türkiye’de maden arama çalışmaları; hem ormanlara hem de doğal ve yaban hayata dair ne tür tahribatlara sebep olmuştur?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de madenlerin ruhsatlandırılması o kadar hızlandırıldı ki bunların tek tek araştırılması çok zor. Bu alanların çoğunlukla orman veya mera alanlarına denk geldiği, tarım alanlarının da bu alanlar içinde yer aldığı biliniyor. Ülkeyi kalkındırma iddiasındaki iktidar, bunu sanayi ve hizmet sektörünü destekleyerek yapmak yerine kendince ülkenin ormanlarını, meralarını ve ovalarını yerle bir etme çabası içine girdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öyle maden sahaları oluştu ki İstanbul, Bursa, İzmir gibi inşaat sektörünün yoğun olduğu bölgelerin çevresindeki mera ve ormanlar delik deşik edildi. En iyi nitelikteki ormanlarda bile mıcır ve taş ocağı dahil her türlü maden arama ve işletme olanağı getirildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle Maden Kanunu’nda 2004 yılında yapılan değişikliklerden sonra, orman alanlarındaki maden arama ve işletme çalışmaları kolaylaştırıldı. Böylece dünyanın sayılı ekosistemleri arasında yer alan orman ve meralarımızın yerli ve yabancı firmaların madencilik faaliyetleri için gözden çıkarıldı. Yönetmelik ve genelgelerle; her çeşit ormanlar, ağaçlandırma sahaları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, meralar, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları, turizm bölgeleri, askeri yasak bölgeler ve şahsa ait özel alanlar dahi madencilik faaliyetine açıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mera ve orman ekosistemlerinin paramparça edilmesi demek; orada yaşayan yaban hayatının yerinden edilmesi, bitki ve ağaçların gelişiminin olumsuz etkilenmesi, biyolojik çeşitliliğin azalması, su kaynaklarının kuruması, topraklarımızın erozyon ve toprak kaymasına açık hale getirilmesi anlamına geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan, ülkedeki tarım ve hayvansal ürün üretiminde yaşanan yetersizlik, bu ürünlerin yurt dışından ithal edilmek zorunda kalınması, mera ve tarım alanlarının madenlerle paramparça edilmesinin bir sonucu olarak ülkenin gıda güvenliğini tehdit etmektedir.</span></p>
<h5><b>“Tür Kaybıyla İlgili Bilgiler Mevcut Değil”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Tahribat genel olarak; ekosistem kaybı, yaban hayatı yaşam alanının parçalanması, toz, kirlilik, depolanmış karbonun azalması, doğal yaşam alanlarında stres, ekosistem hizmetlerinin yerine getirilememesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Orman içerisinde yer alan hemen hemen bütün maden sahalarında bu sorunlar yaşanmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tür kaybıyla ilgili bilgiler mevcut değildir. Ancak yaşam alanı kaybı çok açık bir şekilde ortadadır. Taş ocağı, maden ve turizm amaçlı verilen izin sahalarının miktarı 700.000 hektara yakın olup bu alanlardaki orman ekosistemleri büyük oranda kaybedilmiştir. Ne yazık ki bu alanları tekrar orman ekosistemlerine dönüştürmek için rehabilite edilen alan miktarı yok denecek azdır. Zaten ekosistemin eski haline gelmesi onlarca yıl sonra mümkün olabilecektir.</span></p>
<h5><b>“Kazdağları Ormanları Altın Şirketlerinin Kuşatması Altında”</b></h5>
<p><b>Kazdağları’nda yapılan kıyımla ilgili Türkiye Ormancılar Derneği olarak nasıl çıktılar elde ettiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62868 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-isletmesi-640x448.jpg" alt="maden işletmesi" width="411" height="288" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-isletmesi-640x448.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-isletmesi.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 411px) 100vw, 411px" />Kazdağları Ormanları altın şirketlerinin kuşatması altındadır. Faaliyet gösteren şirketlerin yanında, arama ve işletme ruhsatı almış 30&#8217;dan fazla şirket daha sırada beklemektedir. Kirazlı mevkiinde altın çıkarmak için yürütülen çalışmaların doğaya ve yaban hayatına vereceği zararlar çok açıktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuçta bir gün yer altındaki bu cevher bitiyor. Geriye ise eski haline dönmesi mümkün olmayacak bir doğa, değişmiş bir coğrafya ve üzerinde yaşam bulunmayan, ay yüzeyini andıran kraterlerden oluşan bir alan kalıyor. Orman ise yenilenebilir bir doğal kaynak ve varlığıyla ekonomik, ekolojik ve sosyo kültürel pek çok değer üretiyor. Üstelik bunu madenler gibi sadece bir kez değil, sürekli olarak üretiyor.</span></p>
<h5><b>“Kaybedilen Ağaçlar Değil, Bir ekosistemdir”</b></h5>
<blockquote><p>Genel olarak yaptığımız bu değerlendirmelere ilaveten Kazdağları Kirazlı mevkinde Türkiye Ormancılar Derneği olarak hazırladığımız raporla dikkat çektiğimiz şey çok önemliydi. Raporda; “Ormanlarla örtülü alanlarda maden işletmeciliği esnasında kaybedilen ağaçlar değil, bir ekosistemdir. Ekosistemin değeri odun miktarı ve ağaçlandırma bedeli ile ölçülemez. Onarımı da doğa ve vejetasyon dinamiği ile uyuşmayan basit bir ağaçlandırma işlemi ile gerçekleştirilemez.” dedik.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda doğa tahribatı kesilen ağaç sayısı ölçümüyle tarif edilir oldu. Bu, bize göre son dönemlerdeki hükümetin algı yönetmesi ve rakamları büyük gösterdikçe de bozulandan daha çoğunun yerine getirildiği havası yaratmasıdır. Burada mesele ekosistem tahribatıdır. Ağaç sayısının 100.000 ya da 150.000 olmasından çok tahrip edilen ekosistemin geri döndürülüp döndürülemeyeceğidir. Buradaki tahribat sadece kesilen ağaç değil, buradaki yaban hayatı için bir gedik açılması, toprak erozyonu, toprakta depolanacak suyun azalması, toprak kaybı, çalı ve otsu bitki kaybıdır. Bunlarla birlikte de ağaç kaybıdır. Burada sadece ağacı öne çıkarmak ve buradaki sayının daha fazlasını başka yerlere dikmek bu ekosistemi kurtaracak bir yaklaşım değildir.</span></p>
<h5><b>“Kazdağları’nda 283 Tür Bitki Tamamen Traşlandı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları Ormanları mevcut haliyle her yıl 1391 ton oksijen üreterek yaşanabilir hava kalitesine katkı yapmaktaydı. Traşlanan alanın % 97&#8217;si ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda, 7’si endemik olmak üzere 283 tür bitkinin bulunduğu ve alanlar tamamen traşlanıp, iş makineleri ile toprak ana kaya derinliklerine kadar taşınacağı için bu vejetasyonun bir daha gelmemek üzere alandan tamamen silineceği gerçeği hiçbir zaman unutulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Altın madeni için çalışılacak alanın; cevher çıkartma, üst toprak depolama, ekonomik olmayan kayaların yığılacağı alanlar Kirazlı Şefliği&#8217;nde, liç alanları, tesisler, araç parkları, işletme binaları ve benzeri yapıların bulunacağı alanlar ise kaba hatlarıyla Aladağ Şefliği&#8217;nde kalmaktadır. </span></p>
<h5><b>Atikhisar Barajı Çanakkale’nin İçme Suyu Kaynağıdır</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İşletmenin yapacağı ekosistem tahribatı yanında, Kirazlı Şefliği&#8217;nde kalan kısımlarda halk sağlığı açısından öne çıkan ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir husus bu alanın Atikhisar Barajının üst havzası olduğudur. Atikhisar Barajı Çanakkale’nin içme suyu kaynağıdır</span><b>. </b></p>
<blockquote><p>Altın üretimi sürecinde alanda 18.900 ton siyanür kullanılacaktır. Bu Çanakkale‘de, en başta insanlar olmak üzere, yaşamını sürdüren tüm canlılar için büyük bir risk oluşturmaktadır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Kirazlı’da ve bu yöredeki diğer maden işletmelerinin, özellikle siyanürlü ve ağır metalleri açığa çıkarılmış atık barajlarındaki olabilecek hasarlar ya da kazalar nedeniyle yeraltı ve yerüstü suları için çok ciddi tehlike oluşacak. Çok geniş bir alandaki kızılçam ve meşe orman ekosistemi kesilerek yok edildiği için, taşkın ve seller ile erozyon artacak, baraj ve göletlerin ömrü kısalacaktır.</span></p>
<h5><b>“Pek Çok Ağır Metal Derelere, Buradan Atikhisar Barajına Ulaşacak”</b></h5>
<figure id="attachment_62869" aria-describedby="caption-attachment-62869" style="width: 343px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62869" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mustafa-sivka-640x371.jpg" alt="Fotoğraf: Mustafa Şıvka" width="343" height="199" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mustafa-sivka-640x371.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mustafa-sivka.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 343px) 100vw, 343px" /><figcaption id="caption-attachment-62869" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Mustafa Şıvka</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin, Topoğrafik haritadan kolayca belirleneceği gibi işletme alanının içinden başlayan dereler iki koldan Koca Çaya ulaşmakta ve Atikhisar Barajı&#8217;nı beslemektedir. Bir yandan Topalkaya Deresi, Kabakoz Deresi, Gökbüyet Deresi, Bent Deresi ve Nur Kayası; diğer taraftan Hacıkırı Deresi, Koyunsuyu Deresi, Balıklı Deresi ve Armutcuk Deresi Koca çaya ulaşmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşletme sırasında açığa çıkan gümüş, arsenik, altın, bizmut, kadmiyum, bakır, civa, molibden, kurşun, selenyum, kurşun, çinko ve benzeri pek çok ağır metal bu derelere ve buradan da Atikhisar Barajı&#8217;na ulaşarak halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturacaktır. Pasa yığını ve açık ocak dolgusu sızıntı suyuna geçecek ağır metal kompozisyonları ÇED Raporunda yer almıştır.</span></p>
<h5><b>“Kazdağları’ndaki Maden Şirketinin Ekonomik Ömrü 6 Yıl”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED raporundan edinilen bilgiye göre; “Kazdağları’ndaki maden şirketinin ekonomik ömrü 6 yıldır. Bu altı yıllık süre boyunca firma 472,5 milyon dolar kazanırken ülke ekonomisine yapacağı katkı devlet hakkı olarak 53,0 milyon, katma değer vergisi olarak 22,3 milyon, toplam da 75,3 milyon dolardır. Bu yatırıma izin verenlerin ve durdurulması yönünde yapılan çalışmalara engel olanların 6 yıl sonra geriye kalacak zehir havuzlarına bakıp iki kez düşünmeleri ve yıkım başlamadan, yol yakınken, henüz her şey sona ermemişken, doğanın halen onarılması mümkünken bunu durdurmaları gerektiğine ilişkin rapor tarafımızdan düzenlenmiştir.” denilmektedir.</span></p>
<p><b>‘Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik’te Mart 2020’de bir değişikliğe gidildi. Buna göre doğal sit alanlarının belirlenmesinde nasıl bir değişiklik söz konusu? Madencilik sektörü ve faaliyetleri açısından da değerlendirir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">16 Mart 2020 gününde yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile tabiat varlıklarının bulunduğu doğal sit koruma statüleri daha önce 1., 2. ve 3. derece iken, yeni düzenlemede tabiat varlıklarının yer aldığı doğal sit alanları için “Kesin Korunacak Hassas Alanlar, Nitelikli Doğal Koruma Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları” olarak üç yeni statü tanımlanmıştır. </span></p>
<h5><b>“Birinci Derece Sit, Mutlak Korunacak Alandır”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İsim değişikliğinden ziyade neyi amaçladıklarını doğru görmek lazım. Burada önemli olan isim değişikliği değil. Önemli olan mevcut durumda nereye geldiğimiz. Doğal sitlerin ayırt edici özellikleri değiştirilmiştir. Sit alanları henüz Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;ndan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı&#8217;na geçmeden önce birinci, ikinci ve üçüncü derece doğal sit alanı olarak 1265 alan vardı. Bu alanların %72&#8217;si birinci derece sit alanıydı. Birinci derece sit, mutlak korunacak alandır. Bunların şu anda büyük bir kısmını ikinci ve üçüncü derece sit alanına çevirme çabası içindeler. Doğal olarak birinci derece sit alanları hızla azaltılmaktadır. Dolayısıyla yapılan değişikliklerin doğada olumsuzluğa yol açan, çok önemli sonuçları ortaya çıkacaktır.</span></p>
<h5><b>“Yaban Hayatı Koruma Sahası İsmi Kaldı Sahanın Tamamı Yok Edildi”</b></h5>
<p><b>Peki Yaban Hayatı Koruma Sahası statüsü de aynı değişiklikten nasibini aldı mı?</b></p>
<figure id="attachment_62870" aria-describedby="caption-attachment-62870" style="width: 364px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62870" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Mustafa-OZKAN-Erfelek.Sinop_-640x426.jpg" alt="Fotoğraf: Mustafa Özkan" width="364" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Mustafa-OZKAN-Erfelek.Sinop_-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Mustafa-OZKAN-Erfelek.Sinop_.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 364px) 100vw, 364px" /><figcaption id="caption-attachment-62870" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Mustafa Özkan</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı durum Yaban Hayatı Koruma Sahası statüsü için de geçerli. Bu sahaların toplam büyüklüğü geçmişte, 1 milyon 800 bin hektardı. Bu sahaları daha sonra yeniden düzenlediler. &#8216;Yaban Hayatı Koruma Sahası&#8217;  ismi kaldı sahanın tamamı yok edildi. Daha gevşek statü olan çeşitli kullanıma izin verecek ‘Yaban Hayatı Üretimi ve Geliştirme Sahaları&#8217;na dönüştürdüler. Yaban Hayatı Üretimi ve Geliştirme Sahası 1 milyon 200 bin hektar olarak ilan edildi. Yani bir taraftan 600 bin hektar alan daha ilandan hemen sonra kayboldu. Diğer taraftan mutlak koruma alanları kullanıma açıldı. Söz konusu alanlarda önceki statüsündeyken herhangi bir şey yapılmasına izin verilmiyordu. Yani yaban hayvanlarının özgürce yaşayabileceği alanlardı.</span></p>
<h5><b>Daraltılan ‘Anıt Ağaç’ Statüsü </b></h5>
<p>Yönetmelikte, anıt ağaçlara dair dikkat çekici bir değişikli yapılmıştır. Doğa varlıklarına dair koruma politikalarının kısa özeti niteliğinde bir değişiklik bu. Eski düzenlemede sayılı niteliklerden birini içermesi halinde anıt ağaç statüsü kazanan ağaçlar şimdiki düzenlemede sayılı tüm özellikleri içermesi şartına bağlanmıştır. Diğer yandan, kent dokusunu tamamlayan, kent imajına etkisi olan grup, dizi veya tek ağaçların anıt ağaç tanımından çıkarılması da kent merkezli yaşamın kültürel değerlerini doğa varlıklarından kopararak anlamlandıran bir politik anlayıştır.</p>
<h5><strong>“Yönetmelik, Sit Koruma Statüsünün Amacına Aykırı”</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yönetmelik, </span><span style="font-weight: 400;">sit koruma statüsünün amacına aykırıdır.</span><span style="font-weight: 400;"> Koruma hukukunun dayandığı koruma mevzuatının bütünsel koruma mantığına aykırı sonuçlar doğuracak ve ülkemizin uzun yıllar içinde oluşturulan koruma geleneği ve mevzuatına yansıyan amaçları idarenin tasarruflarına terk edilmiş olacaktır.</span></p>
<h5><b>“10 Bin 500 Civarında Bitki Türümüz Var”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Sahip olduğumuz önemli biyolojik çeşitliliğimiz var. 10 bin 500 civarında bitki türü, yüzlerce sürüngen, memeli, çeşitli tırnaklı hayvan türleri ve hem denizde hem karada yaşayan türlerimiz. Bunların hepsi maalesef büyük bir tehdit altında. Gelecek nesillere bunları taşıyamadığımız takdirde sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz. </span></p>
<h5><b>“Kazdağları’nda Kesilen ve Damgalanan Ağaç Sayısı 347.815 Adettir”</b></h5>
<p><b>Kaz Dağları&#8217;nda kesilen ağaç sayıları net olarak bilinmiyor. Çevresel Etki Derlendirme (ÇED) raporuna göre 45.650, Orman Genel Müdürlüğü&#8217;ne göre (OGM) 13.400, TEMA&#8217;ya göre 195.000 ağaç kesildiği ifade ediliyor. Hem Kaz Dağları özelinde hem de Türkiye genelinde kesilen ağaçlara dair sizin elinizde bir veri var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları’nda kesilen ağaç sayısına konusunda Bakanlık tarafından açıklanan 13.400 rakamı ciddiyetten uzaktır. TEMA tarafından hesaplanan 195.000 adet ağacın kesildiği gerçeğe en yakın değerdir. Hesaplama yapılırken ağaçların kesilmiş olduğu alanlarda ve henüz kesilmemiş ama kesilmek üzere dikili ağaç damgası yapılmış alanlarda Orman Genel Müdürlüğü’nün veri tabanında kayıtlı rakamlar dikkate alınmıştır. Damgası yapılmamış alanlar için de amenajman planı verileri dikkate alınmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Ormancılar Derneği olarak; yaptığımız hesaplama açıklanan rakamların çok üstündedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kirazlı ve Aladağ Orman İşletme Şeflikleriyle birlikte, altın maden işletmeciliği amacıyla kesilen ağaç sayıları:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kirazlı Şefliğinde kesilen damgalanan (orbis) &#8211; 62.718 adet</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kirazlı Şefliği pasa döküm alanında kesilen (hesaplanan) -26.659 adet</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Karadağ gölet inşaatı kesilen damgalanan (orbis) &#8211; 15.703 adet</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Yol, enerji hattı (orbis) &#8211; 53.108 adet</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Aladağ 1, 3, 14 bölmeler (orbis) &#8211; 118.636 adet </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Aladağ 2, 6, 7, 15 nolu bölmelerde kesilen (hesaplanan) -70.991 adet</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Yani Kazdağları’nda kesilen ve damgalanan toplam ağaç sayısı 347.815 adettir. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek rakamlar böyle iken başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Kazdağları’nda tartışılan konunun ağaç sayısı gibi basit bir konuya indirgenmesi dikkatleri gerçek tahribattan uzaklaştırma çabası olarak algılanmalı. Çünkü tahrip edilen bir ekosistemdir. Ağaç varlığı elbette önemlidir. Ancak, o ağaç varlığının orada bulunmasıyla sağlanan ekosistem bütünlüğünün yok olması ve yerine yeniden konulmasının yüz yıllar alacak olması hatta hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağı asıl tartışılması gereken konudur. </span></p>
<p><b>Türkiye’nin oksijen deposu olan Kazdağları’nın ‘Önemli Bitki Alanı’ verilendirmesi hakkında bilgi verir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları </span><span style="font-weight: 400;">Önemli Bitki Alanı (ÖBA)’nın uluslararası ölçütlere göre hazırlanan tanıtımında, veriler özetle şöyledir</span><b>:</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Toplam endemik takson: 42 adet ( 25 tanesi salt Kazdağı için endemik )</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ülke Çapında Nadir Takson:75 adet ( 42 si endemik)                                                                                                     </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Küresel Ölçekte Tehdit Edilen Tür; 11 adet                                                                                                                 </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Avrupa Ölçeğinde Tehdit altındaki türler:31 adet                                                                                                                                 </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ulusal ölçekte Tehdit altındaki Türler: 34 adet (Özhatay 2012)</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi</span> <span style="font-weight: 400;">salt ÖBA ile ilgili kısa bir tanıtım bilgileri bile bu dağın, ne denli önemli ve korunması gereken ekosistemler topluluğu olduğunu anlatmak için yeter de artar bile.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kazdağları ormanlarının toplam alanı 258.000 hektar yani 2.580 milyon dönüm genişliğindedir. Ancak bu alanın yalnızca 21.463 hektarı, 1994 yılında Kazdağı Milli Parkı olarak ilan edilmiştir. Dünya Bankası Küresel Çevre Fonu (GEF) hibe katkısı ile desteklenen Genetik Çeşitliliğin Yerinde Korunması Projesi (28632-TU ) kapsamındadır. </span></p>
<h5><b>“Biga Yarımadası’nda Yetişmeyen Ürün Yok Denilse Yeridir”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62871 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/orman-640x426.jpg" alt="orman" width="364" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/orman-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/orman.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 364px) 100vw, 364px" />Kazdağı Göknarı Tabiatı Koruma Alanı; Kazdağı Göknarı, Kazdağları’nda tespit edilen 42 adet endemiğin en tanınmış, en önemli türüdür. 240 hektar genişliğinde bir alan Kazdağı Göknarı Tabiatı Koruma Alanı olarak tescil edilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biga Yarımadası sadece orman açısından değil, tarım açısından da dünyanın sayılı bölgelerinin başında gelmektedir. Bu bölgede yetişmeyen ürün yok denilse yeridir. Sözgelimi Çanakkale, gerek  ürün deseni, gerekse verimlilik bakımından ülkemizin önemli illerinden birisidir. Bu ilde 108 çeşit bitkinin üretimi yapılmakta ve önemli bir miktarda ihraç edilmektedir.</span></p>
<p><b>25 yıldır Artvin Cerattepe’de süren bir mücadele var. Son olarak Cengiz Holding’in çıkardığı altın madenini işleme ve ayrıştırma için Murgul&#8217;a siyanür havuzu kurmak istemesi yine büyük bir halk hareketine sebep oldu ve pandeminden dolayı sosyal medya üzerinden eylem yapıldı. Cerattepe’de 1992’den beri süre gelen tahribatı nasıl yorumluyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cerattepe 1995 yılında bir panelin ardından başlayan ülkemizin en uzun soluklu çevre mücadelesidir. Artvin’liler buna çevre mücadelesi değil yaşam mücadelesi diyorlar. 1995 yılından itibaren iki yabancı şirket tüm faaliyetlerini durdurup alanı terk etmek zorunda kaldı. Bu bir maden işletmesinin ruhsatının ilk kez tamamen iptal edilmesi demekti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mart 2011’de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Yeni Maden Kanunu çerçevesinde içinde Artvin Cerattepe ve Genya’nın da bulunduğu, ülke genelinde 1343 maden alanın ihale edileceği duyurdu. İşin kötüsü önceleri 250 hektar olan ve iptal edilen maden sahası bu kez 4406 hektar olarak ihale edildi. Bakır Cengiz Holding’e, Altın ise Özaltın Grubu’na verildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2 Nisan 2011 tarihinde çevre korumaya dikkat çekmek için planlanan Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün Karadeniz ayağı Yeşil Artvin Derneği’nin öncülüğünde Artvin’den başladı. Ülkenin dört bir yanından binbir dertli Anadolu insanı Ankara’da buluştu. Ancak meclise gitmelerine izin verilmedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mücadele bundan sonra da devam etti. 2014 yılında Rize Bölge İdare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı da verdi. Ama 2009/7 Genelgesi ile yeni ÇED yapıldı ve iş yeniden başlatıldı. Ardından 245 günlük nöbet ve her sosyal ve siyasal kesimden binlerce kişilik Artvin Halkı, tomalarla, gaz fişekleri ile coplarla dağıtıldı. Şirket madencilik faaliyetine yeniden başladı. </span></p>
<h5><b>“Madencilik Güzelim Artvin Doğasını Tarumar Ediyor”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Artvin’in tepesinde doğal yaşlı ormanlarla kaplı şahane bir arazide artık binlerce ağaç kesiliyor. Tünellerden çıkan ve çıkartılmaya devam eden binlerce ton kimyasallara bezenmiş hafriyat yamaçlardan aşağıya hiç dokunulmamış güzelim yaşlı ormanlara boca ediliyor. Ormanlar bu kez yamaçlardan da siliniyor. Sular artık renksiz değil, kimyasallar yüzünden bembeyaz akıyor, köylülerin inekleri zehirleniyor, ama ne gam. Artık hiç zarar verilmeyecek denilen madencilik güzelim Artvin doğasını tarumar ediyor. Tam da beklendiği gibi. </span></p>
<h5><b>“Artvin İçin Büyük Bir Yıkım Başladı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden ruhsatı alınırken altın çıkarılmayacak sözü verenler; altını, kumdan ve çamurdan siyanürle ayrıştıracakları siyanür havuzları inşa etmeye kalkıyorlar. Bu kez de Artvin ve Murgul halkı şiddetli protestolara başladı. Murgul madencilikle zaten tarumar edilmişti, asit maden drenajı ile zehirlenmişti. Şimdi Artvin de Murgul gibi perişan edilirken ağır metallerin yanına promosyon olarak siyanür getiriliyor. Söylenecek söz kalmadı. Artvin için büyük bir yıkım başladı bunun cefasını bu bölge bu ülke fena halde çekecek.</span></p>
<h5><b>“Ormanları, Devlet ve Özel Şirketler Tehdit Ediyor”</b></h5>
