<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özyeğin Vakfı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozyegin-vakfi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozyegin-vakfi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Jun 2019 10:59:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Özyeğin Vakfı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozyegin-vakfi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İhtiyaçların ve Olanakların Ürünü: Kooperatifler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/ihtiyaclarin-ve-olanaklarin-urunu-kooperatifler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Yüzüncüyıl]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2019 10:59:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsnü Özyeğin Vakfı Kırsal Kalkınma Projeleri Koordinatörü]]></category>
		<category><![CDATA[Kooperatif]]></category>
		<category><![CDATA[murat bayramoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Özyeğin Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kamusal alanın demokratikleştirilmesinde kuşkusuz büyük bir gücü olan kooperatifler, son zamanlarda farklı alanlarda gerçekleşen hak mücadeleleri ekseninde oldukça görünür oldu. Bu bağlamda kooperatifçiliğin ne olduğu üzerine temel bilgileri içeren metinleri çoğaltmak, kamuoyu bilincini yükseltmek adına önemli bir hale geldi. Bu noktadan hareketle, Hüsnü Özyeğin Vakfı Kırsal Kalkınma Projeleri Koordinatörü Murat Bayramoğlu ile kooperatifçilik hakkında söyleştik.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/ihtiyaclarin-ve-olanaklarin-urunu-kooperatifler/">İhtiyaçların ve Olanakların Ürünü: Kooperatifler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kooperatifleşmeye ne zaman ihtiyaç duyulur?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kooperatifler ihtiyaçların ve olanakların ürünüdür. Benzer sorunları paylaşan bireyler, birlikte hareket ederek bu sorunları çözecek olanaklara sahip olacaklarına inanırlarsa, kooperatifleşme bir seçenek olabilir. Hangi alanda olursa olsun, kooperatifleşmenin ihtiyaç olarak gündeme gelmesinin başlıca motivasyonu, bireylerin tek başlarına üstesinden gelmekte zorlanacakları sorun alanlarına, bir araya gelerek çözüm üretebileceklerine ilişkin geliştirdikleri irade ve duygu ortaklığıdır.  Bu tarifin esasen sosyal, ekonomik, demokratik her türden örgütlenme için bir karşılığı var elbette. Bu çerçevede kooperatifleşmeye ne zaman ihtiyaç duyulur sorunuza, her zaman, her yerde, her alanda yanıtını verebilirim. </span></p>
<p><b>Kooperatifçilik hangi alanlarda yapılır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya ve Türkiye örneklerine baktığımızda ilk sıralarda tarım, kredi ve konut alanlarını görebiliriz. Bununla birlikte ulaşım, tüketim, turizm, eğitim, sigorta, esnaf ve sanatkarlık, fikri mülkiyet ve bilimsel araştırma geliştirme kooperatiflerini de eklemek gerekir. </span></p>
<p><b>Türkiye’de kooperatifçilik ne zaman yaygınlaşmaya başladı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-39877 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/sdf.jpg" alt="" width="334" height="202" />Türkiye’de kooperatifçiliğinin miladı 1863’de tarım alanında üreticilerin kredi ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurdurulmuş &#8220;memleket sandıkları&#8221; görülür. Tabanda örgütlenme, demokratik yönetişim, ortakların eşit haklara sahip olması gibi günümüz kooperatifçilik ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, memleket sandıklarını daha çok bir kamu inisiyatifi olduğunu not etmekte yarar olabilir. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden 60lı yılların sonuna kadar, ekonominin temel dinamiği tarımsal üretimdi. Nüfusunun çoğunluğu da köylerde yaşamaktaydı. Tarım sektöründe ve buna entegre olan sektörlerde sermaye birikiminin sağlanmasının araçlarından biri olarak görülen kooperatifleşme, kamunun ekonomi politikalarında yer etti. Bu çerçevede detaylara girmeden ifade edersem pek çok yasal düzenleme yapıldı. 