<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>süleyman nazlıcan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/suleyman-nazlican/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/suleyman-nazlican/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 10:07:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>süleyman nazlıcan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/suleyman-nazlican/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çözüm sürecinden referanduma : Diyarbakır&#8217;ın yeni anayasadan beklentileri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/24/cozum-surecinden-referanduma-diyarbakirin-yeni-anayasadan-beklentileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 10:43:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Kalkınma Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[DİKAD]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Halkların Demokratik Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR-DER]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Reyhan Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Çoban]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman nazlıcan]]></category>
		<category><![CDATA[Vahap Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır&#8217;ın referandumda verdiği mesajı nasıl okumak gerekiyor?  Kürt meselesinde demokratikleşme ve çözüm imkânına nasıl bir kapı açabilir ? Yeni süreçte bölgede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını ne gibi imtihan bekliyor? Diyarbakır&#8217;da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve akademisyen Vahap Çoşkun anlatıyor. 16 Nisan referandumu kesin olmayan sonuçlara göre %51,3 oranıyla ‘evet’ lehine neticelendi. Muhalefet ve sivil toplumun [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/24/cozum-surecinden-referanduma-diyarbakirin-yeni-anayasadan-beklentileri/">Çözüm sürecinden referanduma : Diyarbakır&#8217;ın yeni anayasadan beklentileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır&#8217;ın referandumda verdiği mesajı nasıl okumak gerekiyor?  Kürt meselesinde demokratikleşme ve çözüm imkânına nasıl bir kapı açabilir ? Yeni süreçte bölgede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını ne gibi imtihan bekliyor? Diyarbakır&#8217;da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve akademisyen Vahap Çoşkun anlatıyor.</strong></p>
<p>16 Nisan referandumu kesin olmayan sonuçlara göre %51,3 oranıyla ‘evet’ lehine neticelendi. Muhalefet ve sivil toplumun şaibe iddiaları ve iptal talepleri sıcaklığını korurken, mevcut sonucun nasıl okunabileceği ve sivil toplumun yeni dönemde nasıl bir imtihan vereceği de önemli tartışma alanlarını oluşturuyor. Diyarbakır sivil toplum camiası bu sonuçları nasıl okuyor, nasıl bir gelecek öngörüyor, bunları ilk ağızdan öğrenebilmek için onlara kulak verdik.</p>
<p><strong>Çatışmanın yaşandığı merkezlerde Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 20 kadar oy kaybetti. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise 11 çatışma merkezinde oyunu iki katın üstüne çıkardı. Toplamda Kürt şehirlerinde HDP’nin oyu azalmış, buna karşılık AK </strong><strong>Parti’nin desteklediği ‘evet’ </strong><strong>oylarının yarım milyon civarında yükselmiş görünüyor. Bu sonucun hem Kürt siyasi aktörlerine hem de hükümete nasıl mesajlar verdiğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_13792" aria-describedby="caption-attachment-13792" style="width: 217px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-13792" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/selahattin.jpg" alt="" width="217" height="123" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/selahattin.jpg 768w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/selahattin-640x361.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/selahattin-610x344.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/selahattin-320x180.jpg 320w" sizes="(max-width: 217px) 100vw, 217px" /><figcaption id="caption-attachment-13792" class="wp-caption-text">MAZLUMDER eski Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Çoban.</figcaption></figure>
