<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sindemi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/sindemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sindemi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 15 Mar 2021 07:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>sindemi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sindemi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tıp Bayramı Polipandemi Süreci ve Sindemi Koşullarında Kutlanıyor!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/15/tip-bayrami-polipandemi-surecin-ve-sindemi-kosullarinda-kutlaniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 07:17:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Polipandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Selma Karabey]]></category>
		<category><![CDATA[sindemi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp bayramı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüs nedeniyle hem hastalıkla hem de açlık, eşitsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik pandemilerini yaşadığımız “polipandemi” sürecinde olduğumuzu kaydeden HASUDER'den Prof. Dr. Selma Karabey, salgının sağlık hizmetleri ile diğer hastalıklar üzerindeki olumsuz etkilerinin “sindemi” olarak tanımlandığını belirterek, Tıp Bayramı'nın bu koşullarda kutlandığını söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/15/tip-bayrami-polipandemi-surecin-ve-sindemi-kosullarinda-kutlaniyor/">Tıp Bayramı Polipandemi Süreci ve Sindemi Koşullarında Kutlanıyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-67057 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selma-karabey.jpg" alt="Prof.Dr. Selma Karabey Sivil Sayfalar" width="302" height="302" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selma-karabey.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selma-karabey-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" />Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin (HASUDER) hazırladığı “Halk Sağlığı Bakış Açısıyla Pandeminin Birinci Yılı” adlı kapsamlı raporda, COVID-19 pandemisinin başlangıcından itibaren 120 milyona yakın vaka ve 2,7 milyona yakın ölüm gerçekleştiği ve daha birçok veri paylaşıyor. COVID-19 pandemisi bütün dünyada, ancak özellikle düşük gelirli ülkelerde veya orta-yüksek gelirli ülkelerin kaynakları sınırlı olan sosyal gruplarında, rutin sağlık hizmetlerinin aksaması, hizmete erişim sorunları veya sosyal ve ekonomik eşitsizlikler nedeni ile kronik hastalıkların yönetimini olumsuz yönde etkilediği ve fazladan olumsuz sağlık sonuçlarına neden olduğu kaydediliyor. Bulaşıcı olmayan hastalıklar ve COVID-19 arasındaki bu ilişkinin “sindemi” olarak adlandırılmasına neden olduğu kaydedilen raporda, kısa vadede “<strong>salgın yönetimine</strong>”, orta vadede “<strong>Sağlık Hizmet Sunumda Gerçekleştirilmesi Gerekenler</strong>”, uzun vadede ise <strong>Eşitsizliklerin ve Ayrımcılığın Giderilmesi</strong>” konusuna ağırlık verilmesi <a href="https://hasuder.org.tr/halk-sagligi-bakis-acisiyla-pandeminin-birinci-yili/" target="_blank" rel="noopener">öneriliyor</a>.</p>
<p>İstanbul Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Öğretim Üyesi ve HASUDER Toplum Ruh Sağlığı Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Selma Karabey ile Tıp Bayramı vesilesiyle hem raporu hem salgının 1 yılda yarattığı etkileri konuştuk.</p>
<p><strong>Türkiye’de ilk vakanın ilanının üzerinden 1 yıl geçmişken 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle, hem bir akademisyen hem bir sağlık emekçisi olarak öncelikle mevcut durumu nasıl özetlersiniz? Biz (insanlık) pandemi sürecinden ne öğrendik? Ne öğrenemedik? </strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-66979 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/hasuder-salginin-birinci-yili.jpg" alt="HASUDER Halk Sağlığı Bakış Açısıyla Pandeminin Birinci Yılı" width="356" height="268" />Sorunuzun yanıtını tek cümlede özetlemek istersek: Bilim ve bilim insanları sınavı geçtiler, ülkeleri yönetenlerin çoğu -istisnalar dışında- sınıfta kaldı. Albert Camus,<em> </em><em>“</em><em>Veba”</em> kitabında, “Salgın, aynı anda hem kötülük hem de ifşadır; yozlaşmış bir dünyanın gerçeklerini su yüzüne çıkarır” diye yazmış.  COVID-19 sürecinde sadece bir hastalıkla değil, açlık, eşitsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik pandemileri ile de yüz yüze gelmekteyiz. Polipandemi olarak adlandırılıyor bu süreç.</p>