<p><b>Halen yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu (1956) ile ormanlar üzerindeki yıkıcı, zarar verici faaliyetler engellenmeye çalışılmış, ta ki 2016 yılında yapılan değişikliğe kadar. Orman Kanunu’nda nasıl bir değişikliğe gidildi de ağaçlar böyle kolayca ve korkusuzca kesilebiliyor? Nasıl bir Orman Kanunu’muz var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62872 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-4-640x448.jpg" alt="maden" width="392" height="274" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-4-640x448.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-4.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 392px) 100vw, 392px" />Ormanları daha çok sıradan vatandaş değil, devlet ve özel şirketler tehdit ediyor. Bu durum 2016’dan çok önce 24 Ocak 1980 kararlarının uygulamaya konmasıyla başlamıştır. 1983’te başlayan yasal değişikliklerle ormanlar piyasanın bir parçası olmaya başlamış ve doğal varlık olarak korunması yerine, piyasada para eden bir mal haline dönüşmüştür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüze baktığımızda son 15 yılda yılda 13 milyon m</span><span style="font-weight: 400;">3</span><span style="font-weight: 400;">’den 31 milyon m</span><span style="font-weight: 400;">3</span><span style="font-weight: 400;">e aşırı arttırılan odun üretimi, toplamda 700 bin hektara yaklaşan ve her yıl 28 bin hektara ulaşan orman ekosistemlerinin enerji, madencilik, turizm, eğitim, altyapı vb. ormancılık amacı dışında kullanımına yönelik tahsisler ve korunan alanların biyolojik çeşitliliği yok edecek şekilde korumadan çok kullanıma konu edilmesi var olan mevzuatın suistimal edilmiş olmasının sonuçlarıdır.</span></p>
<h5><b>“Yapanın Yanına Kar Kaldığı Bir Düzen” </b></h5>
<p><b>Çevre kirliliğiyle mücadelede mevcut yasalar geliştirilmeye muhtaç iken TCK’da yapılan değişiklikler umut kırıcı. Orman Kanunu’nda ve TCK’da yer verilen “Çevreye Karşı Suçlardaki” caydırıcı olmayan para cezaları nedeniyle, alınan risk kazanılan paraya değecek nitelikte. Bu durumda parasını ödeyen cezadan kurtuluyor diyebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uygulamada sorun var, yasaların gereği yerine getirilmiyor. Öncelikle çevreyi kirletenler tespit edilmediği gibi az sayıda göstermelik işlemler yapılıyor. Yapanın yanına kar kaldığı ve af süreçleri ile de kirletenlerin ödüllendirildiği bir düzen sürmektedir. </span></p>
<p><strong>Son olarak, ormanların, doğal ve yaban hayatın korunması için neler önerirsiniz? Devlet tarafında nasıl önlemler alınmalıdır? </strong></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Doğa bir meta değil çok değerli bir varlıktır. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Anayasa’dan başlayarak yasal düzenlemelerdeki yanlışlıkların düzeltilmesi, eksikliklerin giderilmesi.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Örgüt yapısının düzeltilmesi (personel politikası dahil olmak üzere).</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Genel olarak doğal varlıkları özel olarak ormanları ekonomik değil ekolojik işlevleri ile öncelikli olarak değerlendiren kalkınma ve sosyal politikaların oluşturulması.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bilim-politika ilişkilerinin dengelenmesi; bilim ve araştırma kuruluşlarının yaşadığı sorunların çözümlenmesi.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Doğa piyasanın isteklerine göre yönetilemez. Doğal varlıkların toplum yararına yönetilmesi birinci öncelik olmalıdır. Bunun içinde geniş katılımla oluşturulacak bir yönetim modeline gereksinim vardır.</span></li>
</ul>
<h6><b>Teşekkür.. </b></h6>
<h6><b>Bu sorulara yanıt verirken; Türkiye Ormancılar Derneği Ormansızlaşmayla Mücadele Komisyonu üyeleri; Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Prof. Dr. Ünal Akkemik, Prof. Dr. Erdoğan Atmiş, Doç. Dr. Cihan Erdönmez ve Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu’nun görüş ve çalışmalarından yararlanılmıştır.</b><b> </b></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/21/kazdaglari-ormanlari-altin-sirketlerinin-kusatmasi-altindadir/">“Kazdağları Ormanları Altın Şirketlerinin Kuşatması Altındadır” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Devlet,  Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesindeki Ödevini Yerine Getirmiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/devlet-anayasanin-17-ve-56-maddesindeki-odevini-yerine-getirmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 10:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de yapılan madencilik faaliyetlerinin Anayasa ihlali olduğunu savunan Çevre Avukatı Arif Ali Cangı, “Devlet, Türkiye’nin her yerinde madencilik arama ve işletme ruhsatları vererek Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesi'ndeki ödevini yerine getirmiyor. Anayasa ihlal ediliyor. Madenciler de bu suça ortak oluyorlar. Çünkü madencilik faaliyetleri karşısında koruma yasaları çok aşındırıldı. Diğer yandan konuyla ilgili kurullar da bağımsız ya da özerk değil. Dolayısıyla siyasi iktidarın emri altında çalışan komisyonlardan koruma kararları çıkmıyor” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/devlet-anayasanin-17-ve-56-maddesindeki-odevini-yerine-getirmiyor/">“Devlet,  Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesindeki Ödevini Yerine Getirmiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlıklı maden dosyamızın yedinci bölümünde, çevre hareketinin kıymetli aktivistlerinden biri olan “Çevre Avukatı Arif Ali Cangı” ile Türkiye’nin yasalara rağmen nasıl bir maden sahasına dönüştüğünü, altın madenciliğinin miladı olan Bergama’yı, çevre hareketlerinin önemini ve ekoloji mücadelesinin demokrasiye katkılarını konuştuk. Cangı, son olarak da nasıl bir maden yasası tasavvur ettiğini bizlerle paylaştı. </span></p>
<h5><b>“Altın Madenciliği Türkiye’ye, Ovacık Altın Madeni ile Girdi&#8221;</b></h5>
<p><b>Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de maden arama faaliyetlerinin doğaya ve insan yaşamına verdiği zararlar biliniyor. Özellikle Kaz Dağları’ndaki yıkıcı tahribat geniş çaplı bir itiraza sebep oldu. Mevcut </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>Maden Yasası’ bu tahribatlara nasıl alan açıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62744 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ovacik-altin-madeni-640x320.jpg" alt="ovacık altın madeni" width="422" height="211" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ovacik-altin-madeni-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ovacik-altin-madeni.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 422px) 100vw, 422px" />Bu iş 1990&#8217;lı yılların başından itibaren Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da başladı. Altın madenciliği Türkiye’ye, Ovacık Altın Madeni ile girdi. Önce taşımız toprağımız altınmış diye sevinen Bergamalılar, işin gerçeğini öğrenince, eşine çok ender rastlanır bir yaşamı savunma hareketini yarattılar. Bilimsel çalışmaları, hukuksal girişimleri, sivil itaatsizliğin en güzel örneğini sergiledi. Çoğunluğu kadınlardan oluşan etkili toplumsal bir direnişle, </span><span style="font-weight: 400;">1990’lı yıllara iz bıraktılar. Bugün Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin neresinde olursa olsun, bir çevre sorunu ve ona karşı mücadele varsa, Bergama hareketinin izlerini taşımaktadır. Bergama hareketine yönelik dezenformasyon ve psikolojik hareket örneklerinin aynısı zaman zaman diğer hareketler için de gündeme geliyor. Alman Vakıfları yalanı bunun en çok kullanılanı. Bergama hareketinin “her yer Bergama, hepimiz Bergamalıyız” sloganı, </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">kirli altın madenciliğini Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da önleyemezsek, ülkenin her tarafına yayılacak” anlamına geliyordu. </span></p>
<h5><b>“Madencilik, Dokunulmazlığı Olan Bir Faaliyete Dönüştü”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62722 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ARİF-ALİ-CANGI.jpg" alt="Arif Ali Cangı" width="264" height="381" />Bergama hareketinin önemli yanı, etkili bir toplumsal hareket olmasıydı. Bir diğer yanı da alınan yargı kararlarının, AİHM kararlarıyla çevre hukukuna kazandırdıklarıydı. Bu kazanımların önüne geçmek için uluslararası maden şirketlerinin hazırladığı metinler kanun haline getirilerek, Maden Kanunu ile madenciliğin yarattığı kirlilik ve yıkımı önleyen yasalarda ciddi değişikler yapıldı. Madencilik adeta dokunulmazlığı olan bir faaliyete dönüştü. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Söz konusu olan madencilik olduğu zaman; temiz suya erişim hakkı, mülkiyet hakkı, ormanların korunmasına dair anayasal güvenceler, kültürel ve doğal varlıkların korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler, imar ve planlama zorunlulukları yok sayıldı. Yerel yönetimlerin ruhsatlandırma ve denetleme hakları ortadan kaldırıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık her türlü izin ve ruhsat merkezi iktidar ile onun ildeki temsilcisi valilik tarafından veriliyor. Yerel yönetimlerin su havzasında olan madenleri bile denetleme yetkileri yok.  Madenciliği önceleyen yasal düzenlemelerle artık, ormanlar, meralar, su havzaları, sit alanları, geçimlik topraklar artık korumasız. Kazdağları’nın büyük bölümünün ruhsatlandırılmış olması her gün bir yerlere sondajlar vurulması, dağların madencilerin istilasına uğraması, Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">dan başlayan siyasi ve hukuki sürecin sonucu. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62745 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sit-alanlari-korumasiz-640x320.jpg" alt="sit alanları korumasız" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sit-alanlari-korumasiz-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sit-alanlari-korumasiz.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h5><b>“</b><b>Madenciler Bu Suça Ortak Oluyor”</b></h5>
<p><b></b><b>Anayasa</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>nın 56. Maddesine rağmen maden şirketlerinin maden arama faaliyetleri sırasında doğaya ve yaşama verdiği zarar açık bir Anayasa ihlali olmuyor mu? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 56. ve 17. Maddesi&#8217;ni birlikte değerlendirmekte yarar var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;nde, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmü yer alıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;nin gerekçesinde, vatandaşın korunmuş çevre şartlarında, beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamanın Devletin ödevi olduğu, Devletin hem kirlenmenin önlemesi hem de tabii çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerektiği belirtilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 17. Maddesi ise  yaşama hakkını, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına alınıyor. Yaşamın sonunu getireceği artık herkesçe kabul edilen küresel iklim krizi ve yaşanan Covid-19 salgını, sağlıklı ve dengeli bir çevre olmadan yaşamın olacağını artık herkesin görmesi lazım. Dolayısıyla yaşama hakkının ön koşulu, temiz hava, temiz suya, temiz gıdaya ulaşabilme hakkı, yani sağlıklı çevrede yaşama hakkıdır. </span></p>
<h5><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62743 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-3-640x320.jpg" alt="maden dosyası" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-3-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-3.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></h5>
<h5><b>“Anayasa İhlal Ediliyor”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Konumuz madencilik olunca, bir başka konuya dikkat çekmek istiyorum. Covid-19 virüsünün insana, yaban hayatından geçtiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yaban hayatına yani doğal ortamlara müdahalenin en yıkıcı olanı madencilik. Devlet her yerde madencilik arama ve işletme ruhsat ve izinleri vererek Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;ndeki ödevini yerine getirmiyor. Çevresini korumak için mücadele edenlere olmadık davalar açılarak, vatandaşın hakları ihlal edildiği gibi anayasal görevini yerine getirmesi engelleniyor. Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesi&#8217;nin yok sayılarak, Anayasa ihlal ediliyor. Madenciler de bu suça ortak oluyorlar.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<h5><b>“ÇED</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den Muafiyet Olması, Ruhsat Alana Her Yolu Açıyor”</b></h5>
<p><b></b><b>Maden arama faaliyetlerine başlayabilmesi için maden ruhsatı almak yeterli mi? Doğaya böylesine zarar veren bir faaliyete nasıl müsaade ediliyor? Maden şirketleri bu ruhsatı almak için hangi süreçlerden geçiyor? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha önce Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından tespiti yapılan maden sahaları, artık Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ihaleye çıkartılıyor. İhaleyi alan şirkete, arama ve işletme ruhsatı ve izni veriliyor. Çevre Kanununun 10. Maddesindeki  </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri, ÇED kapsam dışıdır” düzenlemesi, </span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/07/20090708-9.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 8.7.2009 tarih ve 27282 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararı</span></a><span style="font-weight: 400;"> ile iptal edilmişti. Mahkeme kararı önemli değerlendirmeler içeriyordu. </span></p>
<h5><b>“</b><b>ÇED ile Korunmaya Çalışılan Temel Unsur, Çevre ve İçerisindeki Varlıklardır”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62726 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-640x360.jpg" alt="çevre" width="368" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" />Yasa’nın değiştirilen 10. Maddesinde belirtilen, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi’ (ÇED), aynı Yasa’nın değiştirilen 2. Maddesi&#8217;ne göre gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek, olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade eder.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri aranmaktadır. ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED kapsamı dışında tutulan arama faaliyetlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığı açıktır. Bu açıdan kural kapsamındaki arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için ÇED’in öngörülmesi, Anayasa’nın 56. Maddesi&#8217;nde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereğidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuralla, petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirilmesi kapsamı dışında tutulması Anayasa’nın 56. maddesine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.</span></p>
<h5><b>“</b><b>ÇED</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den Muafiyet Olması, Ruhsat Alana Her Yolu Açıyor” </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına rağmen Maden Kanunun 17. Maddesi&#8217;ne son fıkra olarak; &#8220;jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz” düzenlemesi getirilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların dışındaki maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri de ÇED Yönetmeliği</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin EK-2</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler listesinde yer alıyor, yani ÇED gerekli değildir kararı veriliyor. ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den muafiyet olması, ruhsat alana her yolu açıyor. </span></p>
<h5><b>“Pek Çok Maden İşletme Faaliyeti Kanuna Karşı Hileyle ÇED</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den Kaçırılıyor”</b></h5>
<p><b>ÇED raporları ne kadar yeterli? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden arama faaliyetlerine ya ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den muaf ya da ÇED gerekli değil kararları ile başlanabiliyor. Üstelik yine Maden Kanunun 17. Madedesi&#8217;ndeki </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Arama döneminde teknolojik araştırma, geliştirme, pilot çalışmalar ve pazar araştırmaları yapmak üzere arama faaliyet raporu ile birlikte müracaat eden ruhsat sahibine, arama ruhsat döneminde arama faaliyetleri yapılırken zorunlu olarak çıkan madenden numune alınmasına ve sevk edilmesine izin verilebilir” düzenlemesi ile ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den muafiyetle işletme dahi yapılabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşletme faaliyetleri de</span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/10/20131003-3.htm" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;"> ÇED yönetmeliği</span></a> <span style="font-weight: 400;">Ek-1 ve Ek-</span><span style="font-weight: 400;">2</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ye göre, 25 hektardan az arazi yüzeyinde (kazı ve döküm alanı dahil) planlanan açık işletmeler için ÇED gerekli değildir kararı verilebiliyor ve çoğunlukla da veriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den kurtulmak için çoğunlukla projeler, 25 hektardan az araziler için projelendiriliyor, orada iş bitince yeniden 25 hektardan az projelendirilme yapılıyor. Bu şekilde pek çok maden işletme faaliyeti kanuna karşı hileyle ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den kaçırılıyor. </span></p>
<h5><b>“Parasını Veren Olumlu Karar Çıkacak ÇED Raporunu Düzenletiyor”</b></h5>
<figure id="attachment_62725" aria-describedby="caption-attachment-62725" style="width: 415px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62725" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1-640x426.jpg" alt="Fotoğraf: Özge Bekçili" width="415" height="276" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 415px) 100vw, 415px" /><figcaption id="caption-attachment-62725" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Özge Bekçili</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e tabi projelerde de ÇED raporları güvence sağlamıyor. Raporların çoğu kes-yapıştır raporlar şeklinde düzenleniyor, gerçek anlamda sahada bilimsel çalışma yapılmıyor, taahhütler soyut biçimde düzenleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu raporlarını düzenleyen gerçek ve tüzel kişilerin ücretlerini proje sahibinden doğrudan almaları bir başka güvensizlik halini oluşturuyor. Zira olumsuz rapor düzenleyen kişi ve firmaya hiçbir proje sahibi para vermez. Yani parasını veren olumlu karar çıkacak ÇED raporunu düzenletiyor. Bu raporlarına dayanılarak verilen ÇED olumlu kararlarının yürütmesinin durdurulması ve iptal kararları da uygulanmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2009/7 sayılı genelgeyle mahkemece yürütmesi durdurulan ya da iptal edilen ÇED</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">lerin sözüm ona eksikliklerini giderecek yeni ÇED raporları hazırlanıyor. Halkın katılımı olmadan İnceleme Değerlendirme Kurulu incelemesiyle ÇED olumlu kararı veriliyor, süreç hızlı işletiliyor. Mahkeme kararının uygulanması için zorunlu azami süre olan 30 günde tamamlanarak, hukuka aykırı işletmenin kesintisiz çalışması sağlanıyor.</span></p>
<p><b>Ormanlara, doğa koruma ve önemli doğa alanlarına nasıl maden ruhsatı verilebiliyor? Yasalarla koruma alanı kapsamında değil mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu olan madencilik olunca, bütün koruma yasaları etkisiz hale getirilmiş durumda. Maden Kanunun ‘Madencilik Faaliyetlerinde İzinler’ başlıklı 7. Maddesi&#8217;nde bu konuda ayrıntılı düzenlemeler var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin; Devlet ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici tesislere Orman Kanunu hükümlerine göre izin verilir. İmar planı bulunmayan alanlarda yapılan veya yapılacak olan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı geçici tesisler ve bunların müştemilatı için imar planı yapılmaz. Maden arama faaliyetleri, bu kanunda sayılanlar dışında herhangi bir izne tabi değildir. Madencilik faaliyetleri, İzin Yönetmeliğinde duyarlı alanlar hep </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">madencilik faaliyetlerine izin verilir” yazar.</span></p>
<figure id="attachment_62727" aria-describedby="caption-attachment-62727" style="width: 380px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62727" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-640x424.jpg" alt="Fotoğraf: Evrim Tonguç Kızıl" width="380" height="252" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-640x424.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-1024x679.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Evrim-Tonguc-KIZIL.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 380px) 100vw, 380px" /><figcaption id="caption-attachment-62727" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Evrim Tonguç Kızıl</figcaption></figure>
<h5><b>“Maden İşletmelerinin Ruhsatı Ancak 3 Yılın Sonunda İptal Edilebiliyor”</b></h5>
<p><b>Mevcut maden yasasına göre madencilik faaliyetleri yürüten şirketlerin yükümlülükleri nelerdir?</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketlere yüklenen yükümlülüklerin yaptırımı para cezası ile sınırlı. Ruhsatın iptali son derece zor. Örneğin, ÇED olmadan ya da ÇED izinlerine aykırı hareket eden maden işletmelerinin ruhsatı ancak 3 yılın sonunda iptal edilebiliyor.</span></p>
<p><b>Kaz Dağları’nda, milyonlarca yılda oluşmuş doğal varlıklarımız ve binlerce yıllık kadim kültürümüz madencilik ruhsatlarının faaliyete geçmesiyle yok olacaktır. 5403 sayılı ‘Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nu arazi kullanım planlarının hazırlanması konusunda gerekli hükümleri içerdiği halde neden bir ilerleme kaydedilemiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü madencilik faaliyetleri karşısında koruma yasaları çok aşındırıldı. Diğer yandan konuyla ilgili kurullar da bağımsız ya da özerk değil. Dolayısıyla siyasi iktidarın emri altında çalışan komisyonlardan koruma kararları çıkmıyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>Mecliste görüşülen Enerji Piyasası ve Madencilik Kanunu‘yla ilgili değişiklik öngören torba yasaya karşı, yaşam savunucularından, çevre örgütlerinden ve toplumun büyük bir kesiminden sesler yükseldi. ‘Doğanın ölüm fermanı’ denilen bu torba yasa mecliste kabul edildi. Konuyla ilgili değerlendirmeleriniz ne yönde? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘</span><span style="font-weight: 400;">Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ 25 Kasım’da mecliste kabul edildi. 2 Aralık tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.</span><span style="font-weight: 400;"> Ekoloji hareketlerinin ve kamuoyunun tepkisi sayesinde maden kanununda yapılacak önemli değişiklikler yapılamadı, yapılan değişiklikler daha çok ruhsat sahiplerinin parasal yükümlülüklerine ilişkin ve ruhsatların devrini kolaylaştıran değişikliklerdir. Var olan Maden Kanunundaki düzenlemeler, doğanın ve yaşam alanlarının feda edilmesine yetiyor da artıyor bile.</span></p>
<h5><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62728 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/MADENE-HAYIR-640x427.jpg" alt="madene hayır" width="358" height="239" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/MADENE-HAYIR-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/MADENE-HAYIR.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 358px) 100vw, 358px" /></h5>
<h5><b>“</b><b>Ekoloji Mücadelesi, Demokrasi Mücadelesine de Çok Şey Katacak”</b></h5>
<p><b>90</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>lı yılların başında Bergama-Ovacık</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>ta başlayan altın madenciliği önemli bir ekolojik sorun haline geldi ve bu soruna karşı örgütlenen toplumsal hareketlerin simgesi oldu. Kazdağları’nda verilen mücadele ile de Türkiye genelinde bir ses getirdi. Bilmeyen okurlarımız için çevre ve yaşam savunucularının </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>altına hücum</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>a karşı verdiği diğer mücadeleleri sıralayabilir misiniz?</b></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Bergama Çevre Hareketi, çevre örgütlenmesinin simgesi oldu.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Ege Bölgesindeki altın madenlerine ve diğer doğaya yapılan saldırılara karşı çalışan Ege Çevre ve Kültür Platformu / </span><a href="https://www.egecep.org.tr/"><span style="font-weight: 400;">EGEÇEP</span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İzmir</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in su havzasındaki altın madenine karşı Efemçukuru için </span><span style="font-weight: 400;">Elele Hareketi</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Madra Dağının tepesindeki </span><span style="font-weight: 400;">TÜMAD Altın Madenine karşı Burhaniye Çevre Platformu / </span><a href="https://ekolojibirligi.org/etiket/burcep/"><span style="font-weight: 400;">BURÇEP </span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Bergama</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da </span><a href="https://ekolojibirligi.org/etiket/bergama-cevre-platformu/"><span style="font-weight: 400;">Bergama Çevre Platformu</span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Dikili Çevre Platformu / </span><a href="https://ekolojibirligi.org/dikili-de-dikcep-ile-ekoloji-mucadelesine-katiliyor/"><span style="font-weight: 400;">DİKÇEP </span></a></li>
