<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ozan Tekin arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozan-tekin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozan-tekin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Sep 2019 09:37:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ozan Tekin arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozan-tekin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mülteciler Neden &#8216;Sorun&#8217; (2)</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/01/multeciler-neden-sorun-oldu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2019 08:34:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Öktem]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Şenol Sert]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi’nin “Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması 2018” yılı raporunda toplumun kendisine “komşu” olarak istemediği kesimlerin başında yüzde 53.8 oranı ile “eşcinseller” gelirken, ikinci sırada yüzde 45.8 oranı ile “mülteciler” yer alıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/01/multeciler-neden-sorun-oldu-2/">Mülteciler Neden &#8216;Sorun&#8217; (2)</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dosyamızın ilk bölümünde Kadir Has Üniversitesi  tarafından yapılan <a href="http://www.khas.edu.tr/uploads/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2018.pdf" target="_blank" rel="noopener">“Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması 2018”</a>  verilerinden mültecilerin Türkiye&#8217;nin en önemli sorunları arasına girmesini değerlendirmiştik. İkinci bölümde yine bu araştırmada çıkan diğer bir sonuç olan mültecilerle komşuluk yapılmak istenmeyişini merceğe aldık. Araştırma sonuçlarına göre, toplumun neredeyse yarısının  mültecileri ‘komşu’ olarak istemiyor… <span style="font-weight: 400;">Mültecilerle neden “komşu” olmak istemeyiz? Bu soruya aldığımız yanıt ve değerlendirmeler, sorunun çok yönlü ve düşündürücü boyutları olduğunu ortaya koyuyor…</span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-35777 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin.jpg" alt="" width="263" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin.jpg 292w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 263px) 100vw, 263px" />Ozan Tekin: &#8220;Sorunun Özünde Irkçılık Var&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hepimiz Göçmeniz-Irkçılığa Hayır” kampanyasının aktivistlerinden Ozan Tekin, “Topluma yukarıdan aşağıya yabancı düşmanlığı empoze edildiğini” savunarak, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;"> Tüm dünyada, siyasetçiler ve medya, o toplumdaki sorunların kaynağı ve sorumlusu olarak göçmenleri gösteriyor. Bu, o sorunların asıl muhataplarının bu işten sıyrılmasına yarıyor. İşsizlik mi var? İstihdam politikalarını belirleyenlerin, işverenlerin ve hükümetlerin yerine, günah keçisi ‘insanların işlerini ellerinden alan’ göçmenler oluveriyor. Sağlık sistemi işlemiyor mu? Sorunu yaratanın kural koyucular, o sistemi düzenlemekle yükümlü olanlar değil ‘yoğunluğu arttıran’ mülteciler olduğu söyleniyor.&#8221; diye konuştu. Bu söylemin tabanda karşılık bulduğunu belirten Tekin, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Bunda Türkiye’nin kuruluşundan itibaren ırkçılığın pek çok farklı halk için yoğun olarak kullanılmış bir motif olmasının etkisi var. Bugün sığınmacıların çoğunluğunu oluşturan Araplar, eğitim sisteminde bize ‘bizi arkamızdan vuran hainler’ olarak anlatıldı. Bunun yanı sıra, insanların asıl sorunu yaratan daha büyük güç merkezleriyle uğraşmasındansa, sorun olarak Suriyelileri kabul edip onlarla uğraşmasının kolaylığının da bir faktör olduğunu düşünüyorum.&#8221; şeklinde anlatıyor. </span></p>