<h5><strong>Dünya Düzeninde Radikal Bir Dönüşüm Yapılmazsa, Gemi Batacak! </strong></h5>
<p>Ruh sağlığı alanında “travma sonrası büyümek” diye bir kavram var. Eğer kişiler ve toplumlar travma süreci ve sonrası iyi yönetilir ve gerekli destek mekanizmaları kurulmuş olursa büyüyüp olgunlaşarak üstesinden gelebiliyorlar travmanın. Pandemi de aslına bakacak olursanız insanlığın karşısına bu fırsatı çıkardı. Dünya kaynaklarını sadece insanların dilediği gibi tüketebileceği bir yer değil, tüm canlılarla paylaştığımız, birbirimizin yararlarını gözetmek zorunda olduğumuz, gözümüzün içi gibi bakmamız gereken harika bir gezegen. Vahşi doğaya karşı ne kadar istilacı yaklaşırsak çok geçmeden bir salgın patlıyor. Tarihsel süreçte bu hep böyle olmuş. Yani insanlık olarak sınırlarımızı çizmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kaynaklarımızı da daha hakkaniyetli kullanmamız gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Vahşi doğaya karşı ne kadar istilacı yaklaşırsak çok geçmeden bir salgın patlıyor. Yani insanlık olarak sınırlarımızı çizmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kaynaklarımızı da daha hakkaniyetli kullanmamız gerekiyor.</p></blockquote>
<p>Öte yandan, ülkeler arasında ve içinde başta ekonomik koşullar olmak üzere, eğitim, iş, sağlık gibi en temel insan hakları alanında inanılmaz boyutlarda bir eşitsizlik yaşanıyor ve bu gün gün artıyor. Salgınla birlikte çok daha fazlalaştı. Şu çok net: eğer var olan dünya düzeninde radikal bir dönüşüm yapılmazsa, kaynak paylaşımı ve güç dağılımında çok açılmış olan makası daraltacak önlemler hızla alınıp hayata geçirilmezse gemi batacak ve unutmayalım hepimiz aynı gemideyiz. Geminin henüz suya gömülmemiş yerinde duran bazıları belki bir miktar daha uzun yaşayabilir ama böyle giderse eninde sonunda gemi batacak.</p>
<h5><strong>“Tüm Sağlıkçılara Değer Verilmesi </strong><strong>Önemli</strong><strong>”</strong></h5>
<p><strong>COVID-19 salgınının meslek hastalığı olarak kabul edilmeyişi ve tüm diğer sorunlarını dikkate aldığımızda, Türkiye’de 2021 yılı Tıp Bayramı’nda sağlık emekçileri ne durumda? Küresel örneklerle kıyasladığımızda Türkiye’nin sağlık sisteminin genel olarak “daha iyi durumda” olduğu ve pandemide “iyi bir sınav verdiği” görüşüne katılır mısınız?  </strong></p>
<p>Ne yazık ki Türkiye’de sağlık emekçilerinin çalışma koşullarında çok fazla sorunlu alan var. Ülkemizde sağlıkta 2000’li yıllardan sonra hız kazanan neo-liberal politikalar, sağlık hizmetlerinin serbest piyasa yaklaşımıyla ele alınması, sağlık üzerinden kar elde edilmesini meşru hale getirdi. Bunun bir yansıması olarak da kısa sürede daha fazla “kazanç” sağladığı için, tedavi edici sağlık hizmetlerine daha fazla öncelik veriliyor. Daha az sağlık çalışanı ile daha çok hizmet üretilmeye çalışılıyor. Bu da sağlık çalışanlarında ciddi bir tükenmeyi beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bunun üzerine bir de pandemi nedeniyle oluşan aşırı yoğun çalışma koşulları ve yüksek hastalık riski, her gün yaşamını yitiren sağlık çalışanı haberlerini işitmemiz, çalışma arkadaşlarımızı, hekim olmamızda büyük emeği geçen hocalarımızı COVID nedeniyle kaybetmemiz ruh sağlığımızı çok olumsuz etkiliyor. Düşünün ki pandemi 3-5 haftalık bir süreç değil, bir yıldır yaşıyoruz ve daha ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Tüm zorluklara karşın yine de görevlerini büyük özveri ve cesaretle yerine getiren tüm sağlıkçılara değer verilmesi, yaptıkları işin kıymetinin takdir edilmesi çok önemli. Ne yazık ki yıllardır çabalanmasına rağmen hala sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenleme yapılmıyor.</p>