<li><a href="https://twitter.com/KazdaglarK?ref_src=twsrc%5Egoogle%7Ctwcamp%5Eserp%7Ctwgr%5Eauthor"><span style="font-weight: 400;">Kazdağları Kardeşliği</span></a></li>
<li><a href="https://twitter.com/kazdagikoruma"><span style="font-weight: 400;">Kazdağlarını Koruma Platformu<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62747 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-platformlari-640x384.jpg" alt="çevre platformları" width="425" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-platformlari-640x384.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/cevre-platformlari.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 425px) 100vw, 425px" /></span></a></li>
<li><a href="https://www.canakkaleicinde.com/canakkale-cevre-platformu/"><span style="font-weight: 400;">Çanakkale Çevre Platformu</span></a></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Artvin Çevre Platformu </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Erzincan İliç’te örgütlü olmasa da tek başına Sedat Cezayirlioğlu bir örgüt gibi çalışıyor. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Madenin kapasitesini artırması karşısında Kemaliye Çevre Platformu doğdu. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Fatsa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da altın madenine karşı </span><span style="font-weight: 400;">Fatsa Ünye Doğa Koruma Platformu. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Kütahya Murat Dağı’ndaki altın madenciliği girişime karşı </span><span style="font-weight: 400;">Murat Dağı Çevre Koruma Platformu / MURATÇEVKOP</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Sivas Kangal-Bakırtepe Altın Madenine karşı </span><span style="font-weight: 400;">Bakırtepe Çevre Platformu</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Emirdağ’ın dağlarındaki altın madeni arama faaliyetlerine karşı ve Kapadokya</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da yeni başlayan altın madeni arama faaliyetlerine karşı hareketler oluşuyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Kısacası ülkenin her yerinde altın madeni arama ve işletme faaliyeti var, her yerde de onlara karşı halk hareketleri oluşuyor. Kanunlarla sağlıklı çevrede yaşama hakkı güvencesi zayıflamış olsa da yaşamın korunmasının güvencesi bu hareketler olacak. Ekoloji mücadelesi, demokrasi mücadelesine de çok şey katacak. </span></p>
<figure id="attachment_62729" aria-describedby="caption-attachment-62729" style="width: 365px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62729" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-640x426.jpg" alt="Fotoğraf: Özge Bekçili" width="365" height="243" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozge-bekcili.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 365px) 100vw, 365px" /><figcaption id="caption-attachment-62729" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Özge Bekçili</figcaption></figure>
<h5><b>“</b><b>Soma ve Ermenek Maden İşçileri, Direnerek Haklarını Alacaklar”</b></h5>
<p><b>Söz verildiği halde Somalı ve Ermenekli madenciler neden yıllardır tazminatlarını alamıyor? Madencilerin hak arama mücadelesini nasıl yorumluyorsunuz?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Metalik madencilik bir yandan doğayı tahrip edip, çevre sağlığını bozarken, diğer yandan çalışanları için büyük risk taşımaktadır. Bunun başında da kömür madenciliği geliyor. Her an göçük ve gaz tehlikesi ile çalışan maden çalışanları, öldükleri zaman gündeme geliyorlar ne yazık ki. Soma ve Ermenek maden işçileri bu günlerde ölmeden gündem olmayı başardılar, direnerek haklarını alacaklar, onları selamlıyorum.</span><b><br />
</b></p>
<p><b>Dünyada madencilik faaliyetlerini iyi denetleyen bir mekanizma var mı? Türkiye ile kıyaslarsak, alınması gereken önlemleri özetlemeniz mümkün mü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada madencilik faaliyetlerinin denetlenmediği ülkeler bizim gibi çevre koruma güvencesi olmayan ülkeler, sağlıklı çevrede yaşama hakkının güvencede, hukuk güvenliğinin olduğu ülkelerde bizdeki gibi denetimsiz madenciliğe kesinlikle izin verilmiyor. Ama o ülkelerden bizim gibi ülkelere maden şirketleri gelip denetimsiz madencilik yapıyorlar, doğamızı ve yaşam alanımızı tahrip ediyorlar, ne yazık ki o ülkelerin yurttaşlarından bu konuda tepki yükselmiyor. Oysa çevre kirliliği sınır tanımaz.</span></p>
<figure id="attachment_62730" aria-describedby="caption-attachment-62730" style="width: 343px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62730" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN-640x426.jpeg" alt="Fotoğraf: Ali Akın" width="343" height="228" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN-1024x682.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-AKIN.jpeg 1100w" sizes="auto, (max-width: 343px) 100vw, 343px" /><figcaption id="caption-attachment-62730" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Ali Akın</figcaption></figure>
<p><b>Son olarak, doğa koruma alanlarından önemli doğa alanlarına, tarım alanlarından meralara, ekolojik, kültürel ve ekonomik değere sahip alanları, madencilik uygulamalarına kapatmak için nasıl bir kanuna ihtiyacımız var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Korunması gereken doğal ve kültürel varlıkların olduğu yerlerde, ekolojik hassas bölgelerde, su havzalarında, ormanlık alanlarda, meralarda, doğa koruma alanlarında,  önemli doğal alanlarda, tarım alanlarında, meralarda madencilik yasaktır”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/devlet-anayasanin-17-ve-56-maddesindeki-odevini-yerine-getirmiyor/">“Devlet,  Anayasa’nın 17. ve 56. Maddesindeki Ödevini Yerine Getirmiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kömür Madenciliğinde Her 5 Yılda, Soma’daki Kadar Can Kaybediyoruz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/16/komur-madenciliginde-her-5-yilda-somadaki-kadar-can-kaybediyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2020 08:52:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[meslek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62562</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maden mühendisi bir kadın olarak, aynı işi yapıyor olmalarına rağmen erkek mühendisten hep daha düşük ücret teklif edildiğini vurgulayan TMMOB Maden Mühendisleri Odası 2. Başkanı Banu Kekeç Saçın, “Kömür madenciliğinde her 5 yılda, Soma Faciası'nda kaybettiğimiz kadar hayat kaybediyoruz. Maden işçilerinin sağlığı ve güvenliği hükümetler tarafından öncelik yapılması halinde iş kazaları ve meslek hastalıkları büyük oranda önlenebiliyor. Bunun için sermayenin sadece kar amaçlı taleplerinin değil, bilim ve tekniğin öne çıkarılması ve daha insanca koşulların hedeflenmesi gerekiyor” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/16/komur-madenciliginde-her-5-yilda-somadaki-kadar-can-kaybediyoruz/">Kömür Madenciliğinde Her 5 Yılda, Soma’daki Kadar Can Kaybediyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği başlığıyla hazırladığımız maden dosyası serimizin altıncı bölümünde </span><span style="font-weight: 400;">TMMOB </span><span style="font-weight: 400;">Maden Mühendisleri Odası 2. Başkanı Banu Kekeç Saçın ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızla devam ediyoruz. Maden Mühendisi Banu Kekeç Saçın ile “Madencilikte; iş sağlığı, iş güvenliği, risk yönetimi ve maden arama politikaları üzerine konuştuk. Ayrıca Kekeç, erkek egemen madencilik sektöründe, kadın olarak varlık göstermenin nasıl bir deneyim olduğunu anlattı. </span></p>
<figure id="attachment_62568" aria-describedby="caption-attachment-62568" style="width: 432px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62568" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/manşet-mehmet-çakir-640x373.jpg" alt="maden" width="432" height="252" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/manşet-mehmet-çakir-640x373.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/manşet-mehmet-çakir-1024x597.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/manşet-mehmet-çakir.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 432px) 100vw, 432px" /><figcaption id="caption-attachment-62568" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Mehmet Çakır</figcaption></figure>
<h5><b>“Kadın Mühendisler İçin de Erkek Mühendisler İçin de Aynı Şartlar Hakim”</b></h5>
<p><b>Erkek egemen bir sektör olarak bilinen maden sektöründe kadın olarak varlık göstermek nasıl bir deneyim?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik sektöründe, kadın mühendisler ve erkek mühendisler için aynı şartlar hakim. Madenciliğin yeraltı dışında bütün alanlarında çalıştım. Başlangıçta kadın olduğum için birçok işten geri çevrildiğim ve İş bulmadığım zamanlar oldu. Fakat işe başladıktan sonra bir kadın mühendisin bir şantiyeyi ve işi nasıl sahiplendiğini, ne kadar başarılı bir şekilde çalıştığını gören çevredeki şantiyelerde kadın maden mühendisi çalıştırmaya başladılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik sektörü yapılan işin zorlukları açısından çok meşakkatli. Çalıştığımız sahalar doğayla iç içe olduğu için tutkuyla çalışıyorum. İşim gereği planlarda muhakkak anlık değişiklikler yapmak gerekiyor, devamlı müdahale istiyor. Birçok meslek disiplini ile bağlantılı çalışıyorsunuz. Günün sonunda yapılan üretimi gördüğümde emeğimin  boşa gitmemesi güzel bir duydu. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62569 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/banu-kekeç-saçin-640x853.jpeg" alt="banu kekeç saçın" width="321" height="428" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/banu-kekeç-saçin-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/banu-kekeç-saçin.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 321px) 100vw, 321px" /></p>
<h5><b>“En Ufak Hatamızda Kadın Mühendis Yapamıyor Deniyor”</b></h5>
<p><b>Maden mühendisi bir kadın olarak iş yerinde ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim çalıştığım şantiyelerin fiziksel altyapıları uygundu. Fakat şantiyelerin çoğunda fiziksel ihtiyaçları karşılayacak altyapılar ne yazık ki yok. Bu nedenle her kadın maden mühendisi için uygun şartlarda çalışıyor diyemeyiz. Bu nedenle çoğu kadın mühendis işe başladığında masa başı işleri, evrak işlerini yaptırıyorlar. Ayrıca kadın mühendis olarak erkek mühendisten 10 kat fazla çalışmak gerekiyor. En ufak bir hatamızda kadın mühendis yapamıyor deniyor. Bu baskı altında çalışmak istemiyor kadın mühendisler. Diğer bir sorun ise aynı işi yaptığımız erkek mühendisten hep daha düşük ücret teklif ediliyor. Kadın mühendisler olarak, eşit işe eşit ücret istiyoruz.</span></p>
<h5><b>“</b><b>Enerji Torba Yasa, Kamu Adına Yürütülen Denetim Mekanizmalarını Ortadan Kaldırıyor”</b></h5>
<p><b>Mevcut maden yasası madencilik faaliyetlerinin neden olduğu tahribatlara alan açıyorken; kabul edilen Enerji Torba Yasasının daha kötü sonuçlar doğuracağı yönünde itirazlar yükseldi. Sizler de bu itirazları yaparken, ‘kamusal denetimin’ ortadan kaldırıldığına dikkat çektiniz. Yapılan düzenlemeler kamusal denetimi ne yönde ortadan kaldırıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden Kanunu&#8217;na göre, verilmiş ruhsatları Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) belirli aralıklarla denetleme yapmakla yükümlüdür. Bu kanun ile ruhsatın dışına çıkılmış ama denetim yapılmamış ve bunu da denetlediği zaman legal hale getiriyor. Yani Enerji Torba Yasa, özel sektör yatırımcılarının faaliyetlerini daha sağlıklı ve hızlı şekilde gerçekleştirmeleri gerekçesini sunarak, kamu adına yürütülen denetim mekanizmalarını ortadan kaldırıyor. Sermayenin çıkarları doğrultusunda yıllar boyunca kamu işletmeciliğinin içi boşaltılmıştır. Sosyal hukuk devletinin vazgeçilemez ilkelerinden biri olan “kamusal denetim” toplumun menfaatlerinin korunması açısından büyük bir güvencedir. Dolayısıyla özel sektör daha fazla kar etsin diye kamusal denetimin ortadan kaldırılması kabul edilemeyecek bir durumdur ve biz de oda olarak bu görüşlere karşı çıktık.</span></p>
<figure id="attachment_62570" aria-describedby="caption-attachment-62570" style="width: 400px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62570" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mehmet-uluyurt-640x426.jpg" alt="maden" width="400" height="266" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mehmet-uluyurt-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mehmet-uluyurt-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mehmet-uluyurt.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption id="caption-attachment-62570" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Mehmet Uluyurt</figcaption></figure>
<h5><b>“Kanunlarda Kişiye ve Kurumlara Göre Özel Değişiklikler Yapılıyor”</b></h5>
<p><b>Çevre ve yaşam savunucularının itirazları sonucunda 3. ve 5. Madde değiştirildi, 6. madde ise geri çekildi. Fakat doğayı ve yaşamı tehdit eden başka maddeler de varken Enerji Torba Yasa kabul edildi. Türkiye Maden Mühendisleri Odası olarak nasıl yorumluyorsunuz? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Enerji Torba Yasası’nın Meclis’teki alt komisyon görüşmelerine oda olarak biz de katıldık. Maden Kanunu tek başına değerlendirilmesi gereken bir kanun olup bunun torba kanunların içine maddeler eklemek suretiyle sürekli değiştirilmesi oda olarak kabul etmediğimizi komisyon görüşmelerinde de dile getirdik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3213 sayılı maden kanunu 1985 yılında çıkarılmıştır ve 2004’den bu tarafa 24 kez değişikliğe gidilmiştir. Oda olarak kanun görüşmelerinde Maden Kanunu&#8217;nun tek başına ele alınarak tüm paydaşlarının katıldığı zeminlerde tartışılarak ve sürekli değişmeyecek şekilde yasalaşmasını önerdik ama görüşlerimiz dikkate alınmadı. Maalesef ki kanunlarda kişiye ve kurumlara göre özel değişiklikler yapılıyor.</span></p>
<h5><b>“Mecliste İtirazlarımızı Dile Getirdik”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">6. Madde çok kritik bir maddeydi. Maden şirketlerine ruhsat sahası dışında tesis kurma hakkı veriyordu. Bu madde komisyonda da dışarıda çevre ve yaşam savunucusu sivil toplum kuruluşları tarafından da büyük itirazların yükselmesine sebep oldu. Neyse ki tepkiler karşılık buldu ve 6. Madde geri çekildi. Ama bu haliyle bile çok kısıtlı değişiklikler getirildi. Bu maddelerden 5. Madde hiçbir ruhsat ve izin süreci olmadan üretimi legalleştiriyordu. Sivil toplum kuruluşlarının ve odamızın yoğun tepkileri üzerine bu madde geri çekilerek düzenlemeye gidildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bir kazanımdır ama biz Enerji Torba Yasası&#8217;nın tamamen çekilmesi için hem meclis komisyonunda hem de sonrasında itirazlarımızı dile getirdik. Milletvekillerini söz konusu düzenlemeyi yeniden gözden geçirmeye çağırdık. Sermayenin taleplerinin, toplum çıkarı, kamu hizmeti ve kamu denetimi anlayışının önüne geçmemesi, doğal kaynaklarımız ve yaşam alanlarımızın korunması için çağrıda bulunduk ama maalesef yasa başka bir değişikliğe uğramadan kabul edildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Enerji Torba Yasa&#8217;nın değişikliğe gidilen kısımlarıyla bile enerji ve maden şirketlerine fazlasıyla alan açacak, doğaya ve insana zara verecek.</span></p>
<figure id="attachment_62571" aria-describedby="caption-attachment-62571" style="width: 429px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62571" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/burak-orta-640x421.jpg" alt="maden" width="429" height="282" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/burak-orta-640x421.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/burak-orta-1024x673.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/burak-orta-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/burak-orta.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 429px) 100vw, 429px" /><figcaption id="caption-attachment-62571" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Burak Orta</figcaption></figure>
<h5><b>“MTA Maden Aramacılığında Öncü Kuruluş Olarak Yeniden Yapılandırılmalı”</b></h5>
<p><b>Maden arama politikaları da çok geniş bir konu. Özetlemek gerekirse yapılan yanlışlar nelerdir? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Maden aramacılığı gerçekten çok geniş bir konu. Maden aramacılığı konusunda istisaslaşmış kurum olan, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) var fakat bu kurum yıllar içinde diğer devlet kurumları gibi işlevsizleştirilmiştir. MTA tekrar maden aramacılığında öncü kuruluş olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Tespit edilen rezervler ise günün koşulları ülkenin ihtiyaçları göz önüne alınarak üretim planlaması yapılmalıdır. Madenler yenilenebilir kaynaklar olmadığından sömürge madenciliği şeklinde ulusal/uluslararası şirketlere peşkeş çekilmemelidir. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Maden ruhsatları ve ruhsatlandırma süreciyle ilgili mevcut maden yasasının suistimale açık maddeleri nelerdir? Mecliste görüşülen Enerji Torba Yasası da daha çok tahribata alan açan bir düzenleme mi olacak?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Maden Kanunu daha  öncede belirttiğimiz gibi tüm paydaşların  bir araya geleceği ve ortak mutabakat ile hazırlanması gereken bir bir kanundur. Kanun hazırlanma aşamasında halkı, çevreyi, ormanları, kültür varlıklarını, tarımı ve insan sağlığını gözeterek yapılmalıdır. Mutabakat şeklinde hazırlanmayan her kanun sakat olarak doğacaktır.</span></p>
<p><b>Maden Mühendisleri Odası olarak Covid-19 riskine karşı üretim faaliyetleri sırasında tüm maden emekçilerinin salgından korunabilmeleri için bir ‘Covid-19 Rehberi’ rehberi hazırladınız? Bu rehberde öne çıkan en hayati önlemleri ve önerilerinizi nasıl sıralarsınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biliyorsunuz pandemi sürecinin yönetiminde, Türk Tabipler Birliği’nin (TBB) ve diğer bilim insanlarının uyarılarına rağmen erken bir normalleşmeye gidildi. Madencilik sektörü de erken normalleşmeden nasibini aldı. Biz de TMMOB Maden Mühendisleri Odası olarak, hem kendi sağlığımızı hem de diğer çalışanların sağlıklarını korumak için çaba sarf eden meslektaşlarımıza yardımcı olması için bir rehber doküman hazırladık. Sektörümüzün koşullarına özgü olarak dikkate alınacak ek tedbir önerilerini derledik. Artık hepimizin öğrenip uygulamaya çalıştığımız temel önlemlerin yanında iyi bir koordinasyonun sağlanmasını açıkladık. Ancak şunu unutmamak gerekiyor; pandemiye karşı belirleyici olan bireysel ve kurumsal olarak alınan tedbirlerden çok bilim insanlarının önerilerini dikkate alan ve halk sağlığını öne çıkaran bir salgın yönetimidir. </span></p>
<figure id="attachment_62573" aria-describedby="caption-attachment-62573" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62573" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/hasan-koca-640x426.jpg" alt="maden" width="377" height="251" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/hasan-koca-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/hasan-koca-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/hasan-koca.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-62573" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Hasan Koca</figcaption></figure>
<h5><b>“Maden Ocakları En Tehlikeli İş Yerleri Sınıfında”</b></h5>
<p><b>Madencilik sektöründe çalışmanın riskleri nelerdir? Maden ocaklarında ve maden işyerlerinde en çok hangi iş kazalar yaşanıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden ocakları, mevzuattaki sınıflamaya göre çok tehlikeli işyerleri sınıfında. Verilere baktığımızda da sektörümüzde iç acıtıcı bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Sadece kömür madenciliğinde her 5 yılda Soma Faciası’ndan kaybettiğimiz kadar hayatı kaybediyoruz. Göçükler, parlama, patlama ve yangınların yanı sıra ağır iş ekipmanlarından kaynaklanan kazalar en çok karşılaşılanlar.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<blockquote><p>Madencilikte risk yönetimi geniş ve çok boyutlu bir konu. Bu nedenle de kolay bir reçetesi yok. Bizler biliyoruz ki işçi sağlığı ve iş güvenliği ilkelerinin hükümetler tarafından öncelik yapılması halinde iş kazaları ve meslek hastalıkları büyük oranda önlenebiliyor. Bunun dünyada örnekleri var. Tabii yalnızca kanun, yönetmelik çıkararak ilerlemek mümkün değil. Başlangıç noktası olarak sermayenin sadece kar amaçlı taleplerinin değil bilim ve tekniğin öne çıkarılması ve daha insanca koşulların hedeflenmesi gerekiyor.</p></blockquote>
<h5><b>“Madencilikte İnsanca Koşulların Hedeflenmesi Gerekiyor”</b></h5>
<p><b>Peki bu risklere karşı alınması gereken önlemler nelerdir?  Nasıl bir risk yönetimi planlaması yapılmasını öneriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilikte risk yönetimi geniş ve çok boyutlu bir konu. Bu nedenle de kolay bir reçetesi yok. Ama öncelikle bu konuda bir irade olması gerekiyor. Bizler biliyoruz ki, işçi sağlığı ve iş güvenliği ilkelerinin hükümetler tarafından öncelik yapılması halinde iş kazaları ve meslek hastalıkları büyük oranda önlenebiliyor. Bunun dünyada örnekleri var. Tabii yalnızca kanun, yönetmelik çıkararak ilerlemek mümkün değil. Başlangıç noktası olarak sermayenin sadece kar amaçlı taleplerinin değil bilim ve tekniğin öne çıkarılması ve daha insanca koşulların hedeflenmesi gerekiyor. Bu doğrultuda atılması gereken pek çok adım var. TMMOB Maden Mühendisleri Odası olarak bizim bu adımları detaylı olarak açıklayan pek çok çalışma ve yayınımız mevcut. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<figure id="attachment_62574" aria-describedby="caption-attachment-62574" style="width: 463px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62574" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Bariş-Özoğlu-640x426.jpeg" alt="maden" width="463" height="308" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Bariş-Özoğlu-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Bariş-Özoğlu.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 463px) 100vw, 463px" /><figcaption id="caption-attachment-62574" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Barış Özoğlu</figcaption></figure>
<p><b>Madencilik sektöründe en çok karşılaşılan meslek hastalıkları hangileri? Bu hastalıklarla mücadele etmek için işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ne gibi önlemler alınmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik ve meslek hastalığı dendiğinde ilk olarak akla akciğer hastalıkları gelir. Kömür tozu pnömokonyozu, silikozis gibi akciğer hastalıklarına sebep oluyor. İşyerlerinde bunlara karşı alınması gereken tedbirler vardır. Ancak bunun da ötesinde meslek hastalıklarını tespit edebilmek çok önemlidir. Ülkemizde meslek hastalıklarının maalesef çok az bir kısmının tespiti yapılabiliyor. Böyle olunca mücadele etmek de mümkün olmuyor. Resmi verilere göre; 2018 yılında tüm maden işyerlerinde tespit edilen meslek hastalığı sayısı yalnızca 100 civarındadır. Genel tabloya bakıldığında durum daha da vahim, ülke genelinde tüm sektörlerde toplam 1000 civarında kişinin meslek hastalığına tutulduğu tespit edilebilmiş. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<h5><b>Tozlu Ortamda Çalışan Maden İşçileri Dönüşü Olmayan Akciğer Rahatsızlikları Yaşıyor</b></h5>
<p><b>Tozla mücadeleyle ilgili bir yönetmelik bulunuyor. Tozla mücadele konusunda bu yeterli bir yönetmelik mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yönetmelik olarak bakıldığında yeterli, fakat uygulama konusunda ne yazık ki yetersiz. Buna karşı, ülkemizdeki toz kaynaklı meslek hastalıklarına baktığımızda yeterli önlemler alınmadığını görüyoruz. Denetlemeler yetersiz olduğundan sağlıksız tozlu ortamda çalışan maden işçileri ne yazık ki geri dönüşü olmayan akciğer rahatsızları yaşıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca büyük birçok iş veren bu tarz meslek hastalıklarının belirtileri olan çalışanları başka gerekçeler göstererek iş akdine son veriyor. Bu durumu işçi fark ettiğinde bildirim süresi geçtiğinden hiçbir hak iddia edemiyor. Çünkü meslek hastalığını belgelemek için yönetmeliklerde hastalığın tespiti ile işten ayrıldığı tarih arasındaki belli süreler söz konusudur. Bu süreler aştığı takdirde işçi herhangi bir hak iddia edemiyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_62578" aria-describedby="caption-attachment-62578" style="width: 397px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62578" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Salih-Kuş-640x426.jpeg" alt="maden" width="397" height="264" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Salih-Kuş-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Salih-Kuş.jpeg 1000w" sizes="auto, (max-width: 397px) 100vw, 397px" /><figcaption id="caption-attachment-62578" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Salih Kuş</figcaption></figure>