<p>Mültecilere komşu olunmak istenmemesinin sebebinin, kültürel farklılıklar gibi öğelerden çok, onların buraya gelip hayatı zorlaştıran insanlar olarak görülmeleri yönündeki yanlış algılar olduğunu ifade eden Tekin, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Ancak bunu kırmak, buna karşı mücadele etmek mümkün. Dünyanın birçok yerinde, son birkaç yılda, solun, emek hareketinin ve demokrasi için mücadele eden herkesin temel gündemi bu olmuş durumda. Ve bu çabalar sonuç veriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun birçok ülkede yaptırdığı bir ankete göre, mülteciler ‘halkların değil hükümetlerin sorunu’. Yüzde 57’lik bir kesim göçmenlerle dayanışma ifade ediyor. Uluslararası Af Örgütü 2016’da 27 ülkede 27 bin kişiyle benzer bir çalışma yaptığında, göçmenleri ülkelerine kabul etmeye hazır olanların oranı yüzde 80 civarında çıkmıştı. İşçi sınıfı içinde yaygın kampanyalar inşa edildiğinde, tabanda ezilenler arasında böyle bir dayanışma duygusunu inşa etmek mümkün olabiliyor. Gerek hükümetin göçmenleri ‘misafir’ olarak kodlayan tutumu, gerekse muhalefetin AKP’nin daha da sağından yönelttiği ‘geri gönderilsinler’ eleştirisi, Türkiye’de benzer bir tablonun yaratılmasını güçleştiriyor. Ancak bu konudaki çabalarımız sürüyor.” diye konuştu.</span></p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-35779 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Ayse-Oktem.jpg" alt="" width="318" height="253" />Ayşe Öktem: &#8220;Göçmenler Bizimle Komşu Olmak İstiyor mu Peki?&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beraberce Derneği’nden Ayşe Öktem, herkesin kendi “mahallesinde” yaşamak istediğine dikkat çekerek “Peki göçmenler bizimle komşu olmak istiyor mu?” diye de sormak gerektiği görüşünde.</span><span style="font-weight: 400;"> İnsanların genelde yabancıdan yani bilmediğinden korktuğunu belirten Öktem, &#8220;Bu ilk zamanlardan kalan bir korunma refleksi herhalde, bilmediğinden uzak dur. Zamanla değişir, bilinmeyen bilinene dönüştükçe. </span><span style="font-weight: 400;">Bir başka etken bu topraklardaki yerleşme alışkanlıkları: Herkes kendi mahallesinde oturur. Bu bütün Ortadoğu’da da böyledir, Balkanlarda da: Ora Müslüman mahallesidir, şura Ermeni mahallesi, ha şura da Yahudi Mahallesi. Yüzyıllar içinde hayat böyle biçimlenmiş, herkes kendi mahallesinde oturur, mahallede kendi kültürünü yaşar. ‘Entegrasyon’ konsepti, yeni gelenin mutlaka eskiden beri burada olanla aynı mahallede yaşaması &#8211; ve o halde eskiden beri burada olana uyum sağlamak zorunda olması &#8211; mecburiyeti aslında bir Avrupa konsepti. Belki mülteci, ya da daha doğrusu göçmen de bizimle komşu olmak istemiyordur? Aralarında yaşayıp, kültürlerini, yemeklerini, kokularını, dillerini muhafaza etmek istiyordur? Soran var mı?” dedi.</span></p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-35780 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/DenizŞenolSert-640x507.jpg" alt="" width="264" height="209" />Deniz Şenol Sert: &#8220;En Görünür ‘Öteki’ Mülteciler&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özyeğin Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Deniz Şenol Mert de herkesin “kendi benzeri” insanlarla beraber olmak istediği görüşünde: </span><span style="font-weight: 400;">“Bence insanlar kendilerine benzeyen insanlarla yaşamayı tercih ediyorlar. Bu kimi zaman sınıfsal &#8216;gittikçe güvenlik bariyerlerinin yükseldiği sitelerde&#8217;, kimi zaman etnik &#8216;ki Dünya Değerler Araştırması’nda bu konuda oldukça liberal sonuçlar çıkmıştı&#8217;, kimi zaman da sözde ahlaki değerlere dayalı &#8216;LGBT komşu istememek, evli olmadan birlikte yaşayan çiftleri istememek gibi&#8217; bir ötekileştirmeye dayandırılabiliyor. Bugün halkın ya da sizin deyiminizle yurttaşların önünde en görünür ‘öteki’ de mülteciler. Çünkü sayılar eskisine göre çok daha fazla…”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Sert, sorunun olası gidişatı konusunda ise, uzun vadeli politikalara dayalı olarak hareket edildiğinden emin olmadığını dile getirirken, mültecilerin çoğunun ülkelerine dönmeyecekleri kanısında olduğunu vurguluyor. </span><span style="font-weight: 400;">Mültecilerin