<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>toplumsal eşitsizlik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/toplumsal-esitsizlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/toplumsal-esitsizlik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Apr 2020 14:24:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>toplumsal eşitsizlik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/toplumsal-esitsizlik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 08:20:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cavidan Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Karabıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal eşitsizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüsnü Özyeğin Üniversitesi’nden Evren Balta, virüsün yol açtığı ölümlerde toplumsal eşitsizlik ve kırılganlıkların ön planda olduğunu vurgularken, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Lütfi Sunar, yaşanan sürecin toplumun yoksul ve güvencesiz kesimleri için özel bir dikkatle değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Akademisyen Cavidan Soykan, korunmadan, izolasyon süreçlerine kadar ‘sınıfsal’ ayrımların salgınla birlikte görünür olduğunu belirtirken, Kalkınma Atölyesi’nden Ertan Karabıyık da salgının eşitsizlikleri ‘turnosol kağıdı’ gibi görünür kıldığını vurguluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/">Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Lütfi Sunar, Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı’nının </span><a href="https://tyap.net/korona-analizleri"><span style="font-weight: 400;">‘hayat için sosyoloji’</span></a><span style="font-weight: 400;"> başlığıyla yayınladığı korona analizlerinde,  salgınla mücadelede ilk eşik olan </span><a href="https://tyap.net/sgmi"><span style="font-weight: 400;">‘eşitsizlikler’</span></a><span style="font-weight: 400;"> konusunu gündeme getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-53175 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar.jpg" alt="Lütfi Sunar" width="289" height="289" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar.jpg 429w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 289px) 100vw, 289px" />İnsanların biyolojik olarak hastalıklara eşit açıklıkta veya dayanıklı olmadıkları gibi sosyoekonomik nedenlerle de sağlığını koruma, evde kalma, izolasyon, tedavi ve rehabilitasyon anlamında eşit fırsatlara sahip olmadıklarını belirten Sunar, “Bugün ilk aşamada uygulanan evde kalma gibi tedbirler özellikle sabit gelirli ve iş garantisi olan orta sınıflar için anlamlı görünse de salgının çok sayıda esnafın zora girmesine, işçilerin işini kaybetmesine ve düzensiz işlerde çalışanların gelirlerinden bütünüyle mahrum kalmalarına yol açacağı görülüyor. Sosyoekonomik eşitsizlikler farklı kesimler için sağlığa erişimi ve hastalığa yakalanma ihtimalini çok ciddi bir biçimde etkilediği gibi salgın sürecinde bu döngü katlanarak artacak.” diye belirtiyor. Sunar’a göre, sorunun aşılabilmesi için öncelikle eşitsizliklerin oluşumunun ve kaynağının farkında olmak ve  eşitsizliklerin salgından daha kapsamlı sorunlar oluşturduğunu görmek gerekiyor.</span></p>