<h5><b>“Siyasi İktidar, Şirketleri Kollamayı Tercih Etti”</b></h5>
<p><b>Soma ve Ermenek’teki madenciler tazminatlarını alamadıkları için uzun süredir eylem yapıyorlar. 4857 sayılı İş Yasası bu hakları almayı mümkün kılmıyor mu?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Son örneği Ermenek ve Soma’da bulunan maden işletmelerinde görüldüğü gibi, işçiler çalışıyor, üretiyor ancak hak ettikleri ücreti veya sosyal haklarını alamıyorlar. Ermenek ve Soma’da işveren konumunda bulunan bazı firmalar işçilerin hak ettiği ücretleri ve kıdem tazminatlarını ödemedikleri gibi, bunu bir alışkanlık haline getirmiş, işçilerin ödenmeyen hakları üzerinden ek kazançlar elde etmeye yönelmişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu duruma daha fazla katlanamayan Ermenek ve Somalı maden işçileri, alın terlerinin karşılığını almak için hak mücadelesine girişmişlerdir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunda geniş yankı bulan bu hak mücadelesi toplumun birçok kesimi tarafından desteklenirken, siyasi iktidar ve kolluk kuvvetleri tarafından yapılan çok ciddi engellerle karşılaştı. Siyasi iktidar, işçilerin haklarının işveren tarafından gasp edilmesine engel olması gerekirken, şirketleri kollamayı tercih etti ve gücünü işçilerin hak mücadelesini engellemek üzere kullandı. Ermenek ve Somalı işçilerin Anayasal haklarını kullanarak yürüttükleri bu hak mücadelesi halen siyasi iktidar ve kolluk güçleri tarafından göz altılarla, biber gazları ile türlü yöntemlerle engellenmeye çalışılıyor. </span></p>
<h5><b>“</b><b>Madencilik Faaliyetlerinde Amaç, İnsanın Refahı ve Mutluluğudur”</b></h5>
<p><b>Madencilik sektörünün genel sorunları nelerdir? Bu sorunlara dair oda olarak sizin çözüm önerileriniz nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden Mühendisleri Odası olarak 2003 yılında </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">ulusal madencilik politikası için temel ilkeler neler olmalıdır</span><span style="font-weight: 400;">’’? </span><span style="font-weight: 400;">diye bir beyanımız var. Burada 14 maddeden oluşan temel ilkeleri her açıdan değerlendirdik. 2019 yılında odamızın yaptığı Madencilik Politikaları Çalıştayı’nda günün gelişen şartlarına göre bu ilkelerimiz tekrar masaya yatırılmış ve değerlendirilmiştir. “</span><span style="font-weight: 400;">Ulusal Madencilik Politikası İçin Temel İlkeler</span><span style="font-weight: 400;">” ile madencilik sektörünün; eğitimden kamu yararına, inovasyondan planlamaya kadar tüm yönleri irdelenmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ulusal Madencilik Politikası için Temel İlkeler’inden birkaçı şöyle: </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Madencilik faaliyetlerinde amaç, insanın refahı ve mutluluğudur. İnsan onuruna ve emeğine saygılı madencilik faaliyetleri yürütülmelidir.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bilimsel bilgi ile desteklenmeyen söylem ya da tasarılardan uzak durulmalıdır. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Madencilik sektörünün ülke kalkınmasındaki kritik önemi, fazla miktarlarda üretilip yurt dışına satılarak döviz elde edilmesinde değil, yerli sanayiye düşük maliyette ve kaliteli girdi sağlamasındadır.  </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Maden aramaları çağdaş teknolojilerle yapılmalı ve  kamu denetiminde yürütülmelidir. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Madenciliğin çevreye etkilerim yadsımak mümkün değildir. Ancak çevre dostu teknolojileri ve yöntemleri kullanmak, sektörün gelişimini engellemez, aksine genel anlamda sektörün gelişimine katkıyı yapacaktır. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">TMMOB Maden Mühendisleri Odası 47.Dönem Yönetim Kuruluna katkılarından dolayı teşekkür ederiz..</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/16/komur-madenciliginde-her-5-yilda-somadaki-kadar-can-kaybediyoruz/">Kömür Madenciliğinde Her 5 Yılda, Soma’daki Kadar Can Kaybediyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“BM Rehber İlkeleri; Devletlere ve Maden Şirketlerine Önemli Sorumluluklar Yüklüyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/14/bm-rehber-ilkeleri-devletlere-ve-maden-sirketlerine-onemli-sorumluluklar-yukluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2020 09:44:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[MAD]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[mekanda adalet derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62459</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” dosyamızda, madencilik faaliyetlerinin çok geniş bir yelpazede hak ihlallerine sebep olduğunu vurgulayan Mekanda Adalet Derneği’nden avukat Özlem Zıngıl, “Hak ihlalleriyle mücadele etmede devletlere ve maden şirketlerine önemli yükümlülükler yükleyen BM Rehber İlkeleri çok önemli. Bu ilkeler üçlü bir çerçeveye; devletlerin insan haklarını koruma ödevine, şirketlerin insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğüne ve hakları ihlal edilenlerin zararlarının telafi edilmesine dayanmaktadır. Devletin ‘koruma yükümlülüğü’, devletlerin hak sahiplerini üçüncü kişilerin yani şirketlerin müdahalesine karşı korumasını ifade ediyor. Dolayısıyla, devletlerin ihlallere göz yuman yasal çerçeve kabul etmesi bu bağlamda doğrudan sorumluluğunu tetikler” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/14/bm-rehber-ilkeleri-devletlere-ve-maden-sirketlerine-onemli-sorumluluklar-yukluyor/">“BM Rehber İlkeleri; Devletlere ve Maden Şirketlerine Önemli Sorumluluklar Yüklüyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlığıyla hazırladığımız maden dosyamızın beşinci bölümünde (MAD) Mekanda Adalet Derneği Kurucu Üyesi Avukat Özlem Zıngıl ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızla devam ediyoruz. Zıngıl ile madencilik faaliyetlerinin sebep olduğu hak ihlallerini, bu noktadan hareketle maden şirketlerinin yükümlülüklerini, insan hakları yükümlülüklerini tam olarak karşılamayan yasaların uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve ilkelerine ters düşen taraflarını konuştuk. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62461 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozlem-zingil-640x853.jpeg" alt="Özlem Zıngıl" width="284" height="379" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozlem-zingil-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozlem-zingil-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ozlem-zingil.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 284px) 100vw, 284px" /></p>
<h5><b>“Madencilik Faaliyetleri Geniş Bir Yelpazede İnsan Haklarını Olumsuz Etkiliyor&#8221;</b></h5>
<p><b>Maden </b><b>çıkaran şirketlerin, faaliyetlerini yürütü</b><b>rken do</b><b>ğrudan ve dolaylı olarak neden olduğu hak ihlalleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketlerin faaliyetleriyle neden oldukları insan hakları ihlallerinden bahsederken, faaliyetin kendisine ilişkin olumsuz insan hakları etkilerinin olduğu bu anlamda da riski belirgin bazı sektörlerden bahsediyoruz. Madencilik de bunların başında geliyor. Çünkü madencilik faaliyetinin yürütülmesi doğası gereği çevresel bozulmaya neden olmaktadır.  Madenciliğin tehlikeli maddelerin kullanımını içermesi, bunun yanında faaliyetin yürütülmesi için yapılan kamulaştırma ve ormansızlaştırma beraberinde suya erişim hakkı ve gıda hakkından yerinden edilmeye kadar uzanan çok geniş bir yelpazede insan hakları üzerinde olumsuz etki doğurmaktadır. Bu olumsuz etkiler sadece faaliyetin yürütüldüğü yerde yaşayan halkı etkilememekte, hepimizi etkilemektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da bu noktada, başka yaygın insan hakkı ihlallerini vurgulamak gerekir. Sadece Türkiye değil genel olarak madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü her yerde yüksek olan olumsuz insan hakları etkilerine rağmen hem ihlallerden doğrudan etkilenen halk hem de kamuoyu ile istişare süreçlerinin olması gerektiği şekilde yürütülmemesi, itirazların dikkate alınmaması karşısında demokratik toplumun olmazsa olmazı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanarak kendilerini ifade etmek isteyenler, hedef gösterilme ve kriminalize edilme, bu hakkın kullanılmasına müdahale edilmesi, idari para cezaları ve haklarında soruşturulma başlatılması gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalmakta.  </span></p>
<h5><b>BM Rehber İlkeleri ile Maden Şirketleri İnsan Haklarına Saygı Göstermek Zorunda </b></h5>
<p><b>İnsan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda devletin sorumluluğundan bahsediyoruz. Peki doğayı tahrip eden ve bir sürü hak ihlaline sebep olan maden şirketlerinin yükümlülükleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası insan hakları hukukunun, şirketlerin sorumluluklarını da içerecek şekilde tartışılması yeni değil ancak şirketlerin sorumlulukları üzerine temel ilkeler üzerinden ele alınması yaklaşık on yıllık bir geçmişe sahip. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devlet odaklı bir sistematiğe sahip olan uluslararası hukukun temel öznesi de devletler olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrasında insan haklarının açtığı alanda bireyler hakkın öznesi olarak öne çıksa da yükümlülükler devletlere yüklenmiştir. Bu denklemde, devlet dışı aktörler olan şirketlerin insan hakları alanındaki yükümlülükleri ve hesap verebilirlikleri 1970’lerden beri tartışılmaktadır. Birleşmiş Milletler bünyesinde, iş dünyası ve insan hakları ilişkisine odaklanan çalışmalar 70’lerden bugüne çeşitli başarısız denemelerden sonra 2011 yılında İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nin (BM Rehber İlkeleri) kabul edilmesiyle önemli bir aşamaya gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Rehber İlkeler, uluslararası insan hakları yükümlülüklerinin şirketlere doğrudan uygulanabilir olduğunu henüz öngörmemekle birlikte uluslararası insan hakları hukukunda devletlerin münhasıran yükümlü olduğuna dair kabulü kırdı. Henüz diyorum çünkü BM Rehber İlkelerinin kabul edilmesinin ardından BM İnsan Hakları Konseyi 2014 yılında hükümetler arası bir çalışma grubu kurdu ve bu çalışma grubu şirketler için hukuken bağlayıcı uluslararası metin üzerinde çalışıyor. Şu anda, bir taslak metin üzerinde tartışılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün, BM Rehber İlkeleri’nin kabulü ile birlikte, devletlerin yükümlülüklerini ve şirketlerin de insan haklarına saygı gösterme sorumluluğunu somut ilkelere dayanarak ileri sürüyoruz. Bu somut ilkeler, kaynağını uluslararası insan hakları metinlerinden; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, BM Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nden alıyor. Dolayısıyla maden sektörünü de içine alan boyutu, yapısı ne olursa olsun her türlü şirket bu denklemin içinde.</span></p>
<figure id="attachment_62464" aria-describedby="caption-attachment-62464" style="width: 430px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62464" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-bekir-dindar-640x427.jpg" alt="kazdağlaarı" width="430" height="287" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-bekir-dindar-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-bekir-dindar-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-bekir-dindar.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 430px) 100vw, 430px" /><figcaption id="caption-attachment-62464" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Bekir Dindar</figcaption></figure>
<h5><b>Devletlerin Uluslararası İnsan Hakları Hukukundaki Koruma Yükümlülüğü</b></h5>
<p><b>Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü bölgelerde hak ihlali yapanlar şirketler. Fakat hem yasaya rağmen hem de yasalarla göz yuman bir devlet var. Bu durumda asıl suçlu kim? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ikisinin de hesap verebilirliği söz konusu. Devletler, insan haklarına saygı göstermek, onları korumak ve geliştirmekle yükümlüdür. İhlal edil mesi halinde de sorumludurlar. BM Rehber İlkeleri, üçlü bir çerçeveye; devletlerin insan haklarını koruma ödevine, şirketlerin insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğüne ve hakları ihlal edilenlerin zararlarının telafi edilmesine dayanmaktadır.</span></p>
<h5><b>Şirketlere Karşı Koruma Yükümlülüğü </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Rehber İlkeleri’nin ilk sütunu olan devletlerin insan haklarını koruma ödevi, devletlerin uluslararası insan hakları hukukundaki koruma yükümlülüğüne dayanmaktadır. Koruma yükümlülüğü, devletlerin hak sahiplerini üçüncü kişilerin müdahalesine karşı korumasını ifade ediyor ve burada ‘üçüncü kişiler’ de şirketleri de kapsıyor. Dolayısıyla maden şirketlerini de kapsıyor. Devletin koruma yükümlülüğü, üçüncü kişilerin müdahalesini bertaraf etmeye elverişli tedbirlerin alınmış olmasını gerektirir. Diğer bir ifadeyle, hakkı korumak için etkili bir yasal ve idari çerçeve kabul etme yükümlülüğüdür. Uluslararası insan hakları hukukundaki koruma yükümlülüğüne dayanarak BM Rehber İlkeler de, koruma yükümlülüğünün devletlerin etkili politikalar, yasalar, yönetmelikler ve kararlar yoluyla şirketlerin insan hakları ihlallerinin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, giderimi için uygun adımları atması gerektiğini belirtmektedir (Rehber İlke 1). Dolayısıyla, devletlerin ihlallere göz yuman yasal çerçeve kabul etmesi bu bağlamda doğrudan sorumluluğunu tetikler.</span></p>
<h5><b>Maden Şirketlerinin Geniş Kapsamlı Sorumlulukları Var</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci sütun olan şirketlerin insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğü ise, şirketlerin insan haklarını ihlal etmekten kaçınmasını, faaliyetlerinin insan haklarına olumsuz etkilerini araştırması ve ortadan kaldırmasını öngörmektedir. Burada, basit olarak zarar vermeme söz konusu değildir; şirketlerin pasif bir sorumluluğun ötesinde pozitif edimlerde bulunması gerekli kılınmıştır. Şirketlerin, sadece kendi faaliyetleri yoluyla insan hakları üzerinde olumsuz etkilere neden olması veya katkıda bulunması durumunda değil; ayrıca kendileri olumsuz etkiye katkıda bulunmasalar dahi, iş ilişkisi içinde oldukları şirketlerin faaliyetleri, ürünleri veya hizmetleri ile doğrudan bağlantılı olan olumsuz insan hakları etkilerini bakımından da farklı seviyelerde atmaları gereken adımlar bulunmaktadır. Şirketler bakımından da dar kapsamlı bir sorumluluktan bahsetmiyoruz bu bakımdan.</span></p>
<figure id="attachment_62465" aria-describedby="caption-attachment-62465" style="width: 368px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62465" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-volkanişil-640x360.jpg" alt="kazdağları" width="368" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-volkanişil-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdağlari-mekanda-adalet-volkanişil.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" /><figcaption id="caption-attachment-62465" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Volkan Işıl</figcaption></figure>
<blockquote><p>Yasalar, insan hakları yükümlülüklerini tam olarak karşılamıyor.</p></blockquote>
<p><b>Enerji Torba Yasasında yer alan ve madencilik sektörünü ilgilendiren 6.madde çıkarıldı. Bu yaşam savunucularının mücadelesi sonucunda kazanılan bir başarı. Fakat yasaların tam anlamıyla çevre dostu olduğu söylenemez. Ülke kanunları yeterli gelmediğinde; çevre örgütleri, aktivistler ve vatandaşlar nereye başvurmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Tam anlamıyla çevre dostu olduğu söylenemez’ dediğiniz noktada, ben bunu “Yasalar, insan hakları yükümlülüklerini tam olarak karşılamıyor” olarak anlıyorum. Ancak, uluslararası insan hakları hukukundan doğan devletlerin insan haklarına saygı gösterme, koruma ve gereğini yerine getirme yükümlülükleri devletlerin ‘tam anlamıyla çevre dostu olduğu söylenemez’ bir mevzuat çıkarmasını bu yükümlülüklerin ihlali olarak tanımlıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 90. maddesine de bu çerçevede bakabiliriz. Anayasa’da 2004 yılında değişiklik yapılmıştı ve bu değişik “… </span><i><span style="font-weight: 400;">diğer yandan dünyada, gelişen yeni demokratik açılımlara uyum sağlanması açılıma uygun bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin, evrensel düzeyde kabul edilmiş standart ve normlar ile Avrupa Birliği kriterleri seviyesine çıkarılması amacıyla kanunlarımızda düzenlemeler yapılması ihtiyacı temel yasamız olan Anayasa’da da değişiklikler yapma zorunluluğu doğurmuştur</span></i><span style="font-weight: 400;">” şeklinde gerekçelendirilmişti. 2004 değişiklikleri kapsamında 90. maddenin son fıkrasına yapılan eklemeyle usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı eklenmiştir.</span></p>
<h5><b>“Şirketlerin İnsan Haklarına Saygı Gösterme Sorumluluğu Mevzuata Uygunluk Göstermekten Fazlasıdır”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasa’nın 90. Maddesindeki bu hüküm, esasen devletin yükümlülükleri bağlamında hareket edeceğine dair taahhüdünü Anayasa’da ifadesidir. Çünkü, bu hüküm mahkemelere, yasa hükmüyle temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar çeliştiğinde yasaya değil uluslararası anlaşmaya öncelik ver diyor. Aynı zamanında, yasama organı yönünden de kabul edilecek yasaların, temel hak ve özgürlükler bakımından uluslararası antlaşmalara aykırı hükümler içerme diyor. Dolayısıyla, yasa tasarılarının hazırlık süreci de dahil olmak üzere yasama organı da bunu gözetmelidir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunuz bağlamında özellikle vurgulanması gereken ise, BM Rehber İlkeler’in ikinci sütunda şirketlere yönelik ilkelerin başlangıcında şirketlerin, insan haklarına saygı gösterme sorumluluğunun devletin insan hakları yükümlülüklerini yerine getirme becerisinden veya isteğinden bağımsız olduğunu kabul etmektedir (Rehber İlke 11). Yani, şirketlerin insan haklarına saygı gösterme sorumluluğu ülke mevzuatına uygunluk göstermekten fazlasıdır. Bu açıdan, şirketler devletin koruma yükümlülüğünü karşılamayan yasalarına uyuyorum diyerek bu sorumluluğu bertaraf edemez. </span></p>
<h5><b>“BM Rehber İlkeleri, ‘Ulusal Eylem Planı Hazırla’ Diyor ama Türkiye Hiçbir Adım Atmadı”</b></h5>
<p><b>2011</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de Birleşmiş̧ Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde kabul edilen </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>nin getirdiği yükümlülükleri şirketler ve devletler açısından bağlayıcılığını değerlendirebilir misiniz? Hükmü yok mu bu ilkelerin? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Rehber İlkeleri, yasal bağlayıcılığı olmayan bir metin (</span><i><span style="font-weight: 400;">soft law</span></i><span style="font-weight: 400;">) niteliğinde. Ancak, devletler bakımından yukarıda detaylı olarak bahsettiğimiz gibi koruma yükümlülükleri, devletlere karşı ileri sürülebilmesinde bu ilkelere dayanak oluşturuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Rehber İlkeler de bu bağlamda, devletlerin bir Ulusal Eylem Planı (National Action Plan) hazırlamasını ve bu plan kapsamında mevcut yasalarını BM Rehber İlkeler’deki esaslar çerçevesinde gözden geçirip gerekli adımları buna göre atmasını söylüyor. Türkiye henüz bu konuda hiçbir adım atmadı, en azından bu yöndeki niyetini veya planlamasını kamuoyu ile paylaşmadı. Dünya genelinde ülkelerin durumu ise globalnaps.org sayfasından izlenebilir. Görülebileceği gibi eylem planının üçüncü revizyonunu yapan ülkeler mevcut.</span></p>
<h5><b>BM Rehberi Şirketler İçin Durum Tespit Zorunluluğu </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Rehber İlkeleri’nin şirketlere karşı doğrudan ileri sürülebilmesi bağlamında da son birkaç yıldır yeni bir dalga ile karşı karşıyayız. BM Rehber İlkeleri, şirketlerin insan haklarına saygı gösterme sorumluluğunu yerine getirebilmek için uygun politika ve süreçler oluşturması gerektiğini benimsemektedir. Bu süreç, şirketlerin kendi faaliyetleri ile doğrudan bağlantılı faaliyetlerinin neden olabileceği veya katkıda bulunabileceği olumsuz insan hakları etkilerinin tespit edilmesi, önlenmesi, azaltılması ve nasıl ele alındığının açıklandığı ve süreklilik gösteren bir ‘insan hakları durum tespit süreci’ (</span><i><span style="font-weight: 400;">human rights due diligence</span></i><span style="font-weight: 400;">) olarak tanımlanmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karşı karşıya olduğumuz bu yeni dalga, şirketler için insan hakları durum tespit sürecini zorunlu kılan ve yaptırım öngören yasaların kabul edilmesidir. Şu anda Birleşik Krallık, Hollanda, Avusturalya ve Fransa’da sektör ve yaptırım bakımından farklı içeriklerde kabul edilmiş yasalar söz konusudur. Almanya ve İsviçre’de de yasa taslakları hazırlanmaktadır. Tüm bunlara ilaveten, Avrupa Birliği de insan hakları durum tespit sürecini zorunlu kılan ve yaptırım öngören bir regülasyon üzerinde çalışmaya başlamıştır. Özellikle yaptırımları güçlü bu yasalar, BM Rehber İlkeleri’ni içererek şirketler bakımından da </span><i><span style="font-weight: 400;">soft law</span></i><span style="font-weight: 400;"> niteliğini, yasal olarak bağlayıcı hale (</span><i><span style="font-weight: 400;">hard law</span></i><span style="font-weight: 400;">) dönüştürmektedir. </span></p>
<h5><b>Maden Şirketleri Uluslararası Şikayet Mekanizması NCP’ye Şikayet Edilebilir</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak, OECD Çokuluslu İşletmeler Rehberi’nden (OECD Rehberi) ve öngördüğü şikayet mekanizması olan NCP’den</span><i><span style="font-weight: 400;"> bahsedebiliriz.</span></i><span style="font-weight: 400;"> (</span><i><span style="font-weight: 400;">National Contact Point / </span></i><span style="font-weight: 400;">Ulusal İrtibat Noktası) 1976 yılında kabul edilen OECD Rehberi’nde, karşılaşılan gelişmeler çerçevesinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır. En son değişiklik, BM Rehber İlkeleri’nin kabul edilmesi üzerine 2011 yılında yapılmış ve bu değişiklikle OECD Rehberi’nin insan haklarına ilişkin bölümü BM Rehber İlkeleri’ne uyumlu olacak şekilde değiştirilmiştir. Bu değişiklik sonucunda, maden şirketlerin veya diğer sektör şirketlerinin yaptığı insan hakları ihlalleri şikayet mekanizmasına taşınabilmektedir. Şikayet mekanizmasının tavsiye kararı vermesi, mahkeme kararı bu kararın uygulanmasını sağlamamaktadır. Fakat, OECD Rehberi’ni kabul eden ülkelerin NCP’leri tarafından verilen 400’e yakın karar bulunmaktadır ve bu kararlar, şirketlerin insan hakları sorumluluğunun kapsamını belirlemede önemli kaynak oluşturmaktadır. Türkiye de OECD Rehberi’ni kabul etmiştir. Dolayısıyla, özellikle Türkiye’de faaliyet gösteren çokuluslu şirketler bakımından OECD Rehberi’ne dayanarak NCP’ye başvurmak mümkündür. Buna ilişkin en yakın tarihli örnek Zeynel Bey Türbesi’nin taşınması bağlamında Hollanda NCP’sine yapılmıştır. Hem bu şikayete ilişkin belgelere, hem de tüm şikayetlere ilişkin belgelere </span><a href="http://www.oecdwatch.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">www.oecdwatch.org</span></a><span style="font-weight: 400;"> adresindeki veritabanından ulaşılabilir.    </span></p>
<blockquote><p>BM Rehber İlkeleri’nin, şirketlerin ihlal edebileceği insan hakları bakımından bu hakları sınırlı olarak saymadığını da hatırlamak gerekir. BM Rehber İlkeleri, şirketlerin ihlal edebileceği hakları tahayyül ederken, asgari olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde, BM Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde, BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde ve İLO’nun temel sözleşmelerinde tanımlı hakları göz önüne almamız gerektiğini ifade ediyor.</p></blockquote>
<h5><b>“Madencilik ve İnsan Hakları Çalışma Grubu Genel Bir Çerçeve Çizmekte”</b></h5>