61 Anayasasında ilk kez kooperatifçiliğe yer verildiğini not edelim yine de. Kooperatifçiliğin özellikle tarımda yaygınlaşması 1970’lerde yaşandı. Ege ve Trakya köyleri başta olmak üzere kamunun güçlü teşviklerinin de etkisiyle bir momentum yakalanmışa benziyor. Yine de varlığını bu güne dek sürdüren güçlü tarımsal kalkınma kooperatiflerinin bazılarının 60’lı yıllarda Avrupa’ya işçi göçünü organize etmek üzere kurulduğunu da hatırlatmakta yarar var. Kooperatifçiliğin desteklenmesi hemen tüm 5 yıllık kalkınma planlarında hedef olarak yerini aldı. 70’li yıllarla birlikte kır nüfusun hızla kentlerde birikmesi ve kentlerin büyümesi ile ortaya çıkan yeni gereksinimler sonucunda yapı ve taşımacılık gibi alanlarda kooperatifler kurulmaya başlandı. Küçük üreticilerin ve tarımsal üretimin tasfiyesine neden olan ve 80’li yıllarla birlikte başlayarak, günümüze dek devam eden piyasacı, neo liberal ekonomi politikalar ve arada nefes paylarını bir kenara bırakırsak örgütlenme için gereken demokratik ve sivil ekosistemin sürekli baskılanması ise kooperatifçiliğin gelişimini olumsuz etkiledi.</span></p>
<p><b>Türkiye’de kooperatifçilik bilinci hakkındaki mevcut durum ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kooperatifçiliğe ilişkin farklı aktörlerin farklı algılarından bahsedilebilir. Kar amacı gütmeyen sosyal kooperatifleri bir yana bırakırsak, esasen kooperatifler iştigal ettikleri işlerde üretim, tedarik ve pazarlama alanlarında ortaklarının çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kurulurlar. Yani kooperatifler aynı zamanda ortaklarının dayanışmasıyla kurulan birer özerk ekonomik iştiraktir. Bu pencereden bakıldığında kooperatifçiliğin evrensel tanımını bir elin nesi var, iki elin sesi var ile özetleyebiliriz. Bu basit tanım geçmişte de, bugün de kooperatifçilik bilinci olarak maalesef yer edemedi, kökleşemedi. Türkiye’de 2016 yılsonu itibariyle, 53.259 kooperatif ve 7.422.994 kooperatif ortağı bulunmakta. Bu sayının bugün daha da arttığını biliyoruz. Ancak bu alanla yakından ilgilenen birinden, kooperatifçilik ilkelerinin şu ya da bu düzeyde uygulandığı etkin kooperatifleri saymasını isteseniz sanırım sıralayacağı kooperatiflerin sayısı bir elin parmaklarını geçemeyecektir. Bunun pek çok nedeni var: 80’li yıllardan sonra uygulanan ekonomi politikalar, demokratikleşmede yaşadığımız sıkıntılar, dinamik nüfusun kırı terk etmesi, kamunun kooperatifçiliği yardım aktarmak üzere araçsallaştırmasının köylünün örgütlenme algısında yarattığı tahribat gibi daha da uzatılabilecek nedenler, kooperatifçilik bilincinin gelişimine ket vurdu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine de son yıllarda İzmir’de, Van’da, Devrek’te, Nilüfer’de, Seferihisar’da ve pek çok yerde kurulan kadın kooperatifleri, sosyal amaçlı kooperatifler, gıda topluluklarının kurdukları tüketici kooperatifleri, Diyarbakır ve Batman’dan örneklerini bildiğimiz esnaf kooperatifleri, Dokuzhöyük, Kavar gibi adı sanı çok duyulmasa da piyasaların acımasız rekabet ortamında direnen tarımsal kalkınma kooperatifleri olduğunu biliyoruz. Bu damarın güçlenmesi, özerk, sivil ve dayanışmacı kooperatifçilik anlayışının yaygınlaşması için oldukça önemli. Yerel yönetimlerin son yıllarda kooperatifleşmeye ilişkin çabalarını, geliştirdikleri iş modellerini de oldukça önemli ve kıymetli buluyorum.</span></p>