<blockquote><p>Başta Amerika olmak üzere birçok zengin batı ülkesine kıyasla sağlık sistemimizin daha iyi bir sınav verdiğini söyleyebilirim.</p></blockquote>
<p>Ülkemizde hem birinci basamakta sahada hem de hastanelerde çalışan sağlıkçılarının insanüstü gayretleri sayesinde salgına yönelik sağlık hizmeti sunumu aksatılmadan devam ettiriliyor. Sahada filyasyonda, olgu takibinde, aşılamada görev alan arkadaşlarımız gece-gündüz demeden çalışarak salgının toplumda yayılmasını önlemeye ve hastanelerin yükünü azaltmaya gayret ediyor. Burada da Türkiye’nin 1960’lı yıllarda sosyalleştirilmiş sağlık hizmeti modelini anmamız lazım. Bu model sayesinde ülkenin her yerinde binlerce sağlık ocağı kuruldu, birinci basamakta koruyucu ve tedavi edici hizmetler birbirine entegre bir şekilde yürütüldü. Topluma ve bireye yönelik koruyucu hizmetler son 10-15 yıldır aile hekimliği sistemine geçişle birlikte parçalı bir yapıya dönüştü, bu nedenle salgın sürecinde aile hekimlerinden yeterince yararlanılamadı. Yine de başta Amerika olmak üzere birçok zengin batı ülkesine kıyasla sağlık sistemimizin daha iyi bir sınav verdiğini söyleyebilirim.</p>
<h5><strong>“Salgın Yönetiminde En Önemli Konu, Yönetimler ve Halk Arasındaki Güven Duygusu</strong>”</h5>
<p><strong>“Halk Sağlığı Bakış Açısıyla Pandeminin Birinci Yılı</strong><strong>” başlıklı yeni yayınlanan raporunuzda “halkımız COVID-19 pandemisine müdahalede bilime dayalı, şeffaf ve hesap verebilir bir salgın yönetimini hak etmektedir” deniyor. Neden Türkiye’de şeffaf ve bilime dayalı bir süreç yürütülmedi? </strong></p>
<p>HASUDER raporunda da vurgulandığı gibi salgın yönetiminde en önemli konu, yönetimler ve halk arasındaki güven duygusudur. Çünkü salgınla mücadele etmek için getirilen kısıtlamalar herkes için zorlayıcıdır. Bunlar doğal olarak bir süre sonra psiko-sosyal ve ekonomik yönden çeşitli sıkıntılara yol açıyor. Toplumun bu kısıtlamalara uyum sağlaması için gerekçesinin çok iyi açıklanması ve kuralların herkes için aynı koşullarla geçerli olduğunun bilinmesi çok ama çok önemli. Öbür türlü insanlardan önlemlere uyması beklenemez. Açıklanan sayılara da güven duymak bu uyumun olmazsa olmaz koşulu.</p>
<blockquote><p>Salgın yönetimi asıl olarak halk sağlığı uzmanlık alanının görevidir.</p></blockquote>
<p>Yönetimlerin salgın ile ilgili verileri halk sağlığı uzmanları ile paylaşmaması aslında bu uzmanlardan yararlanamamasına neden oluyor. Salgın yönetimi asıl olarak halk sağlığı uzmanlık alanının görevidir, nitekim ülkemizin güney-doğu illerinde salgın yönetiminin örneğin Karadeniz illerine göre daha başarılı yürütülmesinin en önemli nedeni güney-doğu illerinde halk sağlığı uzmanlarına daha fazla yetkinin verilmiş olmasıdır.</p>
<p><strong>Raporunuzda yer alan “Giderek sosyal bir hastalık olmaya doğru giden COVID-19 salgını” ifadelerini nasıl yorumlamalıyız? Derinleşen eşitsizlikleri aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olarak da görebilir miyiz?  </strong></p>
<p>Halk sağlığının iyiye gidebilmesi için en temel koşul sağlığın sosyal belirleyicileri dediğimiz gelir, eğitim, sağlık, barınma, beslenme vb. koşullarının toplumun tüm kesimleri için hakkaniyetle düzenlenmesi. Oysa salgın var olan hakkaniyetsizliği iyice artırdı. Yaşadığımız süreçte çok sayıda çocuk ve genç eğitimden koptu, çocuk işçiliği arttı, kadına ve çocuğa yönelik şiddet arttı. Bunların her biri acil sosyal politikalar geliştirilmesi gereken çok önemli sorun alanları ve bunlar halk sağlığının da önemli bileşenleri aynı zamanda.</p>
<h5><strong>“Salgın Sonlansa Bile Sağlık Sistemi ve Sağlık Çalışanlarını Zorlu Bir Süreç Bekliyor” </strong></h5>
