<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>REŞİT ELÇİN arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/resit-elcin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/resit-elcin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Nov 2018 08:00:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>REŞİT ELÇİN arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/resit-elcin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meydan Söyleşileri: &#8216;Mültecileri Kabullenen Bir Toplumsal Gerçekliğe İhtiyacımız Var&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/16/meydan-soylesileri-multecileri-kabullenen-bir-toplumsal-gerceklige-ihtiyacimiz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aybala Arslantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2018 08:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan Söyleşileri]]></category>
		<category><![CDATA[Nefes Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[REŞİT ELÇİN]]></category>
		<category><![CDATA[sınır tanımayan doktorlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendi ülkelerinde veya göç yolunda kötü muameleye maruz kalmış göçmen ve mültecilere, yasal statülerine bakılmaksızın, psikolojik ve sosyal destek ile tıbbi vaka yönetimi hizmetler sunan Nefes projesi koordinatörü Reşit Elçin ile mültecilerin sağlık hizmetlerine erişimleri ve alanda sivil toplumun rolü üzerine görüştük. Elçin, sağlık alanında sivil toplum kuruluşlarına bütüncül hizmet verme imkânı tanıyan politika değişikliklerine ihtiyaç olduğunu, ancak bu şekilde sağlık sisteminde bir rahatlama sağlanabileceğini belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/16/meydan-soylesileri-multecileri-kabullenen-bir-toplumsal-gerceklige-ihtiyacimiz-var/">Meydan Söyleşileri: &#8216;Mültecileri Kabullenen Bir Toplumsal Gerçekliğe İhtiyacımız Var&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sivil toplumda farklı alanlarda deneyimleriniz mevcut, genel olarak bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzun bir süre iklim koruma alanında çalıştım. Hayatımın bu dönemini Bursa’da yerel bir STK’da başlatıp Greenpeace Akdeniz iklim ve enerji kampanyası sorumlusu olarak sonlandırdım. Greenpeace’teki son yıllarımda iklim değişikliği ve savaş kaynaklı insani krizlerin kesiştiği noktalarda projeler gerçekleştirdim, ardından da insani yardım alanına geçmeye karar verdim. Bu yılın ortasından itibaren Yurttaşlık Derneği’nin yürüttüğü, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) teknik ve finansal olarak desteklediği “Nefes: Kötü Muameleden Hayatta Kalan Göçmenlere Yönelik Rehabilitasyon Merkezi” projesinde koordinatörlük yapıyorum.</span></p>
<p><b>Mültecilerin sağlık hizmetlerine erişimlerinde gözlemlenen ana sorunlar nelerdir ve bunlarla ilgili iyileştirmenin hangi noktadan başlanarak yapılması gerekir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birçok başlık altında ele alınması gereken bir konu. Geçici koruma ya da uluslararası koruma altında olan mültecilerin sorunları ile herhangi bir koruma statüsü olmayan mültecilerin ortak sorunları var ama koruma statüsü olmayan mültecilerin sorunları daha ağır. Koruma altında olanlar ikamet bölgelerinde sağlık hakkına erişebiliyorlar, ancak statüsüz mülteciler maalesef herhangi bir erişime sahip değiller.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genel olarak bütüncül yaklaşım ve adil muamele eksikliği mültecilerin sağlık alanında devlet kurumlarından uzak durmalarına, sivil toplum kuruluşlarının sağladığı hizmetlere ya da kendi tampon mekanizmalarına, yani merdiven altı sağlık hizmetlerine yönelmesine yol açıyor. Bu sorunun aşılmasının önündeki en büyük engel toplumsal ve siyasal statü eksikliğinden kaynaklanıyor. Türkiye’de kalma iradesi gösteren mültecileri kabullenen bir toplumsal gerçekliğe ihtiyacımız var.</span></p>