<p><b>Kooperatifçiliğin zor tarafları nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuruluşları kendi dinamikleri ile değil, dışsal aktörlerin kısa vadeli kazanım motivasyonlarına bağlı olan kooperatifler için en büyük zorluk ortaklarının kooperatiflerini kendi kurumları olarak görmemeleridir. Bunun dışında kooperatifçiliği özendirecek, piyasaların acımasız rekabet ortamında onları destekleyecek politikaların yetersizliği, insan kaynağı, yönetişim, pazarlama alanlarındaki kısıtlar alanın zorlukları arasındadır. </span></p>
<p><b>Kooperatifçiliğin faydalı tarafları nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alanım olduğu için bir tarımsal kalkınma kooperatifi üzerinden farazi bir örnekle açıklamama izin verin.  Elma üretimi yaygın bir köyde, köylüler girdi maliyetlerini düşürmek, zehirsiz (tarım ilacı) elma üretmek, ürettikleri ürünü iyi fiyata satmak, sattıktan sonra paralarını tahsil edebilmek, kazançlarıyla hem yaşamsal ihtiyaçlarını, hem yeni üretim yılının giderlerini karşılamak istediklerini farz edelim. Üreticiler liseye ve üniversiteye giden öğrencilerine de destek olmak istesinler. Kuracakları kooperatifle fidan, gübre, yakıt, işçilik, makine ekipman, soğuk hava deposu, nakliye gibi girdi kalemlerini birlikte ve topluca edinecekleri için maliyetleri düşecektir. Kurdukları ve kiraladıkları soğuk hava deposunda bekleterek, fırınlarında kurutarak, marmelatını yaparak katma değerini artırdıkları ürünlerini pazarlamak için kooperatifleri aracılığıyla ister kentlerde gıda toplulukları ve tüketim kooperatifleriyle, ister bağlı oldukları ilçenin belediye başkanlarıyla, hastaneler, yurtlar gibi kamu kurumlarıyla, isterlerse de tüccarla masaya oturabileceklerdir. Elde ettikleri geliri pay ettikten sonra kooperatifleri için ayıracakları kısmıyla da dilerlerse öğrencilerine burs sağlayabileceklerdir. Bunun yazıldığı kadar kolay olmadığını, zaman ve emek gerektirdiğini bilerek tabi.</span></p>
<p><b>Özyeğin Vakfı’nın desteklediği kooperatifler kimlerdir? Alanda nasıl bir işbirliği mevcuttur?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bitlis’de 5 köyün bir araya gelerek 2012 yılında kurduğu Kavar Kooperatifi Özyeğin Vakfı’nın doğrudan desteklediği bir üretici örgütü. Diğeri Kilis’de 4 köyde kadınların bir araya gelerek 2016 yılında kurduğu Ravandalı Kadınlar Derneği. Uzun süren hazırlık sürecinden sonra kurulan bu üretici örgütlerine sahada ve kesintisiz eğitim, danışmanlık, iş geliştirme ve finans desteği sağladık. Bu destekler kuruluş yıllarında oldukça yoğundu. Yıllar içinde, onlar güçlendikçe bağımlılık ilişkisi yaratmamak için desteğimizi tedricen azalttık.  Kavar ve Ravandalı Kadınları Derneğine ilişkin detaylı bilgiye web sitelerinden erişilebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özyeğin Vakfı saha merkezli projelerinin yanı sıra 2015 yılından bu yana kamuda, belediyelerde, sivil toplumda, üretici örgütlerinde yerel ve kırsal kalkınma alanında çalışanların gelişimini desteklemek üzere Özyeğin Üniversitesi ile birlikte sertifika programları düzenliyor. Ulusal ve uluslararası pek çok platformda ve akademide topluluk temelli tarımı, örgütlenmeyi, kırsalda kadının güçlendirilmesini ve bütüncül kalkınma anlayışını güçlendirmek üzere çalışma yürütüyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/ihtiyaclarin-ve-olanaklarin-urunu-kooperatifler/">İhtiyaçların ve Olanakların Ürünü: Kooperatifler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Yaşam Penceresinden Yerel ve Kırsal Kalkınma: “Kitap, yapmak istediklerimizin tümü değil, yalnızca bir parçası”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/18/surdurulebilir-yasam-penceresinden-yerel-ve-kirsal-kalkinma-kitap-yapmak-istediklerimizin-tumu-degil-yalnizca-bir-parcasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2018 09:24:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[murat bayramoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Özyeğin Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürdürülebilir Yaşam Penceresinden Yerel ve Kırsal