mevcut durumuyla ilgili genel bir değerlendirmelerin iki ayrı kategoride yapılması gerektiğini belirten Sert, &#8220;Birincisi, geçici koruma altındaki Suriyeliler: Son dönemde, özellikle seçim öncesi, geri dönüş konusu sık sık gündeme getiriliyor. Ben bunun halk üzerinde orta vadede yanlış etkileri olabileceğini düşünüyorum. Zorunlu göç ile ilgili akademik yazın ve raporlara baktığımızda, geri dönüşlerin gerçekleşmesi için gerekli çok az temelin Suriye özelinde var olduğu söylenebilir. Halkta &#8216;Bu insanlar geri dönecek&#8217; algısı yaratmak, geri dönmedikleri &#8216;ki ben çoğunluğun dönmeyeceği ya da dönemeyeceği kanaatindeyim&#8217; durumda çok daha fazla mülteci karşıtı hareketin ortaya çıkmasına neden olacaktır. İkincisi, uluslararası koruma altındaki diğer kişiler için ise, son dönemde BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Göç İdaresi arasında gerçekleşen süreç değişiklikleri, bu insanların hayatlarındaki belirsizliği artırıyor düşüncesindeyim. Zaten coğrafi kısıtlama yüzünden üçüncü bir ülkeye yerleştirilmesi gereken bu ikinci gruptaki şartlı mültecilerin süreçleri çok uzun sürüyordu. Şimdi yeni düzenlemelerin etkisiyle daha da uzayacak gibi görünüyor. Son olarak; yurttaşlar mülteciler üzerinden devamlı bir algı politikasına maruz kalıyorlar, ben halka aksettirilen politikaların gerçekten veriye dayalı ve uzun vadeli planlara dayandığından emin olamıyorum. Umarım öyledir…&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/01/multeciler-neden-sorun-oldu-2/">Mülteciler Neden &#8216;Sorun&#8217; (2)</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteciler Neden ‘Sorun’?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/28/multeciler-neden-sorun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 09:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi’nin “Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması 2018” yılı raporunda ilk defa mülteciler “Türkiye’nin en önemli sorunları” arasında sayıldı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/28/multeciler-neden-sorun/">Mülteciler Neden ‘Sorun’?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><a href="http://www.khas.edu.tr/news/2074" target="_blank" rel="noopener">Raporda</a> yer alan verilere göre, mülteciler,  Türkiye’nin en önemli 7 sorunu arasında yüzde 3 oranıyla 6. sırada yer aldı. </span><span style="font-weight: 400;">Hayat pahalılığı, işsizlik, enflasyon, “terör” gibi konu/sorun başlıklarından birinin “mülteciler” olması, konuyla ilgili çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşu ve akademisyenler için “dikkat çekici” bir anlam ifade ediyor. Çünkü ilk defa mülteciler “Türkiye’nin en önemli sorunları” arasında yer alıyor. Nitekim Kadir Has Üniversitesi’nin 2010 yılından beri yürüttüğü bu araştırmada da ilk kez yer aldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-35789" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634-640x355.png" alt="" width="360" height="200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634-640x355.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634-1024x568.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634.png 1032w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Mültecileri “Türkiye’nin en önemli sorunu” görenlerin oranının diğer sorun başlıklarına kıyasla daha az olması, konunun ifade ettiği önem ve ağırlığı azaltmıyor. Nitekim aynı araştırmada anket sorularını yanıtlayan neredeyse her iki yurttaştan biri, mültecileri “komşu” olarak kabul ve tercih etmediğini açıkladı (yüzde 45.8).