<p><b>Madencilik faaliyetlerinin insan hakları üzerindeki etkilerini araştıran 7 sivil toplum kuruluşundan oluşan, Latin Amerika</b><span style="font-weight: 400;">&#8216;</span><b>daki ‘Madencilik ve İnsan Hakları Çalışma Grubu’ madencilik sektörünün hangi hak ihlallerine neden olduğuna dair bir çerçeve çizer mi? Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de büyük halk eylemlerine sebep olan madencilik faaliyetlerini örnek gösterebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik sektörü, faaliyetin kendisine ilişkin olumsuz insan hakları etkilerinin olmasıyla ilintili olarak riski belirgin sektörlerin başında geliyor. Tıpkı, inşaat sektöründe, tekstil sektöründe olduğu gibi. Dolayısıyla, madencilik sektörüyle ilgili olumsuz insan hakları etkileri için global bir tespit yapmak mümkün. Faaliyetlerin çevresel, ekonomik, sosyal ve kültürel olumsuz etkileri ilgili ülkenin kendine özgü koşullarına göre değişiklik gösterse de temelde bu başlıklar altında sayılmaktadır. Latin Amerika’daki Madencilik ve İnsan Hakları Çalışma Grubu</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nun çalışmaları da hak ihlalleri bakımından genel bir çerçeve çizmekte.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Rehber İlkeleri’nin, şirketlerin ihlal edebileceği insan hakları bakımından bu hakları sınırlı olarak saymadığını da hatırlamak gerekir. BM Rehber İlkeleri; şirketlerin ihlal edebileceği hakları tahayyül ederken, asgari olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde, BM Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde, BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde ve İLO’nun temel sözleşmelerinde tanımlı hakları göz önüne almamız gerektiğini ifade ediyor.  BM Rehber İlkeleri, aslında ‘insan hakları durum tespit süreci’ söz konusu faaliyeti tüm bu geniş hak skalasında düşünerek olumsuz etkileri buna göre belirlemeyi içeriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">OECD Çokuluslu İşletmeler Rehberi, 2011 yılında BM Rehber İlkeleri’ne uyumlu hale getirildikten sonra yüksek risk içeren sektörler bakımından ‘insan hakları durum tespit süreci’nin nasıl yapılması gerektiğine dair kılavuzlar yayınlamaya başladı. Bu kılavuzlardan biri de maden sektörüne yönelik. Bu kapsamda hangi haklara bakmak konusunda yönlendirici önemli bir kaynak. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/14/bm-rehber-ilkeleri-devletlere-ve-maden-sirketlerine-onemli-sorumluluklar-yukluyor/">“BM Rehber İlkeleri; Devletlere ve Maden Şirketlerine Önemli Sorumluluklar Yüklüyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivil Toplumun Mücadelesi Muhalefet Etmemizi Güçlendirdi”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/sivil-toplumun-mucadelesi-muhalefet-etmemizi-guclendirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 08:54:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kenanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişmiş demokrasilerde, Sivil Toplum Kuruluşlarının yasayı hazırlayan taraf olduğunu, ülkemizde ise hazırlanan yasalara muhalefet edebilmesi dahi hem mecliste hem sokakta engellenen kesim olduğunu ifade eden HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Çevre örgütlerine, doğa ve yaşam savunuculuğu mücadelesini sürdüren arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Çünkü onlar sürece böylesine katkı sunmasaydılar, mecliste sadece bizim çabalarımızla iktidarın geri adım atması mümkün değildi. Biz mecliste sivil toplumun sesi olduk ve sivil toplumun mücadelesi bizim muhalefet etmemizi güçlendirdi” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/sivil-toplumun-mucadelesi-muhalefet-etmemizi-guclendirdi/">“Sivil Toplumun Mücadelesi Muhalefet Etmemizi Güçlendirdi”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlığıyla hazırladığımız maden </span><span style="font-weight: 400;">dosyamıza, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ile yaptığımız röportajımızla devam ediyoruz. Maden dosyamızın dördüncü röportajında Ali Kenanoğlu ile çevre STK’ları odağında sivil toplumun TBMM’deki varlığını, yasama çalışmalarına katılımını ve politika üreticileri etkileme potansiyelini konuştuk. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62334 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-1-640x426.jpg" alt="Ali Kenanoğlu" width="346" height="230" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-1-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-1.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 346px) 100vw, 346px" /></p>
<h5><b>Bir Yasa Tasarısının ‘Kanunlaşma’ Süreci</b></h5>
<p><b>TBMM’de; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Teknolojileri Komisyonu üyesiniz. İlgili yasaların ilk kez tartışıldığı yer bu komisyon. Bilmeyenler için bir yasa tasarısı kanunlaşmadan önce hangi süreçlerden geçiyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasa teklifi verme hakkı Anayasa’nın 88. maddesine göre sadece Milletvekillerine tanınmıştır. Milletvekili tarafından hazırlanan bir yasa teklifi kendi parti grubuna verilir ve 20 imza tamamlandıktan sonra parti grubu tarafından TBMM Başkanlığına gönderilir. TBMM Başkanlığı yasa teklifini uygun görürse ilgili komisyona havale eder. İlgili komisyon yasa teklifi görüşmeleri için üyeleri toplantıya çağırır. Burada hem alt komisyon kurulup kurulmayacağı hem de meclis dışından kimlere çağrı yapılacağına karar verilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu aşamada çağrılı ilgili taraflar komisyona bilgi verirler, siyasi parti temsilcileri olarak bizler de komisyonda hem değişiklik önergeleri veririz hem de görüşlerimizi ifade ederiz. Görüşmeler tamamlanınca hazırlanan rapor muhalefet şerhleri ile birlikte TBMM Başkanlığına gönderilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TBMM Başkanlığı teklifi genel kurula görüşmek üzere sevk ederse, meclis genel kurulunda maddeler üzerinde konuşmalar yapılır ve önergeler verilir. Bütün maddeler tek tek ve sonunda bütünü üzerinde oylamaya sunulur. Genel Kurul&#8217;dan geçen kanun teklifi Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı&#8217;na gönderilir, Cumhurbaşkanı&#8217;nın onaylaması halinde yasa teklifi Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girer. Teknik aşama bu şekildedir. </span></p>
<blockquote><p>Gelişmiş demokrasilerde, STK’lar yasayı hazırlayan taraf olurken, ülkemizde engellenen kesimdir.</p></blockquote>
<p><b>Sivil toplum dünyasını yakından takip eden bir vekil olarak; sivil toplumun meclisteki varlığını, yasama çalışmalarına katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sivil toplum mücadele ve faaliyet alanlarını ilgilendiren konularda yasama çalışmalarına katılabiliyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının yasama çalışmalarına katılabilmesi son derece sınırlıdır. Bunda iktidarın yasaları, sivil toplumun görüşüne sunmadan neredeyse gizleyerek ve alelacele bir şekilde süreci tamamlayıp kanunlaştırmak üzerine yapılan çalışma şeklinden kaynaklı olduğunu söylemeliyim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelişmiş demokrasilerde, sivil toplum kuruluşları neredeyse yasayı hazırlayan taraf olurken, ülkemizde ise hazırlanan yasalara muhalefet edebilmesi dahi hem mecliste hem sokakta engellenen kesimdir. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62335 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-2-640x426.jpg" alt="Ali Kenanoğlu" width="392" height="261" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-2-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-2.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<h5><b>“Komisyona Girebilen Çevre Örgütü Aktivisti Komisyondan Dışarı Çıkarıldı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine bu yasa teklifinde olduğu gibi, bizim komisyonda dinlenmesini istediğimiz sivil toplum kuruluşlarının birçoğu komisyona davet edilmediği gibi bir şekilde komisyona girebilen Çevre örgütü aktivisti ise komisyondan dışarı çıkarıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum kuruluşlarının kendilerini ilgilendiren yasa teklifleri gündeme geldiğinde duyarlı olduklarını biliyorum. Hem meclis ayağında hem demokratik kamuoyunda hem de sosyal medyada seslerini duyurmak için mücadele yürüttüklerini, meclise alınmasalar bile bizlere görüş ve önerilerini sunduklarını, bizler de onların sesini hem komisyon aşamasında hem de genel kurul çalışmalarında savunmaya çalışıyoruz. </span></p>
<h5><b>“İktidarın Sivil Faşizm Uygulamaları Herkes Tarafından Gözleniyor”</b></h5>
<h5><b>“Sokakta 3 Kişinin Açıklamasına Dahi Polis Şiddeti ile Karşılık Veriyor”</b></h5>
<p><b>Peki Meclis, sivil toplumun sesini yükseltmesine ve sorunlarını dile getirmesine nasıl yaklaşıyor? Yasalar çerçevesinde ne kadar alan açıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meclis’te iktidar kanadının sivil toplumun sesini duyurmasına tahammül göstermiyor. Sadece komisyon aşamasında sınırlı sayıda usulen ilgili oda temsilcilerine söz hakkı tanımasının dışında, sokakta 3 kişinin açıklamasına dahi polis şiddeti ile karşılık veriyor. Böyle bir atmosferde Meclisin ya da iktidarın hem içeride hem dışarıda sivil faşizm uygulamaları herkes tarafından gözleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak bizler muhalefet milletvekilleri olarak komisyonlarda yaşanan tartışmaları her aşamasında kamuoyu ile paylaşıp bilgilendiriyoruz. Diğer taraftan da bu bilgilendirme sonucunda oluşan görüş ve önerileri de yasa yapım sürecinde dile getiriyoruz.</span></p>
<h5><b>“İktidar, Maden Şirketlerin Önceliklerine Göre Yasaları Değiştiriyor”</b></h5>
<p><b>Meclis, sivil toplumun bilgi ve birikiminden neden faydalanmıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidar blokunun derdi sivil toplumun talebi doğrultusunda bir yasa yapmak olmadığı için sivil toplumun bilgi ve birikiminden bırakın faydalanmayı kamuoyunda duyurulmasını bile istemiyorlar. En son yaşadığımız “Enerji Torba Kanunu”nda da olduğu gibi İktidar yasayı, sektör temsilcileriyle ve şirketlerle yapıyor, maden şirketlerin önceliklerine göre yasaları değiştiriyor.</span></p>
<p><b>Maden Kanununun maden şirketleriyle birlikte hazırlandığı vurgusunda bulundunuz. Maden Kanunu neden maden şirketlerinin önerileriyle değişikliğe uğruyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden şirketleri daha fazla kar hırsı, daha fazla kazanç için önlerine çıkan her engeli bertaraf etmenin yollarını aramaktan geri durmuyorlar ve bunları iktidarla birlikte çıkar ilişkisi ile sürdürdüklerini söylemek çok yanlış olmasa gerek. Dolayısıyla, sermaye literatürüne yer eden ‘daha az maliyetle daha çok kazanma’ düsturu maden şirketlerine sirayet etmiş durumdadır. Bu durumda maden kanunu da maden emekçilerinin veya sivil toplum kuruluşlarının isteklerine göre değil şirketlerinin önerileri doğrultusunda hazırlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yasada bazı maddeler vardı ki sadece bir şirketin özel talebini karşılamak üzere hazırlanmıştı bunu ikili sohbetlerimizdeki konuşmalardan anlayabiliyorduk.     </span></p>
<h5><b>“Sivil Toplum Örgütleriyle Birlikte Çalışabilmenin Semeresini Aldık”</b></h5>
<p><b>Sivil toplum, siyasetin arka sokaklarını biliyor mu? Madencilik sektörünün doğaya ve insan hayatına verdiği tahribatlar üzerine çalışan sivil toplum örgütleri, kanun yapıcıları etkilemek için neler yapmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabi ki sivil toplum, siyasetten bağımsız düşünülemez. Siyaseten arka sokakları deyimi tam yerinde olmasa bile kendisini ilgilendiren konularda kamuoyu yaratma ve yasa yapıcılara seslerini duyurmanın yollarını yıllardır sürdürülen mücadele pratiklerinden biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komisyonda görüşülen ve genel kuruldan geçen enerji piyasası ve maden yayasına dair hükümleri içeren çalışmamızda, birlikte birçok konuda iş kotarabilme imkanını deneyimledik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz Meclis’te sürecin başından beri ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarını bilgilendirdik, onların görüşlerini önerilerini aldık, komisyonlarda yer almalarını kendilerini ifade etmelerini önemsedik, kısmen de olsa bunda örneğin Elektrik ve Maden Mühendisleri Odaları&#8217;nın komisyona davet edilmesini sağladık, dışarıda ise süreci canlı tutmaya çalışarak, Meclis’i komisyon üyelerini baskılama neticesinde ‘yeterli olmasa dahi’ birkaç maddede değişikliğe gidilmesinde veya geri çekilmesinde sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışabilmenin semeresini aldık diyebilirim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte kamuoyunun dikkatini bu yasaya çekmek, ilgili komisyonlardaki milletvekillerine yönelik taleplerini iletmek, İktidar ve Muhalefet parti grup başkan vekillerine yönelik doğrudan çalışmalar yapmak etkili oluyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62336 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-3-640x427.jpg" alt="Ali Kenanoğlu" width="316" height="211" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-3-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-3-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Ali-Kenanoğlu-3.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 316px) 100vw, 316px" /></p>
<h5><b>“Çevre Örgütlerinin Komisyona Gelmesini İstemediler”</b></h5>
<p><b>Enerji Piyasası ve Madencilik Kanunu ile ilgili değişiklik öngören torba yasa teklifiyle ilgili çevreci örgütler ve yaşam savunucularıyla birlikte itirazlarda bulundunuz. Bu itirazlar neticesinde, maden ve enerji şirketlerine yeni imtiyazlar getiren 6. madde çıkarıldı. Bunu bir kazanım olarak okuyoruz. Fakat Maden Kanunu’nun görüşüldüğü komisyona hiçbir çevre örgütünün davet edilmemiş olmasını nasıl yorumluyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yasanın toplumun her kesimini direkt olarak etkilediği gibi maden yasasında yapılmak istenen değişikler de madencilik faaliyetleri sonucunda Türkiye’nin her bölgesinde doğanın tahrip ve talan edilmesine daha fazla hizmet edeceğini öngörüyorduk. İlk andan itibaren çevre örgütlerinin, yaşam ve doğa savunucularının, ekoloji birliklerinin; hem enerji alanında hem de maden sahalarında kendilerini doğrudan ilgilendiren bu yasanın görüşülmesinde bulunmasından daha doğal bir şey olamaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İktidar bloku bu yasayı hazırlarken açıkça maden şirketleriyle toplanıp birlikte çalışıp öyle hazırlamışlar. O yüzden yasa tümüyle maden ve enerji şirketlerinin taleplerini içeriyordu, bu talepler de çoğu zaman doğayı fütursuzca talan etmek, onları engelleyici kimi denetim mekanizmalarını devre dışı bırakmak üzerine kuruluydu. O yüzden çevre örgütlerinin komisyona gelmesini istemediler. </span></p>
<h5><b>“Komisyona Davet Edilenler, Sektör Temsilcilerinin Oluşturduğu STK’lardı”</b></h5>
<p><b>Enerji Torba Kanununun görüşüldüğü komisyona sivil toplumdan kimler davet edildi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yasa hakkında komisyona görüş bildirmek üzere 26 kurum davet edildi. Bunun 11’i Devlet kurumu, 15’i ise STK’lardan oluşuyordu. Komisyona davet edilenler de sektör temsilcilerinin oluşturduğu STK’lardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim talebimiz üzerine Maden Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası da komisyona davet edildi. Ancak talep etmemize rağmen hiçbir çevre örgütü davet edilmedi. </span></p>
<h5><b>“Sivil Toplumun Mücadelesi Bizim Muhalefet Etmemizi Güçlendirdi”</b></h5>
<p><b>Madencilik faaliyetlerinin ruhsatlı sahaların dışına taşmasana izin veren 6. madde, şirketler tarafında madencilik faaliyetlerini kolaylaştıran 3. ve 5. madde, Enerji Torba Kanunu tasarısından çıkarıldı. Bu nasıl mümkün olabildi? Çevresel mücadelenin ne oranda etkisi oldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden sahalarında bakanlık izni ile devam etme, mücavir alan dışına çıkma ve ruhsat sahası dışında tesis kurma imkanı getiren maddelerin çekilmesinde; çevre örgütlerinin ve ilgili oda temsilcilerinin yoğun itirazları hem komisyonda hem de dışarıda kamuoyu oluşturması etkili oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre örgütlerine, sürece katkı sunan oda temsilcilerine, uzman arkadaşlara, doğa ve yaşam savunuculuğu mücadelesini sürdüren arkadaşlarımıza bu vesileyle teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Çünkü onlar sürece böylesine katkı sunmasaydılar, mecliste sadece bizim çabalarımızla iktidarın geri adım atması mümkün değildi. Biz mecliste sivil toplumun sesi olduk ve sivil toplumun mücadelesi bizim muhalefet etmemizi güçlendirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buradan muhalefet milletvekillerine de bir eleştiri yapmak isterim. Yıllarca STK yöneticiliği yaptım. Mecliste kanunlar görüşülürken neler yaşandığından haberdar edilmiyorduk. Ben milletvekili olduktan sonra bu durumu bilerek davrandım. Bana göre bizim yaptığımız en iyi iş yasama sürecinin her aşamasında ilgili kamuoyunu bilgilendirmek oldu. Bu eksiği bilen ve yaşayan birisi olarak o hatayı ben yapmadım, bu şeffaflığın yasadaki olumlu değişikliklere yol açmasında etkili olduğuna inanıyorum.   </span></p>
<p><b>Maden faaliyetlerinin yapıldığı bölgelerde doğanın tahribatına ve bölge halkının yaşadığı hak ihlallerine sıkça değiniyor ve mecliste soru önergeleri vererek bir hak arama mücadelesi veriyorsunuz. Bu zaman kadar maden şirketlerinin faaliyetlerine hangi soru önergeleriyle itiraz ettiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece maden sahaları ile ilgili değil, yine doğayı ilgilendiren enerji politikaları ile ilgili örneğin son zamanlarda çok yaygınlaşan HES’lerle ilgili verdiğimiz çok sayıda önergemiz mevcuttur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk etapta birkaçını söylersek eğer; </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Tokat-Erbaa Verusa Holding’in maden sahası, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Çanakkale’de Sone Enerji’nin RES projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Balıkesir-Balya’da Metehan Madenciliğin faaliyetleri, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Nevşehir-Hacıbektaş’ta bazalt madeni, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aydın-Köşk JES projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bursa-Yenişehir Kirazlıyayla maden sahası, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Zonguldak ve Şırnak’ta yaşanan maden kazaları, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Mersin Akkuyu Nükleer santrali, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Çanakkale, Alamos Gold’un Kirazlı altın madeni, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Tokat-Niksar Çanakçı deresi HES projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Tokat-Zile Kuruçay köyü mermer ocağı, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sivas-Hafik Beykonağı köyünde Alevi ziyaretgahlarına yakın alanda maden arama çalışması, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İstanbul havalimanı yapımında tahrip edilen doğa, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Balıkesir-Edremit, Çanakkale-Yenice Eybek dağlarına RES projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kırklareli-Vize’de kalker ocağı, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İzmir-Bergama, Balıkesir-Burhaniye, Ayvalık granit işletmeleri, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bilecik’in Bozüyük ilçesindeki Muratdere ormanlarındaki maden projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Saros Körfezindeki Doğalgaz Liman Projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Nevşehir- Avonos’taki Kanadalı Şirketin altın maden arama projesi, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Balıkesir/Burhaniye Demir Export’un maden aramaları gibi birçok örnek sayabiliriz. </span></li>
</ul>
<h5><b>“Maden Emekçileri Onurlu Bir Direniş Sergiliyor”</b></h5>
<p><b>Son olarak maaş ve tazminatlarını alamadıkları için eylem yapan Somalı ve Ermenekli maden işçilerinin hak arama mücadelesini nasıl değerlendirirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasa görüşülürken tartıştığımız bir konuydu. Yasanın 2. Maddesi&#8217;nde şirketlere ruhsat devir hakkı veriyordu ki buna emekçilere yönelik borçlar dahil kamu kurumlarına yönelik borçları bulunan şirketlere, “borcu yoktur” yazısına gerek olmadan bu imtiyaz tanındı. Çok tartıştık bu hakkın verilmemesi gerektiğini anlattık ancak engel olamadık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emekçilerin talepleri son derece haklı bir talep. Yılların emeği ile en zor çalışma koşulları ile elde edilen, uğruna ölümlere inilen ama alın terinin hakkı ödenmeyen maden emekçileri, sözünü ettiğimiz gibi maden şirketi sahipleri ile iktidar ortaklığında yaratılan bir dayatma karşısında onurlu bir direniş sergiliyorlar. Mücadelelerini selamlıyorum, yanlarında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/sivil-toplumun-mucadelesi-muhalefet-etmemizi-guclendirdi/">“Sivil Toplumun Mücadelesi Muhalefet Etmemizi Güçlendirdi”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sağlık Etki Değerlendirmesi Süreçleri Henüz Yasalarımızda Yer Almıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/09/saglik-etki-degerlendirmesi-surecleri-henuz-yasalarimizda-yer-almiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2020 09:01:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm Yönleriyle Türkiye'nin Maden Gerçeği Dosyası'nda, maden şirketlerinin faaliyete geçmeden önce “Sağlık Etki Değerlendirmesi”(SED) süreçlerini yerine getirmesi gerektiğine vurgu yapan HASUDER Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Melike Yavuz, “Herhangi bir tesis/yapı kurulmadan önce bunun sadece çevreye değil, sağlığa olan etkilerini de değerlendirmemizi sağlayabilecek olan Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) süreçleri henüz ülkemiz yasalarında yer almıyor” diyor. Maden işçileri için meslek hastalıkları denildiğinde ilk akla gelen pnömokonyoz hastalığına dikkat çeken Uzm. Dr. Elif Altundaş Hatman ise, “Meslek hastalıkları ister madencilerde isterse diğer işçilerde ve iş kollarında olsun, tümüyle önlenebilirdir. Fakat tedavi ne yazık ki çoğu zaman mümkün değildir. Tedavisi mümkün olan meslek hastalıklarında da ilk adım kişinin işten uzaklaştırılması olmalıdır.” şeklinde bilgilendirmelerde bulundu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/09/saglik-etki-degerlendirmesi-surecleri-henuz-yasalarimizda-yer-almiyor/">&#8220;Sağlık Etki Değerlendirmesi Süreçleri Henüz Yasalarımızda Yer Almıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlığıyla hazırladığımız maden dosyamızın üçüncü bölümünde Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ile yaptığımız röportajımızla devam ediyoruz. HASUDER Yönetim Kurulu üyesi, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Melike Yavuz ve İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı, Yedikule Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzm. Dr. Elif Altundaş Hatman ile “Madencilik faaliyetlerinin insan sağlığı üzerindeki geri dönüşü olmayan tahribatlarını ve meslek hastalıklarını” konuştuk. </span></p>
<figure id="attachment_62162" aria-describedby="caption-attachment-62162" style="width: 214px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62162" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Dr.-Melike-Yavuz-640x853.jpg" alt="Melike Yavuz" width="214" height="285" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Dr.-Melike-Yavuz-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Dr.-Melike-Yavuz.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 214px) 100vw, 214px" /><figcaption id="caption-attachment-62162" class="wp-caption-text">Melike Yavuz</figcaption></figure>
<p><b>HASUDER’in de paydaşı olduğu; Çevre, İklim ve Sağlık için İşbirliği Projesi (ÇİSİP) başlatılmıştı. Bu projenin ana kavramlarından olan “tek sağlık” kavramı ile vurgulanmak istenen konu nedir? Bu kavramı madencilik çalışmaları üzerinden değerlendirir misiniz? </b></p>
<p><b>Melike Yavuz: </b><span style="font-weight: 400;">Tek Sağlık, sağlığın korunması için</span> <span style="font-weight: 400;">insanlar, hayvanlar, bitkiler ve bunların ortak çevresi arasındaki bağlantıyı bir bütün olarak ele alan; işbirliğine dayalı, çok sektörlü ve disiplinler arası bir yaklaşımdır. Tek Sağlık yaklaşımına göre ekosistem sağlığı tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, yaşam ortamlarının sağlığından ayrı ele alınamaz. </span></p>
<h5><b>Kaçak Madenler Ülkemizin Bir Gerçeği</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik üzerinden ‘tek sağlık’ kavramından bahsedildiğinde ise akla ilk gelen madenlerde çalışan insanlar ve grizu patlamaları oluyor. En son Soma Faciası’nda yaşadığımız üzere madenlerde meydana gelen kazalar ülkemiz hafızasında önemli izler bırakmıştır. Bu anlamda ülkemizde madencilik daha çok iş ve meslek hastalıkları çerçevesinde ele alınıyor. ‘Tek sağlık’ madencilik sektörünü değerlendirirken de kullanılması gereken bir yaklaşım. Madenlerde çalışan işçiler sadece kazalar değil, buralarda çalışma esnasında yoğun olarak maruz kaldıkları tozlar nedeniyle pnömokonyoz, kanser gibi kronik hastalıklar açısından da risk altındadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaçak madenler ülkemizin bir gerçeği. Bu madenlerde düşük ücretle ve sigortasız çalıştırılan işçiler kaza veya hastalık durumunda sağlık hizmetine erişememe, maluliyet hakkından yararlanamama gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumdan aileleri de etkilenmektedir. Sadece fiziksel değil ruhsal sağlık sorunları da yoğun olan bir gruptur madenciler ve aileleri. Eşini, evladını madene gönderen kadın her seferinde onun eve dönüp dönemeyeceğine dair kaygı yaşamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62165 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2-640x427.jpg" alt="maden" width="429" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 429px) 100vw, 429px" /></b>Madenler önemli çevre sorunları da yaratmaktadır. Hem çıkarılması işlemleri sırasında hem de yakma aşamasında önemli çevresel kirlilik kaynaklarıdır. Madenlerin ülke ekonomisine kazandırılması hedefi ise doğrudan ekonomi alanı ile ilişkilidir. Madencilik; göğüs hastalıkları, iş ve meslek hastalıkları, onkoloji, psikiyatri, halk sağlığı gibi birçok disiplinden; sağlık profesyonelleri, çevre mühendisleri, ekonomistler hatta sosyolog ve iletişimciler gibi birbirinden bağımsız görünen farklı sektörlerin birlikte çalışmasını gerektiren kompleks bir başlıktır. </span></p>