Kalkınma kitabını Murat Bayramoğlu ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/18/surdurulebilir-yasam-penceresinden-yerel-ve-kirsal-kalkinma-kitap-yapmak-istediklerimizin-tumu-degil-yalnizca-bir-parcasi/">Sürdürülebilir Yaşam Penceresinden Yerel ve Kırsal Kalkınma: “Kitap, yapmak istediklerimizin tümü değil, yalnızca bir parçası”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öncelikle çalışmalarınızı öğrenelim, neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Özyeğin Vakfı, iki ana damarı olan bir kurum. Bunlardan ilki eğitim. Yıllardır dezavantajlı bölgelerde eğitim altyapısının iyileştirilmesi için okullar ve yurtlar yapıyor vakıf. Ayrıca devam eden burs programları var. Yurtlarda kalan, özellikle kız çocuklarını ve gençleri destekleyen programlar yürütüyor. Özyeğin Üniversitesi’ni de Vakfın eğitim alanına yaptığı yatırımların son halkası olarak değerlendirebiliriz. Bir diğer damar da 2008 yılında vakfın gündemine aldığı ve bugüne dek devam eden yerel ve kırsal kalkınma programı. Saha uygulamaları, politikalar geliştirme ve akademik boyutlarıyla bütüncül bir programdan bahsediyorum… Bahsini ettiğim başlangıç yıllarında Vakıf kırsal kalkınma alanında hangi değerleri savunacağına, nasıl bir yöntem ile saha çalışmalarını yürüteceğine karar vermek üzere uzun bir hazırlık dönemi geçirdi. Dünyada ve Türkiye’de kırsal kalkınmaya dair tartışmaları, deneyimleri öğrendi. Topluluk temelli, küçük aile çiftçiliğini güçlendiren ve kırın bütün sorunları kucaklayan bir stratejiyi benimsedi. Bu anlayışını hayata geçirmek için ilgili kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve üretici örgütlerinin temsilcileriyle bir dizi çalıştay yaptı. Bu buluşmalarda hem stratejisini tartışmaya açtı, hem de uygulamaya dönük ilk adımlarını atmaya başladı.</p>
<p>Doğrudan vakfın kendisinin tasarlayıp uygulamaya başladığı ilk proje 2009 yılında başlayan Kavar Havzası Kırsal Kalkınma Projesi’dir. Bu proje devam ederken vakıf Kilis’te bir kalkınma programı daha başlattı. Bu program Ravanda Havzası Kırsal Kalkınma Projesi adı altında 8 köyün kümelendiği havzada daha çok kadın odaklı bir kalkınma programına dönüştü.</p>
<p><strong>Kadın odaklıdan kastınız?</strong></p>
<p>4 köyün kadınları bir araya gelip Ravandalı Kadınlar Derneği’ni kurdular. Derneklerini kurma süreci yaklaşık 2 yıl sürdü. Şu an için iyi bir kapasite geliştirdiler ve bugün derneğin kendini var etme süreci halen devam ediyor. Benzer bir örgütlenme çalışmasını Kavar köylerinde de deneyimledik. Orada da 5 köy bir araya gelerek Kavar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni kurdular. Kırsal alanda üreticilerin örgütlenmelerine ve böylece kendi dinamiklerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olmak, kırsal kalkınma çalışmalarımızın başlıca motivasyonudur.</p>
<p><strong>Süreç nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Yoksulluk, dinamik nüfus varlığı, halkın hevesi ve yerel kamu idarelerinin pozitif ilgisi çalışma yapacağımız sahayı seçerken gözettiğimiz başlıca kriterler oldu. Uygulama yapılacak saha belli olunca, hane bazlı anket çalışmaları, odak grup görüşmeleri, tartışma platformları sonucunda 5 yıllık ölçülebilir hedefleri olan kalkınma planları yapıyoruz. Her havzada 3’er kişiden oluşan saha ekipleri kuruyoruz. Biz de merkezde çalışmaları koordine ediyoruz.</p>
<p><strong>“SADECE EKONOMİK KALKINMA, REFAH ANLAMINA GELMİYOR”</strong></p>
<figure id="attachment_26872" aria-describedby="caption-attachment-26872" style="width: 224px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-26872" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/foto-2-640x853.jpg" alt="" width="224" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/foto-2-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/foto-2-1024x1365.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/foto-2.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/foto-2-610x813.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/foto-2-320x427.jpg 320w" sizes="(max-width: 224px) 100vw, 224px" /><figcaption id="caption-attachment-26872" class="wp-caption-text">Murat Bayramoğlu</figcaption></figure>