<p><strong>Selahattin Ç</strong><strong>oban (MAZLUMDER eski Genel Başkan Yardımcısı): </strong>Kürt şehirlerinde HDP oylarının azaldığı ama buna rağmen HDP’nin hala ciddi bir oyu koruduğu görülüyor. Buna karşılık AK Parti de bir oy artışı yaşamış. Bunun, HDP’den kitlesel bir vazgeçiş olmadığı, bununla birlikte çözüm için hükümetin hala önemli bir aktör görüldüğü söylenebilir. Halk son iki yılda yaşanan çatışma ve güvenlik politikalarına onay vermediğini, HDP’nin biraz daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyor. Buna mukabil hükümete bir şekilde yeniden bir çözüm yoluna dönülmesi için bir mesaj vermiş görünüyor. Bu sonucu bütün tarafların sağduyu ile değerlendirmesi ve halkın rağbet ettiği iki siyasi aktörün gerekli sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Vahap Coşkun (Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi): </strong>AK Parti, oylarındaki nispi artışı, son dönmelerde bölgede yürüttükleri asayişçi siyasete bir destek şeklinde yanlış okuyup buna göre politika belirlerse beklediğinin aksi neticeler doğurabilir. Doğru olan, bu sonuçları, çözüm için halkın siyaseten elini güçlendirmesi olarak değerlendirmesidir. Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası’nda temsili ve demokrasiyi güçlendiren bir reform programının izlenmesi, çözüm için siyasi bir program geliştirilmesi AK Parti’nin gücünün tahkimini sağlayabilir.</p>
<p>HDP de oylarındaki gerilemeyi sadece içinde bulunduğu olumsuz şartlara (milletvekillerinin tutuklanması, kayyumlar, OHAL, vb.) bağlarsa bu yaklaşım yürek soğutabilir, lakin gerçek tabloyu görmeyi engeller. Yapılması gereken, seçmeni ile arasında bir soğumanın olduğunu, mesajlarının doğrudan seçmenine geçmediğini ve eskisi gibi seçmenini ikna edemediğini düşünmek ve bilhassa 7 Haziran sonrasındaki tercihlerini irdelemek ve özeleştiri yapmaktır. Aksi takdirde, tabandaki zayıflamanın önünü kesmek güç olur.</p>
<figure id="attachment_13795" aria-describedby="caption-attachment-13795" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-13795" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/reyhan2.jpg" alt="" width="268" height="154" /><figcaption id="caption-attachment-13795" class="wp-caption-text">Diyarbakır İş Kadınları Derneği Başkanı Reyhan Aktar</figcaption></figure>
<p><strong>Reyhan Aktar (Diyarbakır İş Kadınları Derneği Başkanı):</strong> Eyalet tartışmalarında öne çıkan yerel yönetim anlayışının değişeceği beklentisi, Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır mitinginde dile getirdiği ‘silahsız olmak koşuluyla herkesle her projeyi konuşuruz’ ifadesinin çözüme dair yeni beklentiler yaratması, hendek siyasetine duyulan tepki, cazibe merkezi programları ve bölgede sermayedarı sübvanse eden politikaların, 1982 darbe anayasasından kurtulmak isteyen Kürtlerin ‘evet’ oylarında etkili olduğunu düşünüyorum. Tüm bunlardan yola çıkarak, seçim öncesi AK Parti’nin bölgeden beklentisinin de karşılanmadığını görmek mümkün. HDP tabanının kaybolduğu veya bittiği iddialarının da HDP’nin oy oranındaki azalmaya rağmen, düşünüldüğü gibi olmadığını gördük. Burada da 15 Temmuz sonrası HDP vekillerinin ve teşkilatlarında yaşanan tutuklamaların, kayyumların, Kerkük çıkışının, açığa alınan ve ihraç edilen kitlelerin yaşadıkları mağduriyetin önemli olduğunu düşünüyorum.  Tüm bunlardan yola çıkarak alınması gereken mesajın, siyasal mutabakat için hem AK Parti&#8217;ye hem de HDP’ye son bir şans verdiğini düşünüyorum.</p>
<figure id="attachment_13787" aria-describedby="caption-attachment-13787" style="width: 1754px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-13787" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302.jpg" alt="" width="1754" height="1239" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302.jpg 1754w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302-640x452.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302-1024x723.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302-1280x904.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302-610x431.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_20170419_142302-320x226.jpg 320w" sizes="(max-width: 1754px) 100vw, 1754px" /><figcaption id="caption-attachment-13787" class="wp-caption-text">Yukarıdaki görsel Cuma Çiçek tarafından hazırlanmıştır.</figcaption></figure>