<p><b>Hasuder’in sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını savunmak adına yürüttüğü başka projeleri var mı?</b></p>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Halk Sağlığı çok geniş bir alan, birçok alt başlığı içeriyor. Derneğimiz bu alanlardaki çalışmalarını, çalışma grupları üzerinden yürütüyor. Çevre Sağlığı Çalışma Grubumuz bu gruplardan biri. Çevre sağlığı üzerine olan çalışmalarımız ağırlıklı olarak bu grup üzerinden yürüyor. Çalışma grubumuz kendi içinde toplantılar yaparak çalışma başlıklarını belirleyerek bu çerçevede çalışmalarını yürütmektedir. Hava kirliliği, iklim krizi, toksik kimyasallar başta olmak üzere çevreyi ilgilendiren hemen her başlıkta çalışmalar yapıyoruz. Bazen acil yanıt üretilmesi gereken durumlarda hızlı aksiyon alabilmek için iç yazışmalarla görevlendirme de yapılabilmektedir. Çalışma gruplarımızda yer almak için Dernek üyeliği şartı aranmıyor. Bizimle birlikte bu alanda çalışma isteyenler çalışma grubu yürütücümüz ile iletişime geçebilirler. Bilgiler web sitemizde mevcuttur. </span></p>
<h5><b>Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) Süreçleri Ülkemiz Yasalarında Yer Almıyor</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62219 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/SED-640x360.jpg" alt="sed raporu" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/SED-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/SED.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HASUDER, içlerinde Türk Tabipler Birliği (TTB) , Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da bulunduğu 16 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kuruduğu Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) içinde de aktif olarak yer almaktadır. Yürütme kurulunda yer aldığımız THHP’nin başlıca mücadele alanı termik santrallerden kaynaklı hava kirliliği. Platform her yıl “Kara Rapor” adıyla ülkemizin hava kirliliği ile ilgili güncel durumu değerlendiren bir rapor yayımlamaktadır. Ülkemizde maalesef hava kirliliğinin sağlık etkilerini değerlendirecek araçlara sahip değiliz. Platform bu amaçla araçlar geliştirilmesi, bu araçların savunuculuk faaliyetlerinde kullanılması ve mevzuatta da karşılık bulması için çalışmalar yürütmektedir. Örneğin herhangi bir tesis/yapı kurulmadan önce bunun sadece çevreye değil, sağlığa olan etkilerini de değerlendirmemizi sağlayabilecek olan Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) süreçleri henüz ülkemiz yasalarında yer almıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Platform olarak geçtiğimiz yıl bir ilke imza atarak Eskişehir’de kurulması planlanan Alpu Termik Santrali için bir SED yaptık. Bunu rapor haline getirerek önce lansmanını yaptık, hem sosyal medya hesaplarımızda hem de HASUDER’in her yıl yaptığı Halk Sağlığı Kongresi’nde sunduk. Bu raporu sunmak ve taleplerimizi iletmek için Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü temsilcilerinden oluşan bir heyetle online bir toplantı gerçekleştirdik. Birlikte yapılabilecekleri ve bizim nasıl desteklerde bulunabileceğimiz tartıştık. Bu toplantı ülkemiz için belki de bir başlangıç olarak kayıtlara geçecektir. </span></p>
<h5><b>“Atıkların Nasıl Bertaraf Edileceği Önemli Bir Halk Sağlığı Sorunudur”</b></h5>
<p><b>Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl 15 milyona yakın insan çevresel nedenlerle ortaya çıkan hastalık ve yaralanmalarla yaşamını yitiriyor. Bu çevresel nedenler arasında madenlerin olumsuz etkileri nelerdir?</b></p>
<figure id="attachment_62166" aria-describedby="caption-attachment-62166" style="width: 402px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62166" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox-640x427.jpg" alt="pavlofox" width="402" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 402px) 100vw, 402px" /><figcaption id="caption-attachment-62166" class="wp-caption-text">Foto: Pavlo Fox</figcaption></figure>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Madenlerin çevresel etkileri madenin cinsine göre değişmekle birlikte genel birkaç başlık altında toparlanabilir. Ormansızlaşma bunlardan birisidir. Yeni açılan ya da kapsamı genişletilen her maden ormanların yok edilmesine neden olmaktadır. Ormanlar yaşamımızın temel taşlarından biri, nefes kaynağımızdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine madencilik faaliyetleri sırasında kullanılan kimyasallar toprağa karışarak çevredeki toprağa ve bitkilere zarar vermektedir. Hemen etrafında bitkisel tarım yapılıyorsa, burada yetiştirilen bitkiler aracılığıyla insan vücuduna girmekte ve ayrıca yeraltı sularına karışarak içme suyu yoluyla da insan vücuduna alınabilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik faaliyetleri sırasında ortaya çıkan atıklar ve bu atıkların nasıl bertaraf edileceği önemli bir halk sağlığı sorunudur. Atık bertarafı bir maliyet kalemidir ve maden şirketleri uygunsuz atık bertarafı yöntemlerini kullanabilmektedir. Bu açıdan çok sıkı denetlendiklerini söyleyemeyiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenlerin çalışması kadar kapatılması da karmaşık ve zor bir süreçtir. Kapatılan madenlerin nasıl ıslah edileceği, madencilikten geriye kalan atıkların bertarafı ve bunların maliyeti çok büyük bir sorunlardır. O nedenle hiç açılmamaları daha iyi olacaktır. </span></p>
<h5><b>“Kanun Teklifi’nin Geri Çekilmesi Gerektiğini Düşünüyoruz”</b></h5>
<p><b>5 Ekim’de TBMM Başkanlığı&#8217;na ‘Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ sunuldu. Mevcut haliyle bile çok tartışılan, çevre ve insan sağlığını korumaktan çok uzak olan bir mevzuat var. Kanun teklifinin özellikle 3. ve 5. maddelerinde getirilen değişikliklerle madencilik faaliyetlerinin çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkilerini artıracak düzenlemeler içeriyor. Torba yasayla birlikte madencilik faaliyetlerinin çevreye, doğadaki canlılara ve insan sağlığına verdiği ve daha da artacak olan zararları nelerdir?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62221 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Partrikul.jpg" alt="partikül" width="396" height="252" />M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ilgili komisyonlardan geçerek TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeye açılmıştır. Teklif, ekonomik büyüme adı altında insan ve çevre sağlığı açısından yeni tehditler doğuracak maddeler içermektedir. Eğer kabul edilirse maden ve enerji şirketine yeni imtiyazlar ve teşvikler sağlanacaktır. Tarım alanlarının maden şirketlerine devredilmesinin önü açılarak, yatırım bölgelerinde yer alan arazilerin, tarım alanlarının “kamu yararı kararı” olmaksızın istimlak edilerek maden ve enerji şirketlerine devredilmesi bu torba yasa ile mümkün hale gelecektir. Ruhsatları biten maden şirketleri süre bitiminden 12 ay önce başvurmaları halinde ruhsat süreleri uzatılacak. Bu süre içinde başvurmazlarsa maden şirketleri için önemsiz sayılabilecek kadar düşük bir meblağ ceza ödeyecekler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Torba yasa ile yenilenebilir enerji kapsamı da genişletilerek, atık araba lastiklerinin ve plastik çöplerin yakılarak elektrik üretilmesinin önü de açılmaktadır. Bu yasa ile hurda araba lastikleri, plastik çöpler, arıtma havuzu çamurları, belediye atıkları yenilenebilir enerji kapsamına alınacaktır. Böylece bunların yakılması ile elektrik üreten biyokütle santralleri de hızlıca artacaktır. Araba lastiğinin, arıtma havuzu çamurlarının, belediye atıklarının elektrik üretimi için biyokütle santrallerinde yakılması sonucu ülkemizde zaten var olan hava kirliliği daha da artacak, hava kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerinde görülen olumsuz etkileri çok daha ciddi boyutlarda görülmeye başlanacaktır. Tüm bu nedenlerle bu yanlıştan bir an önce geri dönülmesi, Kanun Teklifi’nin geri çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. </span></p>
<h5><b>“Kanser, Kalp-Damar Hastalıkları Gibi Kronik Sağlık Sorunları”</b></h5>
<p><b>Ayrı bir başlıkla değerlendirecek olursak. Madencilik faaliyetleri yapılan çevrede sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayabilir misiniz?</b></p>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Madenlerin çevresinde yaşayan insanların sağlığı üzerindeki etkileri yine madencilik türüne göre değişmektedir. Tozlu olan madenlerde çevreye yayılan tozlar başta madende çalışanlar olmak üzere çevresindeki herkesi etkiler. Taş ocakları buna örnek gösterilebilir. Diğer taraftan örneğin altın madenciliği gibi kimyasallarla yürütülen maden arama faaliyetlerinde siyanür gibi çok tehlikeli kimyasallar toprağa, suya, bitkilere karışarak insan vücudunda birikebilmekte ve kanser, kalp- damar hastalıkları gibi kronik sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir. Metal madenciliği çevreye ağır metallerin yayılmasına ve hayvan ve insanlar üzerinde olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir. </span></p>
<figure id="attachment_62163" aria-describedby="caption-attachment-62163" style="width: 302px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62163" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder-640x853.jpeg" alt="Elif Altundaş Hatman" width="302" height="403" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 302px) 100vw, 302px" /><figcaption id="caption-attachment-62163" class="wp-caption-text">Elif Altundaş Hatman</figcaption></figure>
<h5><b>Maden İşçilerinin Maruz Kaldıkları Meslek Hastalıkları </b></h5>
<p><b>Maden işçilerinin karşılaştığı meslek hastalıkları nelerdir? Bu hastalığa çalışma hayatlarının kaçıncı yılında yakalanıyorlar?</b></p>
<p><b>Elif Altundaş Hatman: </b><span style="font-weight: 400;">Maden işçilerinin meslek hastalıkları denildiğinde ilk akla gelen pnömokonyoz hastalığı oluyor. Pnömokonyozlar çok yaygın görülen ve solunum belirtileri nedeniyle de daha sık tanı konulan bir hastalık grubu, maruz kalınan tozun niteliğine göre maden işçilerinde pek çok farklı formu görülebilir. Bunların başlıcaları; silikozis, mix toz pnömokonyozu, asbestozis, kömür işçisi pnömokonyozu olarak sıralanabilir. Diğer yandan madencilere sadece toza maruz kalmıyor, maruz kaldıkları tozlar da sadece pnömokonyoza neden olmuyor. Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı (KOAH), Akciğer Kanseri, Akciğer zarı kanseri olarak bilinen Mezetelyoma, romatizmal hastalıklar yine toza bağlı önemli meslek hastalıkları olarak sıralanmalı.</span></p>
<h5><b>“Maden İşçileri Gürültü Nedeniyle İşitme Kayıpları Yaşıyor” </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenciler çok çeşitli mesleki kas-iskelet sistemi hastalıkları; eller ve el bileklerinde b</span><span style="font-weight: 400;">eyaz parmak sendromu, karpal tünel sendromu, tüm vücut vibrasyonuna bağlı bel fıtığı, epikondilit ve bursit gibi. G</span><span style="font-weight: 400;">ürültü nedeniyle mesleki işitme kayıpları, çeşitli mesleki deri hastalıkları, parazit ve mantarların neden olduğu mesleki hastalıklar,  madenlerdeki yetersiz aydınlatma koşullarına bağlı gözün istemsiz hareketleri (madenci nistagmusu) gibi pek çok meslek hastalığına tutulabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözünü ettiğimiz hastalıkların her biri için maruziyetin başlangıcı ile hastalığın gelişimi arasında geçen süre farklı olabilir. Bireysel farklılıkların yanı sıra bu süreyi belirleyen bir başka önemli faktörün de maruziyet miktarı olduğu bilinmeli, meslek hastalıkları genellikle maruziyet sonrası uzun dönemde ortaya çıkar ancak kısa sürede yüksek dozda maruziyet sonucu da gelişebilir.</span></p>
<h5><b>“Tedavisi Ne Yazık ki Çoğu Zaman Mümkün Değil”</b></h5>
<p><b>Maden meslek hastalıklarının önlenmesi ve tedavi mümkün müdür? </b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62224 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi-640x350.jpg" alt="maden işçisi" width="343" height="188" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi-640x350.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi-1024x559.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi.jpg 1047w" sizes="auto, (max-width: 343px) 100vw, 343px" />E.A.H: </b><span style="font-weight: 400;">Meslek hastalıkları ister madencilerde isterse diğer işçilerde ve iş kollarında olsun, tümüyle önlenebilirdir. Tedavi ise ne yazık ki çoğu zaman mümkün değildir. Tedavisi mümkün olan meslek hastalıklarında da ilk adım kişinin işten uzaklaştırılması olmalıdır.</span></p>
<p><b>Madencilik çalışmaları rakamlarla insan sağlığını nasıl etkiliyor? </b></p>
<p><b>E.A.H: </b><span style="font-weight: 400;">Meslek hastalıkları dışında madencilik sektöründe bir diğer sağlık riski de iş kazaları. Örneğin Çin’de 2002 yılında 6995 olarak bildirilen madencilikte iş kazalarına bağlı ölüm sayısı 2012 yılında azaldığı halde yine de 1384 ölümle sonuçlanmış. Kömür işçisi pnömokonyozunun görülme sıklığı yine Çin’de %6 iken, ABD’de %3,2, İngiltere’de %0,8, ülkemizde ise %1,6 olarak tahmin ediliyor. Hindistan’da yapılan çalışmalar madenciler arasında asbestozis sıklığının %3 olduğunu gösteriyor. Bu rakamlar çoğaltılabilir ancak rakamları bir yana koyarak, güvensiz çalışma koşullarının çok sayıda madencinin sağlığını tehdit ettiğini söylememiz gerekiyor.</span></p>
<p><b>Madencilik faaliyetlerinin çeşitli yöntemlerle yapılıyor. Siyanürle altın çıkarma gibi. Bu yöntemlerde hangileri insan sağlığına daha zararlı?</b></p>
<p><b>E.A.H:</b> <span style="font-weight: 400;">Siyanür belki de en çok tartışılan yöntem ancak siyanüre gelmeden özellikle Afrika’da çok sayıda kadın ve çocuk işçinin altın madenciliği sırasında civa kullanımına bağlı risklerle karşı karşıya olduğunu hatırlatmamız gerekiyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Civa maruziyeti, yaşam boyu sakatlığa, böbrek yetmezliğine ve konuşma, görme ve bilişsel bozukluğa neden olabilir. Kadınlar, gebeler ve çocuklar özellikle risk altındadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyanür ile yapılan altın madenciliği de hem ölümle sonuçlanabilecek akut zehirlenme riski nedeniyle hem de uzun dönemde maruziyetin kalp, beyin ve sinir hasarına yol açmasıyla insan sağlığı için oldukça tehlikeli olduğu biliniyor.</span></p>
<p><b>Madencilik faaliyetleriyle ortaya çıkan mevcut sağlık sorunları pandemi sürecinden nasıl etkilendi?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62167 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/duman-640x428.jpg" alt="duman" width="354" height="237" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/duman-640x428.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/duman.jpg 879w" sizes="auto, (max-width: 354px) 100vw, 354px" />E.A.H: </b><span style="font-weight: 400;">Meslek Hastalıklarının çoğu kez tamamen tedavi edilemeyen, destek tedavilere ihtiyaç duyulan, kronik hastalıklara yol açıyor. Pandemi süreci diğer tüm kronik hastalıklar gibi meslek hastalıklarının da tanı ve tedavi süreçlerinin aksamasına neden oluyor. </span></p>
<h5><b>“Sağlıklı Bir Çevrede Yaşamak Anayasal Hakkımızdır”</b></h5>
<p><b>HASUDER olarak insanların ve tüm canlıların sağlıklı bir çevrede yaşamaları için toplum ve kamu yararına yetkililere duyurmak istediğiniz talepleriniz ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Sağlıklı bir çevrede yaşamak Anayasal hakkımızdır. Hiçbir kanun Anayasa’nın üzerinde değildir ve Anayasa’ya aykırı maddeler içeremez. Bizim gibi zayıf ve politik olarak yönlendirilebilen hukuk sistemine sahip ülkelerde ancak toplumun baskısı ile hukuka uygun kararlar alınabilmektedir. İçinde yaşadığımız pandemi koşulları bize sağlığın her şeyin önünde olduğunu gösterdi. Sağlıksız bir çevrede sağlıklı kalmak da olası değildir. Halkımızın bunun bilincine sahip olması için bize çok iş düşüyor. HASUDER olarak bunun toplumsal sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasa yapanlar ise ekonomik kaygıları ön planda tutarak uzun sürede ağır sonuçları olabilecek kararlara imza atabilmektedir. Umutlu olmamakla birlikte, onlardan talebimiz ise attıkları her imzanın kendilerini, çocuklarını, en sevdiklerini ve gelecek tüm kuşakları derinden etkileyecek sonuçları olabileceğini göz önünde bulundurmalarıdır. Başka bir dünya yok. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bir kömürlü termik santral projesi için yapılan ilk sağlık etki değerlendirmesi çalışmasının bir çıktısı olan “Eskişehir Alpu Kömürlü Termik Santrali Sağlık Etki Değerlendirmesi Raporu”nun Sağlığa Olumsuz Etkileri: Raporun tamamına </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/eskisehir-alpu-termik-santrali-sed-raporu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">buradan</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz. </span></p>
<h5><b>Alpu Termik Santrali Hayata Geçirilirse 24 İl Olumsuz Etkilenecek</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62220 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1-640x846.jpg" alt="eskişehir" width="300" height="396" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1-640x846.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1-1024x1354.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Alpu Termik Santrali’nin hayata geçmesi halinde; santralin çalışacağı tahmini 35 yıl boyunca santralin verdiği zararlardan sadece Eskişehir değil, 24 il etkilenecek. Bu durumda  11 milyonu aşkın insanın sağlığı olumsuz etkilenmesi öngörülüyor. Rapora göre santralin yaratacağı hava kirliliğinin, rüzgarın etkisiyle; Ankara, Afyonkarahisar, Aksaray, Bartın, Bilecik, Bolu, Bursa, Çankırı, Çorum, Denizli, Düzce, Isparta, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Sakarya, Uşak, Yozgat ve Zonguldak’a yayılması bekleniyor. Bu durumun 35 yılda toplam 3200 erken ölüme neden olacağı belirtiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Santralden kaynaklı kirlilik nedeniyle; 419,9 hektar yani 575 futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisinin yok olacağı vurgulanıyor. Bitkisel ürün ekili olan ve 2019 yılı içerisinde 135 milyon 472 bin TL gelir getiren 125 bin 770 dekarlık tarımsal alan da projeden olumsuz etkilenecek. </span></p>
<h5><b>35 Yıl Boyunca Tüm Türkiye’ye Dağılma Riski Bulunuyor</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca projenin, su kaynakları üzerinde de ciddi olumsuz etkiler yaratması bekleniyor. Kömür külünde bulunan arsenik, kurşun, civa, kadmiyum, krom ve selenyum gibi zehirli metallerin su ve gıdalara bulaşması söz konusu olacak. Rapora göre santralin yakacağı kömürden ortaya çıkacak civa, yeraltı tatlı su kaynakları ve buradan dolaşımla Porsuk Çayı ve Sakarya Nehri’ne ulaşacak. Bu sebeple, avlanan balıklar ve tarımda sulama amaçlı kullanılan akarsular aracılığıyla besin zincirine geçerek sadece bölgeye değil, 35 yıllık zaman zarfında tüm Türkiye’ye dağılma riski bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kömür yakımı sonucunda ortaya kükürt dioksit, azot oksit gibi gazlarla, partikül maddeler özellikle de 2,5 mikrondan daha küçük partikül maddeler insan sağlığı üzerinde onarılmaz etkiler yapıyor. Özellikle 2,5 mikron ve altındaki partikül maddeler sadece solunum sistemi hastalıklarına, yani kronik obstrüktif akciğer hastalığına, bronşite, astıma ve akciğer kanserlerine neden olmuyor, çocukların bilişsel gelişiminde durmalara, otizm gelişmesine yol açıyor. Çeşitli organ kanserlerinin görülmesine neden oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62223 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger-640x358.jpg" alt="akciğer hastalığı" width="640" height="358" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger-640x358.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger-1024x573.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SED raporunda, işsizliğin yanı sıra, santralin planlanan minimum faaliyet süresi olan 35 yılda 17 bin 852 iş kazası meydana geleceği ve bunlardan 290’ının ölümle sonuçlanacağı öngörülüyor. </span></p>
<p>Dosyanın diğer içeriklerine <a href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/tum-yonleriyle-turkiyenin-maden-gercegi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/09/saglik-etki-degerlendirmesi-surecleri-henuz-yasalarimizda-yer-almiyor/">&#8220;Sağlık Etki Değerlendirmesi Süreçleri Henüz Yasalarımızda Yer Almıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkiye, Geliştirilmekte Olan Kömürlü Termik Santral Sayısında Çin’den Sonra Dünya’da İkinci”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/07/turkiye-gelistirilmekte-olan-komurlu-termik-santral-sayisinda-cinden-sonra-dunyada-ikinci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2020 10:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Akgül]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61958</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” dosyamızın ikinci röportajına Greenpeace Türkiye ile devam ediyoruz. Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül ile iklim krizini derinleştiren maden ocakları ve kömürlü termik santralleri konuştuk. Türkiye’de şu an aktif olan 29 kömürlü termik santral, 40’tan fazla santralin de projelendirme ve onay sürecinde olduğunu vurgulayan Akgül, “Türkiye’nin kömürlü termik santral zengini bir ülke olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 2020’nin başlarında yayınlanan “Yükseliş ve Çöküş 2020: Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi” raporunun da ortaya koyduğu üzere; Türkiye, geliştirilmekte olan kömürlü termik santral sayısında Çin’den sonra dünyada ikinci sıraya yükselmiş durumda.” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/07/turkiye-gelistirilmekte-olan-komurlu-termik-santral-sayisinda-cinden-sonra-dunyada-ikinci/">“Türkiye, Geliştirilmekte Olan Kömürlü Termik Santral Sayısında Çin’den Sonra Dünya’da İkinci”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Greenpeace, çevreyi tehdit eden sistemlere karşı daha yeşil ve yaşanabilir bir dünya hedefiyle dikkat çeken barışçıl eylemler yapıyor. Maden faaliyetlerini hedefine koyan eylemlerinizden bahsederek, bu eylemlerin nasıl bir karşılık bulduğuna değinebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62010 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/komurlu-termik-santral-640x372.jpg" alt="kömürlü termik santraller" width="384" height="223" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/komurlu-termik-santral-640x372.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/komurlu-termik-santral.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 384px) 100vw, 384px" /></b>Kömür madeninin en yoğun ve yıkıcı olarak kullanıldığı tesisler kömürlü termik santraller. Santraller ağırlıklı olarak düşük kaliteli bir kömür madeni çeşidi olan linyiti yakıyor ve bu yolla önemli bir toplum sağlığı sorunu ortaya çıkarıyorlar. Greenpeace de, barışçıl eylemleriyle bu soruna dikkat çekiyor. Greenpeace gönüllüleri, 2019 senesinde kömür madeninin yıkımına karşı Kahramanmaraş’taki Afşin B santraline yönelik bir barışçıl eylem gerçekleştirmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gönüllüler, santrale projeksiyon yöntemiyle </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Bu baca zehir saçıyor” mesajını yansıtmışlardı. Bu eylem, kamuoyunda yankı uyandırmış ve son birkaç sene içinde gitgide yükselen kömür mücadelesini de gerek bölge, gerekse ülke kamuoyunda yarattığı farkındalık ile önemli ölçüde desteklemişti.</span></p>
<h5><b><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61959 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ZEHIR-640x411.jpg" alt="zehir" width="374" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ZEHIR-640x411.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ZEHIR-1024x658.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/ZEHIR.jpg 1055w" sizes="auto, (max-width: 374px) 100vw, 374px" /></span>Anayasa</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>nın 56. Maddesi: </b><b>Herkes Sağlıklı ve Dengeli Bir Çevrede Yaşama Hakkına Sahiptir </b></h5>