<p><b>Sivil toplumun katkısı elbette çok önemli fakat yeterli mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son 10 yılda insani yardım alanında çalışan STK’ların sayısı ve kapasitesi bir hayli büyüdü ve gelişti; uluslararası kuruluşlarla birlikte sivil toplumun bu alanda büyük bir etkisi var. Özellikle sağlık sistemine sivil toplumun aktör olarak girmesi bu alanda bir rahatlama yaratır diye düşünüyorum. Bu konuda STK’lara bütüncül sağlık hizmeti verme imkânı tanıyan bir politika değişikliğine ihtiyacımız var.</span></p>
<p><b>Daha önce verdiğiniz bir </b><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/27/insan-haklari-ve-cevre-mucadelesi-veren-sivil-toplum-kuruluslari-arasinda-vizyon-birlikteligi-yok/"><b>röportajda</b></a><b> “örneğin…mülteci hakları üzerinden çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir ağı yok. Geçici iş birlikleri ya da proje ortaklıkları oluyor ama böylesi bir ağ yok” beyanınız var. Bu konuda yol alındığını gözlemlediniz mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, bu konudaki beyanım genel olarak sivil toplumun yapılanma biçimine dairdi ve hala geçerli. Kurumsallaşma amacı güden tematik ağların sivil toplumun etkisini, politika belirleme gücünü geometrik olarak artıracağını düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Meydan etkinlikleri gibi toplanmaların ağ oluşturma anlamında da fayda sağlayacağını düşünür müsünüz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, böylesi etkileşimlerin yakın teması artıracağını ve birlikte ihtiyaç analizi yapma imkânı sunması açısından çok kıymetli sonuçlara sahip olacağını düşünüyorum.</span></p>
<p><b>STK’lar arası iş birliklerini -dönemsel de olsa- etkili buluyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle çok etkili buluyorum, örneğin bizim projemizde desteklediğimiz danışanlarımızın büyük bir çoğunluğu başka STK’lar aracılığıyla bize erişiyorlar. Bu da halihazırda etkili bir iş birliğinin varlığını gösteriyor.</span></p>
<p><b>Sivil Toplum ‘bir arada yaşam’ konusunda neler yapıyor ya da neler yapabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteci alanını düşünürsek toplumsal entegrasyon için mültecilerin edinmesi gereken formlara dair büyük çabalar, projeler ve hizmetler mevcut. Sadece STK’larda değil, kamu kurumlarında da mevcut. Ancak Türkiye toplumunun kendi bir aradalığı sorununun dışında, mültecilerle entegre olmasına dair herhangi bir siyasal ya da toplumsal zemin inşasının olmadığını görüyoruz. Mülteciler bir arada yaşamaya hazır ama Türkiye toplumu buna hazır ve istekli değil gibi görünüyor.</span></p>
<p><b>Meydan toplantısında ön plana çıkarmayı planladığınız sorunlar/tespitler ya da çözüm önerileriniz neler olacak?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası meydan katılımcılarının görüşlerini dinlemek en önemli beklentim. Ancak daha güçlü bir sivil toplum inşasına her alanda ihtiyacımız var; çevre ya da insani yardım pek farklı değil bu açılardan. Dolayısıyla sivil toplumun aktör olarak gücünü artıracak bir perspektifte görüşlerimi sunacağım.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/16/meydan-soylesileri-multecileri-kabullenen-bir-toplumsal-gerceklige-ihtiyacimiz-var/">Meydan Söyleşileri: &#8216;Mültecileri Kabullenen Bir Toplumsal Gerçekliğe İhtiyacımız Var&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İnsan hakları ve çevre mücadelesi veren sivil toplum kuruluşları arasında vizyon birlikteliği yok!&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/27/insan-haklari-ve-cevre-mucadelesi-veren-sivil-toplum-kuruluslari-arasinda-vizyon-birlikteligi-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 11:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[ALAKIR VADİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜKNOHUTÇU]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Global Witness]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[REŞİT ELÇİN]]></category>