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ozan Tekin: &#8220;Mültecilere Yönelik Politikalar Sorunlu&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hepimiz Göçmeniz-Irkçılığa Hayır” kampanyasının aktivistlerinden </span>Ozan Tekin<span style="font-weight: 400;">, raporla ilgili değerlendirmesinde, </span><span style="font-weight: 400;">sosyal medyadaki atmosfere, muhalefet partilerinin kullandığı siyasi söyleme kıyasla, toplumda mültecilerin ‘sorun’ olarak görülme oranının çok daha geride kaldığının altını çizdi. </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin, 4 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yaptığını hatırlatan Tekin, toplumda geliştirilen düşmanlığın ise buna kıyasla düşük bir oranda olduğunu, tüm saldırılara ve hedef göstermelere rağmen tabanda mültecilerle ilgili bir sağduyunun korunduğunu belirterek, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Tabii bu, sorunun büyüklüğünü görmemize engel olmamalı. Araştırmadaki bir başka soruda, mülteciler, yüzde 45,8’lik oranla, eşcinsellerden sonra en fazla komşu olunmak istenmeyen insan kategorisini oluşturuyor&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-35777 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin-160x160.jpg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin.jpg 292w" sizes="auto, (max-width: 160px) 100vw, 160px" />Mültecilerin değil, ancak mültecilere yönelik uygulanan politikaların sorunlu olduğunu savunan Tekin, &#8221; 7 yılı aşkın süredir, Suriye’deki ayaklanmanın yarattığı ortamda, yoğun bir göç akımıyla karşı karşıyayız. Hükümetin buna yönelik ürettiği çözümler ise kalıcı olmaktan son derece uzak ve yetersiz. ‘Geçici koruma statüsü’ denen şey, tüm eksikleriyle birlikte, adı üstünde ‘geçici’ olmak zorunda. Suriye’de belirsiz bir gelecekte durumun düzeleceği ve göçmenlerin oraya geri gönderileceği inancıyla yürütülen siyaset, büyük sorunlara yol açıyor. Dileyen Suriyelilerin kalacağı ve Türkiye toplumuna entegre olabileceği kanallar açılmalı. </span><span style="font-weight: 400;">Bunun için en acil sorun, tüm sığınmacılar için ‘mülteci’ statüsünün tanınması. Türkiye’nin BM Mülteci Sözleşmesi’ne uyguladığı ırkçı coğrafi sınırlama şerhinin kaldırılması. Bu olduğunda, mültecilerin de tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer yurttaşları gibi, barınma, eğitim, sağlık, iş hayatı ve diğer tüm alanlarda insan olmaktan kaynaklı tüm haklarını düzgün bir şekilde kullanabilecekleri bir düzenin oluşturulması. Her alanda altyapının buna göre düzenlenmesi. Kısaca, Suriyelilerin bizimle eşit, özgür ve insanlık onuruna yakışır bir hayata kavuşturulması.” diye konuştu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-35779" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Ayse-Oktem.jpg" alt="" width="360" height="287" /></p>
<p><b>Ayşe Öktem: &#8220;Göç Şimdi Ve Sonra En Önemli Sorunumuz Olacak&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mültecilerle ilgili “Halk Tercümanları”, “Öğretmen Destek Programları” ve “Festivaller” düzenlemek gibi çalışmalar yürüten Beraberce Derneği Başkanı Ayşe Öktem’e göre ise, “En önemli sorunumuz ‘mülteciler’ değil, göç.” Göçün</span> şimdi ve önümüzdeki yıllarda en önemli sorunlardan olacağını belirten Öktem, &#8221; Türkiye, şimdiye kadar da göç alan ve göç veren bir ülkeydi. Ama gidenlerin sayısı gelenlerin sayısından çok daha yüksekti ve sürekli göç almamıza rağmen algımız ‘göç veren’ algısıydı. Ama bugün, gelenlerin hepsini düşünürsek, neredeyse 5 milyon göçmen yaşıyor aramızda. Zaten, mülteci değil, göçmen demeyi tercih ediyorum. Mülteciler, çoktan mülteci olmaktan çıktı.  İnsan bir göçün başında mülteci olur. Gelenler artık göçmen oldu. Kalacaklar, büyük bir kısmı kalacak. Bütün farklılıklarıyla kalacaklar ve tabii kalmaları bu toplumu değiştirecek. Yarının Türkiyesi daha renkli olacak, daha çok kültürü, daha çok dili, daha çok dini barındıracak. Daha dinamik olacak herhalde. Bu durum, statükoyu seven, kendi rahatlığını sevenler için, değişmek istemeyenler için bir sorun tabii. &#8221; diye konuştu. Avrupa’nın sınırları tümüyle kapatmasıyla Türkiye&#8217;nin umut kapısı olacağını belirten Öktem, &#8220;Ortadoğu’nun, Afrika’nın savaşlarından ve doğal afetlerinden &#8211; ki bunlar da çoğalacak, örneğin kuraklık &#8211; kaçanlar önce bu topraklara gelecek. Ve bu, bizim için aslında bir sorundan çok büyük bir şans. Bu süreç iyi yönetilirse bu memlekete büyük bir dinamizm kazandırır.” dedi.