<p><strong>Bulaşıcı olmayan hastalıklar ile koronavirüs arasındaki ilişkinin “sindemi” olarak adlandırılmasını nasıl anlamalıyız? Pandemi kronik ve tüm diğer hastalıklar üzerindeki olumsuz etkilerini şimdiden görüyor muyuz? Salgın bittiğinde, sağlık sistemini ve sağlık emekçilerini çok daha fazla hasta ve zorlu bir süreç mi bekliyor? </strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-67034 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/pandemide-tip-bayrami.jpg" alt="Pandemide Tıp Bayramı" width="348" height="232" />HASUDER’in pandeminin 1.yıldönümü nedeniyle hazırladığı raporun yönetici özeti bölümünde bu sorunuza cevap niteliğinde bir paragraf var: “Sağlık sistemi tüm bileşenleri ile COVID-19 ile uğraşırken, Dünya genelinde bulaşıcı olmayan hastalıkların küresel mortalite ve morbidite içindeki önemli payı, bu hasta grubunun kırılganlığı, risk faktörlerinin başat rolü ve erken tanı/tedaviye ilişkin erişim sorunları, pandemi döneminde daha da belirginleşmiştir. COVID-19 pandemisi bütün dünyada, ancak özellikle düşük gelirli ülkelerde veya orta-yüksek gelirli ülkelerin kaynakları sınırlı olan sosyal gruplarında, rutin sağlık hizmetlerinin aksaması, hizmete erişim sorunları veya sosyal ve ekonomik eşitsizlikler nedeni ile kronik hastalıkların yönetimini olumsuz yönde etkilemiş ve fazladan olumsuz sağlık sonuçlarına neden olmuştur.</p>
<p>Bulaşıcı olmayan hastalıklar ve COVID-19 arasındaki bu ilişki, COVID-19’un pandemi değil, “sindemi” olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Bu hastalıklar doğaları gereği, sağlık sistemi ile tekrarlayan teması gerektirmekte, bu da; temel ilaçlara erişim ve rehabilitasyon hizmetlerini de içeren bir hastalık yönetimini gerekli kılmaktadır. Bu salgından ve önceki salgınlardan elde edilen kanıtlar, doğru sağlık yönetim ilkeleri uygulanmadığı takdirde, kronik hastalık tanılarının gecikeceğini, hastaların durumlarının kötüleşeceğini, risk faktörlerindeki durumun hızlanarak toplumdaki hastalık yükünün artacağını ve erken yaşlara kayacağını göstermektedir.” Özetle<em>,</em> salgın sonlansa bile kronik hastalıklar konusunda sağlık sistemi ve sağlık çalışanlarını zorlu bir süreç bekliyor.</p>
<p><strong>Bir akademisyen ve halk sağlığı uzmanı olarak, küresel düzeyde aşıya ulaşamayan ülkeler ve aşı milliyetçiliği tartışmalarını da dikkate aldığımızda, bizi kısa ve uzun vadede nasıl bir tablo bekliyor?</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler’in bütün çabalarına karşın salgına yönelik mücadelede zengin ülkelerin bencil davranıp kaynakları paylaşmaması ve aşı milliyetçiliği devam ediyor. Oysa hastalık bütün ülkelerde bitmeli ki dünya olarak rahata kavuşabilelim. Çünkü bu hastalık bir bölgeye lokalize olarak devam edebilecek bir yapıda değil, geçtiğimiz bir yılda gördüğümüz gibi hızla dünyanın her yerine yayıldı. Sınırları kapatmak da çok anlamlı değil, bu sınırlar virüs için geçerli değil çünkü.</p>
<p>Bir yandan da birçok uluslararası kurumla birlikte sorumluluk duyan ve küresel politikalarda söz sahibi olabilecek kişiler, dayanışma kültürünün hâkim kılınması ve eşitsizliğin azaltılmasına yönelik olarak ciddi çabalar içindeler. Dileyelim bu çabalar sonuç versin ve salgından öğrenerek, yanlışlarımız bir nebze de olsa düzeltme gayretiyle çıkalım.</p>
<p>Bu vesileyle, tüm insanlığa dayanışmanın ve “diğeri”nin ihtiyacını gözeten bir tutumun hâkim olması yönündeki dileğimi tekrarlamak istiyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/15/tip-bayrami-polipandemi-surecin-ve-sindemi-kosullarinda-kutlaniyor/">Tıp Bayramı Polipandemi Süreci ve Sindemi Koşullarında Kutlanıyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sindemiyi Bitirmenin Yolu; Sisteme Topyekün Müdahale&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/26/sindemiyi-bitirmenin-yolu-sisteme-topyekun-mudahale/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 07:27:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[sindemi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı Ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55127</guid>