		<category><![CDATA[Taner kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası af örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22004</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reşit Elçin: Türkiye’de insan hakları ile çevre örgütleri arasındaki iş birliği eksik. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası sivil toplumun içinde bulunduğu ahval tüm çıplaklığıyla ortada. Kapatılan dernek ve vakıflar 2 binin üzerinde. Tutuklanan ve davaları devam eden insan hakları savunucuları, artan şiddet, KHK&#8217;larla işlerine son verilen aktivistler, OHAL&#8217;i fırsat bilen kimi müteşebbisler, OHAL sonrası sine-i millete [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/27/insan-haklari-ve-cevre-mucadelesi-veren-sivil-toplum-kuruluslari-arasinda-vizyon-birlikteligi-yok/">&#8220;İnsan hakları ve çevre mücadelesi veren sivil toplum kuruluşları arasında vizyon birlikteliği yok!&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Reşit Elçin: Türkiye’de insan hakları ile çevre örgütleri arasındaki iş birliği eksik.</strong></p>
<p>15 Temmuz darbe girişimi sonrası sivil toplumun içinde bulunduğu ahval tüm çıplaklığıyla ortada. Kapatılan dernek ve vakıflar 2 binin üzerinde. Tutuklanan ve davaları devam eden insan hakları savunucuları, artan şiddet, KHK&#8217;larla işlerine son verilen aktivistler, OHAL&#8217;i fırsat bilen kimi müteşebbisler, OHAL sonrası sine-i millete dahi dönemeyen, kendi içine kapanan kurumlarıyla birlikte sivil toplum&#8230;<span id="more-22004"></span>OHAL&#8217;in sivil topluma yansımalarını konuşmak için Sivil Sayfalar adına pek çok sivil toplum kuruluşuna röportaj talebinde bulundum; Kimi kurumlar zaten kapatılmışken, bazıları da sorularıma kapılarını kapatırken, açık kalanların çoğu da &#8220;OHAL&#8217;le ne alakası var&#8221; diyerek kapı dışı bıraktı. Keza, ülkenin büyük sivil toplum kurumlarıyla OHAL sonrası sivil toplumun durumunu da konuşmayı talep ettim, bu defaysa &#8220;kapı duvar&#8221;.<strong>  </strong></p>
<p>Geçen 9 Mayıs&#8217;ta öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu ve aldıkları tehditlerle basına yansıyan Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu&#8217;nun  tekrar tehdit alması vesilesiyle çevre mücadelesi ve insan haklarını gündeme taşıyalım istedim. Konu kapsamında uzun yıllar çevre mücadelesi alanında faaliyet gösteren ve şu anda <span style="font-weight: 400;">Greenpeace&#8217;de İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu olarak çalışan Reşit Elçin ile kişisel olarak sohbet ettik. Belirtmek gerekir ki, bu hususta çevre konularında faaliyet gösteren STK&#8217;ların büyük çoğu, röportaj talebimize ya olumsuz yanıt ya da hiç yanıt vermedi. Elçin&#8217;le ile insan hakları ve çevre mücadelesinin  nasıl ortaklaştırılabileceği, sivil toplumun müştereklerini ve çevre mücadelesini konuştuk. Soruları kendi adına yanıtlayan Elçin, sivil toplumun, vizyonu ve  varlığını idame ettirmek arasında kaldığını ve ikinciden yana kullandığını dile getiriyor&#8230;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Global Witness’ın son raporuna göre, 2016, en fazla doğa hakkı savunucusunun öldürüldüğü yıl oldu. Bu artışın en önemli nedenlerinden biri olarak da suçluların ceza almaması gösterildi. Keza, Türkiye&#8217;de de,  Antalya&#8217;nın Finike İlçesi&#8217;nde taş ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınan Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti  9 Mayıs&#8217;ta öldürüldü; Alakır Vadisi’nde yaşayan ve bölgedeki HES&#8217;lere karşı mücadele veren Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu çiftinin tehdit aldığı kamuoyuna yansıdı ve yansıyor. Türkiye’deki doğa hakkı savunucularına yönelik tehdit ve şiddeti nasıl yorumluyorsun? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence bu, toplumsal yapının şu an nasıl şekillendiğiyle alakalı. Şöyle söyleyeyim, son birkaç yıldır siyasi atmosfer toplumu nasıl dönüştürüyorsa, bunun çevre mücadelesi veren insanlarda yansımasını görüyoruz. Bunun türevlerini diğer alanlarda, insan hakları alanında da bulabilirsiniz. </span></p>
<p><b>Türkiye’de çevre mücadelesine yönelik tehditler yeni mi?</b></p>
<figure id="attachment_21031" aria-describedby="caption-attachment-21031" style="width: 316px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-21031" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/gunes-tarlasi-kime-hizmet-edeceks0-1.jpg" alt="" width="316" height="158" /><figcaption id="caption-attachment-21031" class="wp-caption-text">Reşit Elçin.</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmaların olduğu yerler oluyordu; çevreciler kimi zaman kamu otoriteleriyle kimi zaman da şirketlerin görevlileriyle çatışıyordu. Bu konuda 2014 yılında Soma Manisa’yı hatırlayabiliriz. Orada termik santrale direnen köylülerle, şirket görevlileri arasında kavgalara varan çatışmalar çıkmış, &#8216;olaylar&#8217; yaşanmıştı. Dolayısıyla pek de yeni bir durumdan söz edemeyiz. Toplumumuzun gergin bir yapısı olduğu için, bunun da yansımalarını gözlemleyebiliyoruz.</span></p>
<p><b>Ama galiba ilk defa  insan canına kastedildi&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir çiftin öldürülmüş olması ve savunucu olmaları olayı daha çok gündemin üst sıralarına taşıdı.</span></p>
<h4>&#8220;<span style="font-weight: 400;"> OHAL’le beraber gelen o korku atmosferi, diğer hareketler gibi çevre hareketini de kısıtladı ve baskıladı. Bu da hareketin bittiği anlamına gelmiyor tabii ki, farklı farklı dinamikler ve enstrümanlarla bu hareket devam ediyor. Mesela son 1-2 yıldır hukuki mücadelenin daha da yoğunlaştığını söyleyebiliriz.&#8221;</span></h4>
<p><b>Baskı ve tehditler çevre mücadelesine nasıl yansıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence oldukça yansıyor. Devletin Kürt meselesine, azınlıklara yönelik politikaları olsun, OHAL’den kaynaklı politikalar olsun, bunun etkisini görüyoruz. OHAL’le beraber gelen o korku atmosferi, diğer hareketler gibi çevre hareketini de kısıtladı ve baskıladı. Bu da hareketin bittiği anlamına gelmiyor tabii ki, farklı farklı dinamikler ve enstrümanlarla bu hareket devam ediyor. Mesela son 1-2 yıldır hukuki mücadelenin daha da yoğunlaştığını söyleyebiliriz.</span></p>
<p><b>Hukuki mücadele kısmını biraz daha açabilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevresel sorunlara yol açan aksiyonları engellemek için çevre hareketlerinin ve örgütlerinin hukuki yollara başvurmasında daha bir yoğunlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Baskının yarattığı bir durum olarak söylemiyorum ama böyle bir sonuç var. </span></p>
<p><b>Yani çevre mücadelesi ‘sokaklardan’ çıkıp hukuki mücadele vermeye mi yöneliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam anlamıyla olmasa da böyle bir eğilim var, evet.</span></p>
<p><b>Farklı bir şekilde sorarsak bu cinayet ve tehditlerin OHAL döneminde yaşanması tesadüf mü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence değil. Doğrudan OHAL nedeniyle oldu diyemeyiz ama OHAL’i var eden ve OHAL’i devam ettiren siyasal atmosferden kaynaklandığını söyleyebiliriz. </span></p>