<p><strong>Süleyman Nazlıcan (ÖZGÜR-DER Diyarbakır Şube Başkanı): </strong>Türkiye iki yıldır yoğun bir çatışma ve gerilim sürecinden geçiyor. Bu durum toplum nezdinde bir teyakkuz halini ortaya çıkarmış bulunmakta. Kriz anlarında toplumsal algıda beliren bu teyakkuz hali ilk değil ve son da olmayacaktır. Bölgede ifade edilen yarım milyonluk oyun partiler arasında gidip gelen geçişken oylar olduğu kanaatini taşımaktayız. Fakat bu seçmen tercihinde diğer bazı faktörlerin de etkili olduğunu unutmamalıyız. PKK’nin çukur siyasetinin ortaya çıkardığı korku ve şaşkınlık halinin HDP‘ye karşı bir tepkiye dönüşmesi, HDP kadrolarına yapılan operasyonlar ve Selahattin Demirtaş’ın meydanlarda propaganda yapma imkanının olmayışı, PKK’ye yapılan operasyonlarla beraber özellikle kırsal alanlarda PKK’nin toplum üzerindeki baskısının hafiflemesi, olağanüstü hal durumu ve benzeri nedenlerin şu anki tabloyu ortaya çıkardığını düşünüyoruz.</p>
<p>Yoksa &#8216;toplum yüzünü PKK’dan çevirdi&#8217; gibi bir kanaate sahip olmak bu sonuçlar üzerinden yanıltıcı olacaktır. Çünkü bölgede siyasal açıdan şimdilik kısmi bir boşluk var ve bu boşluk şu aşamada Ak Parti tarafından doldurulamayacak gibi gözükmektedir. Ak Parti’nin de bu süreçte bölgede çalıştığını söylemek mümkün değildir. AK Parti teşkilatlarının toplumla teması çok zayıf olmuştur. Sadece belli sivil toplum kurumu temsilcileriyle irtibat kurup buradan verilen fotoğraflarla siyaset yaptığını zanneden bölge teşkilatları gerçek sosyolojik okumayı maalesef yapamamışlardır.</p>
<p>Diğer taraftan Kürtler için dünden bugüne yaşanan süreç belli bir siyasal tecrübe ve okuma biçimini ortaya koymuştur. Bu okuma biçimi aynı zamanda toplumsal anlamda seküler Kürt milliyetçiliğinin inşa sürecidir de. Dolayısıyla bu süreçte PKK’nin üstlendiği kurucu rol toplum nezdinde var olan konumunu hala korumaktadır. Çünkü PKK’nin toplumu kurmada dayandığı parametreler ve gerekçeler zaten hep olağanüstü koşullar etrafında ortaya çıkmış ve şekillenmiştir. Gelinen aşamada ise PKK’nin şu tezi ön plana çıkacaktır: Kürtlerin siyasal zeminde mücadele imkânı ellerinden alınmıştır. Belediyelerine el konmuştur, parti liderleri hapsedilmiştir. Dolayısıyla bu sonuç gayrı meşrudur. Bu kabul edilmeyecektir. Şiddetten başka yol yoktur.</p>
<p>Sonuç olarak 15 Temmuz sonrası uygulanan olağanüstü hal koşullarının ve bu referandum sonucunun PKK’ya inanan Kürtler için yeni bir kanaat ya da yeni bir siyasal tercihe evrileceğini söylemek için erken olduğunu düşünmekteyim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13789" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0013.jpg" alt="" width="835" height="482" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0013.jpg 835w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0013-640x369.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0013-610x352.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0013-320x185.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 835px) 100vw, 835px" /></p>
<p><strong>HDP&#8217;den de kopmamış, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile referandum ittifakı yapmış olmasına rağmen hükümetten de ümidini kesmemiş görülen bu seçmen davranışı, bölgede nasıl aktif kullanılabilir? Kürt meselesinde demokratikleşme ve çözüm imkânına</strong><strong> nasıl bir kapı açabilir? Hükümet ve Kürt siyasi taraflarına düşen rol nedir?</strong></p>
<p><strong>Süleyman Nazlıcan:</strong> Çatışma halinin bu aşamada yerini sükunete bırakacağını söylemek için biraz erken. Ancak AK Parti kendince PKK’nin rolünü zayıflatacak yeni bir müzakere formülü üzerinde çalışacaktır. Fakat görünen şu ki; bölgedeki son referandum rakamlarıyla dört başı mamur bir politika ortaya koymak zor görünüyor. Nitekim HDP ve PKK’ye inanan çoğunluğu ikna edecek bir formülünüz yoksa izlemeniz gereken en mantıklı strateji zamana oynamak olacaktır ki, bu da çok riskli olacaktır. Çünkü zamana oynamak her zaman sizin lehinize sonuçlar doğurmayabilir. Sizin zamana yaydığınız planlarınız rakipleriniz tarafından da farklı bir okumaya tabi tutularak alternatif bir siyasal mücadeleye dönüşebilir. Bütün bunlarla beraber bizce her iki tarafın da son iki yılda yaşananlara dair ciddi bir özeleştiri vermesi gerekmektedir. Toplumsal beklentileri heba eden çatışma ve şiddet ortamından çıkılmalı ve belli bir süre bu işin muhasebesine geçilerek nerede hatalar yapıldı bunun üzerinde düşünülmelidir.</p>