</p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-35780" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/DenizŞenolSert-640x507.jpg" alt="" width="349" height="276" />Deniz Şenol Sert: &#8220;Ekonomi Kötüye Gittikçe Tepkiler Artacak&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özyeğin Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, ekonomik gidişata bağlı olarak mültecilere yönelik tepkiselliğin artacağını belirterek sorunun bir başka boyutuna dikkat çekiyor. Göç Araştırmaları Derneği&#8217;nin kurucularından da olan Sert, </span><span style="font-weight: 400;">Misafir olarak konumlandırılan, sonrasında ‘geçici’ koruma altında oldukları sürekli tekrarlanan insanların, 8 yıl sonunda kalıcı olmaya başladıklarını gören halkın böyle bir tepkisellik içinde olmasının doğal olduğunu belirten Sert, &#8220;Örneğin, dünyanın başka bir seçimle yönetilen ülkesinde 3.5 milyon farklı milletten insanı ülkeye soksanız, bunun seçimlere bir etkisi olurdu; hükümet partisinin oylarının düşmesi, aşırı sağ partilerin yükselişi gibi… Türkiye’de böyle bir etki olmadı. Gerçi Türkiye’de Almanya’daki gibi bir ‘Refugee Welcome’ hareketi de olmadı. Gene de süreç içerisinde genelde insanların konuya sağduyulu bir şekilde yaklaştıklarını gördük. Ancak ekonomi iyiye gitmiyor. Ekonominin kötü gidişatı hizmetler konusunda (sağlık, eğitim, sosyal yardımlar vs.) sekmelere yol açtıkça, halkın mülteciler ve diğer yabancılara tepkisi de artacaktır diye düşünüyorum.” dedi. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/28/multeciler-neden-sorun/">Mülteciler Neden ‘Sorun’?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Zemini’nde Buluşma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/adalet-zemininde-bulusma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2018 10:30:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Aytemur]]></category>
		<category><![CDATA[Berrin Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[Ferda Keskin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Melek Ulagay]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer uğur dalay]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Gözen]]></category>
		<category><![CDATA[Roni Margulies]]></category>
		<category><![CDATA[Rümeysa Çamdereli]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adalet Zemini tarafından Cezayir toplantı salonunda düzenlenen “Dünyada ve Türkiye’de demokrasi ve barışın imkânları” paneline ilgi büyüktü. Konuşmacıların sunumları ve salondan yapılan katkılarla üç ayrı oturumda verimli tartışmalar yürütüldü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/adalet-zemininde-bulusma/">Adalet Zemini’nde Buluşma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Panelin “Dünyada otoriterlik ve demokrasi mücadelesi” konulu ilk oturumunda Berrin Sönmez, Nilüfer Uğur Dalay, Roni Margulies ve Ramazan Gözen konuştu. Konuşmalar ve salondan katkılar özetle şöyleydi:</p>
<p><strong>Nilüfer Uğur Dalay:</strong></p>
<p>&#8211; Kapitalizmin krizleri bitmez, 20.yy’daki ilk büyük krizi 1929’da olmuştu, sonra 1970’lerde petrol krizini yaşadı, şimdi ise 2008 krizinin etkilerini yaşıyoruz. 10 yıldır kapitalizm yeterli büyüme sağlayamıyor, zenginlik giderek daha fazla küçük bir azınlığın elinde toplanıyor.</p>
<p>&#8211; Küresel kapitalist sistemde devletler sermaye sınıfının çıkarlarını koruyorlar, kriz ortamında kapitalizm daha da otoriter oluyor, bu nedenle bugün dünyada otoriterlik giderek artıyor. Ama bizler, işçiler ve yoksullar kapitalizme karşı demokrasi, barış ve ekonomik haklarımız için mücadele etmeye devam ediyoruz.</p>
<p>&#8211; Dünya Sosyal Forumu önemli bir mücadele deneyimiydi. Küresel barış ve adalet hareketi aynı zamanda antikapitalist bir hareketti. Kapitalizme karşı demokrasi ve barış mücadelemizi her zaman sürdüreceğiz.</p>
<p><strong>Ramazan Gözen:</strong></p>
