<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>podem arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/podem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/podem/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Nov 2019 08:50:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>podem arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/podem/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>PODEM Proje Asistanı Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/podem-proje-asistani-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Nov 2019 08:50:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[proje asistanı]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal ve Siyasal Zeminde Adalete Erişimden Beklentiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44519</guid>

					<description><![CDATA[<p>PODEM, Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen “Toplumsal ve Siyasal Zeminde Adalete Erişimden Beklentiler” başlıklı projesinde görev vermek üzere, tam zamanlı Proje Asistanı arıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/podem-proje-asistani-ariyor/">PODEM Proje Asistanı Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Yargı, Adalet ve Hukuk çalışmaları kapsamında yürütülecek bu proje ile, yargı, hukuk ve sistem reformu süreçlerinin sivil toplum katılımıyla güçlendirilmesi ve adalete erişim mekanizmalarının günümüz ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda şekillendirilmesine katkı sunulması amaçlanıyor. Proje faaliyetleri Ocak 2020 itibariyle başlayacak ve 2 yıl süresince devam edecektir.  </span></p>
<p><b>Sorumluluklar</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Proje faaliyetlerinin yürütülmesi ve takibinde aktif rol almak,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Projeye ilişkin ara ve final raporların, yayın ve toplantı içeriklerinin hazırlanmasına katkı sağlamak,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Proje kapsamında üzerinde durulacak başlıklar alanında ilgili literatür analizi yapmak,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yurt içinde çalıştay, konferans ve toplantı organizasyonlarının yürütülmesine destek vermek;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Saha çalışmalarının koordinasyon sürecinde görev almak, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kurumsal internet sitesini güncellemek, proje dahilinde gerçekleştirilen etkinlikler ile ilgili internet sitesinde ve sosyal medya hesaplarında yayınlamak üzere içerikler hazırlamak</span></li>
</ul>
<p><b>Aranan Özellikler</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hukuk alanında lisans ve/veya yüksek lisans derecesine</span> <span style="font-weight: 400;">sahip; (Sosyal bilimler ve/veya Uluslararası İlişkiler gibi alanlarda lisans/yüksek lisans derecesine sahip, araştırma ve sivil toplum sektöründe hukuk çalışmalarında deneyimli olan kişiler de başvurabilir)</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum kuruluşu, düşünce kuruluşu ya da üniversite araştırma merkezi gibi kurumlarda, </span><span style="font-weight: 400;">en az 2 yıl iş deneyimi olan</span><span style="font-weight: 400;">;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Türkçe ve İngilizce sözlü ve yazılı olarak kendini </span><span style="font-weight: 400;">çok iyi</span><span style="font-weight: 400;"> ifade edebilen, dil bilgisi ve anlatım konusunda yetkinliği olan, çeviri ve metin düzeltisi yapabilme becerisine sahip;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Proje yazımı, içerik ve finansal raporlama konularında deneyimli;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İyi düzeyde Microsoft Office bilgisi olan;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Pozisyonun tanımının kapsadığı şekilde organizasyonel ve lojistik görevleri yerine getirirken ihtiyaç olması halinde değişken çalışma saatlerine uyum sağlayabilen;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yurt içi seyahatleri konusunda esneklik gösterebilen;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Belirtilen araştırma alanlarına akademik ve profesyonel ilgi duyan adaylar tercih edilecektir.</span></li>
</ul>
<p><b>Başvurmak için</b></p>
<p><a href="mailto:muge.gulmez@podem.org.tr"><span style="font-weight: 400;">muge.gulmez@podem.org.tr</span></a><span style="font-weight: 400;"> adresine, </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Türkçe </span><span style="font-weight: 400;">veya</span><span style="font-weight: 400;"> İngilizce niyet mektubu ve özgeçmiş,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Türkçe </span><span style="font-weight: 400;">ve</span><span style="font-weight: 400;"> İngilizce yazı örnekleri, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İki referans kişisinin iletişim bilgilerini, </span></li>
</ul>
<p><b>30 Kasım 2019</b><span style="font-weight: 400;"> tarihine kadar eksiksiz olarak göndermeniz gerekmektedir. </span></p>
<p><b>Eksik belgeli başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.</b></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/18/podem-proje-asistani-ariyor/">PODEM Proje Asistanı Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PODEM Proje Sorumlusu Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/23/podem-proje-sorumlusu-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 09:57:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Sorumlusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31766</guid>

					<description><![CDATA[<p>PODEM, halihazırda yürütülen ve yeni dönemde başlayacak olan projelerde görev vermek üzere, tam zamanlı çalışacak bir Proje Sorumlusu arıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/23/podem-proje-sorumlusu-ariyor/">PODEM Proje Sorumlusu Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sorumluluklar</b></p>
<ul>
<li style="list-style-type: none">
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Proje başvurusu ve bütçesi hazırlamak, projenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamak, bütçe takibi ve raporlama yapmak;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Saha araştırmalarında ve araştırmaların koordinasyonunda çalışmak;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yurt içi ve yurt dışında konferans ve çalıştay organizasyonlarını yürütmek;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İnternet sitesini güncellemek, gerçekleştirilen etkinlikler ile ilgili notlar hazırlamak;</span></li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><b><span style="font-weight: 400;">Kamuoyu ve basın ile ilişkileri sağlamak ve sürdürmek.</span></b></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Aranan Özellikler</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><b>Tercihen</b><span style="font-weight: 400;"> Sosyal Bilimler alanlarından lisans ve/veya yüksek lisans derecesine</span> <span style="font-weight: 400;">sahip; </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum kuruluşu, düşünce kuruluşu ya da üniversite araştırma merkezi gibi yerlerde </span><b>en az 2-3 yıl</b><span style="font-weight: 400;"> iş deneyimi olan;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Farklı projelere eş zamanlı olarak destek verebilecek;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Türkçe ve İngilizce sözlü ve yazılı olarak kendini </span><b>çok iyi</b><span style="font-weight: 400;"> ifade edebilen, dil bilgisi ve anlatım konusunda yetkinliği olan, her yöne çeviri ve metin düzeltisi yapabilme becerisine sahip;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İyi düzeyde Microsoft Office bilgisi olan;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Pozisyonun tanımının kapsadığı şekilde pek çok organizasyonel ve lojistik görevi yerine getirirken değişken çalışma saatlerine uyum sağlayabilen;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hafta içi ve hafta sonu yurt içi ve yurt dışı seyahatleri konusunda esneklik gösterebilen;</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">PODEM araştırma alanlarına akademik ve profesyonel ilgi duyan adaylar tercih edilecektir.</span></li>
</ul>
<p><b>Başvurmak için</b></p>
<p><a href="mailto:gulsah.dark@podem.org.tr"><span style="font-weight: 400;">gulsah.dark@podem.org.tr</span></a> <span style="font-weight: 400;">adresine, </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Türkçe </span><span style="font-weight: 400;">veya</span><span style="font-weight: 400;"> İngilizce niyet mektubu ve özgeçmiş,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Türkçe </span><span style="font-weight: 400;">ve</span><span style="font-weight: 400;"> İngilizce yazı örnekleri, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İki referans kişisinin iletişim bilgilerini, </span></li>
</ul>
<p><b>12 Kasım 2018</b><span style="font-weight: 400;"> tarihine kadar eksiksiz olarak gönderiniz. </span></p>