<p><b>Maden ocakları ve kömürlü termik santral işleten şirketlerin, faaliyetlerini yürütürken doğrudan ve dolaylı olarak neden olduğu hak ihlalleri nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden ocakları ve kömürlü termik santral işleten şirketler; yeraltındaki madenleri çıkarır, işler ve üretim sürecine sokarken, toprağın ve bitki örtüsünün insanlar dahil tüm canlılara sağladığı her türlü yaşamsal fırsatın ve olanağın yıkımı anlamına gelen faaliyetler yürütüyor. Bu faaliyetler; hava, toprak ve su kirliliği nedeniyle sağlıklı gıdaya, suya ve temiz havaya erişim hakkının ihlali, arazi edinme nedeniyle barınma hakkının ihlali, tarım topraklarının yok edilmesiyle geçim kaynaklarının ortadan kaldırılması olarak özetlenebilir. </span></p>
<figure id="attachment_61960" aria-describedby="caption-attachment-61960" style="width: 305px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61960" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Onur-akgul-640x422.jpg" alt="onur akgül" width="305" height="201" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Onur-akgul-640x422.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Onur-akgul-1024x676.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Onur-akgul-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Onur-akgul.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 305px) 100vw, 305px" /><figcaption id="caption-attachment-61960" class="wp-caption-text">Onur Akgül</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden ocakları ve kömürlü termik santral faaliyetleri aynı zamanda açık bir Anayasa ihlali. Anayasa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nın 56. Maddesi, </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Herkes </span>sağlıklı<span style="font-weight: 400;"> ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. </span>Çevreyi<span style="font-weight: 400;"> geliştirmek, </span>çevre<span style="font-weight: 400;"> sağlığını korumak ve </span>çevre<span style="font-weight: 400;"> kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” </span><span style="font-weight: 400;">diyor. Madenler ve kömürlü termik santraller, Madde 56</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nın yurttaşlara sağladığı hakların açık ihlali anlamına geliyor. </span></p>
<blockquote><p>Türkiye<span style="font-weight: 400;">’</span>de aktif olan 29 kömürlü termik santral mevcut, 40<span style="font-weight: 400;">’</span>tan fazla santral de projelendirme ve onay sürecinde.<span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p></blockquote>
<p><b>Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de kaç tane </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>Kömürlü Termik Santral</b><span style="font-weight: 400;">’ </span><b>var? Özellikle hangi bölgelerde yoğunluk gösteriyor ve bu santrallerin o bölgelerde yoğun olarak kurulmasının ayrı bir nedeni var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/zonguldak-iskenderun.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-62009 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/zonguldak-iskenderun-640x444.jpg" alt="türkiyede kömürlü termik santraller" width="640" height="444" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/zonguldak-iskenderun-640x444.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/zonguldak-iskenderun.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></span></p>
<p>Türkiye’de şu an aktif 29 kömürlü termik santral mevcut. 40’tan fazla santral de projelendirme ve onay sürecinde. Santraller, farklı sayı ve yoğunluklarda olmak üzere Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde mevcut. Planlananları da dahil edersek, Türkiye’nin kömürlü termik santral zengini bir ülke olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 2020’nin başlarında yayınlanan “Yükseliş ve Çöküş 2020: Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi” raporunun da ortaya koyduğu üzere; Türkiye, geliştirilmekte olan kömürlü termik santral sayısında Çin’den sonra dünyada ikinci sıraya yükselmiş durumda. Bu rapor “Global Energy Monitor, Greenpeace International, Sierra Club, CAN Europe ve Centre for Research on Energy and Clean Air” tarafından her yıl yayınlanan ve kömürlü termik santrallerin mevcut durumunu analiz eden raporların beşincisi durumundadır.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kömürlü termik santraller, kömür ve su kaynaklarına ve farklı birimleri için geniş alanlara ihtiyaç duyan yapılar. Dolayısıyla, kömür rezervlerinin yoğun olduğu bölgelerde ki bunlar çoğunlukla tarım toprakları oluyor; su kaynaklarına erişimin sağlanabildiği alanlarda, kömür ve kül depolama sahaları uygulanabilecek geniş alanlarda, lojistik hizmetleri ihtiyacını giderebilmesi ve sulama suyu temininin kolay olması nedeniyle denize kıyısı olan liman şehirlerinde daha çok projelendiriliyor. Bu özellikleriyle, Türkiye genelinde hem mevcut hem de planlama aşamasındaki kömürlü termik santraller, Kahramanmaraş gibi kömür rezerv bölgelerinde ve Zonguldak, İskenderun gibi liman şehirlerinde yoğunlaşıyor.</span></p>
<figure id="attachment_61961" aria-describedby="caption-attachment-61961" style="width: 353px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61961" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/greenpeace-maras-Barbaros-Kayan1-640x480.jpg" alt="greenpeace" width="353" height="265" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/greenpeace-maras-Barbaros-Kayan1-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/greenpeace-maras-Barbaros-Kayan1.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 353px) 100vw, 353px" /><figcaption id="caption-attachment-61961" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Barbaros Kayan</figcaption></figure>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Kömürlü Termik Santraller İklim Krizini Derinleştiriyor”</b></h5>
<h5><b>24 Şehirde 11 Milyonu Aşkın İnsan 35 Yıl Boyunca Etkilenecek</b></h5>
<blockquote><p>Kömürlü Termik Santraller, Yarattıkları Hava Kirliliği ile Çocuklarda Organ Gelişim Bozukluklarına Neden Oluyor.</p></blockquote>
<p><b>Kömürlü termik santraller bulunduğu bölgelerde havayı, suyu, toprağı kirletiyor. Kurulduğu bölgeleri ve dahası doğayı, çevreyi, canlıları ve insan hayatını nasıl tehdit ediyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kömürlü termik santraller hava kirliliğinin en büyük sebeplerinden ve büyük miktarlarda karbon salımı gerçekleştirerek iklim krizini de derinleştiriyor. Santrallerin kömür yakarak ortaya çıkardığı azot oksitler (NOx), kükürt dioksit (SO</span><span style="font-weight: 400;">2</span><span style="font-weight: 400;">) ve parçacık maddeler (PM10 ve PM2,5) büyük bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor. Özellikle saç tanesinin 30</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da biri boyutunda olan PM2,5, çok küçük boyutu nedeniyle akciğerlere ve kan dolaşımına giriyor ve birçok ölümcül hastalığa neden oluyor. PM2,5 yine boyutu nedeniyle rüzgar hareketleriyle yüzlerce km. uzağa taşınabiliyor. Greenpeace Akdeniz</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in de bileşeni olduğu Temiz Hakkı Platformu</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nun hazırladığı “Eskişehir – Alpu Kömürlü Termik Santrali Sağlık Etkisi Değerlendirmesi Raporu”, Eskişehir</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de planlanan bu projeden kaynaklanacak PM2,5 salımından, sadece bu şehirde değil, Türkiye genelinde 24 şehirde 11 milyonu aşkın insanın en az 35 yıl boyunca etkileneceğini ortaya koydu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kömürlü termik santraller, yarattıkları hava kirliliği ile çocuklarda organ gelişim bozukluklarından inmeye, astımdan kansere ve genetik deformasyona kadar sayısız sağlık sorununa neden oluyor. Bu sağlık sorunlarının giderilmesi için harcanan kaynaklar nedeniyle de kamu bütçesi büyük bir zarara uğruyor, ülke ve hane ölçeğinde daha yoksul hale geliyoruz. </span><span style="font-weight: 400;">Greenpeace Akdeniz</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in hesaplamasına göre faaliyetleri bu sene başında durdurulan ve çevre yatırımlarını tamamladıkları gerekçesiyle Haziran ayında yeniden açılan 11 kömürlü termik santrale, hem de arızalı oldukları dönemde, </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">kapasite mekanizması” adı altında 853 milyon lira teşvik ödendiğini ortaya çıkarmıştı. </span></p>
<h5><b>Kömürlü Termik </b><b>Santraller Su Kaynaklarını Tüketiyor ve Kirletiyor</b><b><br />
</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kömürlü termik santrallerin yarattığı toprak kirliliği de büyük bir sorun. Bu tesisler, tarım alanlarında azot, kurşun, cıva, arsenik gibi çok zehirli ağır metallerin birikmesine neden oluyor. Bu da tarımsal üretim aracılığıyla bu ağır metallerin gıda zincirine girmesine, gıda güvenliğinin ortadan kalkmasına neden oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Santraller su kaynaklarını da tüketiyor ve kirletiyor. Bu projeler, içme ve sulama sularının temin edildiği yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında kirliliğe, dolayısıyla da insan, hayvan ve bitkilerin sürekli olarak yüksek oranda kirli su tüketmesine neden oluyor. Su kaynaklarında termal kirliliğe de neden oluyorlar. Deşarj ettikleri suyu bıraktıkları alıcı ortamlardaki (deniz, akarsu vb.) su sıcaklığını artırarak, deniz canlılarının uyum sağladığı sıcaklığı ortadan kaldırıp habitatlarını tahrip ediyorlar. Kömürlü termik santrallerin saldığı çok tehlikeli bir diğer ağır metal de cıva. Yiyecekler yoluyla alınan cıva, sinir sistemi üzerinde toksik etki yaratıyor ve beyin gelişimini ciddi şekilde etkiliyor. Özellikle fetal dönemde cıvaya maruz kalma nedeniyle ortaya çıkan sorunlar, geri dönüşü olmayan nörolojik hasarlar bırakıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Su kaynaklarını zayıflatan kömürlü termik santraller kuraklık sorununu da tırmandırıyor. Kuraklık, susuzluk ve tarımsal üretimin ortadan kalkması anlamına geldiği gibi, yaşadığımız Covid-19 gibi salgın hastalıklara karşı da çok ciddi bir savunmasızlık anlamına geliyor. </span></p>
<figure id="attachment_61962" aria-describedby="caption-attachment-61962" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Kaynak_-Afsin-Elbistan-Santralinin-Cevresel-Etkileri.-Mehmet-Ekici-–-Yuksek-Lisans-Tezi.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61962 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Kaynak_-Afsin-Elbistan-Santralinin-Cevresel-Etkileri.-Mehmet-Ekici-–-Yuksek-Lisans-Tezi-640x360.jpg" alt="Afşin - Elbistan Santralinin çevresel etkileri. Mehmet Ekici yüksek lisans tezi" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Kaynak_-Afsin-Elbistan-Santralinin-Cevresel-Etkileri.-Mehmet-Ekici-–-Yuksek-Lisans-Tezi-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Kaynak_-Afsin-Elbistan-Santralinin-Cevresel-Etkileri.-Mehmet-Ekici-–-Yuksek-Lisans-Tezi.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a><figcaption id="caption-attachment-61962" class="wp-caption-text">Afşin &#8211; Elbistan Santralinin çevresel etkileri. Mehmet Ekici yüksek lisans tezi</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Afşin A Santrali, Avrupa</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>nın En Kirli Termik Santralleri Arasında”</b></h5>
<p><b></b><b></b><b>Kahramanmaraş’ta kurulan kömürlü termik santrallere karşı bir çalışma yürütüyorsunuz ve orada yaşanan yıkıma dikkat çekiyorsunuz. Kahramanmaraş’ta kurulan kömürlü termik santraller 36 yıldır nasıl bir yaşamsal tahribata sebep oluyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kahramanmaraş’ta mevcut 2 ve planlama aşamasında 6 kömürlü termik santral var. Mevcutlardan 1984 yılında faaliyete başlayan Afşin A Santrali, Avrupa</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nın en kirli termik santralleri arasında gösteriliyor. Kayıtlar, Afşin A Santrali</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin açılmasını takip eden yıllarda, bölgede izlenen kanser vakalarının 8 kat arttığını ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ankara Onkoloji Başhekimliği, 2001 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı Elbistan Sağlık Grup Başkanlığı’na bir rapor sunuyor. Bu rapora göre tanı sayısı, 1980</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">lerde yılda ortalama 10-12 kişi iken; Afşin A</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nın faaliyete geçişinin 5. senesinde (1989) 8</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">den 59</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">a fırlıyor. 1990</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">larda ortalama 80</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">e çıkıyor. 1984 ile 1993 arasındaki dönemdeki artış 8 kattan fazla: </span></p>
<p><b></b><b></b><span style="font-weight: 400;">2006</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da Afşin B santralinin de devreye girmesiyle bu tablo iyice derinleşiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Greeenpeace Akdeniz</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in 2109</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un Mart ayında yayınladığı, </span><a href="https://www.greenpeace.org/turkey/raporlar/afsinde-komurlu-termik-santrallerin-bedeli-rapor/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">Afşin</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de Kömürlü Termik Santrallerin Bedeli başlıklı rapor</span></a><span style="font-weight: 400;">,</span> <span style="font-weight: 400;">bu iki santralin şimdiye kadar bölgede toplamda </span><b>17 bin erken ölüm</b><span style="font-weight: 400;">e neden olduğunu ortaya koymuştu. Rapor, planlanan diğer 6 santralle bu sayının 32 bine çıkacağını öngörüyor.</span></p>
<figure id="attachment_61963" aria-describedby="caption-attachment-61963" style="width: 440px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61963" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/2-greenpeace-maras-foto.Onur_.Akgul_-640x426.jpg" alt="maraş" width="440" height="293" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/2-greenpeace-maras-foto.Onur_.Akgul_-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/2-greenpeace-maras-foto.Onur_.Akgul_.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 440px) 100vw, 440px" /><figcaption id="caption-attachment-61963" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Onur Akgül</figcaption></figure>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Dünyada, Kömürden Hızlı ve Büyük Bir Çıkış Söz Konusu”</b></h5>
<p><b>Dünyada, kömüre dayalı enerji üretimine karşı verilen mücadele sonuç veriyor ve bu yönde politikalar geliştiriliyor. Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de durum nasıl geleceğe yönelik olumlu politika sinyalleri alabiliyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada, gerek elektrik enerjisi üretimi anlamında, gerekse finansal destek mekanizmaları anlamında; kömürden hızlı ve büyük bir çıkış söz konusu. Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de durumun bugün aynı olduğunu söylemek zor olsa da kömürün toplum sağlığı, çevre ve ülke ekonomisi üzerinde yarattığı tahribat her geçen gün daha da net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu yüzden, Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de de karar vericilerin de bu zararları görmezden gelemediğini söylemek mümkün. Türkiye hala çok sayıda kömürlü termik santral planlıyor ve enerji politikası kapsamında linyit kaynaklarını sonuna kadar kullanacağını ifade ediyor, yabancı yatırımcıya bu alandaki yatırımı için rehberlik edecek süreçler tasarlıyor, kömürlü termik santrallerin zayıflayan finansal zeminini kuvvetlendirmeye çalışıyor. Kömürün en yetkili ağızlar tarafından bir halk sağlığı meselesi olarak tarif edilmesi, bu durumun gelecek yıllarda değişebileceği sinyalini verse de aktif ve reel politika değişiklikleri henüz ufukta görünmüyor. Bununla birlikte Türkiye gelişen bir yenilenebilir enerji üretimine de sahip, fakat bu tek başına yeterli değil. Her şekilde kömürü bir elektrik üretim kaynağı olarak terk etmeli, onu yer altında bırakmalı, kömürden çıkış politikasını gündemimize almalıyız.</span></p>
<h5><b>Kömürlü Termik Santral Karşıtı Temiz Hava Hakkı Mücadelesi</b></h5>
<p><b>2019 yılının kömürlü termik santrallere karşı mücadelenin ve zaferlerin yılı olduğunu raporladınız. Greenpeace aktivistleri ve çevre savunucularıyla birlikte elde ettiğiniz kazanımları paylaşır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2019, kömürlü termik santrallere karşı mücadelede önemli bir dönüm noktası oldu. Bu sürecin devam ettiğini de söyleyebiliriz. Yaşam ve doğa savunucusu yerel hareketlerin, sivil toplumun ve sorumluluk sahibi bilim insanlarının ortaklaşa verdiği mücadele ile kömürlü termik santrallerin kamuoyu nezdindeki itibarının sarsıldığını, aslında olması gereken yere indiğini söyleyebiliriz. Bu süreci etkileyen en önemli faktör, yıl boyunca verilen -ve 2020</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de de sürmekte olan- madde 45 ve sonraki adıyla madde 50 mücadelesi oldu. Torba yasa kapsamında iki defa meclise gelen ve özelleştirilen santrallere iki yıl daha çevre yatırımı yapmadan faaliyette bulunma izni sağlanmasını amaçlayan bu maddeler, büyük bir toplumsal itiraz ile geri çekildi. Burada önemli olan, kömürlü termik santral karşıtı temiz hava hakkı mücadelesinin, meclisteki fikir ayrılığı bariyerini bile aşabilmesi oldu. Maddeler, mecliste temsil edilen tüm siyasi partilerin fikir birliğiyle geri çekilmişti. Madde teklifi 2019 sonunda bu sefer Madde 50 adıyla yeniden meclise gelse de yine geri çektirildi ve revize edildi. Sonuç itibariyle çevresel yatırımlarını gerçekleştirmeyen santraller 2020 başında kapatıldı ve böylece kömürlü termik santrallerin dokunulmaz olduğu dönem resmen geride bırakıldı. Verilen mücadele, temiz hava hakkını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat desteklemesini sonucun beraberinde getirdi. Bu gerçekten bir dönüm noktası oldu. </span></p>
<figure id="attachment_61965" aria-describedby="caption-attachment-61965" style="width: 373px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61965" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/3-greenpeace-maras-foto.Onur_.Akgul_.-640x426.jpg" alt="greenpeace maraş" width="373" height="248" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/3-greenpeace-maras-foto.Onur_.Akgul_.-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/3-greenpeace-maras-foto.Onur_.Akgul_..jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 373px) 100vw, 373px" /><figcaption id="caption-attachment-61965" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Onur Akgül</figcaption></figure>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Mücadele Verdiğimiz Kırklareli Termik Santrali İptal Edildi”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreç, verilen mücadelenin gerek yapısı, gerekse moral düzeyi açısından da önemliydi. Artık yaşam, doğa ve temiz hava hakkı savunucuları, sadece tekil termik santral projelerine değil, geniş bir cephe olarak tüm kömür santrallerine karşı mücadele verebilir hale de geldi, kömürü bırakma talebi kitlelerin ortak talebi haline geldi. Yerel eylemler, geleneksel ve sosyal medya kullanımı, bilimsel analizler, vekillerle görüşmeler, sahada ve sosyal medyada süren hareketlilikler etkili bir şekilde bir kampanya dahilinde koordine edilebildi. Bu sürecin izlerini 2020</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de takip etmek mümkündür. 2020</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de Greenpeace Akdeniz olarak bizim de aktif olarak mücadele verdiğimiz Kırklareli termik santrali projesinin ve Denizli – Avdan bölgesinde planlanan santralin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından iptal edildiği haberleri de peş peşe geldi. Bu sürecin bu şekilde devam etmesi için, bu mücadelede yer alan tüm birey ve kurumlar, zor pandemi şartlarına rağmen aynı kararlılıkla yola devam ediyor. Daha da güzel günler göreceğimize inanıyorum. Mücadele kazandırır, daha yeni başladık, devam. </span></p>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Enerji [d]evrimi: İklim Değişikliği Çağının Gereklerine Uygun Bir Enerji Modeli”</b></h5>
<p><b>2015 yılında Greenpeace Türkiye ve Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Konseyi</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>nin ortaklaşa hazırladığı Enerji Devrimi raporu açıklanmıştı. Raporu tekrar hatırlayacak olursak; raporun hazırlanış amacı, çizdiği yol haritası ve çözüm önerileri nelerdi?</b><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62011 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/dunyada-komurlu-termik-santraller-640x596.jpg" alt="dünyada kömürlü termik santraller" width="640" height="596" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/dunyada-komurlu-termik-santraller-640x596.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/dunyada-komurlu-termik-santraller-1024x953.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/dunyada-komurlu-termik-santraller.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Enerji [d]evrimi raporu, Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin bugün de sürdürülebilir olmayan, yaşam kalitemizi düşüren, gıda güvenliğini tehdit eden, yüksek bir çevre kirliliği yaratan fosil yakıtlara bağımlı enerji modelinden, ekonomiden ödün vermeden uygulanabilecek ve iklim değişikliği çağının gereklerine uygun bir enerji modeline geçişin yollarını ortaya koyuyordu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yol haritası ve önerilerinde ise; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji modelinin bir yan aksesuarı olmaktan çıkıp ana aktörü haline geldiği bir dönüşüm ve tüketicilerin yalnızca pasif enerji müşterileri olarak görülmediği, akıllı şebeke sistemleri sayesinde aktif üreticilere dönüştüğü bir üretim-tüketim ilişkisi ön plandaydı.</span></p>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Akdeniz Havzası, İklim Krizinden En Çok Etkilenecek Bölgeler Arasında” </b></h5>
<p><b>Türkiye&#8217;nin enerji ihtiyacını karşılamak için kömürlü termik veya nükleer santrale ihtiyaç duyulmadan karşılanabileceğini belirttiğiniz bu raporla sunduğunuz öneriler, aradan geçen 5 yılda dikkate alındı mı, hayata geçirildi mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Enerji [d]evrimi raporunda önerdiğimiz politika değişiklikleri:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1- Fosil yakıtlar ve nükleer enerji için alım garantisi anlaşması dahil tüm teşviklerin kaldırılması.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2- Emisyon üst sınırı ve emisyon ticareti yoluyla enerji üretiminin dış (sosyal ve çevresel) maliyetlerinin telafisi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3- Tüm enerji tüketim alanlarında, binalarda ve araçlarda sert verimlilik standartlarının mecburi kılınması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">4- Yenilenebilir enerji ve birleştirilmiş ısı ve güç üretimi için yasal bağlayıcılığı olan hedefler oluşturulması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5- Elektrik piyasalarının, yenilenebilir kaynaklara dayalı üretimin lisanslama ve şebekeye öncelikli erişim garantisiyle yeniden yapılandırılması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">6- Yatırımcılar için tanımlanmış ve sabit geri dönüşlerin sağlanması, örneğin tarife garantisi planları sunulması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">7- Daha çevreci ürün bilgisi sağlayabilmek için daha iyi etiketleme ve ifşa mekanizmaları uygulanması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">8- Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği için araştırma ve geliştirme bütçelerinin arttırılması</span></p>
<figure id="attachment_61966" aria-describedby="caption-attachment-61966" style="width: 404px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61966" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/4-greenpeace-maras-Barbaros-Kayan3-640x360.jpg" alt="greenpeace maraş" width="404" height="227" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/4-greenpeace-maras-Barbaros-Kayan3-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/4-greenpeace-maras-Barbaros-Kayan3.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /><figcaption id="caption-attachment-61966" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Barbaros Kayan</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporun ortaya koyduğu senaryolar bu politika değişikliklerinin uygulanması gerekli ile mümkün olacaktır. Bu değişikliklerin benimsendiğini günümüz Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">sinde söylemek güç. Her ne kadar yenilenebilir kaynaklardan enerji üretiminde Türkiye önemli bir gelişme kaydetmiş olsa da aynı gelişmeyi, özellikle fosil yakıtlardan ve nükleer enerji projelerinden vazgeçme sürecinde göremiyoruz. Bununla birlikte, teknolojik gelişmelerin yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde yarattığı büyük maliyet düşüşleri, ekonomiye sağlayabileceği potansiyel katkıyı her geçen gün artırıyor. Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim krizinden en çok etkilenecek bölgeler arasında yer alıyor. Enerji [d]evrimi raporunun önerdiği politika değişiklikleri uygulamak, bizi her anlamda iklim krizini karşı bir kazanan haline getirecek ve uluslararası arenada da örnek alınan bir konuma getirecektir. </span></p>