<p>&#8211; Ulus devlet 500 yıldır insanlığın başında bir bela. Ulus devlete egemen olan kişileri, kesimleri denetleyebilmek gerek. Beş yılda bir gidip oy kullanmakla devleti denetleyemeyiz. Daha doğrudan denetim mekanizmaları, sivil toplumun yönetime katılımının sağlanması gerekir. Avrupa Birliği örneği bu konuda olumludur, üye devletleri daha demokratik olması noktasında zorlayabilmektedir. En azından 70 yıldır Avrupa’da barışın sürmesini sağlamıştır.</p>
<p>&#8211; İslam dünyası Arap ayaklanmaları ile daha demokratik yönetim sistemleri kurabilirdi, ama bunu başaramadı. Çünkü dışarıdan yapılan müdahaleler demokrasiyi geliştirmek bir yana, diktatörlüklerin yeniden tesisine hizmet etti. Marksist devlet önerileri de başarılı olamadı, Marksist ve İslam devleti örnekleri hep milliyetçiliğe mağlup oldu.</p>
<p>&#8211; Ak Parti’nin 2002-2009 yılları arasındaki yönetim tarzı ülkemiz için iyi bir çoğulculuk örneğidir. Ama sonrasında AKP de demokrasi açısından sınıfta kaldı.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/uUPUdUBXY5.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Berrin Sönmez:</strong></p>
<p>&#8211; Dünyada pek çok sorun ve eşitsizlik var, bunu en iyi biz kadınlar çözeriz. Kadınlar binlerce yıldır ataerkil baskıyla yaşadılar, son 150 yılda kadın mücadelesi öne çıktı, bazı alanlarda kadınlar seslerini duyurmayı başardılar. 8 Mart’ın kaynağındaki kadın hareketinin tarihi 1857’dir ve eşit işe eşit ücret talebidir. Bu talep hâlâ tam elde edilememiştir.</p>
<p>&#8211; Demokrasi mücadelesinde feminist kuramın yol göstericiliği önemli. Modern bilim zihinsel aktiviteyi esas alır, feminist kuram zihinsel aktivitenin yanına duygusal aktivitenin de katılmasını önerir. Bugün pek çok alanda kavramları yapıbozum sürecinden geçirmeli ve yeniden yapılandırmalıyız. Feminizm antimilitarist, otorite ve hiyerarşi karşıtı önerileri ile demokrasi mücadelesinde önemli bir yol göstericidir.</p>
<p><strong>Roni Margulies:</strong></p>
<p>&#8211; Tarihsel süreçler hep ileriye doğru girmez, inişli çıkışlıdır. İşçiler ve yoksullar olarak içinde bulunduğumuz dönem başka bazı dönemlere göre daha kötü durumdayız, ama mücadeleye devam ediyoruz. 1980’e kadar dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfı hareketliydi, pek çok grev ve direniş yaşıyorduk. 1980 sonrası neoliberalizm egemen oldu, işçi hareketi 20 yıl süreyle geriye çekildi.</p>
<p>&#8211; 2000’lere gelirken işçiler ve yoksullar hareketi, küreselleşme karşıtı hareket adı altında tekrar canlandı. Bu hareket daha sonra savaş karşıtı harekete dönüştü. Ama 2008 krizi sonrası işçi hareketi tekrar geri çekilir gibi oldu, ama tam da geri çekilmedi. İstikrarsızlık artıyor, bundan sonra ne olacağını mücadelenin kendisi belirleyecek.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/katilim2.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Ortadoğu’da bitmeyen savaş</strong></p>
<p>Panelin “Ortadoğu’da bitmeyen savaş” konulu ikinci oturumunda İslam Özkan, Melek Ulagay, Ozan Tekin ve Yıldız Ramazanoğlu konuştu. Konuşmalar ve salondan katkılar özetle şöyleydi:</p>
<p><strong>Ozan Tekin:</strong></p>
<p>&#8211; Ortadoğu’da savaşlar devam ediyor, bunun nedeni emperyalizm ve kapitalizmdir. 2001’den beri yapılan tüm işgaller halkların direnişi ile karşılaştı. Mezhepçiliği ABD kışkırttı. Ortadoğu’da ABD güç kaybediyor, Rusya ve Çin mevzi kazanıyor. Geçmişte Ortadoğu’da, 1920’li, 30’lu hatta 50’li yıllarda farklı din, mezhep ve etnik kökenden halklar emperyalizme karşı birlikte mücadele etmişlerdi. 2003 Irak işgaline bütün Ortadoğu halkları karşı çıktı.</p>
<p>&#8211; 2011’de Arap ayaklanmaları her yerde diktatörlere karşı başladı. Ama emperyalizm bazen darbe, bazen iç savaş çıkararak halkın egemenliğini engelledi. Özellikle Suriye iç savaşı ile ayaklanan halklara şu mesaj verildi: isyan ederseniz, çok büyük bir yıkımla karşılaşırsınız. Emperyalizmin bu tehditlerine boyun eğmemeliyiz. Bizler özgürlük isteyen bütün halkların yanında olmalıyız.</p>
<p><strong>Melek Ulagay:</strong></p>