<p><b>Eksik belgeli başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.</b></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/23/podem-proje-sorumlusu-ariyor/">PODEM Proje Sorumlusu Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Nov 2017 20:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Berghoff Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma ve Barış Süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[Nelson Mandela]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20353</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. <span id="more-20353"></span>Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor&#8221;</strong></p>
<p>Kasımın ilk haftasında iş dünyasından bir grup temsilci, Kamusal Politikalar ve Demokrasi Çalışmaları Merkez ve Berghoff Vakfı&#8217;nın davetlisi olarak Güney Afrika’ya bir çalışma ziyareti düzenledi. İş insanlarının çatışma çözümündeki etkisini yerinde gözlemlemeyi amaçlayan bu geziyi katılımcılardan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile konuştuk.</p>
<p><strong>Güney Afrika’ya dört günlük bir çalışma seyahatine katıldınız. Geriye bakınca, bu seyahatlerin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<figure id="attachment_20354" aria-describedby="caption-attachment-20354" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-20354" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/20160127164201_mehmet-kaya-e1511640054444.jpg" alt="" width="268" height="260" /><figcaption id="caption-attachment-20354" class="wp-caption-text">DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya</figcaption></figure>
<p>Barış süreçleriyle ilgileniyorsanız, bu seyahatler sizin için çok ön açıcı oluyor. Gittiğiniz yerde bazı ezberlerin, bazı açmazların aşıldığını görebiliyorsunuz. Onların nasıl aşıldığını görmek sizin de bu süreçte imkânsız gördüğünüz durumlar hakkında daha geniş düşünmenizi sağlıyor. İşler bu noktada iken nasıl bir araya gelinir, nasıl konuşulur, barış tekrardan nasıl sağlanır dediğiniz çok zor şeylerin kolay ve farklı yöntemlerle çözümün mümkün olduğunu görüyorsunuz. Evet, Güney Afrika barış sürecini, geçmişle yüzleşme uygulamalarını kitaplardan okuduk ama çok merak ediyorduk, yerinde görüp inceleyince kitaplardan okuduğunuz gibi olmadığını görüyorsunuz. Devletin iş dünyasına karşı kullanabileceği bir sürü güç varken iş dünyası hangi cesaretle barış çalışmalarını başlatmaya uğraşıyor, bunu görüyorsunuz. Böyle süreçlerde en güçlü olması gereken ama bizde belki de en pasif olan iş çevrenin orada yöntem değiştirerek sürece çok ciddi katkı sağladığını görüyorsunuz. Daha önce Myanmar’a da gitmiştim benzer bir çalışma kapsamında ve orada da işlerin okuduğumuzdan çok farklı olduğunu görmüştük. Her iki seyahatten de şunu öğrendim, bu işler kolay işler değil çok zor işler. Bu işlere zorluğunu bile bile gireceksiniz. Bir deneyim diğerine tamamen uymuyor, her ülkenin hem farklı hem benzer koşulları var, bunu bilmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Seyahate katılan grubun profili genelde iş insanları ve onların temsilcileriydi galiba, böyle bir heyetin seçilme maksadı ve oradaki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz ?</strong></p>
<p>Güney Afrika&#8217;da &#8216;Apartheid’in kaldırılması ve barış sürecinde iş camiasının güçlü olduğunu gördük. Her halde bu seyahat planlanırken de düzenleyiciler, hem bölgeden hem de Türkiye&#8217;nin farklı illerinden iş camiasını temsil eden sivil aktörleri davet ederek buradaki tecrübenin doğrudan muhatapları tarafından görülmesini, gözlemlenmesini planlamışlardı. Döndükten sonra bu iş dünyasını temsil eden insanların aktarımları, Türkiye&#8217;deki iş dünyasının bu süreçlerin ne kadar dışında olduğunu ama içinde olabileceğini keşfetmek anlamında bu doğru bir tercihti.</p>
<p>Orada iki büyük aktör var, biri o zamanki devlet. Nüfusun yüzde 8&#8217;ine ama ekonominin yüzde 90&#8217;ına sahip &#8216;beyazların&#8217; elindeki devlet. Diğer tarafta Mandela ile tanıdığımız  Afrika Ulusal Kongresi (ANC). Bu iki taraf ile, bu taraflar içerisinde barışı sağlamaya çalışan iş örgütleri ve sendika temsilcileriyle, görüşmelerimiz oldu. Mesela o dönem Güney Afrika hükümeti adına görüşmelere baş müzakereci sıfatıyla katılmış olan Roelf Meyer ile görüştük. O dönem müzakerenin &#8220;beyaz&#8221; tarafını temsil eden Meyer, şu anda dünyadaki çok yerde çatışma çözümlerinin gözlemcisi olarak da çalışıyor. Masanın &#8220;siyah&#8221; tarafının temsilcileri ile de görüştük. Mesela Ulusal İş Dünyası Girişimi ile Bankalar Birliği Başkanı Cassim Coovadia bunlardan biri. Güney Afrika Seçim Komisyonu Başkanı Terry Tselane, Sivil Toplum Lideri Ishmael Makhebula, akademisyenler ve çeşitli aktörler ile görüşmelerimiz oldu. Barış sürecini, seçim sistemini, ekonomik sistemi teferruatlı değerlendirme imkanımız oldu. Odaklandığımız nokta daha çok iş camiasının bu sürece ne şekilde katkı verdiği ve nerede durduğu idi, bunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Hükümetin bu müzakerelere başlamasında en önemli iki etken gördüm. Birincisi; ekonominin nüfusun yüzde 8&#8217;inin elinde olması bir sorun evet ama tehdit-fırsat denklemine bakıldığında aynı zamanda bir fırsat olmuş. Ekonominin globalleşmesi, uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkide olmak uluslararası kamuoyunun bu ekonomi çevreleri ve yönetim üzerinde etkili olmasını beraberinde getirmiş. Mesela Meyer&#8217;in ifadesiyle; ülkelerin, &#8216;Apartheid&#8217;i kaldırmama durumunda ambargo uygulayacaklarına dair açıklamaları, özellikle Afrika&#8217;da yatırımları bulunan uluslararası şirketlerin tüketicilerinin o şirkete karşı yaptırım uygulamaları Güney Afrika ekonomisinin çökmesi endişesini beraberinde getirmiş.  Mesela Paris&#8217;te, Fransız şirketlerinin Güney Afrika&#8217;daki yatırımları ile ilgili bir kampanyalar başlatılmış. Buradan her ne kadar orayı sadece Mandela ile tanısak da gördüğüm şey, bu iş öyle tek aktörle çözülebilecek bir iş değil. Orada da öyle değildi&#8230; Mandela, oluşan bu havanın çatışmasız, bir uzlaşma ile sonuçlandırabilecek önemli bir aktördü. Bu elbette çok değerli ama tek başına belirleyici olmadığını da söylemek lazım&#8230;</p>
<h4><strong>“İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar”</strong></h4>
<p><strong>Bu noktayı biraz açmak istiyorum. Böyle süreçlerde devleti temsil eden taraf, diğer tarafa göre daha çok hesap kitap içinde olur, çünkü diğer tarafın kaybedecek çok fazla şeyi yoktur. Söylediğiniz gibi, sadece Mandela değil onun karşısında yer alacak bir De Klerk de lazımdır. Biraz De Klerk üzerinden okumanızı rica edeceğim, toplumsal ve siyasal olarak nasıl beklentileri vardı, şahsen nasıl bir projeksiyona sahipti, umduğunu buldu mu, izlenimleriniz ışığında değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-20355 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN8Wh4sXUAAwMh7.jpg" alt="" width="338" height="254" />Yaşanan süreçler işi bir yere kadar getirir ama ondan sonra liderlerin rol alması gerekir. Gördüğüm kadarıyla De Klerk ile Mandela gerçekten önemli bir rol üstlenmişler. Mesela De Klerk, Mandela&#8217;nın hiçbir şarta bağlı olmadan serbest bırakılması gerektiğini söyleyen ve bunu sağlayan lider, bu çok önemli. Mandela da hiçbir şart öne sürmeden barış görüşmelerine başlamış. Oradaki nüfus dağılımına bakarsanız, De Klerk devlet başkanlığının Mandela&#8217;ya geçeceğini bile bile bu süreci başlatıyor ve kendisine yardımcı oluyor bu süreçte. Seçimden sonra da Mandela&#8217;nın başkan yardımcılarından biri De Klerk oluyor. Yani barışın gerçekleşebilmesi için bile bile koltuğunu &#8220;siyah&#8221; birine bırakıyor ve dönüp ona yardımcı oluyor. İşte liderlik vasfı tam da burada kendisini gösteriyor. Evet, mesela Apartheid Müzesi&#8217;ni gezerken bakıyorsunuz, geçmişte çok kötü şeyler, büyük katliamlar yapılmış. Tam bir sömürgecilik işletilmiş. Ama buna rağmen iki lider riskleri alıp bu sorunu halletmek üzere müzakereye oturmuşlar.</p>
<p><strong>Burada iş insanlarının rolü nasıl olmuş, aktarabilir misiniz?</strong></p>
<p>Görüştüğümüz her iki kesim de şunları söylediler: Siyasiler arabulucu olunca hem mevzuat açısından sıkıntı yaşıyorlardı hem de insanlar onlara tam güvenemiyorlardı. Ama iş camiasından taraflarla görüşenlere baktığımızda, her iki tarafın da onlara güvendiğini görüyorsunuz. Çünkü kendi siyasi gelecekleri ile ilgili bir ajandaları yoktu ve ülkenin ortak çıkarını düşünüyorlardı. Böyle olunca onlarla yürümesi daha kolay oldu. Bir de iş camiasından müzakerelere katılanlara her iki taraftan da güvenceler verilmişti. Bir de bahsettiğimiz ekonomik dengesizlik, ayrımcılığın en önemli parçası. Burada iş insanlarının her iki topluma bu süreci anlatmaları, gelir ve sermaye paylaşımının zaman içinde dengeli bir noktaya ulaşacağını anlatmaları gerekiyor, bunu yapmışlar. İş dünyası ‘Evet, bu işin aktörü olarak sürece dahil olacağız ve önce kendimizden vereceğiz’ demiş. Yani devletten önce onlar ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına kapı açacak uygulamalar gerçekleştirmişler. Bir de hem kendi bağlı oldukları firmalar ile hem de şirketlerin CEO’ları bir araya gelerek toplantılar yapmışlar. Yaklaşık 20 şirket bir araya gelip grup kurmuş ve doğrudan müzakere sürecinin içinde olmuşlar. Yani burada Mandela&#8217;nın bırakılmasından tutun da gerçek anlamda, siyahların da oy kullanabildiği bir seçimin yapılabilmesi için iş camiası, hükümetle görüşmelerde doğrudan bulunmuşlar. Uluslararası kamuoyunun ambargo, boykot, ekonomik yaptırım gibi müdahale ihtimallerine karşı da çok yoğun çalışmışlar. Tabi aynı şekilde Mandela ile de görüşmelerde bulunmuşlar. Mandela&#8217;nın bu iş insanlarına yönelik, bazı endişeleri ortadan kaldıran güvenceler verdiği ile ilgili de duyumlarımız oldu. Mandela&#8217;nın da iş camiasını rahatlatarak, paylaşımın bir anda değil de zamana yayılarak gerçekleşmesi konusunda güvence verdiği mesela&#8230; Bunlara baktığımız zaman iş camiası bu işin tam göbeğinde aslında.</p>