<p><b>“Yayılma Dinamikleri Eşitsizlikler Üzerinden İlerliyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-53177 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta.jpg" alt="Evren Balta" width="340" height="340" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta.jpg 340w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" />Virüsün yayılma dinamiklerine bakıldığında yoğun yerleşimin olduğu büyük kentlerde salgının daha fazla olduğunun görüldüğünü belirten Evren Balta, “Büyük kentlerin her tarafı eşit değil. İnsanların çalışmak için evden çıkmak zorunda olduğu yerler, işçilerin yoğun olarak yaşadığı, daha yoksul nüfusun yoğun olduğu bölgelerde salgının arttığını görüyoruz.” diyor. Bu kesimlerin yaşama ve beslenme açısından bağışıklık sistemlerinin daha düşük olduğunu da vurgulayan Balta, “Virüsün en büyük etki dinamiği sınıfsal eşitsizliklerle şekilleniyor. Kimi yerlerde kent yoksulluğunun ırkla ya da göçmenlikle üst üste geldiğini söylemek de mümkün. Örneğin Amerika’da virüsten  ölenler arasında siyahların sayısının daha fazla olmasının temel nedeni yoksulluğun ırkla birleşmiş olması, siyahların daha yoksul olması.” Dedi. Balta, virüsün potansiyel olarak herkesi etkilediğini ancak ölüm olanlarının ve salgının artış hızının yüksek olduğu yerlere bakıldığında toplumsal eşitsizliklerinin ve kırılganlıklarının ön plana çok çıktığını vurguluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Sağlık Önlemleri Herkesi Değil Sağlıklı Olanı Kapsıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-53178 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan.jpg" alt="Cavidan Soykan" width="275" height="273" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan.jpg 476w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" />Virüsten korunmak için gerekli malzemelere erişimin bile eşit olmadığını belirten Cavidan Soykan, ‘evde kalabilmenin’ de herkes için eşit olmadığına vurgu yaparak, “Sokağa çıkmadan da bir gelir elde edenler, evden işlerini yürütebilen orta üst sınıf, evden çalışmalarına izin verilen beyaz yakalılar gibi&#8230; Evlerinden çıkmadan çeşitli yollarla sanal alışverişe gücü yetenler, diğer bir deyişle interneti ve bu imkanı kullanmaya izin veren bir teknolojik aygıtı olanlar. Boşuna internet bir insan hakkı olarak tanınmalı tartışmaları yapılmadı yıllardır. Tam da bugünler içinmiş. Eğitim hakkına erişim için bile en basitinden bir televizyona ihtiyaç var devlet okullarında okuyan çocuklar için. Herkesin evinde bu imkanların olduğunu varsayan bir sistem ile karşı karşıyayız. Ama aslında gündelik hayatın sürdürülebilmesi için çalışmak zorunda olanların evde kalması mümkün değil. Bu konuda da ilk başı sağlık çalışanları çekiyor ve ne yazık ki onlardan da kayıplar verdik. Sonrasında ilk aklıma gelenler, isyan eden kargocular, market çalışanları, temizlik işçileri, belediye çalışanları, özellikle de şoförler, üretime hiç ara vermeden devam eden fabrikalarda hasta da olsa çalışmak zorunda olanlar ve en kötüsü de hizmet sektöründe çalışıp, işten atılan veya ücretsiz izne yollanan on binler belki de yüz binler var karşımızda&#8230;” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgından korunmada bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekliliği ve bunun için de yeterli, dengeli beslenme ve iyi uykunun önerildiğini hatırlatan Soykan, “Türkiye koşullarında asgari ücretli birinin ve geçimini sağladığı ailesinin yeterli ve dengeli besleniyor olması imkansız. Her şeyden önce ilaçsız, hormonsuz ve sağlıklı gıdaya ulaşmak gerçekten ciddi bir çaba gerektiriyor. Ben kronik hastalığımı yenmek için bir süredir üreticiden aracısız sağlıklı sebze ve meyve almaya çalışıyorum ama bu cidden orta halli bir aile için çok sürdürülebilir bir durum değil. Yaptığım işlerden kazandığım tüm parayı gıdaya harcıyorum desem yanlış olmaz. Bu sorunun sosyo-ekonomik boyutu. Bir de tabii, sağlıklı olanlar için