<p>&#8211; Ortadoğu’daki problemlerin asıl kaynağı bundan 100 yıl önce, 1918 yılında sömürgeci İngiltere ve Fransa devletlerinin tamamen kâğıt üstünde ve sömürgeciliklerini korumak için yaptıkları düzenlemelerdir. Sykes-Picot antlaşması olarak da bilinen bu gizli anlaşma ile 500 yıldır Osmanlı’nın yönettiği Ortadoğu’da daha önce olmayan Irak, Suriye, Ürdün gibi devletler kuruldu, Kudüs ise ileride İsrail’in kurulması için ayrı bir statüye alındı. Ortadoğu halkları 100 yıldır bu yapay sömürgeci düzenlemeler nedeniyle sürekli bir huzursuzluk ve savaş ortamında yaşıyorlar.</p>
<p>&#8211; Bugün Ortadoğu’da emperyalistler tarafından barış adı altında yapılacak yeni yapay düzenlemeler, yine halklar için acı ve ızdırap kaynağı olacaktır. Astana birliği ABD’yi bölgeden çıkarmak istiyor, ABD ise üsler kurmakla meşgul. Yakında doğrudan devletler arasında bir savaş çıkabilir, bu ise durumun çok daha kötü olmasına yol açar.</p>
<p><strong>İslam Özkan:</strong></p>
<p>&#8211; Suriye savaşı dünyayı çok olumsuz etkiliyor. Arap ayaklanmaları ordunun güçlü olmadığı Tunus’ta başarılı oldu ama güçlü olduğu Mısır’da darbe ile karşılaştı ki bu darbenin arkasında Suudiler, BAE ve ABD vardı. Suriye’de ise barışçıl başlayan ayaklanma çok kısa sürede militerleşti, ayaklanmanın daha 3. ayında Cisr el Şugur’da ayaklanmacılar 80 sivili öldürdüler. Elbette Esad rejimi baştan itibaren ayaklananlara karşı silahlı müdahalelerde bulunuyordu, ama ayaklananların büyük çoğunluğu, silaha başvurmak istemiyorlardı.</p>
<p>&#8211; Hâlen Suriye’de muhalefetlerini barışçı yollarla sürdürmek isteyenler var, örneğin Heysem Menna önderliğinde Buğday Hareketi isimli bir grup Dariye’de faaliyetini sürdürüyor. Ama hem rejim, hem de Suudi ve Katar devletleri ayaklanmanın kısa sürede askerileşmesini teşvik ettiler ve sonuçta milyonlarca insan mağdur oldu.</p>
<p>&#8211; AKP’nin Suriye siyaseti baştan itibaren hatalıdır, bugün de hatalıdır. Suriye’deki halk ayaklanmasına en başta barışçıl destek verilseydi, askerileşmesi engellenseydi, durum bu kadar içinden çıkılmaz hâl almazdı. Bugün de Suriye veya başka herhangi bir ülkeye asker yollamak yanlıştır. Bizler her durumda barışı savunmalıyız.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/cWsKbMOniJ.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Yıldız Ramazanoğlu:</strong></p>
<p>&#8211; Günümüzde devletler demokratik bir başlangıç yapsalar da, sonra giderek ceberutlaşıyorlar. Anarşizme uygun devletsiz sistemler ise sadece teorik olarak var, pratikte görülmedi. İslam tarihinde devletle ilgili pek çok teorik önerme var, ama pratikte fazla olumlu örnek yok. Ezme-ezilme ilişkisi, faşist yaklaşımlar iki insan arasında bile yaşanabiliyor.</p>
<p>&#8211; Bizler ‘80 sonrası Türkiye’de önemli olumlu örnekler yaşadık. Mazlum-Der, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, 1000 kadın buluşması, Emek Adalet Platformu, Doğu Konferansı hep örnek faaliyetlerdir. Dünyada kötülerin sesi çok çıkıyor, ama bizler iyi insanların da olduğunu bilmeliyiz. Dünya Sosyal Forumu böyleydi. Bugün de dünyanın dört bir yanında mültecilere yardım için çalışanlar, ırkçılığa karşı mücadele edenler var. Bölgemizde ABD’nin işgallerine, üsler kurmasına, silahlandırmasına karşı çıkmalıyız.</p>
<p>Bu oturumda salondan gelen katkılarla birlikte konuşmacılar da Afrin’e yönelik harekâta karşı olduklarını, savaş yerine diyalog ve çözümden yana olduklarını dile getirdiler.</p>
<p><strong>“</strong><strong>Türkiye’de muhalif olmanın güçlükleri ve imkânları”</strong></p>
<p>Panelin “Türkiye’de muhalif olmanın güçlükleri ve imkânları” konulu üçüncü oturumunda ise Atilla Aytemur, Fatma Çiftçi, Ferda Keskin ve Rumeysa Çamdereli konuştu. Konuşmalar ve salondan katkılar özetle şöyleydi:</p>
<p><strong>Ferda Keskin:</strong></p>
<p>&#8211; Sadece devlete ve kurumlarına karşı muhalefet etmek yetmez, devlette kristalleşmiş belli iktidar biçimlerine karşı da muhalefet etmeliyiz. Muhalefetimiz, içinde yaşadığımız çağda antikapitalist olmalıdır. Ayrıca her türlü etnik, dini, cinsel vb. ayrımcılığa karşı olmalıyız. Ulus devletlerin siyasi ayrımcılığına karşı muhalefet etmeliyiz.</p>