<p><strong>Kitabın hikayesi de burada başlıyor.</strong></p>
<p>Evet, doğru. Kırsal kalkınma programlarına başlarken vakfın önüne koyduğu birkaç temel hedef vardı. Birisi, saha uygulamalarıyla kırsal kalkınma yaklaşımını bir model olarak ortaya çıkarmak. Mikro alanda bir kırsal kalkınma programı nasıl tasarlanır? Orada nasıl çalışılır? Sosyal kalkınma ile ekonomik kalkınma nasıl entegre edilir? Başlarken öncelikli hedefimiz buydu. Bir sivil toplum kuruluşu binlerce köyde bir kalkınma programı yürütemez, yapmamalı da. Önemli olan modeller geliştirip insanlara, kurumlara deneyimler aktarmak. Deneyim biriktirmek ve bu deneyimlerin ışığı altında kırsal kalkınma modelleri ve politikaları önermek ikinci hedefimizdi. Bu alanda da yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Son olarak sahanın bilgisi ile akademinin birikimini yakınlaştırmak ve birbirlerini beslemelerini sağlayacak kanallar kurmak da bir diğer hedefti … Özyeğin Üniversitesi işbirliği ile her yıl kır çalışmaları içinde yer alan farklı kesimlerinden insanlara, yerel ve kırsal kalkınma uzmanlık eğitimi sertifika programları düzenlemeye başladık. Daha çok kalkınma ajanslarından, bölgesel kalkınma idarelerinden, Kalkınma Bakanlığı’ndan, belediyelerden ilgi oluştu. Programa uzman ya da eğitmen olarak katılan akademisyenler, farklı kalkınma paradigmalarını tartışmaya açtılar. Üretici örgütlerinin ve yerel yönetimlerin yöneticileri deneyimlerini aktardılar.</p>
<p>Bu yıl beşincisini yaptığımız bu eğitim programlarında biriken kavramsal bilgi ve deneyim aktarımlarının bir kitaba dönüştürme gerektiği görüşü hasıl oldu. Türkiye’de bu konuda bir literatür eksikliği var. Daha sonra Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkilerBölümü’nden Doç. Dr. Faik Gür ile bu birikimin derlenmesi işine koyulduk. Kitapta makalesi bulunan, röportaj yapılan birbirinden kıymetli akademisyenler, üretici örgütlerinin temsilcileri bu fikre destek verdiler, sahip çıktılar. Esasında bu kitap sadece bizim çalışmalarımızın da bir ürünü değil. Vakfın hayata geçirmeye çalıştığı kır ile akademi arasında köprü olma amacının çıktılarından biri.</p>
<p><strong>Kitabın içeriği oluşturulurken nasıl bir çalışma yolu izlediniz?</strong></p>
<p>Sertifika programlarıyla başladık. Yıllar içinde bu programlarda pek çok konuya değinildi. Biz hepsini toplama mecburiyeti hissettiğimiz için kitabı kendi içinde bölümlere ayırdık. Birinci bölüm daha kavramsal tartışmaların döndüğü bir alan. Bir bölümde kırsal kalkınma ve uygulamalarda pratik sorunları gündemleştirdik. Bir başka bölümde ise bu işe hevesli insanların ihtiyaç duyacakları bilgileri bulabilecekleri bir alan yarattık. Üç alanı bir araya getiren bir yerel ve kırsal kalkınma külliyatı diyebilirim bu kitap için.</p>
<p><strong>“KALKINMA PARADİGMASI, İNSANLARIN ONURLU YAŞAMASINA İMKÂN TANIMALI”</strong></p>
<p><strong>En çok geçen “sürdürülebilir yaşam” ve “kalkınma” kelimelerini sizin tanımınızla alabilir miyiz?</strong></p>