					<description><![CDATA[<p> ‘Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı Ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü'nde bağımlılık üzerine konuştuğumuz Halk Sağlığı Uzmanları Derneği'nden (HASUDER) Prof. Dr. Ahmet Topuzoğlu, yoksulluk, eşitsizlik gibi toplumsal sorunların bağımlılığı arttırmasını 'sindemi' kavramıyla açıklandığını belirterek, "Sindemiyi bitirmenin yolu sisteme topyekün bir müdahale ile mümkün olur" dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/26/sindemiyi-bitirmenin-yolu-sisteme-topyekun-mudahale/">&#8220;Sindemiyi Bitirmenin Yolu; Sisteme Topyekün Müdahale&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yayınlanan Dünya Uyuşturucu Raporuna göre 31 milyon olan uyuşturucu bağımlısı sayısı, 2016’da 29,5 milyon idi. Aynı raporda dünya genelinde uyuşturucu kullanımı 275 milyon olarak yer alırken, bu rakam 2016 raporunda 250 milyon olarak veriliyordu. Aradaki 25 milyonluk artış uyuşturucuyu deneyen ve kullananların sayısında hızlı bir artış olduğunu gösteriyor. BM&#8217;nin raporuna bakılırsa uyuşturucu üretimi tarihinin en yüksek seviyesinde.<span style="font-weight: 400;"> ‘Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı Ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü&#8217;nde HASUDER&#8217;den Prof. Dr. Ahmet Topuzoğlu ile ülkemizdeki mevcut durumu konuştuk.</span></p>
<p><b>Bağımlılık nedir? Nasıl başlıyor</b><span style="font-weight: 400;">?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-55129 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/ahmet-topuzoglu.jpg" alt="Ahmet Topuzoğlu" width="206" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/ahmet-topuzoglu.jpg 206w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/ahmet-topuzoglu-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 206px) 100vw, 206px" />Bağımlılık kavramı kapsamlı ve karmaşık bir sendromu açıklamaktadır. Bir madde kullanıma bağlı olduğu gibi bir davranışsal bağımlılık da söz konusu olabilir. Bağımlılıktan bahsetmek için kullanılan maddenin ya da gösterilen davranışın oluşturduğu hazza karşı bir tolerans gelişmesi söz konusudur. Haz veren durum kesildiğinde ya da azaltıldığında bir yoksunluk gelişmesi beklenir. Madde kullanımı ya da bağımlı olunan davranışı kesme çabası bir çok kez başarısız olmuş olabilir. Kişi haz aldığı eylemlerini yeniden oluşturmak için zamanının büyük kısmını aynı koşulları yaratmak için kullanır hale gelir. Sosyal ya da mesleki işlevlerini düzenli sürdüremez hale gelir. Daha fazla haz almak için sürekli etki dozunu artırma çabası söz konusudur. Kişi bedensel ve ruhsal olarak zarar görmesine rağmen haz alma davranışını sonlandıramaz. Bu kriterlerden üç veya daha fazlasının varlığında bir bağımlılıktan söz edilebilir ve tedavi gereksinimi söz konusudur.</span></p>
<p><b>Kişileri uyuşturucu madde kullanmaya iten, bu sorunun büyümesindeki nedenler nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok bileşenli ve bu bileşenler arasında çok etkileşimli nedensellik bağımlılığın ardında yatan karmaşık sistemi oluşturur. Aslında insanı yaşama bağlayan önemli beyin yolaklarından biri olan haz yolağıdır. Beyin çok çeşitli işlevleri yine çeşitliliğini artırarak, yeni durumlara adapte olarak sürdürürken bağımlılık geliştiğinde bu çeşitlilik kaybolur ve sadece haz arama, haz almaya odaklı tek yönlü bir yolağa saplanma söz konusu olur. Bu şekilde bir gelişimin oluşmaması için koruyucu faktörler söz konusudur. Güçlü ve pozitif aile bağları, ebeveynlerin çocuklarının arkadaşlarından ve neler yaptıklarından haberdar olması, aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması, ebeveynlerin çocuklarının yaşamlarına ilgili olmaları, okulda başarılı olma, okul, kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bir bağ, uyuşturucu kullanımı ile ilgili doğru bilgilenme koruyucudur. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Uyuşturucu madde kullanımına başlama süreci için olumsuz bir mikro çevre oluşması önemli bir etmendir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ebeveynlerin çeşitli ruhsal sorunları ya da davranışsal problemleri olması, sosyal etkileşimin yetersizliği, çocuklarla bağlanma sorunları yaşamak, şiddet varlığı, aşırı içe kapanıklık, uyuşturucu kullanımının onaylandığı bir ortamda bulunmak, davranışsal sorunları olan akranların yeterli yönlendirilmediği ya da değişim için desteklenmediği ortamların varlığı, uyuşturucu maddelere ulaşımın kolay olması bağımlılığı besler. Özünde içinde yaşadığımız sistem tüketime dayalı olduğu için çabuk tüket, çabuk hazza ulaş ve tekrar tüketmek için hazzın peşinden git mesajını çok şekilde beslemektedir. Bireylerin dürtüleri sürekli uyarılmaktadır bu da önemli bir bağımlılık zemini oluşturmaktadır. Bir toplumda yoksulluk, eşitsizlikler, salgın hastalıklar, intiharlar, şiddet yaygınlığına madde kullanımı yaygınlığı da rahatlıkla eşlik edebilir. Bu kavrama Sindemi denmektedir. Sindemide birden fazla salgının benzer hazırlayıcı faktörlerle aynı anda toplumda patlaması söz konusudur.</span></p>
<p><b>Uyuşturucu maddelerin etkileri konusunda toplumun her kesimini bilinçlendirmek için ne gibi önerileriniz olur? Ne yapmalı? HASUDER&#8217;in bu konu özelinde bir çalışması veya Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadele için bir eylem planı var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında bir sindemiyi bitirmenin yolu sisteme topyekün bir müdahale ile mümkün olur. İnsanı önceleyen, toplum yararını önceleyen politikalar ile insanın sadece tüketime odaklandığı, kendini gerçekleştirmeye ve sağlıklı doyum alma olanaklarını bulamadığı bir ortamdan daha iyiye doğru evrilmesine yönelik çabaların gerçekleştirilmesi gerekir. Halk sağlığı uzmanları tüm yaşam dönemleri için sağlığı geliştirme çabası içindedirler. Uyuşturucu kötüdür demenin ötesindeki bu bağımlılık konusunda kullanıcıların dahi çok iyi bildiği bir şeydir, yapılması gereken uyuşturucu kullanımını doğuran mikro çevreleri sağlıklı çevrelere dönüştürmektir. Halk sağlıkçılar daha çok sigara mücadelesi, sağlık yaşamın geliştirilmesi, bunun için sistemler kurulması ile ilgili yaygın savunuculuk yapmaktadır. Bağımlılık daha yaygın basit bağımlılıklar üzerinden gelişmektedir. Erken yaşta sigara kullanımına başlama ya da alkol tüketimine başlama gibi davranışlar ileride gelişecek daha ağır bağımlılıkların öncülü olmaktadır. Halk sağlığı uzmanları bağımlılık sorunun çözümünde sağlık sistemi içinde farklı branşlar ile birlikte ve sistemin yönetimi içinde madde bağımlılığının kontrolünde rol almaktadırlar. Hem sorunun yaygınlığı belirleme hem de azaltılmasına dönük proje ve araştırmalar yapılmaktadır. Her yıl bu tür çalışmalar kongrelerde sonuçları açısından tartışılmaktadır. Türkiye’nin uyuşturucu ile mücadele konusunda ulusal eylem planı mevcuttur. Bu planın amacı uyuşturucu maddenin yarattığı zararları azaltmak toplumu bu sağlık tehlikesinden korumaktır. Madde bağımlılığı ile ilgili çok sektörlü bir mücadele yürütülmesi gereği bu planda da kendini göstermektedir.</span></p>
<p><b>Madde bağımlılığı hangi yaş aralığında daha sıklıkla görülüyor? Yasadışı maddelerin yaygınlık ve idame oranlarının cinsiyet ve yaş gruplarına göre dağılımı nasıldır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşam boyu madde kullanımı sıklığı %3,1 civarındadır. Madde kullanımında bulunanların %94’ü erkektir. Kadınlarda madde kullanımı çok daha az sıklıkta görülmektedir. Hayatında bir kez madde kullananların %65’i 15-34 yaş arasındadır. 15-24 yaş arasında bu sıklık %35’tir. Bu sıklıklar da erken gençlik ve gençlikte karşılaşmanın daha sık olduğunu göstermektedir.</span></p>
<p><b>Madde kullanımı insan sağlığı üzerinde ne gibi hasarlara yol açıyor? Etkisini anlatır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık yapan maddelerin çeşitlerine göre değişen fiziksel ve ruhsal sağlık etkileri vardır, uzun süreli ve yüksek dozlarda kullanım hemen her zaman sağlık sorunlarına yol açar. Bağımlılık kendi başına yaşamı tutsak alan bir bozukluktur. Tüm yaşam bağımlılığın etrafında şekillenir ve kişi sağlığını ve sosyal işlevselliğini kaybeder. Örnek vermek gerekirse genç üniversiteye devam ederken esrar ve sentetik esrar türevleri kullanmaya başladıktan sonra işitsel ve görsel varsanılar tarif etmeye başlayabilir bu maddeye bağlı psikotik bozukluk gelişmesi anlamına gelir. Bütün hayatı bu bozukluktan etkilenir, aile ve sosyal çevre etkileşimi bozulur, ders başarısızlığı gelişebilir, başlayabilir. Hastanede yatış ve uzun tedaviler gerekir. Tam iyileşme mümkün olsa da her zaman gerçekleşmeyebilir. Bazı belirtiler kalıcı olabilir. İsteksizlik yaşamdan çekilme, sürekli yalnız kalma ve üretkenliğin kaybı gibi ağır sonuçlar söz konusu olabilir. Maddi problemler, yasal sorunlar ortaya çıkar. Çoğu bağımlı bu nedenlerle madde kullanımını bırakma çabasına girişmektedir.</span></p>