<p><b>Çevre dünyası söz konusu saldırılara yeterince tepki vermedi sanki…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tepki veren oluşumlar da oldu, kayıtsız kalanlar da. Açıkçası bunun bir adli vakaymış gibi medyada yansıtılmış olmasının etkisi vardır muhakkak ama esas olarak o korku atmosferinden dolayı da bir çekince olduğunu söyleyebiliriz.</span></p>
<p><b>OHAL’in eylemliliklere izin vermeyen “hukuki” yaptırımları dışında, özellikle çevre mücadelesi yürütenlerin eylemlere katılmaları nedeniyle işten atılma korkusu yaşadıkları ve bu yüzden mücadele ivmesinin  de düştüğü yaygın kanaat…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Herhangi bir toplumsal mücadeleye karşı olmaya dair bir düzenleme söz konusu&#8230; KHK’larla işten çıkarma gibi. Dolasıyla “bu mücadeleye katılırsam, ben de barış isteyen akademisyenler ya da diğer memurlar gibi, işten atılabilirim” diye korkuyor olabilir insanlar.</span></p>
<p><b>Çevre mücadelesi veren kimi sivil toplum kurumlarının kayıtsızlık içerisinde olmalarını nasıl yorumluyorsun? Mücadelenin sadece yerelle sınırlı olması bunda bir etken mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuçta Antalya’da taş ocaklarına karşı mücadele çok yerel bir meseleydi ama onların yürüttükleri mücadele nedeniyle öldürülmüş olmaları bütün çevre camiasının bir kaybı olmalıydı, bunu sadece yerellikle açıklayamayız ama bunu korku atmosferine bağlayabiliriz.</span></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">&#8220;Türkiye’de insan hakları ile çevre örgütleri arasındaki iş birliği eksik&#8221;</span></h4>
<p><b>“Bütün çevre camiasının bir kaybı olmalıydı” dedin, olmadı mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Olmadı tabii ki de. Hani böyle büyük bir baskı, soruşturmanın derinleştirilmesi, bu konunun ülkenin ulusal gündemine taşınması, orada yer edinmesi gibi çok da etkili olmadığını düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesi insan hakları için çalışan sivil toplum kurumlarının da gündemine pek girmedi… İnsan hakları ve çevre mücadelesi ortaklaşamaz mıydı?</b></p>
<figure id="attachment_21033" aria-describedby="caption-attachment-21033" style="width: 425px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-21033" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/fft2mm7141814.jpg" alt="" width="425" height="157" /><figcaption id="caption-attachment-21033" class="wp-caption-text">Alakır Nehri&#8217;ndeki HES&#8217;lere karşı mücadele eden Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu çiftinin yaşadığı alana giden su kaynağını engelleyen HES şirketi, daha sonra çiftin arazisinin giriş kapısı önüne dört kamera yerleştirmişti.</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaman zaman bu iki mücadele ortaklaşıyor. Çevresel yıkıma yol açan bazı uygulamalar gerçekten insan haklarını da ihlal edebiliyor. Bir yerde su ya da hava kirliliği yaratan endüstriyel bir tesisin denetlenmemesi aslında temel yaşam haklarının ihlal edildiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, Türkiye’de insan hakları ile çevre örgütleri arasındaki iş birliğinin eksikliğinden söz edebiliriz. </span></p>