<p><strong>Reyhan Aktar:</strong> MHP ittifakının söz edildiği kadar Kürt seçmeni üzerinde olumsuz etki yarattığını düşünmüyorum. Nitekim 7 Haziran sonrası MHP ile ittifaka hazır olan HDP idi. Kürtler için esas olan siyasal partiler arasında belirlenen kırmızı çizgilerin kendi anayasal taleplerine engel olmamasıdır. Bunun için MHP’yi hangi partinin ikna edeceği çok da önemli değil. Referandum öncesi çokça bahsedilen reformlarda Kürtler için, Türkiye’de ileri demokrasi için neler yapılacağı esastır. Hükümet 15 Temmuz sonrası girdiği puslu havayı artık dağıtmalı, yerelde ‘çözüm süreci’ bitti refleksiyle hareket eden bürokrasiye ve uygulamalara müsaade etmemeli. Hendek ve barikatların tahribatları bir an önce giderilmeli. Güvenlik önlemleri şehrin gündelik hayatını etkileyen olumsuz görüntülerden çıkmalı.</p>
<figure id="attachment_13793" aria-describedby="caption-attachment-13793" style="width: 251px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13793" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/vahap-coskun_58307.jpg" alt="" width="251" height="176" /><figcaption id="caption-attachment-13793" class="wp-caption-text">Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun</figcaption></figure>
<p><strong>Vahap Coşkun:</strong> Seçmen, HDP’nin siyasi alandaki varlığını önemli görüyor. Kızsa da, eleştirse de bir siyasi aktörün olmasına hayati bir değer atfediyor. Ama şiddettin de hayatından çıkmasını istiyor. Güvenliğinin, refahının, kazanımların yitip gitmesinden de kaygı duyuyor. Bu tablo HDP’ye birbiriyle bağlantılı ikili bir görev yüklüyor: HDP bir yandan hak mücadelesinde şiddeti tamamen dışlayan bir dil geliştirmeli, diğer yandan da buna uygun bir kararlı bir siyasi tutum belirlemeli. PKK’nin Türkiye’de silahlı mücadeleyi terk etmesi için aktif bir pozisyon almalı, alternatif modeller geliştirmeli. Bu, hem siyasi alandaki ağırlığını artırır, hem de çözüm için daha uygun bir zemin yaratır.</p>
<p>Hükümete gelince, o da bölünme ve Kürt korkularından arınmalı. Halkın verdiği mesajı iyi okuyarak, Kürtlerin hak ve hukukunu PKK’ye endekslemekten vazgeçmeli. Bir siyasal tasavvur geliştirmeli. Özgürlük ve demokrasi alanını genişleten adımların beraberliğe katkı sağladığını unutmamalı.  Toplumun her kesimini muhatap almalı. PKK’nin silah bırakması için gerekli mekanizmaları oluşturmalı, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Kürtlerle yeni bir dil üzerinden ilişki kurmalı.</p>
<p><strong>Selahattin Çoban: </strong>Halk çözümün devlet tarafında Ak Parti’den başka bir aktör olduğunu düşünmüyor. Bu sebeple MHP ile ittifak yapılmış ve çözüm sürecinde Kürt seçmeni rahtsız eden çıkışlar olsa da AK Parti’ye verdiği mesajla kendini hatırlatmış görünüyor. Kürt sorunu bir şekilde çözülmeli ve mevcut hükümet bu konuda çeşitli tecrübelere de sahip. Öte yandan çatışma hali HDP’yi zayıflatsa da HDP’nin bir siyasal aktör olarak çözüm noktasında daha fazla öne çıkmasını arzu ediyor, siyaset sahnesinden çekilmesini istemiyor. Bu iki mesaj AK Parti ve HDP’yi geçmişten dersler alarak Kürt meselesini çözmek noktasında daha fazla sorumluluk almaya davet ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13788" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0015.jpg" alt="" width="800" height="453" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0015.jpg 800w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0015-640x362.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0015-610x345.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG-20170418-WA0015-320x181.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özellikle son bir yıldır &#8220;siyasal karar alma süreçlerinin giderek merkezileştiğine ve referandum sonucunun karar alma mekanizmalarındaki merkezileşmeyi sürekli kılabilecek bir mahiyet de içerdiğine” dair şeklinde bir görüş var. Sizin düşünceniz nedir? Bu süreçte sivil toplum hem fazla homojenize oldu hem de daha az görünür oldu. Bundan sonra sivil toplum, karar alma süreçlerine aktif katılım için neler yapılabilir, sivil toplumun önündeki imtihan nedir?</strong></p>
<p><strong>Reyhan Aktar: </strong> Ben yeni anayasa ile meclisin yasa yaparken sivil toplumla daha fazla diyalog halinde olacağını düşünüyorum. Bu da sivil toplumun elini güçlendirecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<figure id="attachment_13796" aria-describedby="caption-attachment-13796" style="width: 149px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13796" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/süleyman_nazlıcan.jpg" alt="" width="149" height="197" /><figcaption id="caption-attachment-13796" class="wp-caption-text">ÖZGÜR-DER Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan</figcaption></figure>