<p><b>Bağımlılığa bağlı gelişen ölümler ile ilgili ne söylersiniz ? Varsa istatistiki bilgiyi bizimle paylaşır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016-2018 arasında 2518 madde bağımlılığına bağlı ölüm saptanmıştır. Bunların yarıya yakınında kullanılan madde sentetik kannabioidlerdir. Ecstasy ve afyon türevleri ölümlere neden olan maddelerde ikinci ve üçüncü sırayı takip etmektedir.</span></p>
<p><b>Bağımlılıkla mücadelede en etkin yöntem sizce nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık yapıcı maddelerin topluma ulaşması ve tedavi ile ilgili çalışmalar sürse de maliyet etkinlik açısından sonuçları yüz güldürücü değildir, hem çok çaba, masraf gerektirirler hem de sonuçları madde kullanımı tablosunu değiştirecek gücü barındırmaz. İnsanın psikolojik ve sosyal ekonomik gereksinimlerinin doyurulması ile ilgili sistem kurguları daha yüksek başarıya aday müdahaleleri içerir. Bu müdahaleler daha çok insana yatırımı içinde barındırır. Tam okullaşma, okul niteliklerinin artırılması, öğretmenlere yatırım yapılaması, spor, kültür, hobi gibi faaliyetlerin geliştirilmesi. Kişini kendini gerçekleştirmesinden haz almasını sağlayacak programlar geliştirilmesi böylece doğal haz alınan alanlar yaratılması gerekmektedir. Kısa yoldan dürtüsel şekilde hazların madde uyarımı ile doyurulmasının yarattığı bağımlılık, tüketici toplumun bir hastalığıdır aynı zamanda ve toplumsal yozlaşmanın bir göstergesidir. Kentlerde kapsamlı sosyal müdahaleler ve daha eşitlikçi, olanaklara sahip insanlar için madde bağımlılığı bir seçenek olmayacaktır. Daha çok doğada zaman geçirmek de önemli bir koruyucu etkinliktir. </span><span style="font-weight: 400;">Bağımlılıkla mücadelede en etkin yöntem önleme çalışmalarıdır.</span></p>
<p><b>Kişiyi tedaviye yönlendirmek için gerekli yöntemler nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık başladıktan sonra tedaviye gelmekte çok zorluk yaşanabilmektedir, çünkü kişi buna gereksinimi olduğunu çoğunlukla reddeder. Bu gereksinimi oluşturana kadar iş birliği yapılabilen aile üyelerinin bulunması çok önemlidir. Zararları yaşayan hasta bu konuda farkındalığını artıran bir iletişime geçerse sağlık kuruluşlarındaki hizmetlerden yararlanabilir. Mahalle muhtarları ve yurttaşların, ailelerin talepleri sonucu büyükşehirlerde kaymakamlıkların koordinasyonunda bağımlılık tedavi birimleri açılması buna iyi bir örnektir. Büyükşehirlerde artan madde bağımlılığı sorunu halkın talebiyle çözümleri ulaşılabilir kılan bir yapılanmaya gidilmesi sonucunu doğurmuştur. Madde bağımlılığı tedavisine katılım süreci, ardından tedavi bir süreçtir. Başlangıçtan itibaren çok iyi gittiği gibi başa sarmalar olabilir, tedavi işbirliğine hastanın çevresini de olabildiğince katarak devam etmek gerekir. İşbirliği yapmak ve bunu geliştirmek gerekir.</span></p>
<p><b>Bağımlılığın yol açtığı bedensel ve ruhsal sağlık sorunları ile ilgili ne söylersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esrar, akıl hastalığına yol açabilir. Şizofreni riski kullanmayanlara göre 7 kat fazladır. Sık ve düzenli kullanıldığında bağımlılık yapar. Kişinin düşünme, öğrenme ve sorun çözme yetisini azaltır. Panik atak ve depresyona yol açar.  Uzun süre kullananlarda tembelliğe ve kayıtsızlığa yol açar. Alınganlık veya Paranoya yapabilir. Rahatlayamama, gevşeyememe, uyku bozukluğu görülebilir. Akciğer kanserine yol açar. Eroin; Şiddetli bağımlılık yapar. Bağımlılığından kurtulmak oldukça güçtür. Bulantı, kusma, mide spazmlarına, baş dönmesi, kabızlık, diş çürümesine, cinsel istek azalmasına, solunum bozukluğu ve ölüme neden olur. Uyarıcı özellik taşıyan maddelere bağımlılıkta ise karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, ani kalp ritm bozuklukları ve ölüm gibi bir çok sağlık sorunu oluşabilir. Paranoyak düşünceler gelişebilir.</span></p>