<p>&#8211; Ulus devlet bugün krizde, çünkü dayandığı neoliberal sistem krizde. Muhalefetimiz aynı zamanda neoliberal değerlere karşı olmalı. Neoliberal değerler yaşamımızı kuşatmış durumda, mücadele tüm bu kuşatmayı kırmalı. Yaşamımızdaki kapitalizmi tümüyle reddetmeliyiz. Bu anlamda kilit sözcük, özgürlüktür. Sadece devletten değil, tüm neoliberal değerlerden özgürleşmemiz gerekir.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/VIYqYKOz40.jpg" alt="" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fatma Çiftçi:</strong></p>
<p>&#8211; Hz. Ömer yanındakilere sorar: “Yanlış iş yaparsam, bana ne yaparsınız?”, “Seni kılıcımızla düzeltiriz” diye cevabını alır. 1980 sonrası İslamcı muhalefet daha kolaydı, iktidarın yıpratıcılığı ile tanışmamıştı. 2003’te iktidar olan AKP, İslamcı kimliğini sürdüremedi, kapitalizme eklemlendi. Bugün muhalefet yapmak, İslamcı olduğunu söyleyen iktidar tarafından beka kaygısı gerekçesi ile engelleniyor. Ben batı düşmanı değilim, batı değerleri de, doğu değerleri de insanlığın ortak mirasıdır. Bursa Mazlum-Der şubesinde çalışırken, kadın sorunu ile ilgili bir toplantı yapmak istedim, başarılı olamadım. Buna karşın pek çok seküler kurumla ve kişiyle ortak eylemler yapabildik, bunları daha da geliştirmek gerekir.</p>
<p><strong>Atilla Aytemur:</strong></p>
<p>&#8211; Türkiye elbette 20. yy başından bugüne epeyce ilerleme sağladı, ama hâlâ yurttaşlarına demokratik bir ülke sağlayamadı. 2002’de AKP iktidara geldi, kendi dışından da epeyce destek aldı, ama sonuçta bugün acaba diktatörlük mü yoksa faşizm mi var diye tartışıyoruz. Türkiye’de muhafazakâr ve modernist iki blok var. Bu iki blokta önemli, değerli isimler var. Bu dönem her iki kesimdeki isimler demokratik bir seçenek oluşturamıyorlar, aksine sürekli devlet tarafından kovuşturmalara uğruyorlar. Bizler Adalet Zemini, Barış Bloku, Hak ve Adalet Platformu vb. yapılar olarak bir araya gelmeliyiz. Yeni bir toplumsal iklimin yaratılması için çalışmalıyız.</p>
<p>&#8211; Yakında seçimler var, farklı sosyolojilerin bir arada yaşayabileceği bir toplumsal sistemi savunmalıyız. 1946’daki seçimlerden beri Türkiye’de bir toplumsal kesim seçimleri kazanınca, diğer kesim mağdur ediliyor. Buna son verecek, kutuplaşmaya hayır diyecek bir çizgi izlemeliyiz. Kimliklerde değil, değerlerde buluşmalıyız. Adalet Zemininde çok daha farklı kesimlerle bir araya gelebilmeliyiz.</p>
<p>&#8211; 2019 seçimlerine giderken muhalefetin önemli bir dinamizmi var. 2017 Nisan referandumunda bunu herkes gördü. Özellikle dindar Müslüman kesim AKP-MHP koalisyonuna önemli bir tepki gösterdi. Bu tepki, eğer önemli bir hata yapılmaz ise yine başarılı olabilir.</p>
<p><img decoding="async" src="http://marksist.org/images/ortalar.jpg" alt="" /></p>
<p>&#8211; AKP hem Kürt meselesini çözemedi, hem de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası otoriterliğe yöneldi, böylece demokrasiye yönelerek çoğunluğun desteğini sağlama konusundaki fırsatlarını kaçırdı, şimdi biz kendi fırsatlarımızı kullanabilmeliyiz. Ortak değerler için dilimizi dönüştürmeliyiz, dönüştürebildiğimiz oranda yeni ortak değerler üretebiliriz.</p>
<p>Salondan yapılan katkılarda ise “Barış ve demokrasi arasında çok yakın bir ilişki var. Çözüm sürecinde barış ortamı sağlandığında demokraside de genişleme yaşadık. Bugün savaşların içindeyiz, demokrasi daralıyor. Yeniden bir barış sürecine, en azından çatışmasızlık sürecine ihtiyacımız var, bunun için çaba göstermeliyiz” denildi.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://marksist.org/icerik/Haber/8995/Adalet-Zemininde-bulusma-Kapitalizme-karsi-demokrasi-ve-baris-mucadelesi-surecek">marksist.org</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/11/adalet-zemininde-bulusma/">Adalet Zemini’nde Buluşma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