<p><b>Peki, bu ortaklaşma nasıl sağlanır, sivil topluma düşen rol nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zor bir soru, çok derin bir mesele. Disiplinler arası diyebileceğimiz, kolektif bilgi üretmek ya da müşterek bir mücadele alanı olarak görme kısmı ancak hayati bir noktaya vardığında ortaya çıkabiliyor. Burada vizyonel bir iş birliğinden söz edemiyoruz. Yani şöyle bir şey oluyor: Bir mesele hem insan hakları STK’sını hem de çevre STK’sını o gün, o anda etkiliyor ve aciliyet söz konusu ise o zaman kendiliğinden bir iş birliği, ortak bir hareket gelişebiliyor fakat bir vizyon birlikteliğinden söz edemiyoruz.</span></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;bisiklet alanında çalışan yani bisikletin bir ulaşım aracı olarak gündelik hayatta yer almasını isteyen sivil toplum kuruluşlarının bir ağı yok ya da mülteci hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir ağı yok. Geçici iş birlikleri ya da proje ortaklıkları oluyor ama böylesi bir ağ yok.&#8221;</span></h4>
<p><b>O halde STK’lar neden müştereklerde buluşamıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ağ eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Sivil toplum alanları arasında, farklı alanlarda bulunan sivil toplum kuruluşlarını birbirine bağlayacak ağların eksikliğinden söz edebiliriz. Kendi içinde aynı uzmanlık alanında çalışan farklı sivil toplum kuruluşları olsun, farklı alanlarda çalışan farklı sivil toplum kuruluşları olsun bunları bir araya getirecek bir arada tutan ağların eksikliğinden söz edebiliriz. </span></p>
<p><b>Nasıl yaratılacak bu ağlar?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun elzem bir ihtiyaç olduğu anlaşıldığı zaman bence kendiliğinden gelişecek. Çünkü birilerinin bu eksikliği görüp, bu eksikliği çözmeye yönelik proje geliştirmesiyle çok da oluşacak gibi durmuyor.</span></p>
<p><b>Sivil Sayfalar var ama…(Gülüyoruz)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eminim, Sivil Sayfalar bu ağın gelişmesini hızlandırıyordur, hani ben öyle düşünüyorum Sivil Sayfalar’ı. Birbirinden haberi olmayan farklı alanda çalışan, iyi çalışmalar yürüten birçok sivil toplum kuruluşu var. Sivil Sayfalar vasıtasıyla da bu kuruluşlar birbirinden haberdar oluyor. Ama bu haberdarlığın üzerine, bunları bir araya getirecek ağların eksikliğinden söz ediyoruz. Çok basitçe, bisiklet alanında çalışan yani bisikletin bir ulaşım aracı olarak gündelik hayatta yer almasını isteyen sivil toplum kuruluşlarının bir ağı yok ya da mülteci hakları üzerinden çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir ağı yok. Geçici iş birlikleri ya da proje ortaklıkları oluyor ama böylesi bir ağ yok.</span></p>
<p><b>İş birliklerinden çok sanki güç birliği yapılıyor…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence ikisi de oluyor ama esasında güç birlikteliğini görünce daha açık oluyorlar.</span></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;büyük sivil toplum kuruluşları için kendilerini var ettirmek ile vizyonunu devam ettirmek arasında bir seçim yaparsa, kendilerini var ettirmek/devam ettirmek, vizyonundan önce gelir.&#8221;</span></h4>
<p><b>Açıkça sormak gerekirse, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları gerçekten birbirlerinden bihaber mi yoksa her STK kendi mahallesinde mi güçlü olmak istiyor? Zira ülkedeki STK’lar genel politikaların yerele iz düşümü gibi isimlerinden dahi temsiliyetleri anlaşılıyor</b><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu durum yani sivil toplum kuruluşlarının birbiriyle entegrasyonu, gerçekten sosyo-ekonomik paradigmadan, onun yarattığı yapıdan, kurduğu hiyerarşiden, toplumsal düzenden çok da farklı değil. </span></p>
<p><b>Sivil toplum </b><b>enstürmantalize </b><b> mi ediliyor o halde?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum kendini böyle geliştirdi diyelim.</span></p>