<p>Dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle uygulanmaya başlanan sosyal izolasyon, sokağa çıkma kısıtlamaları, sosyal hayattaki değişiklikler, hayatı tehdit eden gerçek bir tehlikenin varlığı insanları psikolojik olarak  da etkilemeye başladı. Sürekli evde olma hali, hareket  alanının kısıtlanması, sınırlı sosyalleşme ve iletişim, aile bireyleri ile fiziksel temasın azalması bireylerde  kaygıyı, endişeyi  hatta öfkeyi ortaya çıkardı.</p>
<p><b>Basından okuduğumuz kadarıyla pandemi döneminde;</b></p>
<ul>
<li>Corona virüs salgınının madde kullanımına etkilerini saptamak amacıyla ABD&#8217;de yapılan araştırmaya göre, alkol ve uyuşturucu kullanımında artış var.</li>
<li>Kanadalılar, Covid-19 önlemlerine karşı esrar mağazaları önünde kuyruk oluşturuyor</li>
<li>Fransa&#8217;da Covid-19 salgınını önlemek için uygulanan karantina döneminde kaçakçılık azalırken uyuşturucu maddelerin fiyatı arttı.</li>
<li>Koronavirüs salgınına karşı evde kalmak isteyen Kanadalılar, sosyal mesafe uygulaması dönemi için esrar stokları yapıyor. Ülkede henüz sokağa çıkmayı kısıtlayan önlemler alınmasa da halk, böyle bir duruma hazırlık için esrar mağazaları önünde kuyruk oluşturuyor<span style="font-weight: 400;">. </span></li>
</ul>
<p><b>Türkiye uyuşturucu ile</b> <b>mücadele konusunda ne durumda?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid-19 salgının kısa ve uzun etkili ruhsal sorunlar doğurduğu ve bunun toplum ruh sağlığını etkileyen ciddi yönleri olduğunu biliyoruz. Bu dönemde madde kullanımı ile ilgili sorunlar da olacaktır. Kanada’da esrar devlet tarafından organize edilen tanzim satış mağazalarında satılmaktadır, serbestleştirilmiştir. Kanada başbakanı her türlü hesaplamayı yaptıklarını bildirmiştir. Kapitalist bir toplumda esrarı yasaklamakla serbest bırakmak arasındaki politikalar karşılaştırılmış ve serbest bırakılması yönünde bir karar alınmıştır. Maliyet etkin bir strateji yaklaşımı güdülmüştür. Bunun sonuçları yıllar içinde görülecektir. Benim düşüncem maddeye bağlı psikozun Kanada’da artacağı yönündedir. Alınan karar maddeye bağlı psikozun göze alındığını düşündürmektedir. Toplum ruh sağlığı açısından bir dizi yeni sorunla uğraşacaklarını düşünüyorum. Öte yandan yasal maliyetlerini azaltmış oluyorlar. İnsan sağlığı maliyeti artacak gibi görünüyor. En önemlisi kronik esrar kullanımının yarattığı bir kayıtsızlık tablosu vardır tedaviye de çok yanıt vermez bunun da 10 yıl içinde Kanada’da artacağını düşünüyorum. Yasağın kalkması sosyal onayı çok artırdığı için kullanım da yaygınlaşmaya devam edecektir. Sonuçlar katlanarak artabilir. ABD’de ise şu anda ciddi bir opioid bağımlılığı krizi sürmektedir. Kültürel olarak madde bağımlılığının hoş görülmemesi , onaylanmaması önemli bir koruyucu etmendir. Bunu kaybetmemek gerekli. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de önleme ve tedavi için bir çok kamu ve sivil toplum projesi yürütülmektedir. AMATEM ve ÇEMATEM, Alo 191 Uyuşturucu Mücadele Hattı gibi uygulamalar tedaviye ulaşım ve tedavinin yürütülmesini sağlamak için organize olmuştur. Alo 191’e 2018’de 48416 başvuru olmuştur. </span><a href="http://www.alo191uyusturucuilemucadele.saglik.gov.tr"><span style="font-weight: 400;">www.alo191uyusturucuilemucadele.saglik.gov.tr</span></a><span style="font-weight: 400;"> sitesinden de ulaşılabilir. Tedavi le ilgili yönlendirmeler, danışmanlık hizmetleri verilmektedir.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/26/sindemiyi-bitirmenin-yolu-sisteme-topyekun-mudahale/">&#8220;Sindemiyi Bitirmenin Yolu; Sisteme Topyekün Müdahale&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