alınan önlemlere dahil edilmeyen ve yapılan uyarılarla yerilen, aşağılanan yaşlılar, engelliler ve kronik sağlık sorunu olanlar var. Bütün kamu spotları sağlıklı insana göre düzenlenmiş. Biz kronik hastalığı olanlar ne yapalım peki? Ya da ilk günlerde çeşitli zorbalıklara maruz bırakılan yaşlılar ne yapsın? Zaten virüsü kaparsak ölecekmişiz gibi kurulan bu ayrımcı dil ve söyleme kulaklarımızı mı tıkayalım? Pandemi açık açık şu anda uygulanan sağlık önlemlerinin aslında herkesi değil, &#8216;sağlıklı&#8217; olanı kapsadığını gösterdi.” Diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soykan virüsten korunmak için izolasyon, tedaviye erişim ve rehabilitasyon alanında da eşitsizlikler yaşandığını kaydederek, “Tedaviye erişimde testlerin paralı yapılıyor oluşu zaten ilk başta çok açık bir ayrımcılık yarattı sınıfsal anlamda. En ufak bir şüphe duyan, gidip parasını ödeyip testini yaptırabildi. Her gün sokakta olup, çalışmak zorunda olanların ilk önce test edilmesi ve pozitif vakaların ücretli izne çıkarılması gerekirdi. Şimdi farklı farklı işyerlerinden, fabrikalardan, idari gözetimde tutulan mültecilerden, hapishane personelinden pozitif vakaların olduğunu duyuyoruz. Bunların iyi bir planlama ile çok rahat önüne geçilebilirdi.&#8221;</span><span style="font-weight: 400;"> dedi.</span></p>
<p><b>“Aynı Gemideyiz Diskuru Geçerli Değil”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53179 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik.jpg" alt="Ertan Karabıyık" width="265" height="265" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 265px) 100vw, 265px" />Sadece Koronavirüs salgınının değil diğer afetlerin de herkesi eşit etkilemediğini vurgulayan Ertan Karabıyık, bunun Adana’dan geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketinde de yaşandığını hatırlatıyor.  Selde açık arazilerde çadırda yaşayanların daha çok etkilendiğini belirten Karabıyık, “Pandemiyle ilgili ilk başta iki ana ayrım var. Evde kalanlarla, kalamayanlar. Evde kalanların arasında işini kaybetmeyenler, parası olanlar, tasarrufu olanlar çok fazla etkilenmediler. Ama evde kalınca işinden olanlar, gelirlerini kaybedenler gerçekten çok etkilendi. Evde kalamayanlara baktığımızda onların işlerinin daha zor olduğunu görüyoruz. O yüzden ‘aynı gemideyiz’ hikayesi ‘hepimizi eşitledi’ söylemi diskuru maalesef geçerli değil.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgının toplumun alt kesimlerindekileri, yoksulları daha da yoksullaştırdığını vurgulayan Karabıyık, “İşyerlerini kapatmak zorunda kalan küçük esnaf çok fazla etkilendi. Hükümetin aldığı tedbirler borçları ötelemekten fazlasına geçmedi. Toplumun en kırılgan kesimlerine yapılan o bin liralık yardım da yeterli değil. Diğer bir konu  bu insanların yeteri kadar beslenmediği için dirençli olamamaları… Bu salgının bulaşması durumunda sağlık riskinin artmasına sebep oluyor. Roman toplumlarında, mevsimlik gezici tarım işçilerinde bunların belirtilerini çok kolay görebiliriz” dedi.</span></p>
<p><b>Salgın Eşitsizlere Bakışı Değiştirir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, Koronavirüs salgını gıda güvenliğini ve gıdaya erişiminin önemini ortaya koyunca; tarım sektöründe çok ağır şartlar altında çalışan mevsimlik, göçmen işçilerini de daha görünür kıldı. Geçtiğimiz hafta Romanyalı tarım işçilerinin İngiltere’de ‘kahraman’ gibi karşılanmasını da sorduğumuz Cavidan Soykan, salgın öncesinde istenmeyen Doğu Avrupalı göçmen işçilerin emeğine muhtaç kalınmasını trajikomik olarak yorumlayarak, “Aynı durum Almanya ve Belçika için de geçerli. Biz göç çalışanlar bu işlere 3D (Dirty, dangerous, difficult) işler; Türkçesi ile kirli, tehlikeli ve zor/küçük düşürücü işler deriz. Bunların hep göçmenler tarafından yapıldığı için de ortada vatandaş olanlar açısından yabancılar tarafından çalınan işler olmadığını savunuruz. Pandeminin tek iyi tarafı belki de bunu ayan beyan göstermesi oldu.