<p><strong>Süleyman Nazlıcan:</strong> Eğer toplumsal ve siyasal alışkanlıklarımız değişmezse ifade edilen merkezileşme daha da ileriye taşınarak otoriterleşmeye yerini bırakacaktır. Şayet referandum sonrası yürürlüğe girecek olan yeni sistemin yüzde 49 gibi toplumsal bir kesimi ikna etme zorunluluğu var ise, işte o zaman siyasilerin merkezi politika yerine, geniş kesimleri ikna edebilecek kapsayıcı vaatler ortaya koyması gerekecektir. Bu da ifade edilen riskleri bir nebze de olsa geriye itiyor. Ancak sivil toplumun ideolojik bir karaktere bürünüp kendi ideolojisine uygun tepkiler vermeyi politika haline getirmesi de ayrıca sorgulanması gereken bir konudur. İtiraz kültürümüzün kırılganlığı işte burada yatıyor. Çünkü makuliyeti hep kendi rengimize uygunluğa göre değerlendirir olduk. Bu da her şeyi izafi bir konuma itti. Kendimiz mağdur oluyorsak ses çıkarmak, değilse suskun kalmak politikamız haline gelmişse bu adil ve ilkesel bir tutum değildir. Dolayısıyla sivil olmanın, adil olmanın, taraf olmanın ilkeleri ve sınırları netliğe kavuşamamışsa bizler sadece konjonktürel bir konumlanma ve tepki verme mekanizması olmaktan öte bir rol oynayamayacağız. Asıl imtihan işte budur ve bu imtihanın sonucu pek hayırlı olmayacaktır.</p>
<p><strong>Vahap Coşkun:</strong> İki yıllık bir geçiş süreci var. Referandum sonuçlarının kesin olarak ilanından sonra, üç madde hemen yürürlüğe girecek, diğer maddeler ise 3 Kasım 2019’daki Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve genel seçimlerin ardından hayat bulacak. Bu süre zarfında sivil toplum kurumları iki yönlü davranabilir: Bir, geçiş süresi zarfında yeni sistemin daha iyi işlemesi çeşitli öneriler geliştirebilir. Bu önerileri hem sivil toplum hem de siyasi karar alıcılarla paylaşabilir. İki, Kürt meselesine tekrar siyasi bir bakışın egemen olması için siyasi aktörler üzerinde demokratik bir baskı unsuru olarak iş görebilir. Sürecin tüm aktörleri ile görüşmeler, müzakereler için farkındalık yaratan eylemler, tarafları aynı masa etrafında bir araya getiren çalışmalar bu bağlamda düşünülebilir. İçinde bulunulan OHAL şartları, sivil toplumun bu işleri hakkıyla yerine getirmesi için birçok müşkülat çıkarıyor, doğru. Ama bunu da sivil toplumun imtihanı olarak görmek lazım.</p>
<p><strong>Selahattin Çoban: </strong>Bütün siyasal kriz ve çözüm süreçlerinde en çok ihtiyaç duyulan şey arada, gri bölgede duran hakemlik ve gözlemcilik yapabilecek bir sivil toplumdur. Ancak doğrusunu kabul etmek gerekirse aktörler, siyasi taraflar arasındaki gri bölgede duran yoğun bir sivil toplum var diyemeyiz. Sivil toplum özgün ve bağımsız olmadığından hareket ettiği alanı kendisi inşa etmiş değildir. Siyasal aktörün ona tahsis ettiği kamusal alanı kullanıyor demektir. Sivil toplum, sivilliği yeniden tartışarak özgün bir yerde durabilirse kendi eliyle bir sivil toplum alanı var edebilir. Öyle bir alanı oluşturabilen sivil toplum aktörler üzerinde nüfuz sahibi olabilir. Bu noktadan hareketle, sivil toplumun kendi imtihanını siyasal aktörlerden bağımsız olarak başlatması ve buradan toplum adına bir fayda ile çıkması gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/24/cozum-surecinden-referanduma-diyarbakirin-yeni-anayasadan-beklentileri/">Çözüm sürecinden referanduma : Diyarbakır&#8217;ın yeni anayasadan beklentileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır STK’ları çatışmasızlık ve tarafların uzlaşısını talep ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/22/diyarbakir-stklari-catismasizlik-taraflarin-uzlasisini-talep-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2016 06:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[özgürder diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman nazlıcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen haftalarda darbe girişimi sonrası Kürt meselesini konuşmak için stklarla röportaj yapmıştık. Son günlerde yaşanan birkaç gelişme sonucu yeni olaylar ışığında Kürt meselesinde neler olduğunu ve neler olacağını anlamak için Mazlumder Diyarbakır üyesi Reha Ruhavioğlu ve Özgürder Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan’la konuştuk. “İlan edilmemiş çatışmasızlık hali ciddi bir fırsattı ve bunun süreklilik arz edeceği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/22/diyarbakir-stklari-catismasizlik-taraflarin-uzlasisini-talep-ediyor/">Diyarbakır STK’ları çatışmasızlık ve tarafların uzlaşısını talep ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçen haftalarda darbe girişimi sonrası Kürt meselesini konuşmak için stklarla röportaj yapmıştık. Son günlerde yaşanan birkaç gelişme sonucu yeni olaylar ışığında Kürt meselesinde neler olduğunu ve neler olacağını anlamak için Mazlumder Diyarbakır üyesi Reha Ruhavioğlu ve Özgürder Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan’la konuştuk. </strong><span id="more-10126"></span></p>