<p>Sürdürülebilir yaşamı ele alırsak ilk olarak;öncelikle şu anki yaşamın sürdürülemez olduğu tespitiyle başlamak lazım. Bunun pek çok sebebi var: ideolojik, sınıfsal vs. Hepsinin toplamına baktığımızda kaynakların hoyratça harcandığı, insanın kendi türüyle birlikte tüm ekolojiyi tükettiği bir girdabın içindeyiz. Elde neyi tutabilmişsek, neyi daha az heder etmişsek onun üzerinden yaşamı hızlıca onarmaya başlamamız gerekiyor. Kalkınma da bununla iç içe bir kavram aslında. Hakim kalkınma paradigması ve politikaları insanlığa, doğaya umut olmaktan çok yıkıcı bir mekanizma. Daha iyi koşullarda yaşam kurma ihtiyacımız var. Eşit bölüşüm ihtiyacımız var. Büyümekten bahsetmiyorum, daha çok adil üleşimden bahsediyorum.  Demokrasinin, yerel katılımcılığın, her alanda yatay örgütlenmenin, barışın, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, hayvan haklarının sürdürülebilir yaşam ve kalkınmanın temel kaldıraçları olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Bu çerçeveden baktığımda kırsal en dezavantajlı kesimlerden bir tanesi. Sadece gelir değil; eğitim, sağlık, yaşam güvencesi gibi konularda da dezavantajlılar. Kalkınma paradigmamız, yoksul kesimlerin, insanlık ne biriktirmişse ondan hak ettiği ölçüde nasiplenerek onurlu yaşamasına olanak tanımalı.</p>
<p><strong>Kitapta tarımsal dönüşümün toplumsal yapıya etkilerinden bahsediyorsunuz. Bundan bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Kitapta yer alan yazlarında birkaç örnek verebilirim sorunuza karşılık gelir umarım. Prof. Dr. Zafer Yenal, hem Amerika’da hem Avrupa’da siyasal-toplumsal dönüşümler ve bunların kalkınmaya etkilerine ve dönüşümlere dair bir perspektif sundu röportajında. Kamu merkezli kalkınma anlayışının Kıta Avrupası’nda ortaya çıkışı, kır nüfusunun kentlere, endüstri alanlarına göçünü, sonraları neo-liberal politikalarla birlikte yaşanan değişimleri anlattı. Prof. Dr. Fikret Adaman ve Dr. Bengi Akbulut kalkınma sorunsalı ve bir çerçeve önerisi başlıklı yazılarında hakim kalkınma iktisadının etkilerine dem vurdular. Doç. Dr. Murat Öztürk, Ferhat Kentel, Pelin Öğün Emre ortak kaleme aldıkları makalelerinde azalan ve artan nüfuslar bağlamında güncel köy halimizi analiz ettiler. Hangi dinamikler köyleri sönümlendiriyor, hangileri yaşamalarına olanak tanıyor? Doç. Dr. Faik Gür, Yunt Dağı köylerinde yürütülen kalkınma programı ile oradaki dönüşüme tanıklık eden bir çalışma yazdı. Doç. Dr. Deniz Şenol Sert de Özyeğin Üniversitesi’nde uzun süredir göç çalışıyor. O da tarımda Suriyeli Sığınmacıların istihdamı üzerine yazdı. Dr. Dilek Eroğlu, İzzet Baysal Üniversitesi’nden Kır Sosyolojisi ve Kadın çalışmaları yürüten bir akademisyen. O da kırda kadının yerini anlattı. Şu an TEPAV’ın danışmanı olan Halil Agah; benim de çok heveslendiğim bir konuda, Kırsal Kültür ve Mimari konusunda yazdı. Prof. Dr. Bülent Gülçubuk yazılarında kırsal kalkınma politikalarında öncelik arayışları bu arayışların toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini inceledi. Şimdi ismini zikretmediğim ve kitaba katkı sağlayan akademisyen ve uygulayıcılar, esasen ortak kaygımız olan yaşamın hepimiz için eşit ve adil sürdürülebilirliği kaygısını kaleme aldılar.</p>
<p><strong>Son bölümdeki etki analizinden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Dr Meltem Aran Vakfımızın Kavar Kırsal Kalkınma Projesinin etki değerlendirmesini yönetmişti. Hem proje köylerinde hem de kontrol köylerde yapılan başlangıç  ve sonuç anketlerinin sonuçlarından yola çıkarak yaptığı analizin sonuçlarını paylaştı. Ama bence daha da önemlisi, farkların farkı olarak adlandırılan yöntemi Kavar örneğinden yola çıkarak anlattı. Kırsal kalkınma projelerinde etki değerlendirme çalışmaları için öğretici bir çalışma olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aynı bölümde Dr. Beyza Polat da kırsal kalkınma programlarının etki analizi yöntemlerine dair kavramsal bir çerçeve çizdi makalesinde.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/18/surdurulebilir-yasam-penceresinden-yerel-ve-kirsal-kalkinma-kitap-yapmak-istediklerimizin-tumu-degil-yalnizca-bir-parcasi/">Sürdürülebilir Yaşam Penceresinden Yerel ve Kırsal Kalkınma: “Kitap, yapmak istediklerimizin tümü değil, yalnızca bir parçası”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