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda İngiltere&#8217;de ayrımcılığa dikkat çeken videoların yapıldığını belirten Soykan, “Göçmenlerin bu pandemi zamanlarında en ön saflarda yer aldığı; sağlıkta, hizmet sektöründe, tarımda emeklerinin ne kadar kıymetli olduğu anlatılıyor. Bu ve benzeri söylem ve eylemler yabancı ve göçmen düşmanlığını, ırkçılığı engellemede bir nebze etkili olacaktır ama uzun vadede değişim için tepedeki politik söylemin, politika ve politikacıların değişmesi gerek bence. Bu aşırı sağ siyaset/söylem seçmenler tarafından oy almaya devam ettiği sürece, bu sorunun çözümü bence çok zor. Çünkü sağ siyaset her zaman milliyetçilik üzerine oynamaya devam edecektir.” Dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ertan Karabıyık da mevsimlik tarım işçilerinin, göçmen işçilerin ne kadar önemli bir rol oynadığının salgınla birlikte görünür olduğunu belirterek, pandemi sonrasında bu konuda iki gelişme yaşanacağını dile getiriyor. Karabıyık şunları söylüyor: “Bunlardan ilki; tarım alanında insanların yerine kullanılacak teknolojiler için çalışmalar yürütülmesi. Tarım işçilerinin yaşam standartları tartışma konusu olacak. Daha iyi standartlar sağlanması gündeme gelmek zorunda diye düşünüyoruz”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandeminin eşitsizliklerin hangi toplumsal kesimlerde olduğunu gösteren bir turnusol kağıdı işlevi gördüğünü kaydeden Karabıyık, başka fark edilen bir konunun da, dezavantajlı kesimlerin hakları ve çalışma koşulları hakkında istendiğinde ne kadar hızlı hareket edilebileceğinin görülmüş olması olduğunu kaydediyor. Karabıyık salgın sonrasında işçilerin yasal güvenceleriyle ilgili tartışmaların artacağını da vurguluyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/">Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Eşitsizlikler Ortaöğretime Nasıl Yansıyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/27/toplumsal-esitsizlikler-ortaogretime-nasil-yansiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgenur Korlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Dec 2019 12:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[ortaöğretime geçiş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[PISA]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ortaöğretime geçiş sistemi, son 20 yılda 5 kez değişti. PISA’nın çok tartışılmayan bir endeksi, ortaöğretime geçiş sistemlerinin eğitimdeki eşitsizliğin yanı sıra hem akademik başarıdaki hem de toplumun sosyal uyumundaki etkisini ölçüyor, dikkate değer veriler ortaya koyuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/27/toplumsal-esitsizlikler-ortaogretime-nasil-yansiyor/">Toplumsal Eşitsizlikler Ortaöğretime Nasıl Yansıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her üç yılda bir aralık ayında Türkiye’nin gündemine aynı konu giriyor ve günlerce tartışılıyor: PISA yani Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı.</p>
<p>Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 79 ülke ve bölgenin değerlendirildiği PISA sınırlılıklarına karşın hem ülkeler arası karşılaştırmalar yapmak hem ulusal eğitim politikalarını değerlendirmek için çok önemli veriler sunuyor. Buna karşın, medyada PISA üzerine yapılan tartışmalar Türkiye’nin sıralaması, öğrencilerin düzeyi gibi konularla sınırlı kalıyor. Oysa bu veriler, gündemdeki farklı eğitim tartışmaları için de kullanılabilir. Bu bağlamda, 2018’deki değerlendirmeden elde edilen yeni veriler, uzun yıllardır tartışılan ortaöğretime geçiş sisteminin dünü ve bugününe yeniden bakmak için önemli bir fırsat sunuyor.</p>
<p><strong>20 Yılda 5 Kez Değişen Sistem</strong></p>
<p>Türkiye’de ortaöğretime geçiş sistemi, son 20 yılda, 2017’de yapılan son değişiklikle birlikte, 5 kez değişti. PISA 2018 Türkiye örnekleminde yer alan 15 yaşındaki ortaöğretim öğrencileri, öğrenim gördükleri kurumlara TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) sistemi ile yerleştirildiler. 2013-2017 yılları arasında uygulanan bu sistemde, okul türü ve yerleşim yeri farkı gözetilmeksizin tüm ortaöğretim kurumları sınavla öğrenci almaya başladı.</p>
<p>2017’de bu sistemin yerine getirilen LGS (Liselere Geçiş Sistemi) ile ise öğrencilerin %10’u merkezî sınav puanına göre öğrenci alan ortaöğretim kurumlarına yerleştirilirken, diğer öğrenciler adrese dayalı yerel yerleştirme ile tercih yaptılar. Fen liseleri ve sosyal bilimler liseleri sadece merkezî sınav puanıyla öğrenci alırken, diğer okul türlerinde hem sınavla hem yerel yerleştirme ile öğrenci alanlar var.</p>
<p><strong>Hangi Sınav Sistemi Nitelikli Eğitimde Eşitliğe Daha Uygun?</strong></p>
<p>Ortaöğretime geçiş sistemlerinin tasarımı, öğrencilerin özelliklerine göre hangi okullara yerleştirileceklerini etkiliyor. Örneğin öğrencilerin akademik başarısının öncelendiği yerleştirme sistemlerinde, benzer başarı düzeyindeki öğrenciler aynı okula yerleştiriliyorlar. Sosyoekonomik durum başarıyla genellikle doğru orantılı olduğu için, bu yöntemde okullarda sosyo-ekonomik düzey anlamında homojen öğrenci nüfusu oluşuyor, yüksek sosyo ekonomik düzeye sahip öğrenciler bir okula, düşük seviyedekiler başka bir okulda toplanıyor. Bu da okullar arası başarı ve imkân farklılıklarına neden oluyor.</p>
<p>Adrese dayalı yapılan yerleştirme sistemlerinde ise okullar bulundukları yerin ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerini yansıtıyor. Bu durumda, farklı ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklere sahip öğrenciler farklı kurumlarda eğitim görüyorlar.</p>
<p>TEOG sistemi başarı ölçütünün öne çıktığı bir sistemken, LGS’deki adrese dayalı yerleştirme adres ölçütünün özelliklerini taşıyor. Her iki ölçüt de tüm çocukların nitelikli eğitime eşit bir şekilde erişebilmesini engelliyor. Bu yüzden, ortaöğretime geçiş sistemlerinin toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeden, farklı özelliklere sahip çocukların bir arada nitelikli bir eğitim görmelerini sağlayacak şekilde tasarlanması gerekiyor.</p>
<p><strong>Akademik Başarı Mı Sosyal Uyum Mu?</strong></p>
<p>PISA 2018, öğrencilerin hem akademik başarı düzeyleri hem de farklı ekonomik, sosyal ve kültürel etkenlere göre okullar arasında nasıl bir dağılım gösterdiğini analiz ederek, Türkiye’de ortaöğretime geçiş sisteminin öğrenci dağılımına etkisini anlamayı sağlıyor.</p>
<p>PISA 2018 örneklemlerinde sadece ortaöğretim öğrencileri yok ancak bu analiz için kullanılan veri ISCED (Uluslararası Standart Eğitim Sınıflandırması) düzeyine göre 15 yaşındaki öğrencilerin en yüksek oranda bulunduğu okulları içeriyor. Türkiye örnekleminde ise bu okullar, ortaöğretim kurumlarına karşılık geliyor. Bu sayede, Türkiye’deki ortaöğretim kurumlarının akademik başarı ile ekonomik, sosyal ve kültürel etkenlere göre kapsayıcılık düzeyleri görülebiliyor.</p>
<p>OECD, farklı akademik başarı düzeylerinden öğrencilerin bir arada olduğu okulların akademik olarak; sosyal, ekonomik ve kültürel çeşitliliğin olduğu okulların ise sosyal olarak daha kapsayıcı olduğunu belirtiyor.</p>
<p>PISA 2018’de, ülke ve bölgelerin akademik ve sosyal kapsayıcılık düzeyini ölçmek için kapsayıcılık endeksi kullanılıyor. Endekste oran, %100’e yaklaştıkça kapsayıcılık düzeyi artıyor. Akademik kapsayıcılık endeksinde %93,3 ile Finlandiya birinci sıradayken, %44 ile Türkiye son sırada.</p>
<p>Sosyal kapsayıcılık endeksinde ise %91,4 ile ilk sırada Norveç var, %49 ile Peru ise son sırada yer alıyor. Bu endekste, hakkında karşılaştırılabilir veri bulunan 78 ülke arasında Türkiye %67 ile 59’uncu sırada ve bu oran %75,7 olan OECD ortalamasının altında. Bu veriler, Türkiye’de farklı özelliklere sahip öğrencilerin aynı okulda olma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Finlandiya sadece akademik kapsayıcılık endeksinde ilk sırada değil, sosyal kapsayıcılık endeksinde de ilk üçte yer alıyor. Benzer şekilde, sosyal kapsayıcılık endeksinde ilk sırada yer alan Norveç’in de akademik kapsayıcılık endeksinde ilk üçte yer aldığı görülüyor. Her iki ülkenin de PISA 2018 ortalama puanları OECD ortalamasının üzerinde.</p>
<p>PISA 2018’de, akademik kapsayıcılık endeksini okulların öğrenci kabul etme biçimlerinin etkilediği görülüyor. Türkiye’de de TEOG sistemi ile bütün öğrencilerin ortaöğretim kurumlarına sınavla yerleşmesi, farklı akademik düzeylerdeki öğrencilerin aynı okulda olmasını engelliyordu. MEB tarafından yayımlanan, okul türlerine göre PISA 2018 ortalama puanları ise akademik kapsayıcılıkla ilgili sorunun sadece okullar arasında değil, okul türleri arasında da olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ortalama okuma puanına göre, ilk sıradaki fen liseleri ile ikinci sıradaki sosyal bilimler liseleri arasında 67 puan var. Fen liseleri ile son sıradaki çok programlı Anadolu liseleri arasındaki fark ise 191 puan. PISA 2018’de ölçülen diğer alanlar fen ve matematikte de okul türleri arasında benzer puan farklılıkları görülüyor. Yani fen lisesi öğrencileri, okuma becerileri, matematik ve fen okuryazarlığı alanlarında diğer okul türlerindeki yaşıtlarından daha ileri seviyedeler. Bu bağlamda, TEOG sisteminin kaldırılması olumlu olsa da onun yerine gelen LGS ile merkezî sınav uygulamasının devam etmesi, sadece sınav puanıyla öğrenci alan fen liseleri ve sosyal bilimler liselerinde ve merkezî sınav puanıyla öğrenci alan diğer okullarda akademik olarak daha başarılı öğrencilerin yoğunlaşmaya devam ettiğini düşündürüyor.</p>
<p>Diğer yandan, bazı mesleki ve teknik Anadolu liselerinde teknik programlara sınav puanıyla öğrenci alınırken, mesleki programlara yerel yerleştirmeyle alınıyor. Bu şekilde hem sınav puanıyla hem de yerel yerleştirmeyle tercihte bulunan öğrenciler aynı okulda eğitim görebiliyorlar. Fakat bu durumun okullardaki akademik başarı çeşitliliğini nasıl etkilediği henüz bu konuyla ilgili paylaşılan veri olmadığı için bilinmiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46320 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/1-640x473.png" alt="" width="352" height="260" /></p>