<h4><strong>“İlan edilmemiş çatışmasızlık hali ciddi bir fırsattı ve bunun süreklilik arz edeceği bir kanal açılabilirdi, maalesef değerlendirilmedi”</strong></h4>
<p><strong>Şu an içinde bulunduğumuz durumu Kürt meselesi özelinde nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p><strong><em>Reha Ruhavioğlu: </em></strong>15 Temmuz darbe girişimi sonrasında PKK, bir hafta kadar ilan edilmemiş bir eylemsizlik pozisyonuna çekilmiş ve bu doğrusu bir parça ümit de vermişti. Hakeza devlet kanadının da bütün enerjisini darbenin bastırılması ve darbecilerin tasfiyesine harcaması, askeri operasyonların durmaya yakın bir noktada olduğunu göstermekteydi. Bu ilan edilmemiş çatışmasızlık hali ciddi bir fırsattı ve bunun süreklilik arz edeceği bir kanal açılabilirdi, maalesef değerlendirilmedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10129" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/reha_ruhavioğlu.jpg" alt="reha_ruhavioğlu" width="222" height="227" /></p>
<p>Devlet düzeyinde HDP’yi de içine alan uzlaşma ve bütünleşme mesajları üçüncü günde HDP’yi çok belirgin bir şekilde süreçten dışlayan bir pozisyona evrildi ve o pozisyon devletin muhkem pozisyonuna dönüştü. Yenikapı mitinginde görülen manzara, darbe girişiminin ortaya çıkardığı reorganizasyon fırsatının Kürtlerin siyasal görünürlüğe davet edilmediği bir manzara oldu. Her ne kadar HDP’nin mitinge davet edilmemiş olması Kürtlerin davet edilmemişliği olarak okunmak istenmese de bu anlamda Diyarbekir’de ve Kürdistan’ın genelinde baskın hissiyatın “dışlanmışlık” olduğunu söyleyebiliriz. Devletin geleneksel aktörleri ve geleneksel yapısı ile sınırlı bir reorganizasyon süreci esaslı bir reorganizasyon değildir. 10-15 yılda bir çeşitli vesilelerle böyle bir değişim yaşayan devletin Kürtleri, aktif bir aktör olarak içine alacak bir yeniden yapılanmayı en az 10 yıl ötelediği görülüyor. Bu da görüşme ve müzakereler istisna, ama Kürt meselesinin nihai çözümünün en az 10 yıl ötelendiği şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Çatışmanın nasıl sonlanacağı bir kritik eşikti ve 15 Temmuz sonrasındaki çatışmasızlık hali bu eşiği kolay geçilebilir kılmıştı ancak aktörler bu fırsatı değerlendirmedi ya da değerlendirmek istemediler. Geldiğimiz noktada PKK “ilan edilmemiş eylemsizlik” pozisyonunu bırakıp saldırılara yoğunlaşmış, devlet de operasyonlara dönmüş durumda. Şehir savaşlarının bittiği ancak şiddetin meskun mahalde sürdüğü bir gündelik hayatın endişe ve baskısı altındayız. PKK’nin sivil yerleşim yerlerinde gerçekleştirdiği bombalı saldırılar sivillere de zarar veriyor, son üç bombalı saldırıda yanılmıyorsam 6 polis ve 10 sivil yaşamını yitirdi, toplamda 50’den fazla insan yaralandı. Bu manzara bize nasıl bir kördüğüm içinde olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Şehirdeki çatışmalardan rahatsız ancak buna karşı çıkacak güç ve imkandan yoksun bölge halkı, bir şekilde bir neticelenmesini bekliyordu. Çatışmanın şehir çatışmalarından şehirde saldırılara dönüşmüş olması bir yenişememe durumunda kilitlenmiş ve giderek büyüyen bir öğrenilmiş çaresizlik hissiyatı oluşturmaktadır. Kürt meselesinin sivil enstrümanları olan HDP’ye baskınlar, belediyelere kayyum atama niyetleri ve Özgür Gündem’in kapatılması, OHAL sebep gösterilerek basın açıklaması ve eylemlerin yasaklanması gibi uygulamalar 30 yıllık tekrarın bir kere daha tecrübe edilmesinden başka bir şey değildir ve silahsız her alana baskı, Kürt meselesinde silahlı alanı büyütmektedir.</p>
<h4><strong>“Çatışmaların devam etmesi hem devlet açısından, hem Pkk açısından büyük riskler taşımaktadır”</strong></h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/süleyman_nazlıcan.jpg" alt="süleyman_nazlıcan" width="200" height="265" /></p>
<p><strong><em>Süleyman Nazlıcan:</em></strong> Son yıllarda yaşadıklarımız Kürtlerin siyasal mücadelesinde çok farklı tecrübeler üretti. Bu tecrübeler üzerinden bugünü okuduğumuzda daha gerçekçi mülahazalar yapmamız mümkün. Kürt meselesi şimdi eskisi gibi ürkek ya da ütopik talepler etrafında yapılan totolojik (kendi kendini tekrarlayan) önermeleri, çözümleri aşıp çeşitlilik gösteren siyasal okumalara konu olmaya başlamıştır.</p>
<p>Öncelikle sistemin çözüme kapı aralayan tavrı (çözüm süreci) Türkiye’nin yüzyıllık siyasal paradigmasını değişime uğrattı. Bu değişim Kürt sorununun terör sorunu olarak okunmaktan ziyade anlamaya yönelik bir motivasyonla ele alınmasıydı ve Kemalist Ulusçu sistemin kodlarıyla pek de uyuşmayan bir açılımdı. Bu bağlamda ret, inkâr ve asimilasyon politikaları ortadan kalktı ve sorunun çözüme kavuşması için iyi niyet göstergeleri olarak Kürtçe tv, radyo, Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması, üniversitelerde Kürt dili bölümlerinin açılması, Kürtçe hutbe, propaganda yapılması gibi adımlar atıldı.</p>
<p>Bütün bu açılımlarla beraber Pkk’nin de Kürt sorununun bir sonucu olarak ikna edilmesi ve şiddetin tasfiyesi projesi tedavüle sokuldu. Ancak sorunun bir parçası ve aktörü haline gelen Pkk’nin maksimalist talepleri bu işi çıkmaza sürükledi ve 2015 yılı yaz aylarından itibaren çözüm süreci donduruldu. Elbette mesele sadece Pkk’nin talepleri etrafında düğümlenmedi. Ortadoğu siyasetinde meydana gelen gelişmeler taraflar arasında farklı hesaplar yapılmasına neden oldu. Devlet Kürt sorununu çözmekle Ortadoğu’da yeni bir oyun kurucu konumuna geleceğini düşündü. Pkk ise Kürtlerin tarih sahnesine yeniden çıkma ihtimali üzerinden Irak ve Suriye’deki konjonktürden yararlanma hesapları yaptı.</p>
<p>Kanaatimce burada hem devlet, hem de Pkk büyük bir yanılgı içine düştü. Çünkü Ortadoğu’daki konjonktür her iki aktörü aşacak düzeyde büyük hesapların ve büyük aktörlerin işe müdahil olmasıyla beraber bambaşka bir yöne doğru evirildi. Zaten bu işin evveliyatında Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali vardı. Bildiğimiz gibi ABD’ nin küresel bir güç olarak bu bölge üzerindeki hesapları hiçbir zaman ne Türkiye’nin siyasetiyle uyuşur, ne de Pkk nin hesaplarıyla uyuşur. ABD’nin duruma vaziyet etme biçimi her zaman ayrılık, çatışma, istikrarsızlık ekseninde olmuştur. Bu yönüyle düşününce sorunlarından kurtulmuş bir Ortadoğu’nun Amerika’nın menfaatiyle uyuşmadığı ortadadır.</p>
<p>Türkiye’nin son yıllarda istikrarlı bir yola girmesiyle Kürt sorununu çözmek istemesi de bu yönüyle ele alınmalıdır. Türklerin Ortadoğu’da Kürtlerle güç birliği yapması ve güçlenmesi uluslar arası reel politik dengelerle pek de uyuşmayan bir projedir ve başarıya ulaşmaması için her yola başvurulacağını bilmemiz gerekir. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi de bahse konu olan bu siyasal sürecin devam etmemesi için tasarlanmış bir projeydi. Yani iç içe geçmiş sorunlar yumağından Kürt sorununu ayırıp müstakil bir konum üzerinden okumak şu aşamada pek mümkün gözükmüyor. Şu anda PYD Suriye’de ABD’nin bir numaralı müttefiki konumuna gelmiş vaziyette. Bu ilişkiyi görmeden Kürt sorunu hakkında yapacağımız siyasal analizler eksik kalacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>Diğer taraftan Pkk şu an Türkiye’de yaptığı bombalı eylemlerle devleti yeniden müzakere sürecine dönmeye zorluyor. Elbette bu çatışmalı süreç ilelebet devam etmeyecektir. Çatışmaların devam etmesi hem devlet açısından, hem Pkk açısından büyük riskler taşımaktadır. Devlet için olası riskler içinde en büyüğü; Türkiye’nin olağanüstü hal yasalarıyla uzun sürecek istikrarsız bir ortamla yönetilmesi olacak ve bu da hem ekonomik, hem de siyasal anlamda gerilemenin devam etmesi anlamına gelecektir.</p>
<p>Pkk için riskler ise Kürtler arasında kazandığı siyasal gücü ve otoriteyi kaybetmek ve marjinal bir konuma sürüklenmek olacaktır. Tabi bununla beraber Kürtler içinde alternatif siyasal aktörlerin sahneye çıkması da mümkündür. Bu işin siyasal ayağında olan Hdp’ nin bu süreçte maalesef sivil siyaseti işletemediği aşikâr. Pkk’nin vesayetinden kurtulamayan Hdp kendisini bu süreçte zor durumda bırakacak kadar basiretsiz bir konuma itti. Oysaki Hdp sivil konumunu korumalıydı ve siyaset kanallarını tıkayan eylemlere karşı durmalıydı. Fakat şimdilik bu kapasitede olmadığı kesinleşti.</p>
<h4><strong>“Çatışmalar devam ederse tükenmeye yüz tutmuş umutlar hepten sönebilir”</strong></h4>
<p><strong>Bundan sonra olacaklara dair fikirleriniz nelerdir?</strong></p>
<p><strong><em>Reha Ruhavioğlu:</em></strong> Önümüzde yakın zamanda bir seçim olmadığından devletin geleneksel aktörleri arasında kısa vadede bir çatışma beklemiyorum, yani HDP’nin muhalefet seçeneği olarak daha görünür olabileceği bir süreç yaşayabiliriz ve bu da Türkiye siyasetinde Kürt meselesinin muhalefet zemininde kapladığı yerin daha aşikar görünmesi açısından öğretici olabilir. Ancak HDP üzerinde PKK vesayeti ve devlet baskısı rolünü oynamayı engellemekte, HDP de buradan sivil alanı heyecanlandıracak bir siyasetle çıkamamaktadır. Böyle devam ederse sivil alana dair tükenmeye yüz tutmuş ümitler hepten sönebilir, epeydir “daha fazla sürdürülemez” denilmesine rağmen süren çatışmalar da böyle devam ederse bir sihirli el beklemek zorunda kalabiliriz.</p>
<p>Oysa her çatışmanın bir çözümü olmak zorundadır, bu Kolombiya’daki gibi 50 yıl ve 220bin ölümden sonra olabileceği gibi Kürdistan ve Türkiye’de 30 yıl ve 60bin ölümden sonra da olabilir. Yıkımın derinleşmemesi, ölüm tarlasının daha çok kanlanmaması için tarafların atabilecekleri adımlar vardır, bunları atmalıdırlar. Örneğin; Taraflar kendi hata ve yanlışları yanında Roboskî’den 6-8 Ekim olaylarına, oradan bugüne çatışmasızlığı bitirmek isteyen bir üçüncü elin provokasyonlarını masaya yatırarak yeni bir yolun eşiğine gelebilirler. Bu eşik; PKK’nin devlet içi aktörler netleşene kadar çatışmasızlık ilan etmesi, hükümetin de bunu bir iyi niyet adımı olarak görerek görüşmelerin kapısını yeniden aralaması ile aşılabilir, oradan daha sağlam ve daha şeffaf bir sürece başlanabilir. Sonrası Allah kerim…</p>
<h4><strong>“Sorunlarımızı şiddet sarmalından çıkarak aklıselimle çözmekten başka yolumuz yok”</strong></h4>
<p><strong><em>Süleyman Nazlıcan:</em></strong> Şimdi denenmiş ve sonuç alınmamış politikalardan yavaş yavaş vazgeçip bölgede tansiyonu düşürecek adımlar atılmaya başlanacaktır diye düşünüyorum. Çünkü güçlerin birbirini sınama aşamaları tek tek aşıldı. Bunun emarelerini Türkiye’nin dış politikasında yaptığı değişimlerle görebiliyoruz. İsrail ve Rusya krizlerinin aşılması ve ardından Suriye politikasına dair ılımlı mesajlar bu işin şahin politikalarla devam edilmeyeceğinin göstergesidir. Bu Kürt sorunu ve Pkk sorunu bağlamında da benzer adımların atılabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Devlet yapabileceği kadar operasyon yaptı. Pkk da yapabileceği kadar saldırı yaptı. Her iki tarafta bu haliyle bir sonuca ulaşamadı. Dolayısıyla yeniden müzakerelerin başlama ihtimali yüksek. Kandilin bu süreçte stratejik davranarak tekrar Öcalan üzerinden müzakere talep etmesi de bunun göstergesidir diye düşünüyorum. Şayet böyle bir yola girilmezse Pkk açısından siyasal ve sosyal desteğin azalma ihtimali çok yüksek ve bu da pragmatik siyaseti iyi tasarlayan Pkk’nin işine gelmeyecektir. En azından tekrar gücünü toparlayana kadar böyle bir sürece girilmesi Pkk’nin menfaatine olacaktır. Çünkü Türkiye’nin darbeyi püskürtmesi küresel güçlerin de yeni politik hamleler yapma ihtimalini güçlendiriyor. Bu hamleler arasında Türkiye ile ilişkilerin normale döndürülmesi büyük bir olasılıktır. Bundan dolayı Pkk’nin de küresel güç odakları tarafından yalnız bırakılma ihtimali yüksektir. Bunu gören Pkk kendince bir denge politikası gütmek zorunda kalacaktır.</p>
<p>Unutmamamız gereken şey şu ki; yüzyıllarca kader birliği ettiğimiz bu coğrafyada istesek de istemesek de beraber yaşamaya mecburuz. Tarihte farklılıklarımızla, etnik ve dinsel kimliklerimizle beraber yaşama kültürünü oluşturduk. Bundan sonra da bu kültürün doğal mirasçıları olarak siyasal ve sosyal sorunlarımızı çözme iradesi göstermek zorundayız ve bunun da yolu şiddet değil; kardeşliğimizi pekiştirecek empati yollarını zorlamaktır. Yani kendimiz için istediğimiz (siyasal, sosyal ve insani haklar) şeyi kardeşimiz için de istemektir. Umarım sorunlarımızı şiddet sarmalından çıkarak aklıselimle çözme yoluna gideriz. Çünkü bundan başka yolumuz yok.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/22/diyarbakir-stklari-catismasizlik-taraflarin-uzlasisini-talep-ediyor/">Diyarbakır STK’ları çatışmasızlık ve tarafların uzlaşısını talep ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