<p>Dosyanın ilk röportajına <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/madencilige-kapali-alanlarin-kanunlarla-belirlenmesi-gerekmektedir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/07/turkiye-gelistirilmekte-olan-komurlu-termik-santral-sayisinda-cinden-sonra-dunyada-ikinci/">“Türkiye, Geliştirilmekte Olan Kömürlü Termik Santral Sayısında Çin’den Sonra Dünya’da İkinci”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Madenciliğe Kapalı Alanların Kanunlarla Belirlenmesi Gerekmektedir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/madencilige-kapali-alanlarin-kanunlarla-belirlenmesi-gerekmektedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2020 08:07:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de, 2019’dan bu yana 2 bin 685 noktanın maden ihalesine çıkarıldığını belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç; “Türkiye’de, kanunlarla madencilik faaliyetlerinden korunan hiçbir doğa koruma statüsü bulunmamaktadır. Hiçbir rehabilitasyon çalışması ile yerine konulamayacak bir coğrafyaya sahip Kaz Dağları Yöresi’nde madencilik faaliyetleri yapılmamalıdır. Aynı şekilde Türkiye’nin gıda güvencesi olan ve Cumhurbaşkanlığı kararı ile belirlenen büyük ovalarda da madencilik yapılmamalıdır. TEMA Vakfı olarak madencilik faaliyetlerinin her yerde yapılmaması gerektiğini; tarım alanları, içme suyu havzaları ve korunması gereken doğa alanlarının, yasalarla madenciliğe kapatılması gerektiğini savunuyoruz. ” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/madencilige-kapali-alanlarin-kanunlarla-belirlenmesi-gerekmektedir/">“Madenciliğe Kapalı Alanların Kanunlarla Belirlenmesi Gerekmektedir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>“</i></b><b>Tüm Yönleriyle Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>nin Maden Gerçeği” </b><span style="font-weight: 400;">başlığıyla hazırladığımız maden dosyamızın ilk röportajını, çevre savunuculuğu ve çevre politikalarıyla Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">‘</span><span style="font-weight: 400;">nin önemli sivil toplum kuruluşlarından olan, &#8220;</span><b>Türkiye Erezyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı; TEMA&#8221;</b><span style="font-weight: 400;"> ile gerçekleştiriyoruz. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ile yaptığımız röportajımızda; madencilik faaliyetlerinin doğaya ve insan yaşamına verdiği onarılmaz tahribatları, vakfın sıkça üzerinde durduğu 4‘üncü grup kömür, altın ve bakır gibi metalik madenlerin arama faaliyetlerinin ortaya çıkardığı yıkımın boyutlarını, Türkiye‘nin madencilik faaliyetlerinden mutlak korunması gereken alanlarını ve madencilik faaliyetlerinin hangi esaslara göre yapılması gerektiğini konuştuk.</span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_1.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-61875" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_1.jpg" alt="maden dosyası" width="288" height="504" /></a></p>
<h5><b>“2020 Yılında Küresel Risklerin İlk Beşini Çevre Konuları Oluşturmuştur”</b></h5>
<p><b>2019 yazı çevre Sivil Toplum Kuruluşları için Kaz Dağları’nda madencilik mücadelesi ile öne çıktı, yıl boyunca Fatsa</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>dan Erzincan</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>a, Konya Ilgın</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>a kömür, altın ve taş ocağı gibi birçok maden faaliyetine karşı kamuoyu tepkisi oluştu. TEMA Vakfı da bu mücadelelerde yer aldı. Vakfın madencilik üzerinde çalışmasının ardında neler var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hepimizin bildiği gibi geçen yüzyılda Dünya ve Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de ekonomi politikaları kalkınma ekseninde şekillendi. </span><span style="font-weight: 400;">Toplumsal refahın ve kalkınmanın temel araçları ham madde temini, enerji üretimi gibi endüstriyel süreçler olarak ortaya çıktı. </span><span style="font-weight: 400;">Refah sahibi bir toplum yaratmanın yolunun kalkınmadan geçeceği, bunun için de doğa ve tarım alanlarına müdahalenin bir zorunluluk olduğu yaklaşımı genel kabul gördü. Refah toplumu için doğaya müdahale, ödenmesi gereken bedellerden bir tanesiydi. Bugün yaşanan iklim krizi, su kıtlığı, gıda güvencesi ile ilgili tehditler ve hatta salgın doğaya yapılan yanlış müdahalelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Ekonomik Forumu, her yıl düzenli olarak yayınladığı Küresel Riskler Raporunun 2020 yılı sayısında, küresel risklerin 2007 yılından bu yana tarihsel değişimi değerlendirilmiş ve her geçen yıl küresel riskler içinde çevresel risklerin ağırlığının arttığı tespit edilmiştir. Raporda 2020 yılında küresel risklerin ilk beşini çevre konuları oluşturmuştur. Geçen 13 yılda küresel risk tanımı değişmiş, finansal ve jeopolitik risklerin yerini çevre kaynaklı riskler almıştır. Bu durum, hem dünya hem de ülkemiz için doğayı, sürdürülebilir yaşamı, tarımsal üretimi önceliklendiren bir kamu yararı anlayışına ihtiyacımız olduğunu ortaya koymaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğaya, tarımsal üretime ve yaşam alanlarına olumsuz etkileri yüksek olan madencilik faaliyetlerinin bir kısmı vahşi yöntemlerle, planlama yapılmadan ve yeterli denetim olmaksızın yürütülmektedir. Mevcut kamu yararı anlayışında toprağın üstündeki tarımsal üretim ve kültürel yapı dikkate alınmaksızın, madencilik faaliyetleri her alanda önceliklendirilmektedir. TEMA Vakfı olarak madencilik faaliyetlerinin her yerde yapılmaması gerektiğini; tarım alanları, içme suyu havzaları ve korunması gereken doğa alanlarının, yasalarla madenciliğe kapatılması gerektiğini savunuyoruz. Yetkililere </span><span style="font-weight: 400;">‘</span><span style="font-weight: 400;">nerede, hangi yöntemle ve ne tür bir madencilik yapılmalı?</span><span style="font-weight: 400;">’ </span><span style="font-weight: 400;">sorularını sürdürülebilir bir gelecek için soruyoruz. </span></p>
<figure id="attachment_61837" aria-describedby="caption-attachment-61837" style="width: 355px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61837 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/deniz-atac-640x426.jpg" alt="Deniz Ataç / TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı" width="355" height="236" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/deniz-atac-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/deniz-atac.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 355px) 100vw, 355px" /><figcaption id="caption-attachment-61837" class="wp-caption-text">Deniz Ataç / TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı</figcaption></figure>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>4’üncü Grup Madenler Kimyasal Yöntemlerle Üretim Yapıyor”</b></h5>
<p><b>Raporlarınızda ve basın açıklamalarınızda 4’üncü Grup madenciliği öne çıkarıyorsunuz. IV. Grup maden nedir? Neden bu kadar öne çıkıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden Kanunu</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">na göre madenler 6 ana grupta toplanmaktadır. 4’üncü grup; kömür, altın ve bakır gibi metalik madenleri içermektedir. TEMA Vakfı’nın bu grubu çalışmasının nedeni; 4’üncü gruptaki madenlerin geniş ruhsat alanlarına ihtiyaç duymaları, kimyasal yöntemlerle üretim yapmaları ve dolayısıyla bu grubun yarattığı doğa yıkımlarının geri dönülmez ve büyük olmasıdır.</span></p>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Maden Kanunu 2001 yılından  bu yana 21 kez değiştirildi” </b></h5>
<p><b>Temmuz ayında </b><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Kaz Dağları Yöresinde Madencilik” raporunu kamuoyuyla paylaştınız. Rapora göre Çanakkale</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>den, İzmir Bergama</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>ya kadar olan bir alanın %79</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>u madenler için ruhsatlı. Bu kadarı çok fazla değil mi? Buna neden olan etkenler nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sonuç, mevcut maden mevzuatından kaynaklanmaktadır. Maden Kanunu 2001 yılından bu yana 21 kez değiştirilmiştir. Yapılan her değişiklikle daha fazla doğa, tarım alanı, mera ve su havzası gibi yaşamın vazgeçilmez unsurları madencilik faaliyetlerine açılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de kanunlarla korunan tek bir doğa koruma statüsü bulunmamaktadır. Bu nedenle ülkemizin milyonlarca yılda oluşmuş, nadir canlı türleri ile dünyada eşi benzeri olmayan doğa alanları maden ruhsatlarının tehdidi altına girmiştir. Kaz Dağları Milli Parkı’nın %80</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">inin ya da Türkiye&#8217;nin en yaşlı karaçam ormanı (250-700 yaş) ve eşsiz yaban hayatı ile mutlak koruma statüsüne sahip Muğla Kartal Gölü Tabiatı Koruma Alanı’nın tamamının madenler için ruhsatlandırılmasının ardında böyle bir süreç yatmaktadır. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü resmi verilerine göre Türkiye genelinde 15.332 maden ruhsatı var. Bu ruhsatların 5.375</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">i arama, 9.947</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">si işletme safhasında. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61841 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/madencilik-640x426.jpg" alt="madencilik" width="346" height="230" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/madencilik-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/madencilik.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 346px) 100vw, 346px" /></p>
<h5><b>Türkiye</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>de Kanunlarla Korunan Hiçbir Doğa Koruma Statüsü Yok </b></h5>
<p><b>2019</b><span style="font-weight: 400;">’</span><b>dan bu yana 2 bin 685 nokta maden ihalesine çıkarıldı. Mevcut maden mevzuatı ile bu durum hangi sorunları doğuruyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de, kanunlarla madencilik faaliyetlerinden korunan hiçbir doğa koruma statüsü olmaması nedeniyle tüm bu alanlar madencilik tehdidi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Her ihale yeni bir alanın daha madencilik faaliyetine açılması anlamına gelmektedir. Üstelik tüm bu süreçler yeteli planlama yapılmadan, projelerin kümülatif etkileri hesaplanmadan sürdürüldüğü için o coğrafya kendi ekosisteminin ve su varlığının yönetebileceğinden fazlasıyla karşı karşıya kalmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son bir yılda Sivas</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ta 135 alanda maden ihalesi yapıldı. İhale alanları bir milyon 400 bin hektar alandan oluşuyor. Tüm bu süreçler ilerlerken hiçbir noktada </span><span style="font-weight: 400;">‘</span><span style="font-weight: 400;">Sivas’ın 135 maden tesisine yetecek suyu var mı? Doğa ve tarım alanları ne olacak? Sivas halkı temiz içme suyunu nasıl elde edecek? Sivas’ı nasıl bir gelecek bekliyor?</span><span style="font-weight: 400;">’ </span><span style="font-weight: 400;">gibi sorular sorulmuyor.</span></p>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Madenciliğe Kapalı Alanların Kanunlarla Belirlenmesi Gerekmektedir”</b></h5>
<p><b>Bu sorunların çözümü için TEMA Vakfı ne öneriyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_4.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-61876" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_4-640x372.jpg" alt="maden dosyası" width="490" height="285" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_4-640x372.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_4.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 490px) 100vw, 490px" /></a>Öncelikle şunun altını çizmek isteriz ki TEMA Vakfı madencilik faaliyetlerini topyekün reddeden bir tutum içinde değil. Fakat konunun farklı noktalarını ortaya koyabilecek; nerede, hangi tür madenciliğin nasıl yapılacağı sorularının, sivil toplum kuruluşlarının da içinde bulunduğu süreçlerle cevaplandırılması gerektiğini savunuyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanı sıra tıpkı dünyanın diğer ülkelerinde olduğu ya da Birleşmiş Milletler&#8217;in farklı alt kuruluşlarının önerdiği gibi madenciliğe kapalı alanların kanunlarla belirlenmesi gerekmektedir. Örneğin, hiçbir rehabilitasyon çalışması ile yerine konulamayacak bir coğrafyaya sahip Kaz Dağları Yöresi</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nde madencilik faaliyetleri yapılmamalıdır. Aynı şekilde Türkiye</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin gıda güvencesi olan ve Cumhurbaşkanlığı kararı ile belirlenen büyük ovalarda da madencilik yapılmamalıdır. Bunun için yetkilileri; verimli tarım arazilerini, büyük ovaları, meraları, içme suyu havzalarını, korunan doğa alanlarını ve “önemli doğa alanlarını” madencilik faaliyetlerine tümüyle kapamaya davet ediyoruz. </span></p>
<h5><b>“Meclisimize, Teşekkür Ederiz”</b></h5>
<p><b>‘</b><b>Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin kabul edilmesi halinde; Kaz Dağları Kirazlı Projesi ve Afyon Emirdağ’daki maden arama projesinde ruhsat süreleri biten maden şirketleri faaliyetine devam edebilecek. TEMA Vakfı olarak yaşanacak muhtemel sorunları öngörebiliyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61877 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_5-640x960.jpg" alt="maden dosyası" width="411" height="617" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_5-640x960.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_5-1024x1536.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_5.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 411px) 100vw, 411px" />5 Ekim 2020 </span><span style="font-weight: 400;">meclise sunulan </span><span style="font-weight: 400;">Kanun teklifi ilk olarak enerji piyasaları ile ilgili değişikliklerin yanı sıra madencilik faaliyetlerine ilişkin dört maddede düzenleme öneriyordu. Bu düzenlemeler arasından özellikle 3. ve 5. madde; doğa, insan sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili süreçler sebebiyle kaygı uyandırıyordu. Düzenlemede 3. madde ruhsat uzatma sürecinde gerekli izinlerin alınması tamamlanmadan maden projesine faaliyetlerine devam edebilmesi için bir yıl daha hak veriyordu. Bu durum, uzatma öncesinde gerekli inceleme ve denetim süreçlerinin, tedbir uygulamalarının ve cezai süreçlerin aksamasına neden olacağı gibi; durdurulması ya da iptal edilmesi gereken bir ruhsatın sahibine, mevzuata aykırı bir şekilde 12 ay daha faaliyetine devam etme imkanı veriyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kirazlı Projesi</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nin ruhsatının durdurulmasının üzerinden bir yıl geçti. Bu nedenle bu maddeyi doğrudan Kirazlı’daki maden projesinin tekrar faaliyete geçmesi olarak değerlendiremeyiz.  Ancak geçen sene bu madde düzenlenmesi istenen şekilde hayata geçmiş olsaydı, Kirazlı Projesi gerekli Bakanlık onayını alıp işlemlerine devam edebilirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Taslakta yer alan 3. maddenin gerekçesi; </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">izin süreçleri ile ilgili işlemlerin uzamasından kaynaklanan ve üretimin aksamasına neden olan denetim ve izin süreçlerinden kaynaklı sorunların giderilmesi” olarak açıklanmaktadır. Ancak bu sorunlar, mevcut Maden Kanunu</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">nun 24. maddesinde yer alan ruhsat uzatma-başvurma döneminin daha erken bir tarihe alınmasını sağlayacak düzenlemelerle ya da kamunun ilgili birimleri için bu süreçleri hızlandırıcı mekanizmalar öngörülerek çevre ve insan sağlığı tehdit altına alınmadan giderilebilirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklifin 5. maddesi ise, madencilik faaliyetlerinde ruhsat alanı dışına yapılan taşmaların Kanun</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">un Ek-15. Maddesinde yer alan cezai düzenlemelerden istisna tutulmasını önermekteydi. Madencilik faaliyetleri, ruhsat alanı içinde işletme izin alanında gerçekleştirilmektedir. Bu düzenleme madencilik faaliyetlerine işletme izni dışına ve ruhsat alanı dışına çıkmanın önünü açıyordu. Üstelik tüm bu sınır dışına çıkmalarda bir limit değer de belirtilmemişti. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61844 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/FOTO-LOGO-TEMA_Vakfi-640x390.jpg" alt="tema vakfı" width="386" height="235" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/FOTO-LOGO-TEMA_Vakfi-640x390.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/FOTO-LOGO-TEMA_Vakfi.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 386px) 100vw, 386px" /></p>
<h5><b>Torba Yasada Önce 3 ve 5. Maddelerle İlgili Düzenleme Yapıldı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Alt komisyona fiilen katılmamız uygun görülmediği için, TEMA Vakfı olarak diğer çevre STK</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ları ile birlikte her iki maddeye yönelik endişelerimizi yazılı olarak yetkililere ilettik. Komisyon üyesi vekillerimize ayrıca ulaşarak bu maddelerin sakıncalarını tek tek anlatma imkanı yarattık. Kendilerine doğa aleyhine telafisi imkansız sonuçlar doğuracak bu iki düzenlemenin düzeltilmeleri ya da geri çekilmeleri için sosyal medya üzerinden de çağrıda bulunduk. Bu çabalarımız sonucunda her partiden Komisyon üyeleri bu endişelerimizi paylaştılar ve komisyon görüşmelerinde her iki madde de görüşlerimizde yer alan endişeleri giderecek şekilde tekrar düzenlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madde 3’te komisyonda yapılan değişiklikle işletmelere 12 ay ruhsatsız çalışma izni verilmek yerine ruhsatın uzatılması için yapılacak başvurunun zamanı ruhsat bitiminden bir yıl öncesine çekildi. Böylece işlemlerin ruhsat süresi içerisinde tamamlanamamasından kaynaklanan sorunların da önüne geçilmiş oldu. Madde 5’te ise komisyonda yapılan değişiklikle taşmanın sınırı ruhsat alanı  olarak değil, ruhsat alanı içinde yer alan işletme izin alanı ve bu alandan itibaren 20 m kadar olan alan olarak belirlendi. Her iki maddeye yönelik yapılan düzenlemeleri oldukça değerli buluyoruz. </span></p>
<h5><b>Ve Torba Yasadan 6. Madde Çıkarıldı </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne var ki, bu olumlu kazanımların elde edildiği aynı komisyon görüşmesinde Torba Yasada olmayan yeni bir maddenin eklenmesi önerildi. Maden işletmelerine ruhsat alanı dışına geçici tesis kurma hakkı tanıyan 6. madde Torba Yasaya dahil edildi. Maden Kanunu</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">na göre geçici tesisler siyanür havuzlarından, -liç- tesislerine kadar bulundukları coğrafyada kalıcı etkiler ve değişiklikler yapan birçok tesisten oluşmaktadır. 6. madde ile; ormanlar, tarım ve mera alanları, kıyılar maden tesislerinin tehdidi altına girmekteydi. TEMA Vakfı olarak birçok çevre kuruluşu ile birlikte 6. maddenin  geri çekilmesini talep ettik ve kampanyamız Mecliste karşılık buldu. Tüm partilerin desteği ile 6. madde Torba Yasadan çıkarıldı. Meclisimize, 3 – 5 ve son olarak da 6. Madde ile ilgili gösterdikleri hassasiyetten ötürü teşekkür ederiz.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61845 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdaglari-640x480.jpg" alt="kazdağları" width="377" height="283" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdaglari-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/kazdaglari.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 377px) 100vw, 377px" /></p>
<h5><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Kömür Alanları, Dünyanın En İyi Teknolojisiyle Bile Olsa Madenciliğe Açılmamalıdır”</b></h5>
<p><b>Maden arama çalışmalarını insan sağlığına ve doğaya zarar vermeyecek şekilde yapmak mümkün mü? Bunu sağlayabilecek uygulamalar ve yöntemler var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maden arama ve işletme süreçleri genel olarak doğaya ve insan sağlığına etkisi olumsuz olan süreçler. Bu nedenle maden arama faaliyetlerinin zarar vermeyen bir sürecinden söz etmemiz mümkün değil. Burada gerçekten sağlıklı bir kamu yararı tartışması yürütmek gerekmektedir. Örneğin tüm dünyanın iklim krizinden dolayı kömürlü termik santralleri kapattığı bir dönemde; üstelik oldukça kalitesiz olan kömür alanları, dünyanın en iyi teknolojisiyle bile olsa madenciliğe açılmamalıdır. Bu yatırımlara ödenen teşvikler ve alım garantileri halkın omuzlarına yüklenen tek bedel değildir; çünkü bu yatırımlar tarımsal ekonomi, insan sağlığı ve doğaya da büyük zararlar vermektedir. Aynı şekilde altın, bakır gibi açık havada liç yöntemi ile işlenen maden faaliyetleri de benzer özellikler taşımaktadır. Dünyanın en iyi teknolojisi kullanılsa bile bu yöntemle yapılan madencilik Artvin</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">de, Kaz Dağları Yöresinde doğaya onarılmaz zararlar verecek toprağı ve suyu ağır metale bulayacaktır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik faaliyetlerinin yapılmasına izin verilecek alanlarda çevresel etkiler değerlendirilmeli; tüm uygulama, izleme ve denetim süreçleri bilimsel ve somut kriterlere bağlı olarak yürütülmelidir.</span></p>
<h5><b>“</b><b>Kirazlı Altın Madeni Projesinin Ruhsatı, Çevre Mücadelesi Sayesinde Durduruldu”</b></h5>
<p><b>Son yıllarda çevre hareketleri geniş kitleler tarafından destekleniyor. Bunun bir karşılığı oluyor mu? Başarıyla sonuçlanmış eylemleri ölçümleyebildiniz mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_6.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61878 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_6-640x362.jpg" alt="maden dosyası" width="389" height="220" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_6-640x362.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Tema_6.jpg 810w" sizes="auto, (max-width: 389px) 100vw, 389px" /></a>Evet, kesinlikle oluyor. İnsanlar yaşam alanlarına karşı oldukça hassas ve sahipleniciler. Tüm bu çevre hareketleri bize aynı zamanda yaşadıkları yerlerin kaderi hakkında söz ve karar sahibi olma isteğine ilişkin bilgiler de vermektedir. Örneğin 2015</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ten bu yana change.org</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da madencilik faaliyetlerine karşı 47 farklı ilde, 130</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">dan fazla imza kampanyası açılmış. Bu kampanyaları toplamda bir buçuk milyon kişi imzalamış.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette bu mücadelelerin bir bölümü başarıyla sonuçlanıyor. Örneğin Kaz Dağları Yöresi</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ndeki Kirazlı Altın Madeni Projesinin ruhsatı çevre mücadelesi sayesinde durduruldu. Fakat konuyu yine mevzuata getirmek gerekir. Ne kazanım sağlanırsa sağlansın hukuken projeleri var eden maden ruhsatları, ilgili bölgelerde varlığını devam ettirdiği sürece mevcut kazanımlar yetersiz kalacaktır. İlgili Bakanlık tarafından madencilik yapma konusunda yetkilendirilmiş şirketler ruhsatları olduğu sürece, aynı alanda proje yapmak üzere çalışmaya devam edecektir. </span></p>
<p><b>Sivil toplum tarafında çevre hareketleri ve doğayı korumaya yönelik çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Örgütlenme açısından nasıl değerlendirirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil Toplum Kuruluşları, çevre ve doğa koruma konularında birçok başarılı çalışma gerçekleştirmektedir. Çevre alanında karşılaştığımız tehditler düşünüldüğünde, bu çalışmaların çok daha güçlenmesi, yaygınlaşması ve geniş kitleler tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Çünkü çevre konuları; sağlıklı çevrede yaşama hakkı, temiz suya erişim hakkı, çevre adaleti ve benzeri temel haklara ilişkin birçok noktayı da ilgilendirmektedir. Bu nedenle çevre hareketi, sadece çevre STK</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">larının değil; daha geniş bir grubun çalışma konusu haline geldiğinde çok daha sağlıklı ve güçlü çalışmalar yürütülecektir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/madencilige-kapali-alanlarin-kanunlarla-belirlenmesi-gerekmektedir/">“Madenciliğe Kapalı Alanların Kanunlarla Belirlenmesi Gerekmektedir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