<p><b>Nasıl yani? Biraz açabilir misin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kabaca şöyle söyleyebiliriz; örneğin, bir bölgenin kalkınma planını hazırlarken, ilgili bakanlık olan kalkınma bakanlığı, o bölgedeki sivil toplum kurumlarıyla çok yüzeysel bir temasta bulunarak o politikaları daha çok, söz konusu kalkınmayı gerçekleştirecek sektörlerin ihtiyaçları üzerinden planlıyor. Gerçekten toplumun refahı, çevresel sürdürülebilirlik için değil sektörlerin kısa ya da uzun vadeli faydalarını gözeterek belirliyor, dolayısıyla bu şema sivil toplumda da var. Sivil toplumda kendi politikalarını geliştirirken bu şemayı izliyor. Şöyle denilebilir; büyük sivil toplum kuruluşları için kendilerini var ettirmek ile vizyonunu devam ettirmek arasında bir seçim yaparsa, kendilerini var ettirmek/devam ettirmek, vizyonundan önce gelir. </span></p>
<p><b>Kaldığımız yerden devam edersek, kamuoyuna yansıyan haberlerde yine sanki çevre aktivistleri ve yerel halk arasında bir uzlaşmazlık söz konusu. Halk bulundukları yerlerde çevreci hareketleri istemiyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel halkın çevreci hareketlerle bütünleştiği yerlerde var bütünleşmediği yerlerde. Konuya göre değişebiliyor. Çoğu yerde çevreci hareketler aslında sırf doğa/çevre koruma üzerine olmayabiliyor.</span></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">&#8220;Gezi sonrası, bazıları korular ve ormanlar için mücadele ediliyordu, bir çevre hareketi gibi, çünkü argümanlar hep yeşil üzerinden ağaç üzerinden ve doğa üzerinden kuruluyordu. Ama çevre hareketleri değillerdi, o kitlenin kendi konforlu yaşam alanını korumasıydı.&#8221;</span></h4>
<p><b>Ne gibi mesela?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşam alanını, yaşam hakkını koruma mesela, kendini insan haklarını koruma üzerinden de şekillenebiliyor. Sonuçta yerel STK’lar çevresel argümanlar üzerinden kampanyalarını yapabiliyorlar. Ve bu onların çevreci hareketler olduğu anlamına gelmiyor. Bu konuda yine bir endüstri tesisini örnek verebiliriz: Mesela her hangi bir </span><span style="font-weight: 400;">yere kurulması planlanıyor, </span><span style="font-weight: 400;"> burada halkla bütünleşik bir çevre hareketinden de söz edebiliriz ama genel eğilim ‘burada yapılmasın’ ama ‘başka bir yerde yapılabilir şeklinde.</span></p>
<p><b>Daha da somutlaştırabilir misin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Halkla bütünleşmiyorsun diyorsun ya. Genele dair soruyorsan zaten çevreci hareketlerin çoğu aslında salt çevre hareketi değil. Şöyle düşünebiliriz; Gezi sonrası, bazıları korular ve ormanlar için mücadele ediliyordu, bir çevre hareketi gibi, çünkü argümanlar hep yeşil üzerinden ağaç üzerinden ve doğa üzerinden kuruluyordu. Ama çevre hareketleri değillerdi, o kitlenin kendi konforlu yaşam alanını korumasıydı.</span></p>
<p><b>“Konforlu”yu olumsuz anlamda mı kullanıyorsun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vaka anlamında kullanıyorum. </span></p>
<p><b>Dolayısıyla çevre mücadelesinden çok, politikleşmiş bir sivil toplumu mu işaret ediyorsun?</b></p>
<figure id="attachment_21034" aria-describedby="caption-attachment-21034" style="width: 198px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-21034" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/85008.jpg" alt="" width="198" height="132" /><figcaption id="caption-attachment-21034" class="wp-caption-text">Gülen Cemaatine yönelik soruşturma kapsamında 6 Haziran&#8217;da 23 avukata yapılan operasyonda gözaltına alınan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yöneticisi Avukat Taner Kılıç, halen tutuklu.