<p>OECD, sosyal kapsayıcılık oranının düşük olduğu ülkelerde, bu durumun gelir düzeyine dayalı mekânsal ayrışmadan ya da öğrencileri akademik başarılarına göre ayıran okul sistemlerinden kaynaklanabileceği belirtiliyor. Başarı ile sosyoekonomik durum arasındaki ilişki, akademik başarı ölçütünün olduğu sistemlerde de sosyal kapsayıcılığın düşük olmasına neden oluyor. Bu yüzden, gelir düzeyine dayalı mekânsal ayrışmaya sebep olacak bir uygulama olmamasına karşın TEOG sisteminde Türkiye’nin sosyal kapsayıcılık oranı düşüktü. Öte yandan, LGS ile yapılan yerel yerleştirmede öğrencilerin ikametgâh adresi yerleştirme ölçütlerinden biridir. Türkiye’de gelir düzeyinin aynı ildeki mahalleler arasında bile önemli ölçüde çeşitlilik gösterdiği düşünüldüğünde, yerel yerleştirme sistemi başta ekonomik olmak üzere okullar arası farklılıkların artmasına sebep olabilir.</p>
<p><strong>Eşitsizlik Nasıl Önlenir?</strong></p>
<p>OECD, sosyoekonomik olarak dezavantajlı durumdaki öğrencilerin yoğun olduğu okullarda eğitim materyalleri ve öğretmen eksikliklerinin de görüldüğünü belirtiyor. Bu okullara ayrılan kaynakların artırılması ve öğrencilerin desteklenmesi, okulların sosyal kapsayıcılığını artırmasa da öğrencilerin başarısının artmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Bu konunun ele alınması gereken ve göz ardı edilen bir diğer boyutu da, sosyal uyum. Okullarda ekonomik, sosyal ve kültürel çeşitliliğin olmaması ve farklı durumlardaki öğrencilerin aynı okullarda bulunmaması, toplumdaki sosyal uyumu da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle sadece akademik çıktıların iyileşmesi için değil, toplumsal ilişkilerin gelişmesi için de adımlar atılması önemli.</p>
<p>Sonuç olarak, PISA 2018 kapsamında incelenen akademik ve sosyal kapsayıcılık, toplumsal eşitsizliklerin ortaöğretime nasıl yansıdığını gösteriyor. Türkiye örneğinde, ortaöğretime geçiş sistemlerinin eğitimdeki toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmesi önemli bir sorun teşkil ediyor.</p>
<p><strong>Eğitimde Eşitliği Sağlamanın Yolu Ne?</strong></p>
<p>Eğitimde eşitliğin sağlanabilmesi için, okullar arası başarı ve imkân farklılıklarının azaltılması çok önemli. Bu bağlamda, TEOG sisteminin kaldırılmasının geçerli yanları olduğu gibi LGS’yi de tekrar değerlendirmek gerekiyor. 2018 ve 2019’da sınavla öğrenci almayan okullar çoğunlukta olmasına karşın, öğrencilerin neredeyse tamamı merkezî sınava katıldı. Bunun temel sebebi, sınav puanıyla öğrenci alan okullarla yerel yerleştirme sistemiyle alan okullar arasındaki başarı ve imkân farklılıklarıdır.</p>
<p>2018 ve 2019’da MEB’in yaptığı merkezî sınav analizleri, öğrencilerin başarısı ile sosyoekonomik durumu arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bu nedenle şimdiden, benzer başarı ve sosyoekonomik durumdaki öğrencilerin aynı okullarda okuduğu söylenebilir. Bu, eğitimde eşitliğin sağlanmasına zarar verdiği gibi gelecekte toplumda sosyal uyumun sağlanmasına da engel olabilir.</p>
<p>Detaylı güncel verinin bulunduğu, eğitim alanındaki farklı paydaşların sorun olarak gördüğü okullar arası başarı ve imkân farklılıklarının azaltılması için hemen eğitimin tüm paydaşlarıyla birlikte harekete geçmek gerekiyor. Bu bağlamda da, 2023 Eğitim Vizyonu’nda yer alan <em>“Okullar Arası Başarı Farkı Azaltılacak”</em> hedefi çerçevesinde yürütülecek uygulamaları bilmek ve bunların etkisini incelemek önemli olacak.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://fikirturu.com/2019/12/26/toplumsal-esitsizlikler-ortaogretime-nasil-yansiyor/">Fikir Turu</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/27/toplumsal-esitsizlikler-ortaogretime-nasil-yansiyor/">Toplumsal Eşitsizlikler Ortaöğretime Nasıl Yansıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