<p><strong>Çatışma hali ekonomiye ciddi manada yansıyor ve bölgeler arası ekonomik uçurum oluyor neredeyse. Yaşadığımız bölge mesela, geride kalmış ve adil, eşitlikçi bir yaklaşım gerçekleşemiyor. Devlet sürekli teşvik paketleri açıklıyor ama hiçbirinden istihdamı artıracak, dengeyi sağlayacak bir şey çıkmıyor. Son açıklanan paket kapsamında 37 bin kişiye iş istihdamı oluşturacak yatırım başvurusu var ama buna aylardır cevap verilmemiş. Bir yandan ekonomiyi düzeltirse meselenin daha kolay hallolacağını düşünüyor, bunun için ekonomik teşvik paketi açıklıyor, diğer yandan yatırım başvurularını bekletiyor, cevap vermiyor&#8230;  </strong></p>
<p>Şimdi önceliği doğru belirlemek lazım, inanmak lazım. Eğer güvenliği öne koyup ekonomiyi söylem haline getirirseniz bunu çözemezsiniz. 2018 bütçesinde Savunma Bakanlığı ve Jandarmanın bütçesi yüzde 41-42 oranında artırılırken eğitim ve sağlık bütçesi yerinde saymış. Bu durum, bölgeye daha fazla yansıyor. Mesela Güney Afrika’da &#8216;siyahlar&#8217; şunu söylüyor: Biz geri bıraktırıldık. Bugün bu dezavantajlı durumumuzda aynı ortamda rekabet ederek, şirketler kurarak ekonomik anlamda gelişme şansımız yok,&#8221; bugüne kadar benim üzerimden kazandın, beni köle olarak çalıştırdın, sen yöneticiydin. Bugün onun yerine ‘gel yeniden başlayalım, ikimiz eşit olduk’ &#8221; demekle olmuyor. Geçmişten gelen dezavantajlı bir durum söz konusu. Bu, bir pozitif ayrımcılık gerektiriyor. Buraya bakınca, 20 yıl OHAL ile yönetilmişsiniz, ekonomik anlamda tamamen çökmüş durumdasınız. Şimdi teşvik diye çıkardığınız uygulamada bölge ile İstanbul arasındaki yatırım farklılığına bakıyorsunuz. Aradaki fark iki puanlık vergi indirimine denk geliyor, çoğu durumda teşvik farkı ortadan kalkmış oluyor. Onun için bölgeye özel bir ekonomik yönetim şekli oluşmadığı müddetçe bölgenin kalkınması engellenmiş oluyor.</p>
<p>Güney Afrika’da &#8216;siyahlarla-beyazlar&#8217; arasındaki fark kaldırıldı, eşit haklara sahipler. 11 tane resmi dil var, 3 tane başkent var, siyasi tüm hakları almış siyahlar, peki kullanabiliyor mu, hayata yansıyor mu? Siyahlarla konuşunca ‘hayır’ diyor, ekonomik gelişmişliğin beyazlara üstünlük sağladığına inanıyor. Sonuçta bir ekonomik yetersizlik tek başına bir sorun değil ama tek başına siyasal haklar da yeterli değil. Demokrasi ve ekonomi at başı beraber gitmediği müddetçe Kürt sorunun doğru bir çözüm olanağı yoktur. Evet anadilde eğitim verilebilir, yönetim şekli değiştirilebilir ama siz ekonomik paylaşımı doğru bir şekilde yapmazsanız sorun devam edecektir. Bunu Myanmar’da gördük mesela, Güney Kürdistan ile Irak arasındaki soruna bakınca federasyon olmak yetmiyor, işin içine ekonomik paylaşım giriyor. Güney Afrika’da da bunu görüyorsunuz, siyasal barış yapmak sorunu tek başına çözmüyor. Sürdürülebilir barış yapmak önemli. Benim gördüğüm, Güney Afrika’da sürdürülebilir barış yapılmadı. Evet, çatışma ortadan kalktı ama ekonomik model var mı, sürdürülebilir barış var mı derseniz, &#8216;hayır&#8217; yok.</p>
<h4><strong>“Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newrozu yazsanız hiçbir fark yok. devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek bir kaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.”</strong></h4>
<p><strong>Oradaki riskler neler peki?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-20356 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/DN9N9nxWsAIBE3b.jpg" alt="" width="403" height="302" />Birini anlattım, ekonomik paylaşım büyük sorun. Diğeri de, geçmişle yüzleşme istenilen gibi yapılmamış. Mesela biz oradayken, emniyette sivil bir siyahı öldüren polisin yargılaması yapılıyordu. Şimdi beyazlar ‘biz barıştık, geçmişle yüzleşme de yapıldı’ diye bakıyor ama siyahlar o mahkemenin sonucunu bekliyordu. O mahkemede bu polise ceza verilecek mi, ne ceza verilecek? Bu tür davalarda siyahlar tarafından vicdani kabul görmeyen kararlar yeni bir çatışma riskidir. Geçmişle yüzleşme istenilen bir vicdani rahatlık sağlamamış, evet yapılmış ama sembolik örnekler üzerinden gitmiş. Siz bunu yapmaz, öfkeleri ortadan kaldırmazsanız, vicdanları rahatlatmazsanız, ekonomik dağılım istenilen noktada değilse, bu her zaman çatışma riski oluşturur.</p>
<p>Beyazların bu kırılgan durumdan ötürü ülkeyi tamamen terk edecekleri bir gelecek de yaşanabilir. Ülkede yaşayan beyazların yaklaşık yarısının İngiltere’de, Amerika’da, Avrupa’da bir evi ve bir işi var. Toplumsal barış oturmaz, işler kötüye giderse ülkeyi terk etmeyi düşünenler çok. Ama bu akıbet ortada iken ekonomik bölüşümü sağlayamamak da empati eksikliğidir, birbirini anlamamaktır.</p>
<p><strong>Bütün süreçlerin farklılıkları ve benzerlikleri olduğunu söylediniz. Güney Afrika ile Türkiye&#8217;yi karşılaştırınca neler söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Apartheid müzesinde o döneme ait her şeyi sergilemişler, orayı gezerken hücrelerini gördüm ve ölçtüm. Benim de daha önce iki gözaltı tecrübem olmuştu. Gözaltında yapacak bir şey olmayınca hücreyi ölçüyorduk, ne kadardır diye. Hücre ölçüleri aynı bir kere, onu söyleyebilirim. Polisin hak ihlalleri dönemindeki davranış kalıpları da öyle. Müzede gezerken bir fotoğrafa bakıyorduk, altını kapatıp 92&#8217;deki Cizre Newroz&#8217;u yazsanız hiçbir fark yok. Devletin davranış biçimi buradaki ile aynıymış yani. Toplumlar arasında birbirini anlamama ve güvensizlik çok belirgin. Bugün atılabilecek birkaç adım, ortak geleceği garantiye alacak. Bu da bizim buradaki duruma benziyor. Ama işte empati eksikliği, birbirini yeterince anlamama, güven sorunu bunlara sebep oluyor.</p>
<p>Orada ANC dışında 13 grup var ve hepsi bir özgürlük mücadelesi veriyor. En büyük grup olan ANC içinde de büyük büyük gruplar var ve süreçte provokasyonlar olabileceğini biliyorlar. De Klerk, bunu  engelleyecek ve siyahları bir arada tutacak aktörün Mandela olacağını biliyor. Bu yüzden şartsız koşulsuz serbest bırakılmasını istiyor, &#8216;muhalafeti güçlendirirseniz barış yapabilirsiniz&#8217; diyor. Süreci Mandela üzerinden yürüterek, onu güçlendirerek götürüyor. Mandela da geldiğinde sembolik dokunuşlarla eşitsizlik ve ayrımcılığın kaldırıldığına dair adımlar atıyor. Örneğin; orada beyzbol siyahların oynamadığı, beyazlara has bir spor iken Mandela siyahların yoğun olduğu bölgelerde beyzbol sahaları yaptırıyor. Öbür taraftan, bir çözüm süreci yaşadık. Öcalan tarafından, hükümetle birlikte buna karar verildi ve başlandı. Öcalan&#8217;ın devletin hapishanesinde olması devlet için önemli bir avantaj idi. Ayrıca örgütü ve kitlesi üzerinde önemli bir birleştirici olması da avantajdı. Aktörlerin, liderlerin varlığı ve gücü anlamında önemli bir benzerlik var. Araçları aynı ama kullanma şekilleri orada daha farklı hale gelmiş, orada bu araçlar etkili olarak kullanılmış. Burada kullanılamadı.</p>
<p><b>Konuşurken, &#8216;süreçler bir yere getirir, sonra liderler devreye girer&#8217; dediniz. Sizin seyahatinizin katılımcı profilini göz önünde bulundurarak soracak olursam: Sürecin, liderlerin devreye girebileceği kıvama gelmesi için bölgedeki ve Türkiye&#8217;deki iş insanlarına ne düşüyor?</b></p>
<p>İş insanları daha realist bakarlar ve bir işin de yürüyebilmesi için liderin önemini bilirler. Süreçteki yapıları, ne tür sıkıntılar çıkabileceğini de iyi okurlar. Aslında orada görünen şu ki evet, siz ne kadar aracı olur ve görüşmeler yaparsanız yapın bu sürecin içine güçlü aktörleri ve liderleri bir an önce dahil etmek zorundasınız. Bu olmadığı süreçte tarafları kendi içinde birleştirmeniz ve süreci dinamik hale getirmeniz pek mümkün değil. Evet, iş insanları önemlidir ama adım atarken işin muhataplarını görmek isterler, o muhatapla görüşmek konuşmak isterler. O muhatap liderlerdir. Ben Mandela&#8217;nın serbest bırakılmasında iş insanlarının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Mandela&#8217;nın iş insanlarını rahatlatması, onlara şifahi de olsa güvenceler vermiş olmasının da çok olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Mandela ya da De Klerk kişisel ya da siyasal çıkar niyetinde olsalardı ya da Mandela bütün gençliğini tükettiği mücadelesi sebebiyle taşıdığı öfkeden arınmasaydı barışın gerçekleşme şansı yoktu. Bunun için de hakikaten lider olmak gerekiyor. Evet iş camiası orada çok güçlüydü ama sonuçta Mandela olmazsa, De Klerk olmazsa, bunlar ikna olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini gayet iyi biliyorlardı.</p>
<h5>Tarihsel Süreç…</h5>
<p>Güney Afrika’da siyahlara uygulanan Apartheid rejiminin yüz yıllık bir geçmişi var. Nüfusun yüzde 8’ini oluşturan beyazların yönetici olduğu ve toplumsal yaşamın her alanında siyahların ayrımcılığa maruz kaldığı bu rejime karşı ilk mücadele de 1912’de başladı. Sonradan ANC (Afrika Ulusal Kongresi) ismini alan hareket, Mandela’nın hapisten çıkarak devlet başkanı olduğu döneme kadar silahlı mücadele dahil olmak üzere varlığını sürdürdü ve o günden bu yana bir siyasal parti olarak iktidarı elinde tutuyor.</p>
<p>1940’lı yıllardan sonra daha görünür olan Apartheid rejiminde ırklar arası evliliklerin yasaklanması, siyah öğrencilere beyazlardan daha aşağı olduklarını aşılayan eğitimin verilmesi, siyahların belirli bölgelerde yaşamaya zorlanması gibi ayrımcı yasalar hayata geçirildi. Bu politikalara karşı 1960 yılına kadar yürüyüş, boykot, sivil itaatsizlik eylemleri yapan siyah gruplar, 21 Mart 1960’ta 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville Katliamı’ndan sonra silahlı mücadele kararı aldılar.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in (BM) 1960 yılında Apartheid’i insanlığa karşı suç ilan etmesi, 1970 yılından itibaren başlayan ekonomik ambargo, boykot ve mali yaptırımlar 1990 yılına kadar sürdü. Çatışmaların sürdürülebilir olmayışı ve uluslararası baskılar sonucunda 1989’da başkan seçilen De Klerk demokratikleşme adımları atmaya karar verdi. Nelson Mandela 1990’da serbest bırakıldı ve müzakereler başladı. Apartheid yasalarının kaldırıldığı, yeni anayasanın yapıldığı sürecin sonunda 1994’te yapılan ilk demokratik seçimlerde Mandela devlet başkanı seçildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/25/ditam-baskani-mehmet-kaya-guney-afrikadaki-cozumde-ekonomi-sanildigindan-cok-daha-etkili/">DİTAM Başkanı Kaya: Güney Afrika’daki çözümde ekonomi sanıldığından çok daha etkili</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PODEM stajyer arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/16/podem-stajyer-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2017 09:50:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[stajyer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17691</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları (PODEM)  araştırma alanlarında yürütülen projelere destek vermek üzere, yarı zamanlı (uzun dönem) çalışacak stajyer arıyor. Başvuran adaylar arasından, Sosyal Bilimler alanlarından yeni mezun, son sınıf lisans ve/veya yüksek lisans derecesine kayıtlı; Belirtilen araştırma alanlarına akademik ve profesyonel ilgi duyan; Araştırma ve sivil toplum sektöründe çalışmayı hedefleyen; Türkçe ve İngilizce sözlü ve yazılı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/16/podem-stajyer-ariyor/">PODEM stajyer arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları (PODEM)  <a href="http://podem.org.tr/arastirma-alanlari/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">araştırma alanlarında</a> yürütülen projelere destek vermek üzere, <strong><u>yarı zamanlı (uzun dönem)</u></strong> çalışacak stajyer arıyor.</p>
<p>Başvuran adaylar arasından,</p>
<ul>
<li>Sosyal Bilimler alanlarından yeni mezun, son sınıf lisans ve/veya yüksek lisans derecesine kayıtlı;</li>
<li>Belirtilen araştırma alanlarına akademik ve profesyonel ilgi duyan;</li>
<li>Araştırma ve sivil toplum sektöründe çalışmayı hedefleyen;</li>
<li>Türkçe ve İngilizce sözlü ve yazılı olarak kendini <strong><u>çok iyi derecede</u></strong> ifade edebilen ve çeviri ve metin düzeltisi becerisine sahip;</li>
<li>İyi düzeyde Microsoft Office bilgisi olan adaylar tercih edilecektir.</li>
</ul>
<p><strong><u>Başvurmak için:</u></strong></p>
<p>Adayların özgeçmişinin <a href="mailto:gulsah.dark@podem.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">gulsah.dark@podem.org.tr</a> adresine gönderilmesi rica olunur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/16/podem-stajyer-ariyor/">PODEM stajyer arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 22:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13417</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar, şimdiye dek hep siyasetin aynasında tartışıldı. Oysa ki, darbe girişimi ve ilan edilen KHK’lar toplumdaki birçok kesimi mağdur etti. Referanduma günler kala Sivil Sayfalar olarak her dönemin ‘kaybedeni’ olan Alevilerin, 15 Temmuz darbe girişimine ve sonrasında yaşananlara nasıl baktığını sayfamıza taşıdık.</em></strong></p>
<p>15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi? OHAL Alevileri nasıl etkiledi? Devletten tasfiyeler sadece FETÖ’cüleri mi hedef alıyor? Alevilik kamusal alandan siliniyor mu? Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne? 15 Temmuz darbe girişiminin Alevilere yansıması ve Alevilerdeki algısını, <a href="http://podem.org.tr/wp-content/uploads/15-Temmuzdan-Bug%C3%BCne-Alevilerin-G%C3%BCndemi.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">PODEM</a> için hazırladığı rapor vesilesiyle Ulaş Tol’la konuştuk.</p>
<p><strong>-Araştırmadan bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Öncelikle bu bir araştırmadan ziyade Alevilerin bu dönemdeki ruh halini görmek için yapılmış bir çalışma. Kapsayıcı ve tüketici bir çalışma değil.</p>
<p><strong>-Yüz yüze görüşmeler yaptınız. Çalışmadan konuşalım o halde. Nasıl bir çalışma oldu?</strong></p>
<p>Bir anlamda mevcut durum hakkında kaba bir fotoğraf görmek için yapılmış bir çalışma ama temsili ya da keşfedici araştırma teknikleriyle yapılmış bir çalışma değil. Gözlemlere ve görüşmelere dayanan bir çalışma. Aralık ve ocak ayında Aleviler arasında sahayı iyi gözlemleme fırsatı olmuş, sahada vakit geçiren kanaat önderleriyle görüştüm. Daha sonra da şubat başında yine benzer bir profilin katıldığı bir toplantı yapıldı.</p>
<p><strong>-Yine Alevi önderlerin de yer aldığı bir çalışmadan bahsediyoruz &#8230;</strong></p>
<p>Evet. Farklı tipte Aleviler oldu orada. Bir televizyonda Alevilik üzerine program yapan bir Alevi de oldu, önemli Alevi kuruluşlarının yöneticileri de yer aldı ya da genç Alevi arkadaşlar da yer aldı. Görüştüğüm ve toplantıya katılan kişilerin ortak özellikleri Aleviliği önemseyen ve Alevilerle teması kuvvetli olan, Alevi mahallelerinde, cemevlerinde vakit geçiren, Alevi dünyasını gözlemleme şansı olan kişiler olması oldu. Ben de, bu kişilerin kendi ruh hallerini ve gözlemlerini derleyip toparlamış oldum bu çalışma ile.</p>
<figure id="attachment_13419" aria-describedby="caption-attachment-13419" style="width: 4032px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13419" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg" alt="Ulaş Tol" width="4032" height="3024" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607.jpg 4032w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/IMG_2607-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 4032px) 100vw, 4032px" /><figcaption id="caption-attachment-13419" class="wp-caption-text">Ulaş Tol</figcaption></figure>
<p><strong>-O zaman 15 Temmuz’dan başlayalım. 15 Temmuz darbe girişimine Aleviler nasıl tepki verdi, ne düşündüler?</strong></p>
<p>Bir kere gece önce ne oluyor ne bitiyor onu anlamaya çalışmışlar. Refleks içe kapanma olmuş. “Ya bir şeyler oluyor ve iyi bir şey olmuyor”.  Bu darbeyse kötü bir şey ve kim yapıyorsa ve ne için yapıyorsa yapsın biz buradan zararlı çıkarız hissine kapılmışlar. Evlere kapanmışlar.</p>
<h4>“Darbe girişiminde sonuç ne olursa olsun o ortamdan ve karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş.”</h4>
<p><strong>-Faturanın kendilerine kesilmesi gibi bir cümle vardı raporda. Bunun somut bir dayanağı var mı yoksa Alevilerin rejime karşı geleneksel tepkisi mi?</strong></p>
<p>Geçmiş toplam hafıza birikiminin getirdiği bir şey. Ülkede bir karışıklık olduğunda, bir çatışma hali olduğunda Aleviler kendi niyetlerinden bağımsız olarak işin ortasında bulurlar kendilerini ve genellikle de zararlı çıkarlar. Yani böyle bir geçmiş tecrübeleri var. Bu darbe girişiminde de sonuç ne olursa olsun o ortamdan, karışıklıktan Aleviler zararlı çıkar düşüncesi hakim olmuş. Nasıl zararlı çıkacak? Mesela Alevi mahallelerine saldırılar olacak, Aleviler sorumlu tutulacak vb.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’un hemen ertesi günü Alevi mahallelerine saldırdılar…</strong></p>
<p>Ona dair çok fazla veri yok. Şöyle şeyler olmuş; zaten Alevilerin kapanma refleksinin arkasından da öyle bir şey var: Yani sokağa çıkan öfkeli kalabalıklardan korkar Aleviler. Tekbir getirerek sokağa çıkan bir öfkeli kalabalık var, herhangi bir gerilim anında öfkesini şiddete dönüştürme potansiyeline sahip Alevilere göre bu kalabalık. O yüzden de hani sokağa çıkıp, yani diyelim ki slogan atan birine bir söz söylediğinde, o hızla bir şiddete dönebilir. Ya da öfkeli kalabalık oradan geçerken laf atabilir, bir cemevine saldırıda bulunabilir. Bu yüzden kapanmaya ve onlara bulaşmamayı tercih etmişler. O yüzden de sokağa çıkmamışlar. Bir dizi gerilim olduğunu söylüyorlar ama öyle çok kuvvetli, sonu şiddetle biten saldırı olduğuna dair bir anlatıya veya bulguya rastlamadım.</p>
<p><strong>-15 Temmuz’dan sonra üç partinin katıldığı Yenikapı Mitingi’ne kadar Alevilerin ruh halini nasıl?</strong></p>
<p>Yenikapı Mitingi ve işte ‘Yenikapı ruhu’yla yaratılmaya çalışılan şey Alevi dernek yöneticileri için demiyorum ama tabandaki Aleviler için rahatlatıcı bir unsur olmuş. Çünkü orada farklı kesimlerin bir araya gelip bu darbe girişimine karşı bir “Hepimiz karşıyız” mesajı vermesi tabanda rahatlama yaratmış.</p>
<p><strong>-Özellikle herhalde Kılıçdaroğlu’nun mitinge katılmasından bahsediyoruz<em>.</em></strong></p>
<p>Evet. CHP’nin de katılmasından. Ama daha çok da karşı tarafın yani AK Parti’nin de buna sıcak bakmasından. “Bu işin sorumlusu Gülen Cemaati’dir ve biz diğer kesimleri suçlu görmeyeceğiz” mesajını vermiş oldular Aleviler için. “Tamam, artık bu işin sorumlusu biz olmayacağız, görülmeyeceğiz. Bize beklediğimiz gibi bir fatura kesilmeyecek. Gündelik hayatımıza dönebiliriz” hissi hakim olmuş Alevilerde. Bu arada kimi Alevi kuruluşlarının liderlerinin hükümeti ve meclisi ziyareti söz konusu. Buna tepki veren Alevi kuruluşları, yöneticileri de var ama toplamda darbe girişimi sonrası Aleviler için rahatlama dönemi oluyor.</p>
<p><strong>-Bundan sonra KHK’ların çıkmasıyla beraber işten atılmalar söz konusu oldu. Sosyal medyada şöyle yankılanmıştı; ‘hayatımda hiç bu kadar rahat olmamıştım hem ateistim hem Aleviyim hem solcuyum, dolayısıyla bu ihraçlar bana dokunmaz’ denmişti. </strong></p>
<p>Evet, Alevilerin hissiyatı da öyleydi. Fakat daha sonra ihraçlar Gülen Cemaati’yle, FETÖ adı verilen organizasyon ile sınırlı kalmadı. Özellikle öğretmenler arasında. Bunun tabi gerisinde şöyle bir şey var, belki ondan bahsetmek lazım. 2000’li yıllarda aslında Aleviler daha kendi inançları ve kimlikleriyle ilgili taleplerin peşinde oldu ve onunla ilgili mücadeleler öne çıktı. Bu sırada da görece iyileşmelere rağmen AK Parti karşıtı oldular. AK Parti’ye oy veren Aleviler de var elbette ama yoğunlukla CHP’ye oy verir Aleviler. CHP’ye oy verirken de gönül rahatlığıyla vermez bu kısım. Hep eleştirel kalırlar. Bir anlamda alternatifsiz gördükleri için CHP’ye oy verirler. Bu son 7 Haziran  2015 seçimlerinde HDP kampanyasının da etkisiyle Kürt Aleviler başta olmak üzere Aleviler arasında HDP’ye de bir eğilim oldu. Yani HDP liderlerinin seküler görünümü, işte Demirtaş’ın sempati toplaması, çıkıp televizyonda bağlama çalması, Alevilerin haklarına yönelik HDP’nin vurgularının önde olması, bir de geçmişe göre farklı olarak Alevi hareketi önderlerinin milletvekili adayı olması ve seçilmesi HDP’ye yönelik bir ilgi yaratmıştı. Dolayısıyla Alevilerin HDP ile organik ilişkisinin olduğu bir dönemdi bu. Bu KHK’lar da FETÖ’den sonra Kürtlere, HDP’ye, Kürt siyasetinin farklı kuruluşlarına ve STK’larına yöneldiği için oradan başta HDP’ye yakın olan Aleviler de pay almaya başladı.</p>
<p><strong>-OHAL’de Alevilerin başına ne geldi genel olarak<em>?</em></strong></p>
<p>En büyük pay  KHK ile bir çok Alevi öğretmenin görevden alınmasında oldu. İkincisi de  Alevi televizyonların kapatılması oldu. Bir yandan KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımlarındaki seçicilik ve keyfilik Alevilerde “tam bir tasfiye” yaşıyoruz hissiyatını getirdi.</p>
<p><strong>-Kimi Alevi dernekleri de kapatıldı Gülen’le ilişkili olduğu iddia ediler<em>ek.</em></strong></p>
<p>Onlar Alevilerle ilgili kuruluşlar değil. Zaten çok fazla üyesi olmayan, daha Alevilere yönelik Gülen Cemaati’nin operasyonunu yürütmek amacıyla kurulmuş dernekler olarak görülüyor. Yani onların kapatılmasına Alevilerin arasında üzülen olmamıştır diye düşünüyorum. Ya da onlardan yola çıkarak FETÖ Alevilerin içine de sızmış diye yorumlayanlar da olmadı. Üçüncü bir şey daha var KHK’larla ilgili, onu da söyleyeyim. Esas belki de hani duygusal olarak etkileyen şeylerden biri de o. Meslekten atılmalar oldu ama bir yandan da KHK’larla ve devletin yeni örgütlenmesinde devlet kurumlarına yeni kadrolaşmaların yolu çizildi. Burada en önemli şeylerden biri de işe alımlarda mülakat şartı gelmesi. Bir yandan tasfiyeler, yani KHK’larla görevden almalar, diğer yandan da görev alımdaki seçicilik ve keyfilik Alevileri şu duyguya getirdi: “Biz bu devletten tasfiye ediliyoruz. Zaten çok büyük bir temsiliyetimiz yoktu ama hasbelkader gelebildiğimiz yerler vardı. Bundan sonra hiçbir şekilde devlet kadrolarında Alevi yer almasında imkân kalmadı. Tam bir tasfiye yaşıyoruz” duygusuna getirdi. KHK’ların belki bu üç başlıkta etkisi oldu diyebiliriz.</p>
<p><strong>-Bir de STK’ların stratejisinin değiştiğinden bahsediyorsunuz?</strong></p>
<p>90’lı yıllar Alevilik üzerine çalışan birçok düşünür tarafından Alevi uyanışı yılları olarak tanımlandı. Aleviler kitlesel olarak artık daha görünür olmaya ve gizlenmeye alışık ruh halinden daha görünür bir davranışa geçtiği yıllar olmuştu. O yıllarda Alevi kuruluşları daha çok örgütlenmeye ve biz varız demeye yönelmişlerdi. Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü ön plandaydı orada. Ve bu kuruluşlar diğer sol kuruluşlar gibi 80 darbesinden çıkan ve belki hak itibariyle bugünden daha geri bir noktada olan ama daha umutlu olan bir haldeydiler. Bir mücadele içerisindeydiler. 2000’li yıllar ise Aleviler için artık kuruluşlarını kurdukları, kurumsallaştıkları ve daha inançsal faaliyetlere yöneldikleri, cemevlerini inşa etmeye başladıkları ve Alevilikle ilgili taleplerini öne çıkardıkları yıllar oldu. Darbe girişimi sonrasındaki koşullar Alevilere biraz 90’lı yılları hatırlattı<strong><em>.</em></strong> Oraya geri çekiliyoruz düşüncesinde oldular. Geri çekilmeye başladılar ve en temel haklarımız elimizden gidiyor, belki hani cemevlerimiz kapatılacak, belki kuruluşlarımız kapatılacak diye düşündüler. Kimi Alevi kuruluşlarının yöneticileri gözaltına alındı. Alevi eksenli mücadeleden demokratik eksenli mücadeleye doğru bir geri çekilme olduğu hissi hakim. Fakat bir yandan da cemevleri duruyor, dernekler duruyor, cemler devam ediyor.</p>
<p><strong>-Ama çalışmada cemlere katılımın düştüğüne değiniliyor…</strong></p>
<p>Cemlere katılımda düşüş olduğu söyleniyor. Öte yandan bir dizi Alevi talepleri de gündeme gelmeye devam ediyor. Yani bir yandan vites düşürüyor ama bir yandan işte din dersi tartışırken vitesi orada artırmaya da devam ediyor. Ruh hali olarak 90’lara döndük hissiyatı var ama pratikte 2000’li yıllar devam ediyor bence Aleviler için.</p>
<p><strong>-Bir de şöyle bir şey var. Gülenci konumuna düşmeme adına sokağa çıkmama ve tepki göstermeme gibi bir durum var. Dolayısıyla hani Alevilerin OHAL stratejisi nedir?</strong></p>
<p>Yani, şimdi o tabi bu referandum süreci biraz değiştirdi. Ben bu raporu yazdığımda daha kampanyalar başlamamıştı, görüşmeleri yaptığımda. Daha şöyle bir ruh hali vardı özellikle KHK’lar da dozunu çok artırdığı için, Alevilerde kamusal alandaki refleks kimliklerini saklama yönündedir. Yani bugüne kadar böyle gelmiştir. Kendi mahallelerinde ve daha güçlü olduğunu hissettikleri yerde kimliğini dile getirirler ama ‘ötekiyle’ karşılaştığı yerde önce Alevi olduğunu saklar. Zorunda olmazsa söylemez. Bunun hani kırılmaya başladığı yerler vardı. Son dönemde ise bu tekrar geriye döndü. Darbe girişimden sonraki sürece eleştirel yaklaşmak darbeci olarak yaftalanmak olarak çevrelerinde görüldüğünü anlatıyorlar. O yüzden de hani o eleştirileri de ne bileyim kamusal bir tartışmada söz ağzına gelse bile yapmamayı yeğlediklerini söylüyorlar.</p>
<h4>“Kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.”</h4>
<p><strong>-Peki, Alevilerin referandumdan beklentileri ne<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum sürecinde ‘hayır’ kampanyaları bir olanak oldu. Her ne kadar kimi yerlerde, özellikle de HDP’nin çalışmalarının üzerinde baskı olsa da görünür bir ‘hayır’ kampanyası da var ve burada zaman zaman eleştirel doz da yüksek olabiliyor. Bu, Alevilere kuvvet veriyor tabi. Bir de anketlerde zaman zaman ‘hayır’ önde görünüyor. O da umutlandırıyor, oysa öncesinde son derece bir umutsuzluk hâkimdi. Referandum ve anayasa değişikliğiyle aslında bu kampanyalar başlamadan önce ben görüştüğümde çok ilgili değildiler. Mesela Kılıçdaroğlu’nun gafı. Anayasa değişikliğinde ne olup bittiğini anlamadığını gösteren bir gafı oldu biliyorsunuz. AK Parti mitinglerinde çok kullandı bunu. O tür bir durum Aleviler arasında da çok vardı. Bunun esas nedeni ilgisizlik değil. Daha çok inançsızlıkla ilgili bir şey. Yani ne olup bittiği önemli değil. Bugün neyse bundan sonra da o olacak. ‘Evet’ çıksa da o olacak ‘hayır’ çıksa da. Anayasa değişse de öyle olacak değişmese de öyle olacak. Zaten müthiş bir ümitsizlik hâkim. Bir tür tepki olarak ilgilenmediler. Referanduma da öyle baktılar fakat buna karşın da referandum hem bir yandan ilgilenmedikleri ve bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıkları bir şeyken öte yandan da çok hayati bir şey olarak gördüler. Bir rejim değişikliği olarak düşündüler. Rejim değişikliği deyince de mevcut sistemin aksaklıkları vs. düşünmeden, biz cumhuriyeti savunuyoruz konumuna çekildiler. Orada cumhuriyetin bence onlar için anlamı sistemsel değil; güçler ayrılığı, meclis, cumhurbaşkanlığı, başkanlık, başbakanlık tartışmalarından bağımsız olarak Alevilere bir eşit yurttaşlık hakkı tanıyor olması. Yani diğer yurttaşlarla eşitliğini sağlaması. İşte, demin söylediğimiz devlet kurumlarında, siyasette yer alma, eğitimde ve başka alanlarda eşit muamele göreceklerine dair bir inancı taşıyor olmalarıydı. Bu süreçteyse bunun kaybolduğunu düşünüyorlar. Bunun da en önemli sonucu adalete olan güvencini yitiriyorlar. Hatta bunu diyenler oldu, ne kadar doğru olduğundan bağımsız olarak, hissiyat açısından böyle demeleri önemli. “12 Eylül Darbesi’nden de biz çok çektik ama hasbelkader orada hani asker vardı, polis vardı vb. ama mahkemelere güvenebiliyorduk” diyorlar. Bugün ise o da kalmadı diyor. Yani yargı da tamamen tarafsızlığını yitirdi. Bugün bir husumet yaşasak ve yargıya düşsek Alevi olarak buradan zararlı çıkacağız. Dolayısıyla hissettikleri şey eşit, adil muamele görme konumunu yitirecek olmaları bu değişiklikle.</p>
<p><strong>-‘Evet’ çıkması halinde beklentileri ne Alevilerin? Referandumda ‘evet’ çıkarsa, başkanlık çıkarsa Aleviler başlarına neyin geleceklerini düşünüyorlar?</strong></p>
<p>Bugün fiilen olan eşit ve adil yurttaşlık hakkını kaybetmiş olma durumlarının hukuki bir statü kazanacağını düşünüyorlar. Burada mesela, Erdoğan karşıtlığı önemli ama Erdoğan değil esas sorun. Devlette bir gücün bu kadar yetkiyi toplayacak olması korkutuyor. Çünkü Aleviler şunu düşünüyor, kim olursa olsun bir kişinin böyle bir güç elde etmesinden Aleviler zararlı çıkar düşüncesi var.</p>
<h4>AK Parti karşıtlığı müzakere etmeyi destekleyen Alevilerde de güçlendi</h4>
<p><strong>-Alevilerin AK Parti’ye bakışı nasıl bu süreçte<em>?</em></strong></p>
<p>Yani kitlesel anlamda zaten hiçbir zaman Aleviler AK Parti’ye sıcak bakmadılar. Yani 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin, sonra işte Fazilet Partisi’nin, Milli görüş geleneğinin yükselişini büyük bir tedirginlikle karşılamışlardı. Çünkü Sivas olayları da tazeydi ve şeriat geliyor tartışması vardı. O nedenle zaten AK Parti’ye hiçbir zaman sıcak olmadılar. Çünkü her zaman dindar bir yönetimin olması anlamına geldi. Fakat 2000’li yıllarda bu biraz yumuşadı aslında. AK Parti karşıtlığı devam etti belki ama benim görüştüğüm gençler arasında bugün şeriat diye bir tehlike olduğunu düşünmüyorum diyebiliyorlar. Türkiye’ye şeriat gelir gibi bir kaygı ön planda değil. Fakat AK Parti’ye hiçbir zaman yakın olmadılar. Alevi açılımlarında ise iki tür pozisyon oldu. Bir, o açılımla müzakerede bulunmayı reddedenler oldu. Bir de ‘hayır, müzakerede olmalıyız ve taleplerimizi AK Parti ile müzakere halinde dile getirmeliyiz’ diyenler oldu. Bu süreçte durum oradan da geriye gitti aslında. Şunu diyebiliriz, her zaman bir karşıtlık vardı ama hiç değilse müzakereyi kabul eden bir tarafı vardı. O tarafta da artık AK Parti karşıtlığı daha kuvvetlendi.</p>
<p><strong>-Yani devletle işbirliği yapan tarafta mı?</strong></p>
<p>Yani işbirliği demeyelim de müzakereye daha açık olan taraftı. Fakat açılımlara ilişkin şunu söyleyebilirim, şöyle bir faydası oldu: Niyetinden bağımsız olarak, Alevi açılımları, Aleviler arasında da biz ne istiyoruz, temel taleplerimiz neler, buralarda hangi konularda uzlaşıyoruz konusunda bir tartışmanın olgunlaşmasını sağladı. Pozisyonları netleştirdi. Yer yer de belki 2000’li yılların başlarında ayrıksı, daha uzlaşmaz olan pozisyonlar birbirlerine yaklaşmaya başladı ve çok temel bazı hak taleplerinde ortaklaştılar. Dolayısıyla açılım süreçleri bir sonuç getirdi mi derseniz, en önemli sonucu belki Alevilerin kendi aralarında ne istediğini daha iyi tarif edebilmesini sağladı diyebiliriz.</p>
<h4>Referandumda sonuç ne olursa olsun Alevilerin kaygı ve ümitsizlikleri devam edecek</h4>
<p><strong>-Aleviler peki ne bekliyor geleceğe dair olarak<em>?</em></strong></p>
<p>Referandum kampanyalarından önce dediğim gibi çok ümitsiz bir hal var, beklentiler çok azalmıştı. Çok fazla somut gözlemlerim yok ama bu kampanya dönemi biraz ümidi artırmış gibi. Ümidi artıran referandumdan hayır çıkacağını bekliyor olmaları değil. Az çok muhalefete imkân tanıyan bir zemin olduğunu hissetmeleri. Önemli bir şey daha var. Son iki yıldır yaşadığımız bir şey aslında. Çok fazla patlama, bombalı saldırı vs. oldu biliyorsunuz. IŞİD tehdidi var ve IŞİD sıraya cemevlerini koyacak, Alevi mahallelerini koyacak düşüncesi var. Son birkaç aydır patlama ve bombalı saldırı olmaması da kötü havayı bir nebze yumuşatmış gibi hissediyorum.</p>
<p><strong>-Alevilerin referandumdan ‘evet’ çıkmasına dair kaygıları var mı?</strong></p>
<p>Alevi yurttaşların çoğunda böyle bir ‘evet’ çıkarsa ya da ‘hayır’ çıkarsa bugünden çok farklı bir şey olacak diye bir kaygı olduğunu düşünmüyorum. Bugüne dair kaygıları ve ümitsizlikleri ne düzeydeyse referandumdan sonra da o devam edecek. Bir dönüm noktası gözüyle bakıldığını hissetmedim ben. Evet çıkarsa bugünkü OHAL ile KHK ile, zaten seçimle de iktidara gelen AK Parti istediği yasayı çıkarabiliyor ve uygulamaları yapabiliyordu. Alışmış olduğu son on yılın daha da dozu artmış bir şekilde devam edeceğini düşünüyorlar. Öte yandan evet çıkması fark yaratmayacak şeklinde bir algı hakimken, hayır çıkması ümitsizliği azaltacak, duygu durumunu olumlu anlamda aşırı etkileyecek bir sonuç olur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/">15 Temmuz darbe girişimi ve Aleviler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/16/15-temmuz-darbe-girisimi-aleviler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumun gözünden çözüm sürecine bakmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/08/sivil-toplumun-gozunden-cozum-surecine-bakmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2017 07:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Faruk Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Kadın Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Murad Akıncılar]]></category>
		<category><![CDATA[özge genç]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplumun çözüm süreciyle ilgili analizlerinin taraflar gibi  &#8220;süreci kim bozdu&#8221; gibi sübjektif ve kısır bir bakış açısı yerine daha bütünlüklü ve kuşatıcı olması önemli. Özeleştiriyi de içinde barındırması gereken bu tutum,  müzakere ortamına dönülmesi halinde barışın tesisi açısından önemli bir deneyim imkanı sunabilir. Dünya deneyimleri bize geniş toplumsal kesimlere yayılan çatışma çözümlerinin  daha kolay [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/08/sivil-toplumun-gozunden-cozum-surecine-bakmak/">Sivil toplumun gözünden çözüm sürecine bakmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Sivil toplumun çözüm süreciyle ilgili analizlerinin taraflar gibi  &#8220;süreci kim bozdu&#8221; gibi sübjektif ve kısır bir bakış açısı yerine daha bütünlüklü ve kuşatıcı olması önemli. Özeleştiriyi de içinde barındırması gereken bu tutum,  müzakere ortamına dönülmesi halinde barışın tesisi açısından önemli bir deneyim imkanı sunabilir.</h3>
<p>Dünya deneyimleri bize geniş toplumsal kesimlere yayılan çatışma çözümlerinin  daha kolay ve uzun ömürlü olduğunu gösteriyor. Kadınlar başta olmak üzere geniş toplumsal kesimlerin dikey değil yatay olarak içinde olduğu süreçlerin başarısı, çatışma çözümünde bilimsel olarak kabul edilen bir olgu. İrlandalı kadınların deneyimleriyle ilgili <a href="https://www.sivilsayfalar.org/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">izlenimlere</a> yine bu sayfalarda yer vermiştik.  Çatışmaların en yoğunlaştığı anlarda bile sivil toplum örgütleri barışın tesisi ve toplumsallaşması çalışmalarından geri durmamışlardı. Yaşadığımız çatışmalı ortamda barış talebindeki ısrar kadar geçmiş deneyimlerde yaşanan sorunlar ve tutumlarla ilgili değerlendirme ve sorgulamalar da önemli.</p>
<p>Sivil toplumun çözüm süreciyle ilgili analizlerinin taraflar gibi  &#8220;süreci kim bozdu&#8221; gibi sübjektif ve kısır bir bakış açısı yerine daha bütünlüklü ve kuşatıcı olması önemli. Özeleştiriyi de içinde barındırması gereken bu tutum,  müzakere ortamına dönülmesi halinde barışın tesisi açısından önemli bir deneyim imkanı sunabilir. Bu düşüncelerden hareketle sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle geride bıraktığımız çözüm süreciyle ilgili bir değerlendirmeye dosyası hazırladık. Gündemin referandum, sistem değişikliği gibi önemli bir konuda yine ayrıştığı ve meselelerin katmanlaştığı bir ortamda, sivil toplum kuruluşlarının gündemlerinde ‘kalıcı bir barışı’ en üstte tuttuklarını görmek sevindiriciydi. Tartışma ve çözüm süreçlerine geçmeden önce yukarıda bahsettiğimiz sürecin bitmesiyle ilgili sebeplere ilişkin aldığımız cevapların kısaca; denetim ve gözlem mekanizmalarının kurulmayışı, sınır dışında özellikle Suriye’deki gelişmeler başta olmak üzere ortaklaştığını belirtelim. Bu konuda ortaklaşılan başka bir konu ise; tarafların sürecin bozulmasının sorumluluğunu karşı tarafa bırakırken, göz ardı edilmemesi gerekenin çatışma başladığı anda iki tarafın da daha önce müzakere yürütmüş taraflar değilmiş gibi çatışma konusunda da son derece hazırlıklı olması.</p>
<p>Dosya kapsamında görüştüğümüz  sivil toplum kuruluşları; sivil toplumun çözüm sürecinde etkin rol almadığı konusunda neredeyse hem fikir. Toplumun farklı kesimlerinin sürece dahil edilmesi Akil İnsanlar Heyeti’nin faaliyet ve gezileriyle organize edilmeye çalışıldı. Ancak yatay değil dikey olarak kurulan bu ilişki desteğin pragmatik bir şekilde olmasına yol açtı. Sivil toplumun süreç içinde etkili olamayışının kökeninde de ise kuşkusuz; Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının siyasi ve ekonomik bağımsızlık sorunu yaşamalarıyla ve ideolojik şartlanmalar yer alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11325" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote4-e1486538231857.png" alt="" width="900" height="399" /></p>
<p>Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz;  sürecin, Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin çatışma çözümleri konusunda donanımsız olduklarını açığa çıkardığını da belirterek, “STK’lar esas ve sadece siyasi tarafların propagandalarını kolaylaştıran bir işlev üstlendikleri için kendi asıl işlevlerini yerine getiremezler. Buna sivil toplum örgütlerinin toplumsal etkisinin zayıf olması, siyasal önceliklerle tutum almaları, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmiş olmasıdır. Bütün bunların yanı sıra sürecin taraflarca toplumsal algı yönetmek amacıyla, yanlış, yanlı ve çarpıtılmış bilgi bombardımanına tutulması, bilgi kirliliğin yaygınlığı ve yeteri kadar şeffaf olmaması sivil toplumu etkisiz kıldı.” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11326" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote3-e1486538464596.png" alt="" width="900" height="367" /></p>
<p>MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal da sivil toplum kuruluşlarının etkin bir rol üstlenmemesinde tarafsız ve bağımsız davranabilecek bir organizasyon içinde yer almayışının etkili olduğunu savunarak, “Türkiye’de ne sivil toplum ne de basın bağımsızlık karakterini koruyabilmiş kurumlar değiller. Çözüm sürecinde medya ve sivil toplum angaje olduğu taraflara göre pozisyon aldı, böyle bir tutum sergiledi.  Sivil toplum kendi imkanlarıyla tarafları denetleyebilseydi,  bir kamuoyu baskısı kurarak sürecin uzamasını sağlayabilirdi” dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11327" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote5-e1486538530767.png" alt="" width="900" height="381" /></p>
<p>DİSA’dan Murad Akıncılar ise, çözüm sürecine ‘önsel ve ilkesel olarak karşı çıkan (vesayetçi, sol-sağ milliyetçi, ulusalcı, FETÖ yapılanmalarının)  tam anlamıyla sivil toplum alanındaki en tartışmalı yapılar olduğunu belirterek, şunları vurguluyor: “Çözüm sürecine en önemli katkı kendi alanında sosyal realiteyi çözümleyen çalışmalar yapan, öneriler sunan, toplumsal diyaloğun önünü açan ve tek bir siyasal grubun güdümünde olmayan sivil kişi ve kurumlar tarafından yapılmıştır. Resmi politikaların tüm dalgalanmalarını takip eden STK’lar milliyetçi şablonların esnetilmesi doğrultusunda bir dönem bir işlev görmüşler ve barış önceliklerini geleneksel inkar kalıplarının önüne geçirebilmişlerdir.“</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11328" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote1-1-e1486538659879.png" alt="" width="900" height="510" /></p>
<p>Barış süreçlerine toplumsal kesimlerin özellikle de kadınların dahil edilmesinin öneminden hareketle kurulan ve tüm süreç boyunca barışın toplumsallaşması için çalışmalar yürüten Barış İçin Kadınlar Girişimi de, genel olarak sivil toplumun sorumlulukları üzerine daha geniş tabanlı tartışmaların yürütülmesi bundan sonrası için gerekli olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11329" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/queto2-e1486538738511.png" alt="" width="900" height="328" /></p>
<p>Türkiye’nin Kürt sorununda toplumun barış talebini karşılayan, kalıcı bir çözüme ulaşması için çatışma dönüşümünde yapıcı aktörlerin etkinliğini artırmayı, süreci destekleyici ilişkilerini geliştirmeyi gözeten bütüncül bir yaklaşımdan hareketle çalışmalarını çatışma döneminde de yürüten PODEM’den Özge Genç, tarafların önemseyebileceği kadar güçlü bir sivil toplum potansiyelinin oluşturulamadığına dikkat çekerek, ideolojik tutumların gerçek ve samimi bir barış isteğinin önüne geçtiğine işaret ediyor. Özge Genç’e göre ilginç olan ise, “ortada barışa yönelik umut veren bir süreç varken destek vermeyen ya da “utangaç” davranan kesimlerin, ancak çatışmaya dönüldüğünde seslerini çıkarmaya başlamaları”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/08/sivil-toplumun-gozunden-cozum-surecine-bakmak/">Sivil toplumun gözünden çözüm sürecine bakmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Gençlerin Kaygılı Kimlik Arayışları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 08:06:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel alevilik ve alevi gençlerin kimlik arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi gençler kimliğini arıyor. Kendini tanımlamak, içerden, dışardan kimliği ile ilgili sorulara yanıtlar verebilmek istiyor. Yaşam tehdidi, asimilasyon ve ayrımcılığa uğrama kaygıları bu kimlik arayışına şekil veriyor. Hal böyle iken gençler arasında inançsal ve kültürel öğeler daha güçleniyor olmasına karşın, politik söylem daha baskın.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/">Alevi Gençlerin Kaygılı Kimlik Arayışları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alevi Gençler, Aleviler denildiğinde ilk akla gelenler arasında değil. Aynı Alevi kadınlar gibi (ki o konuya da daha sonra Sivil Sayfalar&#8217;da yer vereceğiz). Öte yandan özellikle politik yapılarda, eylemlerde, Alevi kayıplarında, önce gençler akla geliyor. Sadece Aleviler için değil, her kesim için gençlik bir yandan geleceğe havale edilen, diğer yandan da “yozlaşma” “şiddet” “aşırı politikleşme” ve “kayıplar” gibi güncel konularda da merkezi bir rol verilen bir başlık.  Alevilerle ilgili çağrışımlarda da gençlik deyince politikleşmiş hatta siyasi gruplarda aktif olan kesimler ön planda. Oysa <a href="http://podem.org.tr/yayinlar/raporlar/kentselalevilikvealevgencler/" target="_blank" rel="noopener">“Kentsel Alevilik ve Alevi Gençlerin Kimlik Arayışı”</a> raporunu meydana getiren saha çalışmasına<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> dayanarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki çok daha geniş bir genç Alevi kesim var ve gençler arasında ağırlık merkezini de siyasi hareketlerin içinde yer alanlar oluşturmuyor. Rapor, PODEM’in Türkiye’nin farklı toplumsal kesimlerinden gençlerin siyasallaşmasını konu ettiği proje<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a>nin bir parçası. Çalışmanın Alevi gençleri ele alan kısmında temel araştırma sorusunu Alevi gençlerin siyasallaşma dinamiklerinin neler olduğu oluşturdu. Raporda yer verilen sonuçları Sivil Sayfalar için de özetlemeye, aktarmaya çalışacağım.</p>
<p>Bir kere Alevi gençlerin toplumun diğer kesimlerine göre daha politik olduğu (farklı düzeylerde de olsa) Aleviler üzerine çalışmalar yapanların hızla varabileceği bir sonuç. Peki Alevi gençler arasında politikleşme (ki araştırmanın Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerdeki gençleri hedeflediğini hatırda tutmakta fayda var) toplumun diğer kesimlerine göre neden daha yüksek: Alevi gençleri politikleştiren en temel şey ise kimlik arayışlarının kendisi. Alevi gençler kimliğini arıyor. Kendini tanımlamak, içerden, dışardan kimliği ile ilgili sorulara yanıtlar verebilmek istiyor. Bu arayışta, gençler arasında inançsal ve kültürel öğeler kuvvetli olmasına karşın politik söylem ağır basıyor.</p>
<p>Alevi gençlerin büyüklerinden şöyle bir farkı var: kentte ve öteki ile daha yoğun bir etkileşim içinde büyüdüler.  Bu kim olduklarını, Aleviliğin ne olduğu, ne olmadığı, Alevi olmanın koşullarını, sınırlarını sorgulamalarına, kendilerini ve Aleviliği tanımlama ihtiyacını yoğun bir biçimde yaşamalarına neden oldu. Üstelik bu arayış yoğun kaygılı bir ruh hali ile şekilleniyor.</p>
<figure id="attachment_10804" aria-describedby="caption-attachment-10804" style="width: 870px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10804 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/Alevi-gencler.jpg" width="870" height="580" /><figcaption id="caption-attachment-10804" class="wp-caption-text">Kaynak: REUTERS-Ümit Aktaş</figcaption></figure>
<p><strong>Bu kaygılı ruh hali ikliminin üç boyutu var: yaşam tehdidini diri tutan bir mağduriyet anlatısı, ayrımcılıklar ve asimilasyon algısı. </strong></p>
<p>Öteki ile temasın somutlaştığı kentsel yaşama karşın gençler, hala güçlü bir tehdit algısı ile var oluyorlar: “zarar göreceğiz”, “bizi kesecekler” “bizi yok edecekler” diye düşünüyorlar. Üstelik bu tehdidin güncel olduğuna dair işaretler olduğunu aktarıyorlar. Hal böyle iken Aleviliği tanımlamaya çalışan gençlerin ortak tarifinde öne çıkan kavramlar “mağduriyet” ve “ezilmişlik” oluyor. Üstelik başlarına gelen tüm zalimliklerin, Alevilerin “masumiyet”ine rağmen, barışçıl olmalarına, şiddete başvurmamalarına rağmen olduğunu düşünüyorlar. Alevi gençler arasında, uzak ve yakın tarihlerdeki Alevilere yönelik saldırıların yanısıra, yakın zamanlarda da birçok Alevi gencin ölümünde masumiyetin öne çıkması, mağduriyet duygusunu güçlendiriyor. Bu kaygı ve haksızlığa uğrama halleri, Alevi gençliğinin politik hareketliliğini belirleyen önemli bir unsur.</p>
<p>İkincisi Alevi gençler öteki ile temaslarında birey olarak da ayrımcı pratiklerle karşılaşıyor. En çok din derslerinde, Ramazan ayında, erkekler için askerlikte ve Cuma namazı çağrılarında, ağırlıkla sembolik, kimi zaman fiziksel şiddete maruz kaldıklarını dile getiriyorlar. Edindikleri Sünni arkadaşlarına Alevi olduklarını açıklamak zorunda kaldıklarında aldıkları tepkilerden rencide oluyor, onlardan ve benzerlerinden uzaklaşıyorlar. Poliste, askeriyede, yargıda, diğer bürokratik kademelerde, siyasi partilerde üst mevkilerde fazla yer bulamadıkları gibi, bunun imkanlı olduğuna dair inançlarını da yitiriyorlar. Ayrımcılıklar, yaşam tehdidi kaygısı, “masum” ölümler, Alevi gençlerin adalete ve sisteme inançlarını aşındırıyor.</p>
<p>Üçüncüsü Alevilerin ortaklaştığı en temel taleplerde bir ilerlemeye tanık olmazken, makbul Aleviliği tanımlama girişimleri ile karşı karşıya kalıyorlar. Tüm bunları bir asimilasyon girişimi olarak kodluyorlar. Bu şartlarda Cemevleri onlar için bir ibadethane olduğu gibi, bir hak mücadelesinin de sembolü oluyor.</p>
<p>Gençlerin bu kaygı ruh halinin ötesinde pozitif olarak kendilerini gerçekleştirebildikleri kanallar da sınırlı. Gençler, kültürel, sanatsal, sportif vb. doğrudan politik olmayan alanlarda (ya da bizzat siyasi katılım için) kendilerini gerçekleştirebilecekleri imkanlara sahip değiller. Örneğin gençlerin inanç ritüellerindeki müziklere, semaha ilgileri daha yüksek. Cemevlerinin de gençleri en fazla çekebildikleri konular bağlama ve semah kursları. Ulaş Özdemir’in bir araştırmasından, bu ilgiyi destekleyen bir veri, zakirlik (cem ibadeti içerisinde saz çalıp, deyiş söyleme hizmetini yerine getiren kişi) gençler arasında oldukça ilgi görüyor<a href="#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a>. O Ses Türkiye yarışmasına Alevi gençlerin katılımının ve ilgisinin yoğunluğu da malum. Dolayısıyla kültürel alana katılım arzularına dair kuvvetli işaretler veren gençlerin önündeki imkanlar sınırlı.</p>
<p><strong>Sonuç olarak kaygının (yaşam tehdidi, ayrımcılık, asimilasyon boyutları ile) yoğun, kültürel imkanların sınırlı olduğu bir iklimde gençler her konuyu, gündelik hayatın her veçhesini politik bir filtreden görüyor. </strong></p>
<p>Alevi gençlerin en büyük sorunu/ihtiyacı Alevi kimliğini tanımlamak, kendilerini tarif edebilmek oluyor. Alevilik sahiplenilen, sevilen bir kimlik gençler için. Fakat ne olduğu, nasıl yaşanması gerektiği net değil. “Bir inanç sistemi ve/veya din olarak mı görmek lazım, yoksa bir kültür bir felsefe olarak mı?” “İslam’ın içinde İslami bir unsur olarak mı yoksa İslam dışı bir inanç sistemi olarak mı?”  “Sol ile Kemalizm ile ilişkisini nasıl tanımlamak gerekir?”  gibi sorular kimlik tarifinde gençlerin önünde duran zor sorular. Alevilik nedir sorusuna gençlerin yanıtları da bu yüzden pozitif değil, negatif tanımlamalarla gerçekleşiyor: “Biz gerici yobaz değiliz, namaz kılmayız”.  Özetle, kimlik arayışında Alevi gençler için üç yol öne çıkıyor:</p>
<ol>
<li><strong>İnançlı bir Alevi olmak ve inanç yönüne ağırlık vermek</strong></li>
<li><strong>Aleviliği kültürel olarak yaşamak, Aleviliğe sahip çıkmak, inançsal öğelerle ilgilenmemek ya da sembolik olarak ilgilenmek</strong></li>
<li><strong>Aktif siyaset yapmak, bunun içinde Aleviliğinin altını çizmek. </strong></li>
</ol>
<p>Alevi gençler arasında yoğunluğu bu üç yol arasında ikincisinin oluşturduğu söylenebilir. Ancak inançsal öğelere ilgi de giderek artıyor. Özellikle daha küçük yaştaki gençlerde bu eğilim kuvvetleniyor. Ayrıca aktif siyaset de geçmişte Alevilikle araya mesafe koymayı gerektiren bir yolken, günümüzde Alevilikle beslenen bir hal almış.</p>
<p><strong>Özetleyecek olursak, güçlü bir mağduriyet hissi (masumiyete rağmen), temsil edilememe, kültürel ve siyasi yaşama katılım kanallarının sınırlılığı, adalete duyulan güvensizlik ve gelecek konusunda ümitsizlik, devlete ve/veya ülkeye aidiyette aşınma Alevi gençlerinin kaygı yüklü siyasallaşma dinamiklerini oluşturuyor. </strong></p>
<p>Alevi gençlerin, Aleviliği dilediğince inançsal ve/veya kültürel yönleri ile gerçekleştirebilmeleri için, bu kaygı psikolojisinin yerini, umut ve barış iklimin alması birincil koşul gibi görünüyor. Genelde Alevilerin özelde de Alevi gençlerin, Alevilerin yaşam tehdidi altında olmadığına dair bir güven ortamına ihtiyaç var.</p>
<p>Sözkonusu kaygı psikolojinin değişmesi için, ikinci olarak Alevilerin Sünni bir asimilasyon tehdidi varlığına dair aldıkları işaretlerin zayıflatılması gerekiyor. Alevileri rencide eden mahalle, park, köprü vb. adlandırmalardan vazgeçilmesi, Alevilikle ilgili temel taleplerin karşılanması, Alevilere yönelik hakaretlerle mücadele edilmesi, Alevilerin kamuda ve siyasi partilerde görünür şekilde yer edinebilmeleri, bu asimilasyon kaygısını zayıflatacak temel öncüller gibi duruyor.</p>
<p>Kaygı psikolojisinin değişmesi için bir diğer koşul da toplumda Aleviliğin ve Alevilerin normalleşmesinden geçiyor. Çoğunluğun, tanıdığı sevdiği bir kişinin Alevi olduğunu öğrenince büyük şaşkınlık geçirecek kadar Alevilere uzak olması Alevilerin ezilmişlik ve mağduriyet duygularını perçinliyor. Toplumun Alevileri oldukları gibi tanıması ve değiştirilmesi gereken özneler olarak değil de kültürel çeşitliliğin unsurları olarak görmesine ihtiyaç var. Bu da Aleviliğin daha görünür olması, Alevilerle temasın, diyaloğun, karşılaşmaların artmasına bağlı. Buna simetrik olarak Alevi gençlerin de toplumun diğer kesimleri ile özellikle de mütedeyyin Sünni yurttaşlar ile daha fazla karşılaşması, temas etmesi ve bir tepki olarak gelişen ve güçlenen İslamifobi ile mücadele edilmesi için, bunun karşısında olan Alevi ve Sünni kanaat önderleri ve STK’ları ile birlikte ortak çalışmalar yapılması gerekiyor.</p>
<p>Normalleşmenin önemli bir boyutu Alevilerin inançlarını, ibadetlerini istedikleri gibi yaşayabilmeleri. Fakat Aleviler çoğu zaman inançlarının bir parçası olduğunu düşündükleri kültürlerine de büyük değer veriyorlar. Hatta bu iki boyutu bir organik ilişki içerisinde değerlendiriyorlar. Bu yüzden kültürel olarak kendilerini gerçekleştirdikçe, Aleviliklerini daha fazla yaşıyorlar. Bu nedenle Cemevleri ibadethane olduğu kadar kültürevleri olarak da görülüyor. Dolayısıyla bir inanç sistemi olarak olduğu kadar kültürel öğeleri ile de Cemevlerin güçlenmesi Alevi gençlerin önemli bir ihtiyacına yanıt verir görünüyor. Halihazırda saz, semah, türkü etkinlikleri, kursları bu ihtiyaca cevap vermek üzere gerçekleştiriliyor. Ancak kültür alanında da daha kurumsal ve kapasiteli girişimlere ve geliştirmelere ihtiyaç var. Bunun yanısıra sinemada, dizilerde, TV programlarında Alevilik ve Aleviler oldukları gibi görünür olmalı. Oysa günümüzde popüler kültür alanında Aleviler kimlikleri ile varolamıyor, kültür üreticileri de Aleviliği ve Alevileri gizliyor ya da örtüyorlar. Saz çalan, türkü seven, söyleyen kimseler olarak görüyoruz Alevileri. O Ses Türkiye programına çıkan gençler Aleviliklerini (ki aynı şey Kürt gençler için de geçerli) gizliyor. Sadece Aleviler, onların Alevi olduklarını anlıyor. Dindar Sünni Müslüman kesimler Alevilerle, Alevilik ile neredeyse hiç karşılaşmıyor.</p>
<p>Son olarak Alevilerin farklıklarını da koruyarak inançlarını yeniden keşfetmeye ve kurmaya ihtiyaçları var. Mevcut yapıları ve kurumları Alevileri tatmin etmiyor. Ancak bu onları inanç boyutuna uzak durmalarından kaynaklanmıyor. Dolayısıyla inanç sistemleri geliştirecek kanallara, araçlara kurumlara ihtiyaç duyuyorlar.</p>
<p>Rapordaki öne çıkan sonuçlar böyle. Not edilmesi gerek bir başka sonuç da şu ki, Alevi gençlerle ilgili araştırma verisi oldukça sınırlı. Bunun bir nedeni kuşkusuz gençliğin bir kategori olarak değeri ile ilgili. Ama bu tür araştırmalara destek bulma zorlukları, araştırmalara karşı önyargılar, araştırma sonuçlarından faydalanma kanallarının zengin olmaması gibi birçok başka nedeni de var. Velhasıl daha fazla saha araştırmasına ihtiyaç olduğu baki. Alevilerin de araştırmalarda Aleviliğin konu edilmesine daha açık olması Aleviler üzerine yapılan araştırmalara daha fazla ilgi göstermeleri önemli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h6><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Araştırma İstanbul’un Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerindeki Alevi gençlerin siyasi algı, davranış ve hareketliliklerine odaklanıyor. Söz konusu mahalleler, Sancaktepe ilçesinde, Sarıgazi olarak bilinen bölgede bulunan İnönü Mahallesi, Sultanbeyli ilçesindeki Yavuz Sultan Selim ve Ahmet Yesevi mahalleleri ve Maltepe ilçesindeki Gülsuyu ve Gülensu mahalleleri. Toplam 15 kanaat önderi ve mahallelerde ikamet eden, 16-35 yaş aralığında, aileleri çoğunlukla Sivas, Erzincan, Tokat, Kahramanmaraş, Tunceli’den göç etmiş 38 kişiyle birebir, derinlemesine mülakatlar yapıldı. Mahallelerdeki cemevleri, çay bahçeleri ve kafelerde yarı-etnografik gözlemler yoluyla veri de toplandı. Mülakatlar Kasım-Aralık 2015 arasında gerçekleştirildi.</h6>
<h6><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> PODEM’in Berghof Vakfı’yla birlikte gerçekleştirdiği İstanbul Gençlik Haritası Serisi, İstanbul’da Alevi, Kürt, İslami kimlikler etrafında siyasallaşmış gençlerin yaşamlarını, beklentilerini, yaşadıkları mahalle, şehir ve ülkeyle ilişkilerini konu ediyor. Bu çalışmanın ürünü olan “Türkiye’de Gençliğin Siyasallaşma Biçimleri” raporunu şuradan indirebilirsiniz.</h6>
<h6><a href="http://podem.org.tr/yayinlar/raporlar/turkiyedegencliginsiyasallasmabicimleri/">http://podem.org.tr/yayinlar/raporlar/turkiyedegencliginsiyasallasmabicimleri/</a></h6>
<h6><a href="#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Ulaş Özdemir (2016). “Kimlik, Ritüel, Müzik İcrası”. Kolektif Kitap.</h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/">Alevi Gençlerin Kaygılı Kimlik Arayışları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