</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Termik santral karşıtı hareketler üzerinden gidebiliriz. Mesela Samsun’da kömürlü termik santral projesi vardı. Karşı çıkan grup hem AK Parti hem CHP hem de MHP tabanından olan insanlardı ve AK Partili belediye başkanı da bu hareketin içindeydi. Böylede bir mücadeleden söz edebiliriz. Salt CHP üzerinden politikleşen başka yerlerdeki hareketlerden de söz edebiliriz, MHP ile özdeşlemiş hareketlerle de söz edebiliriz ama topyekûn salt politikleşmeden bahsedemeyiz. Yerelde yaşayan bir insanın çevresel argümanlar kullanarak mücadele etmesi, o mücadelenin çevreci mücadele olduğu anlamına gelmiyor. Bir yerde termik santral istemiyorsanız, “çevreci bir bakış açısıyla” karşı çıkıyorsanız, onun sizin köyünüzde ya da başka bir köyde kuruluyor olması umurunuzda olmamalı. Karşı çıkıyorsanız bütün termik santrallere karşı çıkarsanız. Ama “Burada yapılmasın da başka yerde yapılıyorsa yapılsın, benim meselem değil” demek, işte o zaman çevreci bir hareket olmadığını gösteriyor bu tür hareketlerin. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O</span><b> halde, çevre mücadelesinin yerelle kurduğu ilişki nasıl gelişir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelişme gösterdiği yerler üzerinden gidersek çok pragmatist bir nokta, hani benim arazimin yanındaki arazi kamulaştırılıp, orada kirli bir endüstri kurulursa benim arazimin değeri düşecek, dolayısıyla “Bu buraya kurulmasın” diyenler oluyor ya da “Benim arazim kamulaştırılacak, ucuz bir bedelle satın alınacak, dolayısıyla buraya yapılmasın ama başka bir yere yapılabilir” diyenlerde. Pragmatist açıdan bakarsak…</span></p>
<p><b>Böyle giderse ülkedeki çevre hareketin gelişmesi için tüm toprakların endüstriye açılması lazım…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birçok faktör var, Türkiye’nin geç kapitalistleşmesiyle de 90’lardan sonra yaşanan sivil toplum enflasyonuyla da ilgisi olabilir. Sivil toplumun beslendiği geleneklerden de kaynaklanıyor olabilir vs. Başlı başına tartışma konusu.</span></p>
<p><b>OHAL çevre dünyasına, çevre alanında faaliyet gösteren STK’lara nasıl yansıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle politik atmosfere etki eden diğer sivil toplum camiasıyla eşit düzeyde etkilenmedi. Yani insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları OHAL’den çok daha kötü etkilendi ama çevre camiasının o kadar etkilendiğini söyleyemeyiz. Hala çevre hareketleri, çevreci sivil toplum kuruluşları hem bürokraside hem de toplumsal yaşamda aktif olarak yer alabiliyor, kampanyalarını yürütebiliyorlar. </span></p>
<p><b>Tam bu noktada, Af Örgütü Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç, Büyükada’da insan hakları savunucuları ve son olarak Osman Kavala tutuklandı. Bu noktada çevre mücadelesi, insan hakları mücadelesiyle ortaklaşamaz mıydı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence soru eksik çünkü genel olarak bir alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının varlıklarından ötürü bir saldırı var. Dolayısıyla bu sadece insan hakları alanında çalışan ya da çevre alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının değil bütün sivil toplum kuruluşlarının zeminine dinamit koyan bir hareket. Dolasıyla salt çevre hareketleri karşı çıkmadı değil.</span></p>
<p><b> O halde genel olarak soralım: Sivil toplum neden sessiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün sivil toplum kuruluşlarının buna bütünleşik bir tepki gösteriyor olması, bütün sivil toplum kuruluşlarının buna karşı harekete geçmesi çok daha iyi olurdu. Ama neden olmadı diyorsan? Başta saydığımız bütün gerekçeler bunun için geçerli hem OHAL hem politik atmosfer hem toplumsal yapıyı oluşturan dinamikler, gelenek vb. birçok açıklaması var.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/27/insan-haklari-ve-cevre-mucadelesi-veren-sivil-toplum-kuruluslari-arasinda-vizyon-birlikteligi-yok/">&#8220;İnsan hakları ve çevre mücadelesi veren sivil toplum kuruluşları arasında vizyon birlikteliği